Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: Hz. İsa'nın Dünyaya Tekrar Gelişi Bir Kıyamet Alameti Midir?
Islami Forum - Popüler Forum > İSLAMİ KONULAR > .·[ SORU-CEVAP ]·.
muhakeme
Hz. İsa'nın dünyaya tekrar gelişi bir kıyamet alameti midir?


Hz. Îsâ’nın ölümü ve kıyâmet kopmadan önce kıyâmetin bir alâmeti olarak tekrar dünyaya geleceği konusu, asırlardır İslâm âlimleri arasında tartışılmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Îsâ’nın kıyâmetin kopmasından önce yeryüzüne ineceğine dâir açık bir beyan bulunmamaktadır.

Yahûdîlik’te Mesîh’le ilgili rivâyetler son derece müphem olup yoruma müsaittir. Hıristiyanlık’ta ise, havârilerin gözleri önünde semaya urûc eden ve babasının sağ tarafına yerleşen, dünyanın sonuna doğru ikinci defa gelecek olan bir “Mesîh” inancı söz konusudur. İncillerde onun çeşitli alâmetleri ile geleceği anlatılmaktadır. Hz. Îsâ gelmeden önce, milletlerarası çeşitli çatışmaların yaşanacağı, kıtlık ve depremlerin olacağı, pek çok kimsenin “Mesîh” iddiasıyla ortaya çıkacağı, güneşin kararıp ayın ışık vermeyeceği ve yıldızların düşeceğinden bahsedilmektedir. Daha sonra Îsâ’nın gelip izzet tahtına oturacağı, “deccâl”in hâkimiyetine son vereceği, iyileri mükafatlandırıp kötüleri cezalandıracağı, anlatılmaktadır. Fakat bu gelişin vaktini sadece Tanrı bilmektedir.

Kur’an-ı Kerim’deki bazı âyetleri yorumlayanlar Hz. Îsâ’nın öldürülmediği ve göğe yükseltildiği kanaatine ulaşırken, aynı âyetleri tefsir eden diğer İslâm âlimleri ise, böyle bir sonuca ulaşmanın mümkün olmadığını ifâde etmektedirler. İslâm bilginlerinin bu şekilde farklı yorumlarda bulunmalarına neden olan husus ise, rivâyetlere olan yaklaşımlarından kaynaklanmaktadır. Zîra, muhtelif rivâyetlerde, Hz. Îsâ’nın “kıyâmet alâmeti” olarak yeryüzüne ineceğine dâir bilgiler yer almaktadır. Bu rivâyetlere dayanılarak “nüzûl-i Îsâ” konusu erken dönemlerden itibâren bir tartışma konusu olmuş, günümüzde de henüz ortak bir kanaate ulaşılamamıştır. Nitekim, onun rûhu ve bedeni ile ilâhî huzura yükseltildiğini, kıyâmetin vukûundan önce tekrar dünyaya döneceğini, son peygamber’in getirdiği vahye tabi olacağını, “deccâl”i öldürüp, yeryüzünde adâleti sağlayacağını ve ruhunun ise bunları yaptıktan sonra kabzedileceğini savunanlar vardır.

Aksi kanaatte olanlar ise, onun dünyada iken eceli ile öldüğüne, ruhen Allah’ın katına yükseltildiğine, kıyâmet öncesi gelmesinin söz konusu olmadığına, bu konuda Hz. Peygamber’e atfedilen rivâyetlerin mütevâtir derecesinde olmayıp âhad olduklarına ve âhad haberlerin âyetlere aykırı bilgi ihtivâ etmesi halinde hadis olma niteliklerini kaybedeceklerine, bu tür rivâyetlerin Ehl-i kitap kanalı ile İslâm’a intikal ettiğine, böyle bir inancın İslâm’ın genel ilkelerine ve Allah’ın koyduğu tabiat kanunlarına aykırı olduğuna inanmaktadırlar.

Bir diğer görüş ise, âyetlerin anlamlarının açık olmaması ve “nüzûl-i Îsâ” konusunda pek çok rivâyetin bulunması nedeniyle, bu konunun reddedilemeyeceğini, onun ruh ve bedenen ilâhî huzûra yükseltilmediğini, tabii ölümle ruhunun kabzedildiğini, ancak bu rivâyetlerin uygun şekilde te’vil edilmesi gerektiğini, ileriki asırlarda Hz. Îsâ’nın mânevî şahsiyetinin ortaya çıkacağını ve insanlığa getirdiği sevgi, barış ve şefkat gibi değerlerin onun mensupları tarafından uygulanacağını belirtmektedirler. Son iki görüşü temsil edenlerin Hz. Îsâ’nın normal bir ölümle öldüğü, “ruh maa’l-cesed” ilâhî huzura yükseltilmediği ve dolayısıyla da kıyâmetten önce dünyaya bir insan olarak inmesinin mümkün olmadığı hususlarında birleştikleri görülmektedir. Bu iki görüş arasındaki farklılık ise, Hz. Peygamber’e nispet edilen hadislerin değerlendirilmesi noktasında ortaya çıkmaktadır. Zaten son görüş taraftarlarının yorum denemeleri ise, sınırlı bir seviyede kalmakta ve rivâyetlerin tamamını kapsamamaktadır.


Kanaatimizce, “nüzûl-i Îsâ” inancını bu konudaki rivâyetlere dayanarak savunmak mümkün görünmemektedir. Zîra, bu rivâyetlerin yer aldığı bir takım kaynaklar tamamen güvenilir olmadığı gibi, isnâdların tamamı da sağlam değildir. Metin tenkîdi yapıldığında ise, pek çok çelişkilerin olduğu görülmektedir. Dolayısıyla, “nüzul-i Îsâ” konusunu bir inanç esası olarak kabul etmek ve öyle göstermeye çalışmak doğru değildir. Çünkü, Kur’an-ı Kerim’deki açık bilgilerle de çelişen bu tür rivâyetlere dayanarak bir inanç oluşturmak zordur. Tedvin döneminde Hıristiyan kültürüyle karşılaşmanın bir sonucu olarak “nüzul-i Îsâ” inancının İslâm akâidine girmiş olmasının kuvvetle muhtemel olduğu ifâde edilmektedir. Zîra, Hz. Îsâ’nın insanların aslî günahlarını affettirmek için kendini fedâ ettiği ve Tanrının hükümranlığını kurmak üzere tekrar dünyaya döneceği inancının Hıristiyanlara ait bir akîde olduğu bilinmektedir. Hz. Îsâ’nın nüzûlünü savunanların dayanaklarından biri olan “bu konuda Sahâbe, tâbiin, fıkıh, hadis, tefsir ve kelam ulemâsının hem fikir oldukları ve bir icmâ bulunduğu” iddiası ise iknâ edici görünmemektedir. Zîra böyle bir mücerret icmâ iddiasıyla, problemler ve bunların yol açtığı şüpheler ortadan kaldırılamamaktadır. Bir inanç ve düşüncenin yüzyıllarca benimsenmiş olması, onun doğruluğunu göstermeye yetmemektedir. Dolayısıyla icmâın dayanağını oluşturan ümmetin hata üzere birleşmeyeceği düşüncesini yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir. Hz. Îsâ’yı Allah’ın –isterse- göğe çıkartıp tekrar indirebileceğini kabul etmekle iş bitmemektedir. Bunun vukû bulacağına dâir, elde kesin bir bilginin de bulunması gerekmektedir. Konu ile ilgili incelenen rivâyetlerin bu kesin bilgiyi vermesinin mümkün olmadığı ise görülmektedir. Kur’an-ı Kerim’de de bu konu hakkında kesin herhangi bir delil bulunmamaktadır. Bu konuda Hz. Peygamber’den gelen sahih haberler elbette kabul edilecektir. Ama gelmemişse hiçbir açıklamanın dikkate alınmaması gerekmektedir.

[Geniş bilgi için bkz. Dr. Ahmet Emin Seyhan, Hadislerde Kıyamet Alametleri, s. 203-207, MORALİTE Yay. İstanbul, 2006]
muhakeme
ALINTI(bembeyaz @ Aug 16 2007, 02:34 PM) *


Hz. İsa'nın dünyaya tekrar gelişi bir kıyamet alameti midir?

Hz. Îsâ’nın ölümü ve kıyâmet kopmadan önce kıyâmetin bir alâmeti olarak tekrar dünyaya geleceği konusu, asırlardır İslâm âlimleri arasında tartışılmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Îsâ’nın kıyâmetin kopmasından önce yeryüzüne ineceğine dâir açık bir beyan bulunmamaktadır.


Kur’an-ı Kerim’deki bazı âyetleri yorumlayanlar Hz. Îsâ’nın öldürülmediği ve göğe yükseltildiği kanaatine ulaşırken, aynı âyetleri tefsir eden diğer İslâm âlimleri ise, böyle bir sonuca ulaşmanın mümkün olmadığını ifâde etmektedirler.




Aksi kanaatte olanlar ise, onun dünyada iken eceli ile öldüğüne, ruhen Allah’ın katına yükseltildiğine, kıyâmet öncesi gelmesinin söz konusu olmadığına, bu konuda Hz. Peygamber’e atfedilen rivâyetlerin mütevâtir derecesinde olmayıp âhad olduklarına ve âhad haberlerin âyetlere aykırı bilgi ihtivâ etmesi halinde hadis olma niteliklerini kaybedeceklerine, bu tür rivâyetlerin Ehl-i kitap kanalı ile İslâm’a intikal ettiğine, böyle bir inancın İslâm’ın genel ilkelerine ve Allah’ın koyduğu tabiat kanunlarına aykırı olduğuna inanmaktadırlar.




Kanaatimizce, “nüzûl-i Îsâ” inancını bu konudaki rivâyetlere dayanarak savunmak mümkün görünmemektedir. Zîra, bu rivâyetlerin yer aldığı bir takım kaynaklar tamamen güvenilir olmadığı gibi, isnâdların tamamı da sağlam değildir. Metin tenkîdi yapıldığında ise, pek çok çelişkilerin olduğu görülmektedir. Dolayısıyla, “nüzul-i Îsâ” konusunu bir inanç esası olarak kabul etmek ve öyle göstermeye çalışmak doğru değildir. Çünkü, Kur’an-ı Kerim’deki açık bilgilerle de çelişen bu tür rivâyetlere dayanarak bir inanç oluşturmak zordur.


Tedvin döneminde Hıristiyan kültürüyle karşılaşmanın bir sonucu olarak “nüzul-i Îsâ” inancının İslâm akâidine girmiş olmasının kuvvetle muhtemel olduğu ifâde edilmektedir. Zîra, Hz. Îsâ’nın insanların aslî günahlarını affettirmek için kendini fedâ ettiği ve Tanrının hükümranlığını kurmak üzere tekrar dünyaya döneceği inancının Hıristiyanlara ait bir akîde olduğu bilinmektedir. Hz. Îsâ’nın nüzûlünü savunanların dayanaklarından biri olan “bu konuda Sahâbe, tâbiin, fıkıh, hadis, tefsir ve kelam ulemâsının hem fikir oldukları ve bir icmâ bulunduğu” iddiası ise iknâ edici görünmemektedir

. Zîra böyle bir mücerret icmâ iddiasıyla, problemler ve bunların yol açtığı şüpheler ortadan kaldırılamamaktadır. Bir inanç ve düşüncenin yüzyıllarca benimsenmiş olması, onun doğruluğunu göstermeye yetmemektedir. Dolayısıyla icmâın dayanağını oluşturan ümmetin hata üzere birleşmeyeceği düşüncesini yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir. Hz. Îsâ’yı Allah’ın –isterse- göğe çıkartıp tekrar indirebileceğini kabul etmekle iş bitmemektedir. Bunun vukû bulacağına dâir, elde kesin bir bilginin de bulunması gerekmektedir.

Konu ile ilgili incelenen rivâyetlerin bu kesin bilgiyi vermesinin mümkün olmadığı ise görülmektedir. Kur’an-ı Kerim’de de bu konu hakkında kesin herhangi bir delil bulunmamaktadır. Bu konuda Hz. Peygamber’den gelen sahih haberler elbette kabul edilecektir. Ama gelmemişse hiçbir açıklamanın dikkate alınmaması gerekmektedir.




sayın aznavur,


taa o tarihte böyle yazmışım..... evet lütfen delillerinizi ortaya koyun... aksi takdirde müfteri durumuna düşmeniz kaçınılmaz olacaktır...

okuyuculara saygılarımla..... flowers.gif nono.gif flowers.gif
Muhabbetci
Bu Konu gercekden bir türlü bir noktada bulusamicak bir noktadir...Zira Kurani kerim her iki anlamida cikarmaya acikdir bu konuda...Hadislerde mevut oldugu kesin velakin burdaki konu dabiki Kurani kerimin görüsüdür..

Ben Isa mesihin dünyaya geri gelecegine inanan biriyim, acizane arasdirmak sonuclarinda Kurani kerimde her ne kadar görünmüyor olsada bazi yerlerde ona isaret etmekde...

Dabi bu benim sahsi görüsüm ve kimseyi baglamaz...Güzel kardesimizin belirttigi gibi bu konuda Alimler ikiye ayrilmisdir...Kimisi evet demisdir kimisi hayir demisdir...

Bu Konuyu biz burda tartisabilirik, aciklamaya calisabilirik velakin sanirim bu konuda bir noktada bulusmak gayet zor olacakdir...

Önce Kurani kerimde isaret eden ayetleri akdarayim ...

birinci ayet isim gecemekde isede batini olarak Hz Isayi ruhullah icin gecdigini kabul etmekde bazi arasdiricilar

Zühruf Suresi 61 Hiç kuşkusuz o, kıyamet saati için bir bilgidir. O halde sakın o saat hakkında şüpheye düşmeyin; bana uyun. Dosdoğru yol budur.


O kiyamet icin bir ilimdir, demesi isin aslina varinca Mehdi icinmi? yoksa Hz Isa icinmi inmisdir diye bir tartisma yaratmisdir..her tarafda malesef hakli deliller sunmakda ....Mehdide olabilir, isada olabilir, ama Deccalda olabilir...Yahut baska birseyde olabilir...

Kendi düsüncemi soruyorsaniz. bence burda ya Isa ya mehdi , belkide ikisini zikretmekde Ilahi rahman....

Ve yine bir baska ayettde Hz Isa ölmedigini acikca beyan etmekde aslinda...Arapca bilen arkadaslara sesleniyorum, benim arapcam malesef o kadar iyi degil...Acaba bu ayette gecen kelimelerin dogurulugunu söylermisiniz sizden rica etsem...

Ve: "Biz, Allah'ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler. (Nisa Suresi, 157)

Burda acikca beyan ediliyorki, Hz isa ölmemisdir...

Ve ayetin hemen ardindan sunu söylemekde

Hayır; Allah onu kendine yükseltti. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa Suresi, 158)
Hz Isa göge cikdigi kurani kerime göre kesindir...Velakin bu ruhsal bir cikismidir, yoksa bedeniylenmi yok olmusdur onu aciklamasada..Büyük bir ihtimal Incilde yazdigi gibi ölülerden dirilip göge agmasini kabul etmekde tereddüt etmemekdeyim...

Yine bir baska ayetde söyle buyurmakda mealen Rabbimiz:

Andolsun, Kitap Ehlinden, ölmeden önce ona (Hz. İsa'ya) inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü, o (Hz. İsa) da onların aleyhine şahit olacaktır. (Nisa Suresi, 159)
Bazilari burda kelime carpitmasi var diyor, ne kadar dogrudur bilemicem ama su kesinki Hz Isayi cümlesi görmüs olacakdir...Bu görünüs nasil olacak onun ilmi yine dabiki sadece Rabbimizin katindadir....


Ve bundan baska su ayetlerede dikkat cekerim haddim olmadan...


"Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de." (Meryem Suresi, 33)


Ona (Hz. İsa'ya) kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek. (Al-i İmran Suresi, 48)

Hz Isa birtek Tevrat ve incil biliyordu, velakin burda Kitabi ve hikmeti ögretecegini söylemekde...(Bazi meallerde Kitabi hikmet olarak gecer, bazilarin ayri kelime olarak tercüme edilmisdir) Kitab kurani kerim oldugunu düsünmekde sanirim cümlemiz hemfikiriz...Hz isa ama kurandan evvel ölmüsdür dolaysi ile kurani baska bir zaman ögretecegni beyan eden Kurani kerim burda büyük bir ihtimal Kiyametden konusmakdadir...

Haddim olmadan biraz birseyler yazdim...Ama arkadasin dedigi dogrudur, yazarin dedigi dogrudur ...Islam Alimleri bu konuda iki partiye ayrilmakdalar...

Vesselam
nazamarus
selam
bembeyaz kardeşim
İsa as gelmeyeceği konusunda anlaşamıyoruz ama yecüc ve mecücün konusunda anlaştık dirilme günü olan bas gününden sonraki olaydır İsa as gelmeside ayni şağıda ayetlerden bir kısmını yazdım birde nazamarus com tr tc bakarsanız orada yaratılış ve tevhit ibrahim as ayetleri isa as aeyetleri vardır biraz sohbetten uzak kalacağım işim var sonra görüşmek dileğiyle.saygılarımla

ALLAH KATINA YÜKSELTTİĞİNİ SÖYLÜYOR
3-54-Yahudiler (İsa'yı öldürmek için) hileye saptılar. Allah da mukabele etti. Allah hilecilere ceza verenlerin en kuvvetlisidir.
55-O zaman Allah İsa'ya "Ey İsa şüphesiz ki seni öldürecek seni kendi katıma yükseltecek ve sana bağlı olanları kıyamet gününe kadar küfredenlerin üstünde tutacağım. Sonunda dönüşünüz yalnız banadır. O zaman ihtilafa düştüğünüz şeyler hakkında aranızdaki hükmü ben vereceğim."
56-Fakat o kâfirlere gelince onları dünyada da, Ahrette de azapların en şiddetlisiyle cezalandıracağım. Onlara yardım edecek kimse de yoktur.
57-Fakat iman edip iyi iş ve harekette bulunanları bol bol mükâfatlandıracağım. Allah zalimleri sevmez.
58-Bunları ayetlerden ve hikmet dolu Kurandan biz sana okuyoruz.
59-Muhakkak ki Allah katında İsa'nın babasız meydana gelmesi, Âdem'in durumu gibidir. Allah Âdem'i topraktan yarattı, sonra ona ol dedi. Oda hemen insan oluverdi.
60-Bu hakikat rabbindendir. Bunun için şüphe edenlerden olma.


3-69-Kitap ehlinden bir tayfa sizi saptırmak isterler. Hâlbuki onlar kendilerini saptırırlar da bunun farkına bile varmazlar.
70-Ey kitap ehli kitaplarda gerçekleri gördüğünüz halde niçin Allahın ayetlerini inkâr ediyorsunuz.
71-Ey kitap ehli niçin hakkı batıla karıştırıyorsunuz ve gerçeği gizliyorsunuz? Oysaki biliyorsunuz.
78-Kitap ehlinden bir gurup ta uydurduklarını kitaptan sanasınız diye, kitap okuyormuş gibi dillerini oynatırlar. Hâlbuki okudukları şey kitapta yoktur. Bu Allah katındandır derler. Hâlbuki Allahtan gelmemiştir Allah namına bile bile yalan söylerler.
79-Kendisine kitap hüküm ve peygamberlik verilen birinin insanlara Allah'ı bırakın bana tapın demesi beşere yakışmaz. O ancak öğretmekte ve okumakta olduğunuz kitap sayesinde bildiği ile amel eden olun der.

80-Ve meleklerle peygamberleri tanrı olarak tanımanızı size asla emretmez. Artık siz Müslüman olduktan sonra size kâfir olmanızı emreder mi?

4-155-Fakat onların sözlerini bozmaları Allahın ayetlerini inkâr etmeleri Peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve Kalplerimiz perdelidir demeleri sebebiyle kendilerine lanet ettik. Doğrusu Allah onların kalplerini küfürleri sebebiyle mühürledi. Artık onların pek azı müstesna olmak üzere olmak üzere iman etmezler.
156-Birde o Yahudilerin İsa'yı inkâr edip kâfir olmaları Meryem'e zina isnadıyla büyük bir iftirada bulunmaları.
157-Ve biz Meryem oğlu İsa'yı öldürdük demelerinden dolayı kendilerini rahmetimizden kovduk. Hâlbuki onlar İsa'yı öldürmediler asmadılar. Fakat kendilerine İsa gibi gösterildi. Zaten kendileri de ihtilafa düştükleri şeyde (İsa'nın öldürülmesi hususunda) kesin bir şüphe içindedirler. Onların bu husustaki bilgileri ancak kuru bir zanna uymaktan ibarettir. Onu yakinen öldürememişlerdir.
158-Doğrusu Allah onu (kendi katına yükseltip) almıştır. Allah mutlak galiptir hikmet sahibidir.

KİTAP EHLİ BİZİM ALEM NESİL İÇİN İBRAHİM AS BAŞLAR PEKİ İSADAN ÖNCEKİ KİTAP EHLİ ONA NASIL İMAN EDECEK GÖRMEMİŞLER Kİ ONU
AŞAĞIDAKİ AYETE BAK

159-Kitap ehlinden hiç kimse kalmayacak ki ölümünden önce İsa'ya iman etmemiş olmasın. O ise kıyamet günü küfürlerinden dolayı aleyhlerine şahit olacaktır.

MUKARREB MELEKLER KİM ÖĞRENİRSEN DAHA İYİ ANLARSIN
7 KATTADIR VE KURANI YAZAN MELEKLERDİR İLLİYİNE ŞAHİT OLURLAR
İSA AS 7 KATTA NE İŞİ VAR

4-172-Ne Mesih İsa ne de Mukarreb melekler Allaha kul olmaktan asla çekinmezler. Kim Allaha kulluktan çekinir ve kibirlenirse bilsin ki O, Kıyamette hepsini huzurunda toplayacaktır.


43-60-Eğer biz dileseydik yeryüzünde sizin yerinize melekler yaratırdık da yerinize geçerlerdi.
61-Gerçekten o (İsa'nın nüzulü) kıyametin kopacağını bildirir. O saatin geleceğinden sakın şüpheye düşmeyin. Bana uyun çünkü bu yol doğru yoldur.
62-Sakın şeytan bana uymaktan sizi çevirmesin. Şüphesiz o size apaçık bir düşmandır.


BEMBEYAZ KARDEŞİM KURAN BÜTÜNDÜR BİR YAZILIM SİSTEMİ VARDIR VE ALLAH KONULARI ANLATIR TABİ BULABİLİRSEN.
BİR AYETİ ALIP BİRİLERİNİN ALTINI DOLDURUP ANLATILMASINI BEN BİRİLERİ KENDİNİ TANRI YERİNE KOYMAK İSTİYOR DİYE GÖRÜRÜM








muhakeme
Hz. İsa ile ilgili düşüncelerimi şimdi kaynaklarıyla ortaya koyuyorum....

dipnotların dikkatli bir şekilde okunması dileğiyle....

Hz. Îsâ’nın ölümü ve kıyâmet kopmadan önce kıyâmetin bir alâmeti olarak tekrar dünyaya geleceği konusu, asırlardır İslâm âlimleri arasında tartışılmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Îsâ’nın kıyâmetin kopmasından önce yeryüzüne ineceğine dâir açık bir beyan bulunmamaktadır.


Yahûdîlik’te Mesîh’le ilgili rivâyetler son derece müphem olup yoruma müsaittir.[1] Hıristiyanlık’ta ise, havârilerin gözleri önünde semaya urûc eden ve babasının sağ tarafına yerleşen, dünyanın sonuna doğru ikinci defa gelecek olan bir “Mesîh” inancı söz konusudur.[2] İncillerde onun çeşitli alâmetleri ile geleceği anlatılmaktadır. Hz. Îsâ gelmeden önce, milletlerarası çeşitli çatışmaların yaşanacağı, kıtlık ve depremlerin olacağı, pek çok kimsenin “Mesîh” iddiasıyla ortaya çıkacağı, güneşin kararıp ayın ışık vermeyeceği ve yıldızların düşeceğinden bahsedilmektedir.[3]

Daha sonra Îsâ’nın gelip izzet tahtına oturacağı, “deccâl”in hâkimiyetine son vereceği, iyileri mükafatlandırıp kötüleri cezalandıracağı, anlatılmaktadır.[4] Fakat bu gelişin vaktini sadece Tanrı bilmektedir.[5]


Kur’an-ı Kerim’deki bazı âyetleri[6] yorumlayanlar Hz. Îsâ’nın öldürülmediği ve göğe yükseltildiği kanaatine ulaşırken, aynı âyetleri tefsir eden diğer İslâm âlimleri ise, böyle bir sonuca ulaşmanın mümkün olmadığını ifâde etmektedirler. İslâm bilginlerinin bu şekilde farklı yorumlarda bulunmalarına neden olan husus ise, rivâyetlere olan yaklaşımlarından kaynaklanmaktadır. Zîra, muhtelif rivâyetlerde, Hz. Îsâ’nın “kıyâmet alâmeti” olarak yeryüzüne ineceğine dâir bilgiler yer almaktadır. Bu rivâyetlere dayanılarak “nüzûl-i Îsâ” konusu erken dönemlerden itibâren bir tartışma konusu olmuş, günümüzde de henüz ortak bir kanaate ulaşılamamıştır. Nitekim, onun rûhu ve bedeni ile ilâhî huzura yükseltildiğini, kıyâmetin vukûundan önce tekrar dünyaya döneceğini, son peygamber’in getirdiği vahye tabi olacağını, “deccâl”i öldürüp, yeryüzünde adâleti sağlayacağını ve ruhunun ise bunları yaptıktan sonra kabzedileceğini savunanlar vardır.[7]


Aksi kanaatte olanlar ise, onun dünyada iken eceli ile öldüğüne, ruhen Allah’ın katına yükseltildiğine, kıyâmet öncesi gelmesinin söz konusu olmadığına, bu konuda Hz. Peygamber’e atfedilen rivâyetlerin mütevâtir derecesinde olmayıp âhad olduklarına ve âhad haberlerin âyetlere aykırı bilgi ihtivâ etmesi halinde hadis olma niteliklerini kaybedeceklerine, bu tür rivâyetlerin Ehl-i kitap kanalı ile İslâm’a intikal ettiğine,[8] böyle bir inancın İslâm’ın genel ilkelerine[9] ve Allah’ın koyduğu tabiat kanunlarına[10] aykırı olduğuna inanmaktadırlar.[11]


Bir diğer görüş ise, âyetlerin anlamlarının açık olmaması ve “nüzûl-i Îsâ” konusunda pek çok rivâyetin bulunması nedeniyle, bu konunun reddedilemeyeceğini, onun ruh ve bedenen ilâhî huzûra yükseltilmediğini, tabii ölümle ruhunun kabzedildiğini, ancak bu rivâyetlerin uygun şekilde te’vil edilmesi gerektiğini, ileriki asırlarda Hz. Îsâ’nın mânevî şahsiyetinin ortaya çıkacağını ve insanlığa getirdiği sevgi, barış ve şefkat gibi değerlerin onun mensupları tarafından uygulanacağını belirtmektedirler.[12]


Son iki görüşü temsil edenlerin Hz. Îsâ’nın normal bir ölümle öldüğü, “ruh maa’l-cesed” ilâhî huzura yükseltilmediği ve dolayısıyla da kıyâmetten önce dünyaya bir insan olarak inmesinin mümkün olmadığı hususlarında birleştikleri görülmektedir. Bu iki görüş arasındaki farklılık ise, Hz. Peygamber’e nispet edilen hadislerin değerlendirilmesi noktasında ortaya çıkmaktadır. Zaten son görüş taraftarlarının yorum denemeleri ise, sınırlı bir seviyede kalmakta ve rivâyetlerin tamamını kapsamamaktadır.


Kanaatimizce, “nüzûl-i Îsâ” inancını bu konudaki rivâyetlere dayanarak savunmak mümkün görünmemektedir. Zîra, bu rivâyetlerin yer aldığı bir takım kaynaklar tamamen güvenilir olmadığı gibi, isnâdların tamamı da sağlam değildir. Metin tenkîdi yapıldığında ise, pek çok çelişkilerin olduğu görülmektedir. Dolayısıyla, “nüzul-i Îsâ” konusunu bir inanç esası olarak kabul etmek ve öyle göstermeye çalışmak doğru değildir.[13]



Çünkü, Kur’an-ı Kerim’deki açık bilgilerle[14] de çelişen bu tür rivâyetlere dayanarak bir inanç oluşturmak zordur. Tedvin döneminde Hıristiyan kültürüyle karşılaşmanın bir sonucu olarak “nüzul-i Îsâ” inancının İslâm akâidine girmiş olmasının kuvvetle muhtemel olduğu ifâde edilmektedir. Zîra, Hz. Îsâ’nın insanların aslî günahlarını affettirmek için kendini fedâ ettiği ve Tanrının hükümranlığını kurmak üzere tekrar dünyaya döneceği inancının Hıristiyanlara ait bir akîde olduğu bilinmektedir.[15]


Hz. Îsâ’nın nüzûlünü savunanların dayanaklarından biri olan “bu konuda Sahâbe, tâbiin, fıkıh, hadis, tefsir ve kelam ulemâsının hem fikir oldukları ve bir icmâ bulunduğu” iddiası ise iknâ edici görünmemektedir. Zîra böyle bir mücerret icmâ iddiasıyla, problemler ve bunların yol açtığı şüpheler ortadan kaldırılamamaktadır. Bir inanç ve düşüncenin yüzyıllarca benimsenmiş olması, onun doğruluğunu göstermeye yetmemektedir.[16] Dolayısıyla icmâın dayanağını oluşturan ümmetin hata üzere birleşmeyeceği düşüncesini yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.[17]


Hz. Îsâ’yı Allah’ın –isterse- göğe çıkartıp tekrar indirebileceğini kabul etmekle iş bitmemektedir. Bunun vukû bulacağına dâir, elde kesin bir bilginin de bulunması gerekmektedir. Konu ile ilgili incelenen rivâyetlerin bu kesin bilgiyi vermesinin mümkün olmadığı ise görülmektedir. Kur’an-ı Kerim’de de bu konu hakkında kesin herhangi bir delil bulunmamaktadır. Bu konuda Hz. Peygamber’den gelen sahih haberler elbette kabul edilecektir. Ama gelmemişse hiçbir açıklamanın dikkate alınmaması gerekmektedir.[18]


--------------------------------------------------------------------------------

[1] Mika, 5/2, s. 878; Zekarya, 9/9-10; s. 896; Malaki, 4/5-6, s. 902; Tensiye, 18/15-19, s. 195.

[2] Matta, 28/20, s. 34; Markos, 16/6-20, s. 54-55; Luka, 24/44-53, s. 91; Yuhanna, 20/1-31, s. 116-117; I. Korintoslulara, 15/3-28, s. 180-181; İbrânîlere, 13/20-21, s. 237-238.

[3] Matta, 24/4-44, s. 27-28; Markos, 13/24-31, s. 51; Luka, 17/23-24, s. 80, 21/25-31, s. 85.

[4] Matta, 25/31, s. 29.

[5] Markos, 13/32-33, s. 51; Rasûllerin İşleri, 1/7, s. 119.

[6] Âl-i İmrân, 3/54-55; “İnanmayanlar Îsâ’ya tuzak kurdular; ama Allah onların tuzaklarını boşa çıkardı: çünkü Allah, tuzak kuranların tümünün üstündedir. O zaman Allah: “Ey Îsâ!” demişti, “Seni öldüreceğim ve katıma yücelteceğim ve seni hakîkati inkara şartlanmış olanlar(ın arasın)dan çekip arındıracağım; sana tabi olanları, kıyâmet günü, hakîkati inkara şartlanmış olanların (kat kat) üstüne çıkaracağım. Sonunda hepiniz bana döneceksiniz ve aranızda antlaşmazlığa düştüğünüz her konuda ben hüküm vereceğim.”

Burada “teveffî” kelimesi “öldürmek” mânâsına geldiğinden, Hz. Îsâ’nın ruhunun kabzedildiği anlaşılmaktadır. “Ref” kavramı ise, cansız varlıklarla ilgili kullanıldığında maddî, insanlar hakkında zikredilince mânevî yükseltmeyi ifâde etmektedir. Nitekim Râzî’ye göre; (ارفعوا هذا الامر الى القاضى) “şu işi kâdıya yükseltin” derken bu kavram, “onun bilgisine sunun, onun makamına arz edin” mânâlarına gelmekte ve kâdının temsil ettiği makam yüceltilmektedir. (و رافعك الى) “seni bana yükselteceğim” derken de “seni ben onurlandıracağım. Sana yaptığın iyi amellerin karşılığını mutlaka göstereceğim” anlamına gelmektedir. Bkz. (RÂZÎ, VIII, 61). Buradan da anlaşılacağı üzere (رفع) kelimesi peygamberlerle alakalı kullanıldığında onların bedenlerinin değil, mertebelerinin veya ruhlarının yükseltilmesi ve onurlandırılması söz konusudur. Bir başka ifadeyle ref etme fiili, ne zaman Allah Teala’ya atfedilmişse, “onurlandırma” yahut “yüceltme” anlamlarına gelmektedir. Diğer taraftan âyette geçen (مطهرك) “seni temiz kılacağım” ifadesi “seni ayıracığım, seni onların arasıdan çıkartacağım, arındıracağım” mânâsına gelmektedir. Yani ref kelimesinde “onurlandırma” anlamı olduğu gibi, (طهر) kelimesinde de “yüceltme” anlamı söz konusudur. Dolayısıyla âyette bütün bu kavramların kullanılması, Hz. Îsâ’nın Allah katındaki derecesinin üstünlüğüne ve yüksekliğine delâlet etmektedir. Bkz. (RÂZÎ, VIII, 61). Özetle belirtmek gerekirse, Râzî’nin ifadesiyle; “ref”ten maksat mekan ve cihet değil, “mânevî derece yüksekliği”dir. Bkz. (RÂZÎ, VIII, 62).
(رفع) kelimesini geçtiği diğer âyetlerle ilgili olarak bkz. (Bakara, 2/253; Meryem, 19/57; Gâfir, 40/15; Şerh, 94/4). (رفع) kelimesini geçtiği bu âyetlerde de “yüceltme” anlamının verilmesi daha isabetli olmaktadır. Konu ile ilgili bir diğer âyet-i kerime ise, Nisâ, 4/157-158. âyetleridir. “Ve “Bakın, biz, Allah’ın elçisi (olduğunu iddia eden) Meryem’in oğlu Îsâ Mesîh’i öldürdük!” diye böbürlendikleri için (onları cezalandırdık). Aslında onu ne öldürdüler ne de çarmıha gerdiler, sadece onlara öyle (olmuş gibi) göründü; ve o konuda farklı görüşler taşıyanlar da gerçekten şaşkındılar, onunla ilgili (gerçek) bir bilgileri yoktu ve sadece bir zanna uymuşlardı. Kesin olan şu ki onu öldürmediler: Hayır, Allah onu kendi katına yüceltti. Allah gerçekten kudret ve hikmet sahibidir.” Burada da “ref” kelimesi “maddî olan bir yükseltmeye” değil, mânevî olan “yüceltme”ye işaret etmektedir.

[7] MÜCÂHİD, Ebu’l-Haccac el-Mekkî (104/722), Tefsîru’l-İmam Mücâhid b. Cebr, thk. Muhammed Abdüsselam, Dâru’l-Fikri’l-İslâmî, Baskı yeri yok, 1989, s. 296; İBN KUTEYBE, Tevil, s. 176; TABERÎ, Ebû Câfer, Tefsîru’t-Taberî min Kitâbihi Câmii’l-Beyân an Te’vili’l-Kur’an, thk. Beşşar Avvâd-Asım Fâris el-Huristânî, (I-VII), Beyrut, 1994, II, 265, III, 209-210; ZEMAHŞERİ, Keşşâf, thk. Mustafa Hüseyin Ahmed, (I-IV), Kâhire, 1953, I, 281, 455-456; KURTUBÎ, el-Câmi, IV, 99-101, VI, 10; İBN KESİR, Muhtasar Tefsiri, I, 458-463, II, 521-522; NİSÂBÛRÎ, Ebu’l-Hasan Ali b. Ahmed el-Vâhidî (873/1468), el-Vecîz fi Tefsîri’l-Kitâbi’l-Azîz, (I-II), Dâru’l-Kalem, Dımeşk, 1995, I, 343; HARPÛTÎ, Abdullatif, Tenkîhu’l-Kelam fî Âkaid-i Ehli’l-İslâm, (Kelâmî Perspektiften İslâm İnanç Esasları) haz. İbrâhim Özdemir-Fikret Karaman, TDV. Elazığ Şb. Yay. Elazığ, 2000, s. 290-291; KÂSİMÎ, Muhammed Cemâluddin, Mehâsinu’t-Te’vil, (I-XVII), thk. M. F. Abdulbâkî, Dâru’l-Fikr, Beyrut, 1978, IV,108, V, 550, 609, VI, 439; YAZIR, II, 1117, III, 1519, VI, 4281; HERRÂS, Muhammed Halil, Hz. Îsâ’nın Yeryüzüne İnişi ve Deccâle Karşı Savaşı, trc. Osman Cilacı, Isp., 2002, s. 73; YAZIR, V, 3374; AHMED NAİM, XII, 311; BİLMEN, Ö. N., İlm-i Kelam, s. 327; KILAVUZ, M. S., Anahatlarıyla İslâm Akâidi ve Kelam’a Giriş, Ensar Neşriyat, İst., 1987, s. 211; EBÛ UBEYDE Mâhir b. Sâlih b. Muhammed, er-Risale fi’l-Fiten, s. 139-146; EBÛ ŞEHBE, Sünnet Müdafaası, I, 331; YILDIRIM, Suat, Mevcut Kaynaklara Göre Hıristiyanlık, DİB. Yay. Ank., 1988, s. 21; DÖNDÜREN, H., I, 111, Âl-i İmrân, 3/55, 53 no’lu dipnot; HARMAN, Ö. Faruk, “Îsâ”, DİA, XXII, 470, İst., 2000; YENİÇERİ, C., Uzay Âyetleri, s. 464-465.

[8] GOLDZİHER, Ignaz, el-Akîde ve’ş-Şerîa fi’l-İslâm, trc. Abdülaziz Abdulhakk-Muhammed Yûsuf Mûsâ, Dâru’r-Raîdi’l-Arabî, Beyrut, ts., s. 194; FAZLUR RAHMÂN, İslâm, trc. Mehmet Aydın, İst., 1981, s. 309; ATAY, Hüseyin, Kur’an’a Göre Araştırmalar, Ank., 1993, s. 49-50; FIĞLALI, E. Rûhî, Çağımızda İtikâdî İslâm Mezhepleri, Selçuk Yay. Ank., 1986, s. 251; YAVUZ, Y. Ş., “Kıyâmet Alâmetleri”, DİA, XXV, 524, İst., 2002; PAÇACI, Mehmet, Kutsal Kitaplarda Ölüm Ötesi, Ank. Okulu Yay. Ank., 2001, s. 215-216, Paçacı, bu konuda şunları söylemektedir: “Eski Ahit’in apokaliptik anlayış doğrultusunda ele alınması, çok farklı sonuçlar doğurmuştur. Dünya ve âhiret kesin bir çizgi ile birbirinden ayrılmıştır. Dünya şeytana ve kötülüğe terkedilmiş, gelecek hayat ise Allah’ın hükmedeceği yegâne boyut olarak görülmüştür. Muhatabta bu yüzden dünya hayatı hakkında derin bir pesimizm duygusu oluşmuştur. Bütün beklentiler gelecek hayata aktarıldığı için, burada dünyanın sonunu beklemekten başka yapılacak bir şey kalmamıştır. Kıyâmetin vakti üzerinde yapılan spekülasyonlar, âhiret fikrinin bütün dinamizmini yok etmiştir. Son an, burada artık Allah’a ait bir bilgi değil, apokaliptik yazarların bir takım alâmetlerle ve hesaplamalarla bilebilecekleri bir bilgi olmuştur. Bu pasif ve pesimist âhiret anlayışı bir takım kurtarıcı figürler de oluşturmuştur. Mesîh ve insanoğlu kavramlarına, asıllarında bulunmadığı halde eskatolojik kurtarıcı anlamı hamledilmiştir. Bunlar ya da bu isimleri taşıyan kişi, âhir zamanda gelerek mü’minleri kurtaracak ve Allah’ın hükümranlığını kuracaktır….” “…Hz. İsâ’ya isnâd edilen eskatolojik kurtarıcılık görevi, Hıristyanlık’ın temel konusu olmuştur. Heilsgeschicte teorisi ile de bu anlayış bütün Kitab-ı Mukaddes’i içine alan bir yorumla ortaya çıkmıştır. Mesîh’in kurtarıcılık görevi, bütün Kitab-ı Mukaddes târihi boyunca görülen Allah’ın kurtarıcı aktivitesinin bir tamamlanışı olarak yorumlanmıştır. Târihin merkezinde ise, Mesîh’in gelişi olayı vardır. Bu anlayışla Yeni Ahit’in Mesîh merkezli yorumu sürdürülmektedir.” Paçacı, Hz. Îsâ’nın dünyaya ineceği beklentisinin fikri arka planını bu şekilde açıklamaktadır. Fazlur Rahmân da böyle bir bekleyişin sakıncalarını şöyle açıklamaktadır: “Mesîh” inancının sıkı sıkıya benimsenmesinin, insandaki ahlâkî güçleri ve beşerî teşebbüsü yok edeceği, tahlîle ihtiyaç duyurmayacak ölçüde açıktır.” Bkz. FAZLUR RAHMÂN, İslâm, Ank., 1973, s. 342.

[9] ŞELTÛT, Mahmud, “Hz. Îsâ’nın Göğe Yükseltilmesi ve Tekrar Dönüşü”, Çev. Mustafa Baş, Dînî Araştırmalar, C. 7, S. 21, (Ocak-Nisan), Ank., 2005, s. 306; ŞELTÛT, M. el-İslâm, s. 61-62; GÖRMEZ, Mehmet, Mûsâ CÂRULLAH Bigiyef, TDV. Yay., Ank., 1994, s. 85-88; ATAY, Hüseyin, Ehl-i Sünnet ve Şia, Ank., 1983, s. 125; FIĞLALI, E. Rûhî, Kadıyânîlik, DEÜ., Yay., İzmir, 1986, s. 12; KARDÂVÎ, Yûsuf, Sünneti Anlamada Yöntem, s. 110. Nüzûl-i Îsâ’nın bir îmân ve inanç esası olamayacağı ile ilgili olarak Bilmen şunu ifâde etmektedir: “İtikâdiyyât haber-i vâhidin mahalli olamaz. Çünkü itikadî meseleler, yakîniyyâta istinad eder. Haber-i ahad ise zannîdir. Binaenaleyh îtikâdî hususlar, haber-i ahad ile sabit olamaz(lar).” Bkz. BİLMEN, Ömer Nasûhî, Hukukı İslâmiyye ve Istılâhâtı Fıkhıyye Kâmusu, (I-VIII), Bilmen Yay., İst., 1985, I, 155. Koçkuzu da: “Akâitte haber-i vahitlerin delil olarak kullanılamayacağına dâir kanaat, en fazla taraftar toplamış olan görüştür.” “Şuyûun ve şöhretin, inanç konusunda ölçü alınması, her zaman doğru netice verecek güçte bir prensip (ölçü) değildir” demektedir. Bkz. KOÇKUZU, Ali Osman, Rivâyet İlimlerinde Haber-i Vâhitlerin Îtikat ve Teşrî Yönlerinden Değeri, DİB., Yay., Ank., 1988, s. 151.

[10] ÇELEBİ, İ., Uzak ve Yakın Gelecek, s. 100; ÇELEBİ, İlyas, İslâm’da İnanç Esasları, s. 287.

[11] EBÛ REYYE, Mahmud, Edvâ ale’s-Sünneti’l-Muhammediyye, s. 191-194; SÜLEYMAN NAZİF, “Hz. Îsâ’ya Açık Mektup II”, Haz. O., Cilacı, Oku Mecmuası, Sayı, 151, (Kasım-Aralık) Konya, 1974, s. 164-166; ATEŞ, Süleyman, Çağdaş Tefsîr, II, 402; ATEŞ, S., Kur’an Ansiklopedisi, X, 205, XXV, 534; AKDEMİR, Salih, Hıristiyan Kaynaklara ve Kur’an-ı Kerim’e Göre Hz. Îsâ, Yayımlanmamış Doktora Tezi, AÜ., SBE., Ank., 1992, s. 246; FIĞLALI, Ethem Rûhi, “Mesîh ve Mehdî İnancı Üzerine”, AÜİFD. XXV, 197; SARITOPRAK, Zeki, “Deccâl”, DİA, IX, 71; ÜNAL, Mehmet, “Tefsir Kaynaklarına Göre Hz. Îsâ’nın Ölümü, Ref’i ve Nüzûlü Meselesi”, İslâmiyât, C. 3, S. 4, Ank., 2000, s. 133-146; FATİŞ, Emrullah, Kur’an’da Hz. Îsâ ve Değerlendirilmesi, Yayımlanmamış Doktora Tezi, EÜ. SBE. Kayseri, 1999, s. 194, 222, 277, 286; GÜZEL, Mahmud, Kur’an’a ve İncillere Göre Hz. Îsa’nın Ref’i, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, EÜ. SBE. Kayseri, 2000, s. 151, 168, 169; TÜRCAN, Galip, Kur’an’da Âhiret İnancı, Yayımlanmamış Doktora Tezi, SDÜ., SBE., Isp., 2002, s. 161.

[12] REŞİD RIZÂ, Menar, III, 316-317. Rızâ, hadislerin mânâ ile nakledilmeleri ve nakleden kişinin, Rasûlullah’ın kastettiğini değil, anladığını nakletmesi sebebiyle nüzûl-i Îsâ’yı, “İnsanların İslâm şerîatının ruhuna sarılmaları” şeklinde yorumlamakta ve “İslâm dînînin mensupları, şâyet lafızların zâhiri mânâları üzerinde donup kalırlarsa, şerîatın ruhunu ve hikmetini ortadan kaldırmış olurlar” demektedir. Ayrıca bkz. S. Ateş’de: “Hz. Îsâ’nın gökten cesedi ile inmeyeceğini, Îsâ dînînin mensuplarının son zamanlarda İslâm’ın hükümlerini benimseyip onunla amel edeceklerine veya İslâm’ın özüne mensup olabileceklerine işaret olabilir” demektedir. Bkz. Çağdaş Tefsir, II, 406, Kur'an Ansiklopedisi, XXV, 535. Çelik ise, bu konularda yapılan yorumların açıklayıcı bilgiler vereceği ancak; “kastedilen mânâ budur” denilemeyeceğini belirtmektedir. Bkz. ÇELİK, A., Fitne, s. 59. Kardavî’de “nüz’ul-ü Îsâ” ile ilgili hadislerin “barış ve güvenliğin egemen olacağı bir asrı simgelediği” şeklindeki te’villeri şiddetle reddetmekte ve kabul edilemez görmektedir. O, bu hadislerin tevâtür derecesine ulaştığını iddia ederek, bu tevilin sahih hadislerle çeliştiğini söylemektedir. Ayrıca bu tür bir tevilin, “İslâm’ın kılıç dînî, Hıristiyanlığın ise yegâne barış dînî” olduğunu söyleyen misyonerlerin propagandasına güç katacağını belirtmektedir. Bkz. KARDAVÎ, Sünneti Anlamada Yöntem, s. 247. Sarıtoprak ise, sıhhatları sabit olan hadisleri zâhir dışı mânâlarla tevil etmeyi doğru bulmamaktadır. O: “hadisleri reddetmek ne kadar tutarsız ise, zâhiri mânâlarında kabul edip, hurafevârî anlamlar vermek de o kadar delilden yoksundur” demektedir. Bkz. SARITOPRAK, Zeki, İslâm İnancı Açısından Nüzûl-i Îsâ Meselesi, Çağlayan Yay., İzmir, 1997, s. 293. Seyyid Kutub ise: “Meselenin müteşâbihattan olup, tevilini Allah’tan başka kimsenin bilemeyeceğini” ifâde etmektedir. Bkz. KUTUB, Seyyid, Fî Zılâli’l-Kur’an, (I-XXX), Basım yeri yok, 1967, VI, 20.

[13] KIRBAŞOĞLU, M. H., “Hz. İsa’yı Gökten İndiren Hadislerin Tenkîdi”, İslâmiyât, C. 3, S. 4., Ank., 2000, s.167.

[14] Enbiyâ, 21/7-8; “Biz senden önce de (ey Muhammed,) kendilerine vahiy indirilen (ölümlü) adamlardan başkasını (elçi olarak) göndermedik; bunun içindir ki, (o inkarcılara de ki:) ‘Eğer kendiniz bilmiyorsanız, önceki kitapları okuyup izleyen kimselere sorun’. (Göreceksiniz ki,) Biz o’nları yiyip içmeye ihtiyaç duymayan bir yapıda yaratmamıştık: o’nlar ölümsüz de değillerdi.” Ayrıca şu âyetlerde de iknâ edici bilgiler mevcuttur. Bkz. Enbiyâ, 21/ 34-35; “(Ey Peygamber! Sana inanmayanlara hatırlat ki, ) Biz senden önce de hiçbir insana ölümsüzlük vermedik; ve imdi, sen ölürsen bunlar kendilerinin sonsuza kadar yaşayacaklarını mı sanıyorlar? Her can ölümü tadacaktır; ne var ki, (hayatın ) iyi ve kötü (tezâhürleriyle) karşı karşıya getirerek sınıyoruz sizi; ve sonunda hepiniz bize döneceksiniz”; Vâkıa, 56/60-61; “Aranızda ölümü takdir eden biziz. Ve biz, önüne geçilebileceklerden değiliz. (bizi hiçbir şey alıkoyamaz). Böylece, sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir âlemde tekrar var edelim diye (ölümü takdir ettik).” Ayrıca bkz. Âl-i İmrân, 3/145, 185; Nisa, 4/78; Hicr, 15/13; Ankebût, 29/57; Secde, 32/11; Ahzâb, 33/16; Zümer, 39/30; Gâfir, 40/68; Kâf, 50/43; Cum’a, 62/8; Mülk, 67/2.

[15] ÇELEBİ, İlyas, “Îsâ”, DİA, XXII, 473, İst., 2000.

[16] Krş. Bakara, 2/170; Mâide, 5/104; A’râf, 7/70; Yûnus, 10/78; Hûd, 11/62, 87, 109; İbrâhim, 14/10; Nahl, 16/35; Şuarâ, 26/74; Lokmân, 31/21; Zuhruf, 43/22-23.

[17] KIRBAŞOĞLU, s. 168.

[18] RÂZÎ, XXIV, 218.

--------------------------------------

Kur'an'ı doğru anlamak için uğraşmak, BUNUN İÇİN KAFA YORMAK, kendini Tanrı yerine koymak değil, Tanrı'ya gerçek anlamda bir saygının gereğidir...

selam ve dualarımla.... clapping.gif clap2.gif clapping.gif friends.gif


icimdeki_endülüs
Bu verdiğin delillerde anlaşılan iki hüküm var birinci kısım alimler hz isa .as tekrar dünyaya gelecek,diğer bir kısımıda bunun aksi görüşü savunuyorlar.Peki senin görüşün hangi yönde sen gelmeyeceğini bir kısım alimlerin delillerinden yola çıkarak kabul eidyorsun,bende bir kısım alimlerin delillerinden yolaçıkarak geleceğine inanıyorum,şimdi burda doğru olan görüş hangisi senikisimi,benimkisimi,kuranı farklı anlamak acaba o haberin doğruluğunamı,yoksa yanlışlığınamı delildir,açıkla bakalım bunları.Ben inandım iman getirdim HZ İSA A.S KIYAMET ALAMETİDİR VE KIYAMET KOPMADAN YERYÜZÜNE TEKRAR GELECEKTİR.zira ehli sünnet itikadı bunu gerektirir.
muhakeme
ALINTI(icimdeki_endülüs @ Sep 6 2007, 11:47 AM) *

Bu verdiğin delillerde anlaşılan iki hüküm var birinci kısım alimler hz isa .as tekrar dünyaya gelecek,diğer bir kısımıda bunun aksi görüşü savunuyorlar.Peki senin görüşün hangi yönde sen gelmeyeceğini bir kısım alimlerin delillerinden yola çıkarak kabul eidyorsun,bende bir kısım alimlerin delillerinden yolaçıkarak geleceğine inanıyorum,şimdi burda doğru olan görüş hangisi senikisimi,benimkisimi,kuranı farklı anlamak acaba o haberin doğruluğunamı,yoksa yanlışlığınamı delildir,açıkla bakalım bunları.Ben inandım iman getirdim HZ İSA A.S KIYAMET ALAMETİDİR VE KIYAMET KOPMADAN YERYÜZÜNE TEKRAR GELECEKTİR.zira ehli sünnet itikadı bunu gerektirir.



çok değerli kardeşim endülüs,

önce şunu ifade edeyim ki, Hz. İsânın dünyaya geri geleceği konusu itikadi bir konu değildir... ilk dönem kelam kitaplarında bu konudan hiç bahsedilmemektedir... bunlar daha sonraki dönemlerde akaid kitaplarına girmiş hususlardır.. bir kez daha kontrol etmenizi istirham edeceğim....

gelelim hangi görüş doğru konusuna... siz mi? yoksa ben mi?....


size göre benim savunduğum görüş, doğru olma ihtimali olan ama yanlış bir görüştür.

bana göre ise sizin savunduğunuz görüş yanlış olan ama doğru olma ihtimali de olan bir görüştür..


yani siz kendi kanaatinizin haklı olduğunu söyleyeceksiniz, ben dinleyeceğim, araştıracağım, kafama yatmazsa (bilgime, birikimime, tecrübeme, aklıma, muhakeme yeteneğime ve sezgilerime göre) tabi ki kabul etmeyeceğim.... ama sizin görüşünüz kıyamete kadar duracak... insanlar bilecek böyle bir görüş olduğunu...


fakat siz de aynı şekilde benim görüşümü dinleyecek, araştıracak, eleştirecek ve kafanıza yatmazsa tabi ki kabul etmeyeceksiniz.... ama benim inandığım bu görüş de kıyamete kadar duracak ve insanlar böyle bir düşünce olduğunu bilecekler... belki savunanların sayısı az olacak ama böyle bir düşünce kıyamete kadar bulunacak ve yaşayacak....


peki o halde sorun nedir o zaman?


yani, ben size görüşümü dayatmayacağım... siz de bana kendi görüşünüzü dayatmaya kalkışmayacaksınız...

"doğru budur.. başka da doğru yoktur ha"... demeyeceksiniz... ben de siz demeyeceğim... birbirimizi anlamaya çalışacağız.... kızmayacağız, küsmeyeceğiz... barışık olacağız....

İslam'da mezhepler bu esneklik sonucu doğdular... müctehidler çok güzel ictihatlar ortaya koydular... ama birileri bu esnekliği hazmedemeyebiliyorlar... ve susturmaya çalışıyorlar... oysa fikirleri susturan karşı fikirlerdir.... güçlü delillerdir... sağlam muhakeme yeteneğidir... dayatmalar hep kaybetmiştir....


özetle hangi görüşün doğru olduğuna okuyucular karar verecek... kim haklı okuyup bakacaklar ve hakkı teslim edecekler...

o yüzden kızmaya, küsmeye ve cepheleşmeye hiç gerek olmamalıdır...
kamplara ayrılmak yerine farklılıklarımızı zenginlik kabul etmeliyiz....
Birbirimizi kucaklamayı başarabilmeliyiz...
işte böyle yapabilirsek harika bir iş yapmış oluruz diye düşünüyorum....

herkese selamlar, saygılar..... muhabbetle efendim... flowers.gif flowers.gif flowers.gif
muhakeme
selamün aleyküm

Kur’an-ı Kerim’deki açık bilgilerle de çelişen bir kısım rivâyetlere dayanarak bir inanç (“nüzul-i Îsâ”)oluşturmak zordur.

Tedvin döneminde Hıristiyan kültürüyle karşılaşmanın bir sonucu olarak “nüzul-i Îsâ” inancının İslâm akâidine girmiş olmasının kuvvetle muhtemel olduğu ifâde edilmektedir.

Zîra, Hz. Îsâ’nın insanların aslî günahlarını affettirmek için kendini fedâ ettiği ve Tanrının hükümranlığını kurmak üzere tekrar dünyaya döneceği inancının Hıristiyanlara ait bir akîde olduğu bilinmektedir.

selam ve dua ile.... friends.gif flowers.gif flowers.gif good.gif jp.gif
Bu basit görünüm sadece metinlerden oluşur. Resim ve Daha Fazla Bilgi Görmek İçin Forumun Normal Haline Geçmeniz GerekmektedirBuraya Tıklayın.
Invision Power Board © 2001-2009 Invision Power Services, Inc.