<VİSAL>
Jan 17 2008, 01:12 AM
EY SEVGİLİ
Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bak1ma bu sürgünün bir süregi
Bütün törenlerin sölenlerin ayinlerin yortularin disinda
Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layikolmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir tuz bulutu gibi
Savuran yüregime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yoruldugum ayakabilarimdan degil
Ayaklarimdan belli
Lambalar egri
Aynalar akrep melegi
Zaman çarpilmis atin son hayali
Ev miras degil mirasin hayaleti
Ey gönlümün dogurdugu
Büyüttügü emzirdigi
Kus tüyünden
Ve kus südünden
Geceler ve gündüzlerde
Insanliga anit gibi yükselttigi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünüm benim
Bütün siirlerde söyledigim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandim Salome'nin Belkis'in
Bosunaydi saklamaya çalismam öylesine asikarsin bellisin
Kuslar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devsirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alir sonsuzlugun haberini
Ey gönüllerin en yumusagi en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Yillar geçti sapan ölümsüz iz birakti toprakta
Yildizlara uzaniphep seni sordum gece yarilarinda
Çati katlarinda bodrum katlarinda
Gölgendi gecemi aydinlatan essiz lamba
Hep Kanlica'da Emirgan'da
Kandilli'nin kursuni safaklarinda
Seninle söylesip durdum bir ömrün baharinda yazinda
simdi onun birdenbire gelen sonbaharinda
Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layik olmasam da
Ey çagdas Kudüs (Meryem)
Ey sirrini gönlünde tasiyan Misir (Züleyha)
Ey ipeklere yumusaklik bagislayan merhametin kalbi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Daglarin yikilisini gördüm bir Venüs bardaginda
Köle gibi satildim pazarlar pazarinda
Günesin sarardigini gördüm Konstantin duvarinda
Senin hayallerinle yandim düslerin civarinda
Gölgendi yansiyip duran bengisu pinarinda
Ölüm düsüncesinin beni sardigi su anda
Verilmemis hesaplarin korkusuyla
Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layik olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünüm benim
Ülkendeki kuslardan ne haber vardir
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardir
Ask celladindan ne çikar madem ki yar vardir
Yoktanda vardan da ötede bir Var vardir
Hep suç bende degil beni yakip yikan bir nazar vardir
O sarkiya özenip söylenecek misralar vardir
Sakin kader deme kaderin üstünde bir kader vardir
Ne yapsalar bos göklerden gelen bir karar vardir
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardir
Yanmissam külümden yapilan bir hisar vardir
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardir
Sirlarin sirrina ermek için sende anahtar vardir
Gögsünde sürgününü geri çagiran bir damar vardir
Senden umut kesmem kalbinde merhamet adli bir çinar vardir
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
SEZAİ KARAKOÇ
Hakikat
Jan 17 2008, 01:19 AM
Dize dize okuyunca çok üzülüyor insan: Tertemiz duyguları heceliyorsunuz. Ayrılık, ümit, zafer, ümitvar olmak... Sadece okumak kalıyor bize... Yağmur şiirinde de böyle bir hava var... Efsane şairi gibi...
-EBRAR-
Jan 17 2008, 10:48 AM
Oyun Parkı=Şiir sanırım yanlış açtın kardeşim bağlantıyı kuramadım
Emeğine sağlık...
Selam ve dua ile...
<VİSAL>
Jan 17 2008, 11:08 AM
ALINTI(Ümmü_Seleme @ Jan 17 2008, 10:48 AM)

Oyun Parkı=Şiir sanırım yanlış açtın kardeşim bağlantıyı kuramadım
Emeğine sağlık...
Selam ve dua ile...Yeni farkettim kardeşim.nasıl düzeltebilirim?Uyardığın için Alah razı olsun...
imge
Jan 17 2008, 10:49 PM
Allah razı olsun..güzel bir şiir,okudukça yazdırıyor..
siz değiştiremezsiniz artık moderatörler taşıyacak inşallah..
<VİSAL>
Jan 17 2008, 10:52 PM
ALINTI(imge @ Jan 17 2008, 10:49 PM)

Allah razı olsun..güzel bir şiir,okudukça yazdırıyor..
siz değiştiremezsiniz artık moderatörler taşıyacak inşallah..

Ecmain...
<VİSAL>
Jan 18 2008, 11:42 PM
Tükeniyorum Rabbim!..
--------------------------------------------------------------------------------
Tükeniyorum Rabbim! Yalnız kaldığımı düşünüp, varlığının her an, her noktada tezâhür ettiğini, beni devamlı koruyup gözettiğini, gönlümden geçenlere dahî cevap verdiğini unuttuğum zaman, “Rabbim” demeyi unuttuğum an tükeniyorum!
Diriliyorum Rabbim! Sana yaslandığım, Sana güvendiğim, Sen’inle başlayıp, Sen’inle devam ettiğim, tüm işlerimi Sana havâle ettiğim an!
“Ne güzel Dost’sun” dediğim zaman diriliyorum.
Tükeniyorum Rabbim! Tüm sevdiklerimden; anne-babamdan, cânandan, ten kafesindeki cândan daha yakın olduğunu bilerek, ellerimi Sana açmayı, Sen’den netice, Sen’den çâre beklemeyi unuttuğum zaman!
“Bu dertler neden bana?” dediğim an tükeniyorum.
Diriliyorum Rabbim! Havayı soluyup Sen’inle dolduğum, gözümü açtığımda Sen’i bulduğum, en sağlıklı irtibatı Sen’inle kurduğum, tüm dünya bana küsse de Sen’in dostluğunu ümid ettiğim an! “Kahrın da hoş , lütfun da hoş” dediğim zaman diriliyorum.
Tükeniyorum Rabbim! Hayat enkâzı altında kaldığımda, çekiç misâli zaman beynime vurduğunda... Hayal, ideal diye, küçük hedefler peşinde koştuğumda... Dünya meşgalesine dalıp, bir cenneti, bir azabı, bir de ölümü unuttuğumda...
“Beni affet” demeyi azalttığımda tükeniyorum.
Diriliyorum Rabbim! Yandığımda Sen’inle söndüğüm, Seni hatırlayıp rûhumu güldürdüğüm, O sırlı gücünden kuvvet aldığım, Sen’inle yürüdüğüm, dua ederek Sen’inle konuştuğumda... İçimdeki tüm ırmaklar sana kavuştuğunda... Ruhum kitabın ve secdenle buluştuğunda… “Ya Rab, bırakma ellerimi” dediğimde diriliyorum. Yeniden cânlanıyor, cânıma cân katıyorum! Cânımda Sen’i buluyorum! Sen’inle huzur doluyorum!
Dirilişlerim, dostluğunun tercümesidir. Sen’i yâr bilişimin, yoluna serdâr oluşumun, sözlerinle hemhâl oluşumun işâretidir. Dirilişlerim, sana açılan tüm kapıların anahtarıdır... O kapılar önünde gösterebileceğim en güzel beraattır. Dirilişlerim, tüm yangınlardan firar edişim, sonu olmayan bir tebessümdür! Ruhumun ebedî dosta, yegâne vuslata ilerleyişidir. “La ilâhe illallâh”, Sen’den başka yok ilâh diyerek, kendimi Sana emânet edişimdir.
Durdur tükenişimi. Kabul buyur dostluğuna. Dirilt beni Rabbim!..
-alıntı-
<VİSAL>
Jan 19 2008, 11:33 PM
Baharda açan çiçekler vardır, ömürleri kısadır belki; ama
anlattıklarını bir ömür boyu unutamayız .
Uyanısın müjdesini verirler kalplerimize . Bizi sevgiye ve
sevgiliye uyandırırlar.
An gelir; sevdiğimizin başında taç olurlar.
An gelir; sevgilinin hasretini anlattığımız dert yoldaşı olur ve
bizi susturmadan dinlerler.
Sevgiliye sunulacak en güzel armağandır onlar.
Renk renk,koku koku,her biri ayrı bir nağmenin notası
gibidirler.
Karda açan çiçekler vardır. Karları cesaretle delip geçer ve yüzümüze gülümserler. Baharın akıncılarıdır onlar . Kışın kasvetli ülkesini fethedip burçlara bayrak diken akıncı beyleridirler. Her biri bir fedakarlık destanının kahramanıdırlar.
Tozlarda taşlarda açan çiçekler vardır. Sanki açtıklarına pişman gibidirler. Tozdan dumandan silikleşen renklerini utangaç bir şekilde gösterir gibidirler. Kırları, dağları, yaylaları özlerler. Sükuneti, huzuru, barışı ararlar. Ve onlar da bizim gibi mutluluğu şehirde bulamazlar.
Açmadan solan çiçekler de vardır. Kim bilir hangi sevgilinin yasını tutmaktadırlar. Hangi ayrılığın hüznü ile solmuşlardır, kim bilir ?
Rahmet yağmurları bile onların solgun yüzünü güldüremez ama sevgilinin bir tek dokunuşu onları hayata döndürür. Bir öpücük yeter onlara; hemen gülüverirler .
Ama...Hepsinden Ötesi... Kalpte açan çiçekler vardır. Gıdaları aşktır.
Adı GÜL dür o kalp çiçeklerinin Kalpten başka bir yerde yetişmez. Başka bir yerde büyüyemezler
O GÜLLER aşkın sevdahsıdır.
O GÜLLER kalbin meyvesidir.
O GÜLLER cennetin aynasıdır.
O GÜLLER Muhammed rayihasıdır.
O GÜLLER hasretin kanlı yarasıdır.
O GÜLLER ötelerin rüzgarıdır.
O GÜLLER SEVGİLİNİN AYNASIDIR
İsmail Acarkan
Hakikat
Jan 20 2008, 03:55 PM
ALINTI(ressamdemet @ Jan 19 2008, 11:33 PM)

Baharda açan çiçekler vardır, ömürleri kısadır belki; ama
anlattıklarını bir ömür boyu unutamayız .
.
.
.
.
Ama...Hepsinden Ötesi... Kalpte açan çiçekler vardır. Gıdaları aşktır.
Adı GÜL dür o kalp çiçeklerinin Kalpten başka bir yerde yetişmez. Başka bir yerde büyüyemezler
O GÜLLER aşkın sevdahsıdır.
O GÜLLER kalbin meyvesidir.
O GÜLLER cennetin aynasıdır.
O GÜLLER Muhammed rayihasıdır.
O GÜLLER hasretin kanlı yarasıdır.
O GÜLLER ötelerin rüzgarıdır.
O GÜLLER SEVGİLİNİN AYNASIDIR
İsmail Acarkan
Çok güzel...
Hakikat
Jan 20 2008, 11:05 PM
~~ BEYAZ DİLEKÇE ~~
Rahman ve Rahim olan adına sığınarak
açtım iki elimi kor gibi iki yaprak
bir edep ölçeğinde umutluğu ve utangaç
işte dünya önümde benim ruhum sana aç
Bu seğriyen ellerle Senden Seni isterim
Senden Seni isterken canımdan çıkar tenim
Sana aşık ruhumdur merceği yakan ışık
gözlerim Cemalini görmeden de kamaşık
Bir mirasyediyim ben iflasın eşiğinde
hep sabrım ölçülüyor ihlas bileşiğinde
kimin kimlik ararken hem güler hem ağlarım
yükseklerden dökülen sular gibi çağlarım
Çok tuzlu bir denizim her ânım med ve cezir
sana aşık olalı yüreğim kutla esrir
döşeğim kara toprak yorganım kara bulut
ben seninle doluyken vurgun yapamaz umut
Her insan günah işler senden saklanır mı sır
tövbe dilekçesiyle sırttan kalkar bu nasır
kainatı yarattın donattın rızk verdin
kimine sonsuz körlük kimine ışık verdin
Yanlış adım atmayın diye indi her kitap
Sana açılan eli geri çevirmezsin Rab
ulu birsin silsileden peygamberler gönderdin
gök yüzüne yıldızlar yere çiçekler serdin
Senden önce bir Sen yok kainatta ilk Sensin
bu kainat bir meta hepsine Mâlik Sensin
Rabbim seni tanıyan bilir doluyu boşu
kapına geldi işte yorgun bir aşk sarhoşu
Garibim muzdaribim ama umutsuz değil
Seninle dost olanlar cihanda mutsuz değil
kulunun kurbanıyım Rabbim Senin mülkünde
garip kulun ne söyler gülümse dilekçeme
Senin için verince verenin feyzi artar
gönülden bir sadaka darca bir ömrü tartar
kainatta ne varsa hepsinin zikrinde Sen
hamd ve şükür sanadır her şeyin Seninle esen
Sen ki Sana geleni çevirmezsin eli boş
aşık boşa dememiş lutfunda kahrında hoş
bir beyaz dilekçedir sana her yalvarışım
imanımla amelim hem perdem hem nakışım
Çalı bile kendine sığınan kuşu itmez
sen Gafursun Azizsin Senin keremin bitmez.
geldim işte kapına kul senden ırak olmaz
sana adanmamışsa yürekte yürek olmaz
Benden önce esirge Muhammed ümmetini
esen gitsin her kervan en sona ula beni
kainat bir mozaik her şeye sahip Allah
ey gizli ve aşikar her derde tabip Allah
ey gizli ve aşikar her derde tabip Allah
ey gizli ve aşikar her derde tabip Allah
Şiir: Bahattin Karakoç
Beste: Mehmed Emin Ay
Not: Beyaz Dilekçe şiiri, Türkiye Diyanet Vakfı münacaat yarışmasında birincilik ödülü kazanmıştır.
aLaTurCa
Jan 21 2008, 12:12 AM
QUOTE(Hakikat @ Jan 20 2008, 10:05 PM)

Sen ki Sana geleni çevirmezsin eli boş
aşık boşa dememiş lutfunda kahrında hoş
bir beyaz dilekçedir sana her yalvarışım
imanımla amelim hem perdem hem nakışım
Çalı bile kendine sığınan kuşu itmez
sen Gafursun Azizsin Senin keremin bitmez.
geldim işte kapına kul senden ırak olmaz
sana adanmamışsa yürekte yürek olmaz
en cok sevdigim yer burasi dinlerken, hatta simdi youtube acip dinleyecegim
<VİSAL>
Jan 21 2008, 12:21 AM
ALINTI(aLaTurCa @ Jan 21 2008, 12:12 AM)

ALINTI(Hakikat @ Jan 20 2008, 10:05 PM)

Sen ki Sana geleni çevirmezsin eli boş
aşık boşa dememiş lutfunda kahrında hoş
bir beyaz dilekçedir sana her yalvarışım
imanımla amelim hem perdem hem nakışım
Çalı bile kendine sığınan kuşu itmez
sen Gafursun Azizsin Senin keremin bitmez.
geldim işte kapına kul senden ırak olmaz
sana adanmamışsa yürekte yürek olmaz
en cok sevdigim yer burasi dinlerken, hatta simdi youtube acip dinleyecegim
Bize hava atma aLaTurCacım youtubemiz kapandı diye

.Anladık sizin youtubeniz var,ama en kısa zamanda bizimkide açılacak
<VİSAL>
Jan 25 2008, 05:57 PM
Hicranname
Aynalarda seni hissediyorum,
Hayal ırmağının çağıltısında
Umutların mecnun parıltısında
Rüyalarda seni hissediyorum...
.
Ey dost en güzelin nakışındasın,
Nurun karanlığa akışındasın,
Bir denizin sehla bakışındasın
Dalgalarda seni hissediyorum...
.
Şuledar eyleyip sundun elini,
Tayfuna çevirdin sevda yelini,
Tutuşturdun yüreğimin külünü,
Nevalarda seni hissediyorum...
.
Yürürken gecenin kalbine doğru,
Gönlümden beynime vuruyor ağrı,
Yalnızlık bir çöldür, ayrılık uğru,
Tenhalarda seni hissediyorum...
.
Akşamın renginde ay ışığında,
Bir gül yaprağının kırışığında,
Bulutta, yağmurda, gökkuşağında,
Semalarda seni hissediyorum...
.
Hüzün gözlerinden ruhuma düşer,
İçim acılarla yoğrulur pişer,
Ey hicran yıldızı ahsen-i beşer,
Dualarda seni hissediyorum…
Nurullah Genç |
<VİSAL>
Jan 25 2008, 07:39 PM
Ellerimizin Büyük Boşluğu
Burası dünya ve biz artık çok sıkıldık
Alıp başımızı sana gelmek istiyoruz
Sana gelmek
Sana gelmek, orada kalmak istiyoruz
Çok unuttuk hatırlamak istiyoruz
Başımızın okşanmasını gözyaşımızın silinmesini,kolumuza girilmesini istiyoruz
Yağmurunu ve meleklerini yeniden istiyoruz
Rüzgarın sesini, ırmağın sesini
Dağların dağ, denizlerin deniz, kadınların kadın, çocukların çocuk
Erkeklerin erkek, ekmeğin ekmek, olduğu bir dünyayı yeniden isterken
Seni istiyoruz aslında.Bunu söyleyemiyoruz
Her yer gece, çok gece
Ve biz meleklerini istiyoruz Rabbim
Çok yenildik yetmez mi ?
Bir bankanın önünde, bir koltuğun altında, bir ziyafetin ortasında,
bir günahın tenhasında
Büyütüp durduk siyahı
Gece gece gece
Her yağmur tanesini bir melek indirirken yeryüzüne
Her yalanı yüz şeytan taşıyor olabilir mi
Bilmiyoruz
Çünkü
Bilincimiz içerken binlerce yılın karmaşık şurubunu
Kameraya bakıp kalabalık şeyler söylemek ve gülümsemekle meşkulüz şuan
Sonra oturup düşüneceğiz bütün bu olanları
Yusuf’u düşüneceğiz, Yakup’u, Musa’yı
İsa’yı düşüneceğiz, Nuh’u ve öbürlerini
Ve Efendimizi
Efendimizi
Kuyular kuyular kuyular kazdık
Bir nefes üflemen için yeryüzü bataklığında sazdık
Kestik kendimizi deldik yaktık
Sonra sana değil dünyaya aktık
Dünya ki mescid dir biz onu otel yapmışız
Kalktık ki yenilmişiz değişmişiz azmışız
Bir sızı kalmış içimizde başka şey yok
Bu sızıdan yol bulup kapına dayanmışız
Bir çocuk oyuncağını alamamış
Bir kız sevdiğini saramamış
Bir anne yıllardır kolları açık bekliyor oğlunu
Bir adam paramparça bir çift göz için
Birisi ekmek götürememiş evine
Birisi aşk
Birimiz dünyayı kurtaracak
Birimiz yarını
Birimizin aklı tutuşmuş yanıyor
Birimiz bomboş kalbine bakıp birini anıyor
Birimiz ayrılığın ilk günü gibi her akşam kanıyor
Birimiz kıyametin koptuğuna inanıyor
Birimiz çekip gitmiş yeryüzünden ellerini hala açık sanıyor
Geldik işte bunlar ellerimiz
Açılmış bak bilirsin ne diye
Ki bilirsin biz bu ellerle neler işledik
Açtık işte bunlar ellerimiz
Burası dünya
Şu biziz
Bunlarda ellerimiz
Öyle açık öyle acemi öyle boş
Öyle mahcup öyle dalgın öyle boş
Öyle boş
Senin değilmiyiz hepimiz
Senin değilmi her şey
Alırsın kime ne verirsin kime ne
Ve bu açtığımız eller senin değilmi
Senin değilmiyiz hepimiz Rabbim
Bir yıldız bir ağaç bir buğday tanesi kadar
Kimsesiziz kime gidelim
Yaralarımız var kime
Sıcak birşey arıyoruz kime
Merhamet istiyoruz kime
Bağışlanmak istiyoruz kime gidelim
Sorumuz ve cevabımız sen değilmisin
Yorgunuz kaybetmişiz dalgınız kırgınız küsmüşüz
Bu çocuklar birer birer kaybolurken sisler içinde kime gidelim
Çok yürüdük yollar kayboldu yol olduk sana geldik
Ne getirdim deme bize senden başka neyimiz varsa o bizim yokumuzdur.
Geldik işte bunlar ellerimiz
Bunlarda ellerimizin büyük boşluğu
Beş duygum harab, altı yönüm harab
On parmağımda on acı Ya Rab
Denize dalan bir desti nasıl tahammül etsin suya
Fırlattın beni dünyaya
Yeniden al kucağına, çağır beni yeniden
Bu saman çöpünü kasırgada bırakma
Büyük bir kapının önünde bir karınca vurmuş kapıyı bekliyor
Kapı açılacak yoksa niye var
Rahmet örtecek günahı
Geride kalacak gazabın adımları
Duyulacak büyük bahçenin o büyük şarkıları
Sunulan şarabı çekinmeden içeceğiz
Görüneceksin durmadan kendimizden geçeceğiz
Görüneceksin her şeyimizle sana göçeceğiz
Ol dedin olduk senden
Gel dedin geldik sana
Başımız yerde
Açtık ellerimizi sevgilinle birlikte
Bize bak çekip çıkalım uçurumlardan
Bize bak çıkalım dünyanın bütün kulluklarından
Parçansak al bizi bir daha ayırma evinde uyuyalım
Yabancıysak dost ol bize senden ayrılmayalım
Elimiz açık başımız ve ruhumuz secdede durmuş bekliyoruz
Sevdiklerin aşkına sevenlerin aşkına
İnşirah inşirah inşirah
Ayetin değilmiyiz senin Ya Allah
Alıntıdır....
<VİSAL>
Jan 26 2008, 01:51 AM
Aynalardan sundum gönlümü sana
Ruhum gözlerinin rengine tutsak
Bir gece bir kuş gibi girsem rüyana
Eder misin bana sevdanı yasak?
Hayal, bir pencere, umut, bir ışık
Dünyam bir karanlık kutu gibidir
Sorma, kimin nesi bu deli aşık
Bir bakışın bile muştu gibidir.
Rüzgârı anlayan bilir öteyi
Can kuşum, yüzünü kalbime çevir
Delinsin gecenin, kanlı eteği
Bu bir korku devri, hüzünlü devir..
Uzak bir rüyânın iklimlerinden
Ebedi bir bahar bekliyor gönlüm.
Bir haber verseler bana derinden
Sonsuzluk müjdesi getirse ölüm.
Ruhum, öyle mahzun durma karşımda
Bir gün yıkılacak hicran duvarı
Zaman, bir heyûlâ gibi başımda
Peşime taksa da bir bir yılları.
Ürperti ve hasret içimi oymuş
Gözlerimin rengi, kırmızı şimdi
Doluya tutulmak demek ki, buymuş
Yağmur, damarımda bir sızı şimdi.
Sensiz bir harabe gibi yüreğim
Ne güneş doğuyor üstüme, ne ay
Sen gül ki, yüzüme ben de güleyim
Yüreğim seninle süslü bir saray...
Nurullah GENÇ
<VİSAL>
Jan 31 2008, 12:52 AM
EGER
Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse,
Yalnızca birkaç günlüğüne aniden çalsa kapınızı,
Merak ediyorum neler yapacağınızı...
Biliyorum ama
Böylesine şerefli bir konuğa açacağınızı en güzel odanızı,
Ona sunacağınız yemeklerin en iyisi olacağını,
Ve inandırmaya çalışacağınızı,
Onu evinizde görüyor olmaktan mutluluk duyacağınızı;
Gerçekten evinizde ona hizmet etmekten alacağınız hazzı.
Fakat söyleyin bana,
Efendimizi evinize doğru gelirken gördüğünüzde,
Onu kapıda mı karşılayacaksınız?
Yoksa onu içeri almadan önce, aceleyle,
Bazı dergileri, gazeteleri çarçabuk saklayıp
Yerine Kur'anı mı koyacaksınız?
Peki hala Amerikan filimlerini seyredecek misiniz televizyonda?
Yoksa kapatmaya mı koşacaksınız aceleyle,
O size kızmadan önce?
Kimbilir?
Belki de ağzınızdan hiç çıkmamış olmasını mı dilerdiniz,
Hatırlayamadığınız en son çirkin kelimeyi...
Peki ya dünyalık müziğinizi, kasetlerinizi de saklayacak mısınız?
Ve bunun yerine ortalığa,
Kitaplığınızın raflarında tozlanmış,
Hadis kitapları mı çıkaracaksınız?
Hemence içeriye girmesine izin verecek misiniz?
Yoksa teleşla ne yapayım diyerek,
Sağa sola mı koşturacaksınız?
Merak ediyorum:
Eğer Peygamber Efendimiz,
Bir kaç günlüğüne sizinle birlikte yaşasa,
Yapmaya devam edecek misiniz,
Her zaman yaptığınız şeyleri?
Ailenizdeki sohbetler eski halini koruyacak mı?
Her yemekten sonra sofra duası etmeyi,
Yine zor mu bulacaksınız?
Hiç yüzünüzü asmadan,
Oflayıp puflamadan,
Her vakit namazınızı kılacak mısınız?
Ya sabah namazı için,
Sıcacık yatağınızından,
Erkenden fırlayacak mısınız?
Peki ya yine mırıldanacak mısınız,
Her zaman söylediğiniz şarkıları?
Ve okuyacak mısınız,
Her zaman okuduğunuz kitapları?
Peki bilmesine izin verecek misiniz,
Aklınızın ve ruhunuzun beslendiği şeyleri?
Yoksa hiç bilmemesini mi isterdiniz?
Şöyle diyelim ya da:
Gideceğiniz her yere götürebilecek misiniz Peygamberi de?
Yoksa birkaç günlüğüne değişecek mi planlarınız?
Tanıştırmaktan onur duyacak mısınız en yakın arkadaşınızı onunla?
Yoksa hiç karşılaşmamalarını mı umardınız,
Peygamberin ziyareti bitene dek birbirleriyle?
Şimdi söyleyin açık yüreklilikle,
Onun kalmasını ister misiniz sizinle?
Sonsuza dek, hep birlikte...
Yoksa rahat bir nefes mi alacaksınız,
Ziyareti bitip gittiğinde?
Gerçekten bilmek ilgi çekici olabilir değil mi?
Bilmek ve düşünmek,
Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse
Yapacağımız şeyleri...
Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse,
Yalnızca birkaç günlüğüne aniden çalsa kapınızı,
Merak ediyorum neler yapacağınızı ...
İbrahim Sadri
<VİSAL>
Feb 1 2008, 05:13 PM
Ben seni görmeden sevdim
Yorgun gecelerde titreyen bir yetim bir öksüz yüregimde sevdim seni
Ey gönül bahcemde büyüttügüm nazli cicek,
Ey sevdamin adi, askin gercek anlami
Bu hasret, bu gurbet söyle, söyle ne zaman bitecek
Ben seni görmeden sevdim
Yolunu gözledim bir Medine sabahi
Ellerimde güller, güllerki kokunu aldigim, kokunu alip yandigim
yanip yanip agladigim...
Ben seni görmeden sevdim
Gözlerini gözlerime degdir efendim, ellerini ellerime
Sevmeyi senden ögrendim ilkin, sevilmesi gereken herseyi senden
Sefkat seninle mana buldu, buz cöllerini seninle asdim
Ben seni görmeden sevdim
Bahar yüzlü insanlar bildim etrafinda pervane
onlardan biri olmak istedim hep, her emrine amade
Seninle yasamak seninle ölmek,
ama en cok seni seni görmek istedim...
Ben seni görmeden sevdim, konunu aldim güllerde,
Ben seni görmeden sevdim, adini andim yürekte
Sevgili Sevgili en Sevgili!!!!!
Umut Mürare
emel
Feb 1 2008, 05:17 PM
kalbinize sağlık çok güzel
<VİSAL>
Feb 1 2008, 05:39 PM
ALINTI(emel @ Feb 1 2008, 05:17 PM)

kalbinize sağlık çok güzel
Teşekkürler
<VİSAL>
Feb 1 2008, 06:11 PM
Gel Sevgili!... Ey benim su güzelim!
Kuyumun incisi...
Kuytumun ışığı...
Ayarı bozulmuş aşkların kundağını sar!..
Giyotine sürülmüş kıvrak acıların ellerinden tut!..
Gel Sevgili!.. Mahzun lalem...
Bir bahar düşleyelim...Kar kokan bir günde yeşersin içimizde tuttuğumuz buhur niyetler!...
Ansızın gidiverelim bir dağ yamacına...
Kekik kokulu bir anımız olsun bizimde!
Göğü patlak vermiş bu dünyadan geçelim... Geçilmeye değer bir yere...
Sonra adımız olsun... Harfleriyle kalbimize şahitlik edecek. a(n)dımız!...
Bizden sonra aşkı seyreyleyecek bir güzellik bulsun bizi...
Gel Sevgili!... Tanımsız güzelliğim benim!
Benim sevabım... Benim ahım...
Turna katarları uğurluyor akşamları içimden içini...
Derunuma sakladığım tüm duygulara el uzatıyor mahlukat!...
Derdim var: namus!...
Derdim var:aşk!...
Derdim ar!
Gururu kenar mahallelere sürdüler tekinsiz dualarla...
Üstelik ıssızdı laleleri peşkeş çektikleri iklim!..
İklim sensizdi Sevgili..yani ki sessizdi içimde ölüm ...
Ölmeden yaşamak benim en makûs talihimdi...
Gözlerimde tütsülü bir gecenin siyah örtüsü...
Yangınlar çalıyor şehrimin güzelliğini...
Aziz akşamlar hüsrana sürüyor beni....
Ayaklarım çakılmıyor işte olduğu yere!... Gidiyorum...
Lanet okumak geçiyor içimden her şeye... Merkezi nefs olan şu kısır döngüye!
Her şeydeki kimsesizliğe...
Gel sevgili! Gel gül kırgınlığım...
Gel sıla yarası...
Gelişine milyon kez sebep olsun kalbimizi karartan şer vakitleri...
Secdeye varmayan alınlar... Dua tutmayan diller..
Gelişine milyon kez sebep olsun Seni görmeden görür gibi sevmişliğimiz...
Gidişinin sırrı neyse gelişinde düğümler atsın düğüm üstüne
Çözülmeyiverelim!
Gel sevgili! Gel gözlerini süründüğüm ey!
Çöz yüreğimde yer etmiş çıkmazlardan aklımı..
Sürme sarp yamaçlara türküleri...
Gel sevgili!..
İlk, sen gel!... Senden sonra gelsin yaşamak için ölümler!..
Senden sonra gelsin gelmesi gerekenler... Bir rüyayı düşlemek gibi...
Bir yemini bozmak gibi... Bir düğümü çözmek gibi... Bir karayı aklamak gibi...
Dönmek gibi... Yeniden başlamak gibi...
Gel Sevgili!... Gel Efendim... Yamandır derdim...
Bu çöl o çöle benzemiyor... Kaktüsler altında kan kokusunu çekiyoruz içimize
Gel Efendim... Hatrım sensiz vurgun yemiş gökyüzüne dönüyor...
Yıldızlar sönüyor... Devran öyle geldi böyle gidiyor...
Gel Efendim! Bir gülüverelim... Bir gülü derelim...
alıntı
<VİSAL>
Feb 1 2008, 11:04 PM
Ne Mutlu Senin Gönlüne Düşene
Ey en Sevgili'den lütuf Sevgili!.. Dudaktan dökülen sözle, kalemden süzülen satırların, sadra doğan muhabbetle olan sıcak bağını hesaba katarak, kelâmımın Senin katındaki aczi altında ezilerek şunları diyebilirim ki;
Sen latîf olan Allah (c.c)'ın, yerini kimsenin dolduramayacağı, paha biçilmez bir lütfusun bize. Sen lütufların en yücesisin, en güzelisin Sultânım! Bizi, Sen'in ümmetin olmakla şereflendiren Allah (c.c) Teâlâ'ya, yarattıkları adedince hamdolsun!..
Hazret-i Sevban kadar sevemesem de Sen'i, muhabbetine tâlip, muhabbet duyduklarının dostu olma yolunda tökezleye tökezleye gelmekteyim Sana doğru.
Ne acıdır ki, eskiden muhabbet sadırlardan satırlara nakşedilirken, şimdilerde satırlardan sadırlara terfî etmeyi bekliyor. Gönlün muhabbetinle hemhâl olması ise; ancak muhabbetinin hakkını verip mübârek ahlâkınla ahlâklanmaktan geçiyor.
Zâtının aşkıyla yanıp tutuşan ve lütfuna nâil olan şâir Nâbî kadar dökemesem de muhabbetimi satırlara, sadrım Sen'in aşkının nûrunu dağıtıyor tüm varlığıma. Hasretin gözlerimden döküldüğünde, gözyaşlarımı Fuzûlî'nin gönül testisiyle Sana göndermekten başka bir şey gelmiyor elimden, Efendim.
Endülüs'ten Bağdat'a gelip, evinin çevresi karantinaya alınmış hocasının kapı aralığından mübarek hadîs-i şeriflerini öğrenmek için dilenci kılığına giren, aşkına bürünmüş Bâkî bin Mahlet'i duyduktan sonra, Cumâ'ları Sana salât ü selam getirenlerin yüzlerini bizzat gördüğün haberiyle sarsılıp utanıyorum.
Ey kalplerin tabîbi!.. Şahsınızda, Sizi Yaratan'ın Zâtına -celle celâlühu- hürmet gösterip, mübârek hadîs-i şeriflerinizi nakletmek için, bulunduğu mekânda en yüksek yere çıkmayı, edebin bir gereği olarak gören bir ecdâda sahipken, bu güzel fazîletlerin kalıntılarıyla diri tutmaya çalıştığımız mâneviyâtımızın tekrar yeşermesi için ne olur bize duâ edin! Bizlerin “az”lardan, müjdelediğin “garip”lerden, “mukarrebûn”dan olmamız için şefaatini lütfet.
Kutlu müjdene nâil olmak için ömrünün son demlerinde İstanbul'un İslambol diye anılmasına vesîle olan fethe ilk adımı atanlardan Ebû Eyyûb el-Ensarî gibi İstanbul'u mânevî açıdan yeniden fethetmemiz, tekrar ümmet bilincini, İslâm kardeşliğini kazanmamız için kerem edip, sünnetinle yol göster bizlere!..
Muhabbete en çok lâyık olan beşer Sen'sin. Senin sevgini, başta kendi gönlümüzde ve tüm insanlığın gönlünde, İslâm'a hizmetçi olarak diri tutmamız için, Sana “Habîbim!” diyen Vedûd olan Allah (c.c)'tan yardım diliyoruz. Çünkü Sen'i lâyıkıyla sevmek, Sana “Sevgilim” diye hitâb eden Rabbimizi de lâyıkıyla sevebilmeye bir vesîledir diye ümid ediyoruz.
Sultanım, bizi cürmümüze rağmen sev, sevdiklerine sevdir ve şefaatinle sevindir ki; bizden daha bahtiyarı olmasın dâreynde!
Hiçliğinin dahî idrâkine varamamış bu âciz Meryem, Senin yaratılışının en önemli harcı olan muhabbetle, gönülden gönüle Sana –âdetâ- lehimlenmek ister! Şefaatinle ferahnâk etmezsen eğer, hâlimiz nice olur Efendim!
Yâ Raûf! Ne mutlu Sen'in kalbine düşene, ne mutlu kalbine Sen düşene!!!
Ne olur bizlere şefaat eyle!
Sultanım!..
Alıntıdır
<VİSAL>
Feb 2 2008, 06:50 PM
Gel Ey Gül-İ Rana …
Kerem kıl,tesellim ol,düş içime cemreler gibi…Bir gelişle gel,bir gülüşle gel,güle düş de gel,hayalde gel,düşte gel…
Ayı ikiye bölen kutlu ellerinle gel,şirki kara yere karan tatlı dillerinle gel,saadet muştusunda bahtlı kullarınla gel…Ve ıtır,ıtır tomur tomur güllerinle gel…
Gel Efendim,Gül Kokulum…
Yetiştir suyu çorağa,tutuştur gülü yaprağa…Gül dikilsin yeniden toprağa…
Senin bir damla kokuna,bütün aşklarımı fedaya hazırım…!
Ve bir kırıntısına nazarının,bütün yüreğimi kanatmaya…
Bir gülü koklamak gibi seni anmak…
Gel Ey…!
Avucumda hep dikenler…Kanıyor…Kanıyor..
İskender Pala
<VİSAL>
Feb 3 2008, 01:14 AM
VARLIĞIMIN SEBEBLER ÖTESİ SEBEBİ,EFENDİM
Merhamet dilendigim kelimelerin golgesinde içimin yankisini sana yollamak istiyorum.
Yuregimde çaglayanlar var, dinmeyen gozyaslarim var efendim. Sana yolluyorum tum hasretlerimi, asarak
yuregimin çol kumlarini. Demet demet yildizlarin kutlu rehberlerimdir, kapina yoneldigim gecenin su issiz
saatlerinde. Gonul heybemde gozyaslarim, geçtigim yollara serpiyorum sadakam diye. Yurek tezgahinda
dokudugum sancilarim var sadagimda, kusandigim acilar var. Iste geldim kapina efendim, dilimde senden
dilendigim sefaatin var.
Ey Nebi, inan ki sensiz gunduzlerimiz bile geceye dondu. Alnimizi uful uful oksayan rahmet yuklu
solugundan mahrumuz yillardir. Senin yoklugun, olu ruhlara can veren nefesinin yoklugu, bizi agyar
atesinde yakti. Deden Hazret-i Ibrahim'e yakilan atesten daha acimasizdi yandigimiz atesler.
Medet Sultanim! Hicraninla yanan ruhumuza parmaklarindan yine bosaltmaz misin kevserlerini oluk
oluk? Utancimiz buyuk. Adini bir bayrak gibi dalgalandiramadik gonul semalarinda. Giremedik
kalplere, adini sunamadik sana muhtaç sinelere. Buyuk utançlara kundaklandik; ama sen sultansin Efendim, ne
olur himmetini esirgeme boynu bukuk, yuregi yarali ummetinden. Yarali yuregimizi, Hazret-i Eyyub'a
bahsedilen ab-i hayat gibi çaglayanlarla yikayacagin gunu bekliyoruz.
Bir gun gozlerimizden perdelerin kalkacagi umidiyle yasadik hep. Temessulunle serefkudum buyurdugun Ahmet
Rufai hazretlerine imrenir olduk. Biz de, gunahkâr dudaklarimizi senin o pak ellerine dokunduracagimiz
gunun hasretiyle bekliyoruz efendim.
Sen, çiçek çiçek donanmis vefalarla kucaklayan Uhud'un bagrindaydin hani... En has suhedanin vefa kokan
cennet mekânlarini ziyaret etmistin... Ve orada demistin ya, 'Kardeslerime selâm olsun!' diye... Ey
Nebiler Sultani Efendim! Bizleri, isaret buyurdugun o garip devirde gelen kardeslerin sayip ziyaret
etmeyecek misin? Ayagi ve alni beyaz sekili atlarin say bizi, aldigimiz abdestlerimiz var gunde bes vakit.
Ne olur efendim, Mekke'den Medine'ye hicret eder gibi gel. Sen gel ki, gunesin bizi terk ettigi karanlik
gecelerimize dolunaylar dogsun. Yeniden bestelensin 'Tale'al Bedru'lar. Hiç gunahi olmayan çocuklarimiz
seslendirsin yine o yanik nagmeleri. Ellerinde demet demet gullerle bekleyen kadinlarimiz, gozyasi
çaglayanlariyla yikasin yollarini.
'Ey sevgili, en sevgili' Efendim! Seni anlayamayan nazarlara keske, sana perdedâr olan bir orumcek kadar
vefali olabilseydik. Anlayabilseydik kiymetini... Seni anlatabilseydik... Keske bir guvercin olabilseydik,
dunyanin dort bir tarafina nur dagitan ellerinden uçurdugun. Senin çaglari asan o kudsî çagrilarini
tasiyabilseydik çaglardan çaglara ve deniz asiri diyarlara.
Ne olur gel Efendim! Çagin yetimleri var seni bekleyen. Sana kasideler yazan bagri yanik âsiklarin
var, agit yakanlarin var. Agidi dindirecek oksuzlerin var. Ve talihsiz devrin Asiye yuzlu, Meryem iffetli
yetimleri var. Gozyaslarina sunger olacagin surmeli ceylanlarin var. Sakat vicdanlarda çarmiha gerilmek
istenen Mesih soluklu yigitlerini ne olur daha fazla bekletme Efendim. Atese atilmak istenen Ibrahimlerimiz
var, Senin gul bitiren yagmurlarini bekliyorlar. Biçak altinda tevekkulle bekleyen Ismaillerimiz var; yoluna
kurban olmayi bekleyen koç yigitlerimiz var.
Biliyoruz, askina pervane olamadik. Yanlis ateslerde yandi ruhumuz. Yanlis pazarlara surulduk. Yalanci
safaklarla kandirildik yillar yili. Sensizligin girdabinda zehrini yudumladik hayatin. Onca
gunahlarimiza, bize yakismayan kusurlarimiza ragmen, senin buyuklugun kadar buyuttuk umutlarimizi. Daglar
kadar gunahlarimiz olsa da sen kadar umutlarimiz var.
Hani diyorsun ya Efendim, 'Benim sefaatim, ummetimden gunah-i kebair isleyenleredir.' Kim bilir kaç gunah
kirinin içinde buyuttuk bembeyaz umutlarimizi.
Tutunduk verdigin soze. Mujdenin ipekten çehresine sarindik.
Ey Nebi, kendisine yollanan salatu selâmlari isiten vefali Dost. Sana yolladigimiz salatu selâmlarin
simsicak golgesinde beyaz dualarimizin aydinligiyla yoneldik kapina. Temessulunle, meftunlarini
sevindirecegin zamani bekliyoruz. Sireten sekil degistirecek kadar buyuk gunahi olanlarin imdadina,
sirf sana yolladiklari salatu selâmlar hatirina yetismistin Efendim. Ve biz ahirzamanin garip
insanlari, bir kere daha temessul edip imdadimiza yetisecegin gunun hasretini çekmekteyiz.
Yetis imdada ya Resulallah, ne olur imdadimiza yetis!
Gonul Kâbe'sinde, gunahlarimiza ragmen yine de bir yer var Efendim tesrif buyuracagin. Yuregimizin
yanikligiyla tutsuledigimiz gozyasi dolu mahzenlerimiz var. Uyku nedir bilmeyen kirpiklerimiz var Seni
bekleyen. Ne olur gel, gel ki: 'Kadem bastin gonul tahtina / A Sultanim sefa geldin.' diyelim bagri yanik
âsiklarin gibi.
Ey, 'Levlake...' hitabinin Nazli Sultani, naz makaminin efendisi! Yildizlarin, yoluna kaldirim
taslari gibi dizildigi, yuregi bulut bulut olan Sevgili! 'Yagarsin, taslar bile yemyesil filizlenir.'
Sen olmasaydin eger, taslardan daha kati yuregimizde hiç yeserir miydi yepyeni umutlarimiz! Imanin
gokkusagi renkleri belirir miydi yagmur sonrasi gibi!
Yuregimizin yamaçlarinda boy verir miydi hiç, sen kokan guller, olmasaydin Efendim!
Ve bir de Efendim, 'Damar damar seninle, hep seninle dolsaydik', koruyabilseydik 'vefa'mizi... Açsaydi daim
bizim de gonlumuzde vefa çiçekleri... Bir Molla Cami de biz olsaydik, ashabina kitmir olmayi cani gonulden
dileyen... Kitmirin olabilseydik ey Sah-i Rusul! Sana sadik olabilseydik... Adina ve ashabina sahip
çikabilseydik ta hasre kadar... Ashab-i Kehf'in kitmiri gibi olsaydik... Onca gunahlarimiza ragmen,
'Senin ashabin cennete giderken ben nasil cehenneme giderim?' diye inleseydik... Iniltilerimizde
bestelenseydi umitlerimiz...
Kabul eder misin bizi Efendim, ashabinin kitmiri olarak?
Zira Efendim, 'Sana sirilsiklam bir bakis da ben olsaydim' diyerek basimizi koydugumuz olmustur
yastiga, tutundugumuz an olmustur duslere.
Ne olur; 'Gel ey Muhammed bahardir / Dudaklar ardinda
sakli / Aminlerimiz vardir / Hac'dan doner gibi gel /
Mirac'dan iner gibi gel / Bekliyoruz yillardir.'
Bir demet gul var elimizde, titreyen yuregimiz var.
Gullerimiz solmadan, gul kurusu aglamadan yuregimiz, ne olur gel Efendim!
Alıntı
<VİSAL>
Feb 6 2008, 09:59 PM
Necid Çöllerinden Medine’ye
Yâ Nebî, şu hâlime bak!
Nasıl ki bağrı yanar, gün kızınca, sahranın;
Benim de ruhumu yaktıkça yaktı hicranın!
Harîm-i pâkine can atmak istedim durdum;
Gerildi karşıma yıllarca ailem, yurdum.
“Tahammül et!" dediler... Hangi bir zamana kadar?
Ne bitmez olsa tahammül, onun da bir sonu var!
Gözümde tüttü bu andıkça yandığım toprak;
Önümde durmadı artık, ne hânümân, ne ocak...
Yıkıldı hepsi... Ben aştım diyâr-ı Sûdân'ı,
Üç ay "Tihâme!" deyip çiğnedim beyabanı.
Kemiklerim bile yanmıştı belki sahrada;
Yetişmeseydin eğer, yâ Muhammed, imdada:
Eserdi kumda yüzerken serin serin nefesin;
Akar sular gibi çağlardı her tarafta sesin!
İrâdem olduğu gündür senin irâdene ram,
Bir ân için bana yollarda durmak oldu haram.
Bütün heyâkil-i hilkatle hasbıhâl ettim;
Leyâle derdimi döktüm, cibâli söylettim!
Yanıp tutuşmadan aylarca yummadım gözümü...
Nücûma sor ki bu kirpikler uyku görmüş mü?
Azâb-ı hecrine katlandım elli üç senedir...
Sonunda alnıma çarpan bu zâlim örtü nedir?
Beş altı sineyi hicran içinde inleterek,
Çıkan yüreklere hüsran mı, merhamet mi gerek?
Demir nikaabını kaldır mezâr-ı pâkinden;
Bu hasta ruhumu artık ayırma hâkinden!
Nedir o meş'ale? Nurun mu? Yâ Resûlallâh!...
Mehmet Akif ERSOY
<VİSAL>
Feb 9 2008, 01:09 AM
Allahım Peygamber Efendimize rahmet eyle.Öyle rahmet ki,onun hürmetine bizi ve bütün korku ve belalardan kurtar.Bütün ihtiyaçlarımızı o rahmetin hürmetine yerini getir.Bütün günahlarımızı o rahmetin hürmetine temizle,o rahmetin hürmetine bütün hata ve günahlarımızı bağışla.
Ey Allahım,ey dualara cevap veren !Hayatım boyunca ve ben öldükten sonra, her an be salavatın kat katını ver.Bir milyon salat ve salam,bir okadar da çarpımından çıkan netice ve bunun da katı katı,Efendimiz Muhammed'e(a.s.m) O'nun AL,ashab,yardımcı ve tabilerine olsun.
Bu salavatların herbirini benim ömür müddetimdeki günahkar nefeslerim sayısınca çoğalt.Bu salavatların herbirisi hürmetine beni affeyle bana merhamet et.Bunu rahmetinle yap,Ya Erhamer-Rahimin
AMİN
<VİSAL>
Feb 11 2008, 10:46 PM
NURUNDANDIR BÜTÜN NURLAR
“Beni seven cennette benimle beraber olur”
Mihrabım!
Mihrabıma uğra saba yeli,huzuruna varıp edeple, selamımı ilet, heceler yarım yamalak,
heyecanlar salkım saçak....
“Ant olsun kuşluk vaktinde...” onun saçlarını kıskanmaktan gecenin bağrı yanık;gece yarısı
hasretle uyanıktır.
“Güneşe ant olsun ...” ondan daha kutlu bir faniyi hiç izlemedi ve ondan daha kıymetli bir
hazineyi hiç gizleyemedi.
Ahmet !... gönüller gıdası ruhlar şifası...Gözlerin feri ,şerefin zaferi...
Dudağının değdiği bir güle bin can feda Ahmet, eline değişmiş bir ele cihanca cihan feda !
Işığım!
Göz kırpasıya Burakınla vardığın yere bin yılda varamazken berk uran melekler ,nasıl aşkına
dönmesin zeminler ve zamanlar ,nasıl tutulmasın burçlar ve felekler.Sen var iken kıblem,gök
ile yerin hangi varlığa adansın ya emekler,ya hangi renk iltica etsin dallarına çiçekler ?
Cemalini gören aşık iken nurum,gamzene rüyada olsun ermesin mi tennure kelebekler ?
Günaydınım !
Tohum versende bize mahsul olabilseydik,kanat olsan da bize katına varabilseydik.
Şarkıların ürperdiği şebnem avuçlarında Medine rüzgarlarının ışıltılı kumlarınca
Yanabilseydik,sana kanabilseydik.
Bir kez olsun aşkınla döktüğümüz gözyaşlarından abdest alabilse ve denizine bir kez olsun
dalabilseydik, ya denizinde kalabilseydik.
Himalayalar kadar kara yüzümüzü kara yerlere sarabilseydik; bağrından raziye ve marziye
ilhamlar alabilseydik.
Sevgilim!
Kutlu gelişine yüz bin selam olsun, sen aydınlık içinde aydınlık,sen açıklık içinde açıklıktın.
Seninle sevgiler sevgili olur , seninle muhalimiz hâle dururdu.
Mühürleri kaldırmada son idin sen,can kilitlerini açmada sonuncu,gülümsesen.
Seni görenlerin güneş düşerdi gözünden , seni sevenlerin ışık yayılırdı yüzünden.
Birer efsaneydi iki yanağın;hayal ile hatıra eleğim sağmalarıyla karanın ve ağın.
Sultanım !
Adına altınlar bastıran sultanlar şehirler alırdı, şimdi şehirleri düşüyor adınsız sultanların,adını
gizli anıyor aşık-ı nalanların.
Kulluk prangaları çözülünce ayağımızdan,azat oldu zülfünün zenciri solumuzdan ve
sağımızdan...
Ashabının kara kerpiçte gözsüz gördüğünü , biz cilalı aynalarda yitirdik de yaptık düğünü.
Tedavisinde hayat bulmuş hekime düşman hasta gibiyiz, mürebbisine kin güden çocuklara
yasta gibiyiz.
İnsanlık güneşe nispet zulmete döndü , balıklar suya öfkelendi,kuzgun ete döndü,bahtımız
hasrete döndü...
Hasretim !
Gümüş tenli Yusuf’u arayanlar gül teninde Yusuflar Ülkesine girdiler;cennet peşinde koşanlar
gül cemalinde cennetlere erdiler...
“Körün elinden tutana Hak’tan yüzlerce ecir vardır!” buyurmuştun.
Kıyam et,tut körlerin elinden ve İsrafilleyin kıyametten evvel bir kıyamet kopar.
Yıllar yılı kendi yatağını öpen nehirlerce ak ezeli özlemlerimizin yokuşlarına ve öğüt,
yine öğüt , yine öğüt aşk tanelerimizi değirmenlerinin nakışlarına...
Övüncüm!
Ruhlarımızdan kuşluklar geçti, gün geçti...
Akşam oldu,düğün geçti... ve gece olmadan ,Yesrib’in güneşi,kerem kıl, tüllenen
hayallerimize bir huzme bıraksın himmetin ve artık getirdiğin kutsal emanetin
kaybolacağından korkmasın ümmetin!
Kalbimizi kaydırmadan ,bize onu haşre dek baki kılma ruhsatı ver ve yalın unutuşların
poyrazında bırakıp bizi bir başımıza, belleklerimizin tereddüt dolu zembereklerinde
kıvrandırma yeter.
Gel son kez ilk baharımızol!
Bu mevsim güller incitilmesin,gamküsarımız ol!
Ömrüm!
Tâhâ ve Yâsin aşkına...
Öncesinde senin aşkın yoksa neye yarar ölüm ! ...
İskender Pala
<VİSAL>
Feb 13 2008, 12:19 AM
YAĞMUR
Vareden''in adıyla insanlığa inen Nur
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
En müstesna doğuşa hamiledir kainat
Yıllardır bozu bulanık suları yudumladım
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Hasretin alev alev içime bir an düştü
Değişti hayel köşküm, gözümde viran düştü
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü
İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi''nin
Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin
Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
Evlerin arasına dikilir yesil bayrak
Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak
Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydim
Yağmur, gülsenimize sensiz, baldiran düştü
Düşmanlik içimizde; dostluklar yaban düştü
Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe
Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü
Bir güzide mektuptur, çağlarin ötesinden
Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına
Yayılır o en büyük mustu, pazartesinden
Beyazlik dokunmuştur gecenin siyahina
Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin
Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin
Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamiş, mazide
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydim
Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü
Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü
Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü
Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan
Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
Mutluluk nağmeleri işitirler Hiradan
Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar
Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri
Paramparça, ateşler sahinin hayalleri
Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
O mücella çehreni izleseydim ebedi
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü
Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü
Katil sinekler deldi hicabın perdesini
İstiklal boşluğunda arılar nadan düştü
Dolaşan ben olsaydım Save''nin damarında
Tablosunu yapardim yıkılan her kulenin
Ebedi aşka giden esrarlı yollarında
Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin
Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü
On asırlık ocağın savururdum külünü
Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım
Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü
Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara
Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü
Badiye yaylasında koklasaydım izini
Kefenimi biçseydi Ebva''da esen rüzgar
Seninle yıkasaydım acılar dehlizini
Ne kaderi suçlamak kalırdı ne intihar
Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya
Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya
Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım
Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu
Bahira''dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Haritanın en beyaz noktasına kan düştü
Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü
Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi
Hakların temeline sanki bir volkan düştü
Firakınla kavrulur çölde kum taneleri
Ahuların içinde sevdan akkor gibidir
Erdemin, bereketin doldurur haneleri
Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir
Şemsiyesi altında yürürsün bulutların
Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların
Devlerin esrarını aynalara sorsaydım
Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü
İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü
Güvenilen dağlara kar yağdi birer birer
Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü
Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini
Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından
Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından
Madeni arzuların ardında seyre daldım
Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
Senin için görülen bir düş de ben olsaydim
Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü
Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü
Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali
Hazindir ki; dertleri asmaya umman düştü
Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır
Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
Sensiz doğrular eğri; beyaz bile karadır
Sesini duymayanlar girdabında boğulur
Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin
Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin
Saatlerin ardında hep kendimi aradim
Bir melal zincirine takıldı parmaklarım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü
Sensiz kıtalar boyu uzayan vatan düştü
Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü
Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde
Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
Sümeyra''yı arıyor her damlada bir saray
Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin
Mekanın fırçasında solmayan resim senin
Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım
Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü
Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü
İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü
Islaklığı sanadır ahımın, efgahımın
İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler
Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın
Nazarın ok misali karanlıkları deler
Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin
Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin
Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü
Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü
Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün
Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü
Nefsinle yeniden çizilecek desenler
Çehreler yepyeni bir degişim geçirecek
Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
Anneler çocuklara hep seni içirecek
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
Sana mü''mindir sema; sana muhtaçtır zemin
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
Kardeşler arasında heyhat, su-i zan düştü
Zedelendi sağduyu; körleşen iz''an düştü
Şarrkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakiş da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakiş da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahira''dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
NURULLAH GENÇ
<VİSAL>
Feb 16 2008, 01:27 AM
HAZAN
Yorgun gözlerle yaşanan bir solgun macera, her yanda yaprak sesi…
Çarpar kulaklara poyraz gibi ara ara, bir hazan mûsıkîsi
Ağlar bütünüyle bahar şi’rinin gülleri, renklere tasa yağar..
Sessiz bir melâl sarsar koylarda bülbülleri, mâtem söyler notalar.
Hüzünle buğu buğudur artık şadırvanlar, sular rikkatle damlar.
Ve kısar nâzenin boyunlarını kuğular, gezer baharlar arar.
Ovalar yasla inler, dağlar hicranla ağlar; her ses bir ölüm şiiri…
Mavi, yeşil, pembe, turuncu karalar bağlar; inim inim her biri…
Biten ömürlerin son dakikaları gibi, her çığlık bir elvedâ..
Derince bakılsa görünür dünyanın dibi o ne ürperten edâ.!
Sonra yaz-bahar füsûnlu bir hatıra olur, gömülür hülyâlara;
Hülyâlar ümitleşir, vicdanlarda duyulur, yol olur verâlara…
Bekâ, bu fanilik hissi içinde gelişir ve gider sonsuzlaşır;
Mantık bu büyüyle âdetâ uhrevileşir, ilhamlara ulaşır.
Duyar insan ölümün sihirli sükûtunu, çözülür problemler;
Görünür herkese yürüdüğü yolun sonu, sarsılır ve emekler…
Gömülse de hisler yok olmanın melâline, iman ufuklar açar
Ve yutkunup ağlasa da kendi zevâline, bekâ ışıklar saçar.
Düşünce tıpkı tohum gibi düşer toprağa, hazırlanır bahara…
Ve koşar firdevse ulaştıran durağa, cennet içinde Yâr’a…
Hissetmeden asla ne bir acı ne bir sızı, gelinler gibi azîz;
Köpürür duygularında ötelerin hazzı, sonsuzluk gibi lezîz.
Sonbahar bir ak doğuş un şafak emaresi, arkasında gündüz var
Ve hazan boşluğunda tın tın ümidin sesi: az ileride bahar..!
Alıntı
<VİSAL>
Apr 12 2008, 10:59 AM
Ey sevgili;
Ben mi sana seni çok sevdiğimi diyeceğim bu halimle,
Senin ümmetinmi
diyeceğim bu kirli dudaklarımla ?
Sana gelmek istediğimi mi söyleyeceğim?
Kapına geldiğimde, nasıl huzuruna varacağım bu bedenle.
utanırım hemde
çok.
Ben sana layık bir ümmetim diyemem. Sığıntı olurum gerekirse, Herkesin
arkasından bakarım , sen ordasın bilirim. Saklanırım herkesin arkasına. Beni
görme bana nazar eyleme diye. çünkü bilirim ki gözün gözüme değdiğinde YANARIM.
sadece sana uzaktan bakarım . sadece seyrederim gül yüzünü. Ama kimbilir
belki merhametin beni de sarar. Belki sende ümmetimdensin dersin ne kadar
GÜNAHKAR olsamda. Bakabilirmiyim acaba o zaman yüzüne. Gözlerine...
Ama ben razıyım senin ayağının bastığı yerlere yüzümü sürmeye, senin kokunu
çekmeye içime buram buram. Burası oturduğun yer işte, burası namaz kıldığın yer.
Burası yediğin, burası içtiğin yer. Gözyaşlarımla temizlerim her yeri.
Affedermisin o zaman beni?
Ümmetliğe kabul edermisin ?
sen ki Mevlanın sevgilisi , benki utanmaz bir kul. Sanki yaradılmaya
sebeb, benki yaradılan sıradan bir mahluk.
Ne olur beni de kabul et , çağır. Koşa koşa geleyim sana. utangaç utangaç
dolasayım etrafta.
Ne olur çağır beni de geleyim. layık olamasam da , hakkım olmasa da SENİ ÇOK
SEVİYORUM. Çok seviyorum. Çok seviyorum. Çok seviyorum.
SENAİ DEMİRCİ
<VİSAL>
Apr 20 2008, 08:44 PM
Naat
Seccaden kumlardı…
Devirlerden, diyarlardan
Gelip göklerde buluşan
Ezanların vardı!
Mescit mü’min, minber mü’min…
Taşardı kubbelerden Tekbîr,
Dolardı kubbelere “âmin!”
Ve mübarek geceler, dualarımız,
Geri gelmeyen dualardı…
Geceler, ki pırıl pırıl,
Kandillerin yanardı.
Kapına gelenler, yâ Muhammed,
-Uzaktan, yakından-
Mü’min döndüler kapından!
Besmele, ekmeğimizin bereketiydi,
İki dünyada aziz ümmet;
Muhammed ümmetiydi.
Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler…
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!
Şimdi seni ananlar,
Anıyor ağlar gibi…
Ey yetimler yetimi,
Ey garipler garibi;
Düşkünlerin kanadıydın,
Yoksulların sahibi…
Nerde kaldın ey Resûl,
Nerde kaldın ey Nebi?
Günler, ne günlerdi, yâ Muhammed,
Çağlar ne çağlardı:
Daha dünyaya gelmeden
Mü’minlerin vardı…
Ve bir gün, ki gaflet
Çöller kadardı,
Halîme’nin kucağında
Abdullah’ın yetimi
Âmine’nin emaneti ağlardı.
Hatice’nin goncası,
Aişe’nin gülüydün.
Ümmetinin gözbebeği
Göklerin resûlüydün…
Elçi geldin, elçiler gönderdin…
Ruhunu Allah’a,
Elini ümmetine verdin.
Beşiğin, yurdun, yuvan
Mekke’de bunalırsan
Medine’ye göçerdin.
Biz bu dünyadan nereye
Göçelim, yâ Muhammed?
Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet
Altın devrini yaşıyor…
Diller, sayfalar, satırlar
“Ebu Leheb öldü” diyorlar.
Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed
Ebû Cehil kıt’alar dolaşıyor!
Neler duydu şu dünyada
Mevlidine hayran kulaklarımız;
Ne adlar ezberledi, ey Nebî,
Adına alışkın dudaklarımız!
Artık, yolunu bilmiyor;
Artık, yolunu unuttu
Ayaklarımız!
Kâbe’ne siyahlar
Yakışmamıştır, yâ Muhammed
Bugünkü kadar!
Hased gururla savaşta;
Gurur, Kafdağı’nda derebeyi…
Onu da yaralarlar kanadından,
Gelse bir şefkat meleği…
İyiliğin türbesine
Türbedâr oldu iyi.
Vicdanlar sakat
Çıkmadan yarına,
İyilikler getir, güzellikler getir
Âdem oğullarına!
Şu gördüğün duvarlar ki
Kimi Tâif’tir, kimi Hayber’dir…
Fethedemedik, yâ Muhammed,
Senelerdir.
Ne doğruluk, ne doğru;
Ne iyilik, ne iyi…
Bahçende en güzel dal,
Unuttu yemiş vermeyi…
Günahın kursağında
Haramların peteği!
Bayram yaptı yapanlar;
Semâve’yi boşaltıp
Sâve’yi dolduranlar…
Atını hendeklerden -bir atlayışta-
Aşırdı aşıranlar…
Ağlasın Yesrib,
Ağlasın Selman’lar!
Gözleri perdeleyen toprak,
Yüzlere serptiğin topraktı…
Yere dökülmeyecekti, ey Nebî,
Yabanların gözünde kalacaktı!
Konsun -yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler…
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!
Ne oldu, ey bulut,
Gölgelediğin başlar?
Hatırında mı, ey yol,
Bir aziz yolcuyla
Aşarak dağlar, taşlar,
Kafile kafile, kervan kervan
Şimale giden yoldaşlar!
Uçsuz bucaksız çöllerde,
Yine, izler gelenlerin,
Yollar gideceklerindir.
Şu tekbir getiren mağara,
Örümceklerin değil;
Peygamberlerindir, meleklerindir…
Örümcek ne havada,
Ne suda, ne yerdeydi;
Hakkı göremeyen
Gözlerdeydi!
Şu kuytu cinlerin mi;
Perilerin yurdu mu?
Şu yuva -ki, bilinmez-
Kuşları Hüdhüd müdür, güvercin mi, kumru mu?
Kuşlarını, bir sabah,
Medine’ye uçurdu mu?
Ey Abvâ’da yatan ölü,
Bahçende açtı dünyanın
En güzel gülü;
Hâtıran, uyusun çöllerin
Ilık kumlarıyla örtülü!
Dinleyene, hâlâ,
Çöller ses verir;
“Yaleyl!” susar,
Uğultular gelir.
Mersiye okur Uhud,
Kaside söyler Bedir.
Sen de bir hac günü,
Başta Muhammed, yanında Ebû Bekir;
Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü
Destan yap, ey şehir!
Ebû Bekir’de nûr, Osman’da nûrlar…
Kureyş uluları, karşılarında
Meydan okuyan bir Ömer bulurlar;
Ali’nin önünde kapılar açılır,
Ali’nin önünde eğilir surlar,
Bedir’de, Uhud’da, Hayber’de
Hakk’ın yiğitleri, şehîd olurlar…
Bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı,
Yerde kalmazdı ruh… kanatlıydı.
Konsun –yine- pervazlara güvercinler
“Hû hû”lara karışsın âminler.
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!
Vicdanlar, sakat çıkmadan,
Yâ Muhammed, yarına;
İyiliklerle gel, güzelliklerle gel
Âdem oğullarına!
Yüreklerden taşsın
Yine, imanlar!
Itrî, bestelesin Tekbîr’ini;
Evliyâ, okusun Kur’ân’lar!
Ve Kur’ân-ı göz nûruyla çoğaltsın
Kayışzâde Osman’lar
Na’tını Galip yazsın,
Mevlid’ini Süleyman’lar!
Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
Geri gelsin Sinan’lar!
Çarpılsın, hakikat niyetine
Cenaze namazı kıldıranlar!
Gel, ey Muhammed, bahardır…
Dudaklar ardında saklı
Âminlerimiz vardır…
Hacdan döner gibi gel;
Mi’râc’dan iner gibi gel;
Bekliyoruz yıllardır!
Bulutlar kanat, rüzgâr kanat;
Hızır kanad, Cibril kanad;
Nisan kanad, bahar kanad;
Âyetlerini ezber bilen
Yapraklar kanad…
Açılsın göklerin kapıları,
Açılsın perdeler, kat kat!
Çöllere dökülsün yıldızlar;
Dizilsin yollarına
Yetimler, günahsızlar!
Çöl gecelerinden, yanık
Türküler yapan kızlar
Sancağını saçlarıyla dokusun;
Bilâl-i Habeşî sustuysa
Ezânlarını Dâvûd okusun!
Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler…
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!
Arif Nihat Asya
<VİSAL>
Apr 20 2008, 09:05 PM