bukle
Aug 15 2007, 12:13 AM
HAYATIMI YENİDEN YAŞAYABİLSEYDİM EĞER
"Hayatımı yeniden yaşayabilseydim eğer; hastayken yatağa girer dinlenirdim. Ben olmadığım zaman her şey kötüye gidecek diye düşünmezdim. Gül şeklindeki pembe mumu saklamaz yakardım. Daha az konuşur, ama daha çok dinlerdim. Yerler kirlense, masa örtüm lekelense bile daha çok arkadaşımı akşam yemeğine davet ederdim.
Oturma odasında TV seyrederken, patlamış mısır yer, şömineyi yakmak isteyen birisi olduğunda ona engel olmazdım. Yerler leke olacak diye korkmazdım. Bana gençliğini anlatmaya çalışan dedeme daha çok vakit ayırırdım. Kocamın sorumluluklarını daha çok paylaşırdım.
Saçım bozulmasın diye, arabanın camının açılmasını önlemezdim. Eteğimin lekelenmesine aldırmadan çimlere otururdum. TV seyrederken daha az, hayata bakarken daha çok ağlar ve gülerdim.. Ömür boyu “garantilidir” denilen hiçbir şeyi satın almazdım.
Hamileliğimin bir an önce sona erip, doğum yapmayı dilemek yerine, hamile olduğum her anın tadını çıkarır ve içimde bir canlı yaratmanın ne kadar harika olduğunu fark ederdim. Bu o kadar nadir bir olay ki. Mucize gibi bir şey.
Çocuklarım beni öpmek istediklerinde, asla "önce git ellerini yüzünü yıka" demezdim. Onlara daha çok "seni seviyorum", ondan da daha çok "özür dilerim" derdim. Ama başka bir hayat verilseydi en çok yapacağım şey; her dakikasını değerlendirmek olurdu..
Dikkatle bak.
Gerçekten gör.
Yaşa.
Vazgeçme.
Küçük şeyler için şikayet etme.
Bana benzemeyenler, benden daha çok şeye sahip olanlar ve kimin ne yaptığı beni ilgilendirmezdi.. Bunun yerine, ilişkilerimi güçlendirmeye çalışırdım. Sahip olduğunuz ruhsal, fiziksel ve duygusal her şey için Allah'a şükredin. Tek bir hayatınız var ve birgün sona eriyor. Umarım her gününüzü değerlendirirsiniz.''
(Emma Bombeck kanserden ölmeden hemen önce kaleme alınmış.)
bukle
Aug 15 2007, 01:08 PM
GÜNLERDEN BİRGÜN KIRLANGICIN BİRİ BİR ADAMA AŞIK OLMUŞ.VEADAMIN PENCERESİNİN ÖNÜNE KONUP ADAMA ŞÖYLE DEMİŞ:BEN SENİ ÇOK SEVİYORUM,LÜTFEN PENCEREYİ AÇIP BENİ İÇERİ AL DA BİRLİKTE YAŞAYALIM.ADAM:OLMAZ ALAMAM...SEN BİR KUŞSUN HİÇ BİR KUŞ ADAMA AŞIK OLUR MU?DEMİŞ.KIRLANGIÇ TEKRAR:LÜTFEN PENCEREYİ AÇIP BENİ İÇERİ AL,BİRLİKTE YAŞARIZ DEMİŞ.ADAM YİNE:ALAMAM GİT BAŞIMDAN...DİYE CEVAP VERMİŞ.üçüncü ve son defa kuş adamın penceresinin önüne konup adama tekrar şöyle demiş:lütfen beni içeri al.artık soguklarda başladı,dışarıda kalamam biliyorsun;ben sıcak havalarda yaşayabilirim sadece.beni içeri almazsan başka sıcak ülkelere gitmek zorunda kalırım.lütfen beni içeri al da burada kalayım.birlikte yemek yer omzuna konar seni neşelendirir,sana yarenlik ederm.sen de benim gibi yalnızsın der.adam ona:git derhal başımdan,ben yalnız kalırım demiş.ve kuşu kovmuş...kırlangıç da bu cevap üzerine üzüntülü bir şekilde uçmuş ve uzaklara gitmiş.adam bir müddetten sonra şöyle düşünmüş:ben ne akılsız bir adamım ,niye kırlangıçla birlikte kamayı kabul etmedim?ne güzel birlikte kalırdık,demiş ve çok pişman olmuş.ama iş işten geçmiş.kendi kendine:nasıl olsa sıcaklar başlayınca kırlangıcım yine gelir,bende onu içeri alırım birlikte mutlu bir hayat süreriz.demiş.ve penceresini sonuna kadar açıp beklemeye başlamış.yazın gelmesiyle kırlangıçlarda gelmeye başlamış .ama onun kırlangıcı gelmemiş.yazın sonuna kadar hiç penceresini kapatmadan pencerenin başında beklemiş ama boşuna .kırlangıç yokmuş.gelen kırlangıçlara sormuş ama onun kırlangıcını gören olmamış.sonunda bir bilge kişiye halini danişmak ve ondan fikir almak için gitmiş.bilge kişiye olayı anlattıktan sonra bilge ona şöyle demiş:KIRLANGIÇLARIN ÖMRÜ ALTI AYDIR......
HAYATTA BAZI FIRSATLAR İNSANIN ELİNE BİR DEFA GEÇER.ONU İYİ DEĞERLENDİRMEK GEREKİR!!!!
bukle
Aug 16 2007, 12:11 AM
KERTENKELE
Evinde köklü bir onarıma girişen bir Japon mimar, bu onarım nedeniyle duvarlardan birini yıkmak zorunda kalmıştı. Duvarın bir bölümünü yıktıktan sonra ilginç bir görüntüyle karşılaştı. Duvarı oluşturan iki tahta arasında, sıkışıp kalmış bir kertenkele vardı. Biraz daha dikkatle baktığında, kertenkelenin canlı olduğunu gördü. Onu oradan kurtarmaya çalışırken karşısına bu kez daha da ilginç bir görüntü çıktı: Kertenkele, bir çiviyle ayağından duvar tahtasına çakılmıştı.
Kısa bir süre düşününce Japon mimar, olayın gizini çözüverdi. On yıl önce ev yapılırken dışarıdan çakılan bir çivi, o an tahta duvarın iç bölümündeki kertenkelenin ayağına rastlamış ve ayağını delip onu tahta duvarın iç bölümüne çivilemişti.
Peki nasıl olmuştu da kertenkele, bir santim boyu bile kıpırdayamadığı bu karanlık duvar boşluğunda on yıldan bu yana canlı kalabilmişt
Japon mimar, evini onarma işini bıraktı, kertenkeleyi izlemeye başladı. Bu kertenkele herhalde havayla besleniyor değildi. O halde bunca yıl nasıl sürdürebilmişti yaşamını?
Bir süre sonra duvar boşluğunda bir hareket oldu. Japon mimar, nereden çıktığının ayırdına varamadığı başka bir kertenkelenin geldiğini gördü. Şaşırmamak, hayret etmemek olanak dışıydı. Gelen kertenkele, ağzında yiyecek taşıyordu ve bu yiyeceği, duvar boşluğunda çivili duran kertenkeleye getiriyordu.
Bu bir öykü değil, bir Japon mimarın tanık olduğu gerçek bir olaydır. Onun, bir türlü yanıtlayamadığı şu sorusuna, acaba siz yanıt bulabilir misiniz?
Bu iki kertenkele arasındaki ilişki nedir? Onlar, “anne ve yavru” mu, “eş” mi, “kardeş” mi, yoksa yalnızca iki “arkadaş” mıdır?
bukle
Aug 16 2007, 06:58 PM
Bir öğretmen büyük bir kavanozu önüne koyup içine büyük büyük taşlar doldurmuş sığdırabildiği kadar. Sonra öğrencilerine dönüp “bu kavanoza başka taş sığdırabilir misiniz?” diye sormuş. Öğrenciler kavanozun ağzına kadar dolu olduğunu görüp hep bir ağızdan “hayır” demişler.
Bu cevap üzerine öğretmen bu sefer kavanozun ağzından çakıl taşları dökmeye başlamış. Çakıl taşları yavaş yavaş büyük taşların arasındaki boşluklara yerleşmişler. Artık çakıl taşlarının sığabileceği yer kalmayınca öğrencilerine tekrar sormuş. “Bu kavanoza başka taş doldurabilir misiniz?” Yine öğrenciler kavanozun dolmuş haline bakıp “hayır” demişler.
Öğretmen bu sefer de kavanozun ağzından kum boşaltmaya başlamış taşların üzerine. Kum taneleri sığabilecekleri her boşluğu yavaş yavaş doldurmuşlar. Kavanoz artık tamamen doluymuş ve hiçbir yerinde boşluk yokmuş. Tekrar öğrencilerine sormuş öğretmen. “Şimdi bu kavanoza başka bir şey koyabilir misiniz?” Sınıftaki öğrenciler “artık dolmuştur” diye düşünmüşler ve yine “hayır” demişler.
Öğretmen bu sefer de su boşaltmaya başlamış kavanozun içine. Su her boşluğa sızmış. Kavanoz su ile dolmuş. Öğretmen öğrencilerine dönüp “işte şimdi kavanoz tam olarak doldu” demiş. “Ancak eğer önce suyu koysaydık bu kadar çok taşı ve kum tanelerini bu kavanoza sığdıramazdık. Önemli olan neyi neyden önce koymamız gerektiğini bilmektir. Sizler de bu kavanoz gibisiniz. Tam olarak dolabilmek için sıralamayı doğru yapmalısınız. Hiçbir boşluğu kaçırmamalısınız.”
mahoo
Aug 16 2007, 09:51 PM
çok etkilendim Allah razı olsun..
bukle
Aug 20 2007, 06:52 PM
Adam 3 yaşındaki kızını, çok pahalı bir hediye kaplama kağıdını ziyan ettiği için azarlamıştı. Küçük kız altın yaldızlı kağıdı bir kutuyu eğri büğrü sarmak için kullanmıştı.
Yılbaşı sabahı küçük kızı paketi uzatıp "Bu senin babacığım" dediğinde üzüldü. Acaba gereğinden fazla mı tepki göstermişti kızına? Bir gece önce yaptığından utandı. Ne var ki paketi açınca yeniden öfkelendi. Kutunun içi boştu...
Kızına gene bağırdı;"Birisine bir hediye verdiğinde kutunun içinde bir şey olması lazım. Bunu da mı bilmiyorsun küçük hanım?"
Küçük kız gözünde yaşlarla babasına baktı. "O kutu boş değil ki baba!"dedi. "İçini öpücüklerimle doldurmuştum... "
Adam öyle fena oldu ki. Koştu kızına sarıldı. Beraberce ağladılar. Adam o altın kutuyu ömrünün sonuna kadar yatağının baş ucunda sakladı.
Ne zaman keyfi kaçsa, morali bozulsa, kendini kötü hissetse, kutuya koşar minik kızının hayali öpücüklerinden birini çıkarırdı...
Aslında bütün anne-babalara böyle bir altın kutuyu çocukları hiç bir karşılık beklemeden sevgi ve öpücüklerle doldurup vermişlerdir. Hiç kimsenin bundan daha değerli bir armağana sahip olabilmesi mümkün değil herhalde... !
Kuğunun Günlüğüne devam edeceğiz inş...
ernursay
Aug 20 2007, 08:38 PM
etkileyici şeyler .... sağolasın..
bukle
Aug 20 2007, 08:43 PM
ALINTI(ernursay @ Aug 20 2007, 09:38 PM)

etkileyici şeyler .... sağolasın..
Sende sağol..
bukle
Aug 21 2007, 03:19 PM
Genç adamın biri,
Dermiş babasına her gün,
“Benim de dostlarım var, sendeki dost gibi”
Baba itiraz eder,
“Olmaz öyle çok dost, hakikisi belki bir, belki iki.
Fazlasını bulamazsın gerçek, hakiki...”
Devam eder durur konuşma...
Aralarında başlar bir tartışma.
Karar verirler bir sınava,
Dostun hakikisini anlamaya...
Bir akşam bir koyun keserler
Ve koyarlar çuvala.
Baba der ki oğluna,
“Hadi al bu çuvalı, şimdi götür dostuna.”
Çuvaldan kanlar damlamakta,
Sanki öldürmüşler de bir adamı,
Koymuşlar çuvala,
Dıştan böyle sanılmakta.
Delikanlı sırtlar çuvalı, gider en iyi bildiği dostuna,
Çalar kapıyı.
O dost, bakar ki bir çuval, hem de kanlı,
Kapar hızla kapıyı delikanlının suratına,
Almaz içeri arkadaşını,
Böylece tek tek dolaşır delikanlı, kendince tanıdığı, sevdiği dostlarını.
Ne çare, hepsinde de sonuç ayni.
Evlat geri döner.
Ama içten yıkılır.
Babasına dönerek; “haklıymışsın baba” der.
“Dost yokmuş bu dünyada ne sana, ne de bana.
Baba “hayır evlat” der.
“Benim bir dostum var bildiğim. Hadi çuvalı al da bir kere de git ona.”
Genç adam, çuvalı sırtlar tekrar.
Alnından ter, çuvaldan kanlar damlar...
Gider baba dostuna.
Kabul görür, sevinir.
O dost, delikanlıyı alır hemen içeri.
Geçerler arka bahçeye.
Bir çukur kazarlar birlikte, çuvaldaki koyunu gömerler
“Adam” diye üzerine de serpiştirirler toprak.
Belli olmasin diye de dikerler sarımsak.
Genç adam gelir babasına,
“Baba, işte dost buymuş” diye konuşunca,
Babası “daha erken, o belli olmaz şimdiden. Sen yarın git ona,
çıkart bir kavga, at iki tokat hiç çekinmeden.
İşte o zaman anlaşılacak, dostun hakikisi.
Sonra gel olanları anlat bana...”
Genç adam,
Aynen yapar babasının dediğini.
Maksadı anlamaktır dostun hakikisini.
Babasının dostuna istemeden basar iki tokadı.
Der ki tokadı yiyen dost “Git de söyle babana, biz satmayız
sarımsak tarlasını böyle iki tokada.”
Ama tabi siz siz olun dostlarınızı bu şekilde imtihan etmeyin
bukle
Aug 22 2007, 12:14 PM
Bir bilge adam çölde öğrencileriyle otururken demiş ki;
"Gece ile gündüzü nasıl ayırt edersiniz? Tam olarak ne zaman karanlık başlar, ne zaman ortalık aydınlanır?"
Öğrencilerden biri;"Uzaktaki sürüye bakarım, "demiş, "koyunu keçiden ayıramadığım zaman akşam olmuş demektir. "
Başka bir öğrenci söz almış ve "Hocam" demiş, "İncir ağacını, zeytin ağacından ayırdığım zaman, anlarım ki sabah başlamıştır. "
Bilge adam uzun süre susmuş.
Öğrenciler meraklanmışlar ve, "Siz ne düşünüyorsunuz hocam?" diye sormuşlar.
Bilge şöyle demiş;
"Yürürken karşıma bir kadın çıktığında, güzel mi çirkin mi, siyah mı beyaz mı diye ayırmadan ona bacım diyebildiğimde ve yine yürürken önüme çıkan erkeği, zengin mi yoksul mu diye bakmadan, milletine, ırkına, dinine aldırmadan, kardeşim sayabildiğimde anlarım ki sabah olmuştur, Aydınlık başlamıştır."
EsLeMNa
Aug 22 2007, 08:12 PM
Dostla ilgili olan hikayeyi çok severim...
Bir daha hatırlamak güzel oldu...
bukle
Aug 24 2007, 12:01 AM
Bulutlar umut yemez
sırtımda açlık çeken kıtaların
çocuklarının çığlık çığlığa bagırışları var
martı sesine benzemez
çocuk ağlayışı
derin derin ölürcesine
içe doğru bir gözyaşı denizidir
çoçuklar gibi evsiz
çocuklar gibi aç
çocukluk düşlerim uçurtma hasretinde
bulut olabilme sevdası içimde
yırtık bir uçurtmanın korku sıra peşinde
kıtadan kıtaya ölüm gezisi bizimki
bulutlar umut yemez
kalbi kırık çocukların cılız bedenlerinde
güneş yanığı bir zaman diliminde
bulutlar gözyaşı olur çocukların sahipsiz cenazelerinde
dolu dolu,sövercesine yağar yeryüzüne
bulutlar umut yemez
çocuklar umutla doyarmı bilinmez
Erdal Çoban
bukle
Sep 3 2007, 02:25 AM
Bahar aylarının verimli topraklarının içinde iki tohum yan yana yatıyorlardı. Tohumlardan biri diğerine, "Ben büyümek istiyorum!" dedi, "Köklerimi altımdaki toprağın derinlerine ve filizimi yeryüzüne göndermek istiyorum... Baharın müjdecisi tomurcuklarım açılsın istiyorum... Güneşin sıcağını yüzümde, sabahın tatlı dokunuşunu yapraklarımda hissetmek istiyorum! "Ve büyümeye başladı tohum. İkinci tohum ise, "Ben korkuyorum" dedi,
"Köklerimi altımda yatan toprağa derinliklere gönderirsem, karanlıklarda beni neyin beklediğini bilemem. Üstümdeki toprağı zorlayıp yeryüzüne çıkmaya çalışsam, filizlerim zarar görebilir... Hem tomurcuklarım açmaya başladığında üzerinde salyangozlar gezip, onları yemeye kalkarsa? Ya tomurcuklarım açılıp, çiçeğe dönüştüklerinde küçük bir çocuk beni koparıverirse?Yo, hayır. En iyisi burada kalıp beklemek. Büyümek için belki daha güvenli bir zaman bulabilirim."Ve ikinci tohum beklemeye başladı.O sırada yumuşamış olan bahar toprağını eşeleyen bir tavuk buldu tohumu ve
Anne rahmine düşen ikiz kardeşler önceleri herşeyden habersizmiş. Haftalar birbirini izledikçe onlar da gelişmişler. Elleri, ayaklari, iç organları oluşmaya başlamış. Bu arada, etraflarında olup biteni farketmeye başlamışlar. Bulundukları rahat, güvenli yeri tanıdıkça mutlulukları artmış. Birbirlerine hep aynı şeyi söylüyorlarmış: "Anne rahmine düşmemiz, burada yaşamamız ne harika degil mi? Hayat ne güzel şey be kardeşim!"
Büyüdükçe, içinde yaşadıkları dünyayı keşfe koyulmuşlar. Öyle ya, hayatın kaynağı neymiş? İşte bunu araştırırken, karşılarına anneleriyle onları birbirine bağlayan kordon çıkmış. Bu kordon sayesinde, hiçbir zahmet çekmeden, güven içinde beslenip büyütüldüklerini tesbit etmişler.
"Annemizin şefkati ne kadar büyük! Bize bu kordonla ihtiyacımız olan herşeyi gönderiyor." Artık aylar birbiri ardınca geçiyor, ikizler hızla büyüyor, diğer bir deyişle "yolun sonu"na yaklaşıyormuş. Bu değişiklikleri hayretle gözlemlerken, bir gün gelip bu güzelim dünyayı terk edeceklerinin işaretlerini almaya başlamışlar.
[size=4]Dokuzuncu aya yaklaştıklarında, bu işaretleri daha kuvvetli hissetmeye başlamışlar. Durumdan telaşlanan ikizlerden birisi diğerine sormuş: "Neler oluyor? Bütün bunların anlamı nedir" Öteki daha sakin ve aklı başındaymış. Üstelik, bulundukları bu üunya çoğu zaman ona yetmiyor; duyguları daha geniş bir alemi arzuluyormuş. O cevap vermiş: "Bütün bunlar, bu dünyada daha fazla kalamayacağız anlamına geliyor." Ve eklemiş: "Buradaki hayatımızın sonuna yaklaşıyoruz."
"Ama ben gitmek istemiyorum" diye haykırmış kardeşi. "Hep burada kalmak istiyorum." "Elimizden gelen bir şey yok. Hem, belki doğumdan sonra hayat vardir." "Bize hayat veren o kordon kesildikten sonra bu nasıl mümkün olabilir ki?" diye cevaplamış öteki. "Bize hayat veren kordon kesilirse nasıl hayatta kalabiliriz, söyler misin bana? Hem, bak bizden önce başkaları da buraya gelmiş ve sonra da gitmişler. Hiçbirisi geri gelmemiş ki bize doğumdan sonra hayat olduğunu söylesin. Hayır, bu her şeyin sonu olacak."
Bütün bunları söyledikten sonra eklemiş: "Hem, belki de anne diye bir şey de yok!" "Olmak zorunda" diye itiraz etmiş kardeşi. "Buraya başka türlü nasıl gelmiş olabiliriz, nasıl hayatta kalabiliriz ki?" "Sen hiç annneni gördün mü?" diye üstelemiş öteki. "O belki de sadece zihinlerimizde var. Bir annemiz olduğu düşüncesi bizi rahatlattığı için onu belki de biz uydurduk."
Böylece, anne rahmindeki son günleri derin sorgulamalar ve tartışmalarla geçmiş. Sonunda doğum anı gelmiş çatmış. İkizler dünyalarını terkettiklerinde gözlerini başka bir dünyaya açmışlar ve sevinçten ağlamaya başlamışlar. Çünkü gördükleri manzara hayallerinin bile ötesindeymiş[/size]
Birkaç yıl önce, Seattle Özel Olimpiyatları'nda, zihinsel özürlü olan 9 yarışmacı 100 metre koşusu için başlama çizgisinde toplandılar. Başlama işareti ile birlikte hepsi birden yarışa başladılar. Bir hamlede başlamadılar belki ama, yarışı bitirmek ve kazanmak için istekliydiler. Yarış başlar başlamaz içlerinden genç bir delikanlı tökezleyip yere düştü ve ağlamaya başladı. Diğer 8 yarışmacı genç delikanlının hıçkırıklarını duydular ve yavaşlayarak geriye baktılar. Sonra hepsi yönlerini değiştirdiler. Geriye dönerek genç delikanlının yanına geldiler. İçlerinden Down Sendromlu bir kız eğilip genç delikanlının yanağına bir öpücük kondurdu ve " - Bu onun daha iyi olmasını sağlar" dedi. Sonra dokuzu birden kol kola girdiler ve bitiş çizgisine doğru hep birlikte yürüdüler. Stadyumdaki herkes ayağa kalkıp dakikalarca bu yürekli insanları alkışladılar. O gün orada bulunan herkes hala bu öyküyü anlatıyor.
Neden dersiniz?
Çünkü öğrendikleri bir şey vardı ki;
HAYATTA ÖNEMLİ OLAN ŞEY SADECE KENDİMİZ İÇİN KAZANMAKTAN ZİYADE, YAVAŞLAMAK ANLAMINA GELSE BİLE KENDİMİZLE BİRLİKTE DİĞERLERİNİN DE KAZANMASINA YARDIM ETMEKTİR! ...
bukle
Sep 5 2007, 12:42 PM
Meşhur bir hikayedir:
Hafız Osman fırtınalı bir günde dolmuş kayıkla Beşiktaş’a geçecektir.
Bir kayığa biner.
Yol bitmek üzereyken kayıkçı ücretleri ister.
Fakat Hafız Osman o gün aceleyle çıktığı için yanına para almayı unutmuştur.
Kayıkçıya; “efendi, yanımda param yok, ben sana bir “vav” yazayım, bunu sahaflara götür,karşılığını alırsın” der.
Kayıkçı yüzünü ekşitip söylenerek yazıyı alır.
Bir müddet sonra kayıkçının yolu sahaflar tarafına düşer.
Bakar ki yazılar, levhalar iyi fiyatlarla alınıp satılıyor.
Cebindeki yazıyı hatırlar ve götürür satıcıya.
Satıcı yazıyı alır almaz “Hafız Osman vav’ı” diyerek açık artırmaya başlar. Sonuçta iyi bir fiyata “vav”ı satar kayıkçı.
Kayıkçı bir haftalık kazancından daha fazlasını bu “vav” ile kazanmıştır.
Bir gün Hafız Osman yine karşıya geçecektir ve yine aynı kayıkçıyla karşılaşmıştır.
Yol bitmek üzereyken yine ücretler toplanır.
Hafız Osman da yol ücretini uzatır kayıkçıya.
Kayıkçı “efendi para istemez, sen bir “vav” yazıver yeter” der.
Hafız Osman gülümseyerek ; “efendi o “vav” her zaman yazılmaz.Sen dua et para kesemi yine evde unutayım” der...
not:
AŞKIN KALBİDİR….
VAV ateş ile birleşince önünü alamazsınız…. neden mi ?
ÇÜNKÜ birkez girdiği bedeni kavurmuş ve varlıktan alı koymuştur
şayet….
NUR ile birleşirse
ARTIK aynadır
KAİNATA
380 yıl evvel bir şair derki
BEN VAV’I SEVDİM BENDEN GELİŞİ YILLAR SONRA OLACAK
BEN VAV’I BE’NİN KADEHİ İLE İÇTİM
BENDEKİ SEVGİYİ İKİSİDE BİLMEYECEK……..
O YANLIŞLARIN ZAMANINDA GELECEK
VAV ALEV İLE BİRLEŞECEK (BE) KORKUDAN KADEHİNİ ÇEKECEK
ONLAR BENİ BİLMEYECEK KİMSEDE ONLARI BİLMEYECEK…….
!Vav!
İyi bakıldığında, görmek için bakıldığında; Bazen bir insanın secdeceki hali, bazen bir ceninin anne karnında ki haline benzer
bukle
Sep 6 2007, 10:50 PM
Anneciğim kimi zaman umutsuzca seni ararım
Issız çölde serap misali hayalini yaşarım...
Gözlerimde canlanır gülen gözlerin
Kulaklarımda çınlıyor sımsıcak sesin
Alışmak zor sensizliğe anne nerdesin
nerdesin anneeemm...
Anneciğim giriyorsun kimi zaman düşlerime
Yüzün solgun tedirginsin
Sakın beni düşünme...
Ektiğin tohumlar birbir yeşerdi anne
Öğüt verip fidan oldu boy verdi anne
Mekanın cennet olsun rahat uyu annee
Rahat uyu anneeemm... [/quote]
bukle
Sep 7 2007, 10:00 PM
[color=#CC0000][size=4]"Vaktiyle Kalenderîyye yoluna mensup bir derviş, nefsle mücahede makamının sonuna gelir. Meşrebin usulünce bundan sonraki makam Kalenderîlik makamıdır. Yani her türlü süsten, gösterişten arınacak, varlıktan vazgeçecektir. Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir. Her türlü görünür süslerden arınması gereklidir... Saç, sakal, bıyık, kaş… ne varsa hepsinden. Derviş, usule uygun hareket eder, soluğu berberde alır.
- Vur usturayı berber efendi, der.
Berber dervişin saçlarını kazımaya başlar. Derviş aynada kendini takip etmektedir. Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır. Berber tam diğer tarafa usturayı vuracakken, yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı girer içeri. Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak:
- Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım, diye kükrer.
Dervişlik bu... Sövene dilsiz, vurana elsiz gerek. Kaideyi bozmaz derviş. Ses çıkarmaz, usulca kalkar yerinden. Berber mahcup, fakat korkmuştur. Ses çıkaramaz. Kabadayı koltuğa oturur, berber traşa başlar. Fakat küstah kabadayı tıraş esnasında da sürekli aşağılar dervişi, alay eder: “
[color=#FF0000]Kabak aşağı, kabak yukarı…”
Nihayet traş biter, kabadayı dükkandan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, gemden boşanmış bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelir. Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır. Derken, iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına dalıverir. Kabadayı oracığa yığılır, kalır. Ölmüştür. Görenler çığlığı basar. Berber ise şaşkın, bir manzaraya, bir dervişe bakar, gayri ihtiyarî sorar:
- Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?
Derviş mahzun, düşünceli cevap verir:
- Vi gücenmedim ona. Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki kabağın bir sahibi var. O gücenmiş olmalı!..A A A AAAA KIZIYORUM AMA KİMSE OKUMUYOMU BUNLARI Bİ ALLAH RAZI OLSUN DİYEN YOOOKKMMUU
ernursay
Sep 30 2007, 02:30 AM
SA...
.........O kadar çok yazı varki, ''bi yerde güzel bişeyler vardı'' diyordum...Meğer buraymış..........Allah razı olsun....
EsLeMNa
Sep 30 2007, 09:50 PM
Yeni yazılar var mı diye bakamya geldim ama yok..
Bukle ben severek okuyordum yazıları..Biz kaç gündür yoğun olmam sebebiyle uğrayamıyordum o kadar..
Allah razı olsun..
bukle
Jan 6 2008, 01:02 PM
Arkadaşla benım yazılarımı bekleyende varmış dıye çok sevındım

)
Taşınma sebebıyle netı kestırmıştık ama yıne bağlattık.Artık yazılara devam inş.
bukle
Jan 6 2008, 10:47 PM
Cok cok eskiden yesil bir vadinin icinde bir irmak kiyisinda kurulu bir koy varmis dunyada, taa dunyanin obur ucunda.
Cok eski dedik ya, o zamanlar gunduzleri pek gunesli gecermis, yagmur yagmadikca; geceleri hep yildizli olurmus, bulutlar
olmadikca. Koy sakinleri tarimla ugrasirlarmis, hayvanlar avlarlarmis ucsuz bucaksiz arazilerinden, sularini kaynagi cok uzakta olan, koylerinin icinden gecen,irmaktan alirlarmis. Koyde herkes birbirini sever, sayarmis.
Koyde bir tek kisinin kalbinde oyle buyuk bir sevgi varmis ki butun koyunkune bedelmis; Dolun'un Intera'ya olan askiymis bu.
Kiz Dolun'u bilirmiste tanimazmis yakindan. Dolun dayanamamis bir gun gitmis kizin yanina. Sormus Intera'ya onunla evlenip evlenmeyecegini. Intera demis ki Dolun'a :
- "Evlenirim evlenmeye ama benim isteyenim coktur, her gelen kisiden ayni seyi ister benim babam. Ancak babamin bu istegini yerine getiren benimle evlenir."
Dolun sasmis.
- "Sensin benim kalbimim sahibi" diyerek baslamis sozune "senin dilegin benim icin bir emirdir, soyle istegini hemen yapayim"
demis askina. Intera demis ki
- "Bir cicek vardir yapraklari gumusten tomurcuklari elmastan, onu ister babam benle evlenecekten".
Dolun
- "Bekle beni" demis Intera'ya, "hemen gidip getireyim o cicegi ama nerededir yeri?"
Intera parmagiyla gostermis akan irmagi
- "Iste bu irmagin kaynagindadir der babam, kirk gun yurumek gerekirmis oraya varmak icin ama bir giden bir daha gelmedi
simdiye dek cunku oralar buyuluymus derler, giden geri gelmezmis cunku buralardan cok daha guzelmis oralar.
Dolun
- "Senden daha guzel ne olabilir ki bu dunyada" demis Intera'ya "Donecegim, o cicekle, donecegim cunku seviyorum seni, cunku sensiz anlami olmaz benim icin o guzelligin".
Dolun cikmis yola sonra. Kirk gun yurumus irmagin yanindan. Hep ne kadar sevdigini dusunmus Intera'yi yol boyunca. Tek
aklindaki Intera'ymis, tek amaci ise o cicek. Kirkinci gun kalkmis Dolun sabah erkenden, yuzunu yikamis irmaktan, anlamiski
cok yaklasmis kaynagina irmagin suyun serinliginden. Devam etmis yoluna sonra. Biraz sonra varmis kaynaga, butun yesilliklerle cevrili bir gol varmis kaynakta, golun ortasinda bir adacik, adacigin ustunde de o cicek duruyormus. Anlamis Intera'nin anlattigi cicek oldugunu guzelliginden. Yuzmeye baslamis adaya dogru hemen. Adaya cikinca karsisinda bir adam belirmis Dolun'un. Adam Doluna
- "Her gulun bir dikeni, koruyucusu, oldugu gibi bende bu cicegin koruyucusuyum, eger almaya geldiysen ben, Salut, izin
vermem buna" demis.
Dolun saskin ve de kararli bir tonla
- "Ben o cicegi alacagim sonra askima kavusacagim" demis "Hic bir sey beni kararimdan ceviremez".
- "O zaman beni biraz dinleyeceksin" demis Salut "sana neden koparmaman gerektigini anlatacagim, eger hala ikna olmazsan
o zaman izin veririm almana". Dolun ikna olmus ve cokmus yoncalarin ustune, baslamis dinlemeye...
- "Eger bir seyi cok fazla istersen ve engelin yoksa onunde onu alirsin, hayatta boyledir, insan engelleri asarsa yasamina
devam edebilir. Bu cicekte sadece yasam icin bir seyler yapacaksan engelleri kaldirir onunden cunku onunda bir gorevi var, bu cicek sadece 28 gecede bir acar yapraklarini ve parlayan tohumlarini gole doker, bu sayede buradaki sular yukselir ve irmaktan tasar gider zamanla. Bu irmak sayesinde yasar bu dogadaki yesillikler, insanlar, hayvanlar." demis Salut.
Dolun baslamis dusunmeye, eger cicegi koparirsa kavusacaktir sevdigine ama kuruyacaktir irmaklari bunun yaninda. Sonunda
cicegin basina coker kalir Dolun. Gumus yapraklarinda kendini gorur Dolun cicegin. Yaninda Intera vardir ama niye mutsuzdur
ikiside. Aslinda kalbindeki tek endiseyi gorur Dolun. Zaman gectikce Dolun'un dusunceleri yogunlasir kafasinda.
Mutsuzlugunu dusunur, ciceksiz Intera'siz bir yasam dusunur.
Koparamaz cicegi gunlerce. Dolun artik yasamaktan zevk almaz sekilde sadece askini dusunerek beklemeye baslar olacaklari.
Bir gece cicek tohumlarini birakirken gole, bir tomurcukta Dolun'un sertlesmis kalbinin ustune dusmus, aniden Dolun kalbindeki askinin buyuklugu kadar kocaman bir tasa donmus, tas o kadar buyukmus ki dunyaya sigmamis gokyuzune yukselmis ve Dunya'yla donmeye baslamis.
Boylece Ay olmus Dolun'un kalbi Dunya'ya. O gunden sonra sadece 28 gecede bir gostermis Dolun kalbinin tum yuzunu,
askinin butun pariltisini digerlerine; sadece o gecelerde aydinlatmis Dunya'yi, ayni cicek gibi...
Ahmet7
Jan 6 2008, 11:50 PM
Eksik olma , emeğine sağlık
bukle
Jan 6 2008, 11:52 PM
ALINTI(Ahmet7 @ Jan 6 2008, 11:50 PM)

Eksik olma , emeğine sağlık
Çok teşekkür ederim. İnş hep burdayım yani yazılara devem...Desteklerinizi beklıyorum

)
Ahmet7
Jan 7 2008, 12:04 AM
ALINTI(bukle @ Jan 6 2008, 11:52 PM)

ALINTI(Ahmet7 @ Jan 6 2008, 11:50 PM)

Eksik olma , emeğine sağlık
Çok teşekkür ederim. İnş hep burdayım yani yazılara devem...Desteklerinizi beklıyorum

)
Marifet iltifata tabiidir. Allah razı olsun sizden
bukle
Jan 7 2008, 08:23 PM
Günlerden bir gün,evrenin bir noktasında,küçük bir tırtıl gözlerini hayata açmış.Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış.Ne bulursa yemiş.Bir süre sonra,yeterince büyüdüğünde,kendine güvenli bir yer bulup,bir koza örmeye başlamış.Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da,rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.
Minik kelebek,uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya başlamış.Dağlar tepeler asmış,ormanın her yerini dolaşmış.Derken bir vadiye gelmiş.Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye.
Etrafina saskin saskin bakarken,vadinin öbür ucunda bir papatya görmüş.Bir anda afallamış.Ne düşüneceğini,ne yapacağını bilememiş.İçinden "Ne muhteşem bir çiçek"diye geçirmiş.Ve vakit kaybetmeden yuzlerce renkli, hos kokulu cicegin üzerinden geçip doğruca onun yanında almış solugu.
"Merhaba" demiş papatyaya, "sizi uzaktan gördüm ve yanınıza gelmek istedim"
Nazlı papatya söyle bir bakmış konuğuna ve "Merhaba" demiş, "bende yalnızlıktan sıkılmıştım zaten" Ve konuşmaya başlamışlar.
Kelebek ona hayat hikayesini, nerede dünyaya geldiğini,geçtiği ormanı,tepeleri anlatmış.Papatyada ona kendinden bahsetmiş.Birbirlerinden gerçekten hoşlanmışlar.Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş.Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını seyretmişler.Gündüz olunca kelebek,kanatlarıyla papatyayı güneşin yakıcı ışınlarından korumuş.
Minik kelebek papatyayı çok sevmiş.O kadar çok sevmiş ki,bir türlü onun yanından ayrılamamış.Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş.Ama cesaret edipte bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. Onu kırmaktan,incitmekten,bu yüzden kaybetmekten korkmuş.Papatyada kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini. Duygularının karşılığının olmayacağından bu yüzden kelebeği kaybedeceğinden korkmuş.
Böylece iki sevgili yan yana,ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.Böylece saatler saatleri kovalamış.Günler geçip de, kelebek artık zamanı kalmadığını,gücünün tükendiğini anlayınca,papatyaya donmuş ve "Üzgünüm, ama senden ayrılmam gerekecek" demiş. Papatya buna bir anlam vermemiş.
"Neden" demiş. "Yoksa benim yanımda mutsuz musun?"
"Hayır" demiş kelebek."Sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü sadece uç gündür.Ve ben de ömrümü tamamladım.Artık kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim."
Papatya bu duruma çok üzülmüş. Ama yapacak bir şey yokmuş zaten.Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya "Sevi seviyorum" diyebilmiş ancak.
Papatya donakalmış. Sadece "Bende..." diyebilmiş kelebeğin arkasından.Ardından da gözyaşlarına boğulmuş.İçinden "Keşke onunda beni sevdiğini bilseydim.Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim." diye geçirmiş.
Papatya,sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin acısına dayanamamış.Bir sure sonra yapraklari once solmuş,sonra da dökülmeye baslamis.
Her dusen yaprakta papatya,içinden "seviyormuş" diye geçirmiş.İste o günden beri,bunu bilen asıklar,sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş;seviyor mu?,sevmiyor mu?diye...
Ahmet7
Jan 7 2008, 08:33 PM
Benim hayatımdaki en güzel masallardan biri de bu. Allah razı olsun senden. Emeğine sağlık. Papatyaya şimdi neden sorulduğunu anladım.
"Papatya nerden bilecek" derdik şakasına, bu hikaye sonrasında işin özünü anladım. Çok güzeldi.
Tâaaa yürekten ; emeğine sağlık...
bukle
Jan 9 2008, 12:23 AM
[size=4]ALINTI(Ahmet7 @ Jan 7 2008, 08:33 PM)

Benim hayatımdaki en güzel masallardan biri de bu. Allah razı olsun senden. Emeğine sağlık. Papatyaya şimdi neden sorulduğunu anladım.
"Papatya nerden bilecek" derdik şakasına, bu hikaye sonrasında işin özünü anladım. Çok güzeldi.
Tâaaa yürekten ; emeğine sağlık...
Sizinde ellerinize,yüreğinize sağlık.Şimdi de beni çok etkileyen bir yazıyı sizinle paylaşağım,inş. bişeyler anlatabilmişimdir..herkes biracık ders alır...
[size=5] ANNE YAAA!!!!SAAT 03.30'du. Adamın telefonu çalmaya başladı. Başını
gömdüğü yastıktan
binbir zorlukla kaldıran adam, yatak ucundaki telefona uzandı:
"Alo! Kimsiniz?"
"Benim oğlum, annen!"
"Anne of ya.. Bu saatte ne var MEVLA aşkına! Yarın ne kadar önemli
işlerim
olduğunu bir bilsen...."
"Şey oğlum.."
"Ne var anne, beni bu saatte uyandıracak kadar önemli ne var? Sabah
arasan
olmaz mıydı?"
Anne, oğlundan duyduğu bu kırıcı sözlerden dolayı, çok
üzülmüş ve çok
incinmişti. Ağlamaklı bir sesle şunları söyleyerek telefonu
kapattı:
"Bundan tam otuzbeş yıl önce, böyle bir gece yarısı saat tam
03.30'da sen de
beni uyandırmıştın! Doğum günün kutlu olsun evladım.." Bunuda eklemeden geçmeyeyim dedim-GERÇİ HERKES BİLİYODUR- Yinede ben yazayım..Hatırlamış olursunuz sayemde
Bir ailenin televizyonu bozulur ve tamirci çağırırlar. Televizyonun içi açıldığında bir sürü ekmek kırıntısı çıkar. Evin hanımı, bunu evin küçük yaramaz kızının yaptığını hemen anlar fakat pek çok annenin yapacağı gibi ona kızmak onu cezalandırmak yerine kızını karşısına alır ve neden yaptığını sorar. Kızın cevabı karşısında oradaki hiçkimse gözyaşlarını tutamaz... Küçük kız, televizyonda Afrika`daki aç çocukları gördükçe hergün kendi ekmeğinden ayırıp televizyonun arkasındaki deliklerden onlara ekmek kırıntısı atıyormuş
<VİSAL>
Jan 9 2008, 12:29 AM
Allah arzı olsun.çok güzel hikayeler.ama son yazdığın gerçekti herhalde.
DEVAMINI BEKLİYORUZ...
bukle
Jan 9 2008, 12:42 AM
ALINTI(ressamdemet @ Jan 9 2008, 12:29 AM)

Allah arzı olsun.çok güzel hikayeler.ama son yazdığın gerçekti herhalde.
DEVAMINI BEKLİYORUZ...

İnşallah Allah bir engel çıkarmazsa yazılara devam..Bende yüze yakın yazı var,beğendiklerimi paylaşıyorum sizlerle..belki bir ders çıkarırız diye..Çok teşekkür ederim Demet;okuduğun, beğendiğin ve desteklediğin için..Allah razı olsun okuyanlardan..
telpako
Jan 9 2008, 01:05 AM
Muhteşem yazılar ellerin dert görmesin bukle devamını bekliyoruz.
bukle
Jan 9 2008, 01:12 AM
ALINTI(telpako @ Jan 9 2008, 01:05 AM)

Muhteşem yazılar ellerin dert görmesin bukle devamını bekliyoruz.
Muhteşem demeniz yazma zevkimi biraz daaha arttırdı...acaba okuyandan Allah razı olsun dediğim içinmi cevap yazdınız,yoksa gerçekten beğendinizmi ?
Olsun yinede gerçekten çok sevindim A llah razı olsun yorumladığınız için
telpako
Jan 9 2008, 09:35 PM
İnanın bazı yerlerde gözyaşlarımı tutamadım ve sık kullanılanlara hemen ekledim. Yazıların içinde kendimi buldum cok ders çıkarttım lütfen devam edin.
sabah_rüzgarı
Jan 9 2008, 10:31 PM
bukle cidden çok hoşlar
insan yüreğinn derinliklerine dokunuyor
bitmeyeceğine sevindim
bukle
Jan 9 2008, 10:57 PM
ALINTI(sabah_rüzgarı @ Jan 9 2008, 10:31 PM)

bukle cidden çok hoşlar
insan yüreğinn derinliklerine dokunuyor
bitmeyeceğine sevindim
Ben teşekkür ederim
bukle
Jan 9 2008, 11:09 PM
Bir gece kadının biri bekliyordu havaalanında, daha epeyce zaman vardı uçağın kalkmasına. Havaalanındaki dükkândan bir kitap ve bir paket kurabiye alıp, buldu kendisine oturacak bir yer.
Kendisini kitabına öyle kaptırmıştı ki, ama yine de yanında oturan adamın olabildiğince cüretkâr bir şekilde aralarında duran paketten birer birer kurabiye aldığını gördü, ne kadar görmezden gelse de. Bir taraftan kitabini okuyup, bir taraftan kurabiyesini yerken, gözü saatteydi, “kurabiye hırsızı” yavaş yavaş tüketirken kurabiyelerini...
Kulağı saatin tik taklarındaydı ama yine de engelleyemiyordu tik taklar
sinirlenmesini. Düşünüyordu kendi kendine, “Kibar bir insan olmasaydım, morartırdım su adamın gözünü simdi!
“Her kurabiyeye uzandığında, adam da uzatıyordu elini. Sonunda pakette tek bir kurabiye kalınca, “Bakalım simdi ne yapacak?”dedi içinden ve yüzünü donup adama dik dik bakmaya başladı. Adam asabi bir gülümsemeyle uzandı son kurabiyeye ve boldu kurabiyeyi ikiye. Yarısını kurabiyenin atarken ağzına, verdi diğer yarıyı kadına.
Kadın kapar gibi aldı kurabiyeyi adamın elinden ve “Aman Allah’ım, ne cüretkâr ve ne kaba bir adam, üstelik bir teşekkür bile etmiyor!” diye geçirdi aklından.
Uçağın kalkacağı anons edilince bir iç çekti rahatlamayla. Topladı eşyalarını ve yürüdü çıkış kapısına, dönüp bakmadı bile ”kurabiye hırsızına”. Uçağa bindi ve oturdu rahat koltuğuna, sonra uzandı bitmek üzere olan kitabına.
Çantasına elini uzatınca, gözleri acildi şaşkınlıkla. Duruyordu gözlerinin önünde bir paket kurabiye! Çaresizlik içinde inledi, “Bunlar benim kurabiyelerimse eğer; ötekilerde onundu ve paylaştı benimle her bir kurabiyesini !”
Özür dilemek için çok geç kaldığını anladı üzüntüyle, kaba ve cüretkâr olan, “kurabiye hırsızı” kendisiydi iste.
bukle
Jan 12 2008, 11:08 AM
Genç bir delikanlı saatlerdir genç kızın peşinden geliyordu. Genç kız
dayanamayıp arkasını döndü:
- Neden saatlerdir beni takip ediyorsunuz? diye sordu.
Genç erkek :
-Sizi seviyorum hem de canımdan çok seviyorum!
Genç kız :
-Bak benim arkamdan ablam geliyor, o benden daha güzel benden iş
çıkmaz sen ona git..
Delikanlı arkasını dönüp bakınca çok çirkin bir kızın geldiğini
görüp sinirlenmiş ve genç kıza dönmüş :
-Neden bana yalan söylediniz?
-Asil siz bana neden yalan söylediniz?
Eğer beni gerçekten seviyor olsaydınız dönüp arkanıza bakmazdınız
çünkü gözünüz benden başkasını görmezdi.
Aşk hiçbir felaketten ders almaz
Siz şehvetin adını aşk koymuşsunuz
Eğer öyle olsaydı eşek insanların şahı oldurdu... Diyor Hz. Mevlana..
bukle
Jan 13 2008, 12:47 PM
Uzun yıllar önce Çinde Li-Li adlı bir kız evlenir ve aynı evde kocası ve kaynanası ile birlikte yaşamaya başlar. Lakin kısa bir süre sonra kayınvalidesi ile geçinmenin çok zor olduğunu anlar.İkisininde kişiliği tamamen farklıdır buda onların sık sık kavga edip tartışmalarına yol açar. Bu Çin geleneklerine göre hoş bir davranış değildir ve çevrenin oldukça tepkisini alır.
Birkaç ay sonra bitmez tükenmez gelin kaynana kavgalarından ev onun ve kayınvalidesi ile arada kalan esi icinde cehennem haline gelmistir. Artık birşeyler yapmak gerektiğine inanan genç kadın doğru babasının eski bir arkadaşı olan baharatcıya koşar ve derdini anlatır. Yaşlı adam ona bitkilerden yaptığı bir ilaç hazırlar ve bunu 3 ay boyunca hergün azar azar kaynanası için yaptığı yemeklerin içine koymasını söyler. Zehir az az verilecek , böylece onu gelininin öldürdüğü belli olmayacaktır.
Yaşlı adam genç kadına kimsenin ve eşinin şüphelenmemesi için kaynanasına çok iyi davranmasını ona en güzel yemekleri yapmasını söyler. Sevinç içinde eve donen Li-Li yaşlı adamın dediklerini aynen uygular .
Hergün en güzel yemekleri yaparak kaynanasının tabağına azar azar zehiri damlatıyordu. Kimseler şüphelenmesin diyede ona çok iyi davranıyordu. Bir süre sonra kayınvalideside çok değişmişti ve ona kendi kızı gibi davranıyordu. Evde artık barış rüzgarları esiyordu. Genç kadın kendisini ağır bir yük altında hissetti yaptiklarından pişman bir vaziyette baharatcı dükkanının yolunu tuttu ve yaşlı adama şu ana kadar kaynanasına verdiği zehirleri onun kanından temizleyecek bir iksir için yalvardı, Yaşlı kadının ölmesini artık istemiyordu. Yaşlı adam yaşlı gözlerle karşısında konuşup duran Li-Li ye baktı ve kahkahalarla gülmeye başladı. Sevgili Li-Li dedi ; Sana verdiklerim sadece vitaminlerdi. Olsa olsa kayınvalideni sadece daha da güçlendirdin hepsi bundan ibaret. Gercek zehir ise senin beyninde olandı. Sen ona iyi davrandıkca oda dağıldı ve yerini sevgiye bıraktı böylece siz gerçek bir ana kız oldunuz dedi. Eski bir Çin atasozu şöyle der ; Gül veren elde gül kokusu kalır. Sevilen insan sevgisini insanlara veren insandır.
bukle
Jan 13 2008, 09:40 PM
Akrep
Hintli bir Adam suda Bata cika ilerlemeye calisan bir akrep gorur.
Onu kurtarmaya karar verir ve parmagini uzatir AMA akrep onu sokar.
Hintli tekrar akrebi Sudan kurtarmaya calisir AMA akrep onu tekrar sokar.
Yakinlardaki baska birisi ona, onu surekli sokmaya calisan akrebi kurtarmaya
calismaktan vazgecmesini soyler. Ama Hintli Adam soyle der: "Sokmak akrebin
dogasinda vardir. Benim dogamda ise sevmek var.
Neden sokmak akrebin dogasinda var diye kendi dogamda olan sevmekten
vazgeceyim?"
Sevmekten vazgecmeyin. Iyiliginizden vazgecmeyin.
Etrafinizdaki insanlar sizi soksalarda..
bukle
Jan 14 2008, 11:39 AM
ASLAN VE CEYLAN
Her sabah bir ceylan uyanır Afrikada.Kafasında tek bir düşünce vardır.''En hızlı koşan aslandan daha hızlı koşabilmek'' Yolsa aslana yem olacaktır.Her sabah bir aslan uyanır Afrikada.Kafasında bir tek düşünce vardır.''En yavaş koşan ceylandan daha hızlı koşabilmek'' yoksa açlıktan ölecektir.
İster aslan olun ister ceylan,hiç farketmiyor.Önemli olan güneş doğduğunda koşuyor olmanız.Çünkü eğer aslansanız ve en yavaş koşan ceylanı dün yakalamamışsanız bugün doymak için daha hızlı koşmak zorundasınız.Yok eğer ceylansanız ve dün aslana yakalanmamışsanız bugün daha da hızlı koşmak zorundasınız.Yoksa sıra size gelmiş olabilir.Kısacası,hayat koşusuna devam edebilmek için koşmak ve her gün dahada hızlı koşmak zorundasınız.
Bu hem aslan hem de ceylan için geçerli.
bukle
Jan 14 2008, 11:59 AM
BAMBU AĞACI
Bambu ağacı yetiştirmek isteyen kişi önce bambu tohumunu toprağa eker ve düzenli olarak sularmış,onu sert rüzgarlardan korur,ona itinayla bakarmış.İlk yıl hep böyle geçermiş fakat topraktan bir santimlik bir filiz bile fışkırmazmış.Hatta ikinci yıl,üçüncü yıl,dördüncü yıllarda bile kişi bambu tohumunu ektiği toprağı düzenli olarak sulamaya,ona itinayla bakmaya devam edermiş.Bu süreç başinci yılın sonuna kadar devam edermiş.Ta ki beşinci yılın sanunda bir kaç santimlik filiz topraktan fışkırıncaya kadar.Ya sonra?Altıncı yıldan itibaren altı hafta içinde o minnacık filiz tam yirmiyedi metre yüksekliğinde dev bir bambu ağacına dönüşürmüş.Peki ozaman bu bambu ağacı altı yılda mı yirmi yedi metre boya ulaştı,yoksa onu gözlerimizle takip edebildiğimiz altı haftada mı?
Kıssadan hisse: İnanç, ama bilgiye dayanan bir inanç ve gerekli sabır vazgeçmeme iradesiyle desteklenen bir vizyona kililendiğinde ulaşılmayacak amaç,erişilmeyecek hedef yoktur.Hedefini koy,uygularken sebatkar ol,vazgeçme! Ama işletmene iyi bak,onu iyi besle,iyi planla,iyi uygula,iyi ddnetle,iyi takip et.Ortaya çıkan sonuş hem seni hem başkalarını şaşırtacak kadar muhteşem olacaktır.
bukle
Jan 15 2008, 01:25 AM
Allah Allah hiç yorum yapan yok..zaten olsa şaşardım

Hani destekleyenlerim nerelerdesiniz ?
MAHOO
ERNURSAY
SABAH RÜZGARI
RESSAMDEMET
ESLEMNA
AHMET 7
ve
TELPAKO
İsimlerizi bile ezberlemiştim nerdesiniz,bi beğenen sizdiniz .Sizde okumazsanız kime yazacağım bunları
Greve giderim haberiniz olsun
<VİSAL>
Jan 15 2008, 07:04 PM
sabah_rüzgarı
Jan 15 2008, 11:36 PM
ALINTI(bukle @ Jan 15 2008, 01:25 AM)

Allah Allah hiç yorum yapan yok..zaten olsa şaşardım

Hani destekleyenlerim nerelerdesiniz ?
MAHOO
ERNURSAY
SABAH RÜZGARI
RESSAMDEMET
ESLEMNA
AHMET 7
ve
TELPAKO
İsimlerizi bile ezberlemiştim nerdesiniz,bi beğenen sizdiniz .Sizde okumazsanız kime yazacağım bunları
Greve giderim haberiniz olsun

aşk olsun böyle düşüneceğini bilseydim sürekli yazardım
ama bazen insan sessiz sedasız okuyup çıkmak istyor
havaalanndakiyle sonuna mevlanann sözünü eklediğin çok hoşuam gitti mesela
ayrıca kaynağın nedir
sanırım benden saklamazsın eğer yabancılar var diyosan özelden söyle
telpako
Jan 16 2008, 12:16 AM
COk guzel mbambu agacı super ornek
hamzayurekli
Jan 16 2008, 12:25 AM
e guzel olmusss ellerıne saglık yapanların.........
bukle
Jan 16 2008, 01:18 AM
ALINTI(hamzayurekli @ Jan 16 2008, 12:25 AM)

e guzel olmusss ellerıne saglık yapanların.........

Seninde ellerine saglik.cooookkk tesekkur ederim.
TAKIM OLAN FiNCANLARYırtık pırtık paltolar giymiş iki çocuk
kapımı çaldılar: "Eski gazeteniz var mı bayan?"
Çok işim vardı. Önce hayır demek istedim ama ayaklarına
gözüm ilişince sustum. İkisinin de ayaklarında eski sandaletler
vardı ve ayakları su içindeydi. "İçeri girin de, size kakao yapayım"
dedim. Hiç konuşmuyorlardı. Islak ayakkabıları halıda iz bırakmıştı.
Kakaonun yanında reçel, ekmek de hazırladım onlara, belki dışarıdaki
soğuğu unutturabilir, azıcık da olsa ısıtabilirdim minikleri. Onlar şöminenin
önünde karınlarını doyururken ben de mutfağa döndüm ve yarıda bıraktığım
işlerimi yapmaya koyuldum. fakat oturma odasındaki sessizlik dikkatimi çekti
bir an ve başımı uzattım içeriye. Küçük kız elindeki boş fincana bakıyordu...
Erkek çocuğu bana döndü "Bayan, siz zengin misiniz?" diye sordu. Zengin mi?
"Yo hayır!" diye yanıtlarken çocuğu,gözlerim bir an ayağımdaki eski terliklere
kaydı. Kız elindeki fincanı tabağına dikkatle yerleştirdi ve "Sizin fincanlarınız,
fincan tabaklarınız takım" dedi. Sesindeki açlık, karın açlığına benzemiyordu.
Sonra gazetelerini alıp çıktılar dışarıdaki soğuğa. Teşekkür bile etmemişlerdi
ama buna gerek yoktu. Teşekkür etmekten daha öte bir şey yapmışlardı.
Düz mavi fincanlarım ve fincan tabaklarım takımdı.Pişirdiğim patateslerin
tadına baktım. Sıcacıktı patatesler, başımızı sokacak bir evimiz vardı,
bir eşim vardı ve eşimin de bir işi... Bunlar da fincanlarım ve fincan
tabaklarım gibi bir uyum içindeydi. Sandalyeleri şöminenin
önünden kaldırıp, yerlerine yerleştirdim. Çocukların
sandaletlerinin çamur izleri,halının üzerindeydi
halâ. Silmedim ayak izlerini. Silmeyeceğim de.
Olur unutuveririm ne denli zengin olduğumu...
telpako
Jan 16 2008, 01:13 PM
gelde ağlama ,
bukle
Jan 17 2008, 03:29 PM
ALINTI(telpako @ Jan 16 2008, 01:13 PM)

gelde ağlama ,
Allah razı olsun,iyiki varsınız hepiniz... dua ile...
bukle
Jan 17 2008, 03:45 PM
19. yüzyılın büyük ressamlarından ingiliz William Holman Hunt'un ,bir bahçeyi anlatan tablosu Londra Kraliyrt akademisinde sergileniyordu.Hunt 'ın ''Evrenin Işığı '' adını verdiği bu tabloda gece elinde fenerle bahçede duran filozof görünüşlü bir adam vardı.Adam, tek eliyle bir kapıyı vuruyor ve içeriden sanki bir yanıt bekliyormuşcasına duruyordu.
Tabloyu izleyen bir sanat eleştirmeni Hunt' a döndü :
'' Güzel bir tablo doğrusu,ama anlamını bir türlü kavrayamadım'' dedi.
''Adamın vueduğu kapı hiç açılmayacak mı? Ona kapı kolu çizmeyi unutmuşsunuz da..''
Hunt gülümsedi.
''Adam sıradan bir kapıya vurmuyorki...''dedi ve tablosunun anlamını açıkladı.
''Bu kapı , insan kalbini simgeliyor.Ancak içeriden açılabildiği için dışarıda kol olması gerekmiyor ...''
'' O kapı size içeriden açılmamışsa giremezsiniz...''
<VİSAL>
Jan 17 2008, 06:34 PM
ALINTI(bukle @ Jan 17 2008, 03:45 PM)

19. yüzyılın büyük ressamlarından ingiliz William Holman Hunt'un ,bir bahçeyi anlatan tablosu Londra Kraliyrt akademisinde sergileniyordu.Hunt 'ın ''Evrenin Işığı '' adını verdiği bu tabloda gece elinde fenerle bahçede duran filozof görünüşlü bir adam vardı.Adam, tek eliyle bir kapıyı vuruyor ve içeriden sanki bir yanıt bekliyormuşcasına duruyordu.
Tabloyu izleyen bir sanat eleştirmeni Hunt' a döndü :
'' Güzel bir tablo doğrusu,ama anlamını bir türlü kavrayamadım'' dedi.
''Adamın vueduğu kapı hiç açılmayacak mı? Ona kapı kolu çizmeyi unutmuşsunuz da..''
Hunt gülümsedi.
''Adam sıradan bir kapıya vurmuyorki...''dedi ve tablosunun anlamını açıkladı.
''Bu kapı , insan kalbini simgeliyor.Ancak içeriden açılabildiği için dışarıda kol olması gerekmiyor ...''
'' O kapı size içeriden açılmamışsa giremezsiniz...''Hımmm

Adamın verdiği cevap güzelmiş ; ama açıkçası anlatmak istediğini resime pek aktaramamış.sadece sözde kalmış...Çünkü soyut çalışmalar soyut olur.O da bir soyut ifadeyi aktarmak istemiş fakat resimde sadece somut havası var.
Yanlış anlama bacım sözüm sana değil,Hunt'a...
Selametle...
telpako
Jan 17 2008, 06:49 PM
Benim bu resimden anladiğim şeyler ;
1- Adam kabul edilmeyi bekliyor. Pişman tevbe edip yakariyor. Karşisindaki kapı cok buyuk oldugundan kendini affettirmek istiyor ve kalp olmasa bile bir peygamber ümmeti olarak kabul edilmek istiyor yada daha ilerisi Allah tealanın yeryüzündeki temsilcisi vasıtası ile Rabbiyle barişik olmayi diliyor. ve iyi bir kul olmak istiyor. Ayrıc abaşı one eğik bu üzüntüyü gosterir.
2. Arka plana baktiğimiz zaman , kedi ve kope kardeşçe yaşiyor adam süy bakirini onemsemeden sokaga birakmiş ondan canlılar nasipleniyor. Yani bu kişinin dünya hayatını onemesemdiğini dunyayi ardina biraktiğini ve tevbesinin ısrarcı oldugunu da gostermektedir.
3. zaman ve meakn oldukca eski kıyafetler edepli bir giyim tarzı oldugundan , Olayda eski ummetlere olan ozlem ve onlarin tevbe etmesindeki kaplten baglilik ta takdir edilmiş.
4. Adam avluya girmiş ama kapıdan içeri girememiş yani dini açıdan dine müntesip olmuş ama kmailen iman etmek için rabbinden inayet bekliyor olabilir.
5. Yine bakırın devrilmemiş olması psikolojik açıdan oldukça saglikli bir insan oldugunu gostermektedir.
6. Dışarda bir koltuk olması , gelenlerin kabul edilebileceğini ve herkesin buyur etmesini ayrica kapının oldukça kalabalik bi rkapi oldugunu , yuine süpürge ise avluıya onem verildiğini evin içindekilerinin dunya hayatına da onem verdiklerini hem dunyayi hem ahireti guzelleştirmeye caliştiklarini gostermektedir.
Resimden anladıklarım bunlar şimdi sırayla butun arkadaşlar resimden anladıklarını yazsınlar.