Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: Deccâl Küresel Kıyametin Bir Alameti Olabilir Mi?
Islami Forum - Popüler Forum > İSLAMİ KONULAR > .·[ SORU-CEVAP ]·.
muhakeme

Deccâl küresel kıyametin bir alameti değildir. Şöyle ki;

--------------------------------------------------------------------------------

(دجال) “Deccâl”; sözlükte “bir şeyi örtmek, yaldızlamak, boyamak, kandırmak, karıştırmak, yalan söylemek, aldatmak” anlamındaki (دجل) “de ce le” kökünden türeyen bir kelimedir. “Hakkı batılla karıştıran, sözü süsleyip batılı hak gösteren, çok aldatan, çok yalancı kimse” demektir. Klasik kaynaklarda ise, “âhir zamanda ortaya çıkıp göstereceği hârikulade olaylar sayesinde bazı insanları dalâlete sürükleyeceğine inanılan kişi” şeklinde tarif edilmektedir.

“Deccâl” kelimesi Kur’an-ı Kerim’de geçmemektedir. Kitâb-ı Mukaddes’te ise, âhir zamanda gelecek olan, “küçük boynuz, canavar” gibi sembollerle tasvir edilen, Allah’ın mâbedini tahrip eden ve O’na karşı gelen güçlü bir varlık olarak tanıtılmaktadır. Yahûdîler “deccâl”i, kendilerini kurtaracağına inandıkları “Mesîh”in muhalifi olarak görmektedirler. Onlara göre “deccâl”, “Mesîh”in semavî ve ebedi krallığına karşın, geçici dünyevi şeytanî gücü ve şeytanın krallığını temsil etmektedir ve Dâvud’un neslinden gelecek bir “Mesîh” tarafından öldürülecektir. Hıristiyanlık’ta ise, “âhir zamanda zuhûr edecek düşman”, “fesat adamı, helak oğlu” şeklinde tanıtılmakta olup, kıyâmetin bir alâmeti olduğuna inanılmaktadır.

Yahudî ve Hıristiyan tarihlerinin incelenmesi sonucu, “deccâl” inancının yayılmasına eski efsânelerin mevcut siyasî durumlara göre yorumlanmasının yol açtığı, Yahudî ve Hıristiyanlara zulmedenlere zamanla efsânevî bir hüviyet kazandırıldığı ve böylece menkıbeler oluşturulduğu anlaşılmaktadır.

Hadis mecmûalarındaki bazı rivâyetlerde “deccâl”in âhir zamanda geleceği, yeryüzünde kırk gün kalacağı, ilahlık iddiasında bulunacağı, sonunda Hz. Îsâ tarafından öldürüleceği; gözünün birinin kör olup ve alnında “kâfir” yazılı olacağı; Yahûdî asıllı İbn Sayyâd’ın da “deccâl” olabileceği; Temim ed-Dârî’nin ıssız bir adada “Cessâse” adındaki bir hayvanın yardımıyla “deccâl” ile görüştüğü; “deccâl”in İstanbul’un fethinden sonra ortaya çıkacağı; “deccâl”in şerrinden emin olmak için Kehf sûresinin ilk âyetlerinin okunmasının tavsiye edildiği; otuz civarında “deccâl”in ortaya çıkacağı gibi farklı “deccâl” portrelerinin çizildiği görülmektedir. Bu rivâyetler arasında çelişki olmadığını iddia edip savunmaya çalışan İslâm âlimleri olduğu gibi, çelişkiler bulunduğunu söyleyenler de mevcuttur.

Diğer taraftan orta yolu takip ederek isnâd açısından sahih kabul edilen rivâyetlerdeki ifadelerin mecâzî ifadeler olduğu ve güçlü bâtılın zaman zaman hakka galip olacağı şeklinde yorumlayanlar da vardır. Bununla birlikte, bu yorumların zaman içerisinde farklı anlayışlar kazanacağını söyleyerek tevakkuf edilmesi gerektiğini belirtenler de bulunmaktadır.

Bazı İslâm âlimleri ise, bu konudaki bir takım rivâyetlerin Kur’an-ı Kerim ve Sünnet ile telif edilmelerinin mümkün olmadığı kanaatindedirler. Onlar, “mehdî”, “deccâl” ve ““Mesîh” beklentilerinin hasta akılların ürünü olduğunu, yeryüzünde bu tür efsânelere yer olmadığını, mitolojik “deccâl” inancının Yahûdî ve Hıristiyanlara ait olup bu kültürlerden İslâm’a intikal ettiğini ileri sürmektedirler.

Netice îtibârıyla, isnâd açısından sahih görülerek Hz. Peygamber’e nispet edilen rivâyetlerin bir kısmında birbirleriyle bağdaştırılamayacak derecede çelişkiler olduğu görülmektedir. Zîra, araştırmalar sonunda bazı rivâyetlerde “sika” olmayan râvîlerin olduğu, bunların şahsî ictihadlarını metinlere karıştırma ihtimallerinin bulunduğu ve bazı rivâyetlerde İsrâiliyyât belirtilerinin sezildiği sonucuna varılmaktadır. Nitekim, bir rivâyette Hz. Peygamber zamanında yaşayan İbn Sayyad’ın “deccâl” olduğu söylenirken, diğer rivâyette, bir adada zincirlere bağlı bir halde beklediği, bir diğer rivâyette ise, İstanbul’un fethinden sonra ortaya çıkacağının belirtilmesi, bu tenâkuzlara verilebilecek örneklerdir. İstanbul fethedildiğine ve tasvir edilen böyle bir “deccâl” de ortaya çıkmadığına göre, bu rivâyetin isnâdında ve metninde problemler olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca “deccâl”in şahsına ait özellikleri açıklayan rivâyetlerde de çelişkiler bulunmaktadır. Kızıl veya beyaz tenli, kısa boylu veya cüsseli, heybetli şeklinde tanıtılması bunun göstergesidir. Bunlardan başka, bir taraftan “deccâl”in ilahlık iddiasında bulunacağı belirtilirken, öte yandan alnında “kâfir” yazısının mevcut olacağı ve herkes tarafından okunacağının ifâde edilmesini de akılla bağdaştırmak mümkün görünmemektedir.

Allah’a îmân etmekle sorumlu tutulan insanoğlunu saptırması için “deccâl”e peygamberlerden çok üstün özellikler verilmesinin, hem ilâhî hikmete, hem de kıyâmete kadar kainatta sürüp gidecek Allah’ın koyduğu yol ve yönteme aykırı olduğu ortadadır. Zîra, böyle bir şeyi koyduğu kurallara öncelikle kendisinin uyduğu bilinen Yüce Allah’ın yapması söz konusu değildir. Dolayısıyla bu rivâyetlere ihtiyatla yaklaşılması ve “deccâl” ile ilgili yorum yapılmaya çalışılırken bütün bu hususların göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

Mûtezilî İmam Kâdı Abdülcebbâr, (415/1024) “akla muhalif bir şey Rasûlullah’a isnâd edilirse, onun böyle bir şey söylemediğine hükmetmek gerekir. Şâyet söylemişse, başkasından hikâye yoluyla söylemiştir. Bu takdirde de alınmayabilir. Eğer bu sözün te’vil imkanı varsa te’vil edilir” demektedir.

Buradan hareketle bir kısım İslâm âlimi de, senedi sahih gaybî hadislerde geçen ifâdelerin Arap edebiyatının teşbih ve temsil sanatının bir gereği olduğunu belirterek bunların yorumlanabileceğini ifâde etmişlerdir. Kelam âlimlerinin çoğunluğu, “deccâl”in çıkışını mitolojik bir üslupla ifâde eden rivâyetleri yorumlamaya yanaşmazken, Sünnî kelam ekolünün seçkin sîmalarından Taftazânî, (793/1390) ilgili rivâyetleri zâhirî mânâda anlamayı mümkün görmekle birlikte, “deccâl”i “şer ve fesadın yayılması” şeklinde tevil etmiştir. Onun “deccâl” kavramına bu şekilde bir yorum getirmesi, çağdaş âlimlerin te’vil kapılarını açmalarına ve değişik yorumlar yapmalarına imkan sağlamıştır. Nitekim, Muhammed Abduh “deccâl”i, “İslâm dînînin ortadan kaldırmaya çalıştığı bütün hurafe, yalancılık ve kötülüklerin sembolü”, Reşid Rızâ, “maddî şehvetlerin ön plana çıkması”, “Yahûdîlerin gerçekleştireceği şerrin ve inkarcılığın yaygınlık kazanması”, Elmalılı Hamdi Yazır, “Filistin’de Yahûdîler’e devlet kurmak isteyen İngiltere”, Kâmil Mîras, “küfrü yayan ve cemiyetin nizamına bozan şey”, Muhammed Esed, “Avrupa Medeniyeti” Muhammed Selâme Cebr, “şeytan”, Ömer Rıza Doğrul, “Hz. Îsâ’nın Allah’ın oğlu olduğunu iddiâsını seslendiren Hıristiyanlık akîdelerinin yayılması” Yavuz, “ulûhiyet niteliklerine sahip hârikulâde bir insan değil, kötülüğü temsil eden bir tip”, şeklinde yorumlamaktadırlar. Kardâvî ise “deccâl”i, “karanlık batı medeniyeti” şeklinde te’vil edenlerin görüşlerine katılmayarak tevâtür derecesine ulaşmış sahih hadislerde, “deccâl”in bozgunculuk yapan, tahrik ve tehdit eden bir fert, şahıs veya insan olarak tavsif edildiğini, dolayısıyla, “kör bir medeniyet” şeklindeki yorumlanmasının uygun olamayacağını söylemektedir. Oysa rivâyetlerin geneline bakıldığında böyle bir yorumun yapılmasının mümkün olabileceği anlaşılmaktadır. Nitekim bazen lafızlara bağlı kalmanın bir takım sembollerin gerektiği şekillerde yorumlanmasına engel teşkil edebildiği ve anlamayı zorlaştırdığı görülmektedir. Öte yandan burada hatırlatılması gereken bir diğer nokta da, “deccâl”e hizmet edenlerin “şeytanca niyetler taşıyan kötü insanlar” olduğudur. Yoksa başka bir âlemde yaşayan cin ve şeytanlar değildir. Zîra, onların aslî hüviyetleri ile insanlara görünemeyecekleri bilinmektedir.

Görüleceği üzere İslâm âlimlerinin çoğunluğu, isnâd açısından sahih kabul edilen hadislere dayanarak âhir zamanda “deccâl”in ortaya çıkacağına, insanları saptırmaya çalışacağına inanmakta ve bu rivâyetleri farklı şekillerde te’vil etmektedirler. Bu âlimlerin bir kısmı görüşlerini desteklemek maksadıyla Kur’an-ı Kerim’den deliller bulmaya çalışmışlarsa da, “deccâl”e işaret ettiği iddia edilen âyetler incelendiğinde ileri sürdükleri bu tezlerinin ilmî dayanaktan yoksun olduğu görülmektedir.

Özetle Kur’an-ı Kerim’de “deccâl” ile ilgili hiçbir sarih ifâde bulunmamaktadır. Ancak bazı rivâyetlerden çıkartılacak en belirgin hususlar sonucu “deccâl”i şu şekilde açıklamamız mümkündür. “Deccâl” bir “kıyâmet alâmeti” olmamakla beraber her zamanda ve her bölgede inkarcılığı yaymaya çalışan, ahlâkî değerleri yok etmeyi amaçlayan ve her türlü terörist faaliyetleri destekleyen kimselerdir. Kendi kurdukları düzenin yıkılmasını istemeyen, bunun için her yolu mübâh gören, nefislerinin esîri olmuş, kötü niyetli, negatif düşünceli, ikiyüzlü, bencil ve azgın bütün hakîkat inkarcılarıdır. Maddî yönden gelişmiş olmaları sebebiyle teknik imkan ve kapasitelerini sürekli artıran, bilimsel ve teknolojik gelişmeleri kendi çıkarları için keyfî olarak kullanmaktan çekinmeyen ve “güçleri” sayesinde mazlumları kısa sürede etkisiz hâle getirenlerdir. Bu üstün maddî özelliklere sahip olmaları nedeniyle çok daha “hızlı” hareket edenlerdir. Dünyevî zevkleri önceleyen, serveti ve makamı baş tacı eden, doğayı kirleten ve yoksul insanları dışlayan, hayırlı faaliyetleri engelleyen her türlü olumsuz bakış açılarını, “dünyanın en ücra köşelerine kadar” iletişim vasıtalarıyla yayarak çıkarcılığı özendirenler ve insanların duygularını istismar edenlerdir. Çirkin olan şeyleri “güzel”, güzel olan mânevî-ahlâkî değerleri ise “çirkin gösteren”, bütün bunları yaparken hiçbir masraftan kaçınmayan ve gidilmedik de çok az yer bırakanlardır.

Sonuç îtibârıyla, sembollerle anlatılan “deccâl” tasvirleri müşahhaslaştırılmadan doğru anlaşılıp yorumlanabilirse, düşünen ve sorgulayan insanlar için önemli ipuçları içerdiği görülmektedir. Ayrıca “deccâl” ile ilgili rivâyetlerin tevâtür derecesine ulaşmaması, mecâzî mânâlarına yorumlanmalarının da mümkün olması nedeniyle, maddî bir “deccâl”in varlığına inanmayanlara küfür isnâd etmek doğru değildir.

[Geniş bilgi için bkz. Dr. Ahmet Emin SEYHAN, Hadislerde Kıyamet Alametleri, s. 178-183, MORALİTE Yay. İstanbul, 2006]
Zemahşeri
Benim merak ettiğim veya anladığım diyeyim.Size göre kıyamet aniden ve habersiz kopacağından bu tip alametlerin olamayacağını ifade ediyorsunuz.Ama gittiğiniz yol doğru bir metod değil.Yani siz önce kıyametin aniden habersiz kopacağı fikrini düşünce dünyanızın merkezine oturtuyorsunuz daha sonra kıyamet alametlerinin tamamı hakkında tevil yapıyorsunuz.Bir düşünce için bütün delilleri, iddaları reddediyorsunuz.
muhakeme
ALINTI(Zemahşeri @ Aug 17 2007, 04:44 PM) *

Benim merak ettiğim veya anladığım diyeyim.Size göre kıyamet aniden ve habersiz kopacağından bu tip alametlerin olamayacağını ifade ediyorsunuz.Ama gittiğiniz yol doğru bir metod değil.Yani siz önce kıyametin aniden habersiz kopacağı fikrini düşünce dünyanızın merkezine oturtuyorsunuz daha sonra kıyamet alametlerinin tamamı hakkında tevil yapıyorsunuz.Bir düşünce için bütün delilleri, iddaları reddediyorsunuz.


Sayın Zemahşeri,

Forumunuzun "genel" bölümünde "Küresel kıyametin alametlerini Hz. Peygamber haber vermemiştir" başlıklı yazıda kıyametin ansızın kopacağı konusu ayet ve hadislerle izah edilmiştir.

Mesela bir kısmını aktarıyorum... Nitekim ben değil Hz. Peygamber de ansızın olacağını söylüyor... Saygılarımla...

Hz. Peygamber’in kıyâmetin ansızın kopacağına ilişkin misalleri sahâbelerine anlayabilecekleri bir şekilde anlattığı da temel hadis kaynaklarında mevcuttur. Nitekim, Hz. Peygamber Ebû Hureyre’den rivâyet edilen bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: “…Alış-veriş için bir araya gelen iki kişi, bir elbiseyi açacaklar, satış işlemi tamamlanmadan ansızın kıyâmet kopacak, o elbiseyi tekrar kaldırıp katlamaya fırsatları olmayacak. Bir kişi devesini sağacak, ancak sağdığı devesinin sütünü içmek nasip olmadan ansızın kıyâmet kopacak. Bir kişi havuzunu sıvayıp tamir edecek ancak, tamir ettiği havuzun suyunu kullanmak ona nasip olmadan ansızın kıyâmet kopacak. Yemek yiyen bir kimse, lokmasını ağzına götürürken ansızın kıyâmet kopacak ve o yemeği yemek ona nasip olmayacak.”[21] Bu kadar açık ve seçik bir şekilde ve Kur’an-ı Kerim’le uyumlu olarak kıyâmetin ânîden ve hiç beklenmedik bir anda kopacağını beyan etmiş olmasına rağmen, hâlâ Hz. Peygamber’i sürekli alâmetlerden bahseden bir kimse şeklinde tanıtmak doğru değildir. Diğer taraftan İbn Hacer de kıyâmetin ansızın kopacağı kanaatindedir. O, söz konusu rivâyeti değerlendirdikten sonra: “Bütün bunlar kıyâmetin ansızın kopacağına işarettir. Tıpkı Allah Teâlâ’nın (لا تاتيكم الا بغتة) ‘sizi umulmadık bir anda yakalayacak’[22] sözünde olduğu gibi” demektedir.[23]

Hz. Peygamber’in zaman zaman bir takım sembolleri ve müphem ifâdeleri kullanarak insanları bilgilendirmesi mümkün olmakla beraber, her zaman Kur’an-ı Kerim’le uyumlu tespitlerde bulunduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir. Diğer taraftan Hz. Peygamber’in bir takım açıklamalar yaparken mecâzî ifadeler kullandığı, tergib ve terhib maksatlı sözler söylediği de bir gerçektir. Ancak onun bu sözlerini nakledenlerin yanlış anlayarak bir takım eklemeler yapabilecekleri ve sembolleri müşahhaslaştırabilecekleri ihtimali de göz önünde bulundurulmalıdır. Nitekim “kıyâmet alâmetleri” olarak sayılan bazı hususlarda bunları görebilmek mümkündür.

Netice îtibârıyla, “kıyâmet alâmetleri”nden bahseden bütün rivâyetlerin çok yönlü araştırmaları yapılmadan, sadece senedlerine veya metinlerine bakarak mutlak doğrular şeklinde algılanmalarının, üzerlerine bir takım hükümler binâ edilmeye çalışılmasının zorakî yöntemlerle farklı yorumlar yapılmaya kalkışılmasının veya toptan reddedilmesinin sağlıklı sonuçlar doğurmayacağı açıktır.

(Ayrıntılı bilgi için Dr. Ahmet Emin SEYHAN'ın, "Hadislerde Kıyamet Alametleri" adlı kitabına bakılabilir. Moralite Yay., İstanbul, 2006, s. 168-172)



Zemahşeri
Bahsettiğiniz kıyamet alametlerinin, küresel kıyametin alametleri olduğu düşüncesi kıyametin hiç beklenmedik bir şekilde kopacağı düşüncesine karşı bir tez değildir.Birinin olması durumunda diğerinin olamayacağını düşünmek kuran ı da göz önüne alarak düşünürsek yanlıştır.

Azap ile uyarılan kavimlerin azabın geleceğini inanmamaları ve azaba ansızın yakalanmaları buna örnek gösterilebilir.Aynı şekilde kıyametin iman edenler üzerine kopmayacağı düşüncesi bununla paraleldir.Kıymet kopmadan önce kıyamete veya alametlere inanmayan ve bilmeyenlerin olması durumda kıyamet ansızın kopacaktır.

Diğer yandan kıyamet alametlerinin her insan tarafından anlaşılabileceği de itilaflı bir konudur.Alametler mecazi manalara sahip olabilir ve bu alametleri sadece akıl sahipleri anlayabilir.Görüldüğü üzere kıyamet alametleri kıyametin ansızın olacağı düşüncesini tekzip etmez hatta destelemektedir.

muhakeme
ALINTI(Zemahşeri @ Aug 17 2007, 05:51 PM) *

Bahsettiğiniz kıyamet alametlerinin, küresel kıyametin alametleri olduğu düşüncesi kıyametin hiç beklenmedik bir şekilde kopacağı düşüncesine karşı bir tez değildir.Birinin olması durumunda diğerinin olamayacağını düşünmek kuran ı da göz önüne alarak düşünürsek yanlıştır.

Azap ile uyarılan kavimlerin azabın geleceğini inanmamaları ve azaba ansızın yakalanmaları buna örnek gösterilebilir.Aynı şekilde kıyametin iman edenler üzerine kopmayacağı düşüncesi bununla paraleldir.Kıymet kopmadan önce kıyamete veya alametlere inanmayan ve bilmeyenlerin olması durumda kıyamet ansızın kopacaktır.

Diğer yandan kıyamet alametlerinin her insan tarafından anlaşılabileceği de itilaflı bir konudur.Alametler mecazi manalara sahip olabilir ve bu alametleri sadece akıl sahipleri anlayabilir.Görüldüğü üzere kıyamet alametleri kıyametin ansızın olacağı düşüncesini tekzip etmez hatta destelemektedir.


sayın zemahşeri,

Zaten Kur'an'ı Kerim'de kıyamet öncesi alamet olacağı yönünde bir ayet söz konusu değil... islam alimlerinin büyük bir kısmı bazı ayetlerden zorlama yorumlar sonucu bir takım deliller elde ediyorlar... ve bu delillere rivayetlere bakarak ulaşıyorlar..... ve ben bunlara katılmıyorum... bu rivayetlerin problemli olduğunu, tartışıldığını ve güvenilemeyeceğini ifade ediyorum... kendi düşüncelerimi ortaya koyuyorum....


ancak güvenilir rivayetlerin de olduğunu ama bunların da doğru te'vil edilmeleri gerektiğini belirtiyorum...


sonuç olarak kıyametin on büyük alameti ile ilgili rivayetin de sened ve metin yönünden yeniden değerlendirilmesi gerektiği kanaatini izhar ediyorum... bu çalışmada tabi bir anda olmayacaktır.... uzun yıllar sürecektir... çünkü konu çok mühimdir... gayretli hadis uzmanlarının ilgisini beklemektedir. kim bilir hadis bilim dalında doktora yapacak bir genç, sadece bu on alameti kapsayan bir çalışma yapacaktır....

ya da on ayrı genç... her bir alameti ele alan başlı başına doktora çalışmalarına imza atacaklardır....
(ben şimdi burada alamet dediysem, bu alametleri kabul ettiğim anlamına kesinlikle gelmemektedir)



bana göre bu çalışmalar bir an önce yapılmalıdır... bunlar yapılmadan söylenecek sözler bana göre eksik ve yetersiz kalacaktır...

konuya gösterdiğiniz ilgi nedeniyle teşekkürlerimi sunuyorum..

selam ve dua ile... sağlıcakla kalın... flowers.gif flowers.gif

asiLDuA
kÜRESEL ısınmadan bahsedenler,İslam bu konu hakkında ne diyor KURAN nediyor diye kafirler bile açıp okuyor.ELBETTE KARDEŞİM BUNLAR KIYAMETİN ALAMETLERİ OLABİLİR.İnsanların azgınlığı,şirkte ileri gitmeleri,kafirleri benimsemeleri,müslümanlara eza etmelerinin reçetesidir.Rabbimden dileğim o durki,BİZLERİ MÜNAFIKLARLA HELAK ETME YARABBİ BİZLERİ ONLARLA BİRLİKTE HELAK ETME YARABBİ BİZLERİ ONLARLA BİRLİKTE HÜSRANA UĞRATMA YARABBİ.
Kaveller
bi yerde dünyanın her iki yüz senede bir güneşe olduğundan daha fazla yaklaştığını okumuştum bu sepeple yer kürede bu tarz iklim değişikleri olurmuş zaten ,sanırım geçiçi birşey küresel afet dedikleri ,kati bir iddam yok tabi öylede olabilir gerçi olsa ne olacak her nefsin ölümü zaten şahsında bir afet ben ölmüşün dünya batsa ne olur dermişim biggrin.gif

sanırım eski bir fransa kralı louis ''benden sonrası tufan '':) demiş
muhakeme
ALINTI(MehLiKA @ Sep 5 2007, 11:36 PM) *

kÜRESEL ısınmadan bahsedenler,İslam bu konu hakkında ne diyor KURAN nediyor diye kafirler bile açıp okuyor.ELBETTE KARDEŞİM BUNLAR KIYAMETİN ALAMETLERİ OLABİLİR.İnsanların azgınlığı,şirkte ileri gitmeleri,kafirleri benimsemeleri,müslümanlara eza etmelerinin reçetesidir.Rabbimden dileğim o durki,BİZLERİ MÜNAFIKLARLA HELAK ETME YARABBİ BİZLERİ ONLARLA BİRLİKTE HELAK ETME YARABBİ BİZLERİ ONLARLA BİRLİKTE HÜSRANA UĞRATMA YARABBİ.



saygıdeğer mehlika,

Kıyamet deyince niye bir tane kıyameti anlıyoruz. Zira üç çeşit kıyamet vardır...

Râgıb el-Isfahânî, kıyameti üçe ayırmaktadır.

(1) “kıyâmet-i suğra” yani; ferdin ölümü, "kişisel kıyamet"....
(2) “kıyâmet-i vustâ” yani; bir neslin yok olması, "toplumsal kıyamet"...
(3) “kıyâmet-i kübra” yani; kozmik kıyamet, büyük kıyamet veya “küresel kıyâmet
şeklinde açıklamaktadır. (Ragıb, el-Müfredât, s. 362)


Şunu söylemeye çalışıyorum.... Hz. Muhammed (sav) “kıyâmet-i suğra” ve “kıyâmet-i vustâ”nın alametlerini haber vermiş ve kendi döneminde müslümanları uyarmıştır. Bunu ben de kabul ediyorum. Mümkündür ve doğrudur... Müslümanları uyarması da normaldir. Herkesin kendi kıyametini düşünmeye çağırması ve hazırlık yapmalarını istemesi doğaldır.

Aynı şekilde İslam toplumuna karşı da bir takım ikazlar yapması yerinde bir davranıştır. Ama bunları "ahir zaman psikolojisi" ve "küresel kıyametle" ilişkilendirmek ve insanları yanlış düşüncelere sevk etmek isabetli değildir.

Fakat görüldüğü üzere zaman içerisinde "kişisel ve toplumsal kıyametin" bu alametleri, "kıyâmet-i kübrâ" ile ilişkilendirilmiş ve bir takım yanlış neticelere ulaşılmıştır

Bunu kabul edebilmemiz mümkün görünmemektedir. Konuya böyle bakılacak olursa meseleyi anlamak daha da kolaylaşacaktır...

Yoksa tek bir kıyamete odaklanılırsa, ne peygamber anlaşılabilir ne de Kur'an-ı Kerim...


yukarıda ele aldığımız deccal konusu ile kastedilen de kişisel veya toplumsal kıyametin alameti olabilir... yine bir kişi, decal ile sembolize edilen o yanlış işleri yaparsa, kendi sonunu kendisi hazırlamış olabilir....

aynı şekilde bir toplum veya toplumun ileri gelenleri, deccal ile sembolize edilen kötü işleri yaparsa bu toplumda kendi sonunu kendisi hazırlamış olur....

bunları küresel kıyametle ilişkilendirmek isabetli görünmemektedir.

yukarıda deccal ile anlatılmak isteneni tekrar hatırlayacak olursak, ki şöyledir:


Özetle Kur’an-ı Kerim’de “deccâl” ile ilgili hiçbir sarih ifâde bulunmamaktadır. Ancak bazı rivâyetlerden çıkartılacak en belirgin hususlar sonucu “deccâl”i şu şekilde açıklamamız mümkündür. “Deccâl” bir “kıyâmet alâmeti” olmamakla beraber her zamanda ve her bölgede inkarcılığı yaymaya çalışan, ahlâkî değerleri yok etmeyi amaçlayan ve her türlü terörist faaliyetleri destekleyen kimselerdir. Kendi kurdukları düzenin yıkılmasını istemeyen, bunun için her yolu mübâh gören, nefislerinin esîri olmuş, kötü niyetli, negatif düşünceli, ikiyüzlü, bencil ve azgın bütün hakîkat inkarcılarıdır.

Maddî yönden gelişmiş olmaları sebebiyle teknik imkan ve kapasitelerini sürekli artıran, bilimsel ve teknolojik gelişmeleri kendi çıkarları için keyfî olarak kullanmaktan çekinmeyen ve “güçleri” sayesinde mazlumları kısa sürede etkisiz hâle getirenlerdir. Bu üstün maddî özelliklere sahip olmaları nedeniyle çok daha “hızlı” hareket edenlerdir.

Dünyevî zevkleri önceleyen, serveti ve makamı baş tacı eden, doğayı kirleten ve yoksul insanları dışlayan, hayırlı faaliyetleri engelleyen her türlü olumsuz bakış açılarını, “dünyanın en ücra köşelerine kadar” iletişim vasıtalarıyla yayarak çıkarcılığı özendirenler ve insanların duygularını istismar edenlerdir. Çirkin olan şeyleri “güzel”, güzel olan mânevî-ahlâkî değerleri ise “çirkin gösteren”, bütün bunları yaparken hiçbir masraftan kaçınmayan ve gidilmedik de çok az yer bırakanlardır.

sahih olan rivayetler bize bu yorumu yapmaya imkan vermektedir...

düşüncelerimiz bu yöndedir....


saygılarımızı sunarız.....
İlle Cihad
ALINTI(bembeyaz @ Aug 17 2007, 05:17 PM) *

ALINTI(Zemahşeri @ Aug 17 2007, 04:44 PM) *

Benim merak ettiğim veya anladığım diyeyim.Size göre kıyamet aniden ve habersiz kopacağından bu tip alametlerin olamayacağını ifade ediyorsunuz.Ama gittiğiniz yol doğru bir metod değil.Yani siz önce kıyametin aniden habersiz kopacağı fikrini düşünce dünyanızın merkezine oturtuyorsunuz daha sonra kıyamet alametlerinin tamamı hakkında tevil yapıyorsunuz.Bir düşünce için bütün delilleri, iddaları reddediyorsunuz.


Sayın Zemahşeri,

Forumunuzun "genel" bölümünde "Küresel kıyametin alametlerini Hz. Peygamber haber vermemiştir" başlıklı yazıda kıyametin ansızın kopacağı konusu ayet ve hadislerle izah edilmiştir.

Mesela bir kısmını aktarıyorum... Nitekim ben değil Hz. Peygamber de ansızın olacağını söylüyor... Saygılarımla...

Hz. Peygamber’in kıyâmetin ansızın kopacağına ilişkin misalleri sahâbelerine anlayabilecekleri bir şekilde anlattığı da temel hadis kaynaklarında mevcuttur. Nitekim, Hz. Peygamber Ebû Hureyre’den rivâyet edilen bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: “…Alış-veriş için bir araya gelen iki kişi, bir elbiseyi açacaklar, satış işlemi tamamlanmadan ansızın kıyâmet kopacak, o elbiseyi tekrar kaldırıp katlamaya fırsatları olmayacak. Bir kişi devesini sağacak, ancak sağdığı devesinin sütünü içmek nasip olmadan ansızın kıyâmet kopacak. Bir kişi havuzunu sıvayıp tamir edecek ancak, tamir ettiği havuzun suyunu kullanmak ona nasip olmadan ansızın kıyâmet kopacak. Yemek yiyen bir kimse, lokmasını ağzına götürürken ansızın kıyâmet kopacak ve o yemeği yemek ona nasip olmayacak.”[21] Bu kadar açık ve seçik bir şekilde ve Kur’an-ı Kerim’le uyumlu olarak kıyâmetin ânîden ve hiç beklenmedik bir anda kopacağını beyan etmiş olmasına rağmen, hâlâ Hz. Peygamber’i sürekli alâmetlerden bahseden bir kimse şeklinde tanıtmak doğru değildir. Diğer taraftan İbn Hacer de kıyâmetin ansızın kopacağı kanaatindedir. O, söz konusu rivâyeti değerlendirdikten sonra: “Bütün bunlar kıyâmetin ansızın kopacağına işarettir. Tıpkı Allah Teâlâ’nın (لا تاتيكم الا بغتة) ‘sizi umulmadık bir anda yakalayacak’[22] sözünde olduğu gibi” demektedir.[23]

Hz. Peygamber’in zaman zaman bir takım sembolleri ve müphem ifâdeleri kullanarak insanları bilgilendirmesi mümkün olmakla beraber, her zaman Kur’an-ı Kerim’le uyumlu tespitlerde bulunduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir. Diğer taraftan Hz. Peygamber’in bir takım açıklamalar yaparken mecâzî ifadeler kullandığı, tergib ve terhib maksatlı sözler söylediği de bir gerçektir. Ancak onun bu sözlerini nakledenlerin yanlış anlayarak bir takım eklemeler yapabilecekleri ve sembolleri müşahhaslaştırabilecekleri ihtimali de göz önünde bulundurulmalıdır. Nitekim “kıyâmet alâmetleri” olarak sayılan bazı hususlarda bunları görebilmek mümkündür.

Netice îtibârıyla, “kıyâmet alâmetleri”nden bahseden bütün rivâyetlerin çok yönlü araştırmaları yapılmadan, sadece senedlerine veya metinlerine bakarak mutlak doğrular şeklinde algılanmalarının, üzerlerine bir takım hükümler binâ edilmeye çalışılmasının zorakî yöntemlerle farklı yorumlar yapılmaya kalkışılmasının veya toptan reddedilmesinin sağlıklı sonuçlar doğurmayacağı açıktır.

(Ayrıntılı bilgi için Dr. Ahmet Emin SEYHAN'ın, "Hadislerde Kıyamet Alametleri" adlı kitabına bakılabilir. Moralite Yay., İstanbul, 2006, s. 168-172)



sevgili kardeşim bembeyaz,

kıyametin ansızın kopması konusunu sanırım birtürlü şöyle düşünemedin. diğer konulardada yazmıştık bu konuyu ama burayada yazalım.

evet kıyamet ansızın kopacak, hiç beklenmedik bir anda, saniyede, belki saniyedende kısa bir zamanda. bunda şüphe yok.

ama neden şöyle düşünmüyorsun. alametler oluşup dünya altın çağ yaşadığı sırada kimsenin aklına kıyamet gelmeyecek. hüzün yok kargaşa yok herşey dört dörtlük. böyle bir anda kıyametin ansızın kopması elbette insanlara lokma yedirtmez, veya süt içirmez.

niye bunu böyle düşünmüyorsun.

öte yandan, Hz. Peygamberin bu konudaki hadislerine itibar ediyosun da kıyamet alametleri ile ilgili hadislere neden problemli diyosun, sorunlu diyosun, gerçeği yansıtmıyo diyosun ve itibar etmiyosun. bunu anlamak inanki çok güç.

yani senin düşüncene uygun gelen hadislere itibar ediyosun doğruluğunu tartışmıyosun, ama bizim düşüncelerimize uygun olanlara katılmıyosun problemli diyosun ( bu arada ben sana uygun gelen hadislerede inanıyorum, çünkü hakikatinde bu hadisler bir biriyle çelişmemektedir. çeliştiren insanların yorumudur. senin yorumladığın gibi)

kısacası, kıyametin ansızın kopacağına dair rivayetleride peygamberimiz söylemiş, alametleride, birine inanıp diğerine inanmamak ne kadar doğru bilemiyorum. ayrıca dediğim gibi kıyametin ansızın kopacağı ile ilgili hadisler kesinlikle alametlerle ilgili olan hadislerle çelişmemektedir. çünkü bu hadisler farklı zamanları anlatmaktadır. alametler kıyametten önce olacakları anlatır. bir hadiste de altın çağdan bahsedilir. yani alametler olup bittikten sonra, altınçağ yaşandıktan sonra kıyametin ansızın kopacağını anlamak çok güç değil.

yani hadislerin birine inanıp diğerini problemli bulmak ( ki bu hadisler farklı zamanları anlatır birbirleriyle bağlantıları yoktur) pek mantıklı değil.
muhakeme

sevgili kardeşim,

ALINTI
ama neden şöyle düşünmüyorsun. alametler oluşup dünya altın çağ yaşadığı sırada kimsenin aklına kıyamet gelmeyecek. hüzün yok kargaşa yok herşey dört dörtlük. böyle bir anda kıyametin ansızın kopması elbette insanlara lokma yedirtmez, veya süt içirmez.

niye bunu böyle düşünmüyorsun.


diyorsun... cevaplayım...

ben "kıyamet alametlerinin oluşması veya bir altın çağ yaşanacağı" fikrine katılmıyorum ki öyle düşünebileyim???...

ben "kimsenin aklına kıyametin gelmediği bir an" düşüncesine katılmıyorum ki öyle düşünebileyim???....

"hüzün yok. kargaşa yok. her şey dört dörtlük" inancına katılmıyorum ki öyle düşüneyim???....

ben bu saydıklarının hiçbirini kabul etmezken, "böyle bir an yaşandıktan sonra kıyamet kopacak" düşüncesini nasıl kabul edebilirim???...

sen o zayıf ve uydurma rivayetlerde anlatılan düşünceleri kabul ediyorsun diye ben de mi kabul etmek zorundayım????.... önce burada bir anlaşalım.... "ama herkes kabul ediyor" diyorsan o senin bileceğin bir iş....

o kabul eden herkese soralım bakalım...

o rivayet çok yönlü tahlil edilmiş midir?

sened ve metin kritiği yapılmış mıdır?

hadis konusunda çaılşan uzman araştırmacılar bu konuda neler demişlerdir?

Hz. peygamber bu konuda başka neler söylemektedir?

Kur'an'da yaşandığı haber verilen hiç böyle bir altın çağ olmuş mudur?

böyle bir düşünce Kur'an'la uyumlu mudur? böyle bir düşünce ütopya olabilir mi?

bunu kimler uydurmuş olabilir?

Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali'nin şehit edildiği, fitnenin alıp başını gittiği, huzurun kalmadığı kargaşanın hakim olduğu bir dönemde bu tür sözler söylenmiş olmasın?




değerli kardeşim,

ALINTI
öte yandan, Hz. Peygamberin bu konudaki hadislerine itibar ediyosun da kıyamet alametleri ile ilgili hadislere neden problemli diyosun, sorunlu diyosun, gerçeği yansıtmıyo diyosun ve itibar etmiyosun. bunu anlamak inanki çok güç.

diyorsun cevaplayım:

hangi hadisleri delil olarak kabul ettiğimi bir misalle anlatayım...

ben şimdi alış veriş için pazara çıksam en güzel, en sağlam, en dayanıklı, en taze ve en kaliteli domatesleri seçip alsam, taze olmayan, çürük, zedelenmiş, sertliğini kaybetmiş ve kalitesiz olanları almasam sen bana: "niye öyle yapıyorsun??. niye seçiyorsun?... ama onlarda domateees!" desen....

sen dedin diye ben hiç onları da alır mıyım? alabilir miyim? tabi ki almam... çünkü seçerim... seçme özgürlüğüm var... herkesin bu hürriyei var...


kardeşim,

ALINTI
yani senin düşüncene uygun gelen hadislere itibar ediyosun doğruluğunu tartışmıyosun, ama bizim düşüncelerimize uygun olanlara katılmıyosun problemli diyosun ( bu arada ben sana uygun gelen hadislerede inanıyorum, çünkü hakikatinde bu hadisler bir biriyle çelişmemektedir. çeliştiren insanların yorumudur. senin yorumladığın gibi)


diyorsun... cevaplayım:

konu hadislerin düşünceme uygunluğu değil.....

konu; hadisin sahih olması.....

güvenilir bir sened ve metne sahip olması....

Kur'an ve sahih sünnetle uyum içinde olması...

akla, mantığa ve tarihi verilere ters olmaması... vs. vs.

eğer bir hadis bu kriterlere sahip değilse niye alayım da kabul edeyim???..... almak zorunda mıyım?

kim beni zorlayabilir... gider uzmanına sorarım... araştırırım.... sorgularım.. değerlendiririm... ondan sonra alacaksam alırım...



Buhârî de kitabını öyle yazmadı mı? Müslim 'de kitabını öyle yazmadı mı?

bu islam alimleri ince eleyip sık dokumadılar mı?

kriterler koymadılar mı? onların kabul etmedikleri rivayetleri ben kabul etmek mecburiyetinde miyim?

onlara gelince seçiciliğe evet... ama bize gelince hayır öyle mi?



ALINTI
kısacası, kıyametin ansızın kopacağına dair rivayetleride peygamberimiz söylemiş, alametleride, birine inanıp diğerine inanmamak ne kadar doğru bilemiyorum. ayrıca dediğim gibi kıyametin ansızın kopacağı ile ilgili hadisler kesinlikle alametlerle ilgili olan hadislerle çelişmemektedir. çünkü bu hadisler farklı zamanları anlatmaktadır. alametler kıyametten önce olacakları anlatır. bir hadiste de altın çağdan bahsedilir. yani alametler olup bittikten sonra, altınçağ yaşandıktan sonra kıyametin ansızın kopacağını anlamak çok güç değil.


diyorsun.. cevaplayım....

kardeşim,

altın çağdan bahseden o rivayet bir uydurmadır... zaten anlamanızı zorlaştıran da o hadisin (pardon rivayetin) doğru olduğuna olan inancınızdır... ve siz o hadise bakarak bir yorum getiriyorsunuz... ve tabi ki yanılıyorsunuz.... size hak veriyorum... sizi anlıyorum... ama size katılamıyorum...

şunu untmayalım ki, bütün rivayetleri sorgusuz sualsiz alıp kabul edenler, sadece bir takım kitaplara girmiş olmasını yeterli sayanlar ve eleştirmeden alıp kullananlar aslında İslam'a en büyük zararı vermektedirler...

keşke seçici olmak nedir anlayabilselerdi..

keşke işi uzmanlarına havale edebilselerdi....

Keşke meselelere bir bütün halinde Kur'an ve Sünnet penceresinden bakabilselerdi...

keşke körü körüne yanlış düşünelere sarılıp savunmayı terk edebilselerdi....


selam ve dua ile.... clapping.gif clapping.gif clap2.gif clapping.gif good.gif
İlle Cihad
sevgili kardeşim, anladım ben seni. inanmadığın bir şeye inandırmaya çalışıyoruz kusura bakma.

Allaha emanet olasın.
muhakeme
ALINTI(Aznavur @ Sep 7 2007, 08:27 AM) *

sevgili kardeşim, anladım ben seni. inanmadığın bir şeye inandırmaya çalışıyoruz kusura bakma.

Allaha emanet olasın.


evet kardeşim insanları uydurma rivayetlere inandırmaya çalışmak da ayrıca bir vebali gerektirir...

bundan sonra siz de bu tür rivayetlere inanmadan önce sorgulayın...

ölçütlerini yukarıda yazdım....

ne miydi bu kıstaslar? birlikte hatırlayalım o zaman.....



ALINTI
konu; hadisin sahih olup olmaması.....

güvenilir bir sened ve metne sahip olması....

Kur'an ve sahih sünnetle uyum içinde olması...

akla, mantığa ve tarihi verilere ters olmaması... vs. vs.

eğer bir hadis bu kriterlere sahip değilse niye alayım da kabul edeyim???..... almak zorunda mıyım?

kim beni zorlayabilir... gider uzmanına sorarım... araştırırım.... sorgularım.. değerlendiririm... ondan sonra alacaksam alırım...


Buhârî de kitabını öyle yazmadı mı? Müslim 'de kitabını öyle yazmadı mı?

bu islam alimleri ince eleyip sık dokumadılar mı?

kriterler koymadılar mı? onların kabul etmedikleri rivayetleri ben kabul etmek mecburiyetinde miyim?

onlara gelince seçiciliğe evet... ama bize gelince hayır öyle mi
?


aynı şekilde......

ALINTI
şunu unutmayalım ki, bütün rivayetleri sorgusuz sualsiz alıp kabul edenler, sadece bir takım kitaplara girmiş olmasını yeterli sayanlar ve eleştirmeden alıp kullananlar aslında İslam'a en büyük zararı vermektedirler...

keşke seçici olmak nedir anlayabilselerdi..

keşke işi uzmanlarına havale edebilselerdi....

Keşke meselelere bir bütün halinde Kur'an ve Sünnet penceresinden bakabilselerdi...

keşke körü körüne yanlış düşünelere sarılıp savunmayı terk edebilselerdi
....




bu saydıklarımın altını bir kez daha kalın çizgilerle çiziyorum....


inanmak... inanmak.... inanmak....inanmak....

ama bilerek.... ama isteyerek..... ama araştırarak... ama sorgulayarak... ama üzerinde yoğunlaşarak.....

ama yakîn bir bilgi sahibi olduktan sonra inanmak.... taklîdî değil tahkîkî bir iman.....

zaten böyle bir imana sahip olamayanların imanı ilk rüzgarda veya meltemde sönüp gider.....

Ama sağlam ve sarsılmaz imanları ise kasırgalar bile söndüremez.....

herkese selamlar... good.gif good.gif
İlle Cihad
Rabbim senin o sağlam ve sarsılmaz imanının yüzü suyu hürmetine bizleride korusun inşallah smile.gifsmile.gifsmile.gifsmile.gif

Bende körü körüne inanan biri değilim. ama hadisleri kesinlikle yanlıştır bi araştırayım bakayım neler çıkacak diyerek okumuyorum. bu hadis neyi anlatıyor gerçeklik payı nasıldır diye yaklaşıyorum ve senin vardığın sonuçların hiç birine varamadım. en azından kıyametle ilgili hadis ve ayetlerde senin kadar şüpheci olamadım. evet araştırdım sordum soruşturdum ama illede yanlışını bulayım diye değil neden söylendiğini doğruluğunu araştırdım.

ama nede olsa bizim imanımız zayıf dediğine göre smile.gif Allah senin gfibi imanı sarsılmaz ve güçlü insanların hatırına bizi de affetsin .....
muhakeme
ALINTI(Aznavur @ Sep 8 2007, 05:17 PM) *

Bende körü körüne inanan biri değilim. ama hadisleri kesinlikle yanlıştır bi araştırayım bakayım neler çıkacak diyerek okumuyorum. bu hadis neyi anlatıyor gerçeklik payı nasıldır diye yaklaşıyorum ve senin vardığın sonuçların hiç birine varamadım. en azından kıyametle ilgili hadis ve ayetlerde senin kadar şüpheci olamadım. evet araştırdım sordum soruşturdum ama illede yanlışını bulayım diye değil neden söylendiğini doğruluğunu araştırdım.
ama nede olsa bizim imanımız zayıf dediğine göre smile.gif Allah senin gfibi imanı sarsılmaz ve güçlü insanların hatırına bizi de affetsin .....


aznavur kardeşim,

"hadislere önce kesinlikle yanlıştır hükümünü koyup bir araştırayım bakayım neler var"

diye bakanlar pek isabetli sonuçlara ulaşamazlar... genellikle de ulaşamamışlardır.... nitekim ben böyle yapmadım ve yapmam...

önce Kur'an ile uyumlu mu ona bakarım... sonra sahih sünnete ters olan bir yönünün olup olmadığına bakarım... sonra konuyu akla, bilime, tarihe, tecrübeye havale ederim... ondan sonra kabul veya red ederim...
yorumu mümkün ise de yorumlarım... burada deccal ile ilgili hasen rivayetleri yorumladığım gibi....

hatırlarsan daha önce şöyle yazmıştım..
ALINTI
hadis konusunda uzman Prof dr. Ali Akyüz, kıyamet alametleri ile ilgili hadislerin de içinde bulunduğu fiten edebiyatındaki rivayetlerin "HADİSLERİN ENFEKSİYON BÖLGESİ" olduğunu söylüyor... asırlardır bu konulara yoğunlaşmış İslam bilginleri de aynı şeyleri tekrarlıyorlar.... yani bu konuda rivayetler genellikle zayıf, uydurma veya kaynağı hiç olmayan rivayetler... yani problemli rivayetler.... öncelikle bunu düşünelim...


böyle demiştim ama gördüm ki çabuk unutuvermişsin... "enfeksiyon bölgesi" ne demek istersen bir daha araştır.. gerçeklik payı var mı bir bakıver.... friends.gif

ama sen hala şöyle diyorsun.

ALINTI
en azından kıyametle ilgili hadis ve ayetlerde senin kadar şüpheci olamadım.


evet ben bu rivayetler konusunda oldukça ihtiyatlıyım... ve hiç bir zaman da ihtiyatı elden bırakmayı düşünmüyorum... çünkü Hz. Muhammed'e söylemediği şeyi söyletenlerin zararlarından İslam'ı korumak istiyorum.... zira Hz. peygamber'in otoritesini kullanarak İslam'ı yanlış tanıtanlar ne kadar hatalı ise, bu rivayetleri hadis diye insanlara anlatıp kandıranlar da aynı derece de hatalıdır...

islam alimi olmak araştırmayı gerektirir... alıp da körü körüne, inanmayı, anlatmayı veya savunmayı değil....

fakat bugün çoğunluk bu yolu tercih ediyor....

ama bana göre yanılıyorlar...

Allah hepimize sarsılmaz imana ulaşma yolunda çaba gösteren bir azim ve kararlılık duygusu bahşetsin... good.gif good.gif jp.gif
İlle Cihad
Amin kardeşim. Rabbim bizi doğrudan ayırmasın, doğru bildiğimiz yanlışlardan dolayıda affetsin..
muhakeme
ALINTI(Aznavur @ Sep 8 2007, 11:15 PM) *

Amin kardeşim. Rabbim bizi doğrudan ayırmasın, doğru bildiğimiz yanlışlardan dolayıda affetsin..


Amin cümlemizi inşaallah.... wave.gif
Bu basit görünüm sadece metinlerden oluşur. Resim ve Daha Fazla Bilgi Görmek İçin Forumun Normal Haline Geçmeniz GerekmektedirBuraya Tıklayın.
Invision Power Board © 2001-2009 Invision Power Services, Inc.