Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: Başörtülü Eşe Boşanma Cezası...
Islami Forum - Popüler Forum > GENEL FORUM > .·[ GÜNDEM ]·.
nasreddinhoca
Başörtülü eşe boşanma cezası...

Yıldız T.'nin hikâyesi mesela, bir hayli trajik.

Annesinin evlere temizliğe giderek okuttuğu bir yetim kız o. Başkalarının kirinde ağarttığı düşlerine kavuşacaktır anne, Yıldız öğretmen olacaktır. Malatya'ya çıkar tayini, orada örtünür de. Öğretmenliği ve çocukları çok sever, hatta onların annelerini de sever; dikiş nakış, okuma yazma öğretir öğrencilerinin ebeveynlerine. Bu arada evlenir. Böyle 15 yıl geçer. Yeni yönetmelikle, okula alınmamalar, boş odalarda bekletilmeler başlar. Aynı okulda okuyan oğlu da öğretmenler tarafından 'gericinin oğlu' muamelesi görerek dışlanır, rencide edilir. Yıldız T., meslekten men edildiği gibi, kocası hakkında da soruşturma açılır, müdür yardımcısı iken Hakkari'ye tayini çıkan kocası bunalıma girer. 'Her şeyin sorumlusu sensin.' der eşine. Sen suçlusun, başörtün suçlu. Boşanır Yıldız T.'den. Yıldız'ın aklından, annesinin çamaşır suyundan şişen elleri geçer hep. Yıldız, 15 yıllık hizmet hayatının ardından kendisine hiçbir ödeme yapılmadan, tüm kesinti ve hakları devlete kalarak işsiz kalır. Oğlu vardır, ayakta kalmak zorundadır. Seyyar bir kırtasiye dükkanı açar, okulun yakınlarına. 'Hem böylece öğrencilerimi de görebilirim' diye düşünmektedir. Ancak okul müdürü ve bazı öğretmenlerden aldığı tepkiler nedeniyle (buna kısaca 'mahalle baskısı' diyoruz) seyyar kırtasiyeyi de kapatmak zorunda kalır.

Yıldız T. şimdi üniversiteye giden oğlu ile birlikte, kiralık bir dairede 'kıt kanaat' yaşamaya çalışıyor. 'Böyle olmak zorunda değildi' kırgınlığının ikliminde, bütün bunları reva görenlere isyan etmekten fazlası yok elinde.

Başörtüsüne getirilen yasaklardan sadece 'üniversite öğrencileri' etkilenmiyor. Çoğu dar gelirli ailede yetişen ve zorluklarla edindikleri mesleklerini severek yapan binlerce Yıldız'ın hayatı, yasaklar nedeniyle kaymış durumda. Başörtülü eş dolayımıyla zarar gören, kariyeri sekteye uğrayan ve son kertede çareyi evliliğine son vermekte gören koca tipi de sandığımız kadar münferit bir figür değil. Annesinin üzerinde kurulan baskıdan doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenen çocuklar konusuna ise dilerseniz hiç girmeyelim.

Kaynak: Zaman gazetesi

BİR HİCAB UĞRUNA

Zindanlarda tertemiz namusu ile direnerek yatıyor
Bir hicap uğruna ya Rabb ne güneşler batıyor

Ey hicap için zindanlara düşmüş kadın
Gökten melekler inerek öpse o pak alnı değersin

Ne büyüksün ki hicabın kurtarıyor tevhidi
Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi


DuDayev
ZAMAN GAZTESİ
ETYEN MAHÇUPYAN



Hrant'la birlikte Avrupa'daki Ermeni diyasporasının karşısına epeyce çok çıkmıştık son dönemde. Tartışmalar döner dolaşır hep aynı noktada yoğunlaşırdı. Soru Türklerin değişebilip değişemeyeceğiydi...
Diyasporadakiler Türklerin değişemeyeceğini, uygarlığın getirdiği tüm yeniliklere karşın, onların ötekini kabullenemeyen özlerinin hep orada olduğunu söylerlerdi. Biz ise 'Türkler' diye bir kategoriden söz etmenin yanlış olduğunu, son dönemde Türkiye'de her kesimde önemli bir değişim dinamiğinin yaşandığını, artık geçmişe ve ötekine farklı biçimlerde de bakıldığını, toplumun kandırılmaktan bıktığını örnekleriyle anlatırdık. Sonuçta karşımızdaki grubun büyük çoğunluğunun bizim fikrimize geldiğini, Türklerle ilişkide normalleşmenin bizzat Ermeni kimliğinde bir normalleşme ürettiğini gözlemler, kendimizden memnun otelimize dönerdik. Yolda hemen her zaman sevinçli, hatta coşkulu olduğumuzu hatırlıyorum. Sanki adım adım köhnemiş kilitleri açıyormuşuz, bir toplumu ve kültürü açık havaya, özgürlüğe taşıyormuşuz gibi bir duygumuz olurdu. İyimserliğimiz bir gün bile azalmadı... Sonunu gördüğümüz hayırlı bir yolda ilerlemekte olduğumuza ilişkin güçlü bir kanaatimiz vardı...

Oysa Türklere ilişkin bu 'değişmezlik' kanısı hiç de yabancı olduğumuz bir görüş sayılmazdı. Çocukluğumdan beri ve özellikle siyaset yazmaya başladığımdan bu yana babam sık sık geçmiş örneklere dönerek fazla kendimi yıpratmamamı, çünkü 'bu Türklerin değişmeyeceğini' konuşmasının bir yerine iliştirirdi. Kendi babası da ona hep bunu söylemiş ve nihayette haklı çıkmıştı... Anlaşılan her Ermeni nesli geleceğin artık eskisi gibi olmayacağı kanaatiyle kendini bir süre avutuyor, sonra da Türklerin değişmeyen özüyle karşı karşıya geliyordu. Ama Hrant'la ben bu telkinlerin üzerinde durmaz, kendimizi ikna ettiğimiz bir umut çizgisi üzerinde yolumuza devam ederdik. Şimdi düşünüyorum da demek ki henüz gençmişiz... Babamın çoktan öğrenmiş olduğunu bilecek yaşta değilmişiz...

Hrant'ın gidişi Türklerin bize 'artık kendinizi kandırmayın' demesidir belki de. Bugün sokaklarda Hrant için biriken insanlara bakarak değişimi görsem, 'benim Türklerim işte bunlar' desem de, acaba o Türk'ten içerü değişmeyen başka bir Türk mü var, diye sorgulamadan edemiyorum. Bu farkındalık içimi burkuyor... Benim 'Türk' dediğim insanların hayatımı, günümü, fikirlerimi, iç dünyamı paylaştığım can yoldaşlarım olduğunu nasıl es geçebilirim? Ama eninde sonunda diğer 'Türk'ün ortaya çıkıp her şeye damgasını vurduğu gerçeğini de nasıl görmezden gelebilirim? Bugün artık mesele 'Ermeni sorunu', 'soykırım' falan değil... Artık bu iki Türk'ün arasındaki esas meseleyi yaşıyoruz... Ermeniler olarak yarını hangi Türk'ün belirleyeceğini merak ediyoruz. Ve gönlümüz bir güvercin tedirginliği içinde bizim can yoldaşlarımızın bu insanlık sınavından yüz akıyla çıkmasını diliyor...

Hrant'ı hazmedemeyen, onun varlığına bile tahammül edemeyen öteki Türk'ün cinayete uzanan elini tutacak, onu anlayacak halimiz yok. Katil henüz reşit değilmiş... Hrant olsa "tam da bu işte" derdi, "Türkler reşit mi ki?" Olgunlaşması engellenmiş bir toplumda yaşadığımızın farkındaydık zaten, ama belki şu soruyu da sorma zamanı geldi: Yoksa kendi kimlik sorununu ötekine yönelen bir şiddet eylemine dönüştürerek ayinleştiren, bu işler için 'yaşı küçültülmüş' bir toplum mu bu? Benim Türklerimin önündeki mesele artık açık... Toplu patolojiye doğru hızla kaydırılmak istenen toplumun intiharını engellemek, herkesin kendisini 'insan' hissedeceği bir var olma halini ortaya koymak...

Türkler değişebilir tabii ama öteki Türkleri değiştirebilirler mi, gerçekten de söylemek zor. Ama niye olmasın?.. Hrant olsa benim bu kuşkuculuğuma karşı çıkar, "onlar da insan değil mi, hayret bişey" derdi...


22 Ocak 2007, Pazartesi


1:Zaman gazetesin de Türbanlı yazar Varmı Varsa yazarsanız sevinirim
2:Zaman gazetesin de Etyen mahçupyan bu yorumu bazı kesimi tahrik etmiyormu
3:Biz müslüman Mahalesini salyangoz satarız diyen Bir dersin İki dersin Kaderin Hrant ın kaderi ile aynı olur ...
NOT: Sözün Fazlası DELİYE SÖYLENİRMİŞ
islam ve kulluk
eşini boşayan kocanın suratına tüküresim geldi okurken...

bu yasakları çıkartanlara neler yapasım geldiğini söylemiyorum dahi...
EsLeMNa
Zaman gazetesinde Nihal Bengisu Karaca kapalı olarak yazarlık yapmaktadır.Bugünkü gazeteyede bakarsanız,Başörtülü hikayeler isimli bir konuyu hazırladığını görebilirsiniz.

İnşAllah birgün bu yasak düzelir..
Linkinpark
ALINTI(DuDayev @ Sep 30 2007, 12:53 AM) *

ZAMAN GAZTESİ
ETYEN MAHÇUPYAN



Hrant'la birlikte Avrupa'daki Ermeni diyasporasının karşısına epeyce çok çıkmıştık son dönemde. Tartışmalar döner dolaşır hep aynı noktada yoğunlaşırdı. Soru Türklerin değişebilip değişemeyeceğiydi...
Diyasporadakiler Türklerin değişemeyeceğini, uygarlığın getirdiği tüm yeniliklere karşın, onların ötekini kabullenemeyen özlerinin hep orada olduğunu söylerlerdi. Biz ise 'Türkler' diye bir kategoriden söz etmenin yanlış olduğunu, son dönemde Türkiye'de her kesimde önemli bir değişim dinamiğinin yaşandığını, artık geçmişe ve ötekine farklı biçimlerde de bakıldığını, toplumun kandırılmaktan bıktığını örnekleriyle anlatırdık. Sonuçta karşımızdaki grubun büyük çoğunluğunun bizim fikrimize geldiğini, Türklerle ilişkide normalleşmenin bizzat Ermeni kimliğinde bir normalleşme ürettiğini gözlemler, kendimizden memnun otelimize dönerdik. Yolda hemen her zaman sevinçli, hatta coşkulu olduğumuzu hatırlıyorum. Sanki adım adım köhnemiş kilitleri açıyormuşuz, bir toplumu ve kültürü açık havaya, özgürlüğe taşıyormuşuz gibi bir duygumuz olurdu. İyimserliğimiz bir gün bile azalmadı... Sonunu gördüğümüz hayırlı bir yolda ilerlemekte olduğumuza ilişkin güçlü bir kanaatimiz vardı...

Oysa Türklere ilişkin bu 'değişmezlik' kanısı hiç de yabancı olduğumuz bir görüş sayılmazdı. Çocukluğumdan beri ve özellikle siyaset yazmaya başladığımdan bu yana babam sık sık geçmiş örneklere dönerek fazla kendimi yıpratmamamı, çünkü 'bu Türklerin değişmeyeceğini' konuşmasının bir yerine iliştirirdi. Kendi babası da ona hep bunu söylemiş ve nihayette haklı çıkmıştı... Anlaşılan her Ermeni nesli geleceğin artık eskisi gibi olmayacağı kanaatiyle kendini bir süre avutuyor, sonra da Türklerin değişmeyen özüyle karşı karşıya geliyordu. Ama Hrant'la ben bu telkinlerin üzerinde durmaz, kendimizi ikna ettiğimiz bir umut çizgisi üzerinde yolumuza devam ederdik. Şimdi düşünüyorum da demek ki henüz gençmişiz... Babamın çoktan öğrenmiş olduğunu bilecek yaşta değilmişiz...

Hrant'ın gidişi Türklerin bize 'artık kendinizi kandırmayın' demesidir belki de. Bugün sokaklarda Hrant için biriken insanlara bakarak değişimi görsem, 'benim Türklerim işte bunlar' desem de, acaba o Türk'ten içerü değişmeyen başka bir Türk mü var, diye sorgulamadan edemiyorum. Bu farkındalık içimi burkuyor... Benim 'Türk' dediğim insanların hayatımı, günümü, fikirlerimi, iç dünyamı paylaştığım can yoldaşlarım olduğunu nasıl es geçebilirim? Ama eninde sonunda diğer 'Türk'ün ortaya çıkıp her şeye damgasını vurduğu gerçeğini de nasıl görmezden gelebilirim? Bugün artık mesele 'Ermeni sorunu', 'soykırım' falan değil... Artık bu iki Türk'ün arasındaki esas meseleyi yaşıyoruz... Ermeniler olarak yarını hangi Türk'ün belirleyeceğini merak ediyoruz. Ve gönlümüz bir güvercin tedirginliği içinde bizim can yoldaşlarımızın bu insanlık sınavından yüz akıyla çıkmasını diliyor...

Hrant'ı hazmedemeyen, onun varlığına bile tahammül edemeyen öteki Türk'ün cinayete uzanan elini tutacak, onu anlayacak halimiz yok. Katil henüz reşit değilmiş... Hrant olsa "tam da bu işte" derdi, "Türkler reşit mi ki?" Olgunlaşması engellenmiş bir toplumda yaşadığımızın farkındaydık zaten, ama belki şu soruyu da sorma zamanı geldi: Yoksa kendi kimlik sorununu ötekine yönelen bir şiddet eylemine dönüştürerek ayinleştiren, bu işler için 'yaşı küçültülmüş' bir toplum mu bu? Benim Türklerimin önündeki mesele artık açık... Toplu patolojiye doğru hızla kaydırılmak istenen toplumun intiharını engellemek, herkesin kendisini 'insan' hissedeceği bir var olma halini ortaya koymak...

Türkler değişebilir tabii ama öteki Türkleri değiştirebilirler mi, gerçekten de söylemek zor. Ama niye olmasın?.. Hrant olsa benim bu kuşkuculuğuma karşı çıkar, "onlar da insan değil mi, hayret bişey" derdi...


22 Ocak 2007, Pazartesi


1:Zaman gazetesin de Türbanlı yazar Varmı Varsa yazarsanız sevinirim
2:Zaman gazetesin de Etyen mahçupyan bu yorumu bazı kesimi tahrik etmiyormu
3:Biz müslüman Mahalesini salyangoz satarız diyen Bir dersin İki dersin Kaderin Hrant ın kaderi ile aynı olur ...
NOT: Sözün Fazlası DELİYE SÖYLENİRMİŞ


Ülkücü olduğunu her yerde belli etme. Bu tür forumlar sizin mekanınız deil.
DuDayev
ROCKER ÜLKÜCÜ DEĞİLİM DİYELİM Kİ ÜLKÜCÜYÜM FORM DA ÜLKÜCÜLER GİREMEZ DİYE BİR UYARIMI VAR . kONUYU NEREYE ÇEKERSEN ORAYA GİDER BELLİ SENİNDE NEREYE ÇEKTİGİN ETYEN MAHÇUPYANIN YAZISINI İYİ OKU SONRA TAŞ ATARSIN BANA .
Zemahşeri
ALINTI(DuDayev @ Oct 2 2007, 11:09 AM) *

ROCKER ÜLKÜCÜ DEĞİLİM DİYELİM Kİ ÜLKÜCÜYÜM FORM DA ÜLKÜCÜLER GİREMEZ DİYE BİR UYARIMI VAR . kONUYU NEREYE ÇEKERSEN ORAYA GİDER BELLİ SENİNDE NEREYE ÇEKTİGİN ETYEN MAHÇUPYANIN YAZISINI İYİ OKU SONRA TAŞ ATARSIN BANA .



O şuan hapiste olan; kimi, ne için öldürdüğünü bilmeyen, ağlayıp zırlayan o zavallıyı vatan kahramanı ilan edebilen sizler etyen i anlayabilecek kapasitedemisiniz diye düşünmeden edemiyorum.
DuDayev
Selamun Aleyküm Belli kesimler Vardır.Gruplar o zaman laik kesimde muhafezakar kesimi taşa tutmakta benim grubum iyi senin Grubun Kötü dersen kaybederssin Ben şunu demek istedim belli bir kesim var milliyetçi kesim neden tetikliyor bu yazıları ile etyen mahçupyan Irkçılıgın kralını yapmış Türkler diyerek dolaylı yoldan ifade etmiyor Direk saldırıyor Ben etyen mahçupyanı gayet iyi anlıyorum Yukardaki sözleriyle saygılar.....
ubeyde
var ya Allahtan korkmasam öyle şeyler söylerim kiama onlara yapıcak bişi yok salak herifler sanki ölmiyecek gibi yaşıyolar oysa mezarlıklar bir sürü şahidle dolu Allah sizi bildiği gibi yapsın adi herifler. (kusura bakmayın yav) o kadının hakkına girmişler yazık ettiler ahiretlerine nası iş anlamadım amerika medeni orda ünüversiteye kapalı gidebiliyosun onu örnel almaya calışan türkiye de bölücülük oluyo Allah
baş örtüsüyle uğraşanların o bilir inşallah ne yapıcanı lan nasıl laiklik nasıl özgürlük ya o zaman bende onların başlarını açık olmasından rahatsız oluyorum kapanın lan asıl geri kafalı örümcek beyinli onlar bu kadar onlara diycek cok lafım varda tesir etmedikten sonra neye yarar.
asiLDuA
Böyle bir durumdaki o kadının halini hayal edince gözümde,İmtihanı kendi ne göre imiş.Allah sabır versin.Sanırım bu olaylar 96-97 yıllarında irtica yasası çıktığında olmuş olmalı.Çünkü Oyıllarda birçok müslümanı tutuklayıp götürdüler kimisi zindanlarda işkenceden şehid oldu.Bu kadıncağızda ne yapsın Allah ona sabır versin.
Bu basit görünüm sadece metinlerden oluşur. Resim ve Daha Fazla Bilgi Görmek İçin Forumun Normal Haline Geçmeniz GerekmektedirBuraya Tıklayın.
Invision Power Board © 2001-2009 Invision Power Services, Inc.