PSK. DAN. İDRİS BİLEN

İnsanın acaba duyarsızlaºma gibi bir özelliği ya da böyle bir yaratılıº yetisi olmasaydı ne olurdu?
ªöyle bir düºünün:
İçinde yaºadığınız dünyada her türlü iğrençlik, adâletsizlik, zulüm, iºkence, iºgal, terör, savaº, bireysel hırslar, gurur ve mücadeleler, entrikalar, birbirinin kuyusunu kazıp sinsi planlarla elde edilen makamlar, oynanan oyunlar, yalanlar, dolanlar, sahtekârlıklar, ikiyüzlülükler, mâneviyatsızlıklar, ahlâki çöküºler, değersizlikler, hiçlikler… vs… vs… olmakta ve yaºanmakta.

Yaºadığımız her gün ve her an yeni bir olay, farklı bir sorunla karºılaºmaktayız. İnsan dıºı davranıºlar, akla–hâyale gelmeyecek yaºantılara ºahitlik etmekteyiz. Gazetelerdeki sütunlar, manºetler; tv ekranındaki haberler, görüntüler; kendi etrafımızda olup bitenler ve içinde yaºadığımız ºehirde, ülkede ve dünyada her geçen saniye yeni bir olay ve birçok karmaºa yaºanmakta.
Nihayetinde "tüm bu yaºantılara duyarsız kalma gibi bir yetimiz olsaydı acaba ne olurdu?" diye bir soru beraberinde duyarlı olmanın da bir anti tepki olarak saymıº olduğumuz tüm olumsuz fiil ve davranıºlara karºı bir cephe duruºu olurdu ki bu da karºılıklı bir mücadeleyi belki de beraberinde daha ağır sonuçları doğurabilirdi. Aynı ºekilde duyarsız kalma gibi bir lüksümüz de olmadığına göre bilemiyorum acaba her iki hâlinde olmadığı durumda da neler olabileceğini!
İçinde yaºadığımız dünyada hele ºu günlerde ne çok duyarlı ne de çok duyarsız olarak sürdürmeliyiz hayatımızı. Orta çizgide bir duruº belirlemeliyiz kendimize. Lakin bu duruº öyle bir duruº olmalı ki, kendimizi unutmadan, yerimizin ve konumumuzun farkında olarak, bilinçli tepkilerle duyarlılığımızı ortaya koymalıyız. Bununla birlikte çok farklı bir çağda yaºadığımızı; gördüklerimizle izlediklerimiz, okuduklarımız ve hatta yiyip içtiklerimizle bile duyarsızlaºtırıldığımızı unutmamalıyız.

Bugün bu çağda çocuklarımızın oyuncaklarına kadar inen ve onların masum bedenlerini, zihinlerini ve bilinçlerini etkileyecek olan çok farklı kimyasal maddeler kullanılmakta. Çocuklarımıza ve bebeklerimize kadar inen bu duyarsızlaºtırma hareketi bizleri unutmuº olmayacağına göre sâkin bir kafayla kendimize dönelim.
"Sâkin bir kafa" dedim de aklıma geldi: Sahi bizim kafalarımız en son ne zaman sakin oldu?
Bu önemli bir soru!
En son ne zaman kendimizi rahat, huzurlu, güvenli, mutlu, istekli coºku ve enerji dolu, kendimizle barıºık gördük?
ݺte bunu baºardığımızda ve bu baºarıyı arttırdığımız anda duyarlı bir birey olarak insanlık üzerinde oynanan oyunları göreceğiz. Diyorum ya çok farklı bir çağda yaºıyoruz. Kendimizi unutarak yaºıyoruz. Neyi niçin, kim için ve neden yaptığımızı bilmeden, önemsemeden, hissetmeden yaºıyoruz. Bazen günümüzü gün etmek için; bazen de olaylar karºısında dünyanın en duyarlı insanıymıºız gibi yaºıyoruz. Çoğu zaman uymuyor davranıºlarımız yaºantımıza ve çoğu zaman kandırıyoruz kendimizi. Daha doğrusu kendimizin farkında olmadığımız için, kendimizi önemsemediğimiz ve kendi değerimizi bilmediğimiz için oluyor zaten tüm bunlar. O halde biz önce kendimize duyarlı olmalıyız. Ki kendi dıºımızda bize oynanan oyunların farkına varabilelim.
ݺte asıl mesele bu!

KENDİMİZE NASIL DUYARLI OLACAĞIZ?
Kendimize nasıl duyarlı olacağız?
Bunun için:
İnsanın hayatını devam ettirebilmesi için ilk baºta fizyolojik ihtiyaçlarını karºılıyor olması gerekir. Maslow''un ihtiyaç hiyerarºisini baz alsanız da almasanız da bu böyle. ݺte bu fizyolojik yani ilk ve en önemli ihtiyaçları karºılarken gereken duyarlılığı gösteriyor muyuz?
İlk duyarsızlığımız bu duyarsızlıkla baºlıyor iºte. Bu nasıl oluyor?
Tükettiğimiz gıdaların nasıl, nerede, kim tarafından, hangi ºartlar altında ve içerisinde hangi katkı maddeleri, hangi yağlar ve hangi duyarsızlıklarla üretildiğini bilmiyoruz. Bunları bilme ya da duyarlılık gösterip araºtırma lüksümüz de olmuyor çoğu zaman. ݺin aslı çok da önemsemiyoruz. Duyarsız bir ºekilde tüketiyoruz. Hem de bir tüketim çılgını olarak tüketiyoruz.
Aldığımız gıdaları, yediğimiz besinleri, tükettiğimiz her türlü yiyecekleri bir düºünün. Neler yiyor, neler içiyoruz? Hormonlarla ºiºirilen besinler, kimyasal maddelerle genetiği değiºtirilen gıdalar, boyalarla renklendirilen içecekler…

SERA MAHSULLERİNİN HEPSİ HORMONLUDUR
Bazen ne yediğimizi bile bilmiyoruz. En çok tükettiğimiz, olmazsa olmazımız olan ekmeğimizde bile kanserojen maddeler olduğu öne sürülüyor. Temel tüketim gıdalarından olan ayçiçeği yağlarında, yağlı boyaların kimyasal maddeleri kullanıldığı tespit ediliyor. Sera mahsullerinin hemen hepsi hormonlu. Genetik yapısı değiºtirilmiº gıdalar her yanımızı sarmıº durumda. Hazır ürünler arasında katkı maddesiz gıda yok denilecek kadar az.
Çayımıza katılan kimyasal boyalar yetmedi, ºekerimize de kemik tozları kattılar. Evet, belki bunu hiç duymamıºtınız. Küp ºekerlerde dağılmaması için ve toz ºekerlerde beyazlatıcı olarak kemik tozu kullanılıyor. Bu amaçla Türkiye''deki kemik tozu üretimi % 20. Geriye kalan % 80''lik oran dıºarıdan ithal ediliyor. Peki, hangi hayvanların kemikleri bunlar? Bilemiyoruz. Ama ºunu biliyoruz ki domuz kemikleri yapıºkan özellik taºıyor yani küp ºeker için en ideal kemik.
ªimdi kocaman bir soru iºareti koyuyorum buraya: (?)

İçinde et olmayan sucuk ve sosisler, içinde bal olmayan ºeker ve katkı maddeleriyle bala benzetilmiº sahte ballar, tekstil boyalarıyla ve paslı demirlerle siyahlaºtırılmıº zeytinler ve içinde bir gram bile zeytinyağı olmayan, etiketinde ise zeytinyağı hatta sızma zeytinyağı yazan bitkisel yağlarla doldurulmuº sahte zeytinyağları market raflarını dolduruyor.
Bu ürünlerin hem kısa hem de uzun süreli etkilerinin olduğu bir gerçek. Tüm bunların sağlığımızı ne derece etkilediği her geçen gün daha açık olarak ortaya çıkıyor. Baºta biyolojik yapımız olmak üzere; duygusal, ruhsal ve zihinsel yapımız da olumsuz olarak etkileniyor. ݺte buna bilimsel bir örnek:
Sodyum Laktat denen kimyasal maddeler panik nöbetleri olan insanlarda nöbeti baºlatabilirken; normal insanlarda böyle bir nöbeti oluºturamamaktadır. Aynı ºekilde, Kafein, Kokain, Marihuana ve karbondioksit de panik nöbeti oluºturabilmektedir...
Bu yazı bir gıda analizi olmasın ve okuyucularıma bir nebzecik de olsa araºtırma payı kalsın ve en azından bu ºekilde duyarlılık gösterebilesiniz diye bunlara diğer daha birçok verimi eklemiyorum…

.....

RUH NE İSTER?
Her ºey fizyolojik ihtiyaçlar değildir elbet. İnsanın mânevi, ruhsal ihtiyaçları da vardır. Ki bu ihtiyaçlar fizyolojik ihtiyaçlardan daha da önemlidir.
ªimdi yine kendinize yönelmenizi istiyorum:
*En son ne zaman ruhunuzun huzur ile dolduğunu gördünüz?
*Yaptığınız iº her ne ise, iºinizi bir tarafa bırakıp en son ne zaman kendinize yöneldiniz?
*Kendinizle baº baºa kalıp en son ne zaman ºöyle bir tefekkür ettiniz?
*Onu da geçtik, yaptığınız, çalıºtığınız iº, sizin hangi yönlerinizi geliºtiriyor ve hangi yönlerinizi köreltiyor, hiç düºündünüz mü?
"Akºam eve geldiğinizde her gün aynı yorgunluğu, bitkinliği, tükenmiºliği hissediyor ve baºta kendiniz olmak üzere eºinize ve çocuklarınıza gereken zamanı, ilgiyi ayıramıyorsanız daha fazla ºey söylemeye lüzum kalmıyor.
Yıllar yılı çalıºıp didinmenin, ev sahibi, araba, mal–mülk sahibi olmanın ötesinde hiçbir yatırım yapmadıysak bugüne kadar; gerçekten yanlıº ºeylere yatırım yapmıºız demektir.
Ama bunu ne zaman anlayacağız? Ne zaman kendi ruhumuza dokunan iºlere yatırım yapmaya baºlayacağız? Bu dünyanın, yaºantımızın, yaptığımız her ºeyin geçici olduğunu ne zaman anlayacağız? 50 yaºından sonra mı? Yoksa daha ileriki yıllarda mı? Belki de ölüm yaklaºtığında değil mi?
Lütfen ºöyle bir duralım. Geriye dönelim. Geçen günlerimize, aylarımıza ve yıllarımıza ºöyle bir bakalım. Kendi muhasebemizi kendimiz yapalım, geç olmadan!
Sonra tekrar düzenleyelim yaºantımızı. Yaptığımız iº her ne ise kendi ruhumuza, değerlerimize, yaºantımıza bir ºeyler katması için çalıºalım. Mânevi değerlerimizden uzaklaºmadan, kendimize ters düºmeden ve bize ihtiyaç duyanları ihmâl etmeden yaºayalım ºu kısa hayatımızı. Bedenimize gösterdiğimiz özeni ruhumuza da gösterelim. O nedenle ruhumuzun ne istediğini, neye ihtiyaç duyduğunu da öğrenelim:

Ruh, yaratılıº itibari ile yücelerdedir. Allah''ın kendi ruhundan üflediği ruh, her insanda aynı yüceliğe kavuºmak ister. Lakin insan yaºantısıyla, ruhunun bu isteğine ters düºtüğü anda ruh ile beden arasında bir çatıºma baºlar. Zira ruh, insanın yaºantısına göre değil; kendi yaratılıº emrine göre hareket etmek ister. Bu istek insan benliği ile çeliºtiği anda ruh acı çekmeye baºlar. Bu acı her geçen gün artarak devam ettiğinde ruh, iyice daralacak, problem ve sıkıntılar da o denli artacaktır.
Bizim "Ruhsal Bunalım" ya da "Ruh Hastalıkları" adı altında saydığımız bir dizi karmaºalıkların aslında ruhtan değil; insanın kendi benliğinden kaynaklandığını da bu ºekilde görmüº olacağız. Çünkü ruh hasta olmaz. Biz kendi benliğimizle, yaptıklarımız ya da yapmadıklarımızla ruhumuzu yüceltir, asıl hoºnut olduğu, ulaºmak istediği derecelere çıkarırız ya da ruhumuzun mâna ile değil; madde ile doyacağını düºünür, yaºantımız boyunca bunun için tüm maddi kazanımları elde eder ve ruhumuzu kaybederiz.

*O halde ruhumuza da duyarsız kalmadan sürdürelim hayatımızı.
*Madde ile geçen ömrümüze biraz da mâna katalım.
*Sevdiklerimize, eºimize, çocuklarımıza biraz daha fazla vakit ayıralım.
*Birlikteliklerimizi daha da anlamlı hale getirelim.
*Sohbet kültürümüzü canlandıralım.
*Esiri olmayalım televizyonun medyanın ve yoğun hayat temposunun…
*Kendimize, kendi özümüze, kendi ruhumuza yönelelim.