Mezheb Kelimesinin Tanımı
Sözlük olarak mezheb; gidilen yol, kanaat, görüş anlamına gelir.
Terim olarak mezheb; belli dayanakları, kendine özgü bir metodu olan, dayanaklarından yola çıkarak kendi içinde tutarlılığı, düşünce ve davranış biçimleri olan fikri bir sistemdir.
Mezheb kavramı peygamberimiz ve onu takip eden sahabe döneminde kullanılmamıştır.
Mezhebler Ne Zaman Ortaya Çıkmıştır?
Mezhep kavramı ve olgusu, hemen hemen bütün düşüncelerin sistemleştiği Abbasi döneminde ortaya çıkmıştır.
Peygamberimiz hayatta iken, müslümanlar İslam’ın hükümlerini anlamada karşılaştıkları zorlukları Peygamberimize soruyor, Peygamberimiz bu konularda gerekli açıklamaları yapıyor, yanlış anlamaları düzeltiyor, bizzat kendisi uygulamasını yaparak doğrusunu gösteriyordu. Ayrıca müslümanlar arasında çıkan her türlü ticari, ekonomik, ilmi, kavmi, nefsi anlaşmazlıkları da çözümlüyordu.
- 136 -
Peygamberimizin vefatından sonra bu imkan ortadan kalktı. Artık müslümanlar problemlerini çözebilmek, İslam’ı anlamada ve yaşamada karşılaştıkları güçlükleri giderebilmek için güvendikleri bir alime gidiyor ve bu alimler bazı hususlarda farklı cevaplar veriyordu. Farklı cevaplar farklı anlayışların oluşmasına neden oluyordu. Bu anlayışlar zamanla sistemleşerek mezheb adını almıştır.
Mezheblerin oluşumunda İslam’ın hükümlerini anlamaktan doğan farlılıkların yanında ağırlıklı neden siyasi nedenlerdir. Müslümanlar arasında ortaya çıkan siyasi ayrılıklar sonucu ortaya çıkan farklı yapılanmalar da zamanla kendi inanç ve fikri sistemlerini kurarak mezheb adını almıştır.
Mezheb Konusu İtikadla İlgili Bir Konu mudur?
Mezheb konusu i’tikadla ilgili bir konu mudur? Bu sorunun cevabı elbetteki hayırdır. Mezheb kavramı inançla ilgili olmayıp bu konu müslümanlar arasında zamanla inanç meselesi gibi görülmeye başlanmıştır. Mezheb konusunda bazı aşırılıklara gidilerek müslümanlar birbirlerini küfürle itham etmişlerdir. Mezheb konusunun ele alınmasının bir nedeni de İslam dininin en önemli müesseselerinden biri olan ictihad’a karşı çıkılarak, dinin donuklaştırılması, İslam’ın geçmişe hapsedilmesi ve sonuçta mezheblerin din haline getirilmesidir. Bu anlayışın doğurduğu olumsuz sonuçlar neticesinde cahil insanlar geçmişte ictihad yapan İslam alimlerini överken, günümüzde ictihad yapan İslam alimlerini dini değiştirmekle itham etmekte ve kolayca kafir damgası vurabilmektedir. Oysa mezhebler dinin kendisi olmayıp, dini anlamada ve yorumlamada bir yol, bir yöntemdir. İşte bu konudaki yanlış anlayışları düzeltmek ve dini canlı tutmak için mezheb konusu ele alınmaktadır.
Mezheblerin Tasnifi (Sınıflandırılması)
Mezhebler, inceledikleri konulara göre üç kısma ayrılır.
1) İ’tikadî Mezhebler: İnanç esaslarının açıklanması hususunda, Kur’an’daki muhkem (hüküm ifade eden anlamı açık ayetler) ve müteşabih (birden fazla anlama gelebilen) ayetlerin izah edilmesi, kulların fiilleri, Allah’ın sıfatları ve fiillleri v.s. gibi hususlardaki farklı anlayışların sonucu ortaya çıkmıştır. Mesela; Maturidi, Eş’ari, Mutezile, Cebriyye gibi.
2) Siyasî Mezhebler: Hilafet (devlet başkanı seçimi) meselesi hususunda, halifenin seçimle veya tayinle belirlenmesi gibi ihtilafların sonucu ortaya çıkmıştır. Mesela; Haricilik, Ehl-i sünnet, Şiilik.
3) Fıkhî Mezhebler: İbadetler, İnsan - Allah, insan - insan, insan - toplum, insan - tabiat, İnsan - devlet ilişkileri, ceza, miras, evlenme, boşanma gibi gerek ferdi gerekse toplumsal hayatla ilgili hüükmlerin açıklanmasından doğan farklılıklar sonucu ortaya çıkmıştır. Mesela; Hanefi, Maliki, Şafi, Hanbeli, Caferi mezhebleri gibi.
Bu sınıflandırma yapılırken mezheblerin öne çıkan düşünceleri esas alınımştır. Yoksa siyasi, i’tikadi, fıkhi içeriği olan mezhebler olduğu gibi hem siyasi hem i’tikadi, hem i’tikadi hem fıkhi yönü olan mezhebler de vardır. Mesela; Hanefi mezhebi hem i’tikadi hem fıkhi mezhebdir; fakat fıkhi yönü daha ön plana çıkmıştır. Aynı şekilde şii mezhebi siyasi çıkışlı olmasına karşın fıkhi yönü de olan bir mezhebdir.
Siyasî ve İ’tikadî Mezheblerin Ortaya Çıkış Nedenleri
* Kur’an-ı Kerim’deki muhkem ve müteşabih ayetlerin yorumlanmasında farklı anlayışların olması.
* Gayba ait hususların akıl ile izah edilmeye çalışılması sonucu olarak ortaya çıkan farklı yorumlar.
- 137 -
* Hilafet meselesi: Bu konudaki ihtilaflar temel olarak ikiye ayrılır:
a) Halifenin seçimle ve istişare (danışma) yötemiyle seçilmesini savunan görüş. Örneğin; Ehl-i sünnet, Mutezile, Hariciye bu görüştedir.
* Fetihlerin ilerlemesi sonucunda müslümanların toprakları genişlemiş, çeşitli din, dil, ırk, kütür ve medeniyete mensup insanlar İslam’a girmiştir. Bunların bir kısmı gerçekten inanmış, bir kısmı ise inanır gibi görünmüştür. Bu insanlar islama girdiklerinde eski inanç ve adetlerini de beraberlerinde getirmişler, İslam’a uygun olanlarını aynen alıp, İslam inancına uymayanları da İslam görüntüsü vererek yeni dine taşımışlardır. Bu ise farklı anlayışların ortaya çıkmasına neden olmuştur.
* Siyasi içerikli iç savaşlar: Hilafet meselesi ile ilgili çıkan iç savaşlar; Cemel, Sıffin, Kerbela gibi olayların yaşanmasına ve bunun sonucu olarak farklı grupların ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Fıkhi Mezheblerin Ortaya Çıkış Nedenleri
* Kur’an-ı Kerim’deki ayetlerden ve sünnetten (hadislerden) hüküm çıkarılması hususunda ortaya çıkan farklı yorumlar.
* Müctehidlerin ülkerindeki ve zamanlarındaki toplum hayatıyla ilgili sorunlara farklı yaklaşmaları.
* Her müctehidin ictihad ederken takip ettiği metodun farklı olması.
* Bir müctehid alime sağlam kaynaklardan ulaşmış bir sünnetin diğer müctehide ulaşmaması veye eksik ulaşması.
* Müctehid alimlerin de bütün insanlar gibi anlayış, zeka, kabiliyet yeteneklerinin, sosyal yönlerinin farklı olması.
İnsanların Farklı Düşünmelerinin Nedenleri
* İhtilaf edilen hususların, aslında çok açık olmayıp kapalı oluşu; Mesela insanların kesin olmayan meselelerde yorum yapmaları. Kabir alemi, ölüm, vahy, kainatın oluşumu gibi.
*Arzu, heva ve heveslerin, karakterlerin farklı olması; her insanın karakteri, istekleri diğerlerinden farklıdır. Hatta tek yumurta ikizlerinin bile. Genelde her insan olayları kendi istek ve arzusuna göre yorumlar. Filozoflardan biri bu hususu şöyle ifade etmiştir: “bize eşyayı güzel gösteren basiret değil, arzu ve isteklerimizdir.” Yarısına kadar su dolu olan bir bardağı, dolu göstermek isteyen “bu bardak yarıya kadar dolu” derken; boş görmek isteyen ise “bu bardağın yarısı boş” der.
* Mesleklerin ve bıranşların farklı olması; İnsanların hayat içinde çeşitli meslek kollarına ayrılmaları ve çeşitli branşlarda uzmanlaşmaları, her meslek sahibinin kendi branşına uygun düşünmesini, olaylara kendi branşından edindiği bilgi ve tecrübeler ışığında yorum getirmesini sağlar.
* Eskilerin taklid edilmesi; Geçmişin değer ve düşüncelerini değerlendirmek yerine kafa yormadan, düşünmeden olduğu gibi kabul etmek. İnsanın başkalarını taklid etme temayülü vardır. Bu temayül farkında olmadan insana yön verir. Bu ise bazan insanları kısır çekişmelere sürükler, ayrılıklar doğar.
* Algılama, anlayış, zeka gibi yeteneklerin farklı olması; Anlayış ve yetenekler farklı olunca düşünce tarzı, düşüncesini ifade etme biçimi de doğal olarak farklı olacaktır. “Davranışların yanlışlığı, anlayışların yanlışlığından doğar” sözü bu durumu ifade etmek için söylenmiş bir sözdür.
- 138 -
* Liderlik sevdası ve başkalarına hükmetme arzusu; Bu konu çoğunlukla siyasi meselelerde ortaya çıkar. Hükmetme arzusunda olan kişi kendi arzu ve düşüncelerine saplanıp kalır. Ona göre her konuda doğru düşünen sadece kendisidir, diğerleri ise yanlış düşünmekte ve davranmaktadır. Diğer insanların da bu şekilde düşünmesi anlaşmazlıklara, çekişmelere, ayrılıklara, kavgaya ve bölünmeye neden olmaktadır.
Müslümanların İhtilaf Etmelerinin Nedenleri
Müslümanlar, siyasi, i’tikadi, fıkhi konularda ihtilaf edip fırkalara ( mezhebler ) ayrılmıştır. Bu ihtilafları belirtmeden önce şu hususlara dikkat etmek gerekmektedir :
Müslümanlar İslam’ın temel pirensiplerinde ihtilaf etmemişlerdir. Mesela; Allah’ın varlığı, birliği ve kudreti, peygamberlerin Allah’ın elçileri olduğu, Kur’an-ı Kerim’in Allah kelamı olduğu, ahiret inancı, meleklere iman gibi hususlarda ihtilaf sözkonusu olmamşıtır.
İ’tikadi ve siyasi meselelerde ihtilafın müslümanlar için kötü olmasına karşılık; fıkhi meselelerdeki ihtilaflar kötü değildir. Aksine fıkhi konularda ihtilaf edilmesi, yani alimlerin ictihad etmeleri dinin daima dinamik olmasını ve kıyamete kadar devam etmesimi sağlayan önemli bir etkendir. Bu farklılık ayrılık değil; İslam dininin zenginliğini, kolaylık dini olduğunu gösterir.
Kısacası; mülümanların ihtilaflarını; İslam ümmetini bölüp parçalamayan ve birliğini zedelemeyen fıkhi meselelerdeki ihtilaflar ve İslam ümmetini bölen, birlik ve beraberliğini zedeleyen siyasi ve i’tikadi ihtilaflar olmak üzere iki kısımda incelemek mümkündür.
İhtilafların Sebepleri
1) Arap ırkçılığı; Mesela; Arapların başka ırklara üstün olduğu inancı, devlet başkanının Arapların kureyş kabilesinden veya en azından Araplardan olması gerektiği inancı gibi İslam dinine ters düşen anlayışlar. Haklı olarak Arap olmayan müslümanlar bu anlayışı reddetmişlerdir. Peygamberimizin bu konudaki hadisi çok ibret vericidir. “Allah’ın dinine göre hükmettiği sürece başınıza zenci köle bile geçse ona itaat ediniz.” Görülüyor ki, müslümanların başkanlarına itaat etmesi ırkına göre değil; Allah’ın dinine göre hükmetmesine bağlıdır.
2) Hilafet anlaşmazlığı; Ümmetin büyük çoğunluğu devlet başkanının seçim ve istişare yoluyla seçilmesini savunurken, bir kısmı tayin usulünü benimsemiştir. Ayrıca ümmetin çoğunluğu halifenin müslümanların başkanı olduğunu savunurken, bir kısmı halifenin Allah’ın yeryüzündeki gölgesi olduğunu savunmuştur.
3) Müslümanların eski din ve medeniyetlerle temas kurmaları, yeni müslüman olanların eski inanç ve geleneklerini yeni dine sokmaları sonucu ortaya çıkan farklı inanç ve ibadet biçimlerinin ortaya çıkardığı problemler.
4) Eski yunan filozoflarının eserlerinin Arapçaya çevrilmesi ile müslümanların inanç, düşünce ve yaşayışlarında ortaya çıkan farklılıklar. Bir kısım müslümanlar yeni öğrendikleri bilimlerin kendine has metodlarını kullanarak Kur’an’a yaklaşmış, farklı yorumların ortaya çıkmasına sebep olmuşlardır.
5) İslam alimlerinin gaybla alakalı konularda akıl yürütmesi de farklı yorumların ortaya çıkmasına neden olmuştur.
6) Kur’an-ı Kerim’den ve peygamberimizin sünnetinden hüküm çıkarmada takip edilen metodların farklı olması da değişik yorumların oluşmasına neden olmuştur.
- 139 -
İhtilafların Sahası
a) Tatbikat sahasında ortaya çıkan ihtilaflar: Hilafet meselesinde ortaya çıkmış ve siyasi mezheblerin doğuşuna zemin hazırlamıştır.
Mezheb Konusunda Önemli Uyarılar
Herşeyden önce bir meselenin inanç meselesi olabilmesi için Kur’an-ı Kerim’in açık ve kesin anlam ifade eden ayetlerinin bu meseleye iman etme veya reddetmenin şart olduğu hakkında tam bir bilgiye sahib olunması ve müslüman alimlerin de bu meseleyi kabul veya red hususunda İslam’ın başlangıcından günümüze kadar ittifak etmiş olması gerekir.
Mezhebler vahiy aracılığıyla indirilmemiş olup, insan aklının ürünüdür.
Kabirde insanlara mezhebin ne ? diye bir soru sorulmayacaktır.
“Peygamberimiz de bizim mezhebtendir” şeklindeki anlayış peygamberimize büyük bir iftiradır.
Mezheblerin tüm görüşlerinin hakk olduğu veya batıl olduğu şeklindeki anlayış hatalıdır, bilgi eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Dört mezhebin hakk olduğu diğerlerinin batıl olduğu hususunda mezheb imamlarının ittifakı olmamıştır. Zaten kendileri de böyle bir iddiada bulunmamıştır. Bu iddiayı ortaya atanlar sözde bu mezheblerin takipçileri olduklarını söyleyenlerdir.Tam tersine mezheb imamları kendi ictihadlarının tamamının doğru olduğunu söylememiş, hata edebileceklerini ifade etmişlerdir. “ Benim ictihadım bana göre doğru, diğer alimlere göre yanlış olma ihtimali olan bir doğrudur. Diğer alimlerin ictihadı da bana göre yanlış fakat doğru olma ihtimali olan bir ictihaddır.” sözünü tüm mezheb imamları söylemiştir.
Ayrıca mezheb imamları kendi adlarıyla anılan mezhepleri kendileri kurmamış, kendi zamanı ve toplumundaki insanların sorunlarının çözümü için fetvalar vermiş, kendinden sonra gelen talebe ve takipçileri imamların görüşlerini zamanla sistemleştirmiştir.
Özellikle son yüzyılda insanlar din konusunda olduğu gibi mezheb konusunda da atalarından devraldıkları şekilleri kabul etmişler, konunun özü, aslı ve inceliğini kavrayamamışlardır. Oysa geçmişte mezheblere tabi olma; onların ictihadlarının isabetli olduğu kabul edildiği içindi. Günümüzde o fedakar, faziletli alimlere nispet edilerek ne cinayetler işlenmektedir. Müslümanların bir kısmı, diğer konularda olduğu gibi mezheb konusunda da haddi aşmışlardır. Bu tip insanların mezheblere bakışlarını şu şekilde sınıflandırmak mümkündür:
* “Ben falan hakk mezhebtenim” dediği halde, düşünceleri ve yaptıkları kendi istek ve arzuları doğrultusunda olanlar. Yani Allah’a din öğretmeye kalkanlar.
* Mezheblerin farklı olmasını İslam için ayrılık sayan, Fatiha’yı doğru dürüst okuyamadığı halde bir iki kavramı öğrenmekle kendisini büyük alim zanneden cahiller.
* Kendi anne ve babasından miras olarak aldığı mezhebleri dinmiş gibi kabul edip, onun koruyuculuğuna kalkan, fakat bilgisizliği yüzünden mezhebin özünü, aslını ve inceliğini kavramaktan aciz, kuru kuruya mezheb savunuculuğu yapanlar.
Bunun dışında mezheb konusunda aşırılığa kaçmayan, orta yolu takip edenler de vardır. Bunların mezhebe bakışlarını şu şekilde özetlemek mümkündür: Mezhebleri dinde zaruri ve rahmet sayar, mezhebler Kur’an ve sünnetle olan bağı kurmada önemli bir birikim kabul edilir. İctihadın her çağda ve toplumda yapılmasının gerekli
- 140 -
olduğuna inanır. Alimlerden istifade ederek Kur’an ve sünnete ulaşmaya çalışır, farklı ictihadlara dinin zenginliği, dinamikliği ve rahmet gözüyle bakar, aynı zamanda dini bunların dışına çıkmamak olarak anlamaz, halkın mezhebinin “ Müftünün mezhebi” olduğunu kabul eder, herhangi bir görüşü körü körüne değil, araştırarak, eleştirerek kabul veya reddeder, yani kabul ettiğini de reddettiğini de bilerek kabul veya reddeder. Belli ilmi seviyeye sahiptir.
Unutmamak gerekir ki, her çağda ve toplumda İslam’ı anlamada mezhepler olacaktır. Bu mezheplerin tutarlı görüşleri olabileceği gibi tutarsız görüşleri de olabilir. Çünkü ictihad yapanların kendisi de bir insandır. İnsanın hata yapma potansiyeline sahip olduğunu kabul ettiğimize göre, hata yapabilen bir varlıktan her konuda mükemmel olması, isabetli görüşler açıklaması, her konuda doğru ictihad etmesini beklemek insanın kendisine haksızlık yapması demektir. İslam toplumunun zamanla ortaya çıkan ve çıkması muhtemel ihtiyaçlarını, problemlerini, i’tikadi endişelerini Kur’an ve sünnetin ışığında çözümleyecek alimler olmalıdır. Bu alimleri yetiştirmek ve yetişmelerine vesile olmak müslümanların üzerine farz-ı kifaye olan bir görevdir. Müslümanlar bunu gerçekleştiremezse tümü Allah katında sorumlu olur. Çünkü bu boşluğu günümüzde olduğu gibi müslümanlığından emin olunamayan, samimiyetinden şüphe edilen, Bel’am tipli insanlar alır. Bu insanlar müslümanlara birtakım batıl inanç ve düşünceleri İslam’a uygundur diye yutturmaya çalışır. İnsanları Allah’ın değil de efendilerinin istediği şekilde yönlendirir. Ortaya çıkan inanç şekli de İslam’dan başka herşeye benzer.
Geçmişte olduğu gibi günümüzde ve gelecekte İslam alimleri ictihad edecektir. İctihad kapısı kapanmıştır diye birşey sözkonusu değildir. Bu şekilde söyleyenler de ictihad yapmış oluyorlar, fakat ümmeti bin senedir taklid ve donukluğa mahküm eden hatalı bir ictihad etmişlerdir.
İCTİHAD
İctihad: Sözlük olarak; gayret göstermek, tüm gücünü kullanmak anlamlarına gelir.
Terim olarak ictihad; İslam alimlerinin Kur’an ve sünnetteki hükümlerden yola çıkarak zamanının ve toplumunun sorunlarına çözüm getirmek için vermiş oldukları fetvalara denir.
İctihad kurumu islam toplumu var olduğu müddetçe var olacaktır. İctihad İslam dininin kıyamete kadar canlı ve dinamik olmasını sağlayacak önemli bir müessesedir. Cahillerin kapısını kapatamayacağı kadar önemlidir. Mezhebler konusunda sağlıklı düşünebilmek, isabetli sözler söyleyebilmek için müslümanların, peygamberimizin ve ondan sonraki siyasi ve sosyal tarihi çok iyi bilip, sağlıklı bir şekilde yorumlayabilmesi gerekir.
Sonuç olarak söylemek gerekirse; mezhebler islam dininin kendisi hatta bir parçası değildir. İslam dini mezhebleri içine alır, fakat mezhebin kendisi tek başına dinin yerine geçemez. Mezhebler dinin hükümlerini anlamada bir yöntem, bir düşüncedir. Herhangi bir mezhebi veya bir mezhebin herhangi bir konudaki görüşünü kabul etmeyen dinden çıkmaz, dolayısıyla küfürle itham edilemez. Sadece mezhepsiz olur.
Mezheblilik yapılmalı, fakat mezhebçilik yapılmamalı ve körü körüne taklid edilmemeli; bilinmeli ve istifade edilmeli. Fakat mezhebi din haline getirmemelidir. Dini otoban yola benzetecek olursak, mezhebler otobanın şeritleridir. Her müslüman aklının kestiği, gücünün yettiği, kendisine uygun gördüğü şeritten gitmelidir. Rastgele şerit değiştirmemeli, yoldan sapmamalıdır.