Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: Hz.mevlanadan...ahmaklara...
Islami Forum - Popüler Forum > GENEL FORUM > .·[ KISSADAN HİSSELER ]·.
AkinciBey
YAHYA PEYGAMBERİN İSA PEYGAMBERE SECDESİ(Kıssadan hisse almayan ahmaklara)



Yahya’nın anası, Meryem’e hamlini vazetmeden az önce gizlice dedi ki: “ Karnında bir padişah var. Ülülazm ve her şeyi bilen bir peygamberdir. Ben bunu yakinen gördüm. Sana rastlatınca karnında ki çocuğum hemen secdeye vardı. Karnındaki çocuk, karnındaki çocuğa secde etti. Secdesinden bedenime titreme düştü” Meryem de “Ben de karnımdaki çocuğun secde ettiğini hissettim” dedi.

Ahmaklar derler ki: “Bırak şu masalı. Yalan, yanlış. Meryem, doğuracağı zaman yabancıdan da uzaktı, akrabadan da. O güzel hatun şehirden dışarı çıktı. Doğurmadıkça şehre girmedi. Doğurunca yavrusunu kucağına alıp, bağrına basıp soyunun, sopunun yanına geldi. Yahya’nın anası, onu nerede gördü de bu hikayeyi anlattı, bu sözü söyledi?”

Bunu ilhama mazhar olan, afakta, gayp aleminde bulunan şeyleri yanındaymış gibi bilen kişi anlar. Yahya’nın anası, uzakta olmakla beraber Meryem’in yanında bulunabilir. Vücut, göz, göz olunca gözler kapalı olduğu halde de sevgilinin yüzü görülebilir. Mamafih baş gözüyle de görmediğini farz et ne çıkar? Ey düşkün sen kısadan hisse almaya bak!

Kıssaları duyup” Nakış” kelimesine “ Ş” harfinin eklendiği gibi o kıssaların suretine bağlanan, dış yüzüne kapılan kişiye benzeme. Dilsiz dimme, kelıle’ye meramını nasıl anlatırdı? Tutalım, bunlar, birbirlerinin sözlerini anladılar, söz söylemeden meramlarını ifade eden bu hayvanların ne demek istediklerini insan nasıl anlayabilir?

Mumla pervanenin başından geçenleri duy, bunların manasına vakıf ol güzelim. Aralarında bir söz yık ama sözün sırrı, manası var ya. Agah ol, yücelere uç, baykuş gibi aşağılarda uçma. Birisi “ Burası satrançta ruh hanesi” demiş. Bu sözü duyan “ o evi nereden elde etmiş?” satın mı almış, yoksa mirasa mı konmuş?” diye sormuş. Ne mutlu mana anlayan!
nasreddinhoca
Ahmaklık deyince devreye ben giriyorum...
Neden?
Bir kaç devrenin eksik olduğu söylenir hakkımda...
!!!
Efendim, kıssa'dan hisse dediniz de...
Yüceltmeci mantığın ürünü...
İnsan kutsamak...
Peygamber yarıştırmak...
Ya hu İsa (as) bunları duysa dinden çıkardı!!!
AkinciBey
ALINTI(nasreddinhoca @ Nov 29 2007, 01:45 AM) *

Ahmaklık deyince devreye ben giriyorum...
Neden?
Bir kaç devrenin eksik olduğu söylenir hakkımda...
!!!
Efendim, kıssa'dan hisse dediniz de...
Yüceltmeci mantığın ürünü...
İnsan kutsamak...
Peygamber yarıştırmak...
Ya hu İsa (as) bunları duysa dinden çıkardı!!!

Ne alaksı var şimdi hocam Allah aşkına ya.
Tüm melekler Hz Ademe secde ediyorda Yahya peygambermi ululazim peygamberlerden ikincisine secde etmeyecek..
Mevlanada mükemmel açıklamış bence.
Ayrıca benim bildiğim paygamberlerin imanları garantidedir.Tüm günahları affolmuştur.Merak etme dinden çıkmazdı..
nasreddinhoca
Celaleddin Rumi neye istinaden salladı bilemem, ama iyi sallamış...
Meleklerin Adem'e secde olayı için tefsirlere bakınız...
Kuran ve sünnet ile sahih hadisler bize yeter sanırım...
Bir de romalı'nın kelamı ile uğraşmayalım...
AkinciBey
ALINTI(nasreddinhoca @ Nov 29 2007, 02:18 AM) *

Celaleddin Rumi neye istinaden salladı bilemem, ama iyi sallamış...
Meleklerin Adem'e secde olayı için tefsirlere bakınız...
Kuran ve sünnet ile sahih hadisler bize yeter sanırım...
Bir de romalı'nın kelamı ile uğraşmayalım...

Kardeşim
Başlığa iyi bak.(1)

Hz Ademin secde olayını tefsir nasıl anlatır biliyorsundur smile.gif :
"Ademin yaratılışındaki uluhiyetin sair yaratılmışlara olan üstünlüğünden kaynaklanmaktadır."
E anlamışsındır heralde.Yahyanın peygamberliği ile isanın peygamberliği arasındaki basamak farkını.
Ve üstünlük meselesini.Takvasal ve yaratılışsal üstünlük deriz biz buna.
nasılki Hz Muhammed piramitin en üstündeyse altında gelenlerde olacak.(2)

Ama nasrettin hoca ben senin hakkında bazı şeylerden şüpheleniyorum.
Öyleki tavırların İBDAcılara çok benziyor.
Herkes benim malım istediğim gibi eleştiririm veya istediğim gibi överim mantığını gördüm sende.
Mevlanaya sallamacı demen bunu bir nevi gösteriyo.
Yani kusura bakma bu kardeş nasihati sana şimdiki durumun (çok afedersin) sapıtarak kafir olan Muhammed bin Abdulvehaba benziyor.(3)

Kardeşim Mevlana Hzlerinin ilmini herkes belirtmiştir.
Bediüzzamanda ben o yıllar yaşasaydım mesneviyi yazardım Mevlana şimdi yaşasaydı Risaleleri yazardı demiştir.(4)

Şimdi alimlere karşı bir koalisyonmu var.
Aynı Abdulvehabın dediği gibi:"hanefi şafii hanbeli malikiyi bir kefeye topla ben hepsine ağır gelirim"(5)

ALLAH MUHAFAZA..

Yinede ben senin için duacıyım kardeşim..
Selametle..
nasreddinhoca
ALINTI
Başlığa iyi bak.(1)


Başlığa iyi bakıyor ve olayın detayına girmiyorum...Peygamber yarıştıranları sevmem...

ALINTI
nasılki Hz Muhammed piramitin en üstündeyse altında gelenlerde olacak.(2)



Peygamber Efendimiz Sav: "Hristiyanların Meryem oğlu isa’yı aşırı yücelttikleri gibi siz de beni aşırı yüceltmeyin. Ben, sadece ve sadece bir kulum. O halde Allah’ın kulu ve elçisi deyin…"(Buhari)

Bir adam peygambere dedi ki. Ey Muhammed, ey efendimiz, ey efendimizin oğlu, en hayırlımızın oğlu…Rasululah hemen müdahale etti:

Ey İnsanlar! Sözlerinize dikkat edin ki şeytan sizi hükmü altına almasın! Ben, abdullahın oğlu muhammedim. Allah’ın kulu ve elçisiyim! Vallahi beni, Allah’ın beni yerleştirdiği konumundan daha fazla yüceltmeye kalmanız hoşuma gitmez….(İbn Hanbel)

Bir gün kendisine ya hayral beriye (ey yeryüzünün en hayırlısı) diye çağıran kimseye o dediğin ibrahimdir buyurdu…(E.Davut)

Beni musa’dan üstün tutmayın…(Buhari)

Kimseye ben yunus’tab daha hayırlıyım demek yaraşmaz…(Buhari)

İmam Kurtubi Bakara 253 ayetinin “HZ.PEYGAMBER DİĞER PEYGAMBERLERDEN ÜSTÜNDÜR” demeye dahi cevaz vermediğini söyler…


ALINTI
sapıtarak kafir olan Muhammed bin Abdulvehaba benziyor.(3)


Muhammed İbn Abdulvehhab'a kafir diyenin sonu hiç hoş olmaz...Dikkat edin o küfür size dönmesin...Şazeli tarikatına mensub Hasan el Benna'nın dahi tasvib etmiş olduğu bir alim hakkında böyle pervasızca konuşmak ilimden nasibi olmayanlara mahsustur...

Muhammed İbn Abdulvehhab'ın doğruları ve yanlışları vardır, doğrularını alırız, yanlışlarını terk ederiz, romalı celaleddin'in de doğrularını alır yanlışlarını terk ederiz...

İBDA ile yakından uzaktan alakam olamaz, bir defa anlayışlarımız taban tabana zıt...

ALINTI
Kardeşim Mevlana Hzlerinin ilmini herkes belirtmiştir.
Bediüzzamanda ben o yıllar yaşasaydım mesneviyi yazardım Mevlana şimdi yaşasaydı Risaleleri yazardı demiştir.(4)


Şimdi mesnevi'deki filimleri buraya dökmem hoş olmaz, gerek de yok, mesnevi öylesine bir kitap'tır, biz içindeki hikmete bakarız, uydurmalara, safsatalara değil...

ALINTI
Şimdi alimlere karşı bir koalisyonmu var.
Aynı Abdulvehabın dediği gibi:"hanefi şafii hanbeli malikiyi bir kefeye topla ben hepsine ağır gelirim"(5)


Muhammed İbn Abdulvehhab bunu nerede demiş, hangi kitabında, sayfa numarası vererek...sakın bana falanca kitap, filanca kitap demeyin, doğrudan Muhammed ibn Abdulvehhab'ın kitaplarına atıf yaparak söyleyin...Bu din, ilim dinidir, filim dini değil...

AkinciBey
Demek Hz Peygamber diğer peygamberlerden üstün değil ha.. smile.gif Yani güldürdün beni Nasrettin Hoca..

Hz Muhammed elbette nasranilerin Hz İsayı yücelttiği gibi yüceltilemez.Zira onlar Hz İsayı tanrı gibi gördüler.
Ancak Hz Muhammet Hz İsadanda Hz Musadanda Ve diğer sair peygamberlerdende üstündür..NEDEN??

Çünkü cennetin girişinde ve cennetin her yerinde ALLAH lafzı ile MUHAMMED lafzı yanyana yazmaktadır.(neden diğer peygamberlerin lafızları yazmaz) ((Bu nur, gökte Ahmed, yerde Muhammed denilen, zürriyetinden bir peygamberin nurudur. O olmasaydı, seni de, yer ve gökleri de yaratmazdım.) [Mevahib-i ledünniyye]

Çünkü Hz Adem Efendimizin adını anarak affa uğramıştır.(bu apaçık bir örnek) (Ya Âdem, Muhammed aleyhisselamın ismi ile her ne isteseydin, kabul ederdim. O olmasaydı, seni yaratmazdım.) [Hakim]

Hz İsa efendimizin ümmetinden olmayı peygamberliğe tercih etmiştir.

Kutis Hadisde:"(Ey Resulüm, İbrahim’i halil [dost], seni de habib [sevgili] edindim. Senden daha sevgili hiç bir şey yaratmadım.)Mevahib-i ledünniyye

“Ey iman edenler! Allah’a, peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba tam manası ile iman ediniz. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse tam manası ile sapıtmıştır.” (en-Nisa, 136) ayetinde neden peygamberine ve peygamberlerine ifadeleri ardarda gelmiştir açıklarmısın.

Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım kutsi hadisi...O olmasaydı hiç bir peygamber yaratılmazdı.

Verdiğin hadislerin sayfa numaralarınıda verirsen (özellikle diğer peygamberlerden üstün olmama ile ilgili) memnun olurum.

Gelelim muhammed bin Abdulvehab olayına; aslında bu konuyu hiç açmayacaktım ama durumun hakikaten ona çok benziyor kardeşim.Ben onu o şekilde görüyorum.Şu anki arabistanın halinden belli zaten.Zamanın M.K'i....

Mesnevide safsata yok kardeş.Eğer mesnevi öylesine bir kitabsa senin adını bildiğin alimlerin hepside öylesine bir alimdir.Bediüzzaman ve risaleler dahil.İşte ondan diyorumya çağımız alimlerle ve alimlerin kitabları ile ilim yarıştırma çağına dönmüş.Elimii sallasak alime değiyor maşallah...

Abdulvehab konusu ile ilgili kitab ismi verecektim ama sen verme demişsin.Şu kitab bu kitab diye iyi o zaman vermeyeyim..Sen bilirsin..
Hadi selametle canım



President
Mukaddes meryem filmini izlerseniz, orada tarihin delilleri ile yansıtıldığını ve olayların nasıl geliştiğini görürsünüz.

Hazreti Cebrailin ilahi mucize şeklinde Hazreti İsayı Hazreti Meryem Annemizin rahmine üfledikten sonra Hazret meryem Annemiz teyzesi olan Hazreti Zekeriyanın Hanımı Elizabeti ziyarete gider, o esnada Hazreti Yahyaya hamile olan Elizabet Annemizin HAZRETİ yAHYANIN hAZRETİ Meryemin gelmesiyle karnında hareket ettiğini anlar. Secde olayı bu şekildedir.
Mabetteki hahamlar Hazreti Zekeriya ve Hazreti Meryem için ölüm kararı vermişlerdi. Hazreti Zekeriya bu sebeple Hazreti Meryeme Mabetteki süresinin dolduğunu, eve gitme zamanının geldini söyler ve birlikte çıkarlar. Sarayın muhafızı Hazreti Zekeriyaya mabetten kimsenin dışarı çıkmaması yönünde yesekarın emri olduğunu söyler. Hazreti Zekeriye mabette Yesekarın değil Heylel Hazretlerinin sorumlu olduğunu söyler. Neyseki muhafız Hazreti Zekeriyayı tanımakta ve saygı duymaktadır. Bu sebeple Hazreti Zekeriya muhafızla konuşurken Hazreti MRYEMİN ORADAN UZAKLAŞMASINI sağlar. Hazreti Meryem durumundan kimseye bahsetmediğinden ve çok hicab duyduğundan Beytüllahm yakınlarında bir hurma ağacının altında Hazreti İsa Peygamberi dünyaya getirmiştir.
nasreddinhoca
ALINTI
Demek Hz Peygamber diğer peygamberlerden üstün değil ha.. Yani güldürdün beni Nasrettin Hoca..


Evet, üstün değil, bunu ben söylemiyorum...Peygamberimizin sahih sözleri ortada...İmam Kurtubi'nin içtihadı ortada...

ALINTI
Hz Muhammed elbette nasranilerin Hz İsayı yücelttiği gibi yüceltilemez.Zira onlar Hz İsayı tanrı gibi gördüler.
Ancak Hz Muhammet Hz İsadanda Hz Musadanda Ve diğer sair peygamberlerdende üstündür..NEDEN??


Peygamber yarıştıracak değilim...Musa'da, İsa'da, Muhammed (sav)'de eşittirler, takvalarını Allah bilir...Kimse kimseye üstün değildir...

ALINTI
Çünkü cennetin girişinde ve cennetin her yerinde ALLAH lafzı ile MUHAMMED lafzı yanyana yazmaktadır.(neden diğer peygamberlerin lafızları yazmaz) ((Bu nur, gökte Ahmed, yerde Muhammed denilen, zürriyetinden bir peygamberin nurudur. O olmasaydı, seni de, yer ve gökleri de yaratmazdım.) [Mevahib-i ledünniyye]


Böyle hikayelerle kaybedecek vaktim yok, cennete girmedim, girince bakarım...

ALINTI
Çünkü Hz Adem Efendimizin adını anarak affa uğramıştır.(bu apaçık bir örnek) (Ya Âdem, Muhammed aleyhisselamın ismi ile her ne isteseydin, kabul ederdim. O olmasaydı, seni yaratmazdım.) [Hakim]


Bu hikayeler nuru muhammedi efsanesi bağlamında uydurulmuş sözler...

ALINTI
“Ey iman edenler! Allah’a, peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba tam manası ile iman ediniz. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse tam manası ile sapıtmıştır.” (en-Nisa, 136) ayetinde neden peygamberine ve peygamberlerine ifadeleri ardarda gelmiştir açıklarmısın.


Muteber tefsirlere bakın...Burada diğer bir Peygambere üstünlük göremedim...

ALINTI
Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım kutsi hadisi...O olmasaydı hiç bir peygamber yaratılmazdı.


UYDURMA HADİSLERLE İŞİM OLMAZ...MEVZUAT KİTAPLARINDA GEÇEN BİR UYDURMAYA İNANACAK KADAR CAHİL DEĞİLİM...NURU MUHAMMEDİ EFSANESİ BAĞLAMINDA UYDURULMUŞ BİR SÖZ...

ALINTI
verdiğin hadislerin sayfa numaralarınıda verirsen (özellikle diğer peygamberlerden üstün olmama ile ilgili) memnun olurum.


hadisler sahihtir, verdiğim kaynaklara bak yeter...bir ara sayfa numaralarını da yazarım...Şu kesin kutsi hadis dediğin uydurmadan daha sağlam...

ALINTI
Gelelim muhammed bin Abdulvehab olayına; aslında bu konuyu hiç açmayacaktım ama durumun hakikaten ona çok benziyor kardeşim.Ben onu o şekilde görüyorum.Şu anki arabistanın halinden belli zaten.Zamanın M.K'i....


Şu anki türkiyenin halinden yola çıkarak bir takım din adamlarının zındık olduğu hükmünü çıkarabilirmiyiz...Mesela Abdulhakim Arvasi de kafirdi diyebilirmiyiz!!!! Ama, diyemeyiz, neden, çünkü kadim bir kaidedir, kıble ehli tekfir edilmez...

ALINTI
Mesnevide safsata yok kardeş.Eğer mesnevi öylesine bir kitabsa senin adını bildiğin alimlerin hepside öylesine bir alimdir.Bediüzzaman ve risaleler dahil.İşte ondan diyorumya çağımız alimlerle ve alimlerin kitabları ile ilim yarıştırma çağına dönmüş.Elimii sallasak alime değiyor maşallah...


Mesnevi'de hakk'da var batıl'da var, işte o batıla safsata diyorum...Risalei nurlar, mesnevi yanında sütten çıkmış ak kaşıktır...

ALINTI
Abdulvehab konusu ile ilgili kitab ismi verecektim ama sen verme demişsin.Şu kitab bu kitab diye iyi o zaman vermeyeyim..Sen bilirsin..
Hadi selametle canım


Muhterem bana kitap ismi verme, yapabiliyorsan doğrudan atıf yap...hakikatin saçmalıkları ile uğraşamam...elimde kütüphanede var bir kaç tane...


Peygamber Efendimiz Sav: "Hristiyanların Meryem oğlu isa’yı aşırı yücelttikleri gibi siz de beni aşırı yüceltmeyin. Ben, sadece ve sadece bir kulum. O halde Allah’ın kulu ve elçisi deyin…"(Buhari)

Bir adam peygambere dedi ki. Ey Muhammed, ey efendimiz, ey efendimizin oğlu, en hayırlımızın oğlu…Rasululah hemen müdahale etti:

Ey İnsanlar! Sözlerinize dikkat edin ki şeytan sizi hükmü altına almasın! Ben, abdullahın oğlu muhammedim. Allah’ın kulu ve elçisiyim! Vallahi beni, Allah’ın beni yerleştirdiği konumundan daha fazla yüceltmeye kalmanız hoşuma gitmez….(İbn Hanbel)

Bir gün kendisine ya hayral beriye (ey yeryüzünün en hayırlısı) diye çağıran kimseye o dediğin ibrahimdir buyurdu…(E.Davut)

Beni musa’dan üstün tutmayın…(Buhari)

Kimseye ben yunus’tab daha hayırlıyım demek yaraşmaz…(Buhari)

İmam Kurtubi Bakara 253 ayetinin “HZ.PEYGAMBER DİĞER PEYGAMBERLERDEN ÜSTÜNDÜR” demeye dahi cevaz vermediğini söyler…
President
Nasreddin Hoca gerçekten güldürmeye devam ediyor. Halbuki peygamberlerin birbirlerinden üstün oldukların Kuran söylüyor.

Bakara Suresi Ayet .253- İşte bu elçiler; bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. Onlardan, Allah'ın kendileriyle konuştuğu ve derecelerle yükselttiği vardır.

Bakara Suresi Ayet :285. Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü'minler de (iman ettiler). Her biri; Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: "Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz." Şöyle de dediler: "İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır."

253 . ayette Peygamberlerin bazılarının diğer bazılarından üstün olduğunu söylüyor ayeti kerime ve üstünlük kelimesini faddalnayı kullanıyor. yani tafdil, fazilet, daha faziletli anlamında.

285. ayette ise peygamberlerin mesaj ve davalarının birbirinden farkı olmadığı anlatılmak isteniyor burada teferreku kelimesini kullanıyor.

Yani kişilerin davalarının aynı olması, onların faziletlerininde aynı olduğu anlamına gelmez. Bizde Kurana tabiyiz, Rasulullahta, yani şimdi Kurana tabi olmakta farkımız yok diye faziletli olma da da mı farkımız yok haşa.

Bu sebeple Makamen Mahmuda, İsra ve Mirac vakaları ile Kuran bizzat Rasulullahın diğre peygamberlere üstün kılındığını söylüyor, Nasreddin Hoca kurtubiden bahsediyor.
AkinciBey
Tebrikler President kardeşim.Ben bu ayetleri bulamamıştım.

Nasrettin hoca kardeşim.Sen kadılık yapmış adamsın bilmen gerekir smile.gif Bu bahsettiğim kutsi hadislerin sahih olduğuna inanman gerekirdi ama şaşırttın beni.Senin verdiklerinin sahih olduğu nereden belli üzerinde etiketimi var.

Yukarıda presidentin verdiği ayetlere bakınca hakikaten asıl uyduruk hadislerin seninkiler olduğu anlaşılıyor.


Mesnevi'de hakk'da var batıl'da var, işte o batıla safsata diyorum...Risalei nurlar, mesnevi yanında sütten çıkmış ak kaşıktır...demişsin.Lisede mantık diye bir ders vardır.Mesela bu dersden yola çıkarak senin mevzuyu çözümleyelim:

""Hz.Mevlana, benim zamanımda gelseydi, Risale-i Nuru yazardı.Ben de Hz. Mevlana zamanında gelseydim, Mesneviyi yazardım, O zaman hizmet Mesnevi tarzındaydı, şimdi Risale-i Nur tarzındadır." Burada anlaşılacağı gibi mesnevinin yazıldığı zamanki gördüğü hizmet ile Risale-i Nurun yazıldığı zamandaki gördüğü hizmet denktir.Üstadın sözlerinden bunu anlıyoruz.Eğer Risale-i nur mesnevinin yanında sütten çıkmış akkaşık dersek risale-i nurun müellifinede büyük saygısızlık etmiş oluruz.Zİra kendisi değer bakımından kitabların aynı olduğunu bildirmiştir.

Zaten Mevlana Hzleride bulunduğu çağdan itibaren çok ağır eleştirilere uğramış hakaretlere maruz kalmış hatta öldürülmeye çalışılmıştır.Bediüzzaman Sait nursinin hayatıda çok büyük bir tevafukturki aynı şekilde geçmiştir.

İkiside anlaşılmayacaklarını söylemiştir.Doğrudur ikiside anlaşılmamıştır.

Mesnevide yine bir hikayede zenginlik içinde olan bir adamın bunun farkında olmadan zenginliği bağdatta orada burada aramasını anlatıyor.Aynı bizim durumumuz demi.Zenginlik içindeyiz ama farkında değiliz.Üstüne üstlük başka başka yerlerde arıyoruz...

Abdulvehab konusunda dediğim gibi kitap ismi verirsem inanmazsın birde oradan başka bir tartışma çıkmasın.En iyisi o konuyu kapatalım.

Selametle..





nasreddinhoca
ALINTI
Nasrettin hoca kardeşim.Sen kadılık yapmış adamsın bilmen gerekir Bu bahsettiğim kutsi hadislerin sahih olduğuna inanman gerekirdi ama şaşırttın beni.Senin verdiklerinin sahih olduğu nereden belli üzerinde etiketimi var.


Çok basit ağabey, çünkü hadis diye rivayet edilen o söz Aliyyul Kari'nin mevzuatında geçer, uydurma demiştir, bir kaç tane kaynakta rivayet edilen o hadis kütübu sitte ve aynı eş değerdeki hiç bir sahih hadis kitabında geçmemektedir...

ALINTI
Yukarıda presidentin verdiği ayetlere bakınca hakikaten asıl uyduruk hadislerin seninkiler olduğu anlaşılıyor.


Ağebey ben de diyorum ki senin ömrün mttb'de, hilmi ışığın yanında boşuna geçmiş...uyduruk dediğin hadisler güneş gibi apaçık ve sihihdir...kaldıki sizin zihrniyetinizin o hadislere uyduruk demek gibi hiç bir hakkı yoktur, iyisi mi tevil edip, kurtulun...

ALINTI
İkiside anlaşılmayacaklarını söylemiştir.Doğrudur ikiside anlaşılmamıştır.


EĞER ANLAŞILAMAYCAK BİRİ VAR İSE O DA HZ.MUHAMMED (SAV)'DİR, AMA O ANLAŞILACAĞINI İFADE ETMİŞ, ÜMMETİN İLK DÖNEM ALİMLERİ DE ONU ANLAMIŞTIR...BİZ BEŞERİZ, BİZE ANLAŞILAN LAZIM, ANLAŞILMAYAN DEĞİL...
AkinciBey
Aliyyül kari dediğin kişi Fıkhül ekberi tercüme ederken Muhammed Miskin(ra) ifadesiyle Resulullahın anne babasına dil uzatmış.Hatta Osmanlı alimleri tarafından güvenilir sayılmamış.Bu yüzden bu kişinin yazdığı ehadis-ülmevduat kitabını kastediyorsun güvenemem.Ayrıca hem siz her kitaba inanmazdınız böyle ne olduda bu kitabda sahih değil yazdı diye inanıverdiniz.

Ayrıca ayetlerde açık ifade yokmu.Aleni açık ifadelerle ayette peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık diyen Allahamı inanalım yoksa o hadisleremi.

Ayrıca Hz Muhammedinde anlaşılmadığını düşünüyorum.Eğer gerçek manada anlaşılsaydı bugün biz bu halde olmazdık.Nasılki Hz Osmanda halifeliği sırasında anlaşılamadı ise,Nasılki Said bin Cübeyr kendş zamanında anlaşılamadı ise,Nasılki Hallac kendi zamanında anlaşılamadı ise mevlana ve bediüzzamanda anlaşılamamıştır.bu apaçık ortadadır.
nasreddinhoca
ALINTI
Aliyyül kari dediğin kişi Fıkhül ekberi tercüme ederken Muhammed Miskin(ra) ifadesiyle Resulullahın anne babasına dil uzatmış.Hatta Osmanlı alimleri tarafından güvenilir sayılmamış.Bu yüzden bu kişinin yazdığı ehadis-ülmevduat kitabını kastediyorsun güvenemem.Ayrıca hem siz her kitaba inanmazdınız böyle ne olduda bu kitabda sahih değil yazdı diye inanıverdiniz.


Ya hu o hadisi neden sahih hadis kitaplarına girmemiş sen ona cevap ver ağabey!!!
Kitabın içeriği zaten mevzu hadisler...

Aliyyul Kari kimdir?


MÜELLİF ALİYYU'L-KARi MERHUMUN
HAL TERCEMESi VE iLMi ŞAHSİYETİ

Nureddin Aliyyü'l-Kari bin Sultan Muhammed* el-Herevi: Vefatı: 1014 (1606) Herat şehrinde doğmuş ve memleketinde okuduktan sonra Mekke-i Mükerreme'de yerleşmiş ve Şeyhü'l-İslam Ahmed İbn-i Hacer el-Heytemi, Zekeriyyi el-Ensari, Şeyh Ahmed el-Mısri, Abdullah es-Sindi, Kutbüddin el-Mekki gibi tanınmış alimlerinden istifade etmiş ve zamanının en ileri ilim adamlarından olmuştur.
Tefsir, Hadis, İ'tikad, Fıkıh, Usul-i Fıkıh ve Siyer'e ait eserleriyle ün almış ve II asrın mücedditlerinden sayılmıştır. İlmi incelemelerde ve münakkah eser yazmakta çok mahirdi. (Tuhfetü'l-hattatin) müellifi, Aliyyü'l-Kari'nin tanınmış hattatlardan olduğunu yazar.
Çok müttaki bir zat idi; ehl-i.bid'ata karşı amansızdı. Kimseden pervası yoktu. Geçimini elinin emeğiyle temin eder, kimseye yük olmazdı. Her sene bir Mushaf-ı Şerif yazar ve hediyesi bir senelik maişetine medar olurdu.
Hanefi mezhep ve Nakşi meşrep olan Aliyyü'l-Kari, Hanefi mezhebinin en kuvvetli müdafilerindendir. Bir eserinde mezhep imamlarına ve hele İmam Şafii ve taraftarlarına karşı yaptığı i'tirazlardan, kullandığı ağır lisandan dolayı şiddetli tenkitlere ve hatta hakaretlere uğramıştı.
Seyyid-i Şerif Cürcani, Kamus müellifi Firuzabadi, Celalü'd-Din-i Suyuti, İbn-i Kemal Paşa, Hafız Zehebi, İbn-i Hacer-i Askalini, Tacü'd-Din Attar, Şeyh Afifü'd-Din el-Yafii, İzzü'd-Din İbn-i Selam, Ebu Zekeriyya, İmam Şa'rini, Abdü'l-Gani Nabulusi, Kamus ve Burhan mütercimi Kadi-i Rum Asım Efendi merhum gibi büyük din alimlerinin meth ü sena ettikleri Şeyh Muhyi'd-Din-i Arabinin "Fususü'l-Hikem” ve "El-Fütuhatü'l-Mekkiyye” ünvanlı eserlerindeki bazı sözlerinden dolayı onun küfrüne bile kail olmuş ve bu hususta bir de risale yazıp pek ağır ta'n ve teşnî’de bulunmuştur. (Risale fi vahdetül vücut, Muhyiddin İbn Arabi’nin Füsus’una reddiyesidir)
İşte bu kabil cür'etleri ve bazı eserlerinde görülen ifratlı hükümleri ve sözleri olmasaydı gayet iyi bir üslup ile yazdığı çok faydalı ve ciddi eserleriyle daha çok faydalı olur ve eserleri daha büyük şöhret kazanırdı.
1014 yılı Şevval'inde Mekke-i Mükereme'de ölmüş ve (el Muallat) kabristanında gömülmüştür. Ölümünü duyan Mısır uleması dört bini aşan büyük bir cemaatle Camiü'I-Ezher' de gıyabi cenaze namazını kılmışlardır.

* İki lafızdan mürekkep olan "Sultan Muhammed" babasının ismidir. Araplardan başka milletlerin âdeti Muhammed Sadık, Ahmed Esad gibi isimlerin çoğunu mürekkep olarak kullanır. Aliyyu'l-Karinin haltercemesini yazanlardan hiçbiri onun babasının hükümdarlardan olduğunu nakletmiyor.


Kaynak: Kırk Kudsi Hadis, Aliyyul Kari, DİB Yayınları: 3, Tercüme: Hasan Hüsnü Erdem…



AŞAĞIDAKİ metinlerden ilki Ebul Münteha isimli bir Osmanlı alimine ait. İknicisi Aliyyul Kari'ye ait... Altı çizili ibarelere dikkat edin!!!

1). "Peygamberimizin s.a.v. anne babası cahiliyye üzere (yani kafir olarak) ölmüşlerdir."

2). "Peygamberimizin s.a.v. anne babası küfür üzere (yani kafir olarak) ölmüşlerdir."

İki ibare de yaklaşık aynı manada ve Peygamberimizin s.a.v. anne-babasının kafir olarak öldüklerini açıkça beyan ediyor. Bunu söyleyen başka alimler pek yok. Hele hele bu görüşe bir inanca dönüştürmek ne derece doğru?

Hepsinden önemlisi, Fıkh-ı Ekber gibi İmam-ı Azam'a nisbeti kuvvetli bir eserde bu tür ibarelerin bulunması bize üç ihtimali hatırlatıyor:

a) Ya bu eserde tahrifat yapılmış ve bu tür ibareler ilave edilmiş.

cool.gif Ya bu eser Ebu Hanife'ye rh.a. ait değil.

c) veya Ebu Hanife bu konuda hata etmiştir.

Biz bir ve ikinci şık üzerinde daha fazla duruyoruz. Her nüshasında bu ibare değiştiğine göre, ya düzeltme amaçlı değiştirilmiş veya çıkarılmıştır veya sonradan ilave edildiği için ihtilaf vardır.

Diğer bir konu, bu eser bile bu kadar sorunlu, diğer eserleri ne kadar sorunludur acaba? Bir de kalkıp diğer maznun ve müphem (meşkûk) eserleri esas alıp müslümanları tekfir etmek ve bu yolda da Ebu Hanife'yi kullanmak ne derece insaflı?!!

Selam ve Dua ile...






Milli Gazete - 31 Temmuz 2004 Ebubekir Sifil

Soru: Resulullah efendimizin s.a.s ebeveyni hakkında varid olan, onların mevtinden sonra, Resul a.s. eliyle diriltilip iman ettikleri ve sonra yine öldükleri haberi sahih midir? Bu haberi inkar etmek itikadi tehlike teşkil eder mi? Bu diriltme hadisesi vuku bulmuş mudur? Bulmuşsa onlar iman ile gitmiştir diyebilir miyiz? İmam-ı Suyuti bu konuda müstakil eser vermiştir, ve ebeveyn-i Resulullah'ın imanla öldüklerine hükmetmiştir. Aliyyul Kari ise küfür üzre terk-i hayat ettiklerine kanidir. Doğrusu hangisidir?
Cevap: Bu, ulemanın üzerinde hayli ihtilaf ettiği bir meseledir. Abdülhayy el-Leknevî'nin 7 adet olduğunu söylediği ("Zaferu'l-Emânî", 424), ancak benim 6'sından haberdar olduğum risalelerinde es-Süyûtî, Hz. Peygamber (s.a.v)'in ebeveyninin cennetlik olduğunu izah sadedinde gerçekten büyük bir çaba sarf etmiştir. Bu görüşte o yalnız değildir. es-Süyûtî'nin "er-Resâilu't-Tis'"i içinde basılmış bulunan mezkûr 6 risalenin (bunlardan sadece birisi "el-Hâvî" içinde (II, 353 vd.) yer almıştır) incelenmesiyle de anlaşılacağı gibi, kendisinden önce ve sonra yaşamış pek çok alim aynı kanaattedir. Çağdaşı el-Kastallânî de bu meselede es-Süyûtî'nin çizgisindedir. (Bkz. "el-Mevâhibu'l-Ledünniyye", I, 171-83.)
...
Ebeveyn-i Resul (s.a.v)'in, davetten haberdar olamadıkları için tafsilî iman üzere olmasalar bile "muvahhit" olduklarını gösteren rivayetlerin mevcudiyeti de burada anılmalıdır. (Konuyla ilgili rivayetler yukarıda işaret ettiğim eserlerde zikredildiği için burada onların ayrıntısına girmeyeceğim.)
"el-Fıkhu'l-Ekber"inin bazı nüshalarında İmam Ebû Hanîfe'nin bu konuda "Onlar küfür üzere ölmüştür" (mâtâ ale'l-küfr) dediği kayıtlıdır. Ali el-Karî şerhinde de (310) bu şekilde yer almıştır. Ancak el-Kevserî merhum, bu eserin çoğunluğu teşkil eden yazma nüshalarında bu ifadenin "Onlar küfür üzere ölmemiştir" (mâ mâtâ ale'l-küfr) veya "Onlar fıtrat üzere ölmüştür" (mâtâ ale'l-fıtra) tarzında olduğunu belirtmekte ve şöyle demektedir: "ALLAH'a hamd olsun, ben bu "mâ mâtâ ale'l-küfr" ifadesini "el-Fıkhu'l-Ekber"in Dâru'l-Kütübi'l-Mısriyye'deki iki eski yazma nüshasında bizzat gördüm..."
Muhtemeldir ki "el-Fıkhu'l-Ekber"i istinsah eden bazı müstensihler, "mâ mâtâ..." ifadesinde peş peşe gelen "mâ" harflerinden birini fazla zannederek iskat etmiş, böylece anlam tam tersi istikamette bozulmuştur. Yahut "mâtâ ale'l-fıtra" cümlesindeki "fıtra" kelimesi, kûfî hatta kullanılan harf karakterlerinin yapısı sebebiyle "küfr" kelimesini andırdığı için "küfr" kelimesine çevrilmiş olabilir...


ALINTI
Ayrıca ayetlerde açık ifade yokmu.Aleni açık ifadelerle ayette peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık diyen Allahamı inanalım yoksa o hadisleremi.


Ayetlerdeki üstünlük faslı için tefsirlere bakınız...
hangi ayette Hz.Muhammed (sav) diğer peygamberlere üstün kılınmış diye apaçık bir izah var...

O hadislere inanmak zorundasın, çünkü zihniyetiniz buna mecbur, sadece tevil edin kurtulun, başka çareniz yok!!!

nasreddinhoca
ALINTI
"el-Fıkhu'l-Ekber"inin bazı nüshalarında İmam Ebû Hanîfe'nin bu konuda "Onlar küfür üzere ölmüştür" (mâtâ ale'l-küfr) dediği kayıtlıdır. Ali el-Karî şerhinde de (310) bu şekilde yer almıştır.


Evet, Akıncıbey Ağabey, sanırım okudunuz...
Aliyyul Kari'ye heybeden çamur atmak kolay...
Kim diyormuş, Ebu Hanife.
Ne diyor? Küfür üzere ölmüştür...
Aliyyul Kari elindeki bu metni şerh etmiş...
Aliyyul Kari demiyor???
Burada başka sahih hadisleri de araştırıp, buraya koymayı gerek görmüyorum, nasıl olsa o sahih hadisleri de kabul etmeyeceksiniz !!! smile.gif

mesele ne üzerinde ihtilaflı bir mesele...

Osmalı alimi mi dediniz???

Osmanlılar dönemi:

Osmanlılar başlangıçta yerleşik kültüre tam olarak sahip olmadıklarından, ilk dönemde bir zahir-bâtın, fıkıh-tasavvuf, medrese-tekke çatışması yaşanmamıştır. Şeyh Edebâli, Dursun Fakih, Geyikli Baba gibi dinî önderler, Osmanlı tebaasına her alanda rehberlik yapıyorlardı. İznik’te kurulan ilk Osmanlı Medresesi’nin müderrisinin aynı zamanda İbn Arabî’nin hayranlarından olan Dâvûd-i Kayserî olduğu dikkate alınırsa, zahirî ilimlerin tasavvuf ile ne kadar iç içe olduğu daha iyi görülür. Fakat zamanla Osmanlı medrese ve tekkeleri çoğaldı ve gelişti. Bu dönemlerde iki akım ve kurum arasında bazen tatsız olaylar yaşanmakla beraber Osmanlı sultanlarının ve devlet adamlarının bu iki kurum arasında tarafsız kalmaları çekişmelerin büyümesini ve zorlu boyutlara ulaşmasını engellemiştir. Sözü edilen tatsız olaylardan birkaçına kısaca temas etmek faydalı olacaktır. s.47-48

İmam Birgivî (ö. 1573) Bayramiye Şeyhi Abdurrahmân Efendiye mürid olmuş, ancak bunun kendi yapısına uygun olmadığını görerek tasavvufu terketmiş, bununla da kalmayarak semâ’, deveran, kabir ziyareti gibi konularda ehl-i tarikatı ağır bir biçimde eleştirmiştir. Birgivı'de İbn Teymiyye etkisi açıktır.

İsmâ’îl Ma'şûkî (ö. 1538), Şeyhulislam İbn Kemâl'in, Hamza Bâlî (ö. 969/1561), Şeyhulislam Ebûssuûd'un verdiği fetvalar ile öldürülmüşlerdi (La'lizadi, 73, Sadık Vicdani, Tomar, 55). Olayı anlatan Atâ’î "Daha sonra Hamza Bâlî'nin pek çok müridi katledildi" diyor (Atâ’î, s. 71). Şeyh Karamânî hakkında da: "Şeyh Muhiddîn Karamanî vahdet-i vücûd meselesinde hata etmekle (957/1550) şemşiri Şeriatla katlolundu" diyor (Atâ’î, s. 62).

Çivizâde de tasavvuf düşmanı idi; evliyâ-yı mukarrabîn'in manevi kılıçlarından sakınmazdı. Şeyh-i Ekber hazretlerini inkar, Kahire'deki İbrahim Gülşenî'ye ta'n ve düşmanlığı mukarrerdir (Ali, Kunhu'l-ahbâr, s. 332). İbn Arbî ve Mevlânâ hakkındaki çirkin sözleri azline sebep olmuştu (Müstakîmzâde, Tarhatu'l-meşayih s. 2; Atâ'î, s. 88). Sütlüce Şeyhi Beşir Ağa kırk müridiyle birlikte katledilmişti. Niyâz-ı Mısrî (ö. 1027/1617) birkaç defa memleketinden sürülmüştü. Vanlı Mehmet Efendi Niyaz-ı Mısrî ile uğraşır dururdu.

Kadızade hareketi Osmanlılardaki en önemli tasavvuf karşıtı hareketlerden biridir. Kadızade Muhammed Efendi, (ö. 1635) Birgivi'nin görüşlerini benimseyip tarikat ehliyle mücadeleye girmiş, Halvetiye meşayihinden Sivasî Efendi'ye (ö. 1639) karşı şiddetli bir kampanya başlatmış, İstanbul'da bir hayli karışıklıklara sebep olmuştu. (Bkz. Katib Çelebi, Mizânu’l-hakk, İstanbul 1990, s.137)
AkinciBey
Konuyu nasıl dağıtacağını iyi biliyorsun nasrettin hoca smile.gif .Mesele Aliyyül kari meselesi olmadığı halde yazdıklarının 9/10u onunla bilmem yazdıkları ile ilgili..Bu konuyu ayrı bir başlık aç orada tartışılsın.Bu asıl konumuz değil.Ancak nihayetinde senin yazdıklarındanda ihtilaflı bir konu olduğu belli.(belkide haklısın ben nsadece pek güveneniyorum dedim)

Ben asıl şuna geleceğim.:""Ayetlerdeki üstünlük faslı için tefsirlere bakınız...
hangi ayette Hz.Muhammed (sav) diğer peygamberlere üstün kılınmış diye apaçık bir izah var""
demişsin ya.

İşte Elmalılı rahmetliden cevabı(kırmızı yerlere dikkat et.Belki siyer sibak olayını bahane gösterirsin diye hepsini koydum):

"Ey Muhammed! O peygamberler, o işaret olunan peygamberler şunun bunun seçimi ve tayini ile değil, bizzat Allah'ın gönderdiği O Allah elçileri, içinde bulunduğun Peygamberler kafilesi yok mu, biz onların bir kısmını diğer bir kısmına üstün kıldık; evet hepsi peygamber, peygamber olmak bakımından hepsi eşit, fakat böyle olmakla birlikte bazısına ve hatta her birine bir üstünlük, özel bir fazilet, ayrı bir rütbe verdik. Kimisine Allah bizzat söz söyledi." Kelîmullah" (Allah ile konuşan) yaptı, nitekim Musa Tur'da ve belirlenmiş gecelerde Allah'ın aracısız ve elçisiz sözünü dinledi. Bazısını da birçok derecelerle daha yükseklere çıkardı. Sidre-i münteha'dan (bütün varlıkların ilminin son bulduğu nokta) geçirip, "İki yay kadar yahut daha yakın" (Necm, 53/9) sırrı ile, mutlak yakınlık makamında âlemlere rahmet olarak herkese gönderilen peygamber, Allah'ın sevgilisi en son peygamber yaparak, Makâm-ı Mahmud'a yüceltti. Biz şanı yüce olan Allah, Peygamberleri birbirlerine üstün kıldık, Bu arada öbürlerinden sonra ve senden önce, İsa b. Meryem'e dahi o delilleri, peygamberliğini ve faziletini ortaya koyan açık delilleri, yani İncil'i, İncil'deki o öğütleri ve etkileyici ikazları ifade eden âyetleri, bir diğer ifade ile (beşikte iken) konuşma, ölüleri diriltme ve anadan doğma gözü kör olanı iyileştirme mucizelerini verdik. Ve kendisini Rûhu'l Kudüs ile destekledik kutsal ve nezih bir özelliği kendisine bahşettik. "Andolsun biz Musa'ya kitabı verdik. Arkasından peygamberler gönderdik, Meryem oğlu İsa'ya mucizeler verdik ve onu Rûhu'l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik." (Bakara, 2/87)

Şimdi üstün kılmanın biçimini açıklayan şu cümlelerin açıklama üslûplarında, üstün kıldık, onlardan, yükseltti biz verdik, diye çoğuldan tekile, tekilden çoğula, üstünden daha üstüne, daha üstünden üstüne, iltifat iltifat üzerine nasıl bir çeşitleme var, dikkat edilmelidir. Önce herbiri peygamberlikte ve dolayısı ile hakkı söylemiş olmakta bir; ikinci olarak genelde bazısı özel bir üstünlük ile üstün olarak, bir bakıma çeşitli ve çeşitli olmasına göre birer ümmete uygun; üçüncü olarak bu üstün kılmada, Musa ve İsa gibi, cem makamında karşılıklı belirgin iki sınır, ve ortada cem'u'l cem' makamında hepsini toplayan, sonu başlangıç başlangıcı son, peygamberlik dairesinin mutlak merkezi, peygamberler topluluğunun en mükemmel kalbi ve bu bakımdan çeşitli ümmetlerin birbirini izleyen dereceler üzere, çokluktan tekliğe çevrilmesi için mutlak yakınlığa ulaşan tevhid önderi olarak en mükemmel sistem üzere bir peygamberler zinciri mevcuttur. Dikkat çekicidir ki İsa'nın fıkrasını bir taraftan geri bırakıyor, bu bakımdan derecelere yakın gösterilerek değeri yükseltiliyor. Diğer taraftan, "sahib-i derecât" (üstün dereceler sahibi) ile karışıklık olmaması için ile, ta yukardaki cümlesine atfolunuyor da diye ya atfolunmuyor, bu şekilde "sahib-i derecât" (Hz. Peygamber)e değil, genel olarak peygamberler zümresine bağlanıyor. Bir de annesine nisbet edilerek ismi açıktan söyleniyor ki bunlarda, hem İsrailoğullarının çirkin suçlamalarının tam tersine davranma, hem de ona "ilâh" ve "Allah'ın oğlu" diyen hıristiyanların iftiralarına açık bir red vardır. Ve aynı zamanda bu atıf şekliyle, İsa'nın "sahib-i derecat" (Hz. Peygamber)tan zaman açısından önce olduğuna da işaret olunmuştur. Bundan başka bu peygamberler topluluğunun elde ettikleri makâmların ve derece derece üstünlüklerin, kendilerinde kendiliklerinden ve çalışarak elde etme olmayıp sırf Allah vergisi olduğu, iyice anlatılmak için, biz üstün kıldık Allah konuştu, yükseltti biz verdik, biz destekledik buyrulmuş ve bununla hem peygamberliğin anlamı açıklanmış, hem de bu konuda ifrat (aşırılık) veya tefrit (ihmalkârlık) ile şirk çukuruna düşülmemesi hatırlatılmıştır ki, âyetin daha sonra gelen ifadesi bu nokta üzerinde duracak ve sonu da Âyetu'l-kürsi ile gerçek açıklığa kavuşturulacaktır. Kısacası peygamberler topluluğu, peygamber olmakta bir ve aynı, çeşitli üstünlüklerle üstün kılınmış olarak özel makamları ile yüksek ve muntazam, düzgün bir topluluk oluştururlar. Bu arada üçü özellikle dikkat çekicidir; ikisi yan, birisi orta ve merkezdir. Bir yanda Kelîmullah (Hz. Musa), bir yanda da İsa, Ruhullah vardır. Ortada kendisi tam olarak belli olduğundan dolayı ismini açıklamaya gerek olmayan belli birisi konulmuştur ki, diğerlerinin birçok derece üstünde yüksek bir Makâm-ı Mahmud'u elde etmiştir. Bu noktada Cenab-ı Allah, habibini kendini beğenerek övünmekten ve böbürlenmekten korumak için, İsa'dan önce ve Musa'dan daha yüksek birine ve mesela Hz. İbrahim'e işaret eder gibi, "bazısını da birçok derecelerle daha yükseklere çıkardı." diye şereflendirmiş de, "O da sensin ey Muhammed" diye açıkça belirtmemiştir, fakat açıkça söylemekten daha beliğ (belâgatlı) belirleme takısı ile (ahd) iltifat göstermiştir.Edebî sanatlarda (belâgatta) bu çeşit açıklamanın bir çok örnekleri vardır. Nitekim Arap şairlerinden Hutey'e'ye: "En yüksek şair kimdir?" diye sorulduğu zaman, Züheyr'i ve Nâbiğa'yı söylemiş de isteseydim üçüncüyü söylerdim demiş ve bununla kendini kastetmiştir ki, eğer, "Kendimi söylerdim." demiş olsa idi büyüklüğü olmazdı. Âlemlerin Rabbı olan Yüce Allah, burada peygamberlerin en üstününe bu çeşit açıklama ile makâmını bildirmiştir. Bunun için Allah'ın habibi Hz. Peygammer, "Ben âdem oğullarının efendisiyim, fakat böbürlenme ve övünme yok." hadisi şerifi ile, bu gerçeği açıkladığı gibi, hem bu nükteye hem de, "Allahın peygamberlerinden hiçbirini ayırmayız." (Bakara, 2/285) âyetindeki peygamberlerinin eşit tutulması şeklindeki iman fıkrasına işaret için, "Beni Yunus b. Metta'dan üstün tutmayın. Yani ben de peygamberim, o da peygamber." buyurmuştur. Şu halde Peygamberlerin isimlerini söyleyerek üstün tutmaya kalkışmamak, iman terbiyesi gereğidir. İbnü Abbas (r.a.)in şöyle dediği rivayet edilmiştir: Biz mescidde peygamberlerin üstünlüğünü konuşuyorduk, Nuh'u uzun ibadeti ile, İbrahim'i dostluğu ile, Musa'yı Allah'ın kendisi ile konuşma fırsatı vermesi ile, İsa'yı göğe yükseltilmesi ile andık. Fakat Resulullah hepsinden üstündür, bütün insanlara gönderilmiş, önü sonu bağışlanmıştır, peygamberlerin sonuncusudur. dedik. Derken Resulullah (s.a.v.) geliverdi. "Neden söz etmektesiniz?" dedi. Biz de söyledik. "Hiçbir kimseye Yahya b. Zekeriya'dan hayırlı olmak gerekmez." buyurdu. Ve onun hiçbir şekilde günah işlemediğini ve niyyet de etmediğini söyledi." phe yok ki bütün peygamberler arasında Musa ile İsa'nın özellikle adlarının anılması bu iki peygamberin mertebelerinin büyüklüğüne dikkat çekmedir. Bu ise, bunların derece derece üzerinde gösterilen Resulullah'ın mertebesinin yüksekliğine başka bir delil teşkil eder. Zikrettiğimiz hadisi şerifler de bu mükemmelliğin ortaya çıktığı nezih ifadelerdir. Yâ Rab! Bizi de bu günahkârların şefaatçısının şefaati ile arzusuna ulaşanlardan eyle.

Şimdi bu ifadenin mânâsı şuna varıyor: İşte peygamberlerin makâmları, bu arada sen de makâmını anla ve ona göre vazifeni yerine getir. Fakat şunu bilmeli ki, bu çeşitli üstünlükler ve yüksek dereceler sırf Allah vergisidir. Bu yükseklik kendi şahıslarında aslında var olan bir özellik değil, ilâhî ihsan ile elde ettikleri ilâhî bir bağıştır. Bunları Allah vermiş ve kendilerini Allah göndermiştir. Asıl peygamberlik görevi, ilâhî emirlerin bildirilmesi ve yerine getirilmesine vekâlettir. Peygamberler ancak ilâhî emri temsil ederler. Özel üstünlükleri, kişisel iradeleri ve vekâletleri, ilâhî emirde yok olmuştur. Onlar kayıtsız ve şartsız kendi dilediklerini yapamazlar. Bizzat kayıtsız şartsız ve mutlak bir iradeye sahip ve bütün olaylara hakim, vücudu zatının gereği zat ve sıfatı ile ezeli olan, mutlak irade sahibi, yaratıcı ve yoktan var edici değildirler. Ne Musa'nın yüce Allah ile konuşmuş olması, ne İsa'nın çocuk iken beşikte konuşmuş olması, ve Allah tarafından bir ruh olması ve hatta, bunların derece derece üstünde olan Resulullah'ın makâmı, peygamber olma yakınlığının sınırından çıkıp rablık sınırına giremez. Asıl irade Allah'ındır. Allah murad etmeyince hiçbir şey yapamazlar, görmez misin, Allah kesinlikle dilemiş olsaydı, bu peygamberlerden sonra ümmetleri, kendilerine bu kadar hak deliller geldikten sonra, birbirlerinin kanına girmezler, savaş etmezlerdi. Peygamberlerini tasdik ve ilâhî emri açık olarak beyan eden nasların gereği ile amel eder, kardeş olurlar da onlara aykırı hakeret edemezlerdi. Özellikle Musa'dan sonra, ne İsrailoğulları birbiri ile boğuşurdu, ne de peygamberlerin kanına girip, İsa'dan sonra hıristiyanlarla döğüşürdü. Hele İsa'nın delillerinden sonra hıristiyanlar ne kendi aralarında, ne diğer milletler ile hiçbir savaş etmemeleri gerekirdi. Çünkü onlara: "Bir yanağına tokat vurana öbür yanağını da çeviriver." diyen İsa'nın ifadesi, saldırıya bile karşılık vermekten yasaklama emrinde ne kadar samimi ve ne kadar açıktı. Bundan sonra hıristiyanlıkta her ne sebeble olursa olsun, birinin kanına girmek değil, hatta kimseye el kaldırmamak, hiç savaş yapmamak gerekmiyor muydu? Onlara savaş yapmak haramdı. Fakat böyle olmadı, ihtilâf ettiler, çeşitli fırkalara milletlere ayrıldılar da kimi iman etti, peygamberlerin dinini benimsedi; kimi de yüz çevirip, kâfir oldu, olabildiğince birbirlerinin kanına girdiler. Nice savaşlar yaptılar ve hâla yapıyorlar. O peygamberlerden ve o delillerden sonra da bunlar olabildi. Hak söz, emirleri tebliğ ve peygamberlerin bunları yerine getirmeye yönelik kişisel iradeleri, bu ihtilâf, inkârı ve aykırı davranmayı imkânsız hale getirmedi, kaldırmadı; halbuki Allah dileseydi bunlar olamazdı. Demek ki her ilâhî emir, aksine hareket etme imkânını ortadan kaldırmaz, her emir aykırı davranmayı ortadan kaldırmayı irade eden tekvinî bir emir, zorlayan bir irade değildir. Eğer böyle olsaydı, aykırı davranmanın olmamasına ilâhî irade karışmış bulunur, Allah'ın peygamberlerine ve açıkladığı emre dair açıklamalarına karşı inkâr ve aykırı davranmak mümkün olamazdı. Oysa, gerçek böyle değildir. Demek ki Allah ihtilafın mutlak olarak meydana gelmemesini dilememiştir. Dikkat olunursa peygamberlerin, birbirlerine üstün tutulması, esasta bir olmak üzere, bir çeşitleme ifade eder ki, bu çeşitleme bizzat yüce Allah'ın iradesidir. Bunlarla çeşitli milletlerin meydana gelmesi de yüce Allah'ın iradesidir. Bu az çok bir ihtilâf anlamını içerir. İşte bu çeşitleme, genel bir ihtilâf gerektirmemek için, bunları derece derece birleştirecek daha yüksek peygamberler ve hepsinin üstünde herkese gönderilen "sahib-i derecât" (yüksek derecelere sahip bir peygamber) gönderilmiştir ki, bu şekilde milletler çeşit çeşit ve bir çok olmakla birlikte, mutlak bir tevhidi, (birliği) elde etsinler. Demek ki tevhid emri, tam olarak ihtilafa engel olmadığı gibi, muhalefet imkânını da ortadan kaldırmış değildir. Ve bunların hepsi ilâhî irade iledir. Çünkü ilâhî irade olmasa idi, hiçbir şey olamazdı. Şu halde iradenin kapsamı emrin kapsamından, hakkın kapsamı da hayrın kapsamından daha geneldir. Teklifî emir, zorlayan iradeyi değil, hayrı ve rızayı hedefler. Meydana gelme ve gelmeme ise mutlak iradeye ve yaratma işine bağlıdır. Görülüyor ki ilmî olarak belli olma, aklen vacip olma ve yalnız teşri ifade eden emir, herkesin kişisel iradesi, yapmanın veya yapmamanın tam sebebi değildir. Ne kadar kesin ve açık olursa olsun mücerred emir, sırf ilim; ne kadar açık ve isabetli yerinde bulunursa bulunsun, sadece irşadlar ve fikir yönünden aydınlatmalar, isterse peygamberlerden gelsin herkesin kişisel iradeleri, herkesi kötülükten, isyandan, tecavüzden, inkârdan, ihtilâftan engellemeye ve aralarında çarpışma ve savaşı kaldırmaya yeterli sebeb değildir. Herşeyde olduğu gibi bu hususta asıl etkili sebeb ve tam neden bizzat ilâhî irade ve yaratma emridir. Madem ki bu kadar açıklamalardan ve bu kadar ilmî ilerlemelerden sonra Allah'ın teklifî emirlerine ve peygamberlerine karşı ihtilâf ve ümmetler arasında çarpışma ve savaş yine meydana gelmiş ve gelmektedir; o halde hepsi mümin olsun, ihtilaf ve savaş mümkün olmasın diye ilâhî irade taalluk etmemiştir.

Gerçi Allah dilemiş olsaydı ümmetler hiçbir zaman iman ve inkar ile birbirlerinden farklı oldukları halde bile birbirlerinin kanına girmezlerdi, giremezlerdi. Allah savaş olmamasını dilemiş olsaydı, bazı durumlarda yaptığı gibi, onu yapacak insanlara irade ve kudret vermez veya irade ve kudretlerini hükümsüz bırakır da hepsini zorla ve mecburen barışa ve anlaşmaya sevk eyler, çarpışma ve savaşa dair hiçbir hareket yaptırmaz ve o zaman bunlar üzerinde cebriye mezhebi cereyan eder ve fiillerinde hür değil, mecbur ve zorlanmış olurlardı. Ve o zaman Allah'ın, dilediğini yapan (fail-i muhtar) olduğu da bilinmezdi. Fakat öyle değil, Allah ne dilerse yapar, dilediğine koruma, dilediğine yenilgi verir. Mutlak irade O'nun, tam tercih O'nun, mutlak kudret O'nundur. İradesini durduracak hiçbir kudret yoktur, kudretine karşı koyacak hiç bir şey düşünülemez. O hiçbir hususta mecbur değil, tam mânâsı ile fiillerinde hürdür ve her tercihi hikmettir. Genel olarak yarattıklarında sırf eşitlik ve benzerlik irade etmemiş, eşitlik içinde üstünlük ve çeşitlilik, çokluk içinde "birlik" murad etmiş ve insanlarda mutlak zorlama istememiş, teklif (mükellef kılma) murad eylemiştir. Dolayısı ile çarpışma imkânını ortadan kaldırmamış; aksine bunun varlığını takdir buyurmuş ve peygamberlerin makâmlarında görüldüğü üzere, çeşitlilik içinde birlik, emreylemiştir. Bunun için iradeye göre ihtilaf ve çarpışma durumu meydana gelmiştir ve bunun hayır yönü de vardır, kötülük ciheti de. İkisi de Hakk'ın irdesinin dışında olmamakla birlikte, emir ve Allah'ın rızası hayır yönündedir. Bu suretle mümkün ve meydana gelmiş bir iş olan ihtilaf ve savaşın kötülüğünü, fesadını savmak ve gidermek, saldırgan veya saldırıya hazır, hak ve tevhid düşmanlarının tecavüzden engellenmesi için Allah yolunda cihad, büyük bir hayır ve ilâhî emir ile müminlere bir farz olmuştur. Şu halde cihaddan Allah'ın muradı, çeşit çeşit olma ve ihtilafın mutlak olarak ortadan kaldırılması değil, inkâr ve muhalefeti mağlup ederek ve yenerek, çeşitli ve muhtelif insanlar üzerinde Hakk'ın emrini galip kılmak, Hakk'ın tevhidine, genel barışa aykırı ihtilaflara ve tecavüzlere karşı Hakk'ın hakimiyetini sağlamaktır. Tekvin (yaratma) konusunda savaş nasıl yer alan bir emir ise, teşri (kanun koyma) ve teklif (mükellef kılma) konusunda da cihad verilmiş bir emirdir. Ve artık cihadın hakkın delillerinden fiilî bir delil olduğunda şüpheye yer yoktur. Diğer delilleri dinlemeyen ve hiçbir söz (ahid) tanımayan kâfirlere, azgınlara, zalimlere bu fiilî delil uygulanır. Fakat bunun uygulanması için yukarlarda da hatırlatıldığı üzere daha önce bir farzoluş vardır"

Kardeşim yazıyı okudu isen buradan iki ders çıkartılıyor.

1)Peygamberler derece derecedir ve Hz muhammed hepsinden en üstündür.

2)Lakin bu dereceleri yani şu peygamber şu peygamberden üstündür gibi birşey söylemek uygun değildir.

Sen belkide bu ikincisini kastederek bu tartışmayı yapmak istemedin.O zaman saygı duyarım..
Selametle
nasreddinhoca
ALINTI
Kardeşim yazıyı okudu isen buradan iki ders çıkartılıyor.

1)Peygamberler derece derecedir ve Hz muhammed hepsinden en üstündür.


Ağabey, yazıyı okudum, şu satırları göremedim doğrusu...Elmalıya bir atıf var ama elmalıda da böyle bir şey yok...Neyse konuyu uzatmayalım, bu ayet ile ilgili tefsirlere bakp size cavap yazarım...

Hz.Muhammed (sav) hiç bir peygamber'den üstün değildir...
Tüm Peygamberler kendilerine has bazı özellikler ile birbirlerinden üstün olsalarda, bu bir Peygamberin diğer bir Peygambere üstün olacağı anlamına gelmez, tam aksine Ey Muhammed sen bu özelliğin ile üstünsün ama isa'da şu özelliği ile üstündür, dolayısıyla üstünlük takvadadır, bunu bilen ise ancak Allah'tır...
AkinciBey
ALINTI(nasreddinhoca @ Nov 29 2007, 08:16 PM) *

ALINTI
Kardeşim yazıyı okudu isen buradan iki ders çıkartılıyor.

1)Peygamberler derece derecedir ve Hz muhammed hepsinden en üstündür.


Ağabey, yazıyı okudum, şu satırları göremedim doğrusu...Elmalıya bir atıf var ama elmalıda da böyle bir şey yok...Neyse konuyu uzatmayalım, bu ayet ile ilgili tefsirlere bakp size cavap yazarım...

Hz.Muhammed (sav) hiç bir peygamber'den üstün değildir...
Tüm Peygamberler kendilerine has bazı özellikler ile birbirlerinden üstün olsalarda, bu bir Peygamberin diğer bir Peygambere üstün olacağı anlamına gelmez, tam aksine Ey Muhammed sen bu özelliğin ile üstünsün ama isa'da şu özelliği ile üstündür, dolayısıyla üstünlük takvadadır, bunu bilen ise ancak Allah'tır...

Bunu ben elmalılı tefsirinden aldım.http://www.kuranikerim.com/telmalili/bakara3.htm sitede bu.

[color=#CC0000]( Kısacası peygamberler topluluğu, peygamber olmakta bir ve aynı, çeşitli üstünlüklerle üstün kılınmış olarak özel makamları ile yüksek ve muntazam, düzgün bir topluluk oluştururlar. Bu arada üçü özellikle dikkat çekicidir; ikisi yan, birisi orta ve merkezdir. Bir yanda Kelîmullah (Hz. Musa), bir yanda da İsa, Ruhullah vardır. Ortada kendisi tam olarak belli olduğundan dolayı ismini açıklamaya gerek olmayan belli birisi konulmuştur ki, diğerlerinin birçok derece üstünde yüksek bir Makâm-ı Mahmud'u elde etmiştir. Bu noktada Cenab-ı Allah, habibini kendini beğenerek övünmekten ve böbürlenmekten korumak için, İsa'dan önce ve Musa'dan daha yüksek birine ve mesela Hz. İbrahim'e işaret eder gibi, "bazısını da birçok derecelerle daha yükseklere çıkardı." diye şereflendirmiş de, "O da sensin ey Muhammed" diye açıkça belirtmemiştir, fakat açıkça söylemekten daha beliğ (belâgatlı) belirleme takısı ile (ahd) iltifat göstermiştir)


Şu kısımda hz Peygamberin diğerlerinden üstün olduğu,lakin bu üstünlüğün direk söylenmediği ancak direk söylemekden dahada beliğ bir belirleme takısı ile iltifat edildiği anlatılıyor.


Neyse sen bir araştır bakalım sonra devam ederiz..
nasreddinhoca
Besairul Kuran Tefsiri:

253:"İşte bu peygamberlerin bazısını bazısına üs­tün kıldık. Onlardan bazısıyla Allah konuştu. Bazısının da de­recelerini yüceltti. Meryem oğlu İsa’ya belgeler verdik ve onu Ruhu’l-Kudüs’le destekledik. Eğer Allah dileseydi o peygamberden sonrakiler kendilerine apaçık belgeler gel­dikten sonra birbirlerini öldürmezlerdi. Fa­kat ayrılığa düştüler, kimi iman ederken kimisi de kâfir oldu. Allah dileseydi birbirlerini asla öldürmezlerdi. Ancak Allah dile­diğini yapar."

Bu âyet aslında peygamberlerin birbirleriyle mukayesesini yap­mak üzere değil bu peygamberlerin müntesiplerinden her biri­nin kendi peygamberlerinin üstünlüğünü iddia ederek kavgaya tutuşmala­rının reddi için gelmiştir. Her biri dönemlerinde Allah’ın kendilerinden beklediği görevlerini ifa ederek Allah katına yürüyen peygamberler aslında risalet açısından birbirlerine eşittirler. Ama ortak özellikleri olan bu risaletin dışında bazı özelliklerle biz onları birbirinden üstün kıldık diyor Rabbimiz. Kimisiyle bizzat konuşarak, kimisini anasız babasız, kimisini anasız dünyaya getirerek farklı özellikler vermiştir. Ama bu bizzat Rabbimizin bir lütfudur.

Ya da her birine üstün özellikler lütfettik diyor. Tıpkı tüm mü'-inlerin iman açısından eşit olup da itaatleri, takvaları açısından farklılıkları olduğu gibi.

Hani hatırlayın sûrenin daha önceki âyetlerinde Rabbimiz İsrâil oğullarının âlemlere tafdıyl edilişini anlatmıştı. O bölümde de demeye çalıştığım gibi bu onların âlemlere tafdıyl edilişleri kişisel bir değer olarak onların üstünlüklerini değil de kendilerine Allah ta­rafından ve­rilen nîmetler açısından bir üstünlükleri söz konusudur. Peygamberle­rin birbirlerine olan durumları da böyledir. Nitekim ilerde Bakara sûre­sinin sonlarına doğru Rabbimiz şöyle buyura­cak:

"Biz peygamberlerin arasını ayırmayız" (Bakara 285)


Âyetini de göz önünde bulundurarak diyebiliriz ki buradaki pey­gamberlerin birinin diğerine üstünlüklerini şöyle de anlayabili­riz:

1- Bu peygamberlerin Allah katındaki makamlarının farklı ol­ması anlamına gelebilir.

2- Peygamberlerin şu anda semadaki makamlarının farklılığı da olabilir. Nitekim İsrâ hadisinde peygamberlerden kimi­lerinin dünya semasında, yâni birinci kat semada, kimilerinin ikinci kat semada, ki­milerinin farklı semalarda olduğu anlatıldığı gibi.

Zira peygamberler arasında üstünlük iddiasını ileri sürmek bi­zim hakkımız değildir. Bunu ileri sürecek makam, insanların ma­kamı değildir. Bu ancak onları peygamber olarak gönderen ve onları deği­şik sıfatlarla mücehhez kılan Allah’a ait bir makamdır. Bize düşen de sadece onlara iman etmek, teslim olmak ve onların her birinin dinde temel örnekliliklerini kabul etmektir. Hiç birini diğerinden ayırmadan, birinin diğerlerine üstünlüğünü iddia etmeye kalkışmadan onların tü-mümüne iman etmektir. Hepsinin bizim yasal örneklerimiz olduğunu tasdik etmektir.

Rabbimiz peygamberlerin birbirlerinden üstün kılınmalarını gün­deme getirdikten sonra bunun detaylarını anlatırken bazıla­rıyla konuştuğunu, bazısını daha yüksek derecelere çıkardığını, Meryem oğlu İsa’ya da beyyinat verdiğini ve onu Ruhu’l-Kudüs’le teyid buyur­duğunu ifade ediyor. Kur’an’ın başka yerlerinden anlı­yoruz ki burada Rabbimizin kendisiyle konuştuğu peygamber Hz. Mûsâ’dır. Hz. İsa’-nın adı zaten zikredilmiş. İkisi arasında; "Bazısını da bir çok dere­ce-lerle daha yükseklere çıkardı", ifadesiyle de Rasûl-i Ekrem efendi­miz anlatılmaktadır.

Âyet-i kerîmede üç peygamberden söz edilmektedir. Al­lah’ın bu üç peygamberi bu âyetlerin nazil olduğu dönemde de şu anda da takipçileri bulunan ve müntesiplerinin ayrılığa düştükleri ve birbirleriyle kavga verdikleri peygamberlerdir. Âyetin devamın­da da bu konunun gündeme getirildiğine bakılırsa bu âyet pey­gamberlerin birbirlerinden üstün olup olmadıklarını anlatmak adına değil de müntesiplerinin: "Bi­zim peygamberimiz üstündü, sizin peygamberiniz değildi". gibi bu kı­sır kavgalarını sona erdirmek için gelmiştir.

Nitekim Buhârî ile Müslim Hz. Ebu Hureyre’den şunu nakil ederler: Ebu Hureyre der ki: “Müslümanlardan biri ile yahudilerden bi­risi münakaşa ettiler. Yahudi yemin ederken: "Mûsâ’yı bütün âlemler­den üstün kılana yemin ederim ki" Deyince, müslüman olan kişi de onun yüzüne sertçe bir tokat vurarak:" Pis herif! Onu Muhammed (a.s) 'dan da mı üstün tutmuştur? Dedi. Durum Al­lah’ın Resûlü’ne ha­ber verilince Rasûl-i Ekrem şöyle buyurdu:

"Beni diğer peygamberlere üstün tutmayınız!"

İbni Kesîr’in rivâyetinde de:

"Peygamberlerin birini ötekinden üstün tutma­yın!" Buyurmuştur.

İşte müntesipler arasındaki asıl kavganın, ayrılığın buradan kay­naklandığını anlatarak Rabbimiz bunun bir fayda sağlamaya­cağını ortaya koymaktadır. Her grup kendi peygamberlerinin üs­tünlüğüyle öğünecek, her grup kendilerini tatmin edecek. İyi bilelim ki bunun kimseye bir fay­dası yoktur. Önemli olan hangi peygamberin ne kadar üstün olduğu değil, bizim o Allah elçilerine ne kadar tabi olduğumuz, onları ne kadar örnek aldıımız, hayatımızı onlara ne kadar yakın yaşadığımızdır.

Ama buna rağmen kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra insanlar yine de ihtilâfa düştüler, birbirlerinin kanlarına gir­diler, savaş­tılar, öldüler öldürdüler, kimileri iman ederken kimileri de kâfir oldular.

Eğer Allah dileseydi bunların hiç birisini yapamayacaklardı. Al­lah dileseydi yeryüzündeki tüm insanları iman birliğinden oluşan tek bir safta toplardı. Evet Allah dileseydi bu insanlardan hiç birisi küfre­demez, hiç birisi kâfir olamaz, hiç kimse Allah’ın Resûlleri aracılığıyla kendisine gönderdiği mesajına, hayat tarzına karşı gelemez, hiç kimse hidâyetten, imandan yüz çeviremezdi. Eğer Allah dileseydi di­ğer iradesiz varlıklara yaptığı gibi yeryüzündeki tüm insanların boyun­la-rındaki ipin ucunu doğuştan eline alır ve onları iradeleriyle baş başa yaratmazdı. Böylece yeryüzünde hiç­bir insan küfretme imkânını bu­lamazdı. Ama Allah böyle dilememiştir. Allah insanlara irade vermiş ve bu iradeleriyle iman ya da küfürden birini tercihle insanları baş başa bırakmıştır.


Şifa Tefsiri:

(253) İşte bu peygamberlerin bazısını bazısına üstün kıldık. On­lardan bazısıyla Allah konuştu. Bazısımnda derecelerini yükseltti. Meryem oğlu İsa'ya belgeler verdik, ve onu Ruhul- Kudüsle destek­ledik. Eğer Allah dileseydi o peygamberlerden sonrakiler kendilerine apaçık belgele'r geldikten sonra birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ay­rılığa düştüler, kimi iman etti kimi kafir oldu. Allah dileseydi birbir­lerini öldürmezlerdi. Ancak Allah dilediğini yapar.

Peygamberleri kulları arasından seçen Allah'dır. Onları birbirine üs­tün kılanda odur. Bize düşen görev hiçbir ayırım yapmadan bütün pey­gamberlere iman etmektir. Bakara suresinin en son iki ayetinde her yatsı namazından sonra okuruz ve "Allah'ın peygamberleri arasında ayırım yapmayız" deriz.

Mevlana Mesnevi'sinde peygamberler arasındaki üstünlükleri anlatır­ken "peygamberler aynı kaynakdan gelen sular gibidirler sular aynı ama kaplar değişik.

Buhari ve Müslim'in rivayet ettiği bir hadise göre bir yahudi ile bir müslüman, Hz. Musa büyüktü, yok Hz. Muhammed büyüktü diye müna­kaşa çıkmış, durum efendimize bildirilince "Beni diğer peygamberlere üstün tutmayın" demiş. Bir rivayettede "Peygamberler arasında üstünlük yansı yapmayın" buyurmuş.[119]

İnsanlar arasındaki harpler, darplar peygamberlerin getirdiği Allah kelamında ihtilafa düşmelerindendir. Eğer insanlık harplere, zulümlere, işkencelere, terörlere son vermek isterlerse insanlığı İslam'la tanıştırmala­rı gerekir.[120]

[119] Buhari, Tevhid 31, Müslim, Fezail 160

[120] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 1/501-502.
AkinciBey
Ali Küçük Hocanın tefsiri değilmi bu.

Demek tefsirler arasındada fark olabiliyormuş.

Mesela Elmalılının tefsirinde Hz Muhammedin Diğer sair peygamberlerden üstün olduğu lakin bu üstünlüğün konuşulmaması ve tartışılmaması zira Allahü Tealanın bunu direk vurgulamadığı lakin bunu en şiddetli şekilde ima ettiğini söylüyor.

Hz Muhammedinde kendisini diğer sair peygamberlerden üstün tutmadığını ve bu yönde bir söz etmediğini söyleyerek şu örneği vermiştir: "Edebî sanatlarda (belâgatta) bu çeşit açıklamanın bir çok örnekleri vardır. Nitekim Arap şairlerinden Hutey'e'ye: "En yüksek şair kimdir?" diye sorulduğu zaman, Züheyr'i ve Nâbiğa'yı söylemiş de isteseydim üçüncüyü söylerdim demiş ve bununla kendini kastetmiştir ki, eğer, "Kendimi söylerdim." demiş olsa idi büyüklüğü olmazdı. Âlemlerin Rabbı olan Yüce Allah, burada peygamberlerin en üstününe bu çeşit açıklama ile makâmını bildirmiştir. Bunun için Allah'ın habibi Hz. Peygammer, "Ben âdem oğullarının efendisiyim, fakat böbürlenme ve övünme yok." hadisi şerifi ile, bu gerçeği açıkladığı gibi, hem bu nükteye hem de, "Allahın peygamberlerinden hiçbirini ayırmayız." (Bakara, 2/285)"

Ayrıca bu üstünlüğün yanında her peygambere ayrı ayrı özellikler verildiğide bildirilmiştir.(Hz İsa Ruhullah,Hz Musa kelamullah Hz Muhammed Habibullah)Burdaki anlatılan üstünlük ise herbirinin birbirinden üstün olduğunu anlatmaktır.

Buda seyyid kutubun FİZİLAL'İL KURANINdan BAKARA 253ün tefsiri:

"Ayette bizim peygamberimiz Hz. Muhammed'den (salât ve selâm üzerine olsun) sözedilmiyor. Çünkü hitap O'na yöneltilmiştir. Tıpkı bir önceki "Bunlar Allah'ın ayetleridir. Bunları sana hakka bağlı olarak okuyoruz. Hiç kuşkusuz sen de peygamberlerden birisin."·(Bakara Suresi, 252) ayetinde olduğu gibi. Yani okumakta olduğumuz ayetlerin egemen konusu Peygamberimize, diğer peygamberler hakkında bilgi vermeyi içerir.

Peygamberlerin derecelerine hangi açıdan bakarsak bakalım, Hz. Muhammed'in en yukarıda olduğunu görürüz. Meseleye ister peygamberliğin geniş kapsamlılığı ve genelliği açısından, ister hitap çevresi ve sürekliliği açısından bakalım, bu sonuç değişmez."


Tamamına bakmak istersen:http://www.sevde.de/Kuran-Tevsiri/Kuran_Tefsiri.htm

Gördüğün gibi hem elmalılı hemde Seyyid kutub tefsirlerinde Hz Muhammedin kesinlikle diğer peygamberlerden üstün olduğunu ve peygamberlerinde kendi aralarında (Allahın bildiği) bir şekilde derece sahipleri olduğu bildiriliyor.Hz Muhammedin diğer peygamberlerden üstün olduğu özellikle fizilal'il Kuranda daha açık belirtilmiş.Üstelik tefsirde derecelendirmedende açıkca bahsedip Hz Muhammedin bu derecelerde en üstte olduğunu söylemiştir.

Buda Dr mehmet Sürmelinin 2004nisan baskısı yeni dünya dergisinde çıkan Peygamber efendimizin amcasıoğlu Abdullah Bin Abbasın Peygamberimizin üstünlüğüyle ilgili verdiği olay:

"2. Hayatı ayetlerle anlamlandırma; ayetlerden olaylara delil getirme: Müslümanlar zaman zaman belirli konuları tartışmışlardır. Tartışmalarda nasslardan delil getirmek hem meselenin çözüme kavuşturulması hem de delil getirenin nasslara vukûfiyeti açısından önemlidir. İlmî bir münazaranın yapıldığı bir toplântıda bazı insanlar “Hz. Peygamber’in diğer peygamberlere üstünlüğü nedir?” diye sorduklarında, Abdullah b. Abbas, yerinde bir açıklama yapmış ve hemen şu ayetleri okumak suretiyle Rasûlullah’ın üstünlüğüne delil getirmiştir: “Diğer peygamberlerle ilgili olarak Allah Teala şöyle buyuruyor: ‘Biz hiçbir peygamberi, onlara gerekli açıklamaları yapmaları için kavminin dilinden başkasıyla göndermedik.’ Hz. Muhammed’le ilgili buyruğu ise şudur: ‘(Ey Muhammed) Seni tüm insanlara elçi olarak gönderdik.’ Allah onu cinlere ve insanlara elçi olarak göndermiştir.” İbn Abbas, bu ayetler vasıtasıyla Hz. Muhammed’in üstünlüğünü ortaya koymuştur."

http://www.yenidunyadergisi.com/index.php?...v_oku&syf=0
bunun linkide bu.

Buradada çok açık bir şekilde olay çözümlenmiştir.




"

TEVHİD
Bu arada üçü özellikle dikkat çekicidir; ikisi yan, birisi orta ve merkezdir. Bir yanda Kelîmullah (Hz. Musa), bir yanda da İsa, Ruhullah vardır. Ortada kendisi tam olarak belli olduğundan dolayı ismini açıklamaya gerek olmayan belli birisi konulmuştur ki, diğerlerinin birçok derece üstünde yüksek bir Makâm-ı Mahmud'u elde etmiştir

Resulullah:"Ben güzel olan ahlakı tamamlamak için gönderildim." demektedir.

Hz.Musa'da Tenzih anlayışı vardır.
Hz.İsa'da Teşbih anlayışı vardır.
Resulullah ise Tenzih ve Teşbih'in birleşimi olan Tevhid anlayışını öğretmiştir ümmetine.


Selam ve dua ile
serzenis
ALINTI(AkinciBey @ Nov 28 2007, 09:10 PM) *


YAHYA PEYGAMBERİN İSA PEYGAMBERE SECDESİ(Kıssadan hisse almayan ahmaklara)
Yahya’nın anası, Meryem’e hamlini vazetmeden az önce gizlice dedi ki: “ Karnında bir padişah var. Ülülazm ve her şeyi bilen bir peygamberdir. Ben bunu yakinen gördüm. Sana rastlatınca karnında ki çocuğum hemen secdeye vardı. Karnındaki çocuk, karnındaki çocuğa secde etti. Secdesinden bedenime titreme düştü” Meryem de “Ben de karnımdaki çocuğun secde ettiğini hissettim” dedi.

Ahmaklar derler ki: “Bırak şu masalı. Yalan, yanlış. Meryem, doğuracağı zaman yabancıdan da uzaktı, akrabadan da. O güzel hatun şehirden dışarı çıktı. Doğurmadıkça şehre girmedi. Doğurunca yavrusunu kucağına alıp, bağrına basıp soyunun, sopunun yanına geldi. Yahya’nın anası, onu nerede gördü de bu hikayeyi anlattı, bu sözü söyledi?”
Bunu ilhama mazhar olan, afakta, gayp aleminde bulunan şeyleri yanındaymış gibi bilen kişi anlar. Yahya’nın anası, uzakta olmakla beraber Meryem’in yanında bulunabilir. Vücut, göz, göz olunca gözler kapalı olduğu halde de sevgilinin yüzü görülebilir. Mamafih baş gözüyle de görmediğini farz et ne çıkar? Ey düşkün sen kısadan hisse almaya bak!

]Kıssaları duyup” Nakış” kelimesine “ Ş” harfinin eklendiği gibi o kıssaların suretine bağlanan, dış yüzüne kapılan kişiye benzeme. Dilsiz dimme, kelıle’ye meramını nasıl anlatırdı? Tutalım, bunlar, birbirlerinin sözlerini anladılar, söz söylemeden meramlarını ifade eden bu hayvanların ne demek istediklerini insan nasıl anlayabilir?

Mumla pervanenin başından geçenleri duy, bunların manasına vakıf ol güzelim. Aralarında bir söz yık ama sözün sırrı, manası var ya. Agah ol, yücelere uç, baykuş gibi aşağılarda uçma. Birisi “ Burası satrançta ruh hanesi” demiş. Bu sözü duyan “ o evi nereden elde etmiş?” satın mı almış, yoksa mirasa mı konmuş?” diye sormuş. Ne mutlu mana anlayan!


MERYEM SURESİ

22. Böylece Meryem çocuğa gebe kaldı ve onunla uzak bir yere çekildi.

23. Doğum sancısı onu bir hurma ağacına yöneltti. "Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş olsaydım!" dedi.

24. Bunun üzerine (Cebrail) ağacın altından ona şöyle seslendi: "Üzülme, Rabbin senin alt tarafında bir dere akıttı."

25. . "Hurma ağacını kendine doğru silkele ki sana taze hurma dökülsün."

26. "Ye, iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan, "Şüphesiz ben Rahmân'a susmayı adadım. Bugün hiçbir insan ile konuşmayacağım" de.

27. Kucağında çocuğu ile halkının yanına geldi. Onlar şöyle dediler: "Ey Meryem! Çok çirkin bir şey yaptın!"

Yukarıdaki Ayetlerden anlaşılacağı üzere (gerçi senin ayetle işin olmaz ama) ahmak dediğiniz bizzat Allah'ın kendisi. Yani öyle birisine itibar ediyorsun ki (celalettin rumiden bahsediyorum) kendini yaratana ahmak diyor..
İşin daha bir iğrenç yanı ise sen gelmiş bunu burada yazıyorsun.
Yahya'nın anası Hz. Meryem'e şunları şunları dedi de o buna secde etti falan filan ... sanki yanlarındaydı..

Adam (!) oturmuş EŞŞEK gibi yalan söylüyor sizler de ÖKÜZ gibi inanıyorsunuz.

Bu benim cevabımdı...

---
BENİM ALLAH'IMIN CEVABI İSE;

188. De ki: "Allah dilemedikçe ben kendime bir zarar verme ve bir fayda sağlama gücüne sahip değilim. Eğer ben gaybı biliyor olsaydım daha çok hayır elde etmek isterdim ve bana kötülük dokunmazdı. Ben inanan bir kavim için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeciyim."

189. Allah sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisi ile huzur bulsun diye eşini de ondan var edendir. (İnsan) eşiyle birleşince eşi hafif bir yük yüklenir (gebe kalır) ve (bir müddet) onu taşır. Gebeliği ağırlaşınca her ikisi de Rableri Allah’a, “Eğer bize iyi ve sağlıklı bir çocuk verirsen, elbette şükredenlerden olacağız” diye dua ederler.

190. Fakat Allah onlara iyi ve sağlıklı bir çocuk verince de, Allah'ın kendilerine verdiği çocuk konusunda ona ortaklar koşarlar. Allah onların ortak koştukları şeylerden yücedir.

191. Hiçbir şeyi yaratamayan, kendileri yaratılan şeyleri Allah'a ortak mı koşuyorlar?

192. Halbuki onlar (edindikleri ilahlar) ne onlara yardım edebilirler, ne de kendilerine yardım edebilirler.

193. Onları doğru yola çağırsanız size uymazlar. Onları çağırsanız da, sussanız da sizin için birdir (sonuç alamazsınız).

194. Allah'ı bırakıp tapındıklarınızın hepsi sizin gibi(yaratılmış) kullardır. Eğer doğru söyleyenler iseniz haydi hemen onları çağırın da size cevap versinler (duanıza icabet etsinler).

195. Onların yürüyecek ayakları mı var? Yahut tutacak elleri mi var? Veya görecek gözleri mi var, ya da işitecek kulakları mı var? De ki: "Haydi, çağırın ortaklarınızı, sonra bana tuzak kurun da bana göz açtırmayın bakalım!"

196. Çünkü benim velim, Kitab'ı (Kur'an'ı) indiren Allah'dır. O, bütün salihlere velilik eder.

197. Allah'tan başka taptıklarınızın ise size yardım etmeğe güçleri yetmez. Onlar kendilerine de yardım edemezler.

198. Eğer onları, doğru yola çağırırsanız işitmezler. Sen onların sana baktıklarını görürsün, halbuki onlar görmezler.

199. Sen af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir.


ARAF SURESİ


sizden yüz çeviriyorum.
Nesai
ALINTI(AkinciBey @ Nov 29 2007, 03:53 AM) *

Çünkü cennetin girişinde ve cennetin her yerinde ALLAH lafzı ile MUHAMMED lafzı yanyana yazmaktadır.(neden diğer peygamberlerin lafızları yazmaz) ((Bu nur, gökte Ahmed, yerde Muhammed denilen, zürriyetinden bir peygamberin nurudur. O olmasaydı, seni de, yer ve gökleri de yaratmazdım.) [Mevahib-i ledünniyye]

(Ya Âdem, Muhammed aleyhisselamın ismi ile her ne isteseydin, kabul ederdim. O olmasaydı, seni yaratmazdım.) [Hakim]

Hz İsa efendimizin ümmetinden olmayı peygamberliğe tercih etmiştir.

Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım
kutsi hadisi...O olmasaydı hiç bir peygamber yaratılmazdı.

Verdiğin hadislerin sayfa numaralarınıda verirsen (özellikle diğer peygamberlerden üstün olmama ile ilgili) memnun olurum.


Şu bahsedilen uydurmalar için daha önce konu açmıştım. İstifade etmeni umuyorum. Sayfa numaları falan istemişsin diğer arkadaştan, bende senden bunların senedini istesem nereden bulacaksın ? Tahricler burada al oku.

http://www.islamiforum.com/index.php?showtopic=30356&hl=


ALINTI(AkinciBey @ Nov 29 2007, 03:53 AM) *

Mesnevide safsata yok kardeş.Eğer mesnevi öylesine bir kitabsa senin adını bildiğin alimlerin hepside öylesine bir alimdir.


Bilakis aslında ''safsata'' kelimesine hiç olmadığım kadar katılmaktayım. Hepimiz bilmekteyiz ki mesnevinin ön sözünde yazılan bir takım sözler ve içeriğinde bulunan bir takım ahlaksız hikayeler mevcuttur. Bunlara örnek olarak aşağıya linki veriyorum ki Akıncı kardeş özellikle bu hikayeleri ailesi ile beraber okusun diye... Yüzün kızarmazsa okursun paşam..

Mesneviden Ahlaksız hikayelere Örnekler İndir. (18+)



Allah en iyi bilendir.

Bu basit görünüm sadece metinlerden oluşur. Resim ve Daha Fazla Bilgi Görmek İçin Forumun Normal Haline Geçmeniz GerekmektedirBuraya Tıklayın.
Invision Power Board © 2001-2008 Invision Power Services, Inc.