tevhideçağrı
Oct 15 2007, 01:28 AM
2008 – Hz. Mehdi önderliğinde Kuran ahlakının galibiyeti
Bediüzzaman, Kuran ahlakının galibiyeti ve hakimiyeti konusunda geleceğe yönelik olarak verdiği haberlerden bir diğerinde ise şöyle bildirmektedir:
Şu ayetin gizli imasına “Kim Allah'ı, Resûlü’nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır.” (Maide Suresi, 56) ayeti teyid ediyor. Çünkü “... hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır.” ayetindeki şeddeli nun (Arapça şeddeli nun harfi) bir sayılsa tam evvelki ayete tevafuk ile (denk gelmesiyle) Hizb-ul Kur’an’ın (Kuran taraftarlarının) faaliyetine vasıta olan bir hadiminin (hizmet eden kimsenin) Kur’an okumaya başladığı 1302 tarihine iki fark ile tevafuk etmekle beraber şeddeli nun iki nun sayılsa binüçyüzelli (1350) eder ki; bu tarihte Kuran’dan muktebes (alınan bilgilerle hazırlanan) olan Risale-i Nur etrafında toplanan, bütün kuvvetleriyle Kuran hizmetlerine çalışan Hizb-ul Kur’an’ın faaliyeti ve delalet (sapkınlık) ve zındıkaya (dinsizliğe) manen galebe ettikleri (galip geldikleri) bir zamana tevafuku (denk gelmesi) ise istikbalde (gelecekte) tam galebelerine (tam galibiyetlerine dair) bir ima-i gaybidir (gizli bir işarettir). (8. Lem’a, Keramet-i Gasviye)
Bediüzzaman Said Nursi bu sözünde, ayetin “...hiç şüphe yok galip gelecek olanlar Allah’ın taraftarlarıdır” cümlesinin ebced değerinin, Hicri 1350 tarihini verdiğini ve bu tarihte Kuran ahlakının bir galibiyeti olacağına işaret ettiğini bildirmiştir. Ancak ayetin ayrıca, bunun gibi gelecekte de yine Kuran ahlakının üstün geleceği bir başka dönem olacağına dair gizli bir işaret içerdiğini de hatırlatmıştır. Nitekim ayetin bu cümlesinin Arapça yazılımında yer alan baştaki “fe” harfi de hesaba katılarak ebcedine bakıldığında, bu sefer de ebced değeri 80 çıkmaktadır. 1350 üzerine 80 ilave edildiğinde de Hicri 1430 etmektedir ki, bu tarih de miladi olarak 2008 yılını vermektedir. Allah’ın izniyle bu tarih Bediüzzaman’ın sözlerinde belirttiği, ayetin Kuran ahlakının gelecekteki, Darwinist, materyalist ve ateist felsefe gibi dinsiz akımlar karşısındaki tam galibiyetine işaret etmektedir (En doğrusunu Allah bilir).
Teşekkürler
Oct 15 2007, 02:48 AM
<#thank#>
karuban
Oct 15 2007, 07:13 AM
Şam Hutbesinin yeniden yayınlandığı tarihten yarım asır sonrası, 2001'e denk geliyordu ve bu tarihte ehl-i Küfrün darmadağın olacağını söylemişti Said Nursi. 2001 geçeli 7 sene oluyor; neyin darmadağın olduğu anlaşılabilmiş değil. Sorduğum nurcu kardeşler de bilmiyorlardı 2001'de ne olduğunu.
Şimdi de 2008 tarihi ortaya çıkarıldı. Hayırlı olsun.
Olmazsa 2010'la ya da 2014'le ilgili bir şeyler olabilir.
İslam'da keşfe, ilhama delil değeri verilmemiştir. Keşif, ilham umumu değil, sahibini bağlar. Artısı, bu türden çıkarımların isabet etmediği de ortadadır.
Gaybı ancak ve ancak Allah bilir. Bir de hakikaten bildirdikleri.
tevhideçağrı
Oct 15 2007, 08:47 AM
Önyargıyı parçalamak Atomu parçalamakdan daha zor
Alberth AYNŞTAYN
Günümüz dünyası insanları,kitle iletişim araçlarının beyinlerinde
yaptığı tahribatla ,adeta uyuşturulmuş,boş malayani işler peşinde
koşmaktan burunlarının ucunda gelişmekte olan ,önemli olayları
fark etmemekte, kayıtsız kalmaktadır.İnsanlar robotlaşmış vaziyette,
suni yiyeceklerle beslenen tüketiciler olmakta ,düşünmekten yoksun,
ona yutturulan kültür adı altında, falanın filanın selilütleri,falanın
filanın attığı goller, dünya gündemlerinin birinci sırasını oluştur
maktadır.
Nebiler tarihini inceleyecek olursak ,onlara inananların başta küçük topluluklar olduğunu tespit edebiliriz.Hz İsa ya 12 havari
tabii olmuş biriside satmışdır.Günümüz dünyası zaaf ve ego diye
tanımladığı insanın zayıf tarafını eskiler nefs demişler.Şeytan
bu zayıf noktaları taciz etmiş çoğunlukla başarılı olmuş.
Hz.Muhammed S.A.S tebliğinin ilk on yılında O’ na tabii
olan sayısı sadece oniki kişidir.O ‘da diğer nebiler gibi aynı
suçlamalara maruz kalmış, o zamanın medyasını oluşturan
şairler hakim güçlerin etkisiyle halkın nazarında küçük düşürülmek
istenmiş anti probaganda ile alay edilmiş,aşağılanmış,cinli denilmiş
delirmiş denilerek iftiralarla, yaftalar yapıştırılmak istenmişdir.
Hakim güçleri oluşturanların Dini kendi otoriteleri altında tutmak
İsteyen o zamanın Din büyükleri vede Servet sahiplerinin olması
düşündürücüdür. Geniş halk kitleleri bu tiplerin dediğini dinlemişler.
Tarih tekerrürden ibarettir.Günümüz çok farklı değildir.Beklenen
RESUL aynı muamelelere maruz kalmışdır.
Merhum Mehmet Akif ERSOY
‘ O’ Nuru gönder İlahi asırlar oldu yeter
Bunaldı milletin afaki bir sabah ister
‘O ‘kutlu şahıstan özlem dolu satırları yazarken gelmesinin yakın
olduğunu ilmiyle ve kalbiyle anlamışdır.Darısı anlamak için kafa
yoranların kalbini açmak isteyenlerin başına
TEVHİD
Oct 15 2007, 08:57 AM
İnşallah yazdıklarınız tahakkuk eder.
Selam ve dua ile
nasreddinhoca
Oct 15 2007, 03:21 PM
Herkes kendi işine baksın...
tevhideçağrı
Oct 15 2007, 04:53 PM
risalelerde çok işaretler mevcuttur bu işaretler boş değildir hepsinin anlamı vardır yeterki anlamak için aklımızı ve kalbimizi açalım içinden çıkamıyorsak bakara45 suresine göre namazla istihareye yatalım
"Onlarin ,"Mehdi'ye eski zaman kiyafeti, modasi gecmis, mistik görünüslü ve bir manastirdan cikip kendini El-Mehdi ilan edecek biri zannettikleri görülmektedir. Bu halin vukuunda dini liderler ve alimler ellerinde kitap, ortaya cikacaklar ve vücut yapisi ile eskalinin kitaplardaki tarife uyup uymadígini tetkik ve mukayeseye koyulacaklar. Cihad ilan edilecek ve bütün sofilerle hayattaki bütün eski tip mutaassip kimseler O'nun etrafinda ve bayragi altinda toplanacaklardir. Maneviyat,muska ve dua ile bu cihad kazanilacagina ve topraklar fethedilecegine göre,kilic sadece sembol olarak kullanilacaktir. Bir bakisi kafirleri mahvedecek ve sadece bedduasi tanklarin, tayyarelerin imhasina kafi gelecektir. Mehdi'nin zuhuru itikadina dair avamin görüsü iste budur. Fakat bu mevzu üzerinde okuyabildigim kadariyla edindigim intiba bu vaziyetin tam aksi mahiyettedir. Fikrime göre, gelecek olan kimse bütün cari subelerinde ve hayatin ana problemlerinede cok derin nüfuza sahip ve caginin en modern lideri olacaktir. Devlet idaresi, siyasi basiret ve harpteki stratejik hüner bakimindan bütün dünyayi hayran birakacak. Fakat cok korkarim ki. O'nun getirecegi yeniliklere karsi ilk FERYADI BASANLAR, ULEMA ve SOFILER OLACAKTIR.
(Mevdudi, islam'da ihya hareketleri s.47 48 veya 58-59, Ibrahim Süleymanoglu "Mehdilik ve Imamiye" s.184-187)
"O ileride gelecek acib şahsın bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o büyük kumandanın pişdâr bir neferi olduğumu zannediyorum." (Barla Lahikası, 162)
Kadir-i Zülcelal Hz. Mehdi ile de, alem-i İslam'ın zulümatını dağıtabilir. Ve vaadetmiştir, vaadini elbette yapacaktır. Kudret-i İlahiye noktasında gayet kolaydır. Eğer daire-i esbab ve hikmet-i Rabbaniye noktasında düşünülse, yine o kadar makul ve vukua layıktır ki; Eğer muhbir-i Sadık'tan rivayet olmazsa dahi, herhalde öyle olmak lazım gelir. Ve olacaktır diye ehl-i tefekkür hükmeder." (Mektubat, 411-412)
"Gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat herbiri üç vazifeden birisini bir cihette yapması itibariyle, ahir zamanın Büyük Mehdi ünvanını alamamışlar." (Emirdağ Lahikası, 260)
"Şark tarafından bir nur zuhur edecek (ortaya çıkacak), bid'atlar zulümatını (dine sonradan girmiş hurafeleri) dağıtacak. Ben böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim (gözledim) ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lazım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz (hazırlıyoruz)".(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 189)
"Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri, yani Hz. Mehdi ve şakirtleri (talebeleri), Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sünbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 138- Kastamonu Lahikası, 72)
"Ümmetin beklediği, ahir zamanda gelecek zatın üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymetdarı olan iman-ı tahkikiyi neşr ve ehl-i imanı delaletten kurtarmak" (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sf. 9)
"...Risale-i Nur'un şahs-ı manevisini haklı olarak Hz. Mehdi telakki ediyorlar. O şahs-ı manevinin de bir mümessili, Nur şakirdlerinin tesanüdünden gelen bir şahs-ı manevisi ve o şahs-ı maneviden bir nevi mümessili olan biçare tercümanını zannettiklerinden, bazen o ismi O'na veriyorlar. Gerçi bu, bir iltibas ve bir sehivdir, fakat onda mes'ul değiller." (Tılsımlar Mecmuası, 201)
. "Ta 1371 senesinden sonraki alem-i İslam'ın mukadderatına nazar eden Hutbe-i Şamiye'deki hakikatler... Evet şimdi olmasa da 30-40 sene sonra fen ve hakiki marifet ve medeniyetin mehasini o üç kuvveti tam teçhiz edip, cihazatını verip o dokuz manileri mağlup edip dağıtmak için taharri-i hakikat meyelanını ve insaf ve muhabbet-i insaniyeyi o dokuz düşman taifesinin cephesine göndermiş, inşallah yarım asır sonra onları darmadağın edecek." (Hutbe-i Şamiye, 25)
"Hz. İsa (AS) geldiği vakit, herkesin onun İsa olduğunu bilmesi gerekmez. O'nun yakınları ve ileri gelen kişiler, imanın nuru ile onu tanırlar. Yoksa açıkça herkes onu tanımayacaktır." (Mektubat, s. 54)
"Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir, Hz. Mehdi'ye namazda iktida eder, tâbi olur." diye rivâyeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kurâniye'nin matbuiyetine ve hakimiyetine işaret eder." (Şualar, 493)
"O zatın üçüncü vazifesi, Hilafet-i İslamiyeyi İttihad-ı İslam'a bina ederek, İsevi ruhanileriyle ittifak edip din-i İslam'a hizmet etmektir. Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakarlarla tatbik edilebilir. Birinci vazife, o vazifeden üç dört derece daha ziyade kıymetdardır, fakat o ikinci, üçüncü vazifeler pek parlak ve çok geniş bir dairede ve şa'şaalı bir tarzda olduğundan umumun ve avamın nazarında daha ehemmiyetli görünüyorlar." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s9
"Şimdi, Hz. Mehdi gibi eşhasın hakkındaki rivayatın ihtilafatı ve sırrı şudur ki: Ehadisi tefsir edenler, metn-i ehadisi tefsirlerine ve istinbatlarına tatbik etmişler. Mesela: Merkez-i saltanat o vakit Şam'da veya Medine'de olduğundan, vukuat-ı Hz. Mehdiyye veya Süfyaniyye'yi merkez-i saltanat civarında olan Basra, Kufe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler." (Sözler, 359)
"Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor." 9/TEVBE32 ayeti hakkında Bediüzzaman şöyle demektedir:
"Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli "lamlar" ve "mimler" ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi'nin Şakirtleri olabilir." (Şualar / 605)Bu ayetin ebced değeri ise "1424-Miladi: 2004" tür. Mehdi önderliğinde İslam'ın hakimiyeti devrelerine işaret etmektedir.
MEHDİ HAKKINDA OLUMSUZ PROPAGANDA YAPILMASI
Mümin şahıs (Mehdi) Deccal'ı görünce: "Ey insanlar! Resulullah'ın zikrettiği Deccal işte budur" der. Deccal hemen onunla ilgili emrini verir de o zat karnı üzerine uzatılır ve arkasından: "Onu alın da yaralayın!" der. Artık o zatın sırtı ve karnı döve döve genişletilir. Bu sefer onu iki eli ve iki ayağı ile yakalar da fırlatır atar. İnsanlar Deccal'ın onu bir ateş içine attığını sanırlar. Halbuki o bir cennet içine atılmıştır.
(Mehdilik ve İmamiye, İbrahim Süleymanoğlu, s. 40)
Hadiste Mehdi'nin "sırtı ve karnından dövüle dövüle genişletilmesi" müteşabih olarak (benzetme yapılarak) söylenmiştir. Mehdilik ve İmamiye kitabının yazarı bu bölüm için "Mehdi'nin ünü, "durmadan etrafa ilan edilip yayılmaktadır" demektedir. Fakat bunu Deccal taraftarları yapacağı için bu propagandanın Mehdi'yi kötüleme şeklinde olacağını söyleyebiliriz.
Peygamberimiz devrinde İslam düşmanları, onu kötülemek için o devrin yayın organı sayılan şairleri kullanıyorlardı. Şairler, panayırlarda, çarşılarda Peygambere çeşitli hakaretler ediyor, Ona deli, büyücü, kahin şeklinde iftiralar atıyorlardı. Şimdi de İslam düşmanı olan Deccal yanlıları yazılı ve sözlü yayın organlarıyla Mehdi'yi kötüleyecekler, halkın nazarında itibarını sarsmaya çalışacaklardır.
Hz. İsa geldiği zaman, onu herkesin tanıyamayacağını söyleyen Bediüzzaman, ona yakın bazı kişilerin ancak imanın nuru ile onu tanıyabileceklerini ifade etmiştir. Bu da dünya hayatının imtihanın sırrı olması itibariyle böyledir. Bazı insanların yanılarak beklediği şekilde, yani adeta gökten herkesin göreceği şekilde inerek, uçarak vb. şekilde gelişi söz konusu değildir, çünkü bu adetullaha ve imtihan sırrına aykırıdır. Bu nedenle Hz. İsa gibi yaratılışı ve hayatı mucizelerle dolu bir Peygamberi dahi insanlar tanıyamayacaklardır. Önceleri, sadece gerçek imanlı ve ihlaslı az bir kitle, onu imani çalışmalarından, halinden ve kendisini beklediklerinden dolayı tanıyacaklardır.
Bu husus Mehdi için de geçerlidir. 14 asır önce Peygamber Efendimizin (SAV), Allah'ın vahyine dayanarak bildirdiği bir şahıs olan Mehdi, hadis-i şeriflerde öylesine detaylı tarif edilmiş olmasına rağmen, aynı şekilde ona yakın çok az insan dışında uzun süre tanınmayacaktır.
Örneğin Mehdi'nin çıkacağı yer, zaman, etrafındakiler ve yapacağı işler gibi, tanınmasını oldukça belirginleştiren bilgiler hadislerde anlatılmasına rağmen, hatta fiziksel birçok belirleyici özelliğinin bildirilmesine ve kişinin tam teşhis edilebileceği gibi olmasına rağmen yine de uzun süre tanınamayacaktır.
"çok az ve küçük olması": Hz. İsa'yı tanıyacak kişiler ona tabi olan yakın bir Hristiyan grup olmakla birlikte, O'nu bekleyen Müslümanların başı olan Mehdi ve yakınları tarafından da tanınacaktır. Hz. İsa dünyaya geldiği zaman onu tanıyacak yakınları nasıl az bir topluluk olacaksa, Mehdi geldiği zaman da onu tanıyacak yakınları çok az olacaktır. Üstadın burada bu topluluğun hem fert olarak sayılarının çok az olacağı, hem de yaşadıkları ülkenin kurumsal yapılanmasının içinde çok küçük kalacaklarına dikkat çekmiştir.__________________
telpako
Oct 15 2007, 06:58 PM
Yahudiler , Hristiyanlar , Şintoistler , taoistler , hindular ve hatta ateistler uzaya insan gönderiyor Atom santralleri yapiyor. Biz hala mehdiyi ve hz. isayı bekliyoruz. Yazık temble müslümanlara mehdiyi beklerken cehnennemin sıcaklığını hi mi hissetmezler.
tevhideçağrı
Oct 15 2007, 09:49 PM
islam dünyası nasılsa mehdi gelecek yangel yat zihniyetine sahip değil o sizin şahsi hezeyanlarınız
karuban
Oct 16 2007, 07:42 PM
Hutbe-i Şâmiye, Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin otuz beş yaşında iken, Şam'da, Şam ulemasının ısrarı üzerine Câmi-i Emevî'de irad ettiği bir hutbedir. Bilâhare müellif Bediüzzaman Said Nursî tarafından tercümesi neşredilmiştir.
Arabî Hutbe-i Şâmiye'nin Mukaddemesidir
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّهِ وَبَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا
Aziz, sıddık kardeşlerim,
Kırk sene evvel Şam'daki Cami-i Emevîde, Şam ulemasının ısrarıyla, içinde yüz ehl-i ilim bulunan on bin adama yakın bir azîm cemaate verilen bu Arabî ders risalesindeki hakikatleri, bir hiss-i kablelvuku ile Eski Said hissetmiş, kemâl-i kat'iyetle müjdeler vermiş ve pek yakın bir zamanda o hakikatler görünecek zannetmiş. Halbuki iki harb-i umumî ve yirmi beş sene bir istibdâd-ı mutlak, o hiss-i kablelvukuun kırk-elli sene tehirine sebep olmuş; ve şimdi o zamandaki verdiği haberlerin aynen tezahürleri âlem-i İslâmiyette başlamış. Demek, bu pek ehemmiyetli ders, zamanı geçmiş eski bir hutbe değil, belki doğrudan doğruya, 1327'ye (1909) bedel 1371'de ve Cami-i Emevî yerine âlem-i İslâm camiinde, üç yüz yetmiş milyon bir cemaate hakikatli ve taze bir ders-i içtimaî ve İslâmîdir diye, tercümesini neşretmek zamanıdır tahmin ederim.
Said Nursî
--------------------------------------
Günümüz lisanıyla, tekrar edecek olur isek; ilk olarak 1327 (miladi 1909) tarihinde söylenen bir hutbede olacağı öngörülen bazı olayların bir yanılma sonucu, o da iki dünya savaşını ve 25 senelik baskı dönemini hesaba katmadığından 40-50 sene tehir olduğu (geciktiği); aynı hutbeyi tercüme olarak yeniden yayınlandığı 1371'de (miladi 1951-1952'de) gündeme getirmekle müjdeyi vermenin, ümidsizliğe engel olmanın asıl zamanının bahsi geçen bu tarih 1951-52 olduğu anlatılıyor. Demek ki biz Hutbede bildirilen olayların olacağı tarihi hesap ederken 1951-1952 yıllarını (hicri 1371'i) esas alacağız. 1909'u (1327'yi) değil.
Peki bu hutbede hangi olayların olacağı müjdelenmişti:
"Yetmişbir'de fecr-i sadıkı başladı veya başlayacak. Eğer bu fecr-i kâzib de olsa, otuz-kırk sene sonra fecr-i sadık çıkacak."
Yani Hutbenin yeniden yayınlandığı 1371'in bir başlangıç, bir fecr olduğu. Yalancı bir şafak atması olsa dahi hakikisi 30-40 sene sonra yani hicri 1400, miladi 1979-1980'de olacaktır. Bu şu açıdan önemli: Hangi tarihten itibaren hesap yapacağımız okuduğumuz eserde bize yeniden vurgulanarak bildirilmiş oluyor: 1371.
Bundan sonra iman hakikatlerinin yayılmasına sekiz engel sayılarak peşine:
"Evet şimdi olmasa da otuz-kırk sene sonra fen ve hakikî marifet ve medeniyetin mehasini, bu üç kuvveti tam techiz edip, cihazatını verip o sekiz manileri mağlub edip dağıtmak için taharri-i hakikat meyelanını ve insafı ve muhabbet-i insaniyeti, o sekiz düşman taifesinin sekiz cephesine göndermiş. Şimdi onları kaçırmağa başlamış. İnşâallah yarım asır sonra onları darmadağın edecek."
Sekiz engel nedir: 1,2,3- Yabancıların (diğer dinlerin mensupları olarak da anlaşılabilir) cahilliği, vahşetleri, taassubları 4,5- Papaz ve ruhani liderlerin güçlü olması ve onların körükörüne taklid edilmesi 6,7- İslam dünyasındaki baskılar ve şeriate muhalefet, kötü ahlakımız. 8- Bilim ile İslam'ın çelişkili olduğunu zannetme hastalığı.
Evet. Yukarıya aldığım paragrafı kendilerine yoran bazıları "yarım asır sonra darmadağın edecek" ifadesini, sayılan engelleri dikkate almadan Mehdi as.ın çıkışına yoruyorlar.
Hesap edelim:
1371+50 (yani yarım asır) = 1421 hicri,
miladi 2000-2001 tarihlerine denk geliyor.
Böylece 2001 yılında İkiz Kuleleri güya yerle yeksan eden (!) taifeyi Said Nursi 50 sene önce haber vermiş oluyor!
Hadi burayı geçelim. Biz bahsedilen engellerin 2001 yılında darmadağın olduğunu söyleyebiliyor muyuz? Kesinlikle hayır! Daha ilk engele baktığımızda, yabancıların vahşetlerinin hem de burnumuzun dibinde artarak devam ettiğini görüyoruz ve daha ilk öngörüde bütün tahminler boşa çıkmış oluyor.
Öyleyse, darmadağın olacak (tamamen dağılacak) denilen tahminlerin, belki kısmen gerçekleşse de tutmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Demek Said Nursi, gelecek ile ilgili verdiği tarihlerde yanılmıştır.
O nedenle dedim ki bu türden gelecek tahminleri, yok 2008'ler, yok 2014'ler gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini ancak Allah'ın bileceği, dilerse bildireceği şeylerdir. Gelecek bizim için merakımızı çekici olsa da gaybdir ve gelecekle ilgili tahminlerle uğraşmak günümüzün, anımızın, şimdiki zamanımızın kaybedilmesidir.
tevhideçağrı
Oct 16 2007, 07:54 PM
Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı'nın pek çok yerinde, Peygamber Efendimiz'in müjdelediği Hz. Mehdi'nin yakında geleceğini haber vermiş ve Mehdiyet hakkında hadislerde geçen konulara açıklık getirmiştir. Mehdi'nin ve talebelerinin geleceğiyle ilgili Üstad'ın ifadelerinden biri şöyledir:
"Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri, yani Hz. Mehdi ve şakirtleri (talebeleri), Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sünbüllenir." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 138 - Kastamonu Lahikası, 72)
1. Hz. Mehdi Hicri 1400'de Gelecektir.
Bediüzzaman, farklı tarihlerde yaptığı açıklamaların hepsinde, Mehdi ve talebelerinin geliş zamanı olarak hicri 14. yüzyılın başlarına işaret etmiştir. Bir sözünde, Mehdi'nin asr-ı saadet döneminden 1400 sene sonra çıkacağını şöyle belirtmektedir:
"İstikbal-i dünyeviyede 1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib (yakın) zannetmişler." (Sözler, 318)
Üstad'ın ifadesinde belirttiği, "sahabe döneminden 1400 sene sonrası" hicri 14. asrın başlarına, yani miladi olarak 1979-1980 senelerine denk gelmektedir.
"Fatiha'da doğru yolda olanlar ashabının taife-i kübrasını tarif eden fıkrası, şeddesiz bin beş yüz altı veya yedi ederek tam tamına fıkrasının makamına tevafuku ve manasına tetabuku ve şedde sayılsa fıkrasına üç manidar farkla tam muvafakatı ve manen mutabakatı bu hadisin imasını te'yid edip remz derecesine çıkartıyor." (Kastamonu Lahikası, 23)
Suyuti ümmetin icabet ömrünün hicri 1500 senesini geçmeyeceğini bildiriyor. Bediüzzaman Hazretleri de, ümmetin galibane mücadelesinin 1500-1506 yıllarında biteceğini; bundan sonra zayıflamaların başlayıp kıyametin bekleneceğini belirtiyor. Ümmetin galibane ömrü 1500-1506 yıllarında bitecekse, o zaman 1400-1500 yılları arasında Mehdi ve İsa (AS)'nın gelmesi, ayrıca Mehdi'nin de 1400 yılı başlarında göreve başlaması gerekmektedir.
Bediüzzaman hicri 1327'de Şam'da Emevi Camii'nde on bin kişiye verdiği hutbesinde, hicri 1371'den sonraki İslam aleminin geleceğine yönelik izahlar yapmakta, ahir zamandan çeşitli tarihler vererek, beklenen Mehdi'nin mücadele zamanlarına dikkat çekmektedir.
Bediüzzaman, Mehdi'nin göreve başlaması ve inkarcı zihniyeti fikren mağlup etmesi ile ilgili olarak şu tarihleri bildirmektedir:
"Ta 1371 senesinden sonraki alem-i İslam'ın mukadderatına nazar eden Hutbe-i Şamiye'deki hakikatler... Evet şimdi olmasa da 30-40 sene sonra fen ve hakiki marifet ve medeniyetin mehasini o üç kuvveti tam teçhiz edip, cihazatını verip o dokuz manileri mağlup edip dağıtmak için taharri-i hakikat meyelanını ve insaf ve muhabbet-i insaniyeyi o dokuz düşman taifesinin cephesine göndermiş, inşallah yarım asır sonra onları darmadağın edecek." (Hutbe-i Şamiye, 25)
Şam'da yaptığı bu konuşmada, hicri 1371 senesinden sonra yaşanacak gelişmelere dikkat çekerek, Bediüzzaman Mehdi'nin göreve başlamasının bu tarihten 30-40 yıl sonra olacağını bildirmiştir. Bu tarih ise hicri 1401-1411, miladi olarak da 1980-1990 yılları arasıdır.
Yine aynı konuşmanın devamında Üstad, Mehdi'nin inkarcı fikir sistemini fen, ilim ve medeniyetin imkanları sayesinde fikren susturacağını haber vermiştir. Bu fikri üstünlüğün tarihi olarak da 1371 tarihinden yarım asır sonrasını bildirmiştir. Bu da hicri 1421, yani miladi 2001 senesi demektir.
"Evet şimdi (1371) olmasa da otuz-kırk (30-40) sene sonra...
Fen: Müspet ilimler, biyoloji, fizik, kimya vs.
Hakiki marifet: Hüner, sanat , ilim ve fenlerle öğrenilen bilgi.
Medeniyetin mehasini: Medeniyetin iyiliklerini
O üç kuvvetle donatıp gerekli ihtiyacını karşılayıp o dokuz engelleri yenip dağıtmak için,
Taharri-i hakikat meyelanı: Hakikati araştırma meyli
Muhabbet-i insaniyeyi: İnsan sevgisini.
O dokuz düşman sınıfının cephesine göndermiş, inşallah yarım asır sonra (50 sene) onları darmadağın eder."
1371 + 50 = 1421 (Miladi 2001)
Bediüzzaman hicri 1400 yılı başlarında Mehdi'nin inkarcı felsefe ile mücadeleye başlaması zamanına, 1401-1411 = 1981-1991 yılları arası fen, hüner, sanat ve medeniyetin iyiliklerini birleştirip bunlarla mücadelesine ve fikren darmadağın edeceği tarih olarak da 1421 = 2001'e dikkat çekiyor.
"Yetmiş birde fecr-i sadık başladı veya başlayacak. Eğer bu, fecr-i kazib de olsa, otuz-kırk sene sonra fecr-i sadık çıkacak." (Hutbe-i Şamiye, 23)
Fecir: Tan yerinin ağarması, güneş doğmadan önceki kızıllık, sabah vakti
Fecr-i Kazib: Sabaha karşı ufukta yayılmaya başlayan birinci kızıllık.
Fecr-i Sadık: Fecr-i Kazib'den sonra yayılmaya başlayan ikinci aydınlanma
1371 + 30 = 1401 = 1981
1371 + 40 = 1411 = 1991
Bediüzzaman İslam'ın dünyaya tekrar hakim olmasını güneşin doğuşuna benzetiyor. Güneşin battıktan sonra ertesi gün yeniden doğması gibi, İslam'ın da dünya üzerinde tekrar doğup parlayacağına bu benzetmeyle işaret ediyor. Fecr-i Kazib ve Fecr-i Sadık ifadeleriyle bu doğuşun başlangıç yıllarına dikkat çekilmiştir.
Buna göre Hakkın karşısındaki batılı temsil eden düşünce olan ateizmin ve materyalist felsefenin dağıtılmaya başlaması 1981-1991 yılları, fikren tam anlamıyla susturulup dağıtılmasının ise 2001 yılında olacağına işaret etmiştir.
Risale-i Nur Külliyat'ında, Mehdi'nin mücadele ve hakimiyet devreleri ile ilgili verilen ebcedler:
"Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor." 9TEVBE/32 ayetindeki "...Allah, kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor." cümlesi hakkında Bediüzzaman şöyle demektedir:
"Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli "lamlar" ve "mimler" ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi'nin Şakirtleri olabilir." (Şualar / 605)
Bu ayetin ebced değeri ise "1424-Miladi: 2004" tür. Mehdi önderliğinde İslam'ın hakimiyeti devrelerine işaret etmektedir.
"...inkar edenlerin velileri ise tağut'tur..." 2/257 ayetindeki "tağut" (batıl fikir sistemi) kelimesinin kendi içinde çöküş tarihini de Bediüzzaman (ebced değerini) 1417 (miladi 1997) olarak vermektedir.
2. Hz. Mehdi Bediüzzaman'dan Sonra Gelecektir.
"Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar var ki, herşeyi kendi hesabına aldığı için, faraza hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat dahi bu zamanda gelse... (Kastamonu Lahikası, 57)
Bediüzzaman Said Nursi, "hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat" diyerek Mehdi'nin henüz gelmediğini, Müslümanlar tarafından beklendiğini ve kendi yaşadığı devirden bir asır sonra geleceğini bildirmektedir. Bediüzzaman hicri 13. asırda yaşamıştır. Kendisinden sonra gelecek asır olan hicri 14. asır Mehdi'nin çıkış zamanıdır.
"Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri, yani Hz. Mehdi ve şakirtleri (talebeleri), Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sünbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 138- Kastamonu Lahikası, 72)
"Çok zaman evvel bir ehl-i velayetten (veli şahıstan) işittim ki; o zat, eski velilerin gaybi işaretlerinden istihrac etmiş ve kanaati gelmiş ki:
"Şark tarafından bir nur zuhur edecek (ortaya çıkacak), bid'atlar zulümatını (dine sonradan girmiş hurafeleri) dağıtacak. Ben böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim (gözledim) ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lazım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz (hazırlıyoruz)".(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 189)
Üstad, Mehdi'nin kendisi olmadığını, kendisinden sonra geleceğini, "Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz." şeklinde belirterek açıklamıştır. Mehdi ve talebelerine ancak bir zemin hazırlayabildiklerini belirtmiştir.
"bid'atlar zulümatını (dine sonradan girmiş hurafeleri) dağıtacak": Mehdi'nin tüm bidatları ortadan kaldıracağını söylemiştir ki bu konu Üstad döneminde uygulamaya geçmemiştir. Bidatların var olabileceği Müslümanlar tarafından zikredilmeye daha yeni yeni başlamıştır. Ayrıca bidatların kalkmasının dünyadaki tüm Müslümanlar tarafından uygulanması gerekmektedir.
3. Hz. Mehdi Geldiğinde Maddeci ve Tabiatçı Felsefenin Azgınlığı
karuban
Oct 16 2007, 08:19 PM
ALINTI(tevhideçağrı @ Oct 16 2007, 08:54 PM)

Hz. Mehdi Hicri 1400'de Gelecektir. Üstad'ın ifadesinde belirttiği miladi olarak 1979-1980 senelerine denk gelmektedir. Mehdi'nin de 1400 yılı başlarında göreve başlaması gerekmektedir.
Bediüzzaman Mehdi'nin göreve başlamasının hicri 1401-1411, miladi olarak da 1980-1990 yılları arası olacağını bildirmiştir.
Üstad, Mehdi'nin inkarcı fikir sistemini fen, ilim ve medeniyetin imkanları sayesinde hicri 1421 miladi 2001 senesinde fikren susturacağını, darmadağın edeceğini haber vermiştir.
Bediüzzaman İslam'ın dünyaya tekrar hakim olmasını güneşin doğuşuna benzetiyor. (yani güneşin doğuşu 2001)
"1424-Miladi: 2004" Mehdi önderliğinde İslam'ın hakimiyeti devrelerine işaret etmektedir.
Üstad, Mehdi'nin kendisi olmadığını, kendisinden sonra geleceğini, Mehdi ve talebelerine ancak bir zemin hazırlayabildiklerini belirtmiştir.
Yazdıklarınızı kısaltarak özetledim. Evet, anladığımı tam da anladığım şekilde teyid etmişsiniz. Burada her zamankinin tersine açık bir anlatım vardır. Bunun için sizi tebrik ediyorum. Yine de sormam gerekiyor, lütfen aynı açıklıkta cevap veriniz:
1980'lerde göreve başlayan, 2001 yılında materyalist felsefeyi (inkarcılığı) darmadağın eden (!), 2004 yılında İslam'ın hakimiyetini (!) sürdüren Mehdi ve talebeleri kimlerdir? Halen hayatta mıdırlar?
Materyalist felsefe (inkarcılık), anlaşılması gerektiği gibi arz üzerinde darmadağın olmuş mudur? İslam 2004'ten beri anlaşılması gerektiği şekilde arz üzerinde hakim ve güçlü müdür?
Eğer, öyle değilse Said Nursi'nin yanıldığını söyleyebilir miyiz?
karuban
Oct 16 2007, 08:56 PM
İçimizdenbirisi kardeşim.
Ben sana bir çırpıda Mehdi olduğunu söyleyen ya da Mehdi olduğuna inanılan 15 isim sayabilirim.
Anlaşılan sen de birinin Mehdi olduğuna kani olmuşsun. Senin kanaatindir sözüm yok. Güzel de ismi nedir? Kimdir?
karuban
Oct 16 2007, 09:32 PM
İçimizdenbiri kardeşim, diğer yazılarınıza baktım:
Kendine 30 yıldır yazı (ışık, nur) inen, bayan olan, hiç bir tarikata bağlı olmayan, 2013'te ortaya çıkacak olan bir kişiye Mehdi diye itikad etmişsiniz. (Tabi yanlış anlamadıysam)
Yanınızda da, içinde stil, naturel gibi Türkçe olmayan kelimelerin de bulunduğu Cebrail AS.'a ait bir yazı gezdiriyor ve bunu hemen her mesajınıza ekliyorsunuz.
Ve hiç bir mesajınızda Mehdi dediğinizin kim olduğunu, ismini, nerede yaşadığını açıklamamışsınız.
Mehdi'nin varlığından haberdar olacağız ama kimliğini bilmeyeceğiz. Bu reva mıdır?
Bu soruma cevap verebilir misiniz?
Mehdi AS, Peygamber Efendimizin varisi olacaktır. Zamanının en büyük velisidir. Ve kendisi İslam alimlerinin bildirdiği kadarıyla muhtemelen Nakşi Tarikatinden olacak. (Bkn. İmam Rabbani, Mektubat) Peygamber Efendimizin varisi, bir Mürşid-i Kamil olarak kendisi erkek olacaktır. Çünkü, kadın Peygamber gelmediği gibi, Velilerden, kadın veliler olsa da Mürşidlik yapan "kadın" olmamıştır. Olmayacaktır da. Bu husus Velilerin sözleriyle de sabittir.
Bu çelişkileri iyice araştırdınız mı?
Zemahşeri
Oct 16 2007, 11:04 PM
Faydasız ilimden Allah'a sığınırım.Her kavmin bir Nostaradamus'u olmuş elbet.
nasreddinhoca
Oct 16 2007, 11:09 PM
Cenab-ı Hakk Kuran-ı Kerim'de mealen şöyle buyurmuş: "Bir toplum nefsinde olanı değiştirmedikçe Allah o toplumun durumunu değiştirmez."
Bu Sünnetullah'tır, Allah'ın yasasıdır, bunu mehdi filan da değiştiremez...
hatta kuran öyle bir kitap ki 2006,2007,2008,,,,2099,,,,3000,,,,tirhleri ile ilgili de evrensel beyanlarda bulunuyor, yani bazı kitaplar gibi 1400 ile sınırlı filan dadeğil...
Zemahşeri
Oct 16 2007, 11:22 PM
ALINTI(nasreddinhoca @ Oct 17 2007, 12:09 AM)

Cenab-ı Hakk Kuran-ı Kerim'de mealen şöyle buyurmuş: "Bir toplum nefsinde olanı değiştirmedikçe Allah o toplumun durumunu değiştirmez."
Bu Sünnetullah'tır, Allah'ın yasasıdır, bunu mehdi filan da değiştiremez...
hatta kuran öyle bir kitap ki 2006,2007,2008,,,,2099,,,,3000,,,,tirhleri ile ilgili de evrensel beyanlarda bulunuyor, yani bazı kitaplar gibi 1400 ile sınırlı filan dadeğil...
Aman çarpılırsın dikkat et.Bu dinde kuran 'ın haricinde başka dokunulmaz kitaplar da vardır
ofaruk
Oct 17 2007, 09:52 AM
allah allah arkadaşlar bu cifr ebced insanın eline kalemi hesap makinesi alıp çözeceği bir ilim değil sonra biarkadaş demişki 2001 birde cifre göre olması lazım gelen olmamış eeeeeeeeee herşey maddi alemde olacak diye bir şey yok bazen madde kışı yaşarken mana alemine bahar gelir
telpako
Oct 17 2007, 11:58 AM
Demek ki bu insnların bir ihtiyacı belki de bir hastalığı , ezilmişliğin cziyetin verdiği bir kurarılma isteği , kurtarılmayı iseyenler sadece kölelerdir. Kendinizi kurarmayı edneyin efendi siz olun. Bediüzzaman hazretlerinin risalelerinde çok güzel şeyler var ama işte yine insanımızın hastalığı bir kişi gözünd ekutsalaştı mı asla hata yapmaz oluyor.
Böyle tarih verenlerin hepsisonunda fos çıkmıştır mesela yeova şahitleri denen grup ta bir sürü tarih veriyor bu tarihlede genelede korkutucu olaylara ilişini olur insanalrın daha fazla bağlamasını daha fazla korkmasını sağlamak için iyi bir oyun ve iyi bir rol yazık böyle şeylere inananlara yazıkbu insanlara hiç mi akıl emtiyorlar hiç mi düşünmezler bırakın tarihleri birakin bunları kendinize bakın işinize gucunuze bakın gelen gelesin giden gitsin Resullulalh'ın dediği gibi yarın ölecekmiş gibi ammelerimi zyapalım kuranı iyi okuyalım. Bizlere bundan fazlası gayb bilgisi lazım değildir. Gayb bilgisiyle amel eden istisnasız herkes helak olmuştur bunu bilmiyormusunuz.
usame
Oct 18 2007, 11:24 PM
içimizden birinin dediği adam yalancı peygamber İskenderdir herhalde. Peygamberlikten mehdiyete düştüyse yazık olmuş...
size www.mujde.diyari.com adlı siteye bakmanızı öneriyorum arkadaşlar, oradaki müjdeli ayetleri görün, ferahlayın inşaallah.
nasreddinhoca
Oct 19 2007, 12:58 AM
Mehdi türk müş!!!
Eğer öyle ise mehdilik ile ilgili tüm hadislere yazık olur!!!
tevhideçağrı
Oct 19 2007, 09:17 AM
imtihan dünyasında olaylar perdelidir kişileri imana zorlamaz.İmtihanın sırrı bozulmaz siz mehdi RESUL u görmek tanımak isteyenler onu gerçekten görmek istiyorsanız nefsinize tabii olmayı bırakıp aklınızı ve kalbinizi Allaha açıp O na sormalasınız
2 / BAKARA - 45
Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne).
(Allah'tan) sabırla ve namazla istiane (yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (namazı ile sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.
Hz. İsa geldiği zaman, onu herkesin tanıyamayacağını söyleyen Bediüzzaman, ona yakın bazı kişilerin ancak imanın nuru ile onu tanıyabileceklerini ifade etmiştir. Bu da dünya hayatının imtihanın sırrı olması itibariyle böyledir. Bazı insanların yanılarak beklediği şekilde, yani adeta gökten herkesin göreceği şekilde inerek, uçarak vb. şekilde gelişi söz konusu değildir, çünkü bu adetullaha ve imtihan sırrına aykırıdır. Bu nedenle Hz. İsa gibi yaratılışı ve hayatı mucizelerle dolu bir Peygamberi dahi insanlar tanıyamayacaklardır. Önceleri, sadece gerçek imanlı ve ihlaslı az bir kitle, onu imani çalışmalarından, halinden ve kendisini beklediklerinden dolayı tanıyacaklardır.
Bu husus Mehdi için de geçerlidir. 14 asır önce Peygamber Efendimizin (SAV), Allah'ın vahyine dayanarak bildirdiği bir şahıs olan Mehdi, hadis-i şeriflerde öylesine detaylı tarif edilmiş olmasına rağmen, aynı şekilde ona yakın çok az insan dışında uzun süre tanınmayacaktır.
Örneğin Mehdi'nin çıkacağı yer, zaman, etrafındakiler ve yapacağı işler gibi, tanınmasını oldukça belirginleştiren bilgiler hadislerde anlatılmasına rağmen, hatta fiziksel birçok belirleyici özelliğinin bildirilmesine ve kişinin tam teşhis edilebileceği gibi olmasına rağmen yine de uzun süre tanınamayacaktır.
"çok az ve küçük olması": Hz. İsa'yı tanıyacak kişiler ona tabi olan yakın bir Hristiyan grup olmakla birlikte, O'nu bekleyen Müslümanların başı olan Mehdi ve yakınları tarafından da tanınacaktır. Hz. İsa dünyaya geldiği zaman onu tanıyacak yakınları nasıl az bir topluluk olacaksa, Mehdi geldiği zaman da onu tanıyacak yakınları çok az olacaktır. Üstadın burada bu topluluğun hem fert olarak sayılarının çok az olacağı, hem de yaşadıkları ülkenin kurumsal yapılanmasının içinde çok küçük kalacaklarına dikkat çekmiştir.
"cemaat-i ruhaniye-i mücahidinin" vasıflarıyla tarif ettiği bu topluluğu Bediüzzaman, 3 önemli belirleyici özelliğiyle zikretmiştir.
"Cemaat" olmaları, Mehdi ve yardımcılarının da bir özelliği olacak. Bu onların bir tarikat olmadığını, bir şahs-ı manevi olmadığını da işaret etmesi açısından önemlidir.
"Ruhani" olduklarını da belirtirken Üstad, bu cemaatte olanların, taklidi bir imana sahip olmadıklarına ve zahiri olmadıklarına, bilakis olayların batınını görüp yaşayabilen Batıni bir cemaat olduklarına da işaret etmiştir.
"mücahidin" ifadesi de o cemaatin belki de en belirgin özelliği olan cihat yani tebliğ cemaati olduklarını göstermektedir.
Hz. İsa Hz. Mehdi'ye Tabi Olur.
"Şahs-ı İsa Aleyhisselam'ın kılıncı ile maktül olan şahs-ı Deccal'ın teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk ve dinsizliğin azametli heykeli ve şahs-ı manevisini mahvedecek ancak İsevi ruhanileridir ki; o ruhaniler din-i İsevi'nin hakikatını hakikat-ı İslamiye ile meczederek o kuvvetle onu dağıtacak, mânen öldürecek. Hattâ, "Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir, Hz. Mehdi'ye namazda iktida eder, tâbi olur." diye rivâyeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kurâniye'nin matbuiyetine ve hakimiyetine işaret eder." (Şualar, 493)
"din-i İsevi'nin hakikatını hakikat-ı İslamiye ile meczederek": Hz. İsa'nın tekrar dünyaya döndüğünde tabi olacağı Allah'ın hükümlerini içeren kitap Kuran olduğundan, Hz. İsa bozulmuş Hristiyanlığın gerçeğini ortaya çıkararak, İslam'ın gerçekleriyle birleştirecek.
"o kuvvetle onu dağıtacak, mânen öldürecek": Hristiyanlığın Hz. İsa'ya vahyolduğu şekli İslamiyet ile birleşerek geniş anlamda güç bulunca, İslam dünyasının dışında kalan ve Hristiyanlığın yaygın olduğu bölgelerde hakim ideoloji olan materyalizmi fikren mağlup edecekler ve materyalizmin insanların üzerindeki etkisini dağıtacaklar.
"hakikat-ı Kurâniye'nin matbuiyetine ve hakimiyetine": İki dinin birleşmesinin İslamiyet üzerine olacağını hadislerle izah eden Bediüzzaman, Kuran'ın tabi olunan kitap olacağını, onun hükümlerinin geçerli ve hakim olacağını bildirmiştir. Böylesine büyük gelişmeler Üstad'ın döneminde de, henüz de yaşanmamıştır.
Peygamber Efendimizin (SAV) hadislerinde işaret edilen alametlerin gerçekleşiyor olması, Bediüzzaman'ın izahlarında gözüktüğü gibi hicri 14. asırda, yani içinde bulunduğumuz yüzyılda, Hz. Mehdi'nin önderliğinde İslam'ın dünyaya hakim olacağını göstermektedir.
President
Oct 19 2007, 11:38 AM
Mehdinin şahsında yoğunlaşmak yerine Mehdi Hareketine yoğunlaşmak daha isabetli davranış olacaktır. Her insanın kabiliyet ve kapasitesi Mehdiyi anlamaya yetmeyebilecektir. Kuranın işari ayetleri, Rasulullahın müjdeli hadisleri, islam alim ve mütefekkirlerinin bütün yol göstermeleri Mehdi hareketinin İran İslam Devrimi olduğunu gösteriyor. Mehdi ise bu hareketin içindedir ama kimdir Allahu Alem.
Maide 54, Cuma 3 ayetleri, süreyya ve selman hadisi, Mehdinin Rasulullahın Ehli BEYTİNDEN olması, İran İslam Devriminin liderlerinin Nesli Nebi olması, Üstad Bediüzzamanın şark tarafından bir nuruh zuhur edeceği müjdesi inanan kalpler için yeterli delil olabilir.
Tabi maksat yana yatmaksa, bunu yahudiler ve hristiyanlar müslüman olmamakla yeterince yapıyorlar ve kendilerini hak müslümanları batılda biliyorlar. Bu öyle bilmekle hissetmekle olacak şeyler değildir.
Üstelik Muhyiddini Arabi k.s. Hazreti Mehdiye ilk karşı çıkacakların ulema olacağı ve çok miktarda olacağını haber vermiştir. 70 bin gibi.
İran İslam Cumhuriyetinin İslam Şeriatini uygulaması, ona bütün zalim kafirlerin, münafıkların, münkirlerin, mülhidlerin, siyonistlerin, büyük günah işleyen serkeşlerin ve ahmakların düşmanlığı bu hareketin MEHDİ HAREKETİ OLDUĞUNU açıkça gösteriyor.
Ayrıca dünya müslümanlarının islami çalışmalarına yardımları, MESCİDİ aKSAYI KURTARMA ÇALIŞMALARI, Filistinli mücahidleri her yönden maddi manevi desteklemeleri, Hizbullahı her yönden desteklemeleri Mehdi hareketi olduğuna güzel deliller teşkil etmektedir.
tevhideçağrı
Oct 19 2007, 01:01 PM
Mehdi RESUL Hilafet Merkezinin Bulunduğu Yerden Çıkacaktır.
Ahir zaman hakkındaki rivayetlerin merkez noktasını Mehdiyet teşkil eder. Ahir zamandaki önemli olayların çoğu Mehdiyet etrafında gelişir. Ancak bu olayların yerleri hakkında farklı farklı rivayetler mevcuttur. Bediüzzaman bu konuya şu şekilde açıklık getirmiştir:
"Şimdi, Hz.Mehdi gibi eşhasın hakkındaki rivayatın ihtilafatı ve sırrı şudur ki: Ehadisi tefsir edenler, metn-i ehadisi tefsirlerine ve istinbatlarına tatbik etmişler. Mesela: Merkez-i saltanat o vakit Şam'da veya Medine'de olduğundan, vukuat-ı Hz. Mehdiyye veya Süfyaniyye'yi merkez-i saltanat civarında olan Basra, Kufe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler." (Sözler, 359)
Bir başka yerde de Üstad konuyu şöyle izah etmiştir:
"Merkez-i Hilafet eski zamanda Irak'da, Şam'da ve Medine'de bulunduğundan raviler kendi içtihatlarıyla daimi öyle kalacak gibi mana verip, "Merkez-i Hilafet-i İslamiye" yakınlarında tasvir etmişler, Halep ve Şam demişler. Hadisin mücmel haberlerini kendi içtihatlarıyla tavsil etmişler." (Şualar, 492)
Yani, Bediüzzaman'ın üstteki ifadelerinden de anlaşıldığı gibi, ahir zaman hadislerini aktaran alimler, ahir zaman olaylarını kendi dönemlerindeki hilafet merkezlerini esas alarak aktarmışlardır.
Mehdiyet olayının gerçekleşeceği yer olarak, her alim kendi zamanının Hilafet Merkezi olan Irak, Şam, Kufe, Medine gibi şehirleri belirtmiştir. Ravilerin bu içtihatları da zamanla rivayetlere katılarak günümüze ulaşmıştır.
Ancak, ahir zaman olaylarının vuku bulduğu yerle ilgili rivayetlerin ortak noktası, bu olayların Hilafet Merkezi'nde gerçekleştiğidir.
Bediüzzaman da bu sonuca varmıştır. Bilindiği gibi, son hilafet merkezi "İstanbul"dur. Halifelik bu yüzyılın başlarında resmi olarak kaldırılmıştır ve o günden bu yana dünya üzerinde başka hiçbir yere de taşınmamıştır. Peygamberimizin iki sancağı, kılıcı ve gömleği ile diğer mukaddes emanetler İstanbul'dadır. Sonuç olarak, halen bu manevi ünvanı koruyan tek şehir İstanbul'dur.
saidlock
Oct 20 2007, 03:42 PM
Evvelen; Sur diye yaza yaza her tarafı kopyala-yapıştırla boyayan, bayan mehdi sahibi cidden ahiretini düşünüyorsa kendisine musallat olan cin'den kurtulmaya baksın. kendisi apaçık ayrı gitmektedir.
Saniyen; Mehdinin yapacağı hizmet bir şahsın hayatına sığmayacak çaptadır. Hadislere dikkat edin kaç tabakada hizmet eda edecektir.
Salisen; Şu an da memleketimizde İslamı yaşamağa engel yoktur, sünnet namazları eda edebilirsiniz, hal böyle olunca İmam mehdi'nin ister mücahidleri deyin, ister cemaati, ister talebeleri deyin arasına girebilirsiniz, fırsat vardır kaçırmayın. Garbtada şarkta da olsa girersiniz. Ama yaşama değil yaşatma azmiyle donanmış olmanız lazım, bu devirde düz müslümanlık hedefleyen O atmosfer olmadığı için bizim düz müslümanlık dediğimiz seviyeyi tutturamaz.. Kaldı ki düz müslümanlık aslen o dur yani sünnetleri ihya etmek.
Ek olarak 1- Siz bir inşaat işçisine gündelik 50ytl yevmiye verirsiniz, sınırdaki bir askere yevmiye belkide 200-250ytldir (muhalfarz) ama bir okyanus ortasında petrol kuyusunda çalışanın yevmiyesi gündelik 700-1000ytl olabilirki bu kişiler senelerce aile görmemesi kontratlarında yazar, aynen öylede imam mehdiyi mehdi yapacak şartların zor olaması lazım, öyle bir kale olurda zirvesine bir bayrak dikmek değildir vazifesi, belki tuğla tuğla bu kalenin sütunlarını çıkmak belki de sadece pencereleri kapıları takmayı cemaatine bırakmak. Zor şartların mükafatı hayale gelmeyecek çapta olur. Hele bu şartlarda başkalarının imanını takviye eder ise... Ki İmam mehdi O'dur.
Ek 2- Rasulüllah imam mehdi ile kıyaslanamayacak büyüklüktedir ama ashabı onun hakiki büyüklüğünü efendimizin as. arkasından kavrayamadıkları için hemen hicri birinci asırda gaileler islamın içine nüfuz etmiştir. Aynen öylede İmam Mehdi üzerine yoğunlaşmadikça tekrar tekrar kendisine bakmadıkça, hatta diyebilirim ki kendisini kutup yıldızınız yapmadıkça büyükliği kavranamayacaktır. Bu tüm müceddidler için geçerlidir. Bir İmam Rabbaniye olan UMUMİ teveccüh kendisinden yıllar sonra vücuda gelmiştir.
(DEVAM EDECEM - bir iki satır daha var)
saidlock
Oct 20 2007, 06:30 PM
***Mesajıma düzeltme eklemelerle devam***
Salisen; Şu an da memleketimizde İslamı yaşamağa engel yoktur, sünnet namazları eda edebilirsiniz, hal böyle olunca İmam mehdi'nin ister mücahidleri deyin, ister cemaati, ister talebeleri deyin arasına girebilirsiniz, fırsat vardır kaçırmayın. Garbtada şarkta da olsa girersiniz. Ama yaşama değil yaşatma azmiyle donanmış olmanız lazım, bu devirde düz müslümanlık hedefleyen O atmosfer olmadığı için bizim düz müslümanlık dediğimiz seviyeyi tutturamaz.. Kaldı ki düz müslümanlık aslen o dur yani sünnetleri ihya etmek.
Ek olarak 1- Siz bir inşaat işçisine gündelik 50ytl yevmiye verirsiniz, sınırdaki bir askere yevmiye belkide 200-250ytldir (muhalfarz) ama bir okyanus ortasında petrol kuyusunda çalışanın yevmiyesi gündelik 700-1000ytl olabilirki bu kişiler senelerce aile görmemesi kontratlarında yazar, aynen öylede imam mehdiyi mehdi yapacak şartların zor olması lazım, Muhalfarz bir kale olupda zirvesine bir bayrak dikmek değildir Onun vazifesi... Belki tuğla tuğla bu kalenin sütunlarını çıkmak belki de sadece pencereleri kapıları takmayı cemaatine bırakmak. Zor şartların mükafatı hayale gelmeyecek çapta olur. Hele bu şartlarda başkalarının imanını takviye eder ise... Bir kale çapında azim bir gayreti veya peygamber mesleğini imanı geniş kitlelere ulaştırırsa ki İmam mehdi O'dur. Çok insanlar O'na şikran dolu olacak ama O tevazu edecek kendisini öne sürmeyecek.
Ek 2- Rasülullah imam mehdi ile kıyaslanamayacak büyüklüktedir ama ashabı onun hakiki büyüklüğünü efendimizin as. arkasından kavrayamadıkları için hemen hicri birinci asırda gaileler islamın içine nüfuz etmiştir. Efendimizin hakiki büyüklüğünü Ehl-i beyt kavramış, müdafaa etmiş ve yerine ikame -yerli yerine oturtmuştur- etmiştir. Aynen öylede İmam Mehdi üzerine yoğunlaşmadikça tekrar tekrar kendisine bakmadıkça, hatta diyebilirim ki kendisini kutup yıldızınız yapmadıkça büyüklüğü kavranamayacaktır. İmam mehdi gelir geçer, peygamber olmaması hasebi ile kendisini öne dahi sürmez, ben iddiasında bulunmaz, geçer giderde geniş kitleler ancak bir ehl-i beyt yardımı ile onu kavrar, onun hizmet ettiği daireyi görür ve sever. Bu tüm müceddidler için geçerlidir. Bir İmam Rabbaniye olan UMUMİ teveccüh kendisinden yıllar sonra vücuda gelmiştir.
Ek 3 - Tarihlere bakıp oyalanılır. Leyle-i Kadir gelir geçer, düzünden en azimlisine herkes O geceyi ihya edeceğim der. Bunu hepsi der, ama her gecede nafilesi olana nasib olur, nefeslerimiz sayılı, saniyenin her bir tikinde biz ömrümüzden bir saniye sermaye kaybediyoruz. Bir misal vereyim, Yasin sure-i celilesini okumak için yaklaşık 10 dakikaya ihtiyacınız vardır, ama bardaktan suyu midenize boşaltırcasına içen sudan lezzet alamadığı gibi bazısı ruhuna hitab eden Yasin'den nasipsiz veya çok az nasip elde eder Onu 5 dakikada okuma maharetiyle. Yine de demem o ki kim günde/günlük 10 yasin okumayı adet edinmiştir? Tamam Kur'an dan hizbiniz var diyelim, bir cüz. Kaç senedir bu böyle bir cüz Allah aşkına? Kur'an ı Kerim mi size ağır geldi? Yoksa sizde tamam bu bana yeter mi dediniz? O bir cüz 3 cüz ya da bir 5 cüz olmalı değilmiydi? Neden bir haftada hatim indirilmez? Oysaki başlarda kendimizi vere vere, sindire sindire okusaydık ayetler hemen hemen ezberimizde olur, her defasında daha bir seri daha bir hızlı okurduk. (Aslında ona akıcı-takılmadan okuma denir, diğer manada üstteki su misalinde olduğu gibi geriye bir bereket kalmaz)
Bir cümle ile: adamın biri hergün ipliği iğneye fırlatmış seneler sonra ipliği iğne deliğinden geçirmeye hünerli olmuş ya biz?
Uzun cümle ile : Hergün namazı kılıyoruz. Hangimiz namazda [sık sık belki 5 vakitte yakalamak zordur ama] çatlarcasına sanki kıyamet kopmuş, azim gezegenler stadyumda oturan seyirciler gibi etrafımıza dizilmiş, bir şehir kalabalığı değil evvelden ahire yaratılmış cümle cin ve insanların ötesinde Allah'ın s.t. Ayet-i Kübra'sı (hani gözlerimiz bu dünyaya kapanıp ahirete açılır açılmaz göreceğimiz O en büyük delil, ayet Ayet'ül Kübra) ayan beyan sanki bize sessizce içimizi kemirircesine sorarak ömrünü, nerede, nasıl, ne için harcadın der gibi ; şahsen ben korkmalar içerisinde ya uzayda o küçücük gemiden kopar da uzayın derinliklerine doğru kayar kaybolursak korkusu vardır, hah aynen onun gibi az evvel bahsettiğim bu mahşeri kalabalığın içerisinde ayağımızı basacak yer olmadan asılı, onca kalabalık içerisinde heryer ses dolu, çığlık çığırtkanlık kulakları sağır edercesine, bunca kaybolmanın içerisinde Allah'a biz kendi sesimizi nasıl duyururuz edası ile, namazımızı kılıyor, O mahşeri korkuyu bugün namazımıza taşıyoruz? Namazınızı huşu ile ihsan şuuru ilen KILIN! -emirdir bu- denmiyor mu? İhsan şuuru ise Allah bizi görüyormuş gibi -bize izafeten, herhalükarda bizi görüyor- denmiyor mu tanımlarken. Bu misaldir, başka tarzda misalde verilebilir, eleştirilebilir de ama ifade ettiği bir nokta vardır ki namazımızı o veya ona benzer eda ile kılabilseydik Türkiye'de bir evliya ordusu var derlerdi, çoklarına evliyalığın ilk mertebesi olan kabirlerin keşfi çoktan geçilmiş, seyrü sülukta ilerleyen evliyalar dolu olurdu.
Duymadınız mı? Bir zaferde ganimet o gazaya iştirak edenlere paylaştırılır. Yani zafer halka, umumiyete verilir. Mağlubiyetler kumandanlara nisbedilir. Onun için siz hiç 10-20 yıl sonra bir başbakan çıkıp, ismi Muhammed, baba ismi Abdullah tuttu diye Ona Mehdi demeyesiniz? Bunca senelerdir Türkiye ve Dünyada milyonlarca insanların gayretini ona vermeyesiniz? Bu şirke kapı açar. İlk cümledeki kaide O sebepten, şirke kapıyı sıkı sıkı kapatmak içindir.
Mehdi mevzuunda zikrederim. Bize yol gösteren Kur'an. Ayetlerle Firavunun sarayında bir telaşe kopar, görülen rüyanın tabirinde o sene doğan bir erkek çocuk firavunun idaresini yerle bir edecektir. Firavun emir verir derhal tüm erkek bebekler öldürülsün. Şimdilerde mehdiye durmuş islam aleminin yahudiler bilmezmi? Hele hele tarihler, isim, baba ismi elde iken, dahası şimdilerde bilgisayarlar data bankaları havalarda uçuşurken, bir data bankası havuzu oluşturmak bir formason, mossadlara vs vslere çok kolayken, bunlar bu tanımdaki her ihtimale adam takmazlar mı? Efendimize dahi bunlar haince beklemiş ve efendimiz a.s. çıkınca yalanlamaya kalkmışlardır. Şimdi ise bir oldu bittiye getirip öldirtmezler mi? Nerede islamın stratejisi? İşte, ondandır ki hadislerde zikredilen İmam mehdiye ait tanımlar işari, mecazi, müteşabih çeşitlerindendir. Bazı tanımlar geçmiş imamlara uyduğu gibi, bazıları hakikaten ahirzaman İmamına aittir.
Şimdi kapayın gözünüzü, bakın bir genel hadiselere, acaba İslam bir düşüştemi ki siz üç beş sene sonrasına nasarâ'nın mağlubiyetinden söz etmeye hazırlanırsınız. İslam alemi düşüş grafiğinden çıkalı çok oldu. Düşüşü durdurup yükselmeyi başlatma faslı bitti. Şimdiler yükselme çizgisinde. Zirve demedim. Hadiseler dünya çapında olunca tıpkı osmanlıda olduğu gibi kuruluşundan zirveyi tutmasına 200-300 yıl geçmiş, bizim zirveyi tutmamızı başlatacak yükselme onlu küsur yıllar evvel başlamıştır. Bundan maksadım 100 yıldan biraz eksik zaman önce başlamıştır. Bu zamandan sonra bir düşüş yok olan ancak bu forumlarda da zikredildiği gibi, risalelerden alıntı bin beşyüz küsurlara kadar zirveyi idrak etme ve bir durma olabilir. İmam mehdinin arkasında yer almak ihlas samimiyet ister, günlük 20 rekaat ise vecibemiz bunu 200 rekaate tamamlayıp "efelâ abden şekura" ufkunu yakalayanlardan bir cemaat ister.
Dünya dünya olarak kalacaktır. Daima acıkacağız, hasta olacağız, İmam Mehdi r.a. İslamı bir kere daha dünyanın tatmasına vesile olacak mübarek zattır. Ona s.a. diyene de şaşarım. Peygamber değilki böylesine yanılasın? Yahudi misin nasaramısın ki peygambervari birisi bekleyesin ve İmam Mehdi r.a.'a (s.a.) diyesin?
1800 yılların sonlarına doğru bir evliyadan nakledilir "bundan gayri müceddid yoktur, gelen mehdi-müceddid ola İslam ferah bula" der. Bu, O evliya'nın gaybi aldığı haberi nazım tarzında rivayetidir. Ben nazmı ifade ederken cümleler aynen olmadı, ama o haber veren evliya benim beldemden çıktı, köküne zakkum suyu dökülesi Mihr pisliği de -yanlış bilmiyorsam- yine benim beldemden çıktı.
İmam Mehdi hakkındaki ekser hadisler nasıl denirdi? Mecazi tabiri doğru olacak. İmam Mehdi'nin yapması gerekenleri tekrar tekrar tartıya koyun, Uluorta isim söylemeye gerek yok, çünki hem Deccal, hem Mehdi başlığı etrafında çok fitneler olur. Ayrıca İmam Mehdi kimseyi tutup cennete koymaz, herkes kendi ameli ile gidecek, "demişler dede himmet, demiş ki oğul gayret" İmam Mehdi imanınızı neye teksif etmeniz gerekiyor ise size rehber olacak, ne cebrailden haber getirecek ne de benim demem ile sizin kendisinden soğumanıza sebep olacak.
*********
"Türktürk bayandır "diyen zevat bak buraya ben senin meh.dinin ismini yazıyorum: Mustafa Topaloğlu, güle güle kullan. "Tövbe tövbe." Hayret yönetim seni hala buralarda tutuyor. İhtimal ders alırsın hikmetine binaen olsa gerek.
***********
tevhideçağrı
Oct 21 2007, 07:08 PM
Her Yüz Senede Bir Müceddid Gönderilir.
"Ashâb-ı Kütüb-i Sitte'den İmam-ı Hâkim'in "Müstedrek"inde ve Ebu Dâvud'un "Kitab-ı Sünen"inde, Beyhaki "Şuab-ı İman"da tahriç buyurdular: "Her yüz senede bir, Cenab-ı Hak bir müceddid-i din gönderiyor..." hadis-i şerifine mazhar ve mâsadak ve müzhir-i tam olan Mevlâna eş şehir kutbü'l ârifin, gavsü'l vâsilin, varis-i Muhammedi, kâmilü't tarikatü'l âliyye ve-l müceddidiyye Halidi Zülcenaheyn Kuddise sirruhu..." (Barla Lahikası, 119)
Her yüzyıl başında bir müceddid (dini canlandıran, yenileyen) gönderileceğini Resulullah (SAV) Efendimiz hadisleriyle müjdelemektedir. Hicri 1400 senesinde (1979-1980) yani 14. asrın başında da hadisin haber verdiği gibi bir müceddidin gönderilmesi gerekmektedir. Bu da hadislerin ve alimlerin izahlarına göre, İslam aleminin 1400 senedir beklediği Mehdi'dir.
Mevlana Halid 12. Yüzyılın Müceddididir.
Baştaki hadis-i şerifin "her yüz sene başında dini tecdid edecek bir müceddidi gönderiyor" müjdesinin ihbarına muvâzi olarak Hazret-i Mevlana Halid, -ekser ehl i hakikatin tasdikiyle-1200 senesinin yani on ikinci asrın müceddididir. (Barla Lahikası, 120)
Risale-i Nurlar'ın Müellifi 13. Yüzyılın Müceddididir.
"Madem tam yüz sene sonra, aynen dört cihette tevafuk ederek Risale-i Nur eczaları aynı vazifeyi görmüş... Kanaat verir ki-nass ı hadis ile-Risale-i Nur tecdid i din hususunda bir müceddid hükmündedir." (Barla Lahikası, 121)
Üstad hicri 1200 yılında Mevlana Halid'in müceddid olduğunu, yüz sene sonra Risale-i Nur'un aynı vazifeyi yaptığını belirtmiş. Dolayısıyla bir yüz yıl sonraki müceddidin, yani 1400'lü yıllarda Mehdi'nin geleceğini anlıyoruz.
Hz. Mehdi de Müceddiddir.
"Cenab-ı Hakk; kemal-i rahmetinden, şeriat-ı İslamiyetin edebiyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muhlis veya bir müceddid veya bir halife-i zişan veya bir kutb-u a'zam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi Mehdi hükmünde mübarek zatları göndermiş; fesadı izale edip milleti ıslah etmiş; Din-i Ahmediyi (ASM) muhafaza etmiş... Kadir-i Zülcelal Hz. Mehdi ile de, alem-i İslam'ın zulümatını dağıtabilir. Ve vaadetmiştir, vaadini elbette yapacaktır. Kudret-i İlahiye noktasında gayet kolaydır. Eğer daire-i esbab ve hikmet-i Rabbaniye noktasında düşünülse, yine o kadar makul ve vukua layıktır ki; Eğer muhbir-i Sadık'tan rivayet olmazsa dahi, herhalde öyle olmak lazım gelir. Ve olacaktır diye ehl-i tefekkür hükmeder." (Mektubat, 411-412)
En büyük bir müçtehid: İhtiyaç hasıl olduğunda ayetlerden hüküm çıkaran büyük İslam alimi ve önderi.
Hem en büyük bir müceddid: Dini hakikatleri devrin ihtiyaçlarına göre izah etmek üzere gönderilen büyük alim ve Peygamberimizin (SAV) varisi olan zat.
Hem Hakim: Haklı ve haksızı ayırıp adalet üzere hükmeden, devleti idare eden.
Hem Mehdi: Hidayete vesile olan.
Hem Mürşid: Doğru yolu gösteren, gafletten uyandıran.
Hem Kutb-u azam: Müslümanların kendisine bağlandığı, zamanın en büyük yol göstericisi
O Zat ehl-i Beyt-i Nebevi'den: Peygamberimizin (SAV) soyundan olacaktır.
Bediüzzaman, ahir zamanın en büyük karışıklığı zamanında Peygamber Efendimizin (SAV) soyundan, karışıklığı dağıtacak tek bir şahsın, nurani bir şahsın İslam alemindeki karanlığı dağıtacağını bildiriyor ve bunun kıştan sonra baharın gelmesi gibi adetullaha uygun olduğunu belirtiyor.
"Hz. Mehdi ile de alem-i İslam'ın zulümatını dağıtabilir.": Mehdi İslam Dünyası'nın üzerindeki zulmü kaldıracaktır. Üstad döneminde bu zulüm devam etmekteydi; komünizm dahi yıkılmamış durumdaydı. Ki Müslümanlara yapılan bu zulüm tüm dünyanın gözleri önünde cereyan etmekteydi. Çok yakın tarihe kadar, işte Bosna'da kıyılan Müslüman canları, Keşmir'de aynı zulüm, Endonezya'da, Çeçenistan'da, Filistin'de kararan hayatlar ve daha birçok yerde Müslümanların en temel haklarının bile elinden alındığı İslam aleminin üzerindeki karanlık... Henüz içinde bulunduğumuz şu dönemlerde Müslümanlar için ümit ışıkları daha yeni yeni yanmaya başlamış durumdadır. Bunu tam olarak aydınlatacak zatın ise Mehdi olacağını Üstad bu şekilde belirtmiştir.
Ayrıca, Üstad Mehdi'nin en büyük müceddid olduğunu söyleyerek onun tüm mezheplerin üstünde olacağını ifade etmiştir. Bediüzzaman ise bilindiği gibi Şafi mezhebindendi.
Üstad Mehdi için "en büyük müceddid ve en büyük müçtehid" sıfatlarını kullanmaktadır.
"müceddit" bilindiği gibi,dini hakikatleri devrin ihtiyaçlarına göre izah eden,"müçtehid" de ihtiyaç hasıl olduğunda ayetlerden hüküm çıkaran büyük İslam alimi ve önderidir. Bu vasıfta ki büyük zatlar, İslam toplumlarına örnek olmuş, yol göstermiş, zamanın kutbu olmuş önderlerdir. Bu önderlerden kimi içtihat etme ve hüküm verme vasıflarından dolayı "mezhep önderleri" olmuşlardır; Müslümanlarda onlara uymuşlardır.
İmam Hanefi, İmam Şafi, İmam Hanbeli, İmam Maliki bu önderlerden olup 4 mezhebin kurucularıdır. Bütün ehli sünnet onların verdiği hükümlerle amel eder. Bediüzzaman.bu "müçtehid ve müceddit"lerin en büyüklerinin ise Hz.Mehdi olacağını ifade etmiştir. Bu da Mehdinin içtihat etme ve hüküm vermeye en selahiyetli kişi olarak, kendisinin de bir "mezhep sahibi" olacağını göstermektedir. Zamanında herkesin ona uyacağının bildirilmiş olması da bunu doğrulamaktadır. Bediüzzaman Said Nursi bilindiği üzere Şafi Mezhebindendir. Bir mezhep sahibi değildir ve bir başka mezhep kurucusuna tabi olmuştur. Mehdi ise kendi mezhebinin sahibi olacaktır.
Bediüzzaman, Mehdi için "Hakim" sıfatını da kullanmaktadır. Hakim, haklı ve haksızı ayırıp adalet üzere hükmeden, devleti idare eden anlamındadır. Mehdi, üstadın da ifade ettiği gibi hakim olacaktır; yani hükmeden ve adaleti sağlayan mekanizmanın başı olacaktır. Said Nursi, hayatının 28 yılını mahkum olarak büyük fedakarlıklarla geçirmiş, ancak hakim konumda olmamıştır.
Hz. Mehdi 14. Yüzyılın Müceddididir.
"Şimdi İslamlar içinde Nur-u Kuran'a muhalif haletlerin ekserisi o su-i kasdların ve Sevr Muahedesi gibi gaddarane muahedelerin vahim neticeleridir. Eğer şeddeli (mim) dahi şeddeli "lamlar" gibi bir sayılsa, o vakit bin ikiyüz seksendört eder. O tarihe Avrupa kafirleri devlet-i İslamiye'nin nurunu söndürmeğe niyet ederek on sene sonra Rusları tahrik edip Rus'un doksanüç muharebe-i meş'umesiyle alem-i İslam'ın parlak nuruna muvakkat bir bulut perde ettiler. Fakat bunda Resail-in-Nur şakirdleri yerine Mevlana Halid'in (KS) şakirdleri o bulut zulümatını dağıttıklarından bu ayet bu cihette onların başlarına remzen parmak basıyor.
Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli "lamlar" ve (mim) ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi'nin şakirdleri olabilir." (Birinci Şua, 85)
Bediüzzaman, yukarıda bahsettiğimiz, İslam aleminin üzerindeki zulüm ortamının kendisinden "bir asır sonra" ancak Mehdi ile dağıtılacağını söylemiştir. Üstad açık bir tarih vermiştir. Kendisinden bir sonraki yüzyılda Mehdi'nin talebeleriyle birlikte yapacağı çalışmalarla, Müslümanlar büyük sıkıntılardan kurtulup feraha kavuşacaklardır.
Burada "Mehdi'nin Şakirdleri" tabiri, tevile açık olmamakla birlikte, Mehdi'nin daha önce gelip de, kendisinden yüz yıl sonraki talebelerinin başarıya ulaşacağı şeklinde bir zan, Mehdi'yi takdir edememiş olmanın yanında mantıksızdır da. Mehdi gibi en büyük bir müceddidin, bir kutbun, bir mürşidin yapamadığını(!), yüzyıl sonraki talebelerinin yapacağını düşünmek, mantık, akıl ve adetullah dışıdır. Allah başarıyı ve zaferi yani karanlığı dağıtmayı Mehdi'ye nasip edecektir. O zat onun için Mehdidir.
Hz. Mehdi Kendinden Önceki Müceddidlerden Farklıdır.
"Gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat herbiri üç vazifeden birisini bir cihette yapması itibariyle, ahir zamanın Büyük Mehdi ünvanını alamamışlar." (Emirdağ Lahikası, 260)
Mehdi'nin Büyük Mehdi ünvanı alması Allah'ın izniyle ancak üç vazifeyi yapmasıyla anlaşılır. Bu üç vazifeyi, Mevlana Halid ve Üstad yapmamıştır. Bu üç vazifeden ancak birisini yerine getirmişlerdir. O da "herbiri üç vazifeden birisini bir cihette yapması" şeklindedir. Yani iman hakikatlerini yayma görevini de ancak bir yönüyle yapabilmişlerdir. Demek ki Mehdi iman hakikatlerini anlatmayı ve imanı yaymayı da çok kapsamlı bir şekilde yapacaktır. Şimdiye kadar benzeri görülmemiş şekilde ve güçte olacaktır, ki bu, kitleleri imana getirecek, batıl cephesinin o güne kadarki hakimiyetini de sona erdirecektir. Bediüzzaman'ın bu 'bir yönüyle' izahı, yani bir alimin veya müceddidin üç vazifeden birini bir yönüyle yapmasının, onun Mehdi olduğunu göstermeyeceğini izah etmektedir. Üç vazifenin de icra edilmesi Üstad'ın da belirttiği gibi kendisinden bir sonra gelecek olan büyük Mehdi vesilesiyledir.
"Ayrıca hem iki Deccal'in sıfatları ve halleri ayrı ayrı olduğu halde, mutlak gelen rivayetlerde iltibas oluyor, biri öteki zannedilir. Hem "büyük Mehdi"nin halleri sabık Mehdilere işaret eden rivayetlere mutabık çıkmıyor, hadis-i müteşabih hükmüne geçer." (Şualar 582)
Hadislerin anlatımında deccallerin icraatlarının birbirlerine benzediğini anlatan Üstad, birisinin diğeri zannedilebildiğini söylüyor. Her deccalin faaliyetleri birbirine yakın. Ancak aynı hadislerde, Büyük Mehdi'nin yaptıklarının, diğer Mehdi'lerden, -ki buradaki 'Mehdi'lerden' kelimesi 'müceddidlerden' anlamında kullanılmıştır- çok farklı olduğunu belirtiyor Bediüzzaman.
"Hem bu üç vezaifi birden bir şahısda, yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi pek uzak, adeta kabil görülmüyor. Ahir zamanda Al-i Beyt-i Nebevi'nin (ASM) cemaati-i nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdi'de ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima edebilir." (Kastamonu Lahikası, 139 ve Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 156)
Bu üç vazifenin aynı anda icra edilmesi Mehdi ve cemaatine mahsustur.
"bu zamanda" ifadesi ile Üstad kendi yaşadığı dönemde Mehdi'nin üç vazifesini birden ifa edebilecek bir şahıs ve bir cemaat görülmediğini ifade etmiştir.
"Rivayetlerde, ahir zamanın alametlerinden olan ve al-i beyt-i nebeviden Hazret-i Mehdi'nin hakkında ayrı ayrı haberler var. Hatta bir kısım ehl-i ilim ve ehl-i velayet, eskide onun çıkmasına hükmetmişler.
Allahu a'lem bissevab, bu ayrı ayrı rivayetlerin bir te'vili şudur ki: Büyük Mehdi'nin çok vazifeleri var. Ve siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde, cihad alemindeki çok dairelerde icraatları olduğu gibi, her bir asır me'yusiyet vaktinde, kuvve-i maneviyesini te'yid edecek bir nevi Mehdi'ye veyahud Mehdi'nin onların imdadına o vakitte gelmek ihtimaline muhtaç olduğundan; rahmet-i İlahiyye ile her devirde belki her asırda bir nevi Mehdi al-i beyt-ten çıkmış, ceddinin şeriatını muhafaza ve sünnetini ihya etmiş. Mesela: Nakşibend ve aktab-ı erbaa ve on iki imam gibi büyük Mehdi'nin bir kısım vazifelerini icra eden zatlar dahi, Mehdi hakkında gelen rivayetlerde, medar-i nazar Muhammed Aleyhissalatü Vesselam olduğundan rivayetler ihtilaf ederek, bir kısım ehl-i hakikat demiş: "Eskide çıkmış." Her ne ise...
Evet yüzer kudsi kahramanları yetiştiren ve binler manevi kumandanları ümmetin başına geçiren ve hakikat-i Kur'aniyenin mayası ile ve imanın nuriyle ve İslamiyetin şerefiyle beslenen, tekemmül eden a-li beyt, elbette ahirzamanda şeriat-i Muhammediyeyi ve hakikat-i Furkaniyeyi ve sünnet-i Ahmediyeyi (ASM) ihya ile, ilan ve icra ile, başkumandanları olan "Büyük Mehdi" nin kemal-i adaletini ve hakkaniyetini dünyaya göstermeleri gayet makul olmakla beraber, gayet lazım ve zaruri ve hayat-i içtimaiye-i insaniyedeki düsturların muktezasıdır..." (Şualar, 456)
Şeriat-ı Muhammediyye: Peygamber Efendimizin şeriatı, halifelik
Şeriat: Kur'an-ı Kerim'in tarif ettiği ve bildirdiği yol
Hakikat-ı Furkaniye: Kur'an-ı Kerim'in esası ve mahiyeti
Sünnet-i Ahmediyyeyi: Peygamberimiz (SAV)
İhya: Yeniden canlandırma
İlan: Herkese duyurma
İcra: Tatbik etme.
Bediüzzaman, her asırda Müslümanların ümitsizlik içine düştükleri sırada, manevi kuvvetlerini desteklemek, şevklerini ve mücahede güçlerini arttırmak için bir nevi Mehdi manasında (müceddid) gönderildiğini ve bu şahısların, ahir zamanda gelmesi beklenen Büyük Mehdi'nin vazifelerinden sadece bir kısmını bir yönüyle yaptıklarını belirtiyor.
Ahir zamanda beklenen Büyük Mehdi'nin de çıktığı zaman Peygamber Efendimizin dönemindeki İslam'ın gerçek yaşantısını halife olarak tatbik edeceğini, Kur'an-ı Kerim'in, imanın esasını tebliğ edip ümmetin imanını güçlendireceğini, bunları bütün dünyaya açıkça göstereceğini ve herkese duyuracağını bildiriyor.
Hz. Mehdi Hristiyan Alemiyle İttifak Edecektir.
O zatın üçüncü vazifesi, Hilafet-i İslamiye'yi İttihad-ı İslam'a bina ederek, İsevi ruhanileriyle ittifak edip din-i İslam'a hizmet etmektir. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 9)
"İsevi ruhanileriyle ittifak edip": Büyük Mehdi'nin 3. vazifesi olan Hristiyan önderlerle ittifak etmesi ve bu vesilesiyle İslam'a hizmet etmesi Üstad'ın yaşadığı dönemde oluşmamıştır.
Üstad, dikkat edilirse Hristiyan tabirini kullanmamakta ve "İsevi" demektedir. Çünkü Mehdi'nin ittifak yapacağı ruhaniler, muhtemelen şu andaki Hristiyanlardan farklı olacak. Üçleme yaparak, bu şekilde şirk koşanlardan değil, Hz. İsa'yı sadece Allah'ın kulu ve Peygamberi olarak görecek olan, yani gerçek anlamda Hz. İsa'nın takipçileri olacak bir kısım saf, şirk içinde olmayan Hristiyanlar kastedilmiş olabilir. Böyle bir cemaate ne Üstad zamanında ne de günümüzde henüz rastlanmamıştır. Ayrıca İslam ve Hristiyanlığın ortak cephesi olan "materyalizm ve dinsizliğe" karşı ittifak da o dönemde gerçekleşmemiştir.
TEVHİD
Oct 23 2007, 12:00 PM
Bu denli uzun copy yazıların pek okunmadığını düşünmekteyim. Bu beisle de yazıların kısa tutulmasını rica ediyorum kardeşim.
Selam ve dua ile
aymes
Nov 6 2007, 08:36 PM
ALINTI(tevhideçağrı @ Oct 15 2007, 09:49 PM)

islam dünyası nasılsa mehdi gelecek yangel yat zihniyetine sahip değil o sizin şahsi hezeyanlarınız
Allah razı olsun kardeş çok güzel söylemişsin.onlar bekliye dursunlar
telpako
Nov 6 2007, 10:56 PM
mehdi isevlerle ittifak yapacağına göre 14. yy da cıkacagına gore buyuk ihtimalle fethullah hoca drı. fethullah hocanın hataları yanlışları olabilir ama cok buyuk hizmetleri olan bir şahsiyettir. Bari boyl eşeylerle onu karalamayın.
nasreddinhoca
Nov 7 2007, 02:54 AM
Biz hizmet dahilindeyken Hocaefendi'yi müceddid diye biliyorduk, demek mehdiliğe terfi etmiş hayırlı olsun....
aymes
Nov 7 2007, 10:05 AM
[
ya kardeşim ne fetullahhocanın ne de başka büyük lerin ben mehdiyim dedikleri falan yok .mehdi şudur budur diye niye uğraşıyosunuz .İslamın son peygamberi gelmiştir ve kurtarıcı da odur biz niye mehdi bekliyoruz anlamıyorum elhamdülillah biz müslümanız zaten,bu mehdi hıristiyan veyahudi safsatasıdır.
tevratta ve incilde rasululah efendimiz kurtarıcı peygamver olarak geleceğini biliyo lardı kendi ırklarından olmadığı için kibirlerinden inanmadılar,şim di onlar yalayalanladıkları hz muhammed i bekliyolar aslında.
SermonValley
Nov 7 2007, 02:25 PM
Sizin tartışmalarınızı az buçuk okudum elleriniz dert görmesin Allah razı olsun bilgileriniz ve engin tecrübeleriniz için,
Aile efradımla birlikte kendimizce dinimizi yaşamaya çalışıyoruz çok şükür Elhamdülillah yürüdüğümüz yol da doğru yol olduğunu yaşadıklarımız ve gördüklerimizle tescilleniyor...
Allah'a binlerce şükürler olsun bizi de yoluna dahil ettiği için...
Fettullah Nur Kadiri Süleyman gibi terimleri sık sık duyuyor ve işitiyorum onları da Allah'ın yarattığı kullar olarak görüyorum...
Allah onlardan razı olsun...
"Hiç Bilenle Bilmeyen Bir Olur mu?"