ALLAH,IN KULU
Dec 29 2008, 10:32 AM
16/2/2007
FİTNE,gayri müslimlerin galebe çalması ve VEHN
Hadis No : 4758
Ravi: Sevban
Tanım: Resulullah (sav) buyurdular ki: "Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır." Orada bulunanlardan biri: "O gün sayıca azlığımızdan mı?" diye sordu: "Hayır," buyurdular. "Bilakis o gün siz çoksunuz. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan çer-çöpler durumunda olacaksınız.(Kalplerine VEHN arız olacak) Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!"(VEHN,nedir?) "Zaaf da nedir ey Allah'ın Resulü?" denildi.(VEHN) "Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!" buyurdular.
Kaynak: Ebu Davud, Melahim 5, (4297)
_________________________________________________________________
“Yemek yiyenlerin sofralarına birbirlerini çağırdıkları gibi, çeşitli ümmetlerin sizin aleyhinize birleşmeleri yaklaşmaktadır.” Ashaptan biri, “Ey Allah’ın Resûlü! O gün (sayıca) az olacağımızdan mı(aleyhimizde birleşecekler)?” diye sordu. Resûlullah(s.), “Hayır, bilakis o gün (sayıca) çok olacaksınız. Fakat selin üzerindeki köpük ve çerçöp gibi olacaksınız. Allah, düşmanınızın kalbinden size karşı duyduğu mehâbeti(korkuyu) çekip alacak ve kalbinize vehn(za’fiyet) atacak(bu sebeple düşmanınız sizden çekinmeyecek ve korkmayacak)tır” buyurdu. Ashaptan biri “Ey Allah’ın Resûlü! Vehn nedir?” diye sordu. Bunun üzerine Hz. Peygamber “Dünya sevgisi ve ölüm korkusu” diye cevap verdi.”[1]
Hadisi şeriften anlaşıldığına göre, çeşitli İslam dışı güçler ve milletler, Müslümanlarla savaşmak, onların gücünü kırmak, birlik ve bütünlüklerini parçalamak, sahip oldukları vatanlarını ellerinden almak, yeraltı ve yerüstü zenginliklerini sömürebilmek için, yemek yiyen bir grubun birbirinin sofralarına davet etmeleri gibi, birbirlerini Müslümanların aleyhine birleşmeye çağıracak ve aralarında anlaşacaklardır. [2] Onların tabiri ile pastadan pay almak için yarışacaklardır.
Ahmed b. Hanbel’in rivayetinde “min külli üfukin” (her ufuktan) kaydı bulunmaktadır.[3] “Ufuk” kelimesi, kâinatın ve yeryüzünün çevresinde, etrafında ortaya çıkan şey.[4] Ufuk, gökle yerin birleşir gibi göründüğü yer, anlamına da gelir.[5] Bu anlamların ışığı altında düşündüğümüzde hadisi şerif, bugünkü tabirle Müslümanların aleyhinde oluşacak küresel bir tehlike ve tehditten bahsetmekte, İslam dışı güçlerin küresel anlamda Müslümanlara karşı birleşeceklerini haber vermektedir. En uzak kıtalardaki ülkelerin, dünyanın dört bir tarafındaki devlet ve milletlerin Müslümanların yaşadığı vatan ve topraklara sahip olmak veya en azından siyasi ve askeri güç oluşturarak yer altı ve yerüstü zenginliklerine sahip olmak için ittifak kurduklarını çok bariz bir şekilde görmekteyiz. Hadisi şerifte belirtilen “her ufuktan” yani, dünyanın dört bir tarafından kavramı, bir mucize olarak günümüzde daha belirgin olarak ortaya çıkmıştır. Amerika ve Avrupa gibi, Müslümanların coğrafyasına en uzak ülkelerin kendi aralarında nasıl işbirliği yaptıklarını dünde bugünde alabildiğine müşahede etmekteyiz. Hz. Peygamberin 1500 yıl önce Müslümanlara ve vatanlarına karşı teşekkül edecek küresel bir organizeden ve tehlikeden bahsetmesi oldukça dikkate şayandır.
Sayıca Az mı Olacağız?
Ashaptan biri soruyor: “Ey Allah’ın Resûlü! O gün (sayıca) az mı olacağız?” Görüldüğü gibi sahâbî, çeşitli milletlerin, Müslümanlara karşı birleşmelerinin, onları bölmek, parçalamak, güçsüz düşürmek ve ulusal servetlerine el koymak için işbirliğine gitmelerinin sebebini, ilk planda kemiyetle irtibatlandırmıştır. Sayısal yönden azlığa ve orana takılıp kalmıştır. Onun bu sorusunu cevaplandırmak ve şüphesini izale etmek için sevgili Peygamberimiz, “Hayır, o gün (sayıca) çok olacaksınız. Fakat selin üzerindeki köpük ve çerçöp gibi olacaksınız” buyurmuştur.
Bu mesaj, gerçekten hayrete düşürecek bir mucize ve durum tespiti açısından muazzam bir haberdir. Bugün Müslümanlar, dünya nüfusunun üçte birini teşkil etmektedirler. 2000’li yılların başında Müslümanların yerküredeki sayısı 1 milyar 200 milyon civarındadır. Bağımsız Müslüman ülke sayısı 53’ü aşmıştır.[6]
Müslüman ülkelerin, rakam olarak büyük bir kemiyet oluşturmalarına rağmen, ekonomik, siyasi ve sosyal açıdan tam bağımsız olduklarını söylemek elbette zordur. Ancak sayısal açıdan bu kadar çok olmalarına rağmen, dünyanın her tarafında Müslümanlara yapılan baskı, zulüm, işkence, katliam ve etnik kıyımlar devam etmektedir. İslam ülkeleri, bir araya gelerek ne kendi dindaşlarına ne de diğer ezilen insanlara güven, barış, huzur ve esenlik sağlayabilmektedir. Siyasi, ekonomik ve kültürel bağımsızlıklarını daha henüz tam olarak kazanamadıkları için, suflör neyi kulaklarına fısıldarsa, onu tekrar etmekten başka bir şey yapamaz hale gelmişlerdir. Öteden beri, sömürgeci ülkelerin iradesine boyun eğerek siyaset ve politika geliştirmekten başka sanki rolleri de artık kalmamıştır.
Kur’ân’ın, “Hep birlikte Allah’ın ipine(İslam’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın...”(3/103) “Allah’a ve Resûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider.”(8/46) mesajının etrafında birleşemeyen Müslümanlar, âyetlerde açıkça ifade edildiği gibi tefrika, dağınıklık, korku, endişe, ve tereddüt içerisinde dolaşıp durmaktadırlar. Çeşitli ekonomik, siyasi ve sosyal korkunun yanında, idareyi ellerinde bulunduranların makam ve saltanatlarını yitirme endişesinin de ortaya koyduğu psikolojik tedirginlik, İslam dünyasında hür irade de bırakmamıştır. İslam dünyası ve idarecileri, hadiste belirtildiği üzere, selin üzerindeki köpük gibi olmuşlardır; içleri boşalmıştır. Bunun neticesinde, çerçöp gibi nereye savrulacaklarını, hangi kuytuda kaybolup gideceklerini kestirmeden günlük politikalarını birilerinden aldıkları icazetlerle devam ettirmektedirler. Müslüman halk da buna rıza göstererek hadis-i şerifte belirtilen sendromu yani köpük rolünü yaşamaktadır. Müslümanların akan göz yaşları, kitlesel katliamlara maruz kalmaları, vatanlarının işgali, evlerinin, ocaklarının, yurtlarının yıkılması, kültür ve ahlaklarının dejenere edilmesi, yerin altındaki işlenmemiş petrolün Müslümanların kanlarından daha değerli ve kıymetli görülmesi hep bu noktada düğümlenmektedir: Köpük oluşumuzda.
Müslüman’ın Vakarı
“Allah, size karşı olan “mehâbeti”, düşmanın kalbinden söküp atacak ve kalbinize “vehn” atacaktır.” Hadisin Arapça metninde geçen ve “heybet” kökünden türeyen “el-mehâbetü” kelimesi, korku, saygı, hürmet ve tazim anlamındadır.[7] Aslı Arapça olan fakat zamanla Türkçeleşmiş olan “heybet” sözcüğü, korku ve saygı duygularını birden uyandıran görünüş, karşıdakileri sindiren kuvvetli görünüş, şeklinde tarif edilmiştir.[8]
Müslüman’ın, inancından, ahlakından ve kültüründen neşet eden bir heybeti, bir duruşu, bir azameti, bir şecaati ve bir vakarı vardır. Allah’a samimiyetle iman ve bağlılık ve bunların insana kazandırdığı şahsiyetli, dirayetli, cesaretli, gözü pek, kafası dik ve alnı açık duruşu, Müslümanlar kaybettikten sonra, yeryüzünde fesat ve anarşi hakim olmuştur. Hak, haklının değil de, zalimin öz mülküymüş gibi algılanmaya başlanmıştır. İman ve İslam’a gönül vermenin neticesinde Allah tarafından Müslümanlara lütfedilen heybet, azamet ve vakar, layık olmadıkları için yine Allah tarafından çekilip alınınca, Müslüman’dan artık kimse korkmaz, çekinmez ve ürkmez hale gelmiştir. Müslümanların küreselleşen dünyada artık ne saygınlığı, ne hatırı, ne de caydırıcılığı kalmıştır.
Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da ve dünyanın çeşitli yerlerinde insanlık dışı işlenen katliamlar, etnik kıyımlar, çocuk, kadın, yaşlı, hasta demeden Müslümanların heder edilmesi hep bu psikolojiden kaynaklanmaktadır. Filistin’deki Müslümanların, bombalarla, iş makineleri ile evlerinin, iş yerlerinin, fabrikalarının, atölyelerinin havaya uçurulması, mahallelerinin, yurtlarının, işgal edilmesi, top yekûn katliama maruz kalmaları, Çeçenistan’daki, Afganistan’daki dayanılamayacak dramların sebebi yine bu asil duruşu kaybetmekten kaynaklanmaktadır. Bu kadar İslam ülkesi ve nüfusuna rağmen dünyanın dört bir tarafında Müslümanlara işkence, zulüm ve katliamın uygulanması, Müslümanların yaşadıkları coğrafyaların uydurma sebeplerle işgalinin tasarlanması, yer altı ve yerüstü zenginliklerinin hakimiyet altına alınmasının planlanması, hadis-i şerifte anlatılan hususun mucize olarak ortaya çıktığını belgelemektedir.
Zafiyet
Yukarıda sunduğumuz hadiste Hz. Peygamber(s.) “Allah, sizin kalbinize vehn atacaktır” deyince; “Ey Allah’ın Resûlü! vehn nedir?” diye soruldu. Hz. Peygamber(s.) “Dünya sevgisi ve ölüme karşı isteksizliktir” buyurdu. “Vehn”, iş ve amelde zafiyet ve gevşeklik göstermek, demektir.[9] Allah Teâlâ’nın kalplere zafiyet yerleştirmesinin sebebini, Allah Resûlünün, dünya sevgisi ve ölüm korkusu şeklinde açıklaması gayet önem arz etmektedir.
Müslümanların sekülerleşmeye başlaması, ahireti unutarak aşırı şekilde dünyaya bağlanması, yüksek idealler uğrunda mücadele etmeyi tavsatmaktadır. Her şeyini dünya hayatına göre dizayn eden bir kimsenin, ölüme karşı isteksiz olması doğaldır. Elbette herkes, Mevlâna gibi âhiret yolculuğunun başladığı geceye “şeb-i arûs”(düğün gecesi) diyemez. Herkesin iman ve amel derecesi, kemal bakımından farklıdır. Hadiste geçen “ölüme karşı isteksizlik”ten maksat, cihada karşı isteksizlik veya gevşeklik göstermek, şeklinde de anlaşılabilir. Müslümanlar, cihad ruhunu ve şuurunu kaybettikten sonra, dünya üzerinde ezilmeye, sömürülmeye, baskıya ve zulme mahkum olmuşlar, neticede dinleri, canları, malları, namusları ve nesilleri büyük bir tehdit ve tehlikeye maruz kalmıştır.
“O Allah ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır.” âyetinde açıkça ifade edildiği gibi, ölümü de hayatı da yaratan Allah’tır. Hayat kanunu O’nun elindedir. Hayatı veren de O’, alan da O’dur. Öldüren de O, diriltecek olan da O’dur. Çeşitli Kur’ân âyetlerinde bu gerçekler açıkça ifade edilmektedir. Putperest babasına ve kavmine başkaldıran bir delikanlının(67/2) “Benim canımı alacak sonra beni diriltecek O’dur”(26/81) “Siz, Allah’ın size haklarında hiçbir hüküm indirmediği şeyleri O’na ortak koşmaktan korkmazken, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden nasıl korkarım!...”(6/81) şeklindeki İbrahimî duruşu, cesareti, azmi, korkusuzluğu bugünkü Müslümanlar ne yazık ki gösterememektedir.
Korku
Kur’ân, bütün inananlara değişmeyen şu ilahî kanunu(sünnetullahı) önemle haber vermektedir: “Hiçbir kimse yok ki, ölümü Allah’ın iznine bağlı olmasın...”(3/144) Bu âyet; “Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür ya da öldürülürse, gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim (böyle) geri dönerse, Allah’a hiçbir şekilde zarar vermiş olmayacaktır”(3/144) âyetinden sonra gelmektedir. Söz konusu âyet, Uhud Savaşında Sevgili Peygamberimizin öldürüldüğü şayiası neticesinde, üzüntü ve infiale kapılan Müslümanları uyarmakta ve teskin etmektedir. Hz. Muhammed’in fanî ve İslam’ın sürekli olduğuna işaret eden âyetten sonra, hiçbir kimsenin Allah’ın izni olmadan ölmeyeceğinin belirtilmesi, dikkate şayandır. Bu ilahî beyanı şöyle anlamamız mümkündür: “Allah’ın dini uğrunda ölümden korkmayınız. Velev ki Hz. Muhammed öldürülse bile, Allah’ın dini bakidir. Din Allah’ındır. Siz Allah için cihad ediyorsunuz. Siz sürekli bir davanın uğrunda savaşıyorsunuz. Ölümden korkmayınız. Savaş meydanından kaçmayınız. Böyle bir tutum sergilemeniz halinde Allah’a asla zarar veremezsiniz. Üzerinize takdir edilen ölümü de tehir edemezsiniz. Ben takdir etmeden, kimse sizi öldüremez.”
Peki Müslümanlar, süper güçlerden neden ve niçin korkuyorlar? Halbuki, “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (dinine) yardım ederseniz o da size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz.”(47/7) “...Mü’minlere yardım etmek de bize düşer.”(30/47) “...İnananları, üzerimize bir borç olarak kurtaracağız.”(10/103) İlahî beyanlarında Allah Teâlâ samimi, ihlaslı ve yalnız kendisin güvenen ve itimat eden mü’minlere, taahhütte bulunmakta, söz ve müjde vermektedir.
Müslümanlar bugün değişik düşünce, vesvese, hesap, zan, tahmin ve mütalaalarla, çeşitli güçlerden, dünyaya egemen olan ülkelerden ve İslam dışı güçlerden korkmakta, endişe hissetmekte ve tedirginlik duymaktadırlar. Filan gücün, devletin, milletin yanında yer almaz, onlarla beraber bulunmaz, işbirliğine gitmez, şu küresel organizeye, topluluğa veya teşkilata katılmaz isek, ekonomimiz çöker, ulusal güvenliğimiz tehdit altına girer, hürriyetimiz kısıtlanır gibi endişeler, maalesef İslam dünyasının ve Müslümanların direncini ve azmini kırmış, onları ürkek, korkak, çekingen, kararsız ve sebatsız bir hale getirmiştir.
Allah Teâlâ’nın beyanları hak olduğuna göre, bu kadar zulme, baskıya ve işkenceye maruz kalan Müslümanlara ilahî yardım gelmiyor, ulaşmıyor gibi sorular akla gelebilir. Evet Allah, asla vadinden caymaz. Allah’ın vadi hak ve kesindir. Ancak inananların Allah Teâlâ’ya teslimiyetinde, itimadında ve tevekkülünde bir noksanlık, bir gevşeklik, bir problem vardır. Allah’a teslim olmadan, yukarıdaki endişe ve korkulardan arınmadan, Allah’ın yardımına nasıl müstahak olunabilir? Belki de Allah’ın, müminlere vaat ettiği yardımın önündeki engel, yukarıda zikrettiğimiz unsurlardır. Çünkü davaların yükselmesi peşindeki sayısal çoğunluğa ve kuru kalabalığa bağlı değildir. Davaların hakim olması, samimiyete ve ihlasa bağlıdır. Kur’ân-ı Kerim, “...Nice az sayıda bir birlik Allah’ın izniyle çok sayıdaki birliği yenmiştir...” beyanı ile Calût’un askerlerinin sayısal çoğunluğuna rağmen, mağlup olduğunu haber vermektedir. Demek ki, azlık-çokluk bize göre bir değer ve güçtür. Allah Teâla ise, samimiyete, ihlasa ve kendisine özden bağlananlara değer vermekte ve az da olsalar onları, izniyle galip getireceğini bildirmektedir.
Bugünkü Müslümanlar, tereddütlerden ve vehimlerden kurtularak tam hakkıyla Allah’a teslim olmanın tadını yaşamadılar ve o alana daha giremediler ki, Allah’ın vaadine nail olmanın ne demek olduğunu anlayabilsinler. Kendi üzerlerine düşen her türlü beşerî imkanları ve faaliyetleri yerine getirerek, Allah’ın yardım ve vaadinin ne demek olduğunu Müslümanlar, Bedir’de, Uhud’da, Hendek’te, Malazgirt’te, Anadolu’da, Kıbrıs’ta vs. tarih boyu yaşadılar. Bugünün Müslüman’ı da elbette böyle bir vaadin hakikatine ve zevkine ulaşabilir. Bütün bunlar, Allah’a teslimiyetten, yalnız O’na itimat etmekten geçer.
Konu Başlıkları / YaÅŸayan İslâm
SELİN ÜZERİNDEKİ KÖPÜK
Aşağıda sunacağımız hadis bugünkü Müslümanların halini tasvir etmek açısından gayet önem arz etmektedir. Yeryüzü coğrafyasında Müslümanların durumunu bu mucizevî hadis kadar iyi özetleyecek bir söz bulmak belki de mümkün değildir. Sevgili Peygamberimiz(s) şöyle buyurmaktadır: “Yemek yiyenlerin sofralarına birbirlerini çağırdıkları gibi, çeşitli ümmetlerin sizin aleyhinize birleşmeleri yaklaşmaktadır.” Ashaptan biri, “Ey Allah’ın Resûlü! O gün (sayıca) az olacağımızdan mı(aleyhimizde birleşecekler)?” diye sordu. Resûlullah(s.), “Hayır, bilakis o gün (sayıca) çok olacaksınız. Fakat selin üzerindeki köpük ve çerçöp gibi olacaksınız. Allah, düşmanınızın kalbinden size karşı duyduğu mehâbeti(korkuyu) çekip alacak ve kalbinize vehn(za’fiyet) atacak(bu sebeple düşmanınız sizden çekinmeyecek ve korkmayacak)tır” buyurdu. Ashaptan biri “Ey Allah’ın Resûlü! Vehn nedir?” diye sordu. Bunun üzerine Hz. Peygamber “Dünya sevgisi ve ölüm korkusu” diye cevap verdi.”
Dr. Kerim BULADI
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Ebû Dâvûd, Sünen, Melâhim, 5
[2] Bkz. Ebu’t-Tayyip Muhammed Şemsü’l-Hak el-Azîm Âbâdî, Avnu’l-Mabûd Şerhu Süneni-i Ebî Dâvvûd Maa şerhi’l-Hâfız İbn Kayyim el-Cevziyye, Beyrut, 1979, XI, 404-405
[3] Ahmed b. Hanbel, Müsned, İstanbul, 1981, V, 278
[4] İbn Manzûr, Lisânü’l-Arap, Beyrut, 1999, I, 164
[5] Kemal Demiray-Ruşen Alaylıoğlu, Ansiklopedik Türkçe Sözlük, İstanbul, 1993, s. 691
[6] Geniş bilgi için bkz. Davut Dursun, İslam Ülkeleri ve Nüfusu, TDV. İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 2001, XXIII, 32-36
[7] İbn Manzûr, a.g.e., XV, 172; Muhammed b. Ebu Bekr er-Râzî, Muhtâru’s-Sıhah, İstanbul, 1980, s. 605
[8] Kemal Demiray-Ruşen Alaylıoğlu, a.g.e., s. 273
[9] İbn Manzûr, a.g.e., XV, 417