AKP’DE TAVANIN DEĞİL TABANIN DEDİĞİ OLDU
"Cumartesi günü Vatan Gazetesi “Yüzde yüz Gül manşeti” ile çıkmıştı. Gül’ün adaylığını “yüzde yüz” görmemin üç temel gerekçesi vardı:"
14.08.2007 08:46
Ruşen Çakır
AKP’de tavanın değil tabanın dediği oldu
Cumartesi günü Vatan Gazetesi “Yüzde yüz Gül manşeti” ile çıkmıştı. Gül’ün adaylığını “yüzde yüz” görmemin üç temel gerekçesi vardı:
1) Parti tabanın bakışı;
2) Gül’ün kararlılığı;
3) Gül’ü istemeyen çevrelerin beceriksiz stratejileri.
Gül’ü istemeyenlere “Neden?” diye sorduğunuzda çok fazla bir şey söylemiyorlar; en fazla, “gereksiz yere kriz çıkar” deyip Gül’ün fedakarlık yapmasını diliyorlardı.
AKP’nin seçim zaferinde Gül’ün Çankaya’ya çıkışının engellenmesinin önemli rol oynadığını, böylesi bir geri adımın parti içinde sarsıntılara yol açacağını söylediğinizde, hemen itirazlar yükseliyordu.
Birinci grup, AKP’nin başarısının temelinde 4.5 yıllık icraatının, özellikle de ekonomideki istikrarın yattığını savunuyordu. Onlara göre cumhurbaşkanlığı konusu seçmen tercihinde hemen hemen hiç etkili olmamıştı. Tabii, “AKP icraatı sayesinde zafer kazandı” diyenlerin son 4.5 yılda AKP’yi en sert ve sistemli bir şekilde eleştirenler arasından çıkıyor olması ilginç bir ayrıntı olarak karşımıza çıkıyordu.
İkinci grup, seçim kampanyasında Çankaya konusunu kullanmış olsa da, AKP’nin bu konuda geri adım atabileceğini, çünkü artık “taban partisi” olmaktan çıkıp “kitle partisi” ne dönüştüğünü savunuyordu. Yine bu grupta yer alanların ciddi bir kısmının, Erdoğan’ın “Milli Görüş gömleğini çıkardık” sözlerine uzun bir süre inanmamakta ısrar ettiklerini de biliyoruz.
Bu arada, açık açık “Gül’ün Çankaya’ya çıkmaması iyi olur. Bu yüzden AKP çatırdarsa çok daha iyi olur” diyen küçük bir grubun bulunduğunu da belirtelim.
Seçmen tercihleri
Dün NTV’de, Bahçeşehir Üniversitesi’nden Prof. Yılmaz Esmer’in yaptığı bir seçmen tercihleri araştırmasının sonuçları açıklandı. Deneklere “Son seçimlerde, kişisel olarak sizin için en önemli konu, yani bir numaralı mesele neydi?” diye sorulmuş ve sayısız değişik cevap gelmiş. Prof. Esmer sonuçları şöyle özetledi: “Ama bir sınıflandırma yapıldığında, birinci sırada, yüzde 15 ile, Cumhurbaşkanlığı sürecinin bulunduğu görülüyor.”
Bu bulgular da, Gül’ü vazgeçirmek isteyenlerin bilimsel veriler yerine kendi kişisel tahmin ve beklentilerine bel bağlamış olduklarını gösteriyor.
AKP’nin “kitle partisi” ne dönüştüğü, bu yüzden seçmenin beklentilerine aykırı hareket edebileceği iddiaları üzerine daha once yazdıklarımı tekrarlamak istiyorum: AKP ne kadar değişirse değişsin, ne kadar merkeze taşınırsa taşınsın, gövde ve omurgasında çok köklü kaymalar yaşanmaz. Çünkü Erdoğan ve arkadaşlarının önünde her biri siyaset sahnesinden çekilmiş veya çekilmekte olan ANAP, DYP gibi örnekler var. Bu partilerin ortak özelliği Türkiye’de çoğunluğu oluşturan milliyetçi ve muhafazakâr seçmene sırtlarını dayamaları ama iç ve dış egemen güçlerle ilişkilerini iyi tutabilmek adına bunların arzu ve beklentilerine seyirci kalmaları, hatta yer yer ihanet etmeleridir. Ve bu da onların sonlarını hazırlamıştır.
Uzlaşma mı teslimiyet mi?
Yıllardır milliyetçi-muhafazakâr kitlelerin siyasi eğilimleri, davranış biçimleri üzerine kafa yoruyorum. Birbiriyle çelişkili görünen şu iki sonuca varmış durumdayım:
1) Bu seçmen tabanının, sistemle kavga etmek için can attığı söylenemez;
2) Ama sisteme kayıtsız şartsız boyun eğilmesine de karşıdırlar. Hatta onun adım adım değiştirilmesini arzularlar.
AKP’ye, “uzlaşma” diye Gül’den vazgeçmesini dayatanlar kuşkusuz, bu tabanın sistemle kavgadan kaçınma alışkanlığını hesaba katıyorlardı. Ancak içlerinde AKP’ye hiç oy vermemiş, hatta asla vermemekte kararlı olanların nerdeyse çoğunluğu oluşturması, samimiyetlerinin sorgulanmasına neden oluyordu. Sonuçta AKP’ye oy vermenin ötesinde, onun için maddi ve manevi nice fedakârlık yapmış olanlar, onların kendilerinden “uzlaşma” değil “teslimiyet” beklediğini düşünüyorlardı. Ve kriz uyarılarına rağmen teslim olmamayı seçtiler.
Erdoğan başta olmak üzere bazı AKP yöneticileri tercih yapmakta bocalamış olabilirler, ama gerek tabanın baskısı, gerekse Gül’ün kararlılığı kendilerine fazla manevra alanı bırakmadı.
Sonuçta, çok geçmeden, AKP’de tavanın değil tabanın dediğinin olduğunu gördük.
Artık kimin cumhurbaşkanı adayı olacağını değil, Abdullah Gül’ün nasıl bir cumhurbaşkanı olacağını tartışmaya başlıyoruz. İlk günler, özellikle Gül’ün partileri ziyaret ederken vereceği mesajlar çok önemli.
Gül’ün atacağı her adımın sadece ondan hoşlanmayanlar değil, onu Çankaya’da görmek isteyenler tarafından da çok yakından izleneceğini unutmamak şart. Özellikle de Başbakan Erdoğan tarafından.
Kaynak: http://siradisi.e-politica.com/topic/akp-n...h-gul-3221.html