Esselamu aleykum rahmetullah
Bismillahirrahmanirrahim
Alemlerin Rabbine Hamd-u Senalar, Kutlu Nebisi Hz.Muhammed s.a.v efendimize sair nebilere ve ali ashabına salat ve selam olsun. Ne güzel bir lütufdurki akıl nimetine düçar olmak ve iman hakikatina tabi olmak. Bu yüzden ne kadar şükretsek azdır.
Kuşkusuz sünnet konusundaki tartışmalar günümüzde ortaya çıkmış değildir. bugün Sünnet'in bağlayıcı olmadığı , rivayetlere güvenilemeyeceği... gibi konularda ortaya atılmış ne kadar görüş varsa, bunların hemen tümünün İslam tarihinin herhangi bir döneminde örneğine rastlamak mümkündür. Ümmet'in gündemini özellikle, Tabiu ndöneminden sonra işgal etmeye başlayan bu türlü eğilimler, tıpkı zuhur ettikleri dönemde olduğu gibi ondan sonra da hep azınlıkta kalmış marjinal gruplar tarafından benimsenmiş, sahiplenilmiş ve ortaya sürülmüştür.
Sade Kur'an'la Yetinilebileceği ve Sünnet'e Uymanın gerekli olmadığı görüşü:
Sünnet'in -en azından belli bir kısmının- Müslümanlar'ın günlük yaşantısında, amel ve inancında bir fonksiyonu bulunmadığı, günlük hayatın İslam'a uygun biçimde idamesinde Kur'an'ın yeterli olduğu yolundaki görüşlerin tarihi kökenlerini araştırdığımızda Tabiun dönemine kadar uzandığı tesbit etmekteyiz.
Kaynaklar bize Hz.Peygamber (s.a.v)'in şöyle buyurduğunu haber vermektedir: "Bilin ki bana Kur'an ile birlikte onun bir benzeri de verilmiştir. Karnı tok bir şekilde koltuğuna kurulmuş olan bazı kimselerin, "Kur'an'a sarılın. Kur'an'ın helal dediğini helal, haram dediğin haram kabul edin" diyeceği zamanlar yakındır. Bilin ki ALLAH'ın Resulü'nün haram kıldıkları da ALLAH'ın haram kıldıkları gibidir."(Ebu Davud "Sünne",6;Et-Tirmizi, "ilim",10;İbn Mace,"Mukaddime",2;ed-Darim,I,117.)
Nitekim Hz.Peygamber (s.a.v)'in dikkat çektiği bu eğilim kısa süre sonra ortaya çıkmış ve tabiun döneminden başlayarak Sünnet'i savunanların, Sünnet inkarcılarıyla mücadelesi tarih sahnesinde kendini göstermiştir.
Sahabi İmran b.Husayn (r.a)'ın karşılaştığı şu hadise Hz. Peygamber (s.a.v)'in "yakın zaman" şeklinde işaret buyurduğu gerçeğin Tabiun döneminde ortaya çıktığının belgesidir:
"İmran b.Husayn (r.a) (bir sohbet esnasında) şefaat konusunu zikretti. Orada bulunan bir adam " Ya Eba Nuceyd! Sizler bize bazı hadisler söylüyorsunuz ki biz Kur'an'da onların bir aslını bulamıyoruz." dedi. Bunun üzerine İmran (r.a) kızdı ve adama şöyle dedi : "Sen Kur'an'ı okudun mu?" Adam "evet" deyince ,"Peki Kur'an'da yatsı namazının 4, akşam namazının 3, sabah namazının 2, öğle namazının 4 ve ikindi namazının 4 rekat olduğuna dair birşey buldun mu ?" diye sordu. Adam "hayır" dedi. İmran (r.a), "Peki bu namazların rekat adetlerinin böyle olduğunu kimden öğrendiniz?" Bizden öğrenmediniz mi? Biz de onu Hz.Peygamber (s.a.v)'den öğrendik....(Abdürrezak,XI,255;es-suyuti,"Miftahu-l Cenne",(El-Beyhaki'nin "El-Medhal"inden naklen),9-10. Bu rivayetin değişik bir senetle gelen daha kısa bir varyantı için bkz.İbn abdilberr, "Camiu Beyani'l-İlm",563)
Bu ve benzeri rivayetler, erken dönemlerde Sünnet'e karşı gösterilen münferit menfi tavırlara örnek teşkil etmektedir. Sünnet karşıtı hareketlerin ne zaman sistemli ve toplu bir tarzda başgösterdiği konusunda yapılan araştırmalar, sonunda bizi "ehl-i bidat" diye nitelenen fırkalara götürmektedir. Hz.Osman (r.a)'ın şehid edilmesini izleyen Cemel ve sıffin vakaları ve ardından gelen Tahkim olayı, İslam tarihinde siyasi ve akidevi ilk toplu bölünmelerinn de başlangıç tarihini işaret eder. İmamet-i Kübra Hakkindaki tartışmalar, Tahkim olayı vb...tepkisel hareketler olarak birbirini doğuran fırkaların zuhurunu intaç etmiş ve kaçınılmaz olarak Sahabe'nin adaleti meselesi gündeme gelmiştir.
İşte bu nokta, konumuz açısından hayatı önem arzetmektedir. Zira sahabe'nin adaleti meselesi, Sünnet'in/Hadis'in nakledicileri olan bu ilk tabakanın güvenilir olup olmadığı tartışmasını gündeme sokmuştur. Tabii onları güvenilmez sayip cerhedenler, neticede onlar eliyle kendilerine ulaşan Sünnet/hadis malzemesini de tartışacak ve reddeceklerdir.
Aslında bu itibarla, bu başlık altında Ehl-i Bid'at fırkaların Sünnet görüşünü incelemek kaçınılmaz bir zorunluluk olarak önümüze çıkmaktadır. Fakat buna şuandaki vaktimiz yetmez. Ve böyle konuların iyi birşekilde araştırılıp öyle serdedilmesi gerekir.
selam ve dua ile