İnsanın düşünce tarihi boyunca gerçeği , özünü , hakikatini öğrenme içgüdüsünün etkin bir şekilde, felsefe ve din üzerinde etkisini gösterdiğini görüyoruz.
Bilim ise felsefe ve din başlangıçlı olduğu için onu farklı bir kategoriye koymuyorum..
...
Felsefe ve din akılla sürekli gelişerek vedeğişerek inasnlığa hizmet etmek zorundadır..Çünkü doğa,evren sürekli olarak değişmektedir..İnsanda doğadan bir parça olduğu için gerek düşüncesi,gerekyaşayış tarzı itibariyle değişmek zorundadır.
...
Bu iki kavramdan felsefe,bunu başarabilmişdir.Peki din neden hala ortaya çıktığı dönemden bu yana ( tüm dinleri kastediyorum ) , aynı kurallara,aynı sistematiğe sabittir?..Aslında ne kadar bu sistematik değişmemiş desek de , onlarda ne kadar değişilmedikleri söylensede kısmen değişime uğramışlardır..çünkü bu doğasal bir zorunluluktur..
...
Kutsal metinlerde geçen kurallar neden o günün şartlarında ki durumlarıyla bugüne taşınmak istenmektedir?..Neden kurallarda yumuşama veya değişme istenmemektedir?.
...
Din denilen şey;insanlığın hakikati öğrenebilme durumunu,özünü bilme durumunu yansıtıyor ise,neden dininde değişim geçirmemesi gerektiği savunulur ve reform istenilmez?
....
Sistematik ve hiç değişmeyen bir din olabilirmi?..
Bu sorunun cevabını din ve felsefenin amacını irdeleyerek bulabiliriz..Din ve felsefenin amacını belirtmişdik..
O halde değişen,gelişen,devinen doğaya ile aynı süreci yaşayan insana değişmez hükümler içeren din,uygunmudur?..
Din bu şekildemi anlaşılmalı,yoksa değişgen bir yapı göstermelimidir..
Saygılar..
