ŞEYTANIN NEREDE OLDUĞUNU SANIYORSUNUZ?
Şeytan kim? Şu an ne yapıyor? Amacı ne? İnsanoğlunu çok mu seviyor? Bu soruların mutlaka bir cevabı vardır ve düşünen insanlar bu soruların cevaplarını bulacaklardır.
Şeytan; insanoğlunun bütün manevî bağları kaybetmesine ve duygularının esiri olmasına yol açan, kötü ihtiras ve arzularının ifsad edici gücünden başkası değildir. O, her an insan ile beraberdir. Sürekli yanlışlar yapmaya onu teşvik etmektedir. İlginç öneri ve tekliflerle insanı ayartmaya çalışmaktadır.[1] İnsanın vicdanının sesini dinlemesini engellemektedir. Onu yoldan çıkartmaya uğraşmaktadır.[2] Hiçbir yaptırım gücü olmadığı halde, yaptığı yanlışları aklîleştirmesi konusunda insanı ayartmaktadır.[3] Damarlarda dolaşan kan gibi her an insan ile birliktedir ve bu birlikteliğin ölüm anına kadar da devam edeceği bilinmektedir.
Öyleyse ne yapılmalıdır? Bu şeytandan kurtulmak için nereye ve kime baş vurulmalıdır? Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de pek çok yerde şeytanın insanoğlunun apaçık bir düşmanı olduğunu,[4] kendisiyle birlikte insanı da cehenneme götürmeyi amaçladığını belirtmekte ve bütün insanlığı uyarmaktadır.
Onun yanlış yönlendirmelerine kanılmaması, gündemi onun ve yandaşlarının belirlemesine fırsatlar verilmemesi ve onların söylediklerine hiçbir şekilde itibar edilmemesi gerektiğini ifade etmektedir. Diğer taraftan Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de; “şeytan sizi Allah’ın affı ve bağışlaması boldur diyerek aldatmasın”[5] demek suretiyle de onun vesveselerine karşı önceden ciddi uyarılar yapmaktadır.
Dolayısıyla şeytandan kurtulmanın çaresi; o cimriliği tavsiye ettiğinde cömert olmaktır. Haramı önerdiğinde helale yönelmektir. Dalâleti gösterdiğinde hidâyete koşmaktır. Tembelliği hatırlattığında çalışmaktır. Kin, nefret, hased ve kıskançlık gibi kötü huyları körüklediğinde, sevgi, şefkat, merhamet ve gıpta gibi güzel duyguları harekete geçirmektir. Yalanı çare olarak gösterdiğinde doğruya yönelmektir. Fakirlikle korkuttuğunda[6] sabrı, iffeti, onuru ve takvâyı tercih etmektir.
Kısaca ifade etmek gerekirse, şeytandan ve şeytanlaşarak onun yandaşı olanlardan[7] uzak kalmak insanın kendi elindedir. Bu seçim, insanın kendi iradesine bırakılmıştır.[8] Böyle doğru bir tercihi yapmak ise ancak sağlıklı bir din anlayışı ile mümkündür. Bunun için de temel kaynaklardan alınan güvenilir bilgilere ihtiyaç vardır. Bu konudaki en mükemmel örnek ise Hz. Peygamber ve onun uygulamalarıdır.[9]
Şeytana kanarak yanlışlarını sürdüren ve sürekli bunları savunmaya çalışanların suçlamaları gereken kendilerinden başkası değildir. Çünkü insan kendisine sunulan teklifler konusunda özgürdür. Yapıp yapmama konusunda serbesttir. Onu zorlayan yoktur. O, aldanmayı istemedikçe birilerinin onu aldatması çok zordur. Ancak o bilgisizliği, tecrübesizliği, tembelliği, vurdumduymazlığı, kolaycılık ve kısa yoldan köşe dönme hayali ve hastalığı yüzünden yanlış kararlar alabiliyor ve bir takım yönlendirmelerin etkisinde kalıyorsa yine suçlayacağı kendisidir.
Çünkü böyle bir durumla karşılaşmamak için hiçbir çaba göstermeyenlerin ve adeta rüzgarın önüne katarak alıp götürdüğü bir yaprak gibi olmayı tercih edenlerin yanıldıklarını Kur’an-ı Kerim haber vermekte ve şimdiden insanlığı uyarmakta ve sözleşmelerine[10] sadık kalmaya davet etmektedir. Zira insanları günaha sevk eden Allah değil, kişini kendi nefsi[11] ve tabî oldukları şeytanlarıdır.[12]
Dünyada iken gerekeni yapmayıp, nefsinin arzu ve isteklerine uyan, iradesini kötüye kullanan ve âhirette Allah’tan bir takım beklentiler içinde olanları Hz. Peygamber’in “aciz kimseler”[13] olarak tanımladığı unutulmamalıdır. Akıllı bir insan özgürlüğüne sahip çıkar, önce içindeki şeytanı etkisiz hale getirir, sonra da şeytanlaşmış ve doğasına yabancılaşmış insanlar konusunda dikkatli ve temkinli olur. Bir başka ifadeyle belirtmek gerekirse, Hz. Muhammed’in yaptığı gibi içindeki şeytanını teslim alır ve sadece Allah’a teslim olanlardan olur.
selam ve dua ile....
----------------------------------------------------------------
[1] Nisâ, 4/120-121. “Şeytan onlara vaadlerde bulunur ve onları boş özlemlerle doldurur. Ama şeytanın onlara vaad ettiği şey sadece akıl çelmekten başka bir işe yaramaz. Böylelerinin varacağı yer cehennemdir ve oradan kaçış yolu bulamayacaklardır.”.
[2] Nisâ, 4/60. “Sen (ey peygamber), sana ve senden öncekilere indirilene inandıklarını iddia eden, (ama öte yandan) şeytânî güçlerin hakimiyetine teslim olmakta beis görmeyenlerin farkında değil misin? Halbuki onlar, şeytanın kendilerini derin bir sapıklığa yöneltmek istediğini görerek onu inkar etmekle emrolunmuşlardı.”.
[3] En’am, 6/43. “…Şeytan yaptıklarını onlara güzel gösterdi.” Ayrıca bkz. Enfâl, 8/48; İsrâ, 17/64; Neml, 27/24; Ankebût, 29/38.
[4] Bakara, 2/168, 208; En’âm, 6/142; Fâtır, 35/6; Yâsîn, 36/60; Zuhruf, 43/62; Mümtehine, 60/1.
[5] Lokmân, 31/33; Fâtır, 35/5. Ayrıca bkz. En’âm, 6/70, 130; A’râf, 7/51. (İnandıklarını söyledikleri halde dünya hayatının rahatına dalarak, eğlenceyi ve geçici zevkleri hayatlarının biricik hedefi haline getiren kimselerin bu düşünceye dalmalarının esas nedeni; Allah’ın bağışlayıcılığı hakkındaki yanlış kanaatleridir. Rûhî ve ahlâkî değerleri ihmal edip, geçici zevklerin peşinden koşan ve Allah’a karşı sorumluluklarını unutanların Allah’ın rahmetini doğru algılamaları gerekmektedir. Zîra Allah’ın rahmetini elde edebilmek için ciddî bir çabaya ihtiyaç olup, ihsan sahibi ve tövbekar bir kul olmak gerekmektedir. Bkz. A’râf, 7/56; Nisâ, 4/17-18).
[6] Bakara, 2/268. “Şeytan sizi fakirlik ihtimali ile korkutur ve cimriliği telkin eder. Oysa Allah, size bağışlamasını ve lütfunu vaad eder. Allah kudret ve egemenlikte sınırsızdır, her şeyi bilendir.”
[7] Mücâdele, 58/19. “Şeytan, onlar (hakikat inkarcısı yalancılar) üzerinde üstünlük kurmuş ve onları Allah’ı anmaktan uzaklaştırmıştır. Böyleleri şeytanın yandaşlarıdır. Gerçekten hüsranda olanlar onlardır, şeytanın yandaşları!”. Ayrıca bkz. En’âm, 6/112, 121; A’râf, 7/27, 30.
[8] Şems, 91/7-10. “İnsan benliğini (kişiliğini) düşün ve onun nasıl (yaratılış) amacına uygun şekillendirildiğini; ve nasıl ahlâkî zaaflarla olduğu kadar Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle de donatıldığını! Her kim (benliğini) arındırırsa, kesinlikle mutluluğa erişecektir, onu (karanlığa) gömen ise hüsrandadır.” (Yani; içindeki her iki sesten birini tercih imkanı kişinin kendi özgür iradesine bırakılmıştır. Bu da imtihanın tabiî bir sonucudur).
[9] Ahzâb, 33/21.
[10] Râ’d, 13/20; Nahl, 16/91. Ayrıca bkz. Bakara, 2/40; Âl-i İmrân, 3/76-77; Ahzâb, 33/15.
[11] Mâide, 5/30.
[12] Nûr, 24/21. Ayrıca bkz. Bakara, 2/168, 208; Nisâ, 4/27, 135; Hac, 22/3.
[13] TİRMÎZÎ, Muhammed b. Îsâ, (279/892), el-Câmiu’s-Sahîh, (I-IV), Çağrı Yay., İst.,1992, 35/Kıyâme, 25 (IV, 638); İBN MÂCE, Muhammed b. Yezid el-Kazvînî, (275/888), Sünenu İbn Mâce, (I-II), thk. Muhammed Fuad Abdulbâkî, Çağrı Yay., 1992, 37/Zühd, 31 (II, 1423); İBN HANBEL, Ahmed b. Muhammed, (241/855), el-Müsned, (I-VI), Çağrı Yay., 1992, IV, 124. Bu rivâyette Hz. Peygamber şöyle buyurmaktadır: “Akıllı kimse, (dünyada iken) kendîni hesaba çeken ve ölümden sonraki hayat(ı kazanmak) için dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyandır. Âciz ise, içindeki kötü dürtülere kulak verip, onların peşinden giden sonra da Allah Teala’dan pek çok arzu ve istekte bulunandır (bir takım kuruntularla kendini avutandır)”. Rivâyetin sahih olduğu görülmektedir
