RASÛLULLAH Sallallahu aleyhi vesellem'İN KONUŞMASI:


Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'i ve bazı özelliklerini gördükten sonra... Onun konuşmasını, sözlerini görelim. Konuşmasının nitelikleri nelerdir ve nasıl konuşurdu? Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem konuşmadan önce (onu dinlemiş olanlara) kulak verelim... Âişe Radıyallahu anhâ dedi ki: "Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem sizin bu yaptığınız gibi hızlı hızlı konuşmazdı. O açık seçik, yanında oturanın belleyip anlayacağı bir şekilde konuşurdu."[17]

Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem yumuşak birisi idi. Sözünün anlaşılmasını arzu ederdi. Ümmetine aşırı düşkünlüğünden ötürü insanlar arasındaki farklılıkları anlayış ve kavrayış mertebelerini gözönünde bulundururdu... Bu durum onun son derece halîm (insanların verdiği sıkıntılara tahammülkâr) ve sabırlı olmasını gerektirir.

Âişe Radıyallahu anhâ dedi ki: "Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in sözü açık seçik idi. Onu dinleyen herkes onun sözünü anlardı."[18]

Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem anlaşılsın diye sözünü tekrarladığını düşünelim de ne kadar yumuşak, ne kadar geniş ve tahammülkâr olduğunu anlamaya çalışalım...

Enes b. Malik Radıyallahu anh dedi ki: "Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem söylediği söz iyice bellensin diye, söylediklerini üç defa tekrar ederdi." [19]

Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem insanlarla latife yapar, onların korkularını teskin ederdi. Çünkü bazıları heybete ve korkuya kapılabiliyordu.

İbn Mesud Radıyallahu anh dedi ki: Bir adam Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'in yanına geldi. Onunla konuştu, adam titremeye başladı. Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem ona şöyle dedi:

"Yavaş ol, ben bir kral değilim. Ben kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum, o kadar."[20]



EVİN İÇİNDE


Bize izin verildi, biz de bu ümmetin Peygamberinin evinin ortasında yerimizi aldık. Etrafa bir göz atalım ve ashab-ı kiram bize bu evin gerçek şeklini, oradaki döşek, mefruşat, araç-gereç ve diğerlerini olduğu gibi aktarsın.

Biz biliyoruz ki odalarda, evlerde gelişigüzel bakmamak, oralara gözatmamak gerekir. Fakat uymak ve izinden gitmek maksadıyla bu yüce evde bulunan bazı şeyleri görelim istiyoruz. Bu, temeli alçak gönüllülük, sermayesi iman olan bir evdir... Onun duvarlarında günümüzde çoğu kimselerin astığı canlı sûretler bulunmamaktadır. Çünkü o yüce Nebi şöyle buyurmuştur:

"İçerisinde köpek yahut sûretler bulunan bir eve melekler girmez."[21]

Daha sonra Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in günlük hayatında kullandığı bazı şeyleri görmek üzere etrafa bir bakalım.

Sâbit'ten şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Enes b. Mâlik bize ahşabtan demir ile bağlanmış kaba, ahşap bir kâse çıkardı. Ey Sâbit, dedi. Bu Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in kasesi idi.[22]

Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem bu kâse ile su, içine atılan hurmalarla tadı güzelleştirilmiş su, bal ve süt içerdi.[23]

Enes Radıyallahu anh'dan rivâyete göre Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem bir şey içtiği zaman üç defa nefes alırdı.[24] Yani kabın dışında (onu ağzından çektikten sonra) teneffüs ederdi.

Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem kaba teneffüs edilmesini ya da ona üflenmesini yasaklamıştır.[25]

Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in cihadında, savaş alanlarında, zorlu çarpışma günlerinde giyindiği zırhı ise muhtemelen şu anda evde değil... Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem onu bir yahudinin yanında, ondan borç olarak aldığı otuz sa' karşılığında rehin bırakmıştı. Âişe Radıyallahu anhâ'nın dediği gibi[26], Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem vefat ettiğinde zırhı o yahudinin yanındaydı.

Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem aile halkının yanına -onların hainliklerinden endişe edercesine- ansızın girmezdi. Fakat hanımları onun geleceğini bildikleri vakitlerde yanlarına gider, onlarına selâm verirdi.[27]

Şimdi tetkik edici bir göz ve uyanık bir kalp ile Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in şu hadisi üzerinde düşünelim:

"İslama hidâyet olunan ve geçimi yeteri kadarıyla olup, ona kanaat gösteren kimseye ne mutlu!"[28]

Pek büyük şu diğer hadise de kulak verelim:

"Her kim çoluk-çocuğu arasında emniyet içerisinde, bedeni afiyette olduğu, yanında o günün yiyeceği bulunduğu halde sabahı ederse, sanki ona dünya herşeyi ile verilmiş gibidir."[29]



Akrabalar


Bu ümmetin Peygamberinin vefakârlığını, akrabalık bağını gözetmesini anlatacak yeterli söz bulamayız. O bu hususta da insanların en mükemmeli ve en eksiksizi idi... O kadar ki Kureyş kâfirleri bile peygamber olarak gönderilmeden önce onu emin ve sâdık olmakla nitelendirmiş, onu övmüşlerdi. Hatice Radıyallahu anhâ onu: Sen akrabalık bağını gözetir ve doğru konuşursun, diye nitelendirmiştir.

İşte o yüce Peygamber hakların en büyüğünü ve vaciblerin en üstününü yerine getiriyor... Kendisi yedi yaşında iken vefat etmiş bulunan annesini ziyaret ediyor.

Ebu Hureyre Radıyallahu anh dedi ki: Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem annesinin kabrini ziyaret etti. Ağladı, etrafındakileri de ağlattı. Sonra şöyle buyurdu:

"Rabbimden ona mağfiret dilemek için izin istedim. Bana izin vermedi. Ondan kabrini ziyaret edeyim diye izin istedim, bana izin verdi. O bakımdan siz de kabirleri ziyaret ediniz. Çünkü o (kabirleri ziyaret) ölümü hatırlatır."[30]

Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'in akrabaları için ne kadar hırslı olduğuna, onlara dua etmeye, hidayet bulmalarına, onları cehennem ateşinden kurtarmaya ne kadar istekli olduğunu... Bunun için de ne kadar zorluklara katlandığını düşünelim.

Ebu Hureyre Radıyallahu anh'dan dedi ki: Şu: "Yakın akrabalarını uyar." (eş-Şuara, 26/214) âyeti nâzil olunca, Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem Kureyş kabilesini çağırdı. Onlar da toplandılar. Genel ve özel olarak hepsini sözkonusu etti ve dedi ki:

"Ey Abdi Şems oğulları, ey Ka'b b. Luey oğulları, kendinizi cehennem ateşinden kurtarınız. Ey Murre b. Ka'b oğulları, kendinizi cehennem ateşinden kurtarınız. Ey Abd-i Menaf oğulları kendinizi cehennem ateşinden kurtarınız. Ey Haşim oğulları, kendinizi cehennem ateşinden kurtarınız. Ey Abdu'l-Muttalib oğulları, kendinizi cehennem ateşinden kurtarınız. Ey Fatıma, kendini cehennem ateşinden kurtar. Çünkü benim Allah'a karşı size hiçbir faydam olmaz. Şu kadar var ki, sizin benimle bir akrabalığınız vardır. Ben de bu akrabalık bağını dünyada iken gözeteceğim."[31]

İşte o sevgili Peygamber hiç usanmadan amcası Ebu Talib'i davet etti, durdu, ardı arkasına onu dine davetini tekrarladı. Nihayet ölüm döşeğinde iken yanına geldi: "Ebu Talib'in ölümü yaklaştığında Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem yanına girdi. Yanında Ebu Cehil ve Abdullah b. Ebi Umeyye de vardı. Peygamber ona dedi ki:

"Amcacığım, lâ ilâhe illallah de ki bu sözü ileri sürerek Allah huzurunda senin lehine delil göstereyim." Ebu Cehil ile Abdullah b. Ebi Umeyye: Ey: Ebu Talib dediler. Sen Abdu'l-Muttalib'in dininden yüz mü çevireceksin? Bu ikisi onunla konuşup durdular. Nihayet onlar ile konuşurken söylediği son söz: Abdu'l-Muttalib'in dini üzere... oldu."

Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem: "Andolsun bana yasaklanmadığı sürece senin için mağfiret dileyeceğim" dedi. Bunun üzerine şu buyruklar indi:

"O çılgın ateşlikler oldukları açıkça ortaya çıktıktan sonra -akrabaları dahi olsalar- müşriklere Peygamberin de, mü'minlerin de mağfiret dilemeleri olur şey değildir." (et-Tevbe, 9/113).

"Muhakkak ki sen sevdiğini hidayete erdiremezsin." (el-Kasas, 28/56) âyeti de nazil oldu.[32]

Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem hayatta iken onu defalarca davet etmişti. Ölümü esnasında son anlarında da onu davet etti. Arkasından ona iyilik ve rahmetinden ötürü belirtilen âyet ininceye kadar ona mağfiret diledi. Âyet nâzil olunca Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem emri dinleyip itaat etti ve müşrik akrabalarına dua etmeyi terketti.

Bunlar ümmete karşı olan rahmet tablolarından pek büyük tablolardır. Ayrıca bu dini esas alarak başkalarını dost edinmeye ve yine bu din esasına göre kâfir ve müşriklerden uzaklığı ortaya koymaya dair bir tablodur. İsterse kendilerinden uzaklaşılanlar akraba olsunlar.



" Bir ümitsizlik ve fetret döneminden sonra bize bir peygamber geldi.

Yeryüzünde putlara ibadet ediliyordu.

O etrafı aydınlatan bir kandil oldu, yol gösterdi.

Parıldayan Hind kılıcı gibi parıldadı.

Ve bir ateşten korkuttu, bir cenneti müjdeledi

Ve bize İslâmı öğretti. Allah'a hamdederiz."

____________________________________________________________________________


[17] Ebû Dâvûd.

[18] Ebû Dâvûd.

[19] Buhârî.

[20] İbn Mâce.

[21] Buhârî.

[22] Tirmizî.

[23] Tirmizî.

[24] Buhârî ve Müslim.

[25] Tirmizî.

[26] Buhârî ve Müslim.

[27] İbnu'l-Kayyim, Zâdu'l-Meâd, II, 381

[28] Tirmizî.

[29] Tirmizî.

[30] Müslim.

[31] Müslim.

[32] Ahmed, Buhârî ve Müslim.

[33] Ahmed ve Tirmizî.