Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: Ferİduddİn Aydin
Islami Forum - Popüler Forum > İSLAMİ KONULAR > .·[ İZ BIRAKANLAR ]·.
Sayfa: 1, 2
a.zade
Selamun aleykum

Kuşaklar boyu Nakşibendî Tarîkatı'nın liderliğini yapmış olan bir ailenin çocuğu olarak 1945'de Muş'ta dünyaya geldi. «Güneydoğu»'da Şeyh'ul-Hazîn (Hazinoğulları) adıyla ünlü bir şeyh ailesinden gelen ve "beşik şeyhi" sayılan AYDIN , yüksek öğrenimini tamamladıktan sonra aile geleneğine uyarak 1968 yılında özel tasavvuf terbiyesi aldı ve şeyhlik makamına getirildi.

Gerek klasik medrese eğitimi yanında, gördüğü modern öğrenim, gerekse yaptığı ilmî çalışmalar ve uzun yıllara mal olan iş gezileriyle bilgi ve deneyim elde etti. Arapça, Farsça, İngilizce ve Fransızca gibi yabancı dillere olan aşinalığı ve ailesinin kültür birikimi üzerinde yaptığı incelemeler sayesinde çok yönlü ilmi çalışmalar yaptı
Yazar, özellikle tasavvuf hakkında yaptığı araştırmalar sırasında mistisizmin İslâm inancı üzerinde yaptığı yıkıcı etkileri fark etti. Bunun sonucu olarak 1975'te tasavvuf ve tarikatlara ilişkin kanaatleri değişti ve çok geçmeden şeyhlik makamından çekilerek Nakşibendî Tarikatıyla ilişkisini tamamen kesti. Gerek Hz. Hasan (ra)'ın soyundan geldiği için "şerif" unvanına sahip bulunan hânedânının, gerekse tüm şeyh ve seyyidlerin çevresinde gördüğü gerçekleri İslâm'ın ölçüleriyle sorgulama ihtiyacını duydu. Buna bağlı olarak, İslâm tarihinde son sekiz yüz yıldır yaşanan çöküşün nedenleri arasında tasavvuf ve tarikatların önemli rolü bulunduğunu tahmin eden yazar, bu doğrultuda giriştiği araştırmalarını uzun yıllar sürdürdü. Bu çalışmaların bir ürünü olarak 1996 yılında «Tarikatta Râbıta ve Nakşibendîlik» adı altında bir eser yayınladı. Onun bu çalışmasından gerek önce, gerekse sonra hazırlamış olduğu diğer eserleri ve konuları özetle şunlardır:

TÜRKÇE YAZDIĞI ESERLER:

1. Tercüme Sanatının Gerçekleri: 1984 yılında Trablusgarp'ta yazılan ve İstanbul'da yayınlanan bu kitapta yazar, Türkiye'de çeviri alanında gördüğü karmaşaya karşı duyduğu tepkiyi dile getirdi. Kitabın kısa süre içinde nüshaları tükendi.

2. İslâm'da İnanç Sistemi: Türkiye'de son yıllarda yaşanan din ve inanç anarşisi karşısında kaygılanan yazar, İslam'ın temel değerlerine ve özellikle iman kurumuna yönelik yıkıcı faaliyetlere karşı bu eseriyle bilinçlendirici bir akaid çalışması yaptı. Kitap, 1995 yılında yayınlandı.

Yazar Ferit AYDIN'nın, çeşitli konularda Arapça olarak hazırladığı birçok çalışma daha vardır. Bunların da adları ve kısaca konuları şöyledir:

1. Et-Tarîqa'tun-Nakşebendiyye Beyne Madıyha wa Hadıriha «Geçmişle Günümüz Arasında Nakşibendî Tarikatı»: Yazarın, yukarıdaki isim altında Arapça kaleme aldığı bu kapsamlı eser, adı geçen örgütü, çok yönlü olarak irdelemekte, bilim adamları ve araştırmacılar için önemli bir kaynak oluşturmaktadır. Kitap tamamlanmış olmasına rağmen imkansızlıklar nedeniyle henüz yayınlanamamıştır.

2. Mawqif'u İbni Abidîn el-Faqîh Mine's-Sûfiyye wa't-Tasawwuf; XIX. Yüzyılın en ünlü Nakşibendi Şeyhi Halid Bağdadi'yi, muhaliflerine karşı savunan Son dönem Fıkıq bilgini Şamlı İbn Abidin'e ait «Sel'lul-Hisâm el-Hindî» adlı risalesine eleştiri olarak Arapça kaleme alınmıştır. Bu çalışma da aynı sebepten dolayı henüz basılmamıştır.

3. et_Tarjama'tu bi'Muhtelif'i Jawanibi'ha fi'l-Alaqat'it-Turkiyye'til-Arabiyya: Son yıllarda Arap ülkelerinin Türk işgücüne tanıdığı imkânlar üzerine bu ülkelerde faaliyet gösteren Türk firmaları ile muhatapları arasında ortaya çıkan tercüme ve dil sorunlarını yazar bu eserinde daha çok sosyolojik yönleriyle irdelemiştir. Bu kitap da henüz yayınlanmamıştır.

4. el-Ezmine'tu fi'l-Luga'ti-lArabiyya: Yazar bu eserinde, (medreselerde yüzyıllardır -mazî hâl ve istikbal diye- üç olduğu ileri sürülen) zamanların on beş olduğunu ortaya koyarak, Arap dil tarihinde eksikliği hissedilen bir boşluğu doldurmuştur. Bu eser de henüz yayınlanmamıştır.

Yazar Ferit Aydın, bu çalışmaların yanı sıra, ayrıca Türkiye'nin tarihsel arka planındaki deşilmemiş gerçekleri ele alarak, günümüzün sosyal, toplumsal ve moral sorunları hakkında çok yönlü bir inceleme gerçekleştirdi ve bunu Türkçe kaleme alarak, «ÖTEKİ TÜRKİYE'DEN MANZARALAR» adı altında kitaplaştırdı. Yazarın bu eseri de henüz yayınlanmamıştır.

Ferit Aydın, 1986 yılında yurda yaptığı kesin dönüşten sonra yüksek öğrenim gören gençlere, özel olarak "Direct Action" sistemi ile Arap Dili ve Edebiyatı yanında tefsir, hadis, akaid ve fıkıh gibi İslami İlimlerde dersler de verdi. Bir kitap olarak düzenlenen, İslam Konferansı Teşkilâtı Yüksek Fıkıh Konseyi'ne ait "KARAR VE TAVSİYELER" i Türkçeye çevirerek ödüllendirildi.

Yazarın çeviri alanında da çalışmaları vardır. Tarihçi Mahmut Şakir'in İslam Tarihi adlı eserini sekiz cild halinde Türkçe'ya kazandırmıştır. Bu eser 1994 yılında yayınlanmıştır. Yazarın asıl adı Ferîduddin Aydın'dır. Muhitinde kısaca Ferit Aydın olarak tanınmaktadır.


nasreddinhoca
Ferid Aydın'ın ŞERİF olması dikkate değer...
İşte bu yüzde O'nun rabıta ile ilgili yazdığı şaheser konusunda, bazı tarikat şeyh'leri susmak zorunda kalmıştır...Ben de Rabıta konusunda yazmış olduğu eserini okudum, rabıtayı çürütmek bir kenara, kökünü kuruttu...Malesef rağbet görmemiştir...Olsun varsın...
AkinciBey
Çok eser yazmışta hiç birini yayınlayamamış.Parasızlık zor tabi..
a.zade
Selamun aleykum

Sevgili arkadaşlar ben de sizlere Ferit Aydın hocanın "İslamda İnanç Sistemi" ve "Tarikatta Rabıta Ve Nakşibendilik" kitaplarını okumanızı tavsiye ederim. Ayrıca "Arapçanın Önemi" isimli kitabı gerçekten ufuk açıcı.
Ferit Aydın beyefendinin kitaplarına ulaşabileceğiniz adres ise şöyle; www.feriduddin.com
-EBRAR-

Yazarın Rabıta adlı eseri şuan okuduğum kitaplar arasında ve herkese tavsiye ediyorum. Tarikatlarda yaşanan şirk unsurlarını ilmi anlamda ifade ediyor. Mutlaka okunulması gereken bir kitap.

Selam ve dua ile...
asiLDuA
Ferid aydının kitapları okunmuyor diye kimse yakınmasın.Benim gördüğüm kadarıyla bu bir i zlenim baya bir kesimin haberi oldu bu kitaplardan.YOUTUBE dede yayınlandı.Allahu teala ferid aydından razı olsun kendisini hiç tanımıyorum ama duyduğum kadarıyla önceden tarikat şeyhi olan bir insan s onradan hakikati görüyor elhamdulillah.ESAD COşan hakkındaki yazılarınıda okuyun inşallah.Esad coşanında döndüğü yazılıdır.Ferid aydının bu kitapları günümüz tr deki tasavvuf ehline hedayemus olsun mersu tongue.gif
AkinciBey
Bazı kişiler ferid aydına küfre girdi diyorlar.Nedendir bilinmez.
a.zade
Selamun aleykum

Üzülme arkadaş, bazı kimseler de bazı peygamberlere "sapık", "kafir", "mecnun" ...vs. demişlerdir. Fakat, Mü'minler bu bazı kimseleri gayet iyi tanırlar.
AkinciBey
Ne garip değilmi azade aynı konuma geldik.Bazı kişilerde İmam-ı Rabbaniye Mevlanayada kafir diyor.Haklısın peygamberlere bile sapık diyenler varken konuşulması abes konu bunlar..
-EBRAR-
ALINTI(AkinciBey @ Nov 23 2007, 06:48 PM) *

Bazı kişiler ferid aydına küfre girdi diyorlar.Nedendir bilinmez.


Bir cümle yazıp ardından da nedendir bilinmez diye yapıştıracağına varsa bildiğin yaz da biz de öğrenelim. Yoksa da kafa bulandırmayın! Yazdığınız ve yazacağınız her düşünce kesin ve katii olmalı kardeşim. Aksi halde rica ediyorum hiç yazmayın. Eseri okuyup da katılmadığınız hususları varsa buyrun tartışalım.


Selam ve dua ile...
TEVHİD
Tarikatleri hi,çbir vakithiçe saymam. Tarikat ehli de değilim.Ama bildiğim şu ki devir Hakikat devridir. Tarikat devri değildir diye düşünmekteyim.

Selam ve dua ile
AkinciBey
ALINTI(Ümmü_Seleme @ Nov 24 2007, 11:07 AM) *

ALINTI(AkinciBey @ Nov 23 2007, 06:48 PM) *

Bazı kişiler ferid aydına küfre girdi diyorlar.Nedendir bilinmez.


Bir cümle yazıp ardından da nedendir bilinmez diye yapıştıracağına varsa bildiğin yaz da biz de öğrenelim. Yoksa da kafa bulandırmayın! Yazdığınız ve yazacağınız her düşünce kesin ve katii olmalı kardeşim. Aksi halde rica ediyorum hiç yazmayın. Eseri okuyup da katılmadığınız hususları varsa buyrun tartışalım.


Selam ve dua ile...


Valla bacım öyle diyorlar dedim.Ben öyle diyorum demedim.Siz de pek nazeninmişsiniz..
Sizin bilmediğiniz çok şey var.hepsini anlatsak şalterler patlar emin ol bu yüzden hiç anlatmayalım istersen.
Vesselam..
a.zade
Selamun aleykum

Galiba biz sizin bildiklerinizi hiç bir zaman öğrenemeyeceğiz. Anlatın diyoruz, siz anlamazsınız, şalter patlar gibi bahaneler uyduruyorsunuz. Kur'an ve sünneti herkesin anladığı gibi anlamak istemiyorsunuz. Ayetlerden tuhaf manalar çıkartıp Rasulullah'ın hayatı boyunca hiç söylemediği şeyler söylüyorsunuz. Galiba islam ümmeti sizi hiç anlayamayacak.
AkinciBey
Boşver kardeş fitne çıkmasın.Burada müslümanlar birbirlerinin kalbini kırmasın.
a.zade
Selamun aleykum

Hakikatten fitne çıkmaz. Hakikat fitnenin düşmanıdır. Hakikat ise İslam'ın ta kendisidir. Fakat toplum islamının değil, Kur'an'da anlatılan ve Rasulullah'ın yaşadığı İslamın. Evet Hak din İslamdır ve biz mü'minler kendimize İslamdan başka ismi kabul etmeyiz. Ferit AYDIN beyefendi de toplum anlayışını terketmiş ve yüce Kur'an'da öğretilen İslam'ı bulmuştur. Tabi bu bedel ister. O, bunun bedelini hakkıyla ödemiş, şeyhlikten ayrılmış, yıllarca yurt dışında kalmış, yaklaşık 10.000 civarındaki tabiileri onu terketmişlerdir.
Rabbimiz bizlere de Rasulullah'ın yaşadığı İslam'ı yaşamayı nasip etsin. Amin

ELHAMDULİLLAHİ ALA Nİ'METİL İSLAM.
AkinciBey
O zaman benim inandığım İslamla sen ve ferit hocanın inandığı İslam farklı öylemi? Bunumu anlatmaya çalışıyorsunuz.
1000 yıldır süren tartışmaları devam ettirmek fitne değilde nedir.
Keza bir ara şiiler vardı bu forumda Hz Muaviyenin itikatını tartışıyorlardı.
Onun sahabe olduğuna inanmak bizim için hakikattir.Şimdi biz bu hakikati onlara karşı savunuruz.Ve orada biter devam ettirmeyiz.Neden? Çünkü fitne çıkar kardeşim.
Bu meseleler seni beni ferit hocanızı herkesi aşar.Yarayı kaşımaya gerek yok.
a.zade
Selamun aleykum

Kardeş ortada senin İslamın, benim İslamım yoktur. Bir tek İslam vardır. O da Hz. Mü'min'in İslamıdır. Benim söylemeye çalıştığım mesele şudur. Bize mü'min diyen Mü'min tealanın kitabındaki İslama uymakla mükellefiz. Bazı şeylerin yanlış anlaşılma tarihinin eski olması o şeyi tasdik etmez. Yani bir mesele asırlardır yanlış anlaşılmışsa onu hala sahiplenmenin mantığı yoktur. Biz hakikatı ararken tarihe değil, Kur'an'a bakarız.
(Muaviye olayı da nereden çıktı? Konumuzla ne alakası var. Eğer şiiler öyle iddialarda bulunmuş idiyseler cevabı onlara vermeniz gerekmez mi?)
AkinciBey
Demek istediğimi anlamamışsın.
Bak şimdi mutasavvıflar 1000 yıldır Vahdetül vucudu,Rabıtayı,Evliyadan şefaat istemeyi,Hallacın enel hakını savunuyor.
İstersen isim isim vereyim:Mevlana Vahdetül vucudcuydu,yunus vahdetül şuhudcuydu,Akşemseddin Fatihe nasihatinde yetiş ya fakıh ahmet diye kendisinden yardım istemesini söylüyordu,Ahmet bedevi Bediüzzaman süleyman hilmi efendi vs zor durumda iken benden yardım isteyin diyordu.Vs vs bu böyle gider.

Şimdi bazı taifa bunların şirk olduğunu söylüyor.Kuranda ve sünetde olmadığını söylüyor.

Bizde diyoruzki bunlar Kuranda vardır.Açıklıyoruz.(Bu konulardaki eski topiclere bak yüzlerce kesz tartışılmış)Ancak bu tartışmaların devam etmesini ben şahsen istemiyorum.Çünkü iki tarafda en sonunda birbirlerini tekfir ediyor.Yani fitne çıkıyor.

Mesela sen "Yani bir mesele asırlardır yanlış anlaşılmışsa onu hala sahiplenmenin mantığı yoktur. Biz hakikatı ararken tarihe değil, Kur'an'a bakarız." demişsin.Bilemiyorum neyi kasteddiğini ama yukarıda saydıklarımı kasteddi isen biz bunların İslama uyduğunu söylüyoruz.Ve bununda tartışmaları yapılmış.E devam ettirmeni ne anlamı var.Çünkü bir sonuç çıkm az.Çıksa idi 1000 yıldır muhakkak bir sonuca varılırdı. Sanırım anlatabildim.

Hz Muaviye örneğini misal olarak verdim.Onunda tartışılması manasız babında.OK??

Hadi selametle.
a.zade
ALINTI
Mesela sen "Yani bir mesele asırlardır yanlış anlaşılmışsa onu hala sahiplenmenin mantığı yoktur. Biz hakikatı ararken tarihe değil, Kur'an'a bakarız." demişsin.Bilemiyorum neyi kasteddiğini ama yukarıda saydıklarımı kasteddi isen biz bunların İslama uyduğunu söylüyoruz.Ve bununda tartışmaları yapılmış.E devam ettirmeni ne anlamı var.Çünkü bir sonuç çıkm az.Çıksa idi 1000 yıldır muhakkak bir sonuca varılırdı. Sanırım anlatabildim.


Selamun aleykum

Sevgili akıncıbey kardeş: O sözümde şunu kasdettim; bu asırlardır böyle anlaşılmışsa yanlış anlaşılmış. İyi ki elimizde Kur'an var, yoksa gerçekten doğru yolu bulamazdık. Bu sözleri, bu anlayışları kim söyleyip benimsemişse yanlış yapmış. Zannettiğiniz gibi bu tartışma 1000 yıldır yapılmıyor. Hazreti Adam'den beri yapılıyor ve bir sonuç çıkmadı, çıkmaz da. Çünkü burası imtihan dünyasıdır. Kıyamete kadar da bu konu sonuçlanmaz. Bu konu ancak kıyamette sonuçlanacaktır. Çünkü rabbimiz Kur'anda " ihtilaf ettikleri şeyde yüce Allah hükmünü verecektir." diye defalarca buyurmuştur. Bu tartışmayı dünyada kimse sonlandıramaz. Bu imtihanın gereğidir. Fakat mühim olan bu tartışmada hangi tarafta olduğumuzdur. Kur'an tarafında olursak yüce Allah muaheze etmez. Aksi halde muaheze çetin olur. Bu lafları şunun bunun söylemesi sizi teselli etmesin. Rasulullahın hayatına bakın böyle şeyler görebilir misiniz. Yüce Allah fatiha suresini niçin tüm namazlarda okumamızı farz kıldı? Çünkü insanın şirk hastalığı hep vardı ve olacaktır. Fatihada ne diyoruz: "Yalnız senden yardım isteriz" Namazda böyle deyip sonra başkalarından yardım isteyenler Rabbin huzuruna ne yüzle çıkacaklar.
Abdulaziz Bayındır hoca şeyhlerle konuşurken şeyhler demiş ki: "Sen ne dersen de. Biz meşayıh-ı kiramın yardımına inanırız ve onlardan istimdat ederiz." Hoca da demiş ki: "O zaman namazlarınızda Fatihayı okurken "iyyake nestain" demeyin ki dediğinizle yaptığınız çelişmesin" Yani bu cümleyi Fatihadan çıkartın demiş.

Ayrıca kimseyi tekfir etmek gibi adetim ve niyetim yoktur. Savunmalarınızı da biliyorum. Sadece ve sadece şunu söylüyorum: Mevlana, Bediuzzaman, Akşemsettin... vs. bizim ne Rabbimizdir, ne de Rasulumuzdur. Onlar da bir kuldu geldi geçti. Kendi dedikleri ve yaptıkları kendilerinedir. Biz Kur'an'dan hesaba çekileceğiz.

Rabbim "Ben sana yalnız benden yardım isteneceğini defalarca emretmedim mi? Namazlarında sende bu cümleyi defalarca söylüyordun. Niçin başkalarından yardım istedin, manevi medet umdun" derse "Yarabbi Akşemsettin de öyle yaptı" mı diyeceksin.
AkinciBey
Kardeş ya anlamıyorsun yada anlamak istemiyorsun.
burada kimin hak kimin batıl olduğunu ancak Allah bilir.
Ben tartışmayalım diyorum.
Sen yine açmışsın konuları.Yok Hz Ademden beri süren mesele imiş.Hz Ademden beridir süren mesele küfür ile İslamın çatışmasıdır.(ha burada illaki bir tarafda olmak istiyorsan o senin bileceğin bir meseledir.)Ben mutasavvıflar ile diğerleri arasındaki meselelerin tartışmasından bahsediyorum.
Sanki biz Kuranın yanında değiliz de siz Kuranın yanındasınız.

Tartıştığımız herkes sus pus oldu sonra başladılar iftiraya.
Sen yaparsın demiyorum.Ancak nihayetinde sende insansın nefsine yenilebilirsin bizde yenilebiliriz.tartışmak bu yüzden fitne çıkartır.

Buraya biri gelir vrimi ateizmi savunur bu admlar tartışırız.Çünkü adam inanmıyordur.Ama burada her iki tarafda inanıyor.
Sen baksana benim dediklerim hakikat diyorsun ben benim dediklerim hakikat diyorum.
Burada bir sonuca varılmaz.

Yok eğer illaki bir tartışma istiyorsan ben sana dediklerimizin nasıl hak olduğunu Kuran ve sünnete uyduğunu bir güzel anlatırım.

Ayrıca bu söz ne demek?:""Mevlana, Bediuzzaman, Akşemsettin... vs. bizim ne Rabbimizdir, ne de Rasulumuzdur""
Yani bu saydıklarımız haşa anlayışsız adamlar Kuranı anlamamışlar böyle şeyler söylemişler öylemi?Ama siz tabi mükemmel anlıyorsunuz ya.

Kardeşim bu saydığın kişilerde Kuran üzerine yaşamış kişiler.Evet beşerler ve günah işlerler.Ancak bu kişiler şirk ihtiva edecek konularda cevaz vermezler ve tavsiye etmezler.
a.zade
ALINTI
Yani bu saydıklarımız haşa anlayışsız adamlar Kuranı anlamamışlar böyle şeyler söylemişler öylemi?


Selamun aleykum

Ben öyle bir şey demedim. Ancak yüce Kur'an'ın dediğini derim: "Tilke ummetun gad halet leha ma kesebet velekum ma kesebtüm"
"İnne hazel gur'ane yehdi lilleti hiye ahsen"
AkinciBey
Arapcam yok kardeş mealinide yazıver sana zahmet.
a.zade
Selamun aleykum

"Onlar bir ümmetti, geldi geçti. Onların kazandıkları onlara, sizin kazandığınız sizedir"
"İşte bu Kur'an, hiç şüphesiz en doğru yola iletir, hidayet eder."

Şüphesiz yüce Allah doğru söyledi.
AkinciBey
Aleyküm selam.
Onların kazandıkları onlara doğru.Muhakkak.Ama birde onların kazandıkdıkları var.Bunuda unutmamak lazım...
Selametle..
a.zade
ALINTI
Aleyküm selam.


Selamun aleykum

İcabet ettiğiniz için teşekkürler. Şunu bilelim ki sevgili kardeş, şahısları eleştirmek doğru olmaz. Biz zandan yasaklandık. Başkalarının imanını sorgulamak ateşle oynamaktır. Bizi ilgilendirmez. Kur'an'ı bilirsek doğruyu eğriden ayırabiliriz. Doğruları alırız, eğrileri kalır. Mesela Said Nursiden bir söz: "Elde Kur'an gibi bir mu'cize-i baki varken
Baska burhan aramak aklima zaid gorunur.

Elde Kur'an gibi bir burhani hakikat varken

Munkirleri ilzam icin goniume siklet mi gelir?"

Muhammed Celaluddin Rumi de güçlü bir şairdir. Güzel sözleri vardır. Ben bunların sözlerini zaman zaman derslerimde çocuklara öğretirim. Fakat Kur'an'la çelişen bir söz veya davranış görürsem de Kur'an tarafında yer alırım. Fakat imanları hakkında konuşmak da benim hakkım değildir. Bunu emreden de Kur'an'dır. Şeriat zahire göre hükmeder. Batını yüce Allah'tan başka kimse bilemez. Batını bildiğini iddia edene itibar edilmez. Siz hiç batından bahseden bir peygamber, bir sahabe biliyor musunuz? Veya batına göre hükmeden bir peygamber, bir sahabe duydunuz mu?
TEVHİD
Feridüddin Aydın Kardeşimizin eserini okumadan bir açıklamada bulunmanın doğru olmadığını düşünmekteyim. Bu beisle de bir fikir beyan edemiyorum açıkçası.
Bir yazar hakkında fikir edinebilmek için en azından eserine vakıf olmak gerekmekte.Mesela bir müddet önce Mustafa İslâmoğlu'nun "Üç Muhammed" adlı eserini okudum.Eserinde katıldığım yetler çoğunlukta.Ama katılmadığım yerleri de nor alıp gerekçelerini de belirttikten sonra bir yakınım vasıtasıyla kendisine yolladım. Cevap beklemekteyim.Doğru olan da budur diye düşünmekteyim.İnsanın açıklamalarıdan birinin yanlış olması o insanı tümüyle reddetmek manasına gelmez.

Selam ve dua ile
AkinciBey
Alaeyküm selam..Öğretmensiniz sanırım azade kardeş.

Ben zaten bu kişiler hakkında konuşuyorsun demedim.
Ben sadece şunu dedim:bu kişiler Kuran ve Sünnetin dışına çıkmazlar dedim"
Zaten sizde bunu ispatlayacak şekilde Üstadın şu sözüne yer vermişsiniz":

"Mesela Said Nursiden bir söz: "Elde Kur'an gibi bir mu'cize-i baki varken
Baska burhan aramak aklima zaid gorunur."


Evet Kurandan başka rehber yok bizim için.Ve bu saydığımız alimlerde Kurandan başka rehber edinmemişler kendilerine.Yani hayatları Kuran ve sünnet olmuş.E demekki bu kişilerin yukarıda örneğini verdiğim söz gibi ettikleri sözlerde demek Kurana uyuyor demektir.Tabi bu birazda inanma ile alakalı birşey.

Dediğim gibi bu kişiler peygamber değil.Peygamberler bile zelle denilen küçük hatalar yapmışlarsa bu kişiler elbette günah işlerler.Ancak bu kişiler milyonlarca kişiyi peşlerinden sürüklemiş insanlardır.Bundan kastım şirk ihtiva edecek sözler söylememeleri ve şirk ihtiva edecek davranışları nasihat etmemeleridir.

Zaten eğer böyle birşey söylemiş olsalardı söyledikleri doğru şeylerdede insanların akıllarına şüphe düşerdi.
Necip Fazıl bu olayı şöyle açıklamış:" zemzem dolu bir havuza bir kadeh şarap döksek bu havuz nasılki mümin insanları kendinden kaçırır,şirk ihtiva eden bir söz söylemiş alimde (şimdiye kadar ne kadar doğruları söylemiş olursa olsun) müminleri kendinden kaçırır.

Ben bir tasavvufcuyum.Ve tasavvufu tartışmak hiç ama hiç istemiyorum.Daha öncede bahsettim İmam Şafii Hzleri tartışmayın demiş.Çünkü bu konular çok ama çok ince konulardır.Ancak biri çıkıp hakaret ederse (seni kastedmiyorum) veya çıkıp sizin yolunuz küfrdür derse o zaman karşılık veririm.Bunun harici bize izinde verilmemiş.

Bu yüzden tartışmak istemiyorum.Zaten bu topicde bu konuda uygun değil.
Selametle
a.zade
ALINTI
Feridüddin Aydın Kardeşimizin eserini okumadan bir açıklamada bulunmanın doğru olmadığını düşünmekteyim. Bu beisle de bir fikir beyan edemiyorum açıkçası.
Bir yazar hakkında fikir edinebilmek için en azından eserine vakıf olmak gerekmekte.Mesela bir müddet önce Mustafa İslâmoğlu'nun "Üç Muhammed" adlı eserini okudum.Eserinde katıldığım yetler çoğunlukta.Ama katılmadığım yerleri de nor alıp gerekçelerini de belirttikten sonra bir yakınım vasıtasıyla kendisine yolladım. Cevap beklemekteyim.Doğru olan da budur diye düşünmekteyim.İnsanın açıklamalarıdan birinin yanlış olması o insanı tümüyle reddetmek manasına gelmez.


Selamun aleykum

Muhterem Tevhit kardeşim, Peygamberler hariç tüm insanlara yaklaşımımız böyle olmalıdır. Tamamen teslimiyetçi bir yaklaşım, tamamen red eden anlayış kadar zararlıdır. Sahabeler Peygamberimizin bazı görüşlerine karşı "Ya rasulallah, bu fikir senin mi yoksa bu bir vahiy midir" diye sorarlardı. Rasulullah (s.a.v) "Bu benim fikrimdir" deyince de sahabeler "Şöyle yaparsak daha iyi ve doğru olur" derlerdi. Rasulullah aleyhisselam da bu görüşü kabul ederdi. Bu olayların örneği çoktur. Sahabeler Rasulullah'tan (s.a.v) sonra dört halifeyi de kutsallaştırmamışlar, yeri geldiği zaman onlara yanlışlarını söylemişler. Hatta Hz. Ömer ile kocakarı kıssası pek meşhurdur. Hz. Ebubekire "Ben yanılırsam ne yaparsınız" diye sormuş ve "kılıçlarımızla seni düzeltiriz" cevabını almıştı. İslam bir hayat nizamıdır. İslamda insan kutsanmaz. İsmi ne olursa olsun herhangi bir insan Kur'an'ın zahirine zıt bir söz sarfederse, o söz tevil edilmez ona karşı çıkılır. (Fakat söz sahibinin imanı sorgulanmaz. Bu durum, yüce Allah ile onun arasında olan bir şeydir. Biz oraya karışmayız) Bunu bize Tevhit dini İslam öğretmiş, Rasulullah ve ashab bize talim etmiştir. O'na ve mübarek ashabına salat-u selam olsun.
TEVHİD
Muhterem Tevhit kardeşim, Peygamberler hariç tüm insanlara yaklaşımımız böyle olmalıdır. Tamamen teslimiyetçi bir yaklaşım, tamamen red eden anlayış kadar zararlıdır.

Açıklamanız bu hususta benimle aynı fikirde olduğunuzu göstermekte.Bu çok güzel kardeşim. smile.gif

Selam ve dua ile
a.zade
ALINTI
Açıklamanız bu hususta benimle aynı fikirde olduğunuzu göstermekte.Bu çok güzel kardeşim.


Selamun aleykum

Muhterem Tevhit kardeşim, zaten baştan beri bunu anlatmaya çalışıyorum. Kişileri kutsallaştırmamamız lazımdır. Faydalanırız ama kutsamayız. Müsaadenizle ben artık ayrılıyorum. Hafta içi fazla uğrayamıyorum. Hepiniz yüce Allah'a emanet olun.
asiLDuA
ALINTI
Peygamberler hariç tüm insanlara yaklaşımımız böyle olmalıdır. Tamamen teslimiyetçi bir yaklaşım, tamamen red eden anlayış kadar zararlıdır. Sahabeler Peygamberimizin bazı görüşlerine karşı "Ya rasulallah, bu fikir senin mi yoksa bu bir vahiy midir" diye sorarlardı. Rasulullah (s.a.v) "Bu benim fikrimdir" deyince de sahabeler "Şöyle yaparsak daha iyi ve doğru olur" derlerdi. Rasulullah aleyhisselam da bu görüşü kabul ederdi. Bu olayların örneği çoktur.


Örnek çok yerinde kardeş.Allah razı olsun.
-EBRAR-
ALINTI(AkinciBey @ Nov 24 2007, 05:30 PM) *

ALINTI(Ümmü_Seleme @ Nov 24 2007, 11:07 AM) *

ALINTI(AkinciBey @ Nov 23 2007, 06:48 PM) *

Bazı kişiler ferid aydına küfre girdi diyorlar.Nedendir bilinmez.


Bir cümle yazıp ardından da nedendir bilinmez diye yapıştıracağına varsa bildiğin yaz da biz de öğrenelim. Yoksa da kafa bulandırmayın! Yazdığınız ve yazacağınız her düşünce kesin ve katii olmalı kardeşim. Aksi halde rica ediyorum hiç yazmayın. Eseri okuyup da katılmadığınız hususları varsa buyrun tartışalım.


Selam ve dua ile...


Valla bacım öyle diyorlar dedim.Ben öyle diyorum demedim.Siz de pek nazeninmişsiniz..
Sizin bilmediğiniz çok şey var.hepsini anlatsak şalterler patlar emin ol bu yüzden hiç anlatmayalım istersen.
Vesselam..



Selamün Aleyküm kardeşim,

bu yazdıklarımdan nazenim olduğumu nasıl çıkardınız pes doğrusu. Sizden imalı yaptığınız sözün açıklamasını isteyen bir mümin kardeşinize bu şekilde bir cevap vermek hiçte hoş değil.Yoğunluğumdan dolayı foruma girememiştim. Yaşa ve cinsiyete bağlı cevap verenler muhatabım değil olamazda.
AkinciBey
ALINTI(Ümmü_Seleme @ Nov 26 2007, 12:09 PM) *

ALINTI(AkinciBey @ Nov 24 2007, 05:30 PM) *

ALINTI(Ümmü_Seleme @ Nov 24 2007, 11:07 AM) *

ALINTI(AkinciBey @ Nov 23 2007, 06:48 PM) *

Bazı kişiler ferid aydına küfre girdi diyorlar.Nedendir bilinmez.


Bir cümle yazıp ardından da nedendir bilinmez diye yapıştıracağına varsa bildiğin yaz da biz de öğrenelim. Yoksa da kafa bulandırmayın! Yazdığınız ve yazacağınız her düşünce kesin ve katii olmalı kardeşim. Aksi halde rica ediyorum hiç yazmayın. Eseri okuyup da katılmadığınız hususları varsa buyrun tartışalım.


Selam ve dua ile...


Valla bacım öyle diyorlar dedim.Ben öyle diyorum demedim.Siz de pek nazeninmişsiniz..
Sizin bilmediğiniz çok şey var.hepsini anlatsak şalterler patlar emin ol bu yüzden hiç anlatmayalım istersen.
Vesselam..



Selamün Aleyküm kardeşim,

bu yazdıklarımdan nazenim olduğumu nasıl çıkardınız pes doğrusu. Sizden imalı yaptığınız sözün açıklamasını isteyen bir mümin kardeşinize bu şekilde bir cevap vermek hiçte hoş değil.Yoğunluğumdan dolayı foruma girememiştim. Yaşa ve cinsiyete bağlı cevap verenler muhatabım değil olamazda.

Bende ciddiye almadığım kişileri muhatabım kabul etmiyorum kardeş.O zaman anlaştık demektir...
sahinkar1980
slm.baştan itibaren okudum bir taraf şeyhe gerek yok kur'an a bakarız diyor bir taraf ise kabul etsenizde etmesenizde bunlar vardır diyor.hakiki bir şeyh yani mürşidi kamil zaten kur'an ve sünnetten ayrılmaz yaşadığı gibi yaşatmaya gayret sarf ederler.peygamber s.a.v.efendimiz ilk müslüman olanlara önce şahadet kelimesini sonra gusül aldırıp namazını orucunu yani 5 şartı dile getirirmiş.ve eğer yaparsanız nafile namaz,zikrullah,çokca kur'an okumayı vs ni tavsiye edermiş burda eğer dediği nafile ibadetler muhayyer kılınmış yapılırsa sevap var yapılmaz ise birşey yok bir insan beş şarta uyuyorsa hiç kimse ona aksini iddia edemez nafile ibadet yaparsada faydasını görür elbette (yapanla yapmayan bir olurmu)efendimiz s.a.v.in benim ümmetimin ulemaları beni israilin peygamberleri gibidir hadisi neyi anlatıyor düşünün bakalım ulema dediği kur'an ı okuyup anlayan değil ALLAH ı bilen yani marifetullaha ermiş kimsedir.kur'an ı anlamakla zahir ilmine sahip olunabilir ama batın yani ledün ilmine nasıl sahip olacak.şeytanda zahir ilminin hocasıydı ne oldu sonu bir kibirlendi huzurdan kovuldu.zahir ilmine sahip olmakla nefis terbiye olsaydı şeytan kibirlenirmiydi hiç.ledün ilmi nerden çıktı demeyin kur'an da var musa a.s. mın konusuna bakın.imamı azam h.z. bile ilmin zirvesinde iken neden son iki yılım olmasaydı numan ibni sait helak olmuştu demiş araştırın.bir abdulkadiri geylani h.z. leri herkesin güneşi battı bizim güneşimiz batmayacak demiş hala şuan bile manevi yardım talep edipde yardımını görenler var.bu yardım meselesine gelince (hem serif hem seyyitdir) YA abdulkadiri geylani ALLAH ın izni ile himmet eyle denirse ve deniyor ALLAH ın izni ile kul yardım görüyor.ama ALLAH ın ismini anmadan söyler ise burda hataya düşebilir insan.sadece ALLAH dan isteyin diyebilirsiniz ama hatırlarsanız isa a.s. mın kıssasında dua duada söyleyen ağız ağız değil demiş.bunlar yani mürşidi kamiller ALLAH ın dostu oldukları için biz onları referans olarak araya koyuyoruz onlar duası kabul olanlardır.günümüzde ben şeyhim diyen çoktur ama kamil değil kamil olan azdır bir şeyh kamil ise bu işi bırakamaz hani geçmiş deki bir zatın kelimesi var(bu meslek peygamber mesleği ölünce bitermi sandın)meslek dediği insanları irşat etmesi rehber kur'an kerim örnek muhammet a.v.s efendimizidir.efendimiz s.a.v. bile onlar benim varisimdir derken kabullenmemek niye(kamil şeyhler için geçerli)konu konuyu açıyor sohbet uzuyor.tatmayan bilmez kamil bir mutasavvufun yanına giderseniz ozaman anlarsınız.kamil olmayanın yanına giderseniz birşey anlamazsınız.eşref oğlu rumi h.z.diyorya her mürşidden el tutma yolun sarpa uğradır eğer mürşidin kamil ise her işlerin asan olur.

Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat akidesine göre, İslam fıkhının dört asıl kaynağı kitap, sünnet, icma-ı ümmet ve kıyas-ı fukaha’ya sımsıkı sarıldıktan ve farz, vacip ve sünnetleri eksiksiz icra ve ifadan sonra, kötü ahlak ve alışkanlıklardan kaçınıp, güzel ahlaklarla donanmaya, Zikrullah, nafile ibadet ve taat ile meşgul olmaktan ibaret olan tarikat ile, tarikatın aslı durumunda bulunan şeriat arasında bir ayrılık ve aykırılık yoktur. Şeriatsız tarikat küfrün ve inkarın ta kendisidir.
Muhakkak tarikat, Şeriat-ı Ğarra-i Ahmediyye’ye sımsıkı sarılmak, Sünnet-i Senniyye-i Muhammediyye (SAV) edebi ile edeblenmek, Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat akidesine kuvvetlice sarılmak, kitap, sünnet, icmayı ümmet ve kıyas-ı fukaha dediğimiz İslam fıkhının dört ana esasının dışına çıkmamak, çokça Allah (CC) Hz.leri’ni zikretmek, amellerin en faziletlisi “Nerede olursan ol, Allah (CC) seninle beraberdir.” ve “Nerede olursanız olun, Allah (CC) sizinle beraberdir.” ayetlerine uygun olarak daimi bir huzur ve murakebeye devam etmektir.
Bu konuda ileri geri konuşmak isteyenlerin yersiz konuşmalarına imkan yoktur. Tarikata karşı çıkan kimsenin elinde itiraz edebilmesi için sağlam deliller yoktur. Bu hususta şöyle bir açıklama yer almaktadır: Muhakkak dervişler yolu olan tarikat, şu beş temel esas üzerine kurulmuştur. Taat, zikir, başkalarını kendine tercih etmek, tevhid, kanaat, tevekkül, teslimiyyet, düşünüp taşınmak ve ona göre hareket etmek, davranışlarında şuurlu olmak, şükür ve Hakk’ın (CC) azamet ve yüce kudretini oldukça çok düşünmek, bütün bunları içerisinde toplayan bir ifade ile söyleyecek olursak, bir kelime ile istikamet ve dosdoğru olmak, kötü fiil ve niyetleri gönlümüzden tahliye etmek ve en güzel ahlaki hasletlerle donanmaktır
a.zade
Selamun aleykum

Sevgili arkadaşlar; bu tarikatçilere laf anlatmak deveye hendek anlatmaktan zor. Bir insan aklını kiraya verdi mi karşısında peygamber bile olsa ona birşey anlatamaz. İnsan kendi anlayacak. Bu tarikatçi arkadaşlara tavsiyem şudur: Kur'an-ı kerim'in mealini (imkan bulurlarsa tefsirini) okusunlar. Fakat tefsir okurken tarikatçilerin tefsir diye yazdıklarını değil, İslam alimlerinin tefsirlerini okusunlar. Biraz da akıllarını çalıştırsınlar. Akıl çalıştırmadan cennete gidilemez efendim. Aksi olsaydı cennet hayvanlarla dolardı. Çünkü yüce Allah Yunus suresinde şöyle buyurmuş: "Allah aklını kullanmayanların üzerine pislik yağdırır (veya azab eder)"
Bundan böyle polemiğe girmemeye çalışacağım inşaAllah. Çünkü herkes kendi söylüyor kendi dinliyor. Millet tutturmuş bir batın ilmi. Dinini onun üzerine bina ediyor. Bundan böyle inşaAllah teala öğrencilerime daha fazla zaman ayıracağım. Tasavvufun iç yüzünü onlarla paylaşacağım. Bir de bu köşede Feriduddin AYDIN beyefendinin kitabından parçalar ekleyeceğim. Kardeşler kendileri okusun ve yorumu kendileri yapsınlar. Böylece Feriuddin beyi de kendi eseriyle tanımış olurlar.
Hepiniz yüce Allah'a emanet olunuz.
a.zade
Selamun aleykum

Sevgili arkadaşlar bu sayfada Feriduddin beyi kendi eseriyle size tanıtmak istiyorum inşaAllah teala. İmkan buldukça O'nun kitabından sayfalar ekleyeceğim. Rabbim cümlemize sıhhat, afiyet ve yakın ihsan etsin. Ümmet-i Muhammed (s.a.v) bir ferec göstersin.
Feriduddin Aydın hocanın "Tarikatte Rabıta Ve Nakşibendilik" kitabını okumaya buyrun başlayalım.




ÖNSÖZ



Râbıta nedir?



Bu soru, özellikle yakın bir geçmişten beri pek çok insanın zihnini meş­gul etmektedir. Çünkü ne ilginçtir ki XIX. yüzyılın başlarından bu yana Nakşibendî Tarîkatı'nın önemli bir kuralı haline getirilmiş bulunan râbıta­nın asıl kaynağı ve içyüzü hakkında (bu tarîkatın çağdaş rûhânîleri de dahil) hemen hiç kimsenin etraflı bir bilgisi yoktur!



Tarîkatlar zaten kapalı, mistik kurumlardır. Bu nedenle dış dekorların­ın arka planında gizli kalan ve halk tarafından pek bilinmeyen çok ilginç inanış ve tapınma şekilleri, âyin ve törenler, söylem ve kavramlar vardır. Bunların kaynakları ve amaçları ise hem çok çeşitli, hem de son derece çet­refil, kar­maşık ve mitolojiktir. Türk toplumunun, genelde dünya Müslümanların­dan farklı biçimde gelişmiş olan din anlayışı, büyük ölçüde bu ol­gudan etki­lenmiştir.



Onun için bu bakış açısının temelindeki gerçek nedenleri gün yüzüne çıkarmak ve bu suretle yüzyıllar önce yapılmış olan birtakım yanlışlıkları düzeltme imkanını bulmak amacıyla bu kurumların ve doktrinlerinin çok esaslı şekilde araştırılması ge­rekir. Çünkü özellikle Türkleri, İslâm adına ta­rih boyunca bu kurumlar yön­lendirmiştir.



İşte râbıta, bu mitolojik ve mistik yumağın örgüsü içinde çok önemli bir yer tutmaktadır.



Son yıllarda Türkiye'de yaşanan kavram kargaşası, her ne kadar içinden çıkılmaz bir düşünce kaosunu birlikte getirmişse de, denebilir ki bu durum bazı mistik ve felsefi terimlerin az veya çok deşifre olmasını da sağlamıştır.



Kavramlar etrafında tartışmaların kızışmasıyla birlikte, tarîkatların dı­şında kalabilmiş olan birçok kimse, son zamanlarda râbıta hakkında kuş­kuya düştüler ve birtakım arayışların içine girdiler. Bu gelişmelerin sonucu olarak ilginç sorular gündeme geldi. Çünkü İslâm’ın, kitap ve sünnetle belir­lediği ibâdetler bütün Müslümanlarca kesin ve açık şekilde bilinmekte ve Hz. Peygamber (s)'in bizzat uyguladığı biçimlerde bu ibâdetler bütün dünya Müslümanları tarafından yaklaşık 1500 yıldır uygulanmaktadır. Oysa râbıta, çoğunluğu Türkiye'de yaşayan ve sadece Nakşibendîler olarak bili­nen bir azınlık tarafından ve büyük ölçüde gizli olarak bir ibâdet havası içinde icra edilmektedir.



İşte bu noktalar çok esaslı şekilde incelendikten sonra hazırlanmış olan bu çalış­manın temel amacı râbıtayı belgesel olarak ortaya çıkarmaktır. Ancak he­men eklemek gerekir ki aslında bu kitap, son yıllarda gözlenen İslâmî uya­nışın ve aydınlanma özleminin bir ürünü ve gerçekleri yakalama arayışı­nın bir cevabıdır.

Çünkü Müslümanlar, hız ve iletişimin getirdiği avantajlar sayesinde ele geçirdikleri ipuçlarıyla âdetâ iz sürerek şimdiye kadar kapalı kalmış birçok mesele hakkında büyük bir hırsla aydınlanmak istiyor­lar. Onların bu susamışlığının temelinde ise başlıca iki amaç vardır.

Birincisi: Aydınlanarak İslâm'ın, bütün çarpıcılığıyla güzelliklerini gö­rebilmek ve onu, hapsedildiği tozlu raflardan indirmek ve hayata geçirmek­tir.

İkincisi ise: İslâm’ın yüzyıllardır, gerek sosyal ve toplumsal yaşamdan soyutlanmasında, gerekse orijinal değerlerinin çarpıtılarak yozlaştırılma­sında etkin olmuş bütün nedenleri öğrenmek ve bunları ortadan kaldır­maktır.

İşte elinizdeki bu kitap, yukarıda özetlenen iki amaçtan özellikle ikinci­sinin, belli sınırlarda gündemini hazırlamaya yöneliktir!

Kitap, iki ana bölümden oluşmaktadır:

Birinci bölüm, tarîkat kaynaklarına göre râbıta hakkında genel bilgileri içerir .

İkinci bölüm ise, râbıtaya ilişkin çok yönlü analitik ve eleştirel değer­lendirmelerden oluşur.

Bu çalışma eğer gerçeklerin yakalanmasında ve özellikle vicdanların, kitaba uydurulmuş bazı şirk biçimlerinden temizlenmesinde Müslüman­lara ışık tutacak olursa, sonuç bütün tevhid ehlini sevindirecek ve bu mut­luluktan bizim payımız da elbette ki büyük olacaktır.

Bu hayırlı amacın gerçekleşmesi ve katıksız bir tevhid ve imanın gönül­lere yerleşmesi için Allah Teâlâ'ya dua ediyoruz.





FERİT AYDIN









Açıklama






Bu çalışmamızın birinci baskısının kısa süre içinde tükenmiş bulunması, sadece kitaba karşı duyulan rağbeti değil, aynı zamanda onun ne kadar önemli bir boşluğu doldurduğunu da kanıtlamaktadır. Kitabın, özellikle irşâd ve ıslah mesajlarını yönelttiği kitleler tarafından şimdiye kadar suskunlukla karşılanmış olması içeriğinin bilimselliğini ortaya koymuştur.

Bununla birlikte itiraf etmek lâzımdır ki birinci baskı sırasında gözden kaçmış bir takım dizgi hataları kitabın yazı disiplinine ve ciddiliğine maalesef gölge düşürüyordu.

Bu kez hem söz konusu hatalar giderilmiş, hem de kitap yeniden dakik bir şekilde gözden geçirilmiştir; bazı kısa eklerle, gerektiği yerlerde okuyucuyu aydınlatacak açıklamalar yapılmıştır.

Kitapta kullanılan transkripsiyon ve belli yerlerde seçilen özel karakterlere ilişkin olarak şu önemli noktaların bilinmesinde yarar vardır:

1. kitapta yoğun olarak Arapça ve Farsça bileşik isimler ve çeşitli dînî ve tasavvufî terimler yer aldığı için, Türkiye’de İlâhiyât Câmiası tarafından kabul edilmiş bulunan transkripsiyon formülleri kullanılmıştır.

2. bir çeşit Türkçeleşmiş, ya da yerli dile geçmiş bulunan Arapça ve Farsça adlar ve terimler aynen kullanılmış ise de kitabın yabancılar tarafından da ilgiyle karşılandığı göz önüne alınarak bu adların ve terimlerin yazılışında Batı dillerine ait (Q, W, Sh) gibi özel karakterler kullanılmıştır. Bilhassa çağdaş oryantalistlerin de sözcükleri orijinal fonetiklerine uygun biçimde seslendirebilmelerini sağlamak amacıyla, bu adlar ve terimler, ayrıca parantez içinde ve farklı kalıplar halinde verilmişlerdir.

«Ebubekr-i Sıddıyk (Sıddıyq)» gibi.

Ancak bunlardan, Türkiye’de ilim erbabı dışında kimsenin pek duymadığı isimler ve ıstılahlar ise sırf Batı formülleriyle verilmişlerdir.

Örneğin, «El-Hadîka’tül-Verdiyye» yerine; «El-Hadîqa’tul-Wardiyya» ve «Cedd b. Kays» yerine; «Jadd b. Qays» gibi.

Tabiatıyla alıntılar üzerinde herhangi bir değişiklik yapmak söz konusu olmadığı için bunlar oldukları gibi aktarılmış ve hatta yazılım, transkripsiyon ve noktalama hatalarıyla birlikte verilmişlerdir.



Ferîduddîn AYDIN
telpako
Tasavvufun içindeyken tasavvufta olmayankimsenin asla kurtuluşa ermeyeceğine inanırdım. Şeyhimle gururu duyar bunu her yerde söylerdim. Herkesin mutlaka bir şeyhe bağlanmasını tavsiye ederdim. BAzı şeyler hep beynimi kurcalıyor olsa bile tasavvufun içindeki kitap yalamış kimseler bunları bir guzel tevil edip aslında yapılan şeyin Pygamberin sünnetinden başka bir şey olmadığını ima ediyorlardı. am yine de tasavvufsuz bir hayat düşünemiyordum.

Bazı sorulara ruhla ilgili derin meselelere de açıkçası tasavvuf cevap buluyor. Bazı konularda da derin mistizm tedavi edici sonuçlar veriyor. Sofiler geneld ecahildirler O yuzden bir insanın tasavvuftan cıkabilmesi cok ama cok zor inanılmaz derecede zordur bir olay patlaması ve kirşi kırması gerekir tasavvuf cok cok derin mistik guclerle sarılmış buyuk bir saplantıdır.

Tasavvuta olan ve cıkmayan arkadaşların durumlarını çok iyi anliyorum belki 10 belki 20 yılhep dusunsunler tefekkur etsinler kuranı okusunlar hak yol kndilerince ne ise onu yapsinlar İnşaşşah allah c.c. günahları affedendir.
AkinciBey
ALINTI(telpako @ Nov 27 2007, 08:15 AM) *

Tasavvufun içindeyken tasavvufta olmayankimsenin asla kurtuluşa ermeyeceğine inanırdım. Şeyhimle gururu duyar bunu her yerde söylerdim. Herkesin mutlaka bir şeyhe bağlanmasını tavsiye ederdim. BAzı şeyler hep beynimi kurcalıyor olsa bile tasavvufun içindeki kitap yalamış kimseler bunları bir guzel tevil edip aslında yapılan şeyin Pygamberin sünnetinden başka bir şey olmadığını ima ediyorlardı. am yine de tasavvufsuz bir hayat düşünemiyordum.

Tasavvuf düşmanlarıda nedense hep belli bir süre tarikatde kalmış kişiler.
Bizim camiamızdada vardı biri.Yıllarca tarikatda kalmış şimdide ben tevhid yolunu buldum diye deli cevat gibi bize ağzına gelen her hakareti yapıyordu.Sonradan öğrendikte vakıfın başkanı olmak istiyormuş yapmamışlar.Arkadaşın içine dokunmuş.Allahın işine bakın başkan yapmayınca hak yolu bulmuş biggrin.gif Mevlam nelere kadir yaaaaa..(telpako seni kastedmedim kardeş örnek geldide aklıma ondan yazdım.Yani sen belki gerçekten bulmuşsundur doğru yolu!!)

Hangi tarikate bağlıydın bilmiyorum kardeş ama belliki hiç birşey kapmamışsın ordan.Belkide sapkın bir tarikatdir olabilir.Onların sapkınlıklarını görünce belkide bıkmışsındır.Zira günümüzde her tarikat hak diye birşey yok.Olur tarikatler içindede sapıtmış olablar olabilir.Tarikatler harici sapıtan yokmu.çoook...


Arkadaşlar belki bunu 60 defa yazıyorum.Herkes tarikate bağlı olacak diye birşey yok.Hele günümüz tarikat değil hakikat devri.Ancak tarikate bağlı olmak kişinin kendi isteğine bağlı onun tercihine kalmış bir şey.Ben kendi adıma hamdolsun çok çok memnunum.Çok mutluyum.Hakikaten benim bağlı olduğum yere yılda binlerce ayyaş,esrarkeş,eroinman,kumarbaz gelir ve Elhamdülillah bütün pisliklerini geride bırakarak yeni bir sayfa açarlar hayatlarında.

Eyyy tarikatlaeri eleştiren hatta onlara şirk yuvaları diyen vatandaşlar.Sizden hanginiz böyle bir hayırlı iş yaptınız.Kaç kişinin hidayetine vesile oldunuz.İnsan eleştirilen kurumları iyi tanımalı ondan sonra konuşmalı.

Evet diyebilirsin.Kardeşim sizin tarikatiniz veya tarikatlerin hepsi şu şu konularda hata yapıyorlar bazı yanlışlıkları var.Eleştiri olmadan doğru bilinmez.Ancak siz şirk yuvasısınız siz küfre girdiniz dersen orda biri çıkar dur bakalım der.Zaten birileri dur demeden Allahın tokatı patlar.

Buradaki arkadaşlar için demiyorum yine yanlış anlaşılmasın sadece misal vermek amacı ile yazıyorum.Mesela yine kendini müslüman tanıtan birileri çıkıyor yok Fethullah hoca şöyle yok bunların camiası şöyle diyor.Ulan sen bu adamın yaptığı hizmetin kaçta kaçını yaptında horoz gibi ötüyorsun derim bende böylelerine.Eleştiriyorlar iyi niyetle veya kötü niyetle.Zaten kötü niyetlinin amacı bellidirde iyi niyetli görünen zımpırtılar iyi sonuç ile kötü sonuç terazisini tutmadan konuşuyorlarya bunların vebali çok çok büyük olacaktır.

Bunu örnek olması için yazdım.Eleştirirken insaflı olmak lazım.Sinsi sinsi konuşupda insanların akıllarını bulandırmaya gerek yok buna cevazda yok.



TEVHİD
Görülüyor ki hala Tasavvuf Tarikatlerle eşleştiriliyor.Günümüzde birçok tarikatin aslını kaybetmesi ve bir bidat ve rant haline gelmesi sebebiyle bu denli menfi açıklamalarda bulunulmakta.
Tasavvuf sadece tarikatlerde uygulanan bir sistem değil ki.
Ben tarikat ehli değilim mesela.Tarikat sistemiyle de mesafeliyim.Düşünüyorum da Allah aşkına bu kadar mürşid gelmiş geçmiş, bu kadar açıklamalar yapılmış,hakarete uğrayan kimi Allah dostunun hakkı daha sonradan hata yapıldığı anlaşılarak iade edilmiş. Hiç mi basiretli düşünmeyelim? Açıklamalar yapılıyor, bilmem bilerek mi cevaplanamıyor dahi.Sadece varsa yoksa menfi yaklaşım.Bu nasıl ahlaktır? Bu nasıl edeptir?Anlayamıyorum. sad.gif
Kişi zahir batın dinine vakıf olmalı diyorum.Anlamamakta ısrarcı olan kardeşlerimiz hala "Bir batındır tutturdunuz " diyebiliyor.Amaç polemik olmamalı diye düşünmekteyim.Burada kimsenin zahir yoktur, sadece batın vardır dediği yok.Meseleleri anlamak istediğimiz şekilde anlayıp yorum yapmayalım Allah aşkına.Bu hiç yakışık almıyor.Edepli bir mümin yaklaşımı da değil malesef. Açıklamalara rağmen durum saptırılmaya devam ederse hakkımı helâl etmem ve bu tarz yaklaşımda bulunanları Müfteri olarak nitelendiririm.
İnsan bazı şeyleri bilmeyebiler, anlayamayabilir de.Ama Allah adına sadece haklı olduğunu ispat için asla yalan kelime konuşmamalı ve anlatılanları saptırmamalı diye düşünüyorum.Açıklamaları okuyup tefekkür edip cevaplamak şöyle dursun, neredeyse şirk kokan ifadeler içerisinde olunmakta.Bendeniz ise kimsenin günaha girmesine sebep olmak için yazmıyorum.O kadar üzgün, o kadar üzgünüm ki tarif edebilmem imkansız.Gerek tasavvuf yolunda emek sarfedenler, gerekse zahir ehli alimler ya da onları savunanlar, hiç mi basiret gözüyle şu değerlendirmeyi yapmaktan acizler."Gerek zahir, gerek batın yoluyla birçok hatalar yapılmıştır.Ama bu her iki tarafı da tümüyle reddetmeyi gerektirmemektedir.Yanlış yönleri tartışalım inşallah, ama vebal almadan, hakaret etmeden,insaflı bir şekilde."Allah'a emanet olunuz.

Selam ve dua ile
AkinciBey
Evet kardeş ben bunu diyorum.Hakikaten günümüzde gerçek tasavvufu yaşatan fazla tarikatte yok.Zten olanları biliyoruz.Tekke ve zaviyelerde 18.yydan başlayan bir bozulma dejenerayon devam etmiyor değil ediyor.

Hatta öyleki tekke ve zaviyelerin kapatılma kararı çıktığında Abdulhakim Arvasi Hzleri işlvei bitmiş kurumlar kaldırıldı sadece diyordu.

Mevlevi tekkeleri,Bektaşi tekkeleri,Uşşaki tekkeleri,Melamilerin bı kısmı maalesef bozulmuş hak yoldan sapmıştır.

Çünkü Kelam ilmi çok hassas bir ilimdir.Bir kişinin ayağı her an kayabilir.Bundan herkes tasavvuf yoluna giremez diyorum.

Ancak kalanlarda büyük hizmet görmekte bunlarında hakkını vermek lazım diye düşünüyorum.
TEVHİD
Ancak kalanlarda büyük hizmet görmekte bunlarında hakkını vermek lazım diye düşünüyorum.

Tabii ki böyle olmalı.Ben de zaten tümünü demedim kardeşim. Birçoğu diye sözetmiştim.
Biz inananlar malesef itidalli olamıyoruz.Halbu ki müslüman itidalli olmalı diye düşünmekteyim.

Selam ve dua ile
sahinkar1980
Tarikat Arapçada yol demektir. Kur’an-ı Kerim’de tasavvuf terimi olarak tarikat, Allah (CC) Hz.leri’ne varma gayesini güdenlerin izledikleri özel tarz ve yol demektir. Fıkhi alanın temsilcilerine verilen geleneksel ad “Fakih”, tasavvufi alandakilere verilen ad “Şeyh”, “Mürşid”, “Pir”, “Veli”, “Allah (CC) eri”, “Allah (CC) dostu”, “Eren”, “Ermiş” denir.
İnsan ruhlar aleminden şu imtihan alemine gelip bir süre durup tekrar geldiği yere gidecek olan bir yolcudur. Allah (CC) Hz.leri’nden gelmiştir, yine Allah (CC) Hz.leri’ne gitmektedir. İnsanlara bu yolculuklarında rehberlik yapmak, yol göstermek için Yüce Allah (CC) Hz.leri Peygamberler (AS) göndermiştir. Hiç bir insan Peygamberi (AS) kendisine rehber edinmedikçe Allah (CC) Hz.leri’ne kavuşamayacaktır. Peygamberlerin (AS) son zinciri bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV) Efendimiz, insanları Allah (CC) Hz.leri’ne götürme vazifesini hayatında kendisi yapmış, vefatıyla da bu vazife, dinin özüne vakıf Peygamber (SAV) Efendimiz’in devamı, varisleri Evliya İzamı tarafından yürütülegelmiştir. Çünkü Nebiler Nebisi (SAV) onlar hakkında şöyle buyurmuştur: “Alimler, Nebilerin varisleridir.” [1]
Bir müslüman Islamın farz emirlerini yapıyor ve haramlardan da kaçıyor. İşte böyle bir mü’min, Allah (CC) Hz.leri’ne daha fazla yaklaşmak ve münafıklığın alametinden kurtulmak, daha iyi bir mü’min olabilmek ve dünyada iken amalıktan, sağırlıktan kurtulup manevi alemleri ve ilahi tecellileri seyretmek ve aleme gönderiliş gayesini yerine getirebilmek istiyorsa, bu mü’min için bir okula kaydolmak ve bu okulda tahsil yapması gerekiyor. İşte bu okul Tasavvuf ve (tarikat) okuludur. Bu Tasavvuf ve Tarikat okulunda farzları edaya gayret edip haramlardan kaçmak, az yemek, fazla namaz, zikirde daim tefekkür gerekir. Tasavvuf, tarikat yolunda ise artık cehennem korkusu ve cennet arzusundan ziyade Allah (CC) Hz.leri ‘nin rızası, Allah (CC) Hz.leri’nin aşkı ve muhabbeti vardır. Bu yolda ilerleyen kişi, Allah (CC) Hz.leri tarafından daha fazla sevilir ve hatırlanır. Bu mertebelere mü’min, Tasavvuf (tarikat) sayesinde ulaşır
a.zade
Selamun aleykum

Kardeşler, kaldığımız yerden devam edelim inşaALLAH teala.


BÖLÜM – I


TARÎKAT KAYNAKLARINA GÖRE

RÂBITA HAKKINDA

GENEL BİLGİLER





"Râbıta" Kelimesinin Sözlük ve terim anlamı:



Râbıta: Arapça "rabt" kökünden türetilmiş bir kelimedir. Sözlükte birleştirmek, bitiştirmek, iliştirmek ve bağlamak anlamına gelmektedir.

Arap ülkelerinde, (Rabita'tül-Üdebâ=Edebiyatçılar birliği) ve (Rabita'tül-Qurrâ' =Kur'ân Hafızları Cemiyeti) gibi adlar altında çeşitli dernek ve kuruluşlar vardır ki bu isimler, aynı mesleğe mensup kimselerin belli bir amaçla bu kuruluşların çatısı altında bir araya gelmiş olduklarını ifade etmektedir. Yani bu bileşik adlar içindeki "râbıta" kelimesi, söz konusu birliği anlatmak için kullanılmaktadır.

İşte bütün bu ayrıntılar, "râbıta" sözcüğünün lügatteki genel anlamı hak­kında bize yeterli bir bilgi vermektedir.

Kelimenin, konumuz açısından ifade ettiği özel anlama gelince, bir tasavvuf terimi olarak (daha doğrusu Nakşibendî Tarîkatı'nın kuralla­rından biri olarak) râbıta: Mürîdin, kendini mürşidi ile yüz yüze gelmiş var­sayıp ondan feyiz aldığını (ondan metafizik anlamda güç aldığını ya da nurlandığını) zihninde canlandırması demektir.

Râbıtanın ne ifade ettiğini ve ne yüce fazîletlerden, ne büyük erdemler­den olduğunu, çeşitli ma­nevî ve lâhûtî hallerin râbıta ile nasıl yaşandığını ve bu yüzden ne yüksek mertebelere erişildiğini anlatan yazılar; râbıtayı Kurân-ı Kerîm'e ve Rasulullah (s)'ın sünnetine dayandırmaya çalışan açıklamalar; hatta sırf bu konuda ya­zılmış kitapçıklar bile vardır. Ancak bu yazılar, üslûp ve anla­tım bakımından çok rasgele ve dağınıktır. Dolayısıyla "Râbıtanın Uygulanış Biçimi ve Şartları" başlığı altında daha sonra verilecek olan sistematik bilgiler, Nakşibendîler tarafından şimdiye kadar gelişigüzel yapılmış açıklamaların, söy­lenmiş ya da yazılıp çi­zilmiş sözlerin derli toplu bir özeti olacaktır diyebili­riz.

AkinciBey
Kardeş rabıtayı anlatacaksan tasavvuf kısmında rabıta ile ilgili başlık var oraya yaz.Burası uygun değil.Selametle..
a.zade
Selamun aleykum

Akıncı kardeş, rabıtayı anlatmıyorum. Feriduddin Aydın beyefendiyi kendi eseriyle tanıtıyorum. Bir kişiyi en güzel kendi eseri tanıtır diye düşünüyorum. Ben bu eseri okudum, çok faydalı buldum. Mü'min kardeşlerimle de paylaşmak ve tanıtmak istedim. Yüce Allah'a emanet olunuz.
sahinkar1980
ALINTI(a.zade @ Nov 27 2007, 06:54 AM) *

Selamun aleykum

Sevgili arkadaşlar; bu tarikatçilere laf anlatmak deveye hendek anlatmaktan zor. Bir insan aklını kiraya verdi mi karşısında peygamber bile olsa ona birşey anlatamaz. İnsan kendi anlayacak. Bu tarikatçi arkadaşlara tavsiyem şudur: Kur'an-ı kerim'in mealini (imkan bulurlarsa tefsirini) okusunlar. Fakat tefsir okurken tarikatçilerin tefsir diye yazdıklarını değil, İslam alimlerinin tefsirlerini okusunlar. Biraz da akıllarını çalıştırsınlar. Akıl çalıştırmadan cennete gidilemez efendim. Aksi olsaydı cennet hayvanlarla dolardı. Çünkü yüce Allah Yunus suresinde şöyle buyurmuş: "Allah aklını kullanmayanların üzerine pislik yağdırır (veya azab eder)"
Bundan böyle polemiğe girmemeye çalışacağım inşaAllah. Çünkü herkes kendi söylüyor kendi dinliyor. Millet tutturmuş bir batın ilmi. Dinini onun üzerine bina ediyor. Bundan böyle inşaAllah teala öğrencilerime daha fazla zaman ayıracağım. Tasavvufun iç yüzünü onlarla paylaşacağım. Bir de bu köşede Feriduddin AYDIN beyefendinin kitabından parçalar ekleyeceğim. Kardeşler kendileri okusun ve yorumu kendileri yapsınlar. Böylece Feriuddin beyi de kendi eseriyle tanımış olurlar.
Hepiniz yüce Allah'a emanet olunuz.


sayın a zade siz ferid beyin değil tüm islam aleminin kabul edip ona göre amel ettiği islam alimlerinin kitabını okuyup yazarmısınız imamı azam, imamı gazali,imamı rabbani gibi ve onlar gibi olanların.ihya ü ulumiddin gibi kitaplardan okuyup yazarmısın.islam aleminde ferid beyi kaç kişi tanıyor ben bile senden duydum.ismi bilinen ve kabul görülen alimlerden örnek verirseniz sevinirim.bir kişi tasavvufu inkar ediyor diye yok sayılırmı.abdulkadiri geylani h.z.nin kitabını okuyun yukarıda ismini verdiğim alimlerin kitablarını okuyun.tarikatçılara laf anlatmak deveye hendek atlatmaktan zor demişin.aAbdulkadiri geylani,şahı nakşibendi,mevlana,hacı bayram veli,emir sultan ve isminibildiğimiz bir çok evliya tarikatın içindeydiler yaşadılar ve yaşamaya vesile oldular.günümüzde sahteleri var tamam ama gerçeğini arayıp bulacaksın nasıl bulacağım diyorsan ,eşref oğlu rumi hz.kitabında mürşidi kamil nasıl olur diye açıklamiş insan okuyup araştırırsa her türlü bilgiyi elde edebilir.işine gelmez araştırmak oda onun meselesi.(leküm diniküm velyedin)deriz ozaman.senin inandığın sana,benim inandığım bana.millet tutturmuş bir batın ilmi demişin.batından kasıt kur'an ı kerim de musa a.s. kıssasında geçen ledün ilmidir.bunumu inkar edeceksin.yukarıda ismini verdiğim alimleri ben tanımam diyorsan ozaman sana bir açıklama yapma ihtiyacımız olamaz.tanırım kabul ederim dersen o alimleri hiç biri tasavvufu karalamamış bilakis şeriat,tarikat,hakikat demişlerdir.
a.zade
ALINTI
insan okuyup araştırırsa her türlü bilgiyi elde edebilir.işine gelmez araştırmak oda onun meselesi.(leküm diniküm velyedin)deriz ozaman.senin inandığın sana,benim inandığım bana.


Selamun aleykum

Aynen katılıyorum kardeşim. Yüce Allah'a emanet ol.
AkinciBey
insan okuyup araştırırsa her türlü bilgiyi elde edebilir.işine gelmez araştırmak oda onun meselesi.(leküm diniküm velyedin)deriz ozaman.senin inandığın sana,benim inandığım bana

Evet bende katılıyorum hatta başından beridir demek istediğimde budur..
sahinkar1980
selamün aleyküm. sizlere dinlediğim sohbetlerden anlatmak istedim. YOLLAR ÜÇE AYRILIR: şeriat,tarikat,hakikat.şeriatın gemi gibi,tarikatın deniz gibi,hakikatın inci gibi olduğu söylenir.inci isteyen gemiye biner ve denize açılır ve inciye ulaşır.bu tertibi terk eden inciye ulaşamaz.talibe (müride)vacip olan ilk önce şeriattır.şeriat ile kastedilen ALLAH ve resulünün s.a.v.emrettiği abdest,namaz,oruç,zekat,hac,helali istemek,haramı terk etmek gibi emir ve yasaklardan ibaret şeylerdir.Bir kimseyi havada uçarken ,denizde yürürken,ateş yerken ve bunun gibi keramete benzeyen haller içinde görsen fakat o kimseyi ALLAH ın farzlarından bir farzı sünnetlerden bir sünneti kasten terk etmiş görürsen bilki o insan davasında yalancıdır veya cin şeytanlardan biridir.onun işi keramet değil sihirdir.insan zahirini şeriat elbisesi ile süslesin öyleki şeriatın nuru kalbine yerleşsin nurlandırsın insani zulmeti kalbinden temizlesin.kalbe yönelme tarikat sayesinde mümkün olur tarikat takvayı almak demektir menzilleri ve makamları katederek seni yüce mevlaya yaklaştıran herşey tarikattır.şeyhlerin yolları farklı farklıdır.çünkü onların makamları ve halleri değişik değişiktir.her şeyh üzerinde olduğu hale ve makama uygun bir yolu tercih ve tesbit etti.O yolların bazısı insanlarla sohbet ve onların arasında eğtim yoludur.bazısı insanlardan ayrılarak yalnızlığı seçme yoludur.bazısı namaz oruç ve benzeri ibadetlerden müteşekkil virdleri çoğaltmaktır.bazısıda sırtında kuru ot ve odun taşıyıp çarşıda satarak parasını insanlara dağıtma yoludur.bundan dolayı onların herbiri bir usulü seçmiştir.hakikat,maksada ulaşmak ve tecelli nurunu müşahade etmektir.Nefsi iştah verici şeylerden uzaklaştırmak,bir tarikattır.Ahiretin hallerini keşfetmek ve bunu hissetmek hakikattır.şeriat ilahi yolları içinde toplayan bir isimdir.bu yolların usulüne,füruuna,ruhsatına,azimetine,iyisine ve daha iyisine şamildir.Sufiye göre tarikat,yolların en güzeline,en kuvvetlisine,en azimetlisine,sarılmaktır.Hakikat herşeyin varlığını ispat etmek kesin delille bilerek açığa çıkarmak hal ve vicdanla keşfetmektir.Namaz hakkındada böyle bir söz söylenmiştir.Namaz hizmettir.yakınlaşmadır,kavuşmadır.hizmet şeriattır,yakınlık tarikattır,kavuşmak ise hakikattır.namaz bu üç hasleti cemeder.bu konuda şöyle denilmiştir:şeriat ALLAH a ibadettir,tarikat onun huzuruna varmaktır,hakikat ise o nu müşahede etmektir.ALLAH bizleri yolundan ayırmasın.amin
a.zade
Selamun aleykum

Arkadaşlar, kitaba kaldığımız yerden devam edelim inşaALLAH teala.


Râbıtanın Değişik Tanımları:

Râbıta, Nakşibendî Tarîkatı'nın kurallarından biridir. Ancak zaman içinde kurumlaştırılmış olan râbıtanın, bütün tarîkat öncüleri tara­fından onaylanmış, ya da üzerinde görüş birliğine varılmış çok net bir tanımı yok­tur. Bununla birlikte gerek manzum, gerekse düz ifade olarak yalnızca bir­kaç kişi tarafından yaklaşık bir dille, râbıtanın ne olduğu anlatılmaya çalı­şılmış­tır. Fakat başta Halid Bağdâdî olmak üzere bu şahıslar, meşruluğunun da ötesinde onun ka­çınılmaz ge­rekliliğini, hatta râbıtanın, kaynağını Kurân-ı Kerîm'den ve Rasulullah (s)'ın sünnetinden aldığını kanıt­lamak için ola­ğanüstü çaba sarf etmişlerdir. Buna rağmen yaptıkları açıkla­malar eskilerin tabiriyle: «Efrâdı câmi' ağyârı mâni'» değildir. Yani râbıtayı her bakımdan tanımlayan ve onun başka bir şeyle karıştırılmamasını kesin biçimde sağla­yan birer tanım olmaktan uzaktırlar. Nitekim aşağıdaki çeşitli tarifler ya da açıklamalar bunu kanıtla­maktadır.

Râbıtaya bazı izahlarla belli bir boyut kazandıranlar, yakın tarihte yaşa­mış olan Nakşibendî şeyhleridir. Bunlardan, Halid Bağdâdî'ye mal edilen açıkla­mada şöyle denilmektedir:

«Tarîkatta râbıta: Mürîdin, Allah'da fânî [1] olmuş bulunan şeyhinin şek­lini hayâlinde sürekli canlandırmasıyla onun rûhâniyetinden yardım is­te­mesi [2] demektir. Bu da mürîdin edeplenmesi (saygılı olmaya alışması) ve tıpkı şeyhinin yanında bulunuyormuş gibi gıyabında da ondan feyiz ala­bil­mesi için lüzumludur. Çünkü mürîd, şeyhinin şeklini hayâlinde canlan­dırmakla ancak huzur bulur, nurlanır ve bu sayede çirkin davranışlarda bu­lunmaktan sakı­nır.» [3]

İleri sürüldüğü üzere bu sözler, Halid Bağdâdî'nin, İstanbullu Muhammed Es'ad Efendi'[4] ye gönderdiği bir mektupta yer almaktadır.

Iraklı Muhammed Emîn el-Kurdî el-Erbilî de Tenwîr'ul-Qulûb adlı ese­ri­nin "Tasavvuf" bölümünde ve «Nakşibendî Sâdâtına Göre Zikrin Keyfiyeti» başlığı altında saydığı on bir şarttan dokuzuncusu olan râbıtayı şöyle an­latıyor:

«Zikrin dokuzuncu keyfiyeti, mürşidi râbıta etmektir. Bu da mürîdin, kal­bini şeyhin kalbine karşı bulundurması; gıyabında bile olsa onun şeklini haya­linde canlandırması; kalbine, şeyhin nur okyanusundan feyizlerin ak­tığını içinden ta­savvur etmesi ve ondan bereket dilemesiyle olur. Çünkü mürîdin Allah'a ulaşabilmesi için vasıtası odur. » (Yani şeyhdir.) [5]

Bu kitabın en bariz özelliği, onun çok sade ve anlaşılır bir Arapça ile ya­zıl­mış olmasıdır. Dolayısıyla yazar, râbıtadan ne anlıyor, ya da onu nasıl an­lat­mak istiyorsa, her hangi bir yoruma mahal bırakmayacak şekilde amacını gâyet açık bir dille ortaya koymaktadır. El-Kurdî'nin, meseleyi bu kadar ber­rak bir tablo içinde sunduğu Tenwîr'ul-Qulûb adlı eseri ise konumuz açı­sından çok önemli bir belge oluşturmaktadır.

Ömer Zıyâüdîn Dağıstânî'nin de kendine göre râbıtayı tanımlaması şöy­le­dir:

« (...) bu da mürîdin, kalbini Allah'ın peygamberlerinden birine, veya O'nun velî kullarından bir velîye, veya hepsinden birine, ya da silsilesi Hz. Peygamber (s)'e ulaşan kâmil bir mürşide veya şeyhine, ya da HAKKINDA GÜZEL DUYGULAR BESLEDİĞİ VE ÜSTÜNLÜĞÜNÜ TAKDİR ETTİĞİ BİRİNE BÜTÜN SEVGİ VE SAMİMİYETİYLE BAĞLANMASINDAN İBARETTİR.» [6]

Mustafa Fevzi ise râbıta konusunda manzum olarak kaleme aldığı İsbât’ul-Mesâlik adlı kitapçıkta Hâdimî'den naklen, râbıtayı şöyle tarif et­mektedir:

«Ya tahayyül eylesün Peygamber'i,

Ya mübârek mürşid-i kâmilleri. » [7]

Râbıtanın, bir süredir önem kazanmasında büyük rol oynamış bulunan yakın tarihin etkili Nakşibendî şeyhlerinden Abdulhakîm Arvâsî'ye ge­lince, 1923 yılında kaleme aldığı "Râbıta-i Şerîfe" adlı risâlesinde bu tarîkat kura­lını şöyle tarif etmektedir:

« Râbıta, Sıfat-ı İlâhiyye-i Zâtiye ile mütehakkık, makâm-ı müşâhedeye vâsıl bir kâmil–i mükemmel ile rapt-ı kalb eyleyüp huzur ve gıyabında o za­tın sûretini hızâne-i hayâlinde hıfzetmekten ibarettir. »

Ağdalı bir ifade olduğu için günümüzün okuyucusu tarafından anlaşılamaya bileceği endişesiyle yukarıdaki tarifin, Necip Fazıl Kısakürek tarafın­dan yapılan sadeleştirilmiş şeklini aşağıya alıyoruz.

« Râbıta, İlâhî-Zâtî sıfatlarla tahakkuk etmiş [8] ve müşahede maka­mına varmış bir kamil ve mükemmele kalp bağlayıp, huzur ve gıyabında o zatın suretini hayâl hazinesinde muhafaza etmekten ibarettir.» [9]

Yukarıdakilerden başka:

1. Hüseyn ed-Dewserî'nin H. 1237'de yazdığı «Er-Rahme'tul-Hâbıta...» ;

2. Ahmed el-Biqâî'nin H.1249'da kaleme aldığı «Risâle'tun Fi Âdâb'it-Tarîqa’tin-Naqshabandiyya» ;

3. Süleyman Zühdi'ye ait 1297 tarihli «Tabsıra'tul-Fâsıliyn ...» adlı kitap­ların her birinde ayrıca râbıtanın yakın tarifleri yer almaktadır. Ad­ları geçen bu dokuz râbıtacının da aynı zamanda mürşidi sayılan Halid Bağdâdî'ye ait Risâle-i Hâlidiyye'deki râbıtanın tanımıyla, yukarıdaki tanımlar arasında or­tak noktalar vardır. [10]






--------------------------------------------------------------------------------

[1]. Fânî olmak: Bir tasavvuf terimidir. Sûfîler arasında genel olarak “Allah'da fânî olmak“ ya da “fenâfillâh“ şeklinde de ifade edilmektedir. Bk. BÖLÜM II/11 (Râbıta, “Fenâfillâh ve “Nirvana“)

. Tarîkatların hemen tamamında ve özellikle Nakşibendî Tarîkatında çok önemli bir inanış şekli olan “Rûhâniyetten istimdâd“ ya da günümüzün Türkçe’siyle (Evliyaların ruhun­dan yardım dilemek), kaynağını Animizm'den alır. «Animizm, ataların ruhlarına tapma esasına dayanan politeist bir inançtır.»

(Fazla bilgi için Bk. Ferit Aydın, İslâm'da inanç Sistemi, S.133-134, Kahraman Yayınları İstanbul-1995

[3]. Bk. Halid Bağdâdî, Risaletun fi Tahqıyq’ır-Râbita (Raşahât'ın kenarı S. 221-232 )

[4]. Muhammed Es’ad Efendi: Ayasofya Kütüphânesi'nin kurucusu, İstanbul Nakıyb'ul-Eş­râf'ı ve bir ara “Meclis-i Maârif-i Umûmiye Reisi“ (Milli Eğitim bakanı-1848).

Köken ola­rak Malatyalıdır. H. 1204/M. 1789'da İstanbul’da doğdu. "Ziynet'ul-Mecâlis" adlı kitabın yazarı ve II. Mahmud döneminin ünlü devlet adamlarından, Hâlet Efendi namıyla mârûf, Seyyid Muhammed Said'in öğrencisidir. Muhammed Es’ad Efendi, Kazaskerlik ve vak'anü­vislik yaptı. Halid Bağdâdî, Muceddidiyye adı altında revize et­tiği Neo-Nakşibendîliği Osmanlı başkentinde yayabilmek için O'nun nüfuzundan yararlan­mak istedi. Muhammed Es’ad'ın hocası Hâlet Efendi ise Bağdâdî'nin genişleyen çevresinden endişe ediyor ve O'nun si­yasi açıdan devlet için bir sıkıntı kaynağı olabileceğini Padişaha söylüyordu. Bu sebepledir ki Nakşibendîler, Hâlet Efendi'yi daima nefretle anarlar ve Onun 1823 yılında Konya'da idam edilmesini Bağdâdî'nin bir kerameti (!) olarak anlatırlar. H. 1264/M. 1848 yılında ölen Muhammed Es’ad Efendi'nin ise, Bağdâdî'ye karşı olumlu bir tavır sergilediği anlaşıl­maktadır.

[5]. Bk. Muhammed Emîn el-Kurdî el-Erbilî (Öl.H.1332), Tenwîr'ul-Qulûb s. 512

[6]. Bk. Ömer Ziyâüddin Dağıstanî Tasavvuf ve Tarîkatlarla İlgili Fetvâlar s. 149-150

[7]. Bk. Mustafa Fevzi, İsbât’ul-Mesâlik s. 25

Mustafa Fevzi (1871-1924): Erzincanlı olduğu sanılmaktadır. Kalyon kâtibi olarak memurluk yaptı. Duygusal ve şair ruhluydu. Yaşlanınca Gümüşhânevî'ye bağlandı. İsbât’ul-Mesâlik'den başka birkaç risâlesi daha vardır. “Kâtip“ lakabıyla adaşlarından ayırt edil­mektedir. Gümüşhânevî'nin, «Tekirdağlı» olarak bilinen Mustafa Fevzi adındaki bir di­ğer mürîdi ile O'nu karıştırmamak gerekir.

[8]. «İlâhî-Zâtî sıfatlarla tahakkuk etmiş» olma inancı hakkında fazla bilgi için Bk. BÖLÜM II/6 (Nakşibendîlik'de Kerâmet, Menkabe ve Râbıta ilişkisi)

[9]. Râbıta-i Şerîfe, Bayezit Devlet Kütüphânesi No. 243435 S. 18

[10]. Bu tanım, (Eğer Halid Bağdâdî'ye ait olduğu doğruysa) adı geçen risâlenin 10. say­fa­sında yer almaktadır. El-Hâc şerif Ahmed b. Ali tarafından tercüme edildiği ileri sürülen bu risâle, Merkezleri İstanbul-Çarşamba'da bulunan bir Nakşi cemaati tarafından, ismet Garîbullâh'a ait Risâle-i Qudsiyye ile birlikte bastırılmıştır. Üzerinde, nerede ve hangi ta­rihte basıldığına ilişkin bilgi yoktur.
Bu basit görünüm sadece metinlerden oluşur. Resim ve Daha Fazla Bilgi Görmek İçin Forumun Normal Haline Geçmeniz GerekmektedirBuraya Tıklayın.
Invision Power Board © 2001-2009 Invision Power Services, Inc.