Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: Yine Padişahlarda Yavuz :)
Islami Forum - Popüler Forum > GENEL FORUM > .·[TARİH]·.
al_muallim
Yavuz Sultan Selim, günlerdir, ordusu ile şah ismail i aramaktadır. Yavuz u kızdırmak için ise, bi akşam vakti, Şah ismail, Yavuz a bi sandık hediye eder, içini açtıklarında ise, ilk en pahalı kumaşlar, altınlar çıkar,

Sonra etrafa pis bi koku yayılır, ve sandığın en altında, çürümüş kokuşmuş yemekler vardır, ( tabi bu padişaha bi hakaret ),

Yavuz hemen bi sandık hazırlattırır, en üstte , kumaşlar, altınlar koydurur, sonra, nefis bi gül kokusu koydurur, ve lokum, son olarakta, sandığın en altına "pusula" koydurur ( o zamanda ismi "not" ) diye geçiyo,

Şah ismaile yollamıştır sandığı, elçi ile beraber, Şah ismaile geldiğinde, sandığı açmasını ister elçiye, ve yine altın ve kumaşlar çıkar en üstten, sonra etrafa nefis bi gül kokusu yayılır, ve elçiye lokumu tatmasını ister zehirlimi diye, elçiye bişey olmadığında Şah ismail oldukça şaşırır,

Birşey olmalı, kesinlikle kötü bişey olmalı bu sandıkta" der Şah ismail

Elçi pusulayı uzatır, ve notta şöyle yazar, " Herkes Yediğinden ikram eder"

Şah İsmail bu söz karşısında, hiçbişey diyemez smile.gif smile.gif smile.gif
yecüc ve mecüc
yavuz sultan selimin resimlerinde de görüldüğü gibi kpe takmaktadır neden bugün küpe takanlar kafir -karı kılıklı olarak görülmektedir. O dönem Yavuz' a "karı kılıklı sen kafirmisin ki küpe takıyorsun" diyen olmuşmudur olduysa 7 sadrazamından 6 sını öldüren yavuz bu adama ne yapmıştır ????
Saltukoğlu
ALINTI(yecüc ve mecüc @ Mar 7 2008, 02:39 PM) *

yavuz sultan selimin resimlerinde de görüldüğü gibi kpe takmaktadır neden bugün küpe takanlar kafir -karı kılıklı olarak görülmektedir. O dönem Yavuz' a "karı kılıklı sen kafirmisin ki küpe takıyorsun" diyen olmuşmudur olduysa 7 sadrazamından 6 sını öldüren yavuz bu adama ne yapmıştır ????


Size hak vereceğim hiç aklıma gelmezdi. Evet yanlışı kim yaparsa yapsın yanlıştır. Yavuz Selim nihayetinde bir padişahtır, örnek bir alim ve evliyaullah değil elbet.

Yalnız küpe takanlara kimse kafir gözüyle bakmıyor yanılıyorsunuz? Hoş bir durum değil, kadın ziynetinin erkekte yakışmaması durumudur o kadar.
Son_Fedai
ALINTI(Saltukoğlu @ Mar 7 2008, 02:48 PM) *

Size hak vereceğim hiç aklıma gelmezdi. Evet yanlışı kim yaparsa yapsın yanlıştır. Yavuz Selim nihayetinde bir padişahtır, örnek bir alim ve evliyaullah değil elbet.


Yavuz Sultan Selim Evliyadır.

Hayatını iyice araştırın


ALINTI(Saltukoğlu @ Mar 7 2008, 02:48 PM) *

Yalnız küpe takanlara kimse kafir gözüyle bakmıyor yanılıyorsunuz? Hoş bir durum değil, kadın ziynetinin erkekte yakışmaması durumudur o kadar.


Yavuz Sultan Selim Han zamanında köleler küpe takarmış.

Yavuzun kulağına küpe takması BEN İSLAMIN KÖLESİYİM manasındadır

HAŞA karılıkla falan alakalı değildir
Saltukoğlu
Yavuz Selim bir padişahtır. Buna delil de tarihtir. Ama evliya olduğuna dair bir delil yok.
Son_Fedai
...
...

Sina Çölünde yıllardan beri yağmur yağmamasının verdiği kuraklıkla, müthiş çoraklık, ıssızlık ve kum fırtınası vardı. Pâdişâh, devlet adamları ve süvâriler ata binmiş hâlde çölde ilerlerken SultanSelim Han bir ara atından iner. Sultanın piyâde yürüyüşüne geçmesiyle, bütün devlet adamları ve süvâriler attan inerler. Başta Sultan Selim Han ve bütün ordu kurak ve çorak Sina Çölünde piyâde yürüyüşü yaparlar. Ordu harap ve bîtab bir hâle gelir. Fakat, Sultan Selim Han, büyük bir edeb ve hûşu içinde yürümektedir. Sebebi sorulunca; bütün heybet ve azâmetinden sıyrılıp, sâkin ve edeple buyurur ki:

“Önümüzde, fahri kâinat Resûlullah efendimiz hazret-i Muhammed yürümükteyken at üstünde gitmekten hayâ ederim.”

Sina Çölünü geçerken yağmur da yağıp, kolayca Mısır’a ulaşırlar.

21 Ocak 1517 târihinde Kahire’ye çok yakın Birk-ül-Hac mevkiinde konaklandı. 22 Ocak 1517 günü Kâhire yakınlarındaki Ridâniye’de Osmanlı-Memlûk muhârebesi başladı. Sultan Selim Han kumandasındaki Osmanlı ordusu, Tomanbay kumandasındaki Memlûk ordusuna karşı Ridâniye’de zafer kazandı. Memlûk Sultanı Tomanbay, Kahire’den çekildi. Sultan Selim Han, Kahire’ye 15 Şubat 1517 târihinde parlak bir merâsimle girdi. 20 Şubat Cumâ günü Melik Müeyyed Câmiinde okunan hutbede kendisi için söylenen “Hâkim-ül-Haremeyn-iş-Şerifeyn” ünvânını kabul etmedi. Mübârek makamlara hürmeten ünvânındaki “Hâkim” kelimesi yerine hizmetçi mânâsındaki “Hâdim”i getirtip, “Hâdim-ül-Haremeyn-iş-Şerîfeyn” (Mekke ve Medîne’nin Hizmetçisi) ünvânını aldı. Bunu belirtmek için de sarığının üstüne süpürge biçiminde sorguç taktı.

...
...


Çorlu’da başhekim nezâretinde tedâvi gördü. İki ay hasta yatıp, 22 Eylül 1520 târihinde Cumâ akşamı Osmanlı karargâhının bulunduğu Çorlu’nun Sırt Köyünde vefât etti.Vefât etmeden bir müddet önce yanında bulunan Hasan Can; “Sultanım Allah’ı hatırlamak zamânıdır.” deyince Yavuz Sultan Selim Han:

Lala, Lala bunca zamandan beri bizi kiminle biliyordun. Cenâb-ıHakk’a teveccühümüzde bir kusur mu gördün?” buyurmuş ve Yâsin-i şerîf okumasını istemişti.

Kendisi de onunla birlikte okurken rûhunu teslim etmiştir.

Kendisi de onunla birlikte okurken rûhunu teslim etmiştir.

Cenâzesi İstanbul’a getirilip inşaatını başlattığı SultanSelim Câmii yanına defnedildi. Yerine Osmanlı Sultanı olan oğlu Sultan Süleyman Han tarafından câmi tamamlanıp, kabri üstüne türbe de yapıldı.

Sultan Selim Hanın Sandukasının üstünde büyük âlim Ahmed ibni Kemâl Paşanın kaftanı örtülüdür. Örtünün konması meşhur rivâyette şöyle anlatılır: Sultan Selim Han MısırSeferini tamamlayıp, Kahire’den Şam’a dönerken, yolda, o sırada Anadolu Kâdıaskerliği vazifesini yapan Ahmed ibni Kemâl Paşazâdeyi yanına çağırdı. Sohbet ederek giderlerken, İbn-i Kemâl’in atı birdenbire bir su çukuruna bastığı için Sultan Selim Hanın üstü başı ıslanıp, kaftanı çamur oldu. İbn-i Kemâl Paşa telâşa düşünce, azametiyle meşhur olan Sultan Selim Han; “Bir âlimin atının ayağından sıçrayan çamur, benim için şereftir. Öldüğüm zaman bu kaftanı böylece sandukanın üstüne koysunlar!” deyip, sırtından kaftanı çıkarıp, saklattı.

SultanSelim Han devrin meşhur âlimlerinden, Şeyhülislâm Zenbilli Ali Efendi ile ilmî sohbet edip, ona hürmet gösterirdi. Sofiyye-i âliyyenin büyük âlimi Muhyiddîn-i Arabî’nin Şam’daki kabr-i şerîfini tespit ettirip yanına câmi, türbe, imâret yaptırdı.(Sin şın a gelinceMuhyiddin in kabri meydana çıkar olayı) Seferlerinde evliyânın büyüklerinden Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin türbesini ziyâret ederdi. Ehl-i sünnete çok hizmet edip, İslâm âlemi için büyük tehlike olan Sâfevîli Şah İsmail’in ideolojisinin yayılmasını önleyerek İran’da mahsur bıraktı. Çok heybetli olup, azâmetinden çevresindekiler titrediği hâlde, âlimlere, halkına karşı tevâzu sâhibiydi. Devamlı; “Pâdişâh-ı âlem olmak bir kuru kavga imiş. Bir velîye bende olmak cümleden âlâ imiş.” buyururdu. Çok mütevâzi olup, sâde giyinirdi. Muhteşem Osmanlı Devletinin en son din olan, İslâm âleminin lideri olmasına rağmen Peygamber efendimizin ahlâkı ile ahlâklandığından debdebe ve şaşaadan uzak hayat sürerdi. Bir defâsında oğlu Şehzâde Süleyman çok süslü bir elbiseyle huzûruna girince; “Süleyman annen ne giysin!” diyerek sitem etmişti. Arapça ve Farsçayı çok iyi bilip, edebiyat, târih ve coğrafyaya da meraklıydı. Farsça ve Türkçe şiirleri olup, Farsça Dîvân’ı Almanya’da yayınlanmıştır.

Kaynak: http://kitap.mollacami.com/osmanli-padisah...ltan-selim.html

Kırkıncı hafız…
Sılaya dönme vakti geldiğinde, kutlu beldelerden Kâbe’yi süpürttüğü tavus kuşu tüylerinden birini tacına takarak ve Kutsal Emanetler’i yanına alarak ayrılan Yavuz Sultan Selim, Topkapı Sarayı’ndaki dairesini Mukaddes Emanetler’e tahsis eder ve kendisine yer arar. Akabinde çoğu Peygamber Efendimiz’in yadigârı olan Kutsal Emanetler’in başında, kesintisiz yirmi dört saat Kur’ân-ı Kerîm okunması için otuz dokuz hafız görevlendirilmesini emreder. “Neden kırk değil de otuz dokuz?” diye soranlara cevabı ise sünnete uygun bir hayat tablosunun kenar süsleri hüviyetindedir. Zira kırkıncı hafız olarak listeye yazılan isim, iki kelimeden ibarettir: E’l-fakir, Selim… (Bu adet hala devam ediyor bildiğim kadarıyla)

Bir kişi düşünün kü

Ömrünü islama adasın, Hz. Rasulallah SAV ahlakıile ahkalansın, Kurana hizmet etsin, Hz. Rasulallah SAV kendine yol göstersin, Allah CC onun hürmetine çöle yağmur yasğdırsın, İlime ilim adfamlarına dine din adamlarına değer versin, şaşaadan uzak dursun, her an Allah CCileoldun ve her işinde Allah CC ın rızasını gözetsin, Ben islamın hizmetçisiyim desin

Sonra da evliya olmasın

Evliya kimdir o zaman?
Son_Fedai
Dokuzuncu Osmanlı padişahı olan Yavuz Sultan Selim Han'a, devrin en seçkin âlimleri tarafından dînî ve fen ilimleri ikmal ettirilmiştir.
Trabzon'da şehzadelik görevini ifa etmek suretiyle idarecilikteki kabiliyetini ta o zamandan göstermiştir. Şöyle ki: Daha o zamanda Gürcüler üzerine üç sefer yapmış, fethettiği yerlerdeki bütün Gürcülerin hidayetine vesile olmuştur.


Altıyüz küsur senelik imparatorluğun sadece sekiz sene gibi kısa bir döneminde yaptığı icraatları havsalaya sığdırmak -adeta- imkânsızdır.

Onun İstanbul’a davet edildiğinde devletin ileri gelenlerine yaptığı şu konuşma ne kadar dikkat çekicidir. Cihan padişahının çileye talip oluşunu ne güzel ifade eder:

“Ben padişah olursam, İslam birliği yolunda ciddiyetle yürüyeceğim; hatta Mevla ruhsat verirse, Hint ve Turan’a gideceğim ve doğuda da batıda da i’la-yı kelimetullaha çalışacağım. Zalimlere, evladım olsa dahi merhamet etmeyeceğim. Zamanımda rahatlık olmayacak, ahaliye tasallut edilmeyecektir. İşte benim halim! Biraderim ise rahatı sever ve yumuşak bir tabiatı vardır. Eğer seferden korkmaz ve çileye talip olursanız, bana bey’at ediniz! Aksi halde sultanlık için kardeşim Şehzade Ahmet’i tercih ediniz ki, onun zamanında rahat ve safanızla meşgul olursunuz.”

2500 kilometrelik bir mesafeyi o zamanın şartlarında kat etmiş ve dönemin en kuvvetli devletlerinden biri olan Safevîlerin muazzam ordusunu perişan etmiştir.

Zaferden sonra Selim Han Tebriz’e girdi. Dört halifeyi zikrederek kendi adına hutbe okuttu. Tebriz’deki ilim ve sanat erbabına alaka göstererek, onları İstanbul’a davet etti.

Hilafet müessesesi, onunla yeniden izzet kazanmış ve müessir bir hale gelmiştir. Cihangir dedesi Fatih, bu cengâver torununun madde ve manadaki üstünlüğünü çok evvelden keşfetmiş ve O’na Yavuz adını vermiştir. Osman Nuri Topbaş Hocaefendi’nin ifadesiyle:

“Tarih, emsalsiz bir cengâver hakan portresini altın sahifelerine onunla resmetmiştir. O bütün hayatı boyunca, çaresizlik ve aczi kabullenmeyip her çarenin Allah celle celaluhuya dayanmak suretiyle bulunabileceğine inanarak çaresizlikleri çarelendirmiştir.”

Kapıağası Hasan Ağa’nın gördüğü bir rüya, Yavuz Sultan Selim Hanın yaptığı fetihlerde, aldığı manevî yardımlar konusunda bize ışık tutmaktadır. Şöyle ki: Hasan Ağa’nın rüyasında harem dairesi nur yüzlü kimselerle dolmuştur. Sultanın kapısı önünde ellerinde birer sancak bulunan dört kişi vardır. En öndeki zatın elinde bir sancak vardır. O zat der ki: “Şu gördüğün mübarek kişiler, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin ashabıdır. Hepimizi Rasul-i Ekrem efendimiz gönderip, Sultan Selim Han’a selam söyledi ve buyurdu ki: Harameyn’in (Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere’nin) hizmeti kendisine verildi, kalkıp gelsin!” Hasan Ağa’nın gördüğü dört kişinin de dört halife olduğunu ve bu müjdenin Sultan Selim Han’a verilmesinin Hazret-i Ali tarafından söylendiğini Hasan Ağa söyler.

Hasan Can (Yavuz’un Lalası), Hasan Ağa’nın rüyasını Sultan’a nakleder. Padişahın mübarek yüzü kızarır ve gözyaşları içinde:

“Ey Hasan Can sana demez miyiz ki, biz, bir tarafa memur olunmadıkça hareket etmeyiz. Ecdadımızdan her biri evliyalıktan nasibini almışlardır. Her birinin nice kerametleri vardır…” Meğerki Sultan da o gece aynı rüyayı görmüş!

Mısır fethi için korkunç Sina Çölü’nü geçmek gerekiyordu. O bu işi o günün şartlarında hiç zayiat vermeden ve ikmal güçlüğü çekmeden onüç günde başardı. Yavuz Sultan Selim’den üç yüzyıl sonra büyük bir asker sayılan Napolyon, aynı işe girişmiş fakat Fransız askerleri susuzluktan çıldırarak birbirlerini vurmuştur. Bu girişimleri hüsranla sonuçlanmıştır. Sina Çölü gündüz cehennem gece ise buz gibiydi. Artı 50 ile eksi yirmi arasında değişen bir iklimi vardı.

Yavuz’un bu yolculukta bir müddet gidip sonra atından inmesi ve yürüyerek sefere devam etmesi üzerine askerleri de atlarından inmiş ve kavurucu sıcakta yürüyerek sefere devam etmişlerdir. Paşaların ısrarı üzerine Hasan Can:

- Hünkârım bu hal neyin nesidir? diye sorar. Yavuz:

- Hasan görmüyor musun; Önümüzde Allahın Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz yürüyor! O âlemler sultanı yaya yürürken biz nasıl at üzerinde olabiliriz? dedi.

Yavuz’un şu dörtlüğü de aleyhissalatü vesselam Efendimize olan hürmet ve muhabbetini ne güzel ifade eder:

“Ey keremkanı Rasul-i Kibriyâ

Kemterindir bu Selim-i pür-hatâ

Dergehinden iltica eyler atâ

El-meded vey ma’den-i nur-i hüdâ”

Bu muhabbet ve bereketledir ki girilen korkunç Sina Çölü, Yavuz’un yüksek askerî dehası, Allah Teâlâ’nın yardımı ve Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellemin ruhaniyetleri ile on üç günde geçilmiştir.

Melik Müeyyed Camii’nde okunan hutbede hatibin kendisi için, “Hakimü’l-Harameyni’ş-Şerifeyn (Mekke ve Medine’nin hâkimi)” demesi üzerine hatibe müdahale ederek: “Yok yok! Bilakis Hadimu’l-Harameyni’ş-Şerifeyn (Mekke ve Medine’nin hizmetçisi)” demiştir.

Cihangir Padişah yeryüzünün genişliğini merak etmiş ve getirilen dünya haritasına bakarak:

-Yeryüzü bir hükümdar için eh neyse! Ama iki hükümdar için az!demiştir.

İstanbul’a dönüşte yaşanan şu hadise Cihan Padişahının tevazuunun ne güzel bir misalidir. Üsküdar’a gündüz vakti ulaşılır. Yavuz, İstanbul halkının, kendisine büyük bir tezahürat yapacağını haber aldığından lalası Hasan Can’a:

- Hava kararsın, herkes evlerine dönsün, sokaklar boşalsın, ben ondan sonra İstanbul’a gireyim. Fanilerin alkışları, zafer takları ve iltifatları bizi nefsimize mağrur edip yere sermesin, dedi.

Yavuz’u korkunç Sina çölünde bir aslan; Mısır’a girişte mütevazı gözü yaşlı bir mümin; Üsküdar’da kendisini bir nefs muhasebesiyle yönlendiren ilâhî ve derunî lezzetlere müstağrak bir derviş olarak görüyoruz. Hasan Can’a okuduğu şu mısralar da çok anlamlıdır:

Padişah-ı âlem olmak bir kuru kavga imiş;

Bir veliye bende olmak cümleden âlâ imiş.

Şirpençe adlı büyük bir çıban Yavuz’un yeni bir sefere çıkmasını engellemiştir. Çıban kısa sürede büyümüş ve sultanın ciğeri görünür hale gelmiştir. Hasan Can’ın kendisine:

-Padişahım artık Allah Teâlâ ile beraber olma vakti gelmiştir! demesi üzerine koca sultan döner hayretle bakar ve:

- Hasan Hasan! Sen beni bu ana kadar kiminle bilirdin? Cenab-ı Hakk’a teveccühümde bir kusur mu müşahede eyledin, der ve Sure-i Yasin’in okunmasını ister. “Selam” ayetine gelindiğinde muazzez ruhunu Rabbine teslim eder.

Rahmetullahi Aleyh…

Kaynak: http://www.ilkadimdergisi.net/haber_oku.asp?haber=226
Son_Fedai
YAVUZ SULTAN SELİM’İN RÜYASI

Bir gece yatağımda uyuyakalmışım. Sabah namazını kıldıktan sonra hizmetlerine koştum.

-Bu gece görünmedin, ne işteydin? diye sordular.

Birkaç gecedir uykusuz kaldığım için, bu gece gaflete geldiğimi ve hizmetlerinden mahrum olduğumu özürle beyan ettim.

-İmdi, ne düş gördünse beyan eyle, buyurdular.

-Arza kabil bir düş görmedim, diye cevap verdim. Tekrar buyurdular ki:

-Bu ne sözdür?

Bir geceyi tamamen uyku ile geçiresin de, bir vakıa görmeyesin. Herhalde görmüştür. Başka vadide biraz konuştuktan sonra tekrar bana dönerek:

-Abes söyleme. Herhalde bu gece bir vakıa görüşmüştür. Söyle gizleme! dedi.

Her ne kadar düşündümse de görmüş olabileceğim bir şey aklıma gelmedi. İşe yarar bir şey görmediğime yemin ettim.

Sultan, mübarek başlarını sallayarak hayret gösterdiler. Ben de “sebebi ne olabilir?” diye hayret ettim. Hemen sonra Kapuağası ‘ nın dairesine bir iş için beni gönderdiler. Oraya vardığımda gördüm ki Hazinerdar başı Mehmet Ağa, Kilercibaşı, Sarayağası ve Kapuağası Hasan Ağa adetleri üzerine otururlar. Ama kapuağası Hasan Ağa düşünceli ve şaşkın bir vaziyette başını öne eğmiş, gözleri yaşlı, olarak oturuyordu. Bu zat esasında, sessiz hallerine benzemiyordu. Bir kimsenin vefat etmiş olduğunu zannettim.

-Ağa hazretleri kalbiniz gamlı, gözünüz yaşlı görünür. Sebebi ne ola? dediğimde,

-Hayır bir şey yok, diye gizlemesi üzerine Hazinedarbaşı:

-Kardeş, Ağa’ya bu gece bir vakıa olmuş da o uykunun sarhoşluğundadır., dedi.

Bunun üzerine:

-Allah için haber verin, padişahımız elbette vakıa görmüşsündür, söyle diye bu benden anlatmamı istediler. Herhalde zorlama asılsız değildir. İyi armağandır anlatınız dedim. Rüyayı nakletmesi için ağayı sıkıştırdık. Ağa utanma hissi ağır basan bir şahıs olduğundan anlatmaktan kaçındı ve:

-Benim gibi yüzü kara günahkarın ne rüyası olur ki padişahın huzurunda anlatmaya değsin, kerem edin bana bu teklifte bulunmayın, dedi. Biz sıkıştırmaya, o da vazgeçirmek için yalvarmaya devam etti. Nihayet Mehmet Ağa:

-Nice söylemezsin, bize anlattığı da buna memur olduğunu naklettim. Gizlenmesi ihanet olmaz mı? deyince, Ağa sırrının mührünü açıp anlattı.

-Bu gece rüyamda gördüm ki, eşiğinde oturduğumuz bu kapıyı hızlı hızlı çaldılar. “Ne haber var” diye ileri baktım, vardım; kapı, dışarısı görünecek fakat bir adam sığmayacak kadar az açılmış. Taşlık, ucu sarkıtılmış sarıklı nurani kimselerle dolu, elleri bayraklı ve silahlı mükemmel şahıslar. Kapının dibinde, elleri sancaklı dört nurani kimse durur. Kapıyı vuranın elinde Padişah’ ın Aksancağı var. Bana dedi ki :

-Bilir misiniz niye gelmişiz? Ben de :

-Buyurun, dedim. Dedi ki :

-Bu gördüğün kimseler Resulullah (s.a.v.)’ ın ashabıdır. Bizi Hazret-i Resulullah Selim Han’ a selam etti ve buyurdu ki : Kalkıp gelsin ki Haremeyn hizmeti ona buyruldu. Gördüğün dört kişiden, bu Ebu Bekr-i Sıddıyk, bu Ömerü’l Faruk, bu Osman-ı Zi’n-Nureyn’ dir. Seninle konuşan ben ise, Ali bin Ebi Talib’ im. Var, Selim Han’ a söyle dedi ve nazarımdan galip oldular.

Ben dehşetle kendimden geçip tere batmış ve sabaha kadar baygın yatıp kalmışım. Oğlanlar, teheccüd zamanında mütad üzere kalkmadığımı hastalığa yormuşlar ve sabah namazı vakti geçeceği zaman gelip beni uyarmak için yapmışlar, görmüşler ki suya düşmüş gibi ıslak yatarım.

Elbise değiştirmek için yenilerini getirip o aralık, beni uyandırmışlar. Aklım başıma gelince, acele ile kalkıp namaza yetiştim. Ama tamamen sükunete eremedim. Ağa bunları anlatırken ağlıyordu.

Padişah’ ın beni istediğini bildirdiler, derhal huzurlarına gittiğimde, o hizmeti sual etmeyip tekrar yeni rüyadan bahis açarak:

- Şu senin bu gece sabaha dek uyuyup bir vaka görmediğin bana tuhaf gelir. Hemen şöyle hayvan gibi yatıp uyudun mu?

Dedim ki:

-Padişahım, vakıayı bu Hasan kulunuz (Hasan Can) görmediyse bir Hasan kulunuz (Kapıağası Hasan Ağa) görmüş. Emriniz olursa arz edeyim.

Buyurdular ki :

-Söyle görelim… Ben de hadisenin tamamını naklettim. Ben anlattıkça mübarek çehreleri kızarmaya başladı ve vararak mübarek gözlerine yaş geldi. Bitirince buyurdular ki :

-Derd -mendin safa’ yı meşrebi (Zavallının tıynetinde safiyet) varmış, sen onu bize methettikçe “Bir kimseyi ibadet eder görürsün hemen veli sanırsın” diye seni alaya alırdık, boşuna methetmezmişsin … Ve devamla :

-Biz sana demez miyiz ki, biz bir tarafa memur olmadan (emir verilmeden) hareket etmemişizdir. Atalarımız vilayetden behre-mendler idi (velilikden nasip sahibiydiler) , kerametleri vardır. İçlerinde biz onlara benzemedik .. diyerek kendilerini küçük göstermeye çalıştılar.

Bu rüyadan sonra Arap Seferi hazırlıklarına başladılar…
Saltukoğlu
Saltanatının sınırlarını genişletmek, sultanlık arzularını cihana duyurmak için müslümanlarla kitale girmekten çekinmeyenlere Allah velilik nasip etmez arkadaşım. Mısırda Memlüklü Türkleri devleti vardı. Ne ihtiyaç vardı, hristiyan batı dururken soralara sefer yapmaya. Onbinlerce müslüman boş yere öldü, şehirler yakıldı yıkıldı. Gavur üzerine gidiyormuş gibi bir de anlatıyorsunuz. Bir müslüman günahkar sultan olabilir, ama bir veli asla. Allahın veli kılmadıklarını da ne müritlerinin anlattığı masallar, ne de dalkavukların zorbaların zoruyla yazdıkları tarih veli kılamaz.

Son fedai bu açıklamalarınızla da, ne tür bir tasavvuf anlayışı içerisinde ve nasıl bir mürşide tabi olduğunuzu anlayabiliyorum.
Son_Fedai
ALINTI(Saltukoğlu @ Mar 12 2008, 12:43 PM) *

Saltanatının sınırlarını genişletmek, sultanlık arzularını cihana duyurmak için müslümanlarla kitale girmekten çekinmeyenlere Allah velilik nasip etmez arkadaşım. Mısırda Memlüklü Türkleri devleti vardı. Ne ihtiyaç vardı, hristiyan batı dururken soralara sefer yapmaya. Onbinlerce müslüman boş yere öldü, şehirler yakıldı yıkıldı. Gavur üzerine gidiyormuş gibi bir de anlatıyorsunuz. Bir müslüman günahkar sultan olabilir, ama bir veli asla. Allahın veli kılmadıklarını da ne müritlerinin anlattığı masallar, ne de dalkavukların zorbaların zoruyla yazdıkları tarih veli kılamaz.


Bu sözünüze tek söz var

YAZIKLAR OLSUN

Demek sultanlık arzusunu cihana duyurmak haa

---

Bu padişahlardan hangisine

rüyada 4 halife gelmiştir

Hz. Rasulallah SAV önünde giderek yol göstermiştir

Hangisi atalarımız velilikten nasibini aldılardemiştir

Hangisi Yavuz kadar bu konulara hassastır

ALINTI

Son fedai bu açıklamalarınızla da, ne tür bir tasavvuf anlayışı içerisinde ve nasıl bir mürşide tabi olduğunuzu anlayabiliyorum.


Bence anlamıyorsun

Sadece SANIYORSUN

Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.
Hucurat Suresi 12
Son_Fedai
Velilerim (mahremiyet ve sır) kubbelerimin altında olduklarından onları benden başkası tanımaz.”
Hadisi Kudsi

Sen nasıl oluyorda Allah CC kime velilik verip vermeyeceğini biliyorsun
Saltukoğlu
Böyle bir tartışmayı gereksiz buluyorum ama bir kaç noktayı açıklamanın daha hayırlı olacağına inanmaktayım.

Bak arkadaşım, bir padişah, bir sultan olan Yavuz Selimi bir müslüman olarak bilmek ona yeter artar bile. Bizde böyle biliyoruz. Hatasıyla sevabıyla bizim medeniyetimize ait bir değer.

Ama Allaha veli olmak her babayiğidin karı değil, biz bunu anlatmaya çalışıyoruz.

Ayrıca, Yavuz Selimin Müslümanlarla devletinin sınırlarını genişletmek için Memlüklülerle savaştığı bir zan değil bin Hakikattir.

Ki Memlüklüler hem müslüman hem de yavuz gibi sünni idilerde. Yani Yavuzun orayı almakla İslama ve Müslümanlara yapacağı ilave bir katkı yoktu olmadı da. Sadece bu savaşlarda müslüman müslümanı boş yere öldürdü, yazık.

4 Halifeyi yavuzun rüyada görmesi ise, görse bile Allah indinde takvanın ölçüsü bir olay değil ve rüyalar hukukta delil olamazlar. Ve bu olay da tarihi bir hakikat değil, onun sarayının çanağından istifade edenlerin bir uydurmasından ibarettir ve gerçek Zan işte budur.

Bize yazıklar olsun demişsiniz. Allaha yemin ederiz ki, yarın ruzu mahşerde kime yazıklar olacağını Hak Teala çok güzel tayin edecektir. Biz kendimizden Elhamdulillah eminiz.
Son_Fedai
ALINTI(Saltukoğlu @ Mar 12 2008, 01:01 PM) *

4 Halifeyi yavuzun rüyada görmesi ise, görse bile Allah indinde takvanın ölçüsü bir olay değil ve rüyalar hukukta delil olamazlar. Ve bu olay da tarihi bir hakikat değil, onun sarayının çanağından istifade edenlerin bir uydurmasından ibarettir ve gerçek Zan işte budur.

Bize yazıklar olsun demişsiniz. Allaha yemin ederiz ki, yarın ruzu mahşerde kime yazıklar olacağını Hak Teala çok güzel tayin edecektir. Biz kendimizden Elhamdulillah eminiz.


Sen neden göremiyorsun, ben neden göremiyorum peki?

Evet Allah CC çok güzel takdir edecektir

Yavuz gibi bir zatı al SULTANLIĞINI DUYURMAK ADINA (Nefsani arzuları için) Savaşlar açtı de

Müslümanlarla Kitale girdi de

Sonra da Ruzu mahşer de


Velilerim (mahremiyet ve sır) kubbelerimin altında olduklarından onları benden başkası tanımaz.”
Hadisi Kudsi

Sen nasıl oluyorda Allah CC kime velilik verip vermeyeceğini biliyorsun?

"harâbât ehline hor bakma zahir, defineye mâlik viraneler var!!!"
Saltukoğlu
Kısaca arkadaşım. Ben gerçekleri gerçek hayatta görüyorum. Siz ise hala kendi rüyanızda başkalarının rüyasını görüyorsunuz, fark bu sadece. Allaha emanet ol.
Son_Fedai
ALINTI(Saltukoğlu @ Mar 12 2008, 01:08 PM) *

Kısaca arkadaşım. Ben gerçekleri gerçek hayatta görüyorum. Siz ise hala kendi rüyanızda başkalarının rüyasını görüyorsunuz, fark bu sadece. Allaha emanet ol.


Aslını inkar eden ................

Saltukoğlu
ALINTI(Son_Fedai @ Mar 12 2008, 01:11 PM) *

Aslını inkar eden ................


Arkadaşım. Siz aslını inkar etmek diye neye dersiniz bilmem ama. Ben hiç bir aslımı inkar etmiş değilim. Beni rabbim kavimlerden bir türk olarak dünyaya göndermiş ve ben ırkçı, miliyetçi olmayan ama kavminide seven bir türküm ve bunu da inkar etmiyorum. Ayrıca Yavuzlar filanda benim dedelerim arasında yok. Benim kendi dedelerim var. Yani neseben yavuza dayanmıyorum ki.

Sora Yavuz Selime de bir şey demedik. Müslüman ama zalim bir sultan. Bunada tarih şahit. Evliya olması ise İslamdan anladığımıza göre mümkün değil. Size göre yine evliya olsun, bizim için farketmez. Siz Yavuza evliye dediniz diye boğazınıza asılacak değilim. Biz her halükarda kardeşiz.
Son_Fedai
ALINTI(Saltukoğlu @ Mar 12 2008, 01:18 PM) *

Sora Yavuz Selime de bir şey demedik. Müslüman ama zalim bir sultan. Bunada tarih şahit. Evliya olması ise İslamdan anladığımıza göre mümkün değil. Size göre yine evliya olsun, bizim için farketmez. Siz Yavuza evliye dediniz diye boğazınıza asılacak değilim. Biz her halükarda kardeşiz.


Zalim bir sultan??

Şanını duyurmak için savaş açtı

Müslümanlarla kitale girdi

Bunları siz demediniz mi?

Ne zulmünü gördünüz oysa birçok ülke OSMANLI ADALETİNDEN bahsederken torunları reddediyor

Hangi savaşı şanı için açtı

Madem şan şöhret düşkünüydü neden sefer dönüşü özellikle geceyi bekledi ki nefsi azmasın

Neden hep eskielbiseler giydi de süslenip püslenmedi

Neden süslü elbiseler giyen oğlunu "Annen ne giysin" diye tersledi

Şanı için mi?

---

İslamdan ne anladınız da evliya değil diyorsunuz

Saltukoğlu
Arkadaşım neden yarım yamalak anlarsınız. Her şeyi tonlarınca anlamanız gerekmez mi? Ya siyah ya beyazdan başka renk bilmezmisiniz?

Bakınız Osmanlı Medeniyeti bir İslam medeniyetidir. Bulunduğu çağlar ve çoğunda var olan en güzel bir devlettirde. Hukuku İslam Şeriati, toplumu müslümandır. Padişahlarından takva sahibi olanlarda var, zındık olanlarda var. Secdede gözyaşı dökenler de var, içki ve işret alemlerinde kafayı çekenlerde.

Bizler iyiyide görürüz, kötüyüde. Çünkü ölçümüz islamdır. Bizim iyiyi görmeme gibi bir bağnazlığımız ve kötüyü görmeme gibi bir körlüğümüz yoktur. Biz Osmanlının en kötü padişahını bile demokratik laik ülkelerin en iyisinden bile iyi biliriz. Bu konuda endişeniz olmasın.

Biz bir avrupalı ile konuşurken Yavuzu kazıklı voyvodaya kurban etmeyiz merak etmeyin. Ama bir avrupalı, bir müslümanı kasden öldüren cehennemliktir diye sizin Kuranınız söylüyor dediğinde, kim bir müslümanı kasten öldürmüşse onun ebedi cehennemlik olduğuna inanırız çünkü bunu Kuran söylüyor. Bu da şahta, padişahta olsa farketmez.
Son_Fedai
Bu dediklerinizin Yavuz la ne alakası var

Saltukoğlu
ALINTI(Son_Fedai @ Mar 12 2008, 02:50 PM) *

Bu dediklerinizin Yavuz la ne alakası var


Bilmem yok mu? İsterseniz diğer kardeşlere soralım. Mesajları yukarıdan aşağıya bir takip edip karar versinler. Bir alaka göremiyorlarsa bizde düzeltiriz kendimizi ha ne dersiniz?
Son_Fedai
Ben yazılanlarda Yavuz a Haşa hakaretten başka şey görmedim

Siz gördüyseniz izah edin bi zahmet
Saltukoğlu
ALINTI(Son_Fedai @ Mar 12 2008, 03:23 PM) *

Ben yazılanlarda Yavuz a Haşa hakaretten başka şey görmedim

Siz gördüyseniz izah edin bi zahmet


Yanılıyorsunuz, biz Yavuz Selimi olduğu kadar görmekten başka bir iş yapmış değiliz. Kimsenin günahını yüklenmeye de niyetli değiliz. Yavuz Selim ne yapmışsa ne eksik söyleriz ne de fazla. Hepsi bu. Ayrıca bizim Yavuz Selimle ilgili bir kan davamız da yok. Herkes Allahın kulu ve herkes Allahın emirleriyle sorumlu. Kimsenin ayrıcalığı da yok.
Son_Fedai
Yahu

Karı gibi küpe takmak

Şanını duyurmak için savaşmak

Müslümana savaşaçmak

Nedir bunlar İltifat mı?
Saltukoğlu
ALINTI(Son_Fedai @ Mar 12 2008, 03:32 PM) *

Yahu

Karı gibi küpe takmak

Şanını duyurmak için savaşmak

Müslümana savaşaçmak

Nedir bunlar İltifat mı?


İlk cümle bana ait değil(kırmızı yazı), lütfen, demogoji yapmayalım. Diğerleri ise benim yaptığım şeyler değil Yavuz Selimin yaptıklarıdır. Ve de İslama göre yanlıştır. Her halde doğrudur dememizi beklemiyorsunuz. Herhalde hata yapana iltifat edecek te değiliz.
Son_Fedai
ALINTI(Saltukoğlu @ Mar 12 2008, 03:35 PM) *

İlk cümle bana ait değil(kırmızı yazı), lütfen, demogoji yapmayalım. Diğerleri ise benim yaptığım şeyler değil Yavuz Selimin yaptıklarıdır. Ve de İslama göre yanlıştır. Her halde doğrudur dememizi beklemiyorsunuz. Herhalde hata yapana iltifat edecek te değiliz.


Buna deliliniz var mı ?

Aksi olduğuna delilim var ve yukarıda yazdım
Saltukoğlu
ALINTI(Son_Fedai @ Mar 12 2008, 03:41 PM) *

Buna deliliniz var mı ?

Aksi olduğuna delilim var ve yukarıda yazdım


Ben o kırmızı yazılı cümleyi kullanmadığımı düşünüyorum. Eğer kullanmışsam gösterebilirmisiniz?
Son_Fedai
Ben sizinkileri değil sizin demenize göre sayfa başından beri yazılanları yazdım

Kırmızı haricindekiler sizin ve Yavuz Sultan Selim Han KS ya yakışmayan İFTİRALAR bunlar

Saltukoğlu
ALINTI(Son_Fedai @ Mar 12 2008, 04:01 PM) *

Ben sizinkileri değil sizin demenize göre sayfa başından beri yazılanları yazdım

Kırmızı haricindekiler sizin ve Yavuz Sultan Selim Han KS ya yakışmayan İFTİRALAR bunlar


Arkadaşım, Memlüklüler Hem Müslüman Hem Türk Hemde Sünni değillermiydi. Bir müslüman türk ve sünni devleti ile savaşıp yıkmak, bu uğurda her iki taraftan müslümanların ölümüne sebep olmak İslama uygun mu? Yoksa bu bir iftira mı? Siz nelerden bahsediyorsunuz. Biz müslümanların sultanların taht kavgalarından dolayı dökülen temiz kanlarından bahsediyoruz. Bir kadın ziyneti olan küpe takması bizi bağlamıyor Yavuz Selimi bağlıyor, zevkine kalmış nasıl istiyorsa öyle yapsın. Biz öyle ucuz şeylere takılıp kalmış değiliz.

Biz ölen müslümanların kanını dökenleri savunmanızdan dolayı sizi yargılamıyoruz da siz mi kalmış dökmüşse dökmüş niye Yavuz Selime zalim diyorsunuz diye bizi yargılıyorsunuz.

Bu tür nedenlerle birbirimizi zorlamamıza gerek yok, çünkü dava çoktan adli ilaheye ulaşmış ve herkes payına düşen cezayı almıştır. Burada birbirimizi yormamıza gerek yok.
Son_Fedai
Mısır seferi sırasında Memluk Devleti ile yapılan birinci savaştır. 1516'da Osmanlı ordusu ile Memluk ordusu arasında Halep şehrinin kuzeyinde yapılan savaşı Osmanlılar kazandı. Savaş sonucunda Suriye Lübnan ve Filistin Osmanlı topraklarına katıldı. Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim Hanın, Ortadoğu’da hâkimiyetini genişletmesi; Suriye, Filistin, Arabistan Yarımadası, Mısır ve Kuzey Afrika’nın doğusuna hakim Memlûklu Sultanı Kansu Gavri'yi (Kansuh el-Gûrî) harekete geçirip, tedbir almaya sevk etti. 23 Ağustos 1514’te, Çaldıran Meydan Muharebesi'nde, Yavuz Sultan Selim Hana yenilip kaçan İran Safevî hükümdarı Şah İsmail ile ittifâk kurdu. Yavuz Sultan Selim Han, haber alma teşkilâtı vasıtasıyla Şah İsmail-Kansu Gavri ittifakını öğrenince, Vezîr-i âzam Sinan Paşa'yı, kırk bin kişilik bir kuvvetle Safevîler üzerine gönderdi. Sinan Paşanın, Diyarbekir’e giderken, Fırat’ı geçmek için Memlûklar'dan izin isteyip de iznin verilmemesi ve Kansu Gavri’nin elli bin kişilik kuvvetle Halep’e gelmesi, harp sebebi sayıldı. Devrin âlimlerinden Zenbilli Ali Cemâli Efendinin fetvasıyla sefere çıkıldı. Yavuz Sultan Selim Han, dâhiyâne bir siyasetle, Mısır devlet adamlarının bir kısmını ve Suriye ahalisini, kendi safına almaya muvaffak oldu.

Yavuz Sultan Selim, Kansu Gavri’ye Halep’in kuzeyindeki Mercidabık mevkiinde, meydan muharebesi için hazır olması haberini gönderdi. Mercidabık’ta karşılaşan iki ordunun da kuvvetleri eşit miktarlarda olup, altmış bin civarındaydı. Osmanlılar, ateşli silahlar, teşkilat, kumanda heyeti, sevk ve idare bakımından Memlûklardan üstündü. Memlûkların da süvari kuvveti meşhurdu.

24 Ağustos 1516 sabahı, Osmanlı ordusu hilâl şeklinde bir tertibat aldı. Ordunun merkezinde Yavuz Sultan Selim Han olup, yanında Kapıkulu askeri ve önünde birbirine zincirle bağlı üç yüz top bulunuyordu. Sağ kola Anadolu Beylerbeyi Zeynel Paşa, sol kola da Rumeli Beylerbeyi Sinan Paşa kumanda ediyordu. Memlûk ordusunun merkezine, yanında Halife Üçüncü Mütevekkil olduğu halde Sultan Kansu Gavri, sağ kola Halep Nâibi Hayırbay, sol kola da Şam Nâibi Sibay kumanda ediyordu. Memlûklarda sultanın orduya, kumandanların da Kansu Gavri’ye itimatsızlığı vardı. Osmanlı topçu ateşiyle başlayan muharebeye, Memlûklar süvari taarruzu ile karşılık verdiler. Muharebe başladıktan iki saat sonra, Memlûklar bozguna uğradı. Öğleden sonra kesin netice alınarak, Memlûk karargâhı, bütün ağırlığı ile Osmanlıların eline geçti. Boğucu bir yaz sıcağında meydana gelen muharebeden kurtulan Memlûk askerleri; Halep, Hama, Humus ve Şam’a kaçtı. Takip edilen Memlûk kuvvetlerinden ele geçenler imha edilerek, Kuzey Suriye bütünüyle zaptedildi. Ahalisi Sünnî olan şehirler, Yavuz Sultan Selim Hanı ve Osmanlıları davet ettiler. Suriye şehirleri, kendi rızalarıyla Osmanlı idaresini tercih ettiğinden, ahaliye zarar verilmedi. Memlûk Sultanı Kansu Gavri, savaş meydanında öldü. (Yavuz, Memlük sultanının cenazesini bizzat omuzlarında taşıdı) Abbasî halifesi Üçüncü Mütevekkil, muharebeden sonra Yavuz Sultan Selim Hanın yanına gelerek, sultandan çok hürmet gördü. Yavuz Sultan Selim Han, 28 Ağustos'ta Halep’e 27 Eylülde Şam’a gelerek Mısır’ın fethini gerçekleştirecek sefere hazırlanmaya başladı.

Mercidabık’ta kazanılan zafer, Osmanlı Devletine dinî, siyasî, askerî, iktisadî pek çok faydalar sağladı. Hilafetin Osmanlı Hanedanına geçme yolu açıldı. Doğuda Osmanlı Devletinin son rakibi Mısır-Memlûk Devleti, ortadan kaldırılma safhasına getirildi. Suriye, Lübnan ve Filistin, Osmanlı hâkimiyetine girdi. Mısır ve Arabistan Yarımadası yolu açıldı. Güneydoğu Anadolu’nun zaptedilmesiyle, Anadolu Türk birliği tamamlandı

Saltukoğlu
Akıl ve vicdanlarını eşhlerinin zindanlarına bağlayıp akıl ve vicdandan yoksun bir şekilde meydana çıkanlarla, ne konuşulabileceğini, ne ikna ne de ilzamın mümkün olacağını hiç sanmıyorum.

Arkadaşım, dünya hayatı o kadar uzun değil ve yarın "Eynel Meferru" dendiğinde, ananın evlattan, babanın çocuğundan, çocuğun ebeveyninden kaçacağı gün, gününü gün etmiş sultanların size medet edeceğini mi sanıyorsunuz. Hiç yoktan başkalarının günahına da ortak olarak işlemediğiniz cinayetlerin ceremesini başınıza alıyorsunuz. Bu elbette sizin bileceğiniz bir şey, biz karışamayız. Ama lütfen artık mide bulandırma.

Sahabeden birisi öldüğünde, bir başka sahabi " Bu muhakkak cennetliktir " demişti de: Hazreti Rasulullah kızmış " Cennetlik olduğunu sana kim haber verdi. Vallahi yarın mahşer gününde Rabbimin bana nasıl davranacağını bilmiyorum " demişti. Rasulullah böyle derken, çanak yalayıcı saray mollalarının menkibeleri ile gözlerde büyütülen zalim dünya ehli sultanların şaşaalarını İslamdan zannedip birde onları savunmaya kalkmayın. Çünkü bu durumda onların işlediği her cinayete siz de ortaksınız.
Son_Fedai
Saltuk

Sen Türk müsün?

Saltukoğlu
ALINTI(Son_Fedai @ Mar 13 2008, 10:47 AM) *

Saltuk

Sen Türk müsün?


Evet, daha önce de söylemiştim zaten. Niye ki?
Son_Fedai
Belli belli
ayna
arkadaşlar yavuz selim hakkında daha önce konuşmuştuk .
http://www.islamiforum.com/index.php?s=&am...ost&p=81416 bu ve diğer linklere ulaşıp küpe mevzusunda konuşulanları inceleyebilirsiniz.
ancak nacizane osmanlı padişahları hakkında fikirlerim var.belki halifeliği halef ve selef şeklinde peygamber efendimizin direk işaretiyle almasalar da hadislerinde gördüğümüz üzere peygamberimiz trf övülmüşlersir.zaten bu konuda hiçkimsenim şikayeti yoktur.saltukoğlu kardeşimin de şikayeti yok.ancak velilik makamını elbette Allah bilir.yavuz selim doğu üzerine kanunu batı üzerine sefer yapmıştır.ancak yavuzun doğuyu tercih etmesindeki neden rusyanın kafkaslarda tehlike yaymasıdır.o nedenle iranla çok savaşmıştır.iranda müslüman bir devlettir.
memlüklüler osmanlının ticaret yollarına yaklaşmasını hatta elde etmesini istemedikleri için şah ismaili yanlarına aldılar.ülkede kargaşa çıkartan şah ismail memlüklere sığındı.siz diyorsunuz ki memlükler müslümandı peki neden yavuz onlarla savaştı diyorsunuz?işte yavuzun memlüklere savaş açmak zorunda kalmasının nedeni budur.ayrıca memlükler venediklilerle işbirliği yapmış osmanlı donanmalarının yanmasına neden olmuştur.ne zamanki memlükler yıkıldı o zaman müslümanlar rahat etmiştir....
Saltukoğlu
ALINTI(Son_Fedai @ Mar 13 2008, 11:35 AM) *

Belli belli


Güzel kardeşim, kişilerin hatalarına hata demek onlara düşman olmak demek değildir. Neden yanlış anlıyorsunuz.
Biz Osmanlı İmparatorluğunu sadece islama hizmeti ile seviyoruz. Türk kavminden olmasaydıda severdik,. Bizdeki ölçü kavmiyyet değil İslamdır. Yine İsalm eksen olduğundan dolayı hatalarına da hata diyoruz, bunda gücenecek alınacak bir şey yok ki.

Türk olmaya gelince, öncelikle söyleyeyim, Türk olmak bir marifet değildir. Bunu hatırlatarak söyleyeyim ki, Türk olmayan mümin kardeşlerimiz Türklük duygusundan nemalanmadığımızı anlasınlar. Ben bir Türküm ama, bunu kendi emek ve çabama borçlu değilim. Ki hiç bir insan kendi irade ve çabası ile elde etmediği hiç bir şeyle övünemez. Elbette kendi çabası ile meydana getirdiği eserlede böbürlenmek için övünemez, amelleri boşa gider. Babamız, demezi Türkmüş diye biz de Türküz o kadar.
msnci
Yavuz Selim, küpe taktı mı?

Yavuz Sultan Selim’in sol kulağında küpe bulunan resmi konusunu birkaç açıdan ele almakta fayda vardır:

1) İslâm hukukuna göre kulakların küpe takılmak üzere delinmesi ve küpe takılması, kadınlar için câiz görülmüş, ama erkekler için câiz görülmemiştir. Bazı hukukçular erkek çocukların da kulaklarının delinebileceğini ve bu tür bir hadisenin Hz. Peygamber (sav) zamanında yapıldığı halde, yasaklanmadığını ileri sürmektedirler. Her hal ü kârda ergen erkeklerin kulaklarını deldirmeleri ve küpe takmaları, çoğu hukukçulara göre haram ve bazılarına göreyse mekrûhtur; yani kısaca câiz değildir.

İşte bu şer’î hükmü bilen Yavuz Sultan Selim’in kulağını deldirip küpe taktığına ihtimal dahi vermiyoruz. Zira Yavuz’un Mısır Seferi dönüşünde oğlu Süleyman’ın süslü elbiselerini görünce, “Bre Süleyman, sen böyle giyinirsen, anan ne giysin?” dediğini biliyor ve onun şahsi hayatında sâde ve süsten uzak olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. Yavuz, süs ve ihtişamdan hoşlanmayan bir padişahtır. Doğru olan resimlerinden pala bıyıklar vardır, ancak küpe yoktur.

2) Şu anda Topkapı Sarayı’nın Portreler Bölümü’nde 17/66 numarayla 70x65 cm ebadında bulunan küpeli Yavuz Portresi’yle Macar bir ressama ait olduğu söylenen küpeli resme gelince... Evvela Yavuz’un minyatürlerde ve elimizde bulunan resimlerinde bunun gibi küpeli olan üçüncü bir resmi bulunmamaktadır. Kaldı ki bu resimler arasında resmi nakkaşlar tarafından yapılanları vardır. İkincisi, Yavuz’a isnad edilen ama tamamen hayali ve uydurma olan Avrupalı ve İranlı ressamlara ait resimler çokça bulunmaktadır. Tarih kaynakları bu noktanın altını çizmektedirler. Bu küpeli resmin de uydurma resimlerden biri olması kuvvetle muhtemeldir. Zira sultanın kulağında küpe, boynunda incili madalyon, sarığında taç bulunmaktadır. Osmanlı padişahlarının kıyafetleriyle bağdaşmayan bu süsler, tablonun yakın tarihlerde yapıldığını göstermektedir. Zaten 1926 yılında Dolmabahçe Sarayı’ndan getirtirlmiştir. Dolmabahçe Sarayı’na ne zaman konulduğu da bilinmemektedir. Üçüncüsü, bazı araştırmacılara göre bu küpeli resim Şah İsmail’e aittir. Zira başında Şiî Mezhebi’nin alâmeti olan kızıl börk ve bunun üzerinde İran şahlarına mahsus taç vardır. Ayrıca küpe de Şî’a mezhebinden câiz görülmektedir.

3) Küpeli resmin Yavuz’a ait olmadığı ortadadır. Ait olsa bile, son zamanların bazı ahlâksız insanlarının bunu gay’liğe yorumlamaları, en az bu resim Yavuz’a isnad edilmesi kadar yanlıştır. Doğru olsa bile yorumlanmasının mantıksızlığını, Bilinmeyen Osmanlı kitabımızın iç oğlanı meselesinde uzun uzadıya açıklamış bulunuyoruz. Kaldı ki bazı kölelerin kölelik alâmeti olarak kulaklarına küpe taktıkları bilinmektedir. Tek kulağında olduğu hiç mevzubahis dahi edilmemiştir. Bazı yazarlar Yavuz’un bu küpesini Allah’a kul olma özelliği şeklinde taktığını ve bununla cihan hâkimi sıfatına rağmen âciz bir kul olduğunu göstermek istediğini anlatmaya çalışmışlardır. Bize göre bu yorumlar zayıf yorumlardır. Zira küpeli resim hadisesi doğru görünmemektedir. Fakat kölelerin küpe taktıkları doğrudur. Bu arada küpenin bir Türk töresi olduğunu ifade eden yazarlar bulunduğu gibi, Yavuz’un Şah İsmail’in askerlerine şirin gözükmek için taktığını iddia edenler de vardır.
Yavuz’un pala bıyıklarının Hz. Peygamber’in sünnetine uymadığı itirazına gelince...

İslâm hukukunda Hz. Peygamber’in “Bıyıkları kısaltınız, sakalları da bırakınız” mânâsını ifade eden hadisi sebebiyle bıyıkların kısaltılması sünnettir. Ancak bunun tek istisnası, düşmana heybetli görünmek için gazilerin bıyıklarını uzatmasının caiz görülmesidir. Nitekim Ebussuûd Efendi de bir fetvâsında bu hakikati dile getirmiştir:

“Sûfiler bıyıkları dibinden kesmek sünnetdir deyü i’tikad eyleseler, şer’an mezbûrlara nesne lâzım olur mu? El-cevâb: İftirâdan ictinâb etmek lâzımdır. Mesnûn olan kaş mikdârı kalınca almaktır. Ol dahi gazilerden gayrıyadır. Gâzilerde uzatmak mendûbdur, adüvve (düşmana) heybetli görünmek içün.”
İşte gerçek bi gâzi olan Yavuz’un pala bıyıklarının hikmeti ve şer’î dayanağı budur.
----------------------------------------------------------
Not : Bazı padişahların sadrazam öldürdüğü iddia edilmektedir.Kimileri bu rakama 6 derken kimileri 80'e kadar çıkarmaktadır.Burdan da anlaşılacağı üzere bu iddialarda bir kasıt vardır.

2.Abdülhamit'te şeriat kitaplarını hamamda yaktırdı diye suçlanmaktaydı.Ama dine israliyat girmesin diye yahudi dönmelerin kitaplarını toplatıp yaktırmıştır.Olayın iç yüzünü bilmeyen Abdülhamit han'ı islam düşmanı olarak görebilir.

Fatih Sultan Mehmet ile ''kardeş katli vaciptir'' olayına gelirsek.Bu olay anlatılmakla anlaşılamayacak kadar büyük öneme sahiptir.Elbette Fatih'te padişahların kardeşini öldürmesini istememektedir.Fakar kardeşten önce önemli olan şey İslam'ın yayılması ve Devlet-i Ebed Müddet fikridir.Ecdadından gelen emanete sahip çıkması gerekmektedir.Onun için bazı konularda katı kararlar almak zorundadır.

Bu olayları anlamak ve eleştirmek için iyice araştırmak gerekir.İki-üç kitap okuyup ta anlaşılamayacak kadar büyük konulardır.Bu araştırmayı bırakıp ta düşmanca tavırlar takınmak akıllı insanın kârı değildir.
karakiz
yaa ıste bızım atalarımız dedelerımız boyleymıs bızımde onlara layık tounlar olmamız gerekıyor
Bu basit görünüm sadece metinlerden oluşur. Resim ve Daha Fazla Bilgi Görmek İçin Forumun Normal Haline Geçmeniz GerekmektedirBuraya Tıklayın.
Invision Power Board © 2001-2008 Invision Power Services, Inc.