"kıSSadan hiSSe"
Baba ve Oğul
Hali vakti yerinde olan bir adam Allah'tan bir oğul istemiş. Allah duasını kabul edip ona bir oğul vermiş. Adam çok sevinmiş bir oğlu olduğuna...
Öyle ki o sevinçle eşine dostuna yemekler vermiş, düğün bayram etmiş. Oğul yavaş yavaş serpilmeye başlamış. Adam oğluna o kadar düşkünmüş ki her istediğini yerine getirmeye başlamış. Derken oğlu büyümüş yağız bir delikanlı olmuş. Adam zamanı geldi diye düşünüp, nüfusunu da kullanarak oğlunu güzelce bir işe sokmuş.
Arkasından Allah'ın emri ile şehrin en güzel kızını istemiş oğluna, saray gibi bir ev kurmuş, dillere destan bir düğünle evlendirmiş evladını.. İçi rahatmış artık, oğlu için bir baba olarak elinden geleni yaptığını düşünerek..
Fakat kısa bir süre sonra delikanlının hayatında ufak tefek sorunlar baş göstermeye başlamış. Adam her sorun çıktığında koşup yetişmiş ve maddi ve manevi desteğiyle oğlunun hayatını toparlamış. "Üzülme oğulcuğum!" diyormuş her defasında evladına.. "Üzülme, ben senin babanım ve her zaman yanındayım. Bunu da hallederiz Allah'ın izniyle!"...
Fakat çocuğun sorunları bir türlü bitmek bilmiyormuş. Her gün başka bir derde sokuyormuş başını.. Bu sebeple şikayet ve istekleri hiç bitmiyormuş. Adamcağız ne yaptıysa delikanlının hayatına bir çekidüzen verememiş. Böylece günden güne her şey daha da kötüye gitmiş. Derken bir gün oğul işvereni ve iş arkadaşlarıyla geçinemediğini bahane edip işinden de çıkmış.
Bu sefer evindeki huzur da bozulmuş. Nihayet huysuzluklarına karısı da dayanamayıp evi terketmiş ve evi ocağı dağılmış. Böylece delikanlı dönüp gelmiş yine baba evine.. Baba hemen kucak açmış tabii ki biricik oğluna... Yediği önünde yemediği arkasında yine.. Fakat bir yandan da adamı bir tasa almış. "Ya bana bir şey olursa, bu oğulcağızıma ne olur, kim bakar ona, nasıl hayatını devam ettirir?" diye.. Fakat oğlunu üzmek istemediği için bu endişelerinden söz etmemiş hiç.. Böylece bir süre daha geçirmiş delikanlı babasının kanatları altında.. Fakat adam oğluna hissettirmese de her geçen gün endişesi artıyormuş. Bunun böyle devam etmemesi gerektiğini biliyormuş.
Sonunda bir gün oğlunu karşısına almış ve "Oğlum, sen benim göz aydınlığımsın. Her başın sıkıştığında sana destek olmaya hazırım. Ama senin de kendine göre bir hayatın, evin barkın ve bir ailen olsun isterim. Hadi gel sana bir iş bulalım ve bozulan düzenini yeniden kurmaya çalışalım" demiş. Baba evinde ekmek elden su gölden yaşayıp rahata alışmış olan delikanlının bu teklif pek hoşuna gitmese de itiraz edememiş. Aramış taramış zar zor bir işe girmiş.
Adam oğluna yeniden ev ocak kurmuş. Yine Allah'ın emri ile gidip bir kız istemiş ve oğlunu evlendirmiş ikinci kez... Evladının dağılan düzenini yeniden kurduğunu düşünerek için için sevinmiş. Bu arada elini oğlunun üzerinden yine hiç çekmemiş. Daima her konuda maddi manevi yardımını esirgememiş. Oğluna yeniden kurduğu düzen bozulmasın istiyormuş. Fakat ne yaptıysa fayda etmemiş ve bir süre sonra oğlunun hayatı yine başaşağı gitmeye başlamış. Sorumsuzluğu ve geçimsizliği sebebiyle işinden de çıkarılmış, parasız pulsuz kalmış.
Derken evinde ailesiyle sorunlar başlamış. Bu durumu gören baba bir kez daha oğlunun yardımına koşmuş, maddi manevi ne gerekiyorsa yapmış. Fakat bakmış, ki bir türlü oğlu islah olmuyor ve ailesine de çok kötü davranıyor, hiç kimseyle geçinemiyor. Hattâ iş güç derdini de tamamen boşlamış ve yan gelmiş evinde yatıyor.
Adam üzülerek yine almış oğlunu karşısına ve "Oğlum bu halin ne olacak senin, neden ailene kötü davranıyorsun? Üstelik hiç bir işte de tutunamıyorsun. Artık çok endişeleniyorum. Bu gidişin sonu pek iyi değil.. Zar zor yeniden kurduğumuz yeni düzenin de bozulmasından korkuyorum" demiş.
Oğul babasına şöyle cevap vermiş: "Babacığım neden korkuyorsun, sen varsın ya!" İşte o vakit adam durumu anlamış. Her sıkıntısında oğlunun yardımına koşup, o sıkıntıyı giderirken, ona iyilik yapıyorum zannederken ne kadar büyük kötülük yaptığını farketmiş. Daha geç olup, iş işten geçmeden bir şeyler yapması gerektiğine karar vermiş. Almış oğlunu karşısına ve demiş ki; "Oğlum, artık beni öldü kabul et ve kendi başının çaresine bak. Bundan sonra seninle baba oğul ilişkimiz bitmiştir. Bir daha sakın benim kapımı çalma. Benim de bir oğlum yok artık."
Oğul ne olduğunu anlayamamış ve paniğe kapılıp, "Babacım ben sana ne ettim, ki beni oğulluktan sildin?" demiş. Baba içinden hüzünle; "Sen bana bir şey yapmadın, asıl ben sana kötü bir şey yaptım" demiş.
Sonra tereddüt etmeksizin oğluna sırtını dönüp gitmiş. Oğul inanamamış babasının tavrına ve söylediklerine.. Şaka ediyor sanmış önceleri, ama bakmış ki babası arayıp sormayı tamamen kesmiş, o vakit işin vehametini anlamış. Gidip babasının kapısına yalvarıp yakarmış, ağlayıp sızlamış. Fakat babada hiç yumuşama yok, oralı bile değil.. Bunu görünce bu sefer hırçınlaşmış, isyan edip bağırıp çağırmış "Sen ne biçim babasın, ki oğluna sırtını döndün?" diye...
Baba ise olan bitene çok üzülmesine rağmen bunu belli etmemiş ve dönüp oğlunun yüzüne hiç bakmamış. Oğlunun kendi sulbünden geldiğini, bu sebeple aslında güçlü melekelere sahip olduğunu, eğer gayret gösterirse ayakları üzerinde durabileceğini biliyormuş. Yoksa babaya dayanıp güvenerek yaşarken potansiyelindeki bu özellikleri asla ortaya koyamayacakmış. Bu sebeple duygularının zaaf oluşturup kararından dönmesine sebep olmaması için azmetmiş.
Çünkü o andan itibaren göstereceği en ufak bir zaafın belki de ileride oğlunun hayatına mâl olacağını çok iyi biliyormuş artık. Fakat baba yüreği tabii, uzaktan uzaktan da olsa oğulcağızını izliyormuş. Delikanlı ise bakmış ki babası ciddi ve artık babadan hiç bir yardım göremeyecek, gidip bir işe daha girmiş. Fakat her istediğini elde etmeye alışarak şımarık yetiştiği için geçimsizlik sebebiyle her işten çıkıyormuş. Sonunda ikinci karısının da sabrı taşmış ve genç adamı terketmiş. Bir süre sonra genç adam babasının aldığı evi de satmış parasızlıktan.. Onu da yemiş bitirmiş ve nihayet düşmüş sonunda sokaklara.. Aç bilaç sokakta yatıp kalkıyormuş artık... Baba ise oğlunun düştüğü durumu uzaktan izliyor ve her gece evinde ağlıyormuş.
Ama oğlunun babaya güvenerek yaşamamasını, hayatın gerçeklerini öğrenmesini, olgunlaşmasını ve bir gün babası öldüğünde ayakları üstünde duracak duruma gelmesini arzuluyormuş. Bu sebeple çok üzülmesine rağmen duygularına yenik düşmemiş ve duruma hiç müdahale etmemiş. Sadece ölmemesi için gece oğlu uyurken gizlice bir kaç lokma yemek koyarmış yanıbaşına, sabah bulup yesin diye...
Bir de üşüyüp ölümcül derecede hastalanmasın diye üzerine bir örtü atarmış oğlu uyurken.. Oğul ise içinde bulunduğu durumun sıkıntısından, geceleri gelen bu gizli yardımın babasından geldiğini anlamamış bile..
Gel zaman git zaman oğlanın yavaş yavaş aklı başına gelmeye başlamış. Bakmış ki hiç kimseden fayda yok ve hayatı elden gidiyor, bir gün sokaklarda açlıktan sürünerek ölüp gidecek.. Karar vermiş bir işe girmeye.. Fakat bu perişan haliyle kim onu işe alır? Çaresizlik içinde ne yapacağını bilmez halde kara kara düşünmeye başlamış. Bir gece adam yine gizlice oğlunu izliyormuş. Onun ağlayarak Allah'a dua ettiğini işitmiş ve sonunda evladının aklının başına geldiğini anlamış.
Gidip oğlunun eski bir arkadaşından yardım istemiş. "Evladım, sana bir miktar para vereceğim. Oğlum falanca parkta yatıp kalkıyor. Gidip onu tesadüfen görmüş gibi yap. O senden borç isterse, bu parayı kendi paranmış gibi ona ver", demiş. Oğlunun arkadaşı olan biteni pek anlamamış, ama adamın teklifini kabul etmiş. Kalkıp gitmiş o parka.. Aynen adamın dediği gibi eski arkadaşıyla tesadüfen karşılaşmış gibi yapmış. Sonra iki arkadaş konuşup dertleşirlerken, bir işe girmek istediğinden, ama bu halde kimsenin ona iş vermeyeceğinden dert yanmış bizimki...
Arkadaşı söz tam istediği yere gelince, "Ben sana borç para verebilirim, sonra paran olunca ödersin" demiş. Oğul bu teklifi hemen kabul etmiş ve teşekkür ederek parayı almış. Sonra gidip temizlenmiş, üst baş almış kendine ve iş aramaya başlamış... Nihayet küçük bir iş bulmuş. Artık şımarıklık ettiğinde işinden olacağını ve tekrar aç açık sokaklara düşeceğini çok iyi biliyormuş. Bu sebeple işinde ustasına itaatkar davranıp, iş arkadaşlarıyla iyi geçinmeye gayret etmiş. Öyle ki çok çalışıp ustasının bir dediğini iki etmeden zamanla en iyi işçisi olmuş. Bu arada evi olmadığı için iş yerinde küçük bir odada kalıyormuş. Eli para görünce bu küçük odada kalmak istememiş ve kendine nohut oda bakla sofa küçük bir ev kiralamış, üç beş eşya düzmüş.
Sonra kötü davranarak elinden kaçırdığı ikinci karısı gelmiş aklına.. Çekinerek de olsa gidip özür dilemişi, şimdiki durumunu açıklamış ve yeniden onunla beraber olmak istediğini söylemiş. Karısı bakmış ki genç adamın aklı başına gelmiş, eli ekmek tutup huyu suyu değişmiş, o da unutmuş olanları ve barışmış kocasıyla.. Dönmüş evine ve huzur içinde yaşamaya başlamışlar birlikte..
Bu arada baba gizliden oğlunu takip etmekteymiş yine.. Bir gün ustası almış genç adamı karşısına ve; "Sen benim en iyi ve en çalışkan kalfam oldun. Bir dediğimi iki etmedin, işi çok iyi öğrendin. Bense artık epey yaşlandım. Bu işi devam ettirecek gücüm kalmadı. Bu sebeple işi sana devretmek istiyorum. Sen çalışkan bir genç adamsın. Çalıştıkça zamanla bana borcunu ödersin. Bundan sonra bu iş yeri senin." demiş. Genç adam çok sevinmiş tabii.. Hemen ustasının elini öpmüş ve işi devralmış. Oysa babası oğlanın sıkı çalıştığını ve başarılı olduğunu anlayınca, önceden ustayla görüşüp bu durumu da o ayarlamış meğer.
İşyerini satın almış, ama bu senaryoyu usta ile birlikte hazırlamışlar. Böylece genç adam işyeri sahibi olmuş ve başlamış işi devraldığı ustaya bocunu güzelce ödemeye... Güzelce çalıştığı için işi gücü de yaver gitmiş ve hali vakti epeyce yerine gelmiş. Bu esnada bir oğlu olmuş. Artık çok mutlu ve huzurlu bir hayatı varmış.
Bir gece oğlunu kucağına alıp onu sevip seyrederken, onunla ve geleceği ile ilgili hayaller kurmuş. Bu arada kendi ve babasıyla geçen hayatı gözlerinin önünden geçmiş. Ve bir anda olanı bitenin hayrını idrak etmiş. Titreyerek utanç içinde ağlamaya başlamış. Babasının her şeyi onun hayrı için yaptığını ancak o zaman farkedebilmiş. Sabahı zor etmiş. Gün doğar doğmaz, almış oğlunu kucağına, takmış karısını koluna ve koşmuş babasının kapısına.. Baba anlamış oğulun neden geldiğini ve açmış kapıyı gözyaşları içinde...
Bir şey diyecek olmuş ya, oğul susturmuş babasını elini öperek.. Sonra baba oğul gözyaşlarıyla sarılmışlar birbirlerine.. Geçen zor, ama hayırlı ve bereketli yılların muhasebesini gözgöze sessizce yaparak anlaşmışlar.
(alıntı)
