Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: Ahmet Kaya Ve BaŞÖrtÜsÜ!
Islami Forum - Popüler Forum > İSLAMİ KONULAR > .·[ İZ BIRAKANLAR ]·.
nasreddinhoca


AHMET KAYA VE BAŞÖRTÜSÜ!

Malûm, Ahmet Kaya; kartel medyası için de "iyi bir sanatçı" idi... Özellikle "protest müzik"te üstüne yoktu!..
Ama, ne zaman ki; "Annemin örtüsüne kimse karışamaz ve el uzatamaz" dedi, "geri sayım" başladı!..
Hele hatırlayın 1998 Eylül ayını...

Ayseli Göksoy başta olmak üzere kendilerinin demokrat ve laik olduğunu ileri süren birçok milletvekilinin Türkiye'deki insanlar arasına nifak tohumları serptiğini belirten Ahmet Kaya, Göksoy'un, "Bu ülkede hiç kimse inançlarından ötürü bir baskıya maruz kalmıyor.

Başörtülü öğrenciler siyasi maksatla örtünüylorlar" şeklindeki sözlerini şöyle cevaplamıştı:

"Bu ülkede asıl sizin düşüncenizde olanlar ikilik çıkartıyorlar. Kimse bölücülük yapmasın. Ben, Türkiye'de demokrasi, insan hak ve hürriyetleri konusunda asgari müştereklerde nasıl buluşuruz, bunun sağlanması gerektiğini söylüyorum. Kimse inançlarından dolayı baskı görmüyorsa, bilim öğrenmek için üniversiteye gelen öğrenciler niçin coplanıyorlar? Neden saçlarından tutularak sürükleniyorlar?
Müslüman bir ailenin çocuğuyum... Hiç kimse de annemin başörtüsüne el uzatamaz!..
Türkiye'de başörtüsüne karşı sürdürülen yasaklama alanı yavaş yavaş genişletiliyor... Bu yasaklamanın sokaklarda dolaşmaya kadar bile vardırılacağı endişesini taşıyorum... Bunu bildiğim için, "Annemin başörtüsüne kimse karışamaz ve el uzatamaz, bu yapılırsa gerekli önlemleri alırım" dedim...

"Halkı yüzde 99 Müslüman olan bir ülkede Müslümanlara karşı uygulanan bu baskıların haklılığını ve yasallığını kimse savunamaz. Sayın Ayseli Göksoy'a sesleniyorum; "Ben, inanca saygıyı, düşünceye özgürlüğü savunuyorum. Siz neden savunmuyorsunuz? Sizler Meclis'te sohbet etmekten başka bir iş yapmıyorsunuz. Sokak anneleri ile başörtülü öğrenciler, saçlarından tutularak coplanıyorlar, siz ise sadece seyrediyorsunuz. Televizyonlardaki bu görüntüler sizi rahatsız etmiyor mu? Sizin attığınız bu nutuklar milleti bıktırdı. Buna bir son verin. Bu görüntüler sizi rahatsız etmiyorsa sohbetlerinize devam edin ve televizyonlarınızı çekirdeklerinizi çıtlatarak seyretmeyi sürdürün. Sizler rahatınıza bakın, hiçbir şeye karışmayın. Bu ülkenin bölünmesine bizler izin vermeyiz."

NE KÜRTLÜĞÜ KALDI, NE PKK YANDAŞLIĞI!

İşte bunları dedi, "ipi çekildi!"
Nasıl olduysa oldu, adamın bir "Kürt" olduğu hatırlanıverdi birden!..
Bırakın "Kürt" olmasını ,"eski görüntüler" tozlu raflardan indiriliverdi ve önce "PKK sempatizanı" olduğu, sonra da "PKK yandaşı" olduğu keşfediliverdi!!!..
"Yargısız infaz" kampanyası başlamıştı artık!.. Bu adam "dışlanmalı", bu adam "yok sayılmalı" ve bu adam "linç" edilmeliydi!..
Öyle de yaptılar!.
Daha düne kadar "baştacı" yaptıkları, "aynı masa" etrafında oturup "içki" içtikleri bir adamı "yalnızlığa mahkûm" ettiler!..
Adamcağız, o kahırla öldü gitti!..
Hayır, önemli olan onun "Kürt" olması veya "PKK sempatizanı" olması filan değildi!.. Önemli olan, "başörtüsü lehinde" konuşmasıydı!..
Demek ki, "öte tarafa kayıyor"du!..
O halde, çekiver ipini!..

http://www.tevhidhaber.com/news_detail.php...q_id=1200115731

Hasan Karakaya- Vakit Gazetesi
aleksx
PİEER CARDİN DİYORKİ TESTTÜR TARTIŞMLARI ÇOK SAÇMA

“Hem Tesettürlü, Hem de Şık Olunabilir...”
“Türkiye First Lady’si Daha Şık Olmak İsterse Kendisi İçin Bir Şeyler Tasarlayabilirim...”
YILLARDAN beri, Müslüman yüksek tabakanın ve dindar zenginlerin tesettür konusunda Paris modacılarından yardım ve destek alması gerektiğini dile getiririm. Çarelerim, çözümlerim, tekliflerim şu ana kadar pek ilgi görmedi... Geçen gün Habervakti internet sitesinde dünyanın en meşhur modacısı Pierre Cardin ile yapılmış bir röportaj okudum. (Abdullah Kılıç, Başlığı: “Türban Tartışmaları Çok Saçma”, 03.11.2007) Dünyayı şık giyindiren kişi diyebileceğimiz Cardin bakınız neler diyor:
SORU: “Türkiye’de son aylarda (Son yıllarda) bir türban ya da başörtüsü tartışması yaşanıyor. Siz bu tartışmalardan haberdar mısınız?”
“- Evet biraz takip ettim. Bu tartışmaları saçma buluyorum. Hanımlar her zaman kapanmışlardır. Mesela İsa Efendimizin annesi Meryem Ana kapalıdır. Hatta (Hz.) Havva’dan bu yana kadınlarda bir kapanma eğilimi vardır. Eğer güzel tasarlanabilirse kapanmak kadına yakışıyor, türban kadının güzelliğini ortaya çıkarıyor.
“- Cumhurbaşkanı Gül’ün eşi nasıl giyiniyor?”
“- First Lady’nin adını bilmiyorum ama gayet şık. Daha da şık olmak isterse, kendisi için bir şeyler tasarlayabilirim. Gerçi kişiye özel tasarım yapmıyorum ama Türkleri çok seviyorum. Tabiî teklif gelirse... Ben hadiseye din açısından değil de moda olarak bakarım. Hem tesettürlü, hem şık olunabilir.
Son on yılda Türkiye’de muhafazakâr kadınlar arasında şık ve marka giyinmek isteyenler epey çoğaldı. Ancak onların bir sorunu var: Aradıkları kıyafeti pek bulamıyorlar.”
Sayın Hayrünnisa Gül, Cardin’in teklifini nasıl karşılar bilemem, “Ben şahsa özel tasarım ve kıyafet yapmıyorum ama Türkleri çok sevdiğim için First Lady’niz için yapabilirim... Tabiî isterse...” diyor.
Cardin Müslüman değil, dolayısıyla tesettürü İslâmî-şer’î açıdan ele almıyor, onu moda olarak görüyor. Türban (tesettür) tartışmalarını saçma buluyor. Kadınların örtünmesinin evrensel olduğunu söylüyor...
Türkiye’de birtakım tacirler tesettüre sadece ticaret açısından baktılar. Tesettür elbette ticarî ve sınaî faaliyet olabilir ama ona öncelikle dinî açıdan, ticaret üstü bir zihniyetle bakmak gerekir. Bugünkü Türkiye’de “Tesettür piyasasının” yıllık cirosu acaba ne kadardır?
Tesettüre sırf/sadece ticarî açıdan bakarsanız işin dinî, kültürel, sanat boyutunu ihmal etmiş, hattâ zarar vermiş olursunuz.
Biz Türkiyeli Müslümanlar tesettür/başörtüsü konusunda çok vakit israf ettik, çok bocaladık, kendimize çok zarar verdik.
Otuz yıl önce, dünyanın büyük ve ünlü modacılarından ve modaevlerinden bu konuda yardım istemiş, destek almış olmalıydık. Bunu yapmadık. Birçok işimizde olduğu gibi gecekondu, taşra, varoş, kırsal kesim zihniyetiyle problemlerimizi çözeceğimizi sandık...
İslâm’da kadının kendisini (kapalı olarak da olsa) teşhir etmesi, güzelliklerini göstermesi yoktur. Bizde birtakım sözde tesettürlü hanımlar, İslâm’ın uygun görmediği bir şekilde kamu alanına çıktılar. Üstelik bu arz-ı endam ediş sırasında kılık kıyafetleri zarif, üstün, estetik, yüksek olmadı.
Bir kısım Müslüman hanımlar madem ki, meydana çıkıyorlar, (seksî olmamak ve şehevî nazarları üzerlerine çekmemek şartıyla) zarif giyinsinler, açık kadınlardan daha üstün, daha medenî, daha haysiyetli, daha şık görünsünler. Nadir istisnalar dışında işte bu yapılamadı.
Takkelerimizi önümüze koyalım ve şu soruyu soralım:
Okumuş, zengin, yüksek tahsilli, temsilci üst tabaka Müslüman hanımlar, kıyafet ve başörtüsü konusunda açık kadınlardan daha şık, daha medenî, daha zarif olamazlar mıydı?
Pekala olabilirlerdi. Pierre Cardin böyle diyor. Lakin biz böyle olabildik mi?
Bir kısım Müslümanların ve İslâmcıların en büyük açığı, “Her şeyi biz biliriz, her şeyin en iyisini biz yaparız...” kuruntusudur. Bazılarımız o kadar gururlu ve kibirlidir ki, bilenlerden, uzmanlardan fikir almayı bile nefislerine kabul ettiremezler.
Yakın tarihte öyle başörtülü hanımefendiler görüldü ki, ayda bir uçağa biniyor ve Paris’ten elbise ve eşarp alıyordu. Nasıl alıyordu? Avuç avuç para veriyordu, lakin sormadan, kimseye danışmadan, kendi kafasına göre... Onları gördük...
Son elli küsur yılda 500’den fazla İmam-hatip mektebi, binlerce Hafız kursu açtık. Hiç olmazsa bir tanecik “Moda, Kılık Kıyafet Tasarımı Koleji” açmış olsaydık ne iyi ve ne isabetli yapmış olurduk.
Birtakım İslâmcı kadınlar “İslâm’da moda yoktur” diyorlar. Bunların kıyafetlerine bakıyorsunuz, şu veya bu modaya uygun şekilde giyinmişler. Ol mahiler ki derya içredir, deryayı bilmezler...
İslâm dininde, Yüce Şeriatta elbette moda yoktur, lakin hayatta ve kültürde moda vardır. Yirminci asrın başlarında İstanbul’da kaç çeşit çarşaf vardı bilir misiniz? Çeşitli renklerde... Çeşitli kesim ve dikimler... Pelerinli çarşaf, torba çarşaf... Çalıkuşu romanında Feride’nin gülkurusu çarşafını hatırladınız mı?.. Çarşaf işin esası, cevheridir; onun çeşitleri, renkleri modadır, arazdır.
Birkaç yıl önce Hürriyet’ten Ayşe Arman bendenizle bir röportaj yapmıştı. Hürriyet gazetesi için, röportaj yapılan kişinin fikir ve görüşlerinden çok, “Ona söyletilmek istenen fikir ve görüşler” önemlidir. Konuşmanın bir yerinde “Bugünkü kapalıların bir kısmını rüküş buluyor musunuz” mealinde bir soru tevcih edilmişti. Tereddütsüz “Evet” demiştim. Almışlar bu sözümü manşet yapmışlar... Rüküş giyinip giyinmedikleri tartışma konusu olan birtakım İslâmcıların ağır hücumlarına uğramıştım.
Parası, serveti, imkanı, fırsatı olduğu halde, açık kadınlardan daha üstün giyinmeyen hanımlar, dolaylı şekilde İslâm davasına zarar vermektedir. Bu dava için az veya çok çile çekmiş bir Müslüman olarak onlara hakkımı helal etmiyorum.
Orta halli, fakir, kendi halinde Müslümanlar hanımlara bir şey dediğim yoktur. Yüksek tabakayı, temsilcileri kasd ediyorum.
Kötü, zevksiz, sanatsız, vasıfsız bir tesettürle davamızı mıncıklamaya hakları yoktur.
Yüce İslâm dini gururu, kibri, nefs-i emmareyi kötülemiştir. Dinimiz istişareyi/danışmayı emr etmektedir. Yüce Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem “İlim ve hikmet Çin’de bile olsa gidip alınız” buyurmuşlardır, “Para benim... Ben bilirim... Ben keyfimin istediğini yaparım...” zihniyeti olgun Müslümana yakışmaz.
İlk asırlardaki akıllı Müslümanlar eski Yunan klasiklerini Arapçaya tercüme ettirmişlerdi...
Türkiye’nin yüksek tabaka Müslüman hanımları Pierre Cardin’in tesettür konusundaki fikirlerinden ve yaptığı tekliften ibret almalı ve bu fırsatı kaçırmamalıdır.

TESETTÜR
MEDENİYETTİR…!


Tesettürün şekli ve kime, nasıl olması gerektiğinin sınırları gayet net çizgilerle çizilmiş. Kendimizi Kur’ân’ın ve Sünnetin mihengine vurmamız gerekiyor. Ölçümüz Kur’ân ve Sünnettir! Ve bu ölçü kıyamete kadar değişmez, değiştirilemez!
Tesettür meselesinde her şeyden önce şunu ifade etmek gerektir ki; bin dört yüz senede ve her asırda en az üç yüz elli milyon Müslümanın, toplum hayatında en kutsi ve hakikatli bir düstur-ı İlâhiyi kendilerine şiar edenlere hiçbir kanunun, hiçbir ideolojinin karışmaması ve bâtıl efkârını karıştırmaması gerektir.

Kur’ân, tesettürü katiyen emrediyor, ama maalesef bazı bedbaht insanlar Kur’ân’ın bu emrini çağdışı görüp bir esarettir diyorlar ve tesettürün fıtriliğini inkâr ediyorlar. Modern, çağdaş, ileri olmanın ölçüsü Batı olunca, bu tarz giyinme de çağdaş medeniyetin gereği olarak görülmektedir.
Buna karşı İslâm dininin ana kaynakları (Kur’ân ve Sünnet) kadınların, evlenmeleri caiz bulunan erkeklere karşı örtünmelerini, el, yüz ve ayaklar hariç bütün vücutlarını uygun elbise ile kapatmalarını ve açıkta kalan yerlerini de güzel göstermemek, buralara dikkatleri çekmemek için tedbir almalarını emretmektedir.
Meâlen Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“(Ey Resûlüm) Mü’min erkeklere söyle; gözlerini (haramdan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar! Bu onlar için daha temizdir. Şüphesiz ki Allah, (onların) yapmakta oldukları şeylerden hakkıyla haberdardır. Mü’min kadınlara da söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar; (el, yüz gibi) görünen kısımları müstesnâ, ziynetlerini göstermesinler ve başörtülerini yakalarının üzerlerine kadar salsınlar!” (Nûr 30, 31)
Kur’ân’ın bu emrinin tam fıtrî olduğunu ve kadının özgürlüğünün, rahatının bu fermân-ı İlâhide olduğunu ispat etmek için ciltler dolusu kitap yazılabilir. Hâl-i âlem buna şâhid-i sadıktır zaten.
24. Lemâ Tesettür Risâlesi’nde zamanımızın doktoru olan Bedîüzzaman Hazretleri bakın ne kadar doğru bir tespit yapmış: “Kadınlar hilkaten (yaradılış itibariyle) zaîfe ve nazik olduklarından, kendilerini ve hayatlarından ziyade sevdikleri yavrularını himaye edecek bir erkeğin himaye ve yardımına muhtaç bulunduklarından, kendilerini sevdirmek ve nefret ettirmemek ve istiskale (soğuk muamele) maruz kalmamak için, fıtrî bir meyilleri var.
Hem kadınların on adetten altı-yedisi ya ihtiyardır veya çirkindir ki; ihtiyarlığını ve çirkinliğini herkese göstermek istemezler. Ya kıskançtır; kendinden daha çok güzellere nispeten çirkin düşmemek veya tecavüzden ve ittihamdan korkar, taarruza maruz kalmamak için ve kocası nazarında hıyanetle müttehem olmamak için, fıtraten tesettür isterler. Hattâ dikkat edilse, en ziyade kendini saklayan ihtiyarlardır. Ve on adetten ancak iki-üç tanesi bulunabilir ki; hem genç olsun, hem güzel olsun, hem kendini göstermekten sıkılmasın. Malûmdur ki; insan sevmediği ve istiskal ettiği âdemlerin nazarlarından sıkılır, müteessir olur.
Elbette açık-saçıklık kıyafetine giren güzel bir kadın, bakmasına hoşlandığı nâmahrem erkeklerden onda iki üçü varsa, yedi sekizinden istiskal eder. Hem tefehhuş ve tefessüh etmeyen bir güzel kadın, nazik ve seri’üt teessür (çabuk etkilenen) olduğundan, maddeten tesiri tecrübe edilen belki semlendiren (zehirleyen) pis nazarlardan elbette sıkılır. Hattâ işitiyoruz; açık-saçıklık yeri olan Avrupa’da çok kadınlar, bu dikkat-i nazardan sıkılarak, ‘Bu alçaklar bizi göz hapsine alıp sıkıyorlar’ diye polislere şekva ediyorlar. Demek medeniyetin ref-i tesettürü (tesettürü kaldırması), hilaf-ı fıtrattır (kadının yaradılışına zıttır). Kur’ân’ın tesettür emri fıtrî olmakla beraber, o maden-i şefkat ve kıymettar birer refika-i ebediye (ebedi hayat arkadaşı) olabilen kadınları, tesettür ile sukuttan, zilletten ve manevî esaretten ve sefaletten kurtarıyor…”
Tesettürde şükür mânası da vardır, şöyle ki: “Madem her güzel, güzelliğini sever, elinden geldiği kadar muhafaza etmek ister ve bozulmasını istemez. Ve madem güzellik bir nimettir. Nimete şükredilse mânen ziyadeleşir. Şükredilmezse değişir, çirkinleşir. Elbette güzelin aklı varsa, hüsün ve cemalini günahları kazanmak ve kazandırmaktan ve çirkin ve zehirli yapmaktan ve o nimeti, küfran ile medar-ı azap (azap sebebi) bir sûrete çevirmekten bütün kuvvetiyle kaçacak. Ve o fâni, beş-on senelik cemali bâkîleştirmek için, meşrû bir tarzda (helâl dairede) istimal ile o nimete şükredecek.”
Ebû Davud’un Müsned’inde rivayet edildiği üzere, Peygamber Efendimiz (asm) Hz. Esma’ya “Yâ Esma, kadın bulûğa erince ondan görülebilecek olan ancak şudur.” buyurmuş ve kendi mübarek yüzüne ve avuç içlerine işaret etmişlerdir. Âyet-i kerîmede ve zikrettiğimiz hadîs-i şerif’te görüldüğü gibi tesettürün şekli ve kime, nasıl olması gerektiğinin sınırları gayet net çizgilerle çizilmiş. Kendimizi Kur’ân’ın ve Sünnetin mihengine vurmamız gerekiyor. Ölçümüz Kur’ân ve Sünnettir! Ve bu ölçü kıyamete kadar değişmez, değiştirilemez!
Son olarak Üstad Bedîüzzaman Hazretleri’nin bir teklifiyle bitirelim: “Terbiye-i İslâmiye dairesinde, âdâb-ı Kur’âniye ziynetiyle o cemal güzelleştirilse; o fâni hüsün, mânen bâkî kalacağı ve Cennet’te hûrilerin cemalinden daha şirin daha parlak bir tarzda kendine verileceği hadîste katiyetle sabittir. Eğer o güzelin zerre miktar aklı varsa, bu güzel ve parlak ve ebedî neticeyi elinden kaçırmayacak...”
Rabbim hakkı hak bilip ona uymayı, bâtılı bâtıl bilip ondan içtinap etmeyi nasîb-i müyesser eylesin. Âmin.
Mü’min kadınlara da söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar; (el, yüz gibi) görünen kısımları müstesnâ, ziynetlerini göstermesinler ve başörtülerini yakalarının üzerlerine kadar salsınlar!”
(Nûr 30, 31)

TESETTÜR RİSALESİ
((Onbeşinci Nota'nın İkinci ve Üçüncü Mes'eleleri iken, ehemmiyetine binaen Yirmidördüncü Lem'a olmuştur.)

Tesettür Risalesi Tesettür hakkında Bediüzzaman Said Nursi


(Onbeşinci Nota'nın İkinci ve Üçüncü Mes'eleleri iken, ehemmiyetine binaen Yirmidördüncü Lem'a olmuştur.)

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

يَا اَيُّهَا النَّبِىُّ قُلْ ِلاَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاءِ الْمُؤْمِنِينَ يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِنْ جَلاَبِيبِهِنَّ

ilâ âhir... âyeti, tesettürü emrediyor. Medeniyet-i sefihe ise, Kur'anın bu hükmüne karşı muhalif gidiyor. Tesettürü, fıtrî görmüyor, "bir esarettir diyor. (*)

Elcevap: Kur'an-ı Hakîm'in bu hükmü tam fıtrî olduğuna ve muhalifi gayr-ı fıtrî olduğuna delâlet eden çok hikmetlerinden, yalnız "dört hikmet"ini beyan ederiz.

Birinci Hikmet: Tesettür, kadınlar için fıtrîdir ve fıtratları iktiza ediyor. Çünki kadınlar hilkaten zaîf ve nazik olduklarından, kendilerini ve hayatından ziyade sevdiği yavrularını himaye edecek bir erkeğin himaye ve yardımına muhtaç bulunduğundan, kendini sevdirmek ve nefret ettirmemek ve istiskale maruz kalmamak için, fıtrî bir meyli var. Hem kadınların on adedden altı-yedisi ya ihtiyardır, ya çirkindir ki; ihtiyarlığını ve çirkinliğini herkese göstermek istemezler. Ya kıskançtır; kendinden daha güzellere nisbeten çirkin düşmemek veya tecavüzden ve ittihamdan korkar, taarruza maruz kalmamak ve kocası nazarında hıyanetle müttehem olmamak için, fıtraten tesettür isterler. Hatta dikkat edilse, en ziyade kendini saklayan ihtiyarlardır. Ve on adedden ancak iki-üç tanesi bulunabilir ki; hem genç olsun, hem güzel olsun, hem kendini göstermekten sıkılmasın. Malûmdur ki; insan sevmediği ve istiskal ettiği adamların nazarından sıkılır, müteessir olur. Elbette açık-saçıklık kıyafetine giren güzel bir kadın, bakmasına hoşlandığı nâmahrem erkeklerden onda iki üçü varsa, yedi sekizinden istiskal eder. Hem tefahhuş ve tefessüh etmeyen bir güzel kadın, nazik ve seri-üt teessür olduğundan, maddeten tesiri tecrübe edilen belki semlendiren pis nazarlardan elbette sıkılır. Hatta işitiyoruz; açık-saçıklık yeri olan Avrupa'da çok kadınlar, bu dikkat-i nazardan sıkılarak, "Bu alçaklar bizi göz hapsine alıp sıkıyorlar" diye polislere şekva ediyorlar. Demek medeniyetin ref-i tesettürü, hilaf-ı fıtrattır. Kur'an'ın tesettür emri fıtrî olmakla beraber, o maden-i şefkat ve kıymetdar birer refika-i ebediye olabilen kadınları, tesettür ile sukuttan, zilletten ve mânevî esaretten ve sefaletten kurtarıyor.

Hem kadınlarda, ecnebi erkeklere karşı fıtraten korkaklık, tahavvüf var. Tahavvüf ise, fıtraten tesettürü iktiza ediyor. Çünki sekiz dokuz dakika bir zevki cidden acılaştıracak sekiz dokuz ay ağır bir veled yükünü zahmet ile çekmekle beraber, hamisiz bir veledin terbiyesiyle sekiz dokuz sene, o sekiz dokuz dakika gayr-ı meşru zevkin belâsını çekmek ihtimali var. Ve kesretle vaki olduğundan, cidden şiddetle nâmahremlerden fıtratı korkar ve cibilliyeti sakınmak ister. Ve tesettür ile nâmahremin iştihasını açmamak ve tecavüzüne meydan vermemek, zaîf hilkatı emreder ve kuvvetli ihtar eder. Ve bir siperi ve kal'ası çarşafı olduğunu gösteriyor. Mesmuatıma göre: Merkez ve payitaht-ı hükûmette, çarşı içinde, gündüzde, ahalinin gözleri önünde, gâyet âdi bir kundura boyacısı, dünyaca rütbeten büyük bir adamın açık bacaklı karısına bilfiil sarkıntılık etmesi, tesettür aleyhinde olanların hayasız yüzlerine bir şamar vuruyor!..

İkinci Hikmet: Kadın ve erkek ortasında gâyet esaslı ve şiddetli münasebet, muhabbet ve alâka; yalnız dünyevî hayatın ihtiyacından ileri gelmiyor. Evet bir kadın, kocasına yalnız hayat-ı dünyeviyeye mahsus bir refika-i hayat değildir. Belki hayat-ı ebediyede dahi bir refika-i hayattır. Madem hayat-ı ebediyede dahi kocasına refika-i hayattır; elbette ebedî arkadaşı ve dostu olan kocasının nazarından gayrı başkasının nazarını kendi mehâsinine celbetmemek ve onu darıltmamak ve kıskandırmamak lâzım gelir. Madem mü'min olan kocası, sırr-ı imânâ binaen onun ile alâkası hayat-ı dünyeviyeye münhasır ve yalnız hayvanî ve güzellik vaktine mahsus muvakkat bir muhabbet değil; belki hayat-ı ebediyede dahi bir refika-i hayat noktasında esaslı ve ciddî bir muhabbetle, bir hürmetle alâkadardır. Hem yalnız gençliğinde ve güzellik zamanında değil, belki ihtiyarlık ve çirkinlik vaktinde dahi o ciddî hürmet ve muhabbeti taşıyor. Elbette ona mukabil, o da kendi mehâsinini onun nazarına tahsis ve muhabbetini ona hasretmesi mukteza-yı insaniyettir. Yoksa pek az kazanır, fakat pek çok kaybeder.

Şer'an koca, karıya küfüv olmalı, yâni birbirine münasib olmalı. Bu küfüv ve denk olmak, en mühimmi diyanet noktasındadır. Ne mutlu o kocaya ki; kadınının diyanetine bakıp taklid eder, refikasını hayat-ı ebediyede kaybetmemek için mütedeyyin olur.

Bahtiyardır o kadın ki; kocasının diyanetine bakıp "ebedî arkadaşımı kaybetmeyeyim" diye takvaya girer.

Veyl o erkeğe ki; sâliha kadınını ebedî kaybettirecek olan sefahete girer. Ne bedbahttır o kadın ki; müttaki kocasını taklid etmez, o mübarek ebedî arkadaşını kaybeder.

Binler veyl o iki bedbaht zevc ve zevceye ki; birbirinin fıskını ve sefahetini taklid ediyorlar. Birbirine ateşe atılmasında yardım ediyorlar!..

Üçüncü Hikmet: Bir ailenin saadet-i hayatiyesi; koca ve karı mabeyninde bir emniyet-i mütekabile ve samimî bir hürmet ve muhabbetle devam eder. Tesettürsüzlük ve açık-saçıklık, o emniyeti bozar, o mütekabil hürmet ve muhabbeti de kırar. Çünki açık-saçıklık kılığına giren on kadından ancak bir tanesi bulunur ki, kocasından daha güzeli görmediğinden, kendini ecnebiye sevdirmeye çalışmaz. Dokuzu, kocasından dahi iyisini görür. Ve yirmi adamdan ancak bir tanesi, karısından daha güzelini görmüyor. O vakit o samimî muhabbet ve hürmet-i mütekabile gitmekle beraber, gâyet çirkin ve gâyet alçakça bir his uyandırmaya sebebiyet verebilir. Şöyle ki: İnsan, hemşire misillü mahremlerine karşı fıtraten şehevanî his taşıyamıyor. Çünki mahremlerin sîmâları, karabet ve mahremiyet cihetindeki şefkat ve muhabbet-i meşruayı ihsas ettiği cihetle; nefsî, şehevanî temayülatı kırar. Fakat bacaklar gibi şer'an mahremlere de göstermesi caiz olmayan yerlerini açık-saçık bırakmak, süflî nefislere göre gâyet çirkin bir hissin uyanmasına sebebiyet verebilir.

Çünki mahremin sîmâsı mahremiyetten haber verir ve nâmahreme benzemez. Fakat meselâ açık bacak, mahremin gayrıyla müsavidir. Mahremiyeti haber verecek bir alâmet-i farikası olmadığından, hayvanî bir nazar-ı hevesi, bir kısım süflî mahremlerde uyandırmak mümkündür. Böyle nazar ise, tüyleri ürpertecek bir sukut-u insaniyettir!..

Dördüncü Hikmet: Malûmdur ki; kesret-i nesil herkesçe matlubdur. Hiçbir millet ve hükûmet yoktur ki, kesret-i tenasüle tarafdar olmasın. Hatta Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: تَنَاكَحُوا تَكْثُرُوا فَاِنِّى اُبَاهِى بِكُمُ اْلاُمَمَ - ev kema kal- Yâni: "İzdivaç ediniz; çoğalınız. Ben kıyamette, sizin kesretinizle iftihar edeceğim." Halbuki tesettürün ref'i, izdivacı teksir etmeyip, çok azaltıyor. Çünki en serseri ve asrî bir genç dahi, refika-i hayatını namuslu ister. Kendi gibi asrî, yâni açık-saçık olmasını istemediğinden bekâr kalır, belki de fuhuşa sülûk eder. Kadın öyle değil, o derece kocasını inhisar altına alamaz. Çünki kadının -aile hayatında müdür-ü dâhilî olmak haysiyetiyle kocasının bütün malına, evlâdına ve herşeyine muhafaza memuru olduğundan- en esaslı hasleti sadakattır, emniyettir. Açık-saçıklık ise bu sadakatı kırar, kocası nazarında emniyeti kaybeder, ona vicdan azabı çektirir. Hatta erkeklerde iki güzel haslet olan cesaret ve sehavet kadınlarda bulunsa, bu emniyete ve sadakata zarar olduğu için, ahlâk-ı seyyiedendir, kötü haslet sayılırlar. Fakat kocasının vazifesi, ona hazinedarlık ve sadakat değil, belki himayet ve merhamet ve hürmettir. Onun için, o erkek inhisar altına alınmaz. Başka kadınları da nikâh edebilir. Memleketimiz Avrupa'ya kıyas edilmez. Çünki orada düello gibi çok şiddetli vasıtalarla açık-saçıklık içinde namus bir derece muhafaza edilir. İzzet-i nefis sahibi birisinin karısına pis nazarla bakan, boynuna kefenini takar, sonra bakar. Hem memalik-i bâride olan Avrupa'daki tabîatlar, o memleket gibi bârid ve câmiddirler. Bu Asya, yâni Âlem-i İslâm kıt'ası, ona nisbeten memalik-i harredir. Malûmdur ki; muhitin, insanın ahlâkı üzerinde tesiri vardır. O bârid memlekette, soğuk insanlarda hevesat-ı hayvaniyeyi tahrik etmek ve iştihayı açmak için açık-saçıklık, belki çok sû-i istimalata ve israfata medâr olmaz. Fakat seri-üt teessür ve hassas olan memalik-i harredeki insanların hevesat-ı nefsaniyesini mütemadiyen tehyic edecek açık-saçıklık, elbette çok sû-i istimalata ve israfata ve neslin zaafiyetine ve sukut-u kuvvete sebebdir. Bir ayda veya yirmi günde ihtiyac-ı fıtrîye mukabil, her birkaç günde kendini bir israfa mecbur zanneder. O vakit, her ayda onbeş gün kadar hayız gibi arızalar münasebetiyle kadından tecennüb etmeye mecbur olduğundan, nefsine mağlub ise fuhşiyata da meyleder.

Şehirliler; köylülere, bedevilere bakıp tesettürü kaldıramaz. Çünki köylerde, bedevilerde, derd-i maişet meşgalesiyle ve bedenen çalışmak ve yorulmak münasebetiyle, hem şehirlilere nisbeten nazar-ı dikkati az celbeden masume işçi ve bir derece kaba kadınların kısmen açık olmaları, hevesat-ı nefsaniyeyi tehyice medâr olamadığı gibi; serseri ve işsiz adamlar az bulunduğundan, şehirdeki mefasidin onda biri onlarda bulunmaz. Öyle ise onlara kıyas edilmez.
_________________
TÜM İNASANLARA VE İNSANLIĞA SEVGİYLE
Tesettürlüyüm Çünkü..
Allahı hatırlamak ve hatırlatmak için..
Yaratılış gayemin gereği…
Özel olduğum için ..
Özel hissettiğim için ..
İnsanların gözünde değil Rabbimin nazarında özel olduğum için..
Kulluğumun gereği..
Rabbimin rızasını kazanmak için..
Tesettürlüyüm diyorum.
Örtü, yükseklerden bir emir ve yüksek bir eylemdir! Allah’tan kuluna mahsus bir hediye, Mü’mine mahsus bir ahlaktır!
Göklerden gelen hediyeyi kabul ettiğim için Tesettürlüyüm...
Tesettürlüyken daha rahat olduğum için,
Dışarıda kendimi en rahat hissedebileceğim giyim şekli olduğu için,
Allah rızası için,
Birtakım kötü gözlerden koruduğu için,
Tesettürlü bir insan dış görünüşüyle değil de kişiliği ve ahlakıyla davranışlarıyla, düşünceleriyle ön planda olduğu için…
Tesettürlüyüm çünkü hürüm ben…
tesettürüm sayesinde namahremim saygı duruşuna geçmek zorunda…
(öyle bir temsil etmeliyim ki bu olmak zorunda)
Tesettürlüyüm çünkü Hak böyle istiyor…
Hakk istedi mi, şek yok şüphe yok koşul yok şart yok…
Tesettürlüyüm çünkü; hürüm ben…
Budur sebebi örtümü başımda taşırken gözlerimin ışıması…
Gurur addetmeyiniz…
Tesettürlüyüm çünkü ;
ben çiçek gibi taşımıyorum başımda örtümü
ben örtümü kurşun gibi yüreğimde saklıyorum



Tesettürlüyüm çünkü ;,
değerliyim!!
Tesettürlüyüm Çünkü..
Kem gözler-çirkef bakışlar bana göre değil….
Tesettürlüyüm Çünkü..
Allah’a İtaat Ediyorum..
Tesettürlüyüm...Çünkü
Allah’a Teslim oldum…
Tesettürlüsün Çünkü
güzelsin ve güzel olduğun için gizlisin(saklısın),Gizli olman emredilmiş…Göz önünde olanın, kolay ulaşılanın ne değeri vardır ki?…
Tesettürlüyüm Çünkü;
Yüce Rabbim emretmiş.
o, bu dedi diye vazgeçecek kadar basit olsaydı başımda taşımaya utanırdım.
elhamdülillah gururla taşıyorum...
Tesettürlüyüm Çünkü;
“O” öyle emretti.
Tesettürlüyüm Çünkü;
AHLAK ANLAYIŞIMDIR
Tesettürlüsün Çünkü;
Büyük bir Allah ağrısı çekmeyeceksin ..
Tesettürlüyüm Çünkü;
o benım kımlıgım !!
Tesettürlüyüm Çünkü;
Rabbim in verdiği bedenle dünyaya cihat için gönderildim.
onu koruyacak en güzel zırhtır tesettür ..
Ve silahimdır başörtüm …
zalime ve zulme karşı direnmek ben Rabbimin emriyim dıye haykırmak için..
Tesettürlüyüm Çünkü;
başımda bulunan ufak bir bez parçasıyla sevap kazanıyorum,
Tesettürlüyüm Çünkü;
İslam’dan rahatsız olanlarla kavgasız,gürültüsüz,kansız-cansız ancak böyle savaşabiliyorum,
Tesettürlüyüm Çünkü;
öbür tarafta tesettürsüzden tek ayrılcalığım bu olacak,
Tesettürlüyüm Çünkü;
zevk alıyorum,
Tesettürlüyüm Çünkü;
kendimi seviyorum,Rahat yaşıyorum çünkü;TESETTÜRLÜYÜM..
Daha ötesi varmı?


Bu basit görünüm sadece metinlerden oluşur. Resim ve Daha Fazla Bilgi Görmek İçin Forumun Normal Haline Geçmeniz GerekmektedirBuraya Tıklayın.
Invision Power Board © 2001-2008 Invision Power Services, Inc.