Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: Hz Muhammedin Soyu--nesli--ayricaligi---seyyid Ler
Islami Forum - Popüler Forum > İSLAMİ KONULAR > .·[ Hz. Muhammed (S.A.V.) ]·.
Sayfa: 1, 2, 3
derinsular
.


bismillehirrahmenirrahim.




“Ey Ehl-i Beyt, Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister” (Ahzâb Sûresi, 33).


De ki : Ben sizden buna karşılık yakınlara sevgiden başka bir ücret istemem.( Şura Sûresi. 23).






1-Hz.Enes (r.a) anlatiyor: ” Bu ayeti celile indigi zaman;

Resululllahaleyhisselam sabah namazina giderken. alti aya yakin bir müddette,

Hz.Fatima (r.a)’nin kapisina ugrayip: “Namaza kalkin ey Ehl-i Beyt ”

Allah günahlarinizi giderip sizi tertemiz yapmak istiyor” buyurdu. Tirmizi, Tefsir, (3204).


(Islam’in esasi, bana ve Ehl-i beytime sevgidir.) [Ibni Asakir]


(Allah, Fatima ve nesline Cehennemi haram kildi.) [Hakim, Taberani]

(Vallahi Ehl-i beytimi sevmeyenin kalbine iman girmez.) [I. Ahmed]



(benimevLADIMIN iyilerini Allah RIZASI icin kerim tutun,onlarahürmet edin,iyiolmayanlarina da benim icin hürmet edin)(r.nasihin.)








(Şu üç hürmeti gözetenin, dini ve dünyası muhafaza edilir, yoksa hiç bir şeyi korunmaz.

1. İslama,

2. Peygambere (s.a.v)

3. ve Onun nesline hürmet.)

[Taberani]

[İslama hürmet, Dinin emirlerine riayet etmektir, Peygambere hürmet, sünnetine uymaktır, nesline hürmet seyyidlere, şeriflere hürmettir.]




Ubeydullah-ı Ahrâr hazretleri Peygamber efendimizin neslinden gelen seyyid ve şerîflere çok hürmet gösterirdi. Hattâ bir defâsında buyurdu ki:

"Seyyidlerin bulunduğu bir memlekette ben oturamam. Zîrâ, Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) bağlı bir nesebten gelmenin şerefini taşıyanlara, lâyık oldukları tâzimi gösterememekten korkuyorum."




Imam-i Rabbani hazretleri buyurdu ki:


(Babamzahir ve bâtin ilimlerinde yani kalb ilimlerinde çok âlimidi. Her zamanehl-i beyti sevmeyi tavsiye ve tesvik buyururdu. Busevgi insanin sonnefeste imanla gitmesine çok yardim eder, derdi.Vefat edeceklerinde basucunda idim. Son anlarinda suuru azaldigindakendisine bu nasihatinihatirlattim ve o sevginin nasil tesir ettiginisordum. O haldeyken bile,(Ehl-i beytin sevgisinin deryasindayüzüyorum) buyurdu. Hemen Allahüteâlâya hamd ve sena ettim.




Ehl-i beyti sevmemek, Harici olmaktır. Eshab-ı kiramı sevmemek sapık olmaktır. Ehl-i beyti de, Eshab-ı kiramın hepsini de sevmek ve hürmet etmek Ehl-i sünnet olmaktır.
Ehl-i beytin sevgisi, Ehl-i sünnetin sermayesidir. Ahiret kazançlarını, hep bu sermaye getirecektir. Ehl-i sünneti tanımayanlar, bu büyüklerin orta, adil, halis sevgilerini bilmeyerek, ifratı seçerek, sevgide taşkınlık yaparak, orta ve adil sevgiyi sevmemek sanıyor. Ehl-i sünnete harici damgasını basıyorlar. Bu zavallılar bilemiyorlar ki, aşırı ve taşkınca sevmek ile hiç sevmemek arasında, bir de doğru, insaflı, orta derecede sevgi vardır. Hakkın yeri de, her şeyde ortada, merkezdedir. Bu hak ve adalet merkezi, Ehl-i sünnete nasip olmuştur.








“Bunlara sadaka haram midir?” diye sorunca, Zeyd (r.a),

“Evet” dedi. (Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe, 36; Nesâî, Sünen-i Kübrâ, Menâkib, 9.)

Âlimlerinekseriyetine göre Ehl-i Beyt, Rasûlullah (s.a.v)Efendimizin serefliaileleri, kizi Hz. Fâtima, damadi Hz. Ali,torunlari Hz. Hasan ve Hz.Hüseyin (r.anhüm) ve kiyamete kadar olarinsulbünden gelenzürriyetleridir. Yani Hz. Hüseyin’in torunlari olanseyitler ve Hz.Hasan’in torunlari olan serifler Ehl-i Beyt’ingünümüzdeki sereflimensuplaridir. Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’inserefli nesli, kiyametekadar hiç kesilmeyecektir.





Hz. Hüseyin’in(r.a) oglu Ali Zeynelâbidîn (rah), babasi Hz.Hüseyin’in sehidedilmesinden sonra, Samlilar tarafindan esir edilerekDimesk’agetirildi. Onu böyle gören zalim bir Samli: “Sizin kökünüzükaziyan vefitnenin basini kesen Allah’a hamdolsun!” diye, güya onlarinfitne basioldugunu ima etmeye çalisti. Zeynelâbidîn (rah), adama,

“Sen Kur’an’i okudun mu?” diye sordu, adam,

“Evet, okudum” dedi. Zeynelâbidîn (rah),

“Sen,Allah Teâlâ’nin, “Resûlüm, onlara de ki: ‘Ben bu davetimekarsilikolarak sizden bir karsilik ve ücret beklemiyorum; sadeceyakinlarimasevgi göstermenizi istiyorum’ (Sûrâ/23)
âyetini okumadin mi?” diye sordu. Adam,

“Buayette sevilmesi emredilen yakinlar siz misiniz?” diye sorunca,Imam,“Evet, onlar biziz” dedi.( Taberî, Cüz:XXV, Shf:33 (Beyrut,1995);Suyûtî, ed-Dürrü’1-Monsûr, VII, 348)








Bir gün ImamAzâm (rah) hocasi Imam Cafer es-Sadik hazretlerindenilim ve hadisdinlemeye gelmisti. Hocasi elinde bir asa ile çikageldi.Imam Azam(rah), “Ey Rasûlullah’in evlâdi, siz henüz asaya ihtiyaçduyacak biryasta degilsiniz” dedi. Cafer es-Sâdik (rah),

“Evet dedigingibidir, fakat bu elimdeki asa Hz. Rasûlullah’inasasidir; onu bereketiçin yanimda tasiyorum” dedi. Imam Azam (rah),hemen ileri atilipbastona sarildi ve, “Ey Rasûlullah’in evlâdi,müsaade buyurun, onuöpeyim” dedi. Cafer es-Sâdik (rah) hemen kolunuaçti ve Imam Azam’agöstererek:

“Vallahi sen bilirsin ki bu ten Hz. Peygamber’inhücrelerinitasiyan bir tendir ve su gördügün killar da onunkilindandir. Onuöpmüyorsun da asayi öpmek istiyorsun!” dedi. Bununla,Hz. Hasan ve Hz.Hüseyin’in zürriyetinin Hz. Peygamber’in (s.a.v) birparçasiolduklarini hatirlatti (Bkz: Muhammed Besyûnî,es-SeyyidcFâtimatu’z-Zehrâ, 37. (Beyrut, 1990))





Imam Safiî (rah.) baska bir sözünde Ehl-i Beyt sevgisinin farz oldugunu söyle dile getirir:

“EyResûlulllah’in Ehl-i Beyti! Sizi sevmek bize farzdir. AllahindirdigiKur’an’da böyle emretmistir. Size salât okumadan namazkilanin namazininkabul olmamasi, sizin için en büyük bir övünçkaynagidir ve bu sizekâfidir.” (Muhammed Afif ez-Za’bî,Divânu’s-Sâfii, 72)









Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri,

(Ehl-ibeyt, asi [günahkâr] olsalar da, bunlari sevmek lazimdir.Bunlarisevmek, kalb ile, beden ile ve mal ile yardim yapmakla olup,bunlarariayet ve hürmet etmek iman ile ölmeye sebep olur) buyurdu.








(Allah, Fatima ve nesline Cehennemi haram kildi.) [Hakim, Taberani] .

ehli beyt olmayan hiç bir insana bu garanti verilmemistir.
cennetle müçdelenenler hariç.


bazi insanlar bu seyyiddir hz peygamberimizin sülalesindendir,
dikkat et saygida sevgide kusur yapmaonlar bizden üstündür,
dendiginde.

olsundiyor üstünlük takva iledir diyor ve ona kalirsa bendepeygambertorunuyum diyor.hangi peygamberin torunusun dendiginde hzademintorunuyum diyor.
ve kendilerine iman etmiyen peygamberlerin (a.s) evlatlarini ve hanimlarini misal veriyor.
hzpeygamberimizin neçis olmayan mübarek kanini tasiyanseyyidlerle, digerpeygamberlerin evlatlarini hanimlarini ve kendinikiyasliyor.
bu bir büyük yanilgidir ve kiyastir.
bu islerin hakikatini bilen alimler peygamberimizin s.a.v bazi hadislerini çok güzel açiklamislar.



bu hadislerden bazilari söyle,

(ey kizim fatima babanin peygamber olduguna güvenme)

burda islam alimleri söyle yorumluyor ve açikliyor bu hadisi serifi.

hz peygamberimiz kizi hz fatimayi ibadetlere daha SIKI sarilmasi için tesvik ve tavsiye ediyor.
yoksa hz peygamberimizin mübarek neslinin bu dünyada ve ahirette faydasinin dokunmiyacagindan degil.

ALLAHcc, nasil hz peygamberimizi sevmis seçmis çikarmis vealemleri onunyüzüsuyu hürmetine yaratmis ise,o nun neslinide temizkilmis vecennetine koymak istemis cehennemi haram kilmis.
(habibim sen olmasaydin yerleri gökleri yaratmazdim).

bazilarida diyorki seyyidlerin günahkar olanlari cehennemin buz tabakasinda azap görecekler.
dikkat edilirse hadiste ates haram kilinmis buyrulmuyor cehennem haram hilindi buyruluyor.

ALLAH CC seyyidleri öyle dilemis öyle yaratmis.

külli iradeye bir itirazi olan varsa o kisiye sözümüz ALLAH selamet versin olur.

asi olan seyyidler bir yilan misalidir,
nasil yilan yolda giderken egri bügrü gider ama yuvasina veya her hangi bir delige girerken dos dogru giriyorsa.
asi olan seyyidlerde son nefesinde ALLAHU TEALA bir sebeb halk ediyor tövbe ediyorlar ve ahirete iman ile dos dogru gidiyorlar.(trg)






Ehli beyt günahsiz midir ?.



Ehli sünnet inancina göre günahsiz olanlar sadece peygamberlerdir.Ehli beyt masum degildir.

SiilerEhl-i Beyt mensuplarinin günahtan korunmus olduklarinainanirlar. OysaEhl-i Beyt günahlardan korunmus degildir. Kur'an-iKerim'de ehl-i beytkavrami söyle geçmektedir. “Ey ehl-i beyt, Allahsizden kiri gidermek vesizi tertemiz yapmak istiyor”(Ahzab 33/33) .Buradan anlasiliyorkiAllahu Teala onlarin imanli ölmeleri için budünyada onlarin tövbeetmeleri için bütün ortamlari hazirlamistir bulütuf yolu ile deolabilir , bela ilede olabilir. Çünkü sonsuzluk alemiöbür dünyadir. Hersey orasi içindir .bütün dünyada kiymetli ne varsaorasi içindir.Dolayisiyla ehli beyt te bu dünyada imtihandadir fakatonlari imtihanibiraz daha farklidir. Allahu Teala onlara bazi lutuflarvermis digerinanan insanlar içinde da onlar bir lütuf vesilesiolmuslar ve de olmayadevam etmektedirler. Ehli beyte cehennem atesininaram oldugunuPeygamberimizin su mübarek sözlerin den. ” Allah, Fatimave neslineCehennemi haram kildi. “Hadis (Taberânî) anliyoruz.






şair Ferezdak da onlar hakkında şöyle demiştir:




Ehl-i Beyt öyle kimselerdir ki

Sevgileri din, düşmanlıkları küfürdür.

Yakınlıkları kurtarıcı ve koruyucu.

Takva sahipleri sayılınca Ehl-i Beyt

onların imamlarıdır.

Yeryüzünün en hayırlısı kimdir diye sorulsa

Ehl-i Beyt tir diye cevap verilir.







seyyidlere dil uzatana hiçmi resulullah demicek bize o kadar rahmetim genis degilmiydi hiçmibenim rahmetimin genis olduguna inan madinizmi? ,kendi evladimi afettirmeye hiçmi gücümüz yok idi acaba der .



saygi ve dua ile.

.

Osmanlıda seyyidler...


Osmanlıda Evlad-ı Resul

ehli beyt olan seyyidlerin ayricaligini osmanlinin tutumundanda anlasiliyor.


İşteEvlâd-ı Resûl olan bu kıymetli kimselere asr-ı saadetten bu yanaedep vehürmetten asla taviz verilmedi. Müslümanların kalplerindeyaşattıkları,coşkun ehl-i Beyt sevgisi, onların tarih boyunca,Resûlullahıntorunlarının soyundan gelenlere sonsuz bir sevgibeslemelerine ve onlarıdiğer insanlardan ayırt ederek dünyevîmuamelelerde farklı bir yereoturtmalarına sebep olmuştu. Öyle kiAbbâsîler, Memlûkler gibi OsmanlıDevletinde de gösterilen hürmetinyanında, onlara ait işleri görmek içinseyyid ve şerîflerden seçilenNakîbüleşrâf adı verilen bir memur tayinedilmişti.




Padişahtan sonra en yüksek kademeli kişi olanNakîbüleşrâf,Peygamber efendimizin torunlarının işlerine bakar,neseplerini kayıt vezapteder, doğumlarını ve vefâtlarını defteregeçirir, onları adi işlereve şanlarına uygun olmayan sanatlaragirmekten men ederdi. Fenâ hâlleredüşmelerine mâni olur, haklarınıkorurdu. Ganîmetten onlarınhisselerini alıp aralarında dağıtırdı.

Busülâleden olan kadınların küfvü, dengi olmayanlarlaevlenmelerini meneylerdi. Nakîbüleşrâf bütün bu vazîfeleriyle,Peygamber efendimizintorunlarının umûmî bir vasîsi durumundaydı.

Onları her türlüvergiden muaf tutan Osmanlı, geçimlerinisağlayacak kadar arazi verir,hayvan beslemelerini sağlayarakgeçimlerini güvence altına alırdı.Askerlikten de muaf tutulan Seyyidve Şerifler kanun ve adetlere aykırıbir hareketleri olduğu zaman,herhangi biri gibi ceza görmez, bizzatNakibüleşraflık makamıtarafından cezalandırılırdı.




Hattaçeşitli İslam toplumlarında Seyyidler için özel mahkemelererastlamakmümkündü. Osmanlılar zamanında, Halepte seyyidlere veşerîflere mahsusbir mahkeme vardı. Ceza uygulanırken önce seyyidinbaşındaki yeşil sarıköperek çıkartılır, cezadan sonra da iadeedilirdi. Borçlandıkları veödeyemedikleri zaman bu makam onlarıhapseder, ama borçlarını da öderdi.Buna dair bir örnek II. Mahmuta aithatt-ı hümayunda vardır. Buradaborçları dolayısı ile Nakibüleşraflıkmakamında mahpus tutulanseyyidlerin borçlarının ödenmesi içinpadişahın 10 bin kuruş gönderdiğiyazılmaktadır.

1200 yıllık bir makam
Nakîbüleşrâflık bir aralağvedildiyse de, seyyid ve şerîfolmadıkları hâlde hürmet görmek içinbu iddiâda bulunan bâzısahtekârların ortaya çıkması üzerine, Sultanİkinci Bâyezîd Handevrinde 1494 yılında yeniden ihdâs edildi.Nakîbüleşrâf ismi de butârihte verildi. Zamanla nakîbüleşrâflar yenitahta çıkan pâdişâhakılıç kuşattılar.

Nakîbüleşrâfların resmîdâireleri, kendi konaklarında

bulunur,maiyetinde çalışanlar da bukonaklarda hizmet ederlerdi. Taşrada dayine sâdâttan olmak üzere,nakîbüleşrâf kaymakamları, seyyid veşerîflerin isimlerini ihtivâ edendefterler tutarlardı. Merkezde vetaşrada tutulan bu defterlere Secere-iTayyibe defteri denilirdi.Buraya bütün seyyidlerin ve şerîflerinisimleri Peygamber efendimizekadar silsileleri, evlâdı, ahfâdı,ikâmetgâhları kaydedilirdi.


Nakibüleşraflar için II.Abdülhamit döneminde Yıldızda bir konaktahsis edilmişti. Yine bu dönemekadar 1000 kuruş olan aylık ücretleri5000 kuruşa yükseltilmiş,kalabalık olan kalem çalışanları ise 1000kuruş aylıklı bir kişiyedüşmüştü. Bunlar II. Meşrutiyet (23 Temmuz1908) sonrası uygulamalarolup bu makam Saltanatın kaldırılması (1Kasım 1922) ile son bulmuştu.




Günümüzdeartık Nakibüleşraflık olmasa da, Peygamber efendimizintemiz ve mübarekkanını taşıyan seyyidler ve şerifler, bugün de çeşitliülkelerdeyaşamaya devam ediyor. Bunların kıymetini bilmeli, hürmetteve hizmettekusur etmemelidir.

Sadaka almaları yasaktı
Seyyid veşerîfler, halk arasında belli olmaları için, kıyâfetolarak yeşil sarıksarar ve yeşil cübbe giyerlerdi. Osmanlı sultanları,Osmanlıtopraklarına gelen seyyid ve şerîflere, başka memleketlerdemisligörülmeyen bir sevgi ve saygı gösterirlerdi. Onların rahat vehuzuriçinde yaşamaları için gereken her türlü hizmeti yaparlardı.Örneğin,sadaka malın kiri sayıldığı için, Şerif ve Seyyidlerin sadakaalmalarıyasaklanmış ve onların zekat almaları da uygun görülmemişti.




Seyyidleretoplumda sağlanan itibar ve statü, Seyyidlerin yaşamabiçimlerinindeğişmesine de vesile olmuştu. Örneğin sırf bu nedendendolayı, Şerîfeve Seyyidelerin, dengi olmayanlarla evlenmeleri çok azvuku bulmuştu.

Şerîfveya Seyyid olmayan bir kimse, bir Şerîfe ile ancak onukırmamak, hiçincitmemek ve onun arzularına göre hareket etmek şartıylaevlenebilirdi.


hosgeldin.gif dua ile
Teşekkürler
<#thank#>
derinsular

secilmis kimseler.




Başta, âlemlere rahmet olmak üzere gönderilen Resulullah efendimiz olmak üzere, Efendimizin Ehl-i beyti, akrabaları, hanımları, Eshabı seçilmiş kimselerdi. Bunu Peygamber efendimiz şöyle bildiriyor:
“Allahü teâlâ, beni insanların en asilzadesi olan Kureyş kabilesinden seçti ve bana onların arasından en iyilerini eshab (arkadaş) olarak ayırdı. Bunlardan birkaçını bana vezir olarak ve din-i İslamı, insanlara bildirmekte, yardımcı olarak seçti. Bunlardan bazılarını da Eshar, (zevce, kayınpeder, kayınvalide, kayınbirader ve baldız gibi kadın tarafından akraba) olarak ayırdı. Bunlara sövenlere, iftira edenlere, Allahü teâlânın ve bütün meleklerin ve insanların laneti olsun! Allahü teâlâ, kıyamet günü, bunların farzlarını ve sünnetlerini kabul etmez.” (Hakim)


“Eshabımın ve akrabamın ve gösterdiğim yolda gidenlerin sevgisinde benim hakkımı koruyun! Onları sevmek suretiyle peygamberlik hakkımı koruyanları, Allahü teâlâ, dünyada ve ahirette belalardan, zararlardan korur. Peygamberlik hakkımı düşünmeyip, onları incitenleri, Allahü teâlâ sevmez. Allahü teâlânın sevmediklerine de azap etmesi yakındır.” (Taberani)
“Her şeyin temeli vardır. Müslümanlığın temeli eshab ve Ehl-i beytimi sevmektir.” (İ.Neccar)
“Allahü teâlâ, bana eshab ve akraba olarak en iyileri seçti. Birçok kimse, eshabıma ve akrabama dil uzatır, kötülemeye çalışırlar. Böyle kimselerle oturmayın! Birlikte yiyip içmeyin, bunlardan kız alıp vermeyin.”(Dare Kutni)


“Allahü teâlâ bana söz verdi ki, kızlarını aldığım ve kızlarımı verdiğim aileler, Cennette benimle beraber olacaktır.” (Deylemi)
“Kızlarımı evlendireceğim kimselerle, evleneceğim kadınların Cennetlik olmasını Rabbimden istedim. Rabbim de kabul etti.” (Şirazi)
“Benimle evlenen veya kız alıp verdiklerim, Cehenneme girmez.” (Deylemi, İ.Neccar)
“Esharımın [zevce tarafından olan hısımlarımın] Cennetlik olmasını istedim. Rabbim de bu isteğimi kesin olarak kabul etti.” (Hakim)
Eshab-ı kiramı sevmek, onlara bağlı olmak, insanlar içinden beğenilmiş, süzülüp ayrılmış olan bu çok kıymetli tabakanın hayat tarzlarına imrenip onlar gibi olmaya özenmek, Allahü teâlânın en büyük nimetidir. Hadis-i şerifte, “Kişi sevdiği ile beraberdir” buyurulduğundan onları sevenler, Cennette onlar iledir.


thinking.gif thinking.gif thinking.gif
derinsular
“Ehl-i Beyt”in üstünlüğü

Evvelâ şunu ifâde edelim ki, “Ehl-i Beyt”, hem mukaddes kitâbımız Kur’ân-ı Kerîm’de (Ahzâb: 33, Şûrâ: 23), hem de Sevgili Peygamberimizin hadîs-i şeriflerinde medhedilmektedir. Önce mühim bir hadisi zikrederek konumuza girelim.
Resûlullah (Sallallâhü Aleyhi ve Âlihi ve Sellem), bir hadis-i şerifinde:
“Şüphesiz ki ben, size iki (önemli) şey bırakıyorum. Benden sonra onlara tâbi olduğunuz müddetçe, yolunuzu aslâ sapıtmazsınız. Onlardan biri diğerinden daha büyüktür. Bunlardan biri Allah’ın kitâbıdır ki, gökten yere sarkıtılmış olan Allah’ın ipidir. Diğeri ise, “Itret”im, yani “Ehl-i Beyt”imdir. Bu ikisi, Havz-ı Kevser’e gelinceye kadar birbirinden ayrılmayacaklardır. O hâlde iyi düşününüz, o ikisi hususunda bana nasıl iyi bir halef olacaksınız?” buyurmuştur.

Dini ahkâmın delilleri
Bu hadis-i şerifin diğer bir rivâyetinde ise, şöyle buyurulmuştur:
“Size iki önemli şey bırakıyorum. Bunlara uyduğunuz müddetçe sapıtmazsınız. Bunlar, “Allah’ın Kitâbı” ve benim “Sünnet”imdir. Bu ikisi, Havz’a gelinceye kadar birbirlerinden ayrılmayacaklardır.”
İslâmi konularda ilim sâhibi olan her münevverin, kültürlü kimsenin bildiği gibi, bütün metodoloji kitaplarında (Usûl-i Tefsir, Usûl-i Hadis ve Usûl-i Fıkıh konularında yazılmış kitaplarda), dinî ahkâmın delillerinin dört olduğu kaydedilir ve bu deliller, kitâplarda “Edille-i Şer’iyye” başlığı altında “Kitâp”, “Sünnet”, “İcmâ-ı Ümmet” ve “Kıyâs-ı Fukahâ” olarak takdim edilir.

Makalemizin başında söylediğimiz gibi, bu dört delilin temeli olan ilk ikisinde, “Ehl-i Beyt” hazretleri medhedildiğine göre, diğer iki delille de medhedilmeleri elbette lâzımdır. Nitekim Ehl-i Beyt’in faziletiyle ilgili bütün ulemâ ve ümmet arasında ittifâk vardır. Kıyâs da böyledir; akl-ı selim de böyle söylemektedir.
O hâlde, hem yüce Allah’ın, hem de şanlı Peygamberinin medhettiği bu mübârek insanlar kimlerdir?
Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde “Ehl-i Beyt” hakkında meâlen buyurdu ki: “..Allahü teâlâ sizlerden ricsi, yâni kusûr ve kirleri gidermek istiyor ve sizi tam bir tahâret ile temizlemek irâde ediyor.” (Ahzâb sûresi: 33).

Ehl-i Beyt kimlerdir?

Eshâb-ı kirâm sordular: “Yâ Resûlallah! Ehl-i Beyt kimlerdir?”
O esnâda, Peygamber Efendimizin yanına Hazret-i Ali (radıyallahü anh) geldi. Peygamberimiz, onu mübârek paltoları altına aldılar. Daha sonra Hazret-i Fâtıma, Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin (radıyallahü anhüm) geldiler. Her birini bir tarafına alarak; “İşte bunlar benim Ehl-i Beyt’imdir” buyurdular. Bu yüksek kimselere “Âl-i Abâ” ve “Âl-i Resûl” de denir. Kitaplarda şu tarifleri de görüyoruz:
“Ehl-i Beyt”: Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmın bütün âile fertleri. Mübârek hanımları, muazzez kızı Hazret-i Fâtıma ile mübârek damadı Hazret-i Ali ve bunların evlâtları olan Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin, onların çocukları ve kıyâmete kadar gelecek torunlarının hepsi.
Hattâ Peygamberimizin temiz soyunun bağlı olduğu Hâşimoğullarına da “Ehl-i Beyt” denir. Eshâb-ı kirâmdan Selmân-ı Fârisî (radıyallahü anh) de “Ehl-i Beyt”ten sayıldı.

Resûlullah’ın (aleyhisselam) soyu, Hazret-i Fâtıma’dan devâm etti. Hazret-i Hasan’ın çocuklarına ve torunlarına “Şerîf”, Hazret-i Hüseyin’in nesline de “Seyyid” denir. Peygamber efendimizin temiz ve mübârek kanını taşıyan seyyidler ve şerîfler, İslâm memleketlerinin birçok yerlerinde yaşamaktadırlar. Her birisi güzel ahlâk nümûnesi olup, yurdumuzda da sayıları pek çoktur.
İslâm âlimleri, Ehl-i Beyt sevgisini, son nefeste îmân ile gitmek için şart görmüşlerdir. Ehl-i Beyti sevmek her mümine farzdır. Bunlarda Resûlullah’ın zerreleri vardır. Onlara kıymet vermek, saygı göstermek her müslümanın vazîfesidir. Ehl-i Beyt ile ilgili Peygamber efendimiz hadis-i şeriflerinde buyurdu ki:
“Ehl-i Beytim, yâni evlâdlarım, Nûh aleyhisselâmın gemisi gibidir. Buna binen kurtulur, binmeyen helâk olur.”
“Sizlere dîn-i İslâmı getirdiğim için, bir karşılık istemiyorum. Yalnız bana yakın olan Ehl-i Beytimi sevmenizi istiyorum.”

Şefeat müjdesi
“Ümetimden Ehl-i Beytimi sevenlere şefâat edeceğim.”
Şâfiî mezhebinin kurucusu İmâm-ı Şâfiî hazretleri, bunu şöyle dile getirmektedir: “Ey Ehl-i Beyt-i Resûl! Sizi sevmeyi, Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde emrediyor. Namazlarında size duâ etmeyenlerin, namazlarının kabul olmaması kıymetinizi, yüksek derecenizi gösteriyor. Şerefiniz ne kadar büyüktür ki, Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde sizleri selâmlıyor.”


Büyük İslâm âlimi İmâm-ı Rabbânî (rahmetullahi aleyh) de buyurdu ki:
“Babam zâhir ve bâtın ilimlerinde yâni kalp ilimlerinde çok âlim idi. Her zaman Ehl-i Beyti sevmeyi tavsiye ve teşvik buyururdu. Bu sevgi insanın son nefeste îmânla gitmesine çok yardım eder, derdi. Vefât edeceklerinde baş ucunda idim. Son anlarında şuurları azaldığında, kendilerine bu nasîhatleri hatırlattım ve o sevginin nasıl tesir ettiğini sordum. O hâldeyken bile: ‘Ehl-i Beytin sevgisinin deryâsında yüzüyorum’ buyurdu..”
İnşâallah yarınki makalemizde de bir nebze “Ehl-i Beyti Sevmenin Önemi” üzerinde durmak istiyoruz.



“Ehl-i Beyt”i sevmenin önemi (seyyidler)

Dünkü makalemizde de ifâde ettiğimiz gibi, İslâm âlimleri, Ehl-i Beyt sevgisini, son nefeste îmân ile gitmek için şart görmüşlerdir. Ehl-i Beyti sevmek her mümine farzdır. Bunlarda Resûlullah’ın zerreleri vardır. Onlara kıymet vermek, saygı göstermek her müslümanın vazîfesidir. Dün bazı hadis-i şeriflerden bahsetmiştik.

İmâm-ı Şâfiî hazretlerinin şu sözünü de nakletmiştik: “Ey Ehl-i Beyt-i Resûl! Sizi sevmeyi, Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde emrediyor. Namazlarında size duâ etmeyenlerin, namazlarının kabul olmaması kıymetinizi, yüksek derecenizi gösteriyor. Şerefiniz ne kadar büyüktür ki, Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde sizleri selâmlıyor.”
Yine bu konuyla ilgili, büyük İslâm âlimi İmâm-ı Rabbânî’nin (rahmetullahi aleyh) bir sözünü de nakletmiştik...

İyilik yapana teşekkür edilir...
Birisi bir iyilik yapınca, ona teşekkür etmek insanlık icabıdır. Bu iyilik ne kadar fazla olursa, ne kadar kıymetli olursa, teşekkür de o oranda artar. Bize en büyük iyiliği, Ehl-i Beyt ve Eshâb-ı kirâm yapmışlardır. Çünkü dünya ve âhıret saâdetinin yolunu gösteren İslâmiyet, onlar vâsıtasıyle bizlere gelmiştir. Bunun için bunlara ne kadar teşekkür etsek, duâ etsek yine de azdır.
Ayrıca bunları sevmek, saygıda, hürmette kusur etmemek, Peygamber efendimizin emridir. Çünkü, Efendimiz, “Eshâbımı, zevcelerimi ve Ehl-i Beyt’imi seven ve onlara dil uzatmayan, Cennet’te benimle beraber olur”, “Ehl-i Beyt’im, Nuh aleyhisselâmın gemisi gibidir. Binen kurtulur, binmeyen boğulur” buyuruyor.

Peygamberimiz, Eshâb-ı kirâmı yıldızlara benzetti. Yıldıza uyan, yolu bulur. Ehl-i Beyt’i de, gemiye benzetti. Çünkü gemide olanın, yıldıza göre yol alması lâzımdır. Yıldızlara göre yürümezse, gemi sâhile kavuşamaz. Görülüyor ki, boğulmamak için, hem gemi, hem yıldız lâzım olduğu gibi, Eshâb-ı kirâmın hepsini ve Ehl-i Beyt’in hepsini sevmek, saymak lâzımdır. Birini sevmemek, hepsini sevmemek olur. Çünkü, insanların en iyisinin sohbeti ile şereflenmek fazileti, hepsinde vardır. Sohbetin fazileti ise, bütün faziletlerin üstündedir.

Allahü teâlâ onlardan razıdır
Peygamber Efendimizi sevenin, O’nun Ehl-i Beyt’ini (Âile efrâdını, çocuklarını, torunlarını) ve Eshâbını, yani arkadaşlarını da sevmesi lazımdır. Efendimiz, “Onları sevenler, beni sevdikleri için severler. Onlara düşmanlık edenler, bana düşman oldukları için ederler” buyurdu.
Allahü teâlâ, Eshâb-ı kirâmdan râzı olduğunu, onları sevdiğini Kur’ân-ı kerimde bildiriyor. Allahü teâlânın sıfatları ebedidir, sonsuzdur. Bu bakımdan Eshâb-ı kirâmdan râzı olması da sonsuzdur. Münâfıklardan birkaçının, imânsızlıklarını sonradan açıklamaları, Eshâb-ı kirâmın sonradan mürted olması demek değildir. Peygamberimiz, kendisini sevmekle Eshâbını sevmeyi bir tutmaktadır:


“Eshâbıma dil uzatmakta, Allahü teâlâdan korkunuz! Benden sonra onları kötü niyetlerinize hedef tutmayınız! Nefsinize uyup, kin bağlamayınız! Onları sevenler, beni sevdikleri için severler. Onları sevmeyenler, beni sevmedikleri için sevmezler. Onlara el ile, dil ile eziyet edenler, onları gücendirenler, Allahü teâlâya eziyet etmiş olurlar ki, bunun da muâhezesi, ibret cezâsı gecikmez, verilir” buyurmuştur.

Efendimiz lanet etmeyi sevmezdi, çok az kimseyi lanetlemiştir. Bunlardan biri de Eshâbına kötü söz söyleyenlerdir: “Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti, Eshâbıma kötü söz söyleyenin üzerine olsun!” buyurdu.

Hepsi seçilmiş insanlardı
Eshâb-ı kirâmın hepsi âdil, sâlih, evliyâ, âlim, müctehid, seçilmiş insanlardı. Bunların üstünlüğünü Resulullah efendimiz şu sözleri ile ifade etmektedir: “Allahü teâlâ, bütün insanlar arasından beni seçti. Bütün üstünlükleri ve iyilikleri ihsân eyledi ve benim için eshâb ayırdı, seçti. Eshâbım arasından benim için akrabâ ve yardımcılar seçip ayırdı. Bir kimse, benim için, benim Peygamberliğim için, bunları sever ve sayarsa, Allahü teâlâ da, onu Cehennemden muhâfaza eder. Bir kimse, benim hatırımı düşünmiyerek, Eshâbımı sevmez, onlara dil uzatır, incitirse, Allahü teâlâ da, onu Cehennem azâbı ile yakar, sızlatır.”

İstisnâsız, bütün Ehl-i Beyti ve Eshâb-ı kirâmı sevmek, âhırette kurtuluş vesilesidir. Nitekim Efendimiz, “Kıyâmette, insanların hepsinin kurtulma ümidi vardır. Eshabıma söğenler bunlardan müstesnadır. Sırat köprüsünden ayakları kaymadan geçenler, Ehl-i beytimi ve Eshabımı çok sevenlerdir” buyurdu. Cenab-ı Hak bizleri bu sevgiden mahrum bırakmasın!..

(Prof. Dr. Ramazan Ayvallı).


AkinciBey
Allah razı olsun kardeş.
İmam Şafii Hzleri birgün talebeleri ile otururken önünden bir çocuk geçer.
Çocuk geçerken İmam Şafii Hzleri ayağa kalkar.
Talebeleri şaşırır.Ya imam neden kalktın ayağa derler.Nihayetinde küçük bir çocuk bu geçen.
İmam Şafii Hzleride :"Bu çocuk Resulullahın soyundan geliyor Seyyidtir.Onun kanını taşıyor saygıdan ayağa kalkmamın sebebide budur" der.

Tabi burada asıl saygı gösterilen çocuk değil Resullullah Efendimizdir.(SAV)
nasreddinhoca
Elhamdulillah ben de seyyidim, ehli beyttenim...
Ayette öyle diyor, Rasulullah (sav)'ın hanımları mü'minlerin anneleridir...
Elhamdulillah, bu seyyidliğimin, ehli beytten olduğumun senedidir, inkarı küfürdür!!! smile.gif
derinsular
Ehl-i Beyt Hiçbir Zaman Mürted Olmaz

Ehl-i Beyt’in İslam dininden başka bir dine girmesi, İslam dininden başka bir dine inanması mümkün değildir. Bu da İslam’ın dört büyük delili olan kitap,sünnet,icma ve kıyasla sabittir.Bin dört yüz yıllık İslam tarihinde böyle bir olayda meydana gelmemiştir ve bundan sonrada gelmeyeceği mutlak bir hakikattir. Onların başka bir dine geçmiş olduğunu varsayan iddiaların hiçbir ilmi dayanağı yoktur. Seyyid ve Şerif oldukları kesin olarak bilinen hiçbir Ehl-i Beyt için, böyle bir durum söz konusu değildir. Müminler için ilmi nitelikli aşağıdaki yazımız bu konudaki karışıklığı gidermeye yeterlidir.

Ehl-İ Beyt İle İlgili Ayetler

1- Ahzab suresi 33. ayetin sonunda şöyle buyuruyor; “Ey ehli Beyt! Allah sizden ancak günahı gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.”(Ahzab süresi, Ayet;33, Ömer Nasuhi Bilmen, Tefsiri Cilt:6 sayfa;107) Ebu Saidi Hudri Hz.’nin rivayetine göre: Resûlullah (sav) yukarıda zikrettiğimiz ayet nazil olunca. “Bu ayette ki işaret edilenler beş kişidir. Ben, Ali, Hasan, Hüseyin ve Fatıma”(dır buyurdular.) (Nurul Ebsar. Sayfa:228)

Ebu Saidi Hudri Hz.’nin rivayet ettiği Hadisi Şerife göre;
“Resûlullah (sav) Efendimiz kırk gün sabah (namazına giderken) Fatıma annemizin evinin önünde ‘Ey Ehl-i Beytim, Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Namaza kalkın ki Allah’ın rahmeti daima üzerinizde bulunsun.” diyordu.

2-Şura suresi 23. ayetin sonların da mealen;
“De ki; Ben buna karşılık sizden, akrabalıkta sevgiden başka bir ücret istemiyorum.” Yani ey Muhammed, Kureyş kafirlerinden olan o müşriklere de ki: Size yaptığım bu tebliğ ve nasihate karşılık sizden bana vereceğiniz bir mal istemiyorum. Sizden ancak kötülüğünüzü benden uzak tutmanızı ve Rabbimin risaletini tebliğ etmeme müsaade etmenizi istiyorum. Şayet bana yardım etmiyorsanız, hiç olmazsa, aramızda ki akrabalık bağına saygı göstererek bana eziyet etmeyin.
İmam-ı Beğavi Tefsirinde; İbni Abbas’ın rivayetine göre Resûlullah(sav) Efendimize şöyle denildi: - Bu ayette ki sevilmeleri bize emir olunan hangi akrabalarınızdır Ya Resulallah, diye sorulunca;
Allahın Resülü ; Onlar, Ali,Fatıma ve onların iki çocuğudur.Hasan ve Hüseyin’dir” buyurdular.

Sahih hadise göre Resûlullah (sav) efendimiz bir hutbesinde şöyle buyurmuştur: “Sizin aranızda iki şey bırakıyorum ki, bunlar,Allah’ın kitabı, Neslim(Ehl-i Beytim) ve yakın akrabalarım” dır. Havz-ı Kevser’e gelinceye kadar bu ikisi birbirinden hiç ayrılmayacaklardır.” (İbn-i Kesir Tefsiri Cilt:5 sayfa:312)
Kur’an-ı Kerim’in ve Resûlullah’ın Ehl-i beytinin (Neslinin) kıyamete, hatta Kevsere kadar hiç ayrılmayacağı, bir bütünlük içinde olacağı,başkaca hiçbir delile ihtiyaç kalmaksızın açıkça beyan edilmiştir.

4-Al-i İmran suresi 103. ayetin başında mealen;
“Ve hepiniz Allah Teala’nın ipine sımsıkı sarılınız ve birbirinizden ayrılmayınız”
Cafer-i Sadık Hz’nin görüşüne göre;
“Allah’ın ipi, Resûlullah (sav) Efendimizin Ehl-i Beyti’dir.”diyor.(Salebi tefsiri)


5-Nisa suresi 54. ayette mealen;
“Yoksa onlar Allahü Teala’nın lütfundan insanlara verdiği şey üzerine haset mi ediyorlar? Biz muhakkak İbrahim’in soyu’na kitap ve hikmet verdik, ve onlara büyük bir mülk verdik” (Ömer Nasuhi Bilmen. Cilt;2 sayfa;72)
Nurul Ebsar Kitabının sahibi “Bu ayetteki işaret edilen Ehl-i Beyt’ten başkası değildir” diyor.

6-Meryem suresi 96. ayetinde mealen;
“O kimseler ki, iman ettiler ve güzel güzel amellerde bulundular, muhakkak ki, Rahman, onlar için-kalplerde- bir sevgi vücuda getirmiştir.” (Ömer Nasuhi Bilmen cilt;4, sayfa 16)
Nurul Ebsar, kitabında “Hz. Ali(kv) ’ye şöyle denildi; bu ayette ki işaret sen ve senin zürriyetindir. Mahşer günü Allah (CC) Sizden razı olacak, Sizler de Allah (CC)’ın verdiklerinden razı olacaksınız”



7.Furkan Suresi 54 ayetinde mealen;
“O’dur sudan insan yaratıp ona soy-sop veren. Rabbin, her şeye kadirdir”
Allah, insanı, (görünüşü) zayıf bir meniden yaratmış, onu düzenleyip, dilediği gibi, erkek ve dişi olarak yaradılışı mükemmel bir varlık kılmıştır.
“O’dur, ona soy-sop veren” O, başlangıcında soylu soplu bir çocuktur. Sonra evlenir hısım ve akrabaları olur. İşte bütün bunlar, azıcık bir sudandır. Bu nedenle yüce Allah; “Rabbin, her şeye kadirdir.” Buyurmuştur. (İbn-i Kesir tefsiri, Cilt:4, sayfa:226)
El Dürer Kitabının sahibi Muhammed Bin Sirin’den rivayete göre;
Bu ayet Hz. Peygamber Efendimiz ve Hz. Ali (kv) hakkında nazil olmuştur. Çünkü Hz. Ali efendimiz soy olarak amcasının oğludur. Damadı olması yönüyle de akrabalık (hısımlık) bağı vardır.

8- Duha suresinin 5 ayetinde mealen;
“Ve muhakkak ki;Sana Rab’bin ihsan buyuracak, sen de hoşnut olacaksın” (Ömer Nasuhi Bilmen, Cilt:8 sayfa:416)
İmam Kurtubi İbni Abbas Tefsirinden naklen “ Resûlullah’ın hoşnutluğu O’nun Ehl-i Beytinin hiç birisinin cehenneme girmemesidir.” (C-20, S-95)
İmam-ı Taberi; İmam-ı Kurtubi’nin görüşünü aynen teyid ediyor. (C-20, S-95)

9. Al-i İmran suresi 61 ayetinde mealen;
“Artık sana ilim geldikten sonra her kim onun hakkında seninle münakaşada bulunursa, de ki: Geliniz, oğullarımızı ve oğullarınızı,kadınlarımızı, kadınlarınızı, kendi şahıslarımız ve şahıslarınızı davet edelim, sonra dua ve niyazda bulunalım, Allah Teala’nın lanetini yalancıların üzerine kılalım…”
Resulu Ekrem(sav) Efendimiz ise lanetleşmek için muhterem torunları Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’i ve Muhterem kızı Hz. Fatıma’yı ve damadı muhterem Hz. Ali (kv)’yi yanına almış, ben dua ettiğim zaman sizde amin deyiniz diye onlara tenbihatta bulunmuştur.
Resulu Ekrem (sav) Efendimiz Hazretleri bu duasının kabul olacağını kesin şekilde bilmeseydi, böyle bir lanetleşmeye onları davet edemezdi. Binaenaleyh bu da onun bir yüce peygamber olduğunu gösteren bir mucize demektir.

Gerçekten de Resul-i Ekrem(sav) Efendimiz buyurmuştur ki: Nefsim kudret elinde olan Allahü Teala’ya yemin ederim ki: Eğer onlar lanetleşmede bulunsaydılar, maymuna, domuza dönerlerdi, vadileri ateş içinde kalırdı. Cenab-ı Hak Necran’ı da, ahalisini de, hatta ağaçlarda ki kuşlarını da istisal(Helak) eder, yani kökünden söker atar idi. Buna inanmışızdır. Cenab-ı Hak, her şeye kadirdir. Kafirlerin cezasını tehir buyursa da, dünyada vermese bile mutlaka ahirette verecektir. Bu bir hakikattir.
(Ömer Nasuhi Bilmen, Cilt:1 Sayfa:362-363)
Hazın Tefsirinde “ Bu ayetteki işaretler çocuklarımız kelimesinde ki gaye Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin, kadınlarımız kelimesinde ki işaret Hz. Fatıma, şahsımız kelimesinde ki işaret Resûlullah (sav) Efendimiz ve Hz. Ali(kv)’dir. Çünkü Allah Resulü(sav) onları çağırmıştır.”

10-“Allah ve melekleri devamlı Peygamber’e salât ediyor; ey müminler siz de ona salât edin ve tam bir teslimiyetle selâm verin.” (Ahzab/56.)Âyeti nazil olunca, Ashab’tan bazıları, Rasûlullah (s.a.v) Efendimize gelerek:
“Yâ Rasûlellah! Size nasıl selâm vereceğimizi biliyoruz, fakat size, Ehl-i Beytinize nasıl salât okuyalım?” diye sordular. Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Şöyle deyin: “Allahım! Efendimiz Muhammed’e ve onun âline (ailesine ve zürriyetine) salât et. Peygamberin, İbrahim’e ve âline salât ettiğin gibi. Allahım! Efendimiz Muhammed’e ve onun âline (ailesine ve zürriyetine) bereket ihsan et, onları mübarek kıl. Peygamberin,İbrâhim’e ve âline bereket verdiğin gibi.” (Buhârî, Ehâdisü’l-Enbiyâ, 10; Müslim, Salat, 65-69.)

Ehl-i Beyti Anlatan Hadisler;

Bu konuyla ilgili hiçbir şüphe bırakmayacak kesinlik arz eden bir çok hadis-i şerifler vardır.

Biz birkaç tanesinden bahsedeceğiz:

1. “Benim ehl-i beytim Nuh (as)’un gemisi gibidir. Kim binerse kurtulur,muhalefet ederse helak olur.” (Hadis-i Şerif)

2.“Peygamber efendimize sorulmuş; Ya Resûlullah siz Ehl-i Beytinizden en çok kimi seviyorsunuz.?
Cevaben; “Hasan ve Hüseyin’i çok seviyorum” buyurmuşlardır. (Hadis-i Şerif)

3-“Bir gün Resûlullah (sav) Efendimiz, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i dizlerinin üzerine oturttu. Ve şöyle buyurdu: Bunlar benim çocuklarımdır, kızımın çocuklarıdır. Allah’ım ben onları çok seviyorum, sende onları sev.” diye dua buyurmuştur. (Hadis-i Şerif)

4-Resûlullah (sav) Efendimiz “ Hasan ve Hüseyin Cennetteki gençlerin Seyyidleridir.” diye buyurmuşlardır. (Hadis-i Şerif)

5-“Ehl-i Beytimi sevmeyenin kalbine iman girmez” (Hadis-i Şerif)

6-“Benim Ehl-i Beytim benim bir parçamdır” (Hadis-i Şerif)

7-“Resûlullah (sav) Efendimiz Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Efendilerimize bakarken şöyle buyurmuştur: kim beni severse ve bu ikisini de severse (Hz. Hasan ve Hz.Hüseyin) ve onların anne ve babalarında (Hz. Fatıma ve Hz. Ali yi) severse kıyamet gününde benimle beraber olur.” (Şefaatime nail olur) (Hadis-i Şerif)

8. Allah’ın laneti, “Seyyid olduğu halde Seyyidliğini inkar eden, Seyyid olmadığı halde seyidim diyen kimsenin üzerine olsun.” (Hadis-i Şerif)

Bütün mezheplere göre, beş vakit namaz içerisinde ki son oturuşta, Tahiyyat, Salli ve Barik dualarını okuyarak Peygamber efendimiz ve onun Ehl-i Beytine salat ve selam getiriyoruz. Ancak böylece kamil bir namazdan bahsede biliyoruz.

Keşaf Tefsirinde; “ Peygamber Efendimiz (sav) kim peygamber ve Ehl-i Beyt sevgisi üzerine ölürse şehit mertebesinde ölür . Kim ki Ehl-i Beyt sevgisi üzere vefat ederse imanı kamil ile gider. Kim ki Ehl-i Beyt muhabbeti ile ölürse ölüm meleği onu cennetle müjdeler ve ondan sonrada Münker ve Nekir melekleri de onu cennetle müjdeler. Kim ki Ehl-i Beyt sevgisi üzere vefat ederse cennete bir gelinin damat odasına süslenip girdiği gibi oda cennete süslenip girecek. Kim ki Muhammed in (sav) Ehl-i Beyti sevgisi üzerine vefat ederse kabrinde cennete giden 2 kapı açılır. Kim ki Muhammed in (sav) Ehl-i Beyti sevgisi üzerine vefat ederse onun kabri rahmet meleklerinin ziyaretgahı olur. Kim ki Muhammed (sav)in Ehl-i Beyti sevgisi üzerine vefat ederse ehli sünnet vel cemaat mezhebi üzere ölür . Kim ki onların buğzu (zulüm) üzere ölürse, onun alın çatısında Allah’ın rahmetinden umutsuzdur yazılıdır. Kim ki onların buğzu üzere ölürse kafir ölür. Kim ki onların buğzu üzere ölürse cennetin kokusunu bile alamaz.” (Hadis-i Şerif)

İmam Fahreddin Razi Hazretleri buyuruyor ki;
Bu hadislerden anlaşıldığı gibi Ehl-i beyt sevgisi vaciptir. Ve onlara buğz (zulüm) etmek haramdır. Bu görüşü tasdik eden büyük imamlardan İmam-ı Azam, İmam-ı Malik, İmam-ı Ahmet bin Hanbel, İmam-ı Şafi, Beyhaki ve Beğavi gibi büyük İslam alimlerinin görüşleri de bu şekildedir.

İmam Şafiî (rh.) başka bir sözünde Ehl-i Beyt sevgisinin farz olduğunu şöyle dile getirir:
“Ey Resûlullah’ın Ehl-i Beyti! Sizi sevmek bize farzdır. Allah indirdiği Kur’an’da böyle emretmiştir. Size salât okumadan namaz kılanın namazının kabul olmaması, sizin için en büyük bir övünç kaynağıdır ve bu size kâfidir.” (Muhammed Afif ez-Za’bî, Divânu’ş-Şâfii, 72)

Ehl-i Beyt hakkında, yukarıdaki ayet ve hadisler gibi birçok ayeti kerime ve hadisi şerif varid iken, bunların başka bir dine girmesi mümkün değildir. İslam dininin dört delili olan Kitap, Sünnet, İcma ve Kıyasa göre, kesinlikle İslamiyetin dışına çıkmazlar ve çıkmaları da mümkün değildir. Çünkü onlar Resûlullah (sav)’ın birer parçasıdır.

Seyyidler ve Şerifler tarih boyunca insanlara güzel örnek olmuşlardır. İnsanların içerisinde, ilimde olsun, ticarette olsun, tarımda olsun , halktan biri olmuşlardır. Ve insanlara asırlar boyunca güzel ilimler sunmuşlardır.

Son Avrupa seyahatimde, Vatikan kütüphanesinde Seyyid Abdülkadiri Geylani Hz.’nin kitaplarını araştırırken, Mübareğin elimizde bulunmayan elyazması bir vasiyetnamesine rastladım. Nadir bulunabilecek bu vasiyetnamede şöyle diyor; “İnsanları kendiniz kadar sevin. İyilikte, ittifakta, güzel işlerde ve güzel sözlerde daima insanlara örnek olun. Birleştirici olun dünya ve ahiret ilminde daima ilerde olun. İlimlerin en güzelini öğrenin,öğretin ve mucit olun” diye vasiyet buyurmuştur.

Yine Vatikan’da Ehl-i Beytle ilgili eşine az rastlanır ondört adet kitap ve risaleye ulaştım,tetkik ettim.

Avrupada’ki bazı kütüphanelerde ise “Yıldızlar, uzay, gök ilimleri, yer ilimleri ve harf ilimleriyle” ilgili bir kitaba da rastladım. Kitabın müellifi de Abdülkadiri Geylani Hz.’nin torunlarından bir Seyyid idi. Şu ana kadar bu kitap hiçbir yerde de yayınlanmamıştır. Ve hat (el yazması) olarak orada bulunmaktadır.
Bu kadar ayet-i kerime ve hadis-i şerifler, alimlerin görüşleri, tarihi belgelerin de ışığı altında, her insanın Seyyid ve Şerifler hakkında ki hüsnü niyetini arttırması gerektiği, inkar edilemeyecek bir hakikattir.
Bir mü’min olarak meselelere, ilmi delillerle yaklaşıp, insaf ve vicdan çerçevesinden de çıkmamak gerekir.
Allah (CC)’a emanet olun…
Zemahşeri
ALINTI(derinsular @ Dec 1 2007, 04:27 AM) *

Ehl-i Beyt Hiçbir Zaman Mürted Olmaz




Ehli beyt denilen seçkin kimseler için bu söz tabiki doğrudur.Ama yazının devamında anladığım kadarı ile ehli beytten sizin anladığınız Allah resulunun soyundan gelen herkezin ehli beyt olduğudur.Gerek hadis ve ayetlerde gerekse kelime anlamı itibari ile bu mümkün değildir.Ehli beyt Allah resulunun ev halkım dediği kişilerdir.Daha sonraki nesil tabiki bizim hürmetimize layıktır fakat onların dokunulmazlığıda söz konusu değildir.Her peygamberin soyunda mürtedler ve kafirler olabilir veya olmuştur.Allah resulunun soyunun böyle bir ayrıcalığı yoktur.Onlarda mürted çıkabilir demek Allah resulune bir hakaret değildir.Bir kişinin seyyid veya şerif olması onun imtihandan muaf olacağı anlamına gelmez.Tabi bu yazdıklarım iddianız bu önde isedir.

Vesselam
TEVHİD
Zemahşeri kardeşime aynen katılmaktayım.

Selam ve dua ile
derinsular
biz ikinizede katılmıyoruz ve sizin gibi düşünmekten inanmaktan

YÜCE ALLAHA CC SIGINIYORUZ.

Peygamber efendimiz (s.a.v) bir hadisi-i seriflerinde:-her anacocugunun bir akrabasi vardir.bundan Fatima nin iki cocugu harictirki,onlarin yakini ve akrabasi benim- buyurmuslardir.(1)
Menavi merhum der ki:şu,Peygamberin bir özelligidir ki,kizlarinincocuklari hep yüce peygambere nisbet edilirsede Fatima nin cocuklarininözellikleri digerinde yoktur.yani öbürleri bunlara denk olamazlar.


Diger bir hadisi serifte de:-Her sebeb ve nesep,kiyamet günündekesilir.Benim sebeb ve nesebim bundan harictirki,kesilmez.-buyurmuslardir.(2)
Bilindigi gibi Ahiret gününde hic bir kimseye soy ve asalat tarafindanfayda yoktur.ben falan zatin ogluyum,falanlarin soyundanimdemek,dünyada oldugu gibi hele ahirette hic bir faydasaglamayacaktir.Nikah yönünden akrabaligin da faydasi olmaz.Hasili,kiyamet günü kimsenin kimseye yardimi dokunmaz. Ancak HZPeygambere gerek soy ,gerekse nikah yönünden ilgisi olanlarin nesebikesilmeyecek ve onlar bu yüzden seref bulup,HZ Peygamberin şefaati ileselamet ve saadete ereceklerdir.Alimler derler ki: hadisi serifte"SEBEB" ten maksat,müslümanlik ve takvadir."NESEP" ten maksat da nesilzürriyet,nikah yoluyla kurulan akrabalik,hatta süt anne ile meydanagelen akrabalik da dahildir.


Fakat cenab-i Hakk,Kuran-i Keriminde:-kiyamet günü kimseye soyu ve asaleti tarafindan fayda yoktur.-buyuruyor.(3)
Demek Peygamber efendimizin dünyada ve ahirette faydasi olan mübarekneseplerinden ayri olan nesepler hakkindadir.Tefsirciler bu şekildeaciklamakta,ibnü-l-Abidin merhum da böyle ifade etmektedir.(4)

Manavi de der ki: Peygamber efendimizin Fatima zehrayahitaben:-Ahirette üzerinize gelecek azabi uzaklastiramam,bunaselahiyetim yoktur.- buyurmasi,Ehl-i beytini farz ve vaciplerin yerinegerilmesine teşvik oldugu gibi Allah (cc) sevgisi,Allah korkusu vetakva gibi faziletlerle süslemek,dünya süslerinden sakindirmak veonunla kibirlenip gururlanmaktan men etmek icindir.
yani ben Rabbimin lütf ve keremi olmadikca kendi başima elimden bir şeygelmez.Mevla min izni olmadikca kim kime şefaat edebilir ? şu haldebenim şefaatim de Allah in iznine baglidir.Allah in izni oldugu zamanözel ve genel şefaatimi kullanacagim.

işte ozaman gerek soydan, gerek nikah yoliyle bana yakinligi olanlarbundan faydalanacaklardir. hatta yabancilar bile... Buna dayanarak HZ.ömer HZ. ali ile HZ. Fatima zehradan dünyaya gelen ümmü külsüm ün (r,a)nikahina talip oldugunda HZ. Ali -daha yaşi kücüktür- demisse deHZ.ömer:-maksadim ancak Peygamber ailesine katilmaktir,demiş, HZ.Alinin kabul etmesiyle HZ.Ömer le ümmü külsüm nikahlanmisti.


Hasili, bu hadisi serif,Peygamber Efendimize soy ve nikah yolu ile bag ve ilgisi olanlara pek büyük bir müjdedir.




HAZIRLAYAN-DERiNSULAR






kaynaklar:

1.teberani,fatima zehra dan rivayet etmistir.yenabiul mevedde, s.85

2.hakim ve beyhaki,HZ.ömerden rivayet etmislerdir. zürkan el mevahib, c,5, s.284

3.Müminun suresi, 101

4.ibnul Abidin, c. 1. s.897.

---------------------
(Ehli beytimin, Ensarın ve Arabın hakkını tanımayan, ya münafık,veya veledi zina, yahut haram karışmıştır.) [Beyheki, İ.Adiy, ElBaverdi]
----------------------

derinsular
56.Mektup

Bu mektûb da, şeyh Abdülvehhâba yazılmışdır. Bir seyyide yardım etmesini dilemekdedir:

Bereketleri çok olan kıymetli seyyidler “rahmetullahi teâlâ aleyhim “ din ve dünyâ efendisinin “aleyhi ve alâ âlihissalevâtü vettehıyyât” zerrelerini taşıdıkları için, kırık kalem ve kısa dil ile hâllerini bildirmekden ve kendilerini övebilmekden çok yüksekdirler. Ancak, se’âdete kavuşmağa sebeb olacağını düşünerek bu işe kalkışılabilir. Belki de onları ağzına almakla şereflenmeyi ve onlara karşı sevgi beslemek emrini yerine getirmek için bu büyük işe kalkışılır. Yâ Rabbî! Peygamberlerin efendisi hurmeti için “aleyhi ve alâ âlihi ve aleyhimüssalâtü vesselâm” o sevgilileri, bizim de sevmemizi nasîb eyle!

Bu mektûbu getiren Mîr Seyyid Ahmed, Sâmâne şehri seyyidlerindendir. İlm öğrenmekde, islâmiyyete sımsıkı sarılmakdadır. Geçim sıkıntısından dolayı oraya gelmişdir. Yüksek kapınızda yer varsa, kendisi çok yakışır ve uygun olur. Eğer yer yoksa, sevenlerinizden birine gönderirseniz, geçim sıkıntısından kurtarılmış olur. Hizmetçilerinizin fakîrlere ve muhtâclara olan yardımlarını iyi bildiğimden, hele çok kıymetli seyyidlerin imdâdına yetişilmesi için birkaç kelime yazmağa kalkışdım. Yola çıkarken izn almak se’âdetine kavuşamadı ise de, bizi sevenlerdendir. Allahü teâlâ sevgisini ve ihlâsını artdırsın! Dahâ uzun yazmak saygısızlığından çekindim.



(İmam-ı Rabbani hazretleri).

Ehl-i beyt için ise, (Ehl-i beytim, Nûh aleyhisselâmın gemisi gibidir. Binen kurtulur, binmiyen boğulur) hadîs-i şerîfi yetişir.

Büyüklerimizden ba’zısı buyurdu ki, Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, Eshâb-ı kirâmı yıldızlara benzetdi. Yıldıza uyan, yolu bulur. Ehl-i beyti de, gemiye benzetdi. Çünki gemide olanın, yıldıza göre yol alması lâzımdır. Yıldızlara göre yürümezse, gemi sâhile kavuşamaz.

Görülüyor ki, boğulmamak için, hem gemi, hem yıldız lâzım olduğu gibi, Eshâb-ı kirâmın hepsini ve Ehl-i beytin hepsini sevmek, saymak lâzımdır. Birini sevmemek, hepsini sevmemek olur.

Çünki, insanların en iyisinin sohbeti ile şereflenmek fazîleti, hepsinde vardır. Sohbetin fazîleti ise, bütün fazîletlerin üstündedir.
[(Sohbet), bir kerre de olsa, berâber bulunmak demekdir.

(Hazânetürrivâyât)da diyor ki, (Din âliminin bir sâat kadar sohbetinde bulunmak, yediyüz sene ibâdet etmekden dahâ hayrlı olduğu (Mudmerât)da yazılıdır.

(İmam-ı Rabbani hazretleri).
TEVHİD
biz ikinizede katılmıyoruz ve sizin gibi düşünmekten inanmaktan

YÜCE ALLAHA CC SIGINIYORUZ.



Derinsular Kardeşim

Ehli beytten olup da sapmış kimseler de mevcuttur.Hepsi için aynı şeyi söyleyemeyiz.Hadisler doğrudur.Ama o hadislere layık olanlar için geçerlidir.Yoldan sapanlar zaten aslını inkâr ettiği için ehlibeyt olamaz.
Bakın ben bir isim vermeden belirteyim.Doğu'da Ehl-i Beyt mensubu 10 yaşındaki çocukların sigara içtiklerini ve Ehl-i Beyt olduğu için bunların karşısında uyarmak yerine koca insanların elpençe divan durduklarını biliyorum.Ayrıca insanlara menfi tavırlar sergilediklerini de.Şimdi bu durumda Ehl-i Beyttir, ne yapsa, ne dese doğrudur mu demeliyiz?

Selam ve dua ile
a.zade
Selamun aleykum

Sevgili derinsular kardeş, ben zemahşeri ve tevhit kardeşlere katılıyorum. Bu imtihan dünyasında ayrıcalıklı insan sınıfı yoktur. Ayrıcalıklı sınıf yaklaşımı "yahudice" bir yaklaşımdır. Ayrıca anladığım kadarı ile olayları "kutsalcı yaklaşımla" değerlendiriyorsunuz. Tabi bu değerlendirmenizde tarikatin etkisi fazladır. Çünkü tarikatlarda kutsalcılık yaygındır. Size el- bakara suresinde anlatılan Hz. İbrahim'in soyu için duası ve Rabbimizin cevabını okumanızı tavsiye ederim. Hadiselere Kur'an'ın bakış açısıyla bakarsak şaşmayız inşaALLAH teala. Bu söylediklerimden "ehl-i beyte saygısızlık" anlamını sakın çıkarmayın. Rasulullah'ın soyundan gelen salihlere çok saygı duyarız. Fakat Rasulullah'ın soyundan gelmek başlı başına kurtuluş sebebi değildir.
(Not: Ben de Rasulullah'ın soyundan gelen bir kişi tanıyorum: Feriduddin AYDIN (Ferit Aydın) beyefendi Hz. Hasan kanalıyla şeriftir. Kendisi alimdir ve çok faydalı kitapları vardır.)
derinsular

ALEYKUM SELAM.

size katılamıyorum ve sizin gibi düşünmüyorum.




Seyyidlere dil uzatana, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem sormazmı bize ?

Benim merhametim geniş degilmiydi,merhametimin geniş olduna inanmadınız mı ?

kendi evladımızı af ettirmeye hiçmi gücümüz yok idi acaba demez mi ?.


(SEYYİD FEVZEDDİN HAZRETLERİ).



Bir hadis-i şerifinde Efendimiz (s.a.v.), “Benin evlatlarımın iyilerini Allah (c.c) için kerim tutunuz, onlara hürmet ediniz. İyi olmayanlarına benim için hürmet ediniz.” buyuruyorlar.(R.nasihin).



Ibn-i Asakir, Resulullah (sav) Efendimizin söyle buyurdugu Hazret-i Ali'den naklen anlatti:

"Her kim, ehl-i beytime (kötü manada) el atarsa, kiyamette ona yeterim." (ibn-i Asakir)



Büyük arif Muhyiddin b. Arabî hazretleri (k.s) demiştir ki: “AllahResûlü (s.a.v), Allah Teâlâ’nın emriyle bizden yakınlarına muhabbetetmemizi istemiştir. (Şûrâ/23) Bundan sonra bir mümin Hz. Peygamberin(s.a.v) bu talebini kabul etmezse, yarın kıyamet gününde ona hangi yüzlebakacak ve onun şefaatini nasıl umacaktır?”

Bir sadık âşık demiştir ki: “Sevgilinin yaptığı her şey sevgilidir.Eğer senin Allah ve Resûlü için muhabbetin sahih ise, Hz Peygamber’in(s.a.v) Ehl-i Beytini de seversin. Herkesin imanı onların muhabbeti ileölçülür.” (Ibnu Arabî, el-Futûhâtu’1-Mekkiyye, I, 29. Bölüm. (Özetlealındı).




(Ehl-i beyt, asi [günahkâr] olsalar da, bunları sevmek lazımdır.Bunları sevmek, kalb ile, beden ile ve mal ile yardım yapmakla olup,bunlara riayet ve hürmet etmek iman ile ölmeye sebep olur) buyurdu.

(Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri).




Ehli beyt günahsiz midir ?

” Kizim Fatima'nin adi "Allah onu ve sevenlerini Cehennemden korur" manasindadir. Hadis [Deylemî]



Ehli sünnet inancina göre günahsiz olanlar sadece peygamberlerdir.Ehli beyt masum degildir.

şiiler Ehl-i Beyt mensuplarinin günahtan korunmus olduklarinainanirlar. Oysa Ehl-i Beyt günahlardan korunmus degildir. Kur'an-iKerim'de ehl-i beyt kavrami söyle geçmektedir. “Ey ehl-i beyt, Allahsizden kiri gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor”(Ahzab 33/33) .Buradan anlasiliyorki Allahu Teala onlarin imanli ölmeleri için budünyada onlarin tövbe etmeleri için bütün ortamlari hazirlamistir bulütuf yolu ile de olabilir , bela ilede olabilir. Çünkü sonsuzluk alemiöbür dünyadir. Her sey orasi içindir .bütün dünyada kiymetli ne varsaorasi içindir. Dolayisiyla ehli beyt te bu dünyada imtihandadir fakatonlari imtihani biraz daha farklidir. Allahu Teala onlara bazi lutuflarvermis diger inanan insanlar içinde da onlar bir lütuf vesilesiolmuslar ve de olmaya devam etmektedirler. Ehli beyte cehennem atesininaram oldugunu Peygamberimizin su mübarek sözlerin den. ” Allah, Fatimave nesline Cehennemi haram kildi. “Hadis (Taberânî) anliyoruz.



Ehli Beyti sevmek farzmıdır?

" İslâmın esası, bana ve Ehl-i beytime sevgidir." Hadis [İbni Asakir].



bize aşagıdaki vericegim şu evliyanın sözü yetişir vede kafidir.gerisini siz düşünün.

(Ehl-i beyt, asi [günahkâr] olsalar da, bunları sevmek lazımdır.Bunları sevmek, kalb ile, beden ile ve mal ile yardım yapmakla olup,bunlara riayet ve hürmet etmek iman ile ölmeye sebep olur) buyurdu.

(Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri).


yüce Rabbimiz bizi SEYYİDLERİ gerçek sevenlerden eylesin.
Zemahşeri
Peygamberlerin ailesinden olup iman etmeyen kişiler için Allah ayetlerinde onlar artık senin ailen değildir buyurmuştur.Bu sebeple aileni alıp git denilen hz lut iman etmeyen karısı hariç ailesini alıp kavmini terk etmiştir.Yine aynı şeh hz nuh içinde geçerlidir

Hicr suresi 59. "Yalnız Lût'un ailesi suçlu değildir. Biz onların hepsini kurtaracağız."
60. "Lût'un karısı hariç. O günahkârlarla geride kalacaktır. Öyle takdir ettik."


Hud. 45. Bu arada Nûh, Rabbine yakardı da dedi ki: "Rabbim, oğlum benim ailemdendi! Senin vaadin elbette haktır. Sen hâkimlerin, hükmü en güzel verenisin."
46. Allah buyurdu: "Ey Nûh! O, senin ailenden değildi. Yaptığı, iyi olmayan bir işti. Hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Cahillerden olmaman hususunda seni uyarırım."

Bu sebeple iman etmeyenler kişinin ailesinden sayılamazlar.Bir kimsenin Allah resulunun soyundan gelmesi onun torpil göreceği anlamına asla gelemez.Demişsinizki.

ALINTI
Seyyidlere dil uzatana, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem sormazmı bize ?


Bir kişiye sadece seyyid diye dil uzatandan muhakkakki hesap sorulur.Fakat bizim burda bahsettiğimiz bir dil uzatma değil imtihanın umumiliğidir.

ALINTI
Benim merhametim geniş degilmiydi,merhametimin geniş olduna inanmadınız mı ?

kendi evladımızı af ettirmeye hiçmi gücümüz yok idi acaba demez mi ?.



Allah resulunun, soyunu af ettirme gücü yokmu idi sorarken Allah'ın adaletini nereye koyuyorsunuz anlayabilmiş de değiliz.
Allah resulunun, amcasını iman ettirmeye gücü yoktu.Diğer yandan kızı hz fatıma ya şu sözü bilenen bir hadistir.

"ey Fatıma! Amelinle kendini ateşten kurtar. Yoksa ben de seni ateşten kurtaramam"
31- Müslim, İman, 348

Daha bunun üzerinize ne itirazınız olur bilemem.Vesselam



Hæy
Allah(c.c) razı olsun super paylasım

Bilgileriniz icin
[color=#FF6666]
AkinciBey
Ben feriduttin aydının şerif olduğuna açıkcası inanmıyorum.
Cumhuriyetle birlikte birçok aile biz seyyidiz diye ortaya fırladı.
Ancak Osmanlı gerçek seyyid ve şeriflerin secerelerini özenle tutmuştur.
Şu an Türkiyede bilinen bir kaç seyyid ailesi vardır.
Geri kalanlar biz seyyyidiz şerifiz derse inanmamalı.
derinsular
ALINTI(Zemahşeri @ Dec 3 2007, 02:55 AM) *




Allah resulunun, soyunu af ettirme gücü yokmu idi sorarken Allah'ın adaletini nereye koyuyorsunuz anlayabilmiş de değiliz.

(CEVAP - ALLAH CC DİLEDİGİNİ ÜSTÜN YARATIR DİLEDİGİNİ HESAPSIZ CENNETİNE KOYAR,
KİMSE YÜCE RABBİMİZE SORAMAZ SEN HZ MUHAMMEDİ NEDEN EN ÜSTÜN YARATTIN DİYE,
HAŞA ALLAH HZ PEYGAMBERİMİZİ EN ÜSTÜN YARATIRKEN ADALETSİZLİKMİ ETTİ ?.)



Allah resulunun, amcasını iman ettirmeye gücü yoktu.Diğer yandan kızı hz fatıma ya şu sözü bilenen bir hadistir.

(CEVAP- EBU TALİBİNDE SON ANINDA İMAN ETTİGİ RİVAYETİ VARDIR VE DAHADA FAZLASI VE BAŞKA RİVAYETLER VARDIR,AŞAGIYA O YAZIYI ASACAGIM ŞOK OLMAYIN SAKIN.)




"ey Fatıma! Amelinle kendini ateşten kurtar. Yoksa ben de seni ateşten kurtaramam"
31- Müslim, İman, 348

Daha bunun üzerinize ne itirazınız olur bilemem.Vesselam
.

HADİSİ SERİFİN AÇIKLAMASINA DİKKAT EDİN BUYURUN,Manavi de der ki: Peygamber efendimizin Fatima zehrayahitaben:-Ahirette üzerinize gelecek azabi uzaklastiramam,bunaselahiyetim yoktur.- buyurmasi,Ehl-i beytini farz ve vaciplerin yerinegerilmesine teşvik oldugu gibi Allah (cc) sevgisi,Allah korkusu vetakva gibi faziletlerle süslemek,dünya süslerinden sakindirmak veonunla kibirlenip gururlanmaktan men etmek icindir.
yani ben Rabbimin lütf ve keremi olmadikca kendi başima elimden bir şeygelmez.Mevla min izni olmadikca kim kime şefaat edebilir ? şu haldebenim şefaatim de Allah in iznine baglidir.Allah in izni oldugu zamanözel ve genel şefaatimi kullanacagim.

işte ozaman gerek soydan, gerek nikah yoliyle bana yakinligi olanlarbundan faydalanacaklardir. hatta yabancilar bile... Buna dayanarak HZ.ömer HZ. ali ile HZ. Fatima zehradan dünyaya gelen ümmü külsüm ün (r,a)nikahina talip oldugunda HZ. Ali -daha yaşi kücüktür- demisse deHZ.ömer:-maksadim ancak Peygamber ailesine katilmaktir,demiş, HZ.Alinin kabul etmesiyle HZ.Ömer le ümmü külsüm nikahlanmisti.


ASLINDA BU SORU VE ŞÜPHELERİN CEVAPLARI YUKARDAKİ ASILAN YAZILARDA MEVCUTTU,

ama dikkatli okunmadıgı belli,veya anlamak istenilmiyor.


Ehl-i beyt konusu üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir konudur,bilgilerinize sunulur.

.

---------------------------------------------------------------------


EBU TALİB'İN DİRİLTİLMESİ






Sual: Hazret-i Ali’nin babası ve Resulullahın amcası Ebu Talib, imansız mı öldü?

CEVAP

Evet imansız ölmüştür. Bu husustaki hadis-i şerifin meali şöyledir:

(Cehennemde en hafif azap Ebu Talib’e yapılır. Ayaklarında ateşten iki nalın olacak, bunların sıcaklığından beyni kaynayacaktır.) [Müslim]






Bu hadis-i şerif, Ebu Talib'in diriltilip iman etmesinden sonra, İmam-ı Kurtubi ve İmam-ı süyuti hazretlerinin bildirdiği (Amcam Ebu Talib, diriltildi ve iman etti) mealindeki hadis-i şerif ile nesh edilmiştir.


Ebu Talib’in diriltilerek iman ettiğini bildiren hadis-i şerif Kurtubi’den naklen İbni Hacer-i Mekki hazretlerinin Nimet-ül-kübra kitabında da yazılıdır.






Ebu Talibin diriltilerek iman ettiği Şifa-i şerif şerhinde de vardır. İmam-ı Süyuti hazretleri, Ebu Talib’in imanlı olduğunu ispat eden kıymetli bir kitap yazarak, 12 hadis âliminden de delil getirmiştir. (Mirat-ül harameyn s.1096-1112)






Sana kimse dokunamaz

İslamiyet kuvvetlendikçe müşriklerin düşmanlıkları arttı. Fakat Ebu Talib’den korktukları için bir zarar yapamıyorlardı. Müşrikler, Ebu Talib’e gelip "Ya yeğenini bize teslim et, yahut putlarımıza hakaret etmesin" dediler. Ebu Talib, müşriklerin arzusunu yeğenine bildirdi. Resulullah kabul etmedi. Ebu Talib, "Ey oğul sen vazifeni yap, ben hayatta olduğum müddetçe kimse sana dokunamaz" dedi.





Müşrikler Ebu Talib’den çekindikleri için, Resulullaha bir şey yapamadılar. Fakat, Beni Haşimle her türlü alakayı kesip bir de ahdname yazarak Kâbe’nin duvarına astılar. Münasebet kesme [boykot] uzun sürdüğünden, Beni Haşim taraftarları perişan oldular.





Ebu Talib, Resulullahı korumada çok titizdi. Her gece kılıcı ile Peygamberimizin evinin etrafında sabaha kadar dolaşırdı. Peygamber efendimiz (Cebrail geldi. Müşriklerin astığı ahdnamedeki yazıları bir güvenin yediğini bildirdi) buyurdu.




Bunun üzerine Ebu Talib, "Senin mabudun haktır. Sen doğru söylersin" diyerek müşriklerin yanına gitti. "Yeğenimin Rabbi, bir böcek gönderip ahdnamenizdeki yazıların hepsini telef etmiş. Yalnız Allah ismini bırakmış" dedi. Müşrikler alaylı bir şekilde gülünce, Ebu Talib, "Eğer o sözünde yalancı ise, onu size teslim edeceğim. Eğer doğru çıkarsa düşmanlığı bırakın" dedi. Razı oldular. Gidip bakınca Allah ismi hariç, diğer yazıların yok olduğu görüldü. Müşrikler mahcup oldu.)






Yeğenime tâbi olun

Medaric-ün-nübüvvede diyor ki:




(Ebu Talib, hasta olunca, ziyaretine gelenlere dedi ki: "Kâbe’ye hürmet edin, sıla-i rahmi bırakmayın, zayıflara yardım edin, fakirlere ihsan edin, emanete riayet edin, yeğenim Muhammed’e tâbi olun! O Arabın eminidir. Sözünde sadıktır. Davet ettiği şeyi akıl da kabul eder. Arabın, Acemin onu tasdik edip ona teslim olacağına inanıyorum. Ona yaklaşın, mal ve canınızla yardım edin!"




Ebu Talib, ölüm döşeğinde iken, Resulullah yanına gelip (İman et) buyurdu. Ebu Talib "Ey yeğenim, söylediğinin iyilik olduğunu biliyorum. Lakin ölüm korkusu ile imana geldi denilmesinden çekiniyorum" dedi. Öleceği zaman bir şey söyledi.




Fakat hâlsiz olup sesi yavaş çıktığından herkes işitemedi. Yakınında bulunan Hazret-i Abbas (Kardeşim iman etti) dedi. Fakat Peygamber efendimiz (Ben işitmedim) buyurdu."




Yüce rabbimiz için zor olan bir şey yoktur,dilerse cehennemin içinde ebu talip için cennet yaratmaya kadirdir.





-----------------------------------------------------------------




Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in Ana ve Babasını Diriltilmesi



1- “İmam-ı Taberânî'nin naklinde Hazret-i Aişe (Radiyallâhu Anhâ) buyurmuştur ki:




Fahri Kainat Efendimiz Hazretleri bir kere üzüntülü ve hüzünlü olarak Hacun denilen yere vardı. Orada yakarışa (Allah'u Teâlâ'ya yalvarmaya) durdu. Ondan sonra sevinçli ve neş'eli olarak gelip:


"Rabb'imden diledim, anamı diriltti, bana iman getirdikten sonra yine aslına döndürdü diye buyurdu." (Mevâhib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 652; Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 306; Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 4, Sayfa: 547)



2- “Kurtubî, ibn-i Nasırü'ddîn Hafızı'ş-Şam ve kendilerine itimad edilen âlimlerden pek çoğunun sahihdir dedikleri bir hadîs-i şerife göre, Allah'u Teâlâ Resûl-i Ekrem Efendimize bir mûcize ve bir ikram olarak anasını babasını diriltmiş, onlar da Peygamber Efendimize imân etmiştir. Adet-i ilahînin hilâfına olarak öldükten sonra imânlarıyla faidelenmişlerdir. Nitekim İsrailoğulları arasında öldürülmüş bir kimse, kendisini öldüreni haber vermesi için Cenâb-ı Hakk tarafından diriltilmiştir. İsâ (Aleyhis-selâm) Allah'ın izniyle ölüleri diriltirdi. Resûl-i Ekrem Efendimiz de Allah Teâlâ'nın izniyle bir çok ölüleri diriltmiştir.” (İbn-i Abidîn, Cild 9, Sayfa: 25)


3- “Ben cahiliye ahlaksızlıklarından hiç bir şey bulaşmaksızın ana ve babamdan meydana geldim.Ben, Adem'den babama ve anneme gelinceye kadar, zinadan değil hep nikâh mahsûlü olarak meydana geldim. Ben ana, baba soyu itibariyle en hayırlınızım.!” (İslam Tarihi (Mekke Devri), Sayfa: 19; Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, Sayfa: 412)


Yukardaki Hadîs-i Şerif'te Adem (Aleyhis-selâm)'den baba ve anneme gelene kadar hep nikah mahsülü olarak meydana geldim buyurmaktadır.



Halbuki kafirin nikahı olmayacağına göre Sevgili Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in annesi ve babası zaten müslümandı. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) anne ve babasını müslüman etmek için değil, kendisine ümmet edinmek için diriltti.



4- (Dört Büyük Halife Kitabı (Seyyid Eyyub bin Sıddık) Sayfa: 41-46'dan alınan yazı aşağıya alınmıştır.)



“Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'ın Ana, Baba ve Dedeleri, hep Mü'min idi.


Seyyid Abdülhakîm bin Mustafâ Arvâsî'nin bir mektûbudur:


Sâfiyye-i âliyyenin büyüklerinden, şeyh Ebül-Hasen-i Şâzelînin talebesi, kerâmetler sâhibi şeyh Ebûl-Abbâs Mürsî'nin yetiştirdiği evliyânın en yükseği olan imâm-ı Busayrî, yazmış olduğu ve bütün islâm âlimlerinin seve seve okudukları, KASİDE-İ HEMZİYYE de, Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'i medh ederken "O en iyi insanın, anaları, babaları da, hep iyi idi. Allah'u Teâlâ, mahlûkları arasında, onun için en iyi anaları, babaları seçti" demektedir.

Çeşitli İslâm dillerinde yazılmış mevlidlerin hepsinde, Peygamberimiz'in ana ve babasının tertemiz oldukları yazılıdır.


Peygamberimizin ve bütün Peygamberlerin (Aleyhimüs-selâm) babalarının ve analarının hiçbiri kâfir değildi. Aşağı kimselerde değildi. Bu sözümüzü isbât eden Ayet-i Kerîme ve Hadis-i Şerifler şunlardır:


a)- Kûr'an-ı Kerim'den sonra en kıymetli, en doğru kitâb olan (Buhâriyi şerif) deki bir Hadis-i Şerifte, Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) buyurdu ki:


- Her asırda, her zamanda yaşayan insanların en iyilerinden, seçilmişlerinden dünyâya getirildim.


cool.gif- Binlerce Hadîs kitâblarından ikinciliği kazanmış olan, İmâm-ı Muslimîn kitâbındaki hadîs-i şerifte "Allah'u Teâlâ, İsmâil (Aleyhis-selâm) evlâdından, Kinâne ismindeki kimseyi, ve onun sülâlesinden, Kureyş ismindeki zâtı beğendi, seçti. Kureyş evlâdından da, Hâşim oğullarını sevdi. Onlardan da, beni süzüb seçdi." buyurdu.


c)- Tirmizi'nin bildirdiği Hadis-i Şerifte "Allah'u Teâlâ, insanları yarattı. Beni insanların en iyi kısmından vücûda getirdi. Sonra, bu kısımlardan en iyisini Arabistan'da yetişdirdi. Beni bunlardan vücûde getirdi. Sonra evlerden, âilelerden en iyilerini seçip, beni bunlardan meydana getirdi. O hâlde, benim rûhum ve cesedim, mahlûkların en iyisidir. Benim silsilem, ecdâdım en iyi insanlardır." buyurulmuşdur.


d)- Kıymetli Hadîs âlimlerinden TABERANİ'nin kitâbındaki bir Hadîs-i Şerifde:


"Allah'u Teâlâ, her şey'i yoktan var etdi. Herşey içinden insanları sevdi, kıymetlendirdi. İnsanlar içinden de seçtiklerini Arabistan'da yerleştirdi. Arabistan'daki seçilmişler arasından da, beni seçti. Beni, her zamandaki insanların seçilmişlerin, en iyilerinde bulundurdu. O hâlde, Arabistan'da, bana bağlı olanları sevenler, benim için severler. Onlara düşmanlık edenler, bana düşmanlık etmiş olurlar" buyurulmuşdur. Bu Hadîs-i Şerif, MEVAHİB-İ LEDÜNNİYYE'nin başında da yazılıdır.

Hadîs-i Şerif;

“Arabı seven Beni sevdi, Bana buğz eden, Araba buğz etti.” (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 6182)

e)- İmâm-ı Kastalâni'nin MEVAHİB-İ LEDÜNNİYYE'nin kitâbında ve zerkânînin şerhinde diyor ki, Abdüllah ibni Abbâs'ın (Radiyallâhu Anhümanın) bildirdiği Hadis-i Şerif'de:


Benim dedelerimin hiçbiri zinâ yapmadı. Allah'u Teâlâ, beni tayyıb iyi babalardan, temiz analarda getirdi. Dedelerimden birinin iki oğlu olsaydı, ben bunların en hayırlısında, en iyisinde bulunurdum, buyuruldu. İslâmiyyetden önce Arabistan'da zinâ çok olurdu. Bir kadın, bir kimse ile nice zaman metres olarak yaşar, sonra evlenirdi. (Kâfirler, şimdi de böyle yapıyorlar) Adem (Aleyhis-selâm), öleceği zaman, oğlu Şit (Aleyhis-selâm)'e dedi ki:


Yavrum! bu alnında parlayan nûr, son peygamber olan Muhammed (Aleyhisselâm)'ın nûrudur. Bu nûru, mü'min, temiz ve afif hanımlara teslim et ve oğluna da böyle vasıyyet et! Muhammed (Aleyhis-selâm)'e gelinceye kadar, bütün babalar, oğullarına böyle vasıyyet etdi. Hepsi bu vasiyyeti yerine getirip, en asîl, en kibâr kız ile evlendi. Nûr temiz alınlardan, temiz kadınlardan geçerek, sâhibine yetişti. Allah'u Teâlâ, Tevbe sûresinde, kâfirlerin necis, pis olduğunu bildiriyor.


"Bütün müşrikler pistir. "(Sure-i Tevbe, Ayet 28; İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 1, Sayfa: 125)

Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) Efendimiz, bütün dedelerinin temiz olduğunu bildirdiğine göre, kâfir olan, pis olan Azer'in, bu nûra kavuşmaması, bunun için de, İbrahim (Aleyhis-selâm)'ın babası olmaması lâzım gelir. Azer İbrahim (Aleyhis-selâm)'ın babasıdır demek yukarıdaki Hadîs-i Şeriflere inanmamak olur.


Bir büyük zat şöyle anlatıyor; Arablar amcalarına baba derler. Onun için İbrahim (Aleyhis-selâm) amcasına baba diyordu. Azer kâfirdi ama amcası idi.

Molla Câmi, fârisi ŞEVAHİDÜ'N-NÜBÜVVE kitâbında buyuruyor ki, "Muhammed (Aleyhis-selâm)'ın zerresini taşıdığı için, Adem (Aleyhis-selâm)'ın alnında nûr parlıyordu. Bu zerre, Hazret-i Havvâ'ya ve ondan da, Şit (Aleyhis-selâm)'e ve böylece, temiz erkeklerden, temiz kadınlara ve temiz kadınlardan temiz erkeklere geçti. O nûr da, zerre ile birlikte alınlardan, alınlara geçti. "


(KISAS-I ENBİYA) da kırksekizinci sahîfede diyor ki:


"Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) dedelerinden birinin iki oğlu olsa, yâhud bir kabile iki kola ayrılsa, Hâtem-ül-Enbiyânın soyu, en şerefli ve hayırlı olan tarafta bulunurdu. Her asırda, onun dedesi olan zât, yüzündeki nûrdan belli olurdu. İsmâil (Aleyhis-selâm)'ın alnında da bu nûr vardı. Sabah yıldızı gibi parlardı Bu nûr, ona babasından kalmış, bundan da evlâdlarına geçerek, Me'add ve Nizâra gelmişdi.


Nizâr az birşey demektir. Böyle adlanması şöyle olmuştur: Bu, dünyayâ gelince, babası Me'add, oğlunun alnındaki nûru görüp sevinmiş, büyük ziyafet vermiş ve böyle oğul için, bu kadar ziyâfet az birşey'dir demekle, oğlunun adı Nizâr kalmıştı. Bu nûr, Muhammed (Aleyhisselâm)'ın nûru idi. Adem (Aleyhisselâm)'den beri evladdân evlâda geçerek, asıl sâhibi olan Hâtem-ül-Enbiyâ Hazretlerine gelmiştir.


Böylece, Adem oğulları içinde, Muhammed (Aleyhis-selâm)'in nûrunu taşıyan, seçilmiş bir soy vardı ki, her asırda, bu soydan olan zâtın yüzü pek çok güzel ve parlak olurdu. Bu nur ile, kardeşleri arasında belli olur, içinde bulunduğu kabile, başka kabilelerden daha üstün, daha şerefli olurdu."


f)- Kûr'an-ı Kerim'de Şu'arâ sûresi, ikiyüzondokuzuncu Ayetinde:


"Sen ya'ni senin nûrun, hep (dünyada iken Allah'a) secde edenlerden dolaştırılıp, sana ınkılâp etmiş, ulaşmıştır" buyurulmaktadır. Ehl-i sünnet âlimleri, bu Ayet-i Kerimeyi tefsir ederken "Bütün anne ve babalarının, mü'min ve günahsız olduğunu" anlamışlardır. (Eshab-ı Kirâm) kitâbında bildirdiği gibi Ehl-i sünnet büyüklerini Râfızî sananlar, "Bunlar, Râfızilerin sözüdür" diyenler de vardır. (Onların maksadı ehl-i sünnete kara çalmaktır.)


Ehl-i sünnetin büyükleri, buyuruyor ki:


Babası ile anası Amine, İbrahim (Aleyhis-selâm) dininde idi. Ya'nî, mü'min idi. Allah'u Teâlâ'nın, bu ikisini diriltip Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'den kelime-i şehadet işitmeleri ve söylemeleri, imana gelmek için değil, bu ümmetden olmakla şereflenmeleri içindi. "Akrabana dua etme!" (Sûre-i Ankebut, Ayet 8] Ayet-i kerimesi, Ebû Talib için idi. Ana ve Babası için değildi.


Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e Allahu Teâlâ o münafıkların hiç birisinin cenazesini kılma, kabrinde kendileri için duâ etme. (Sûre-i Tevbe, Ayet 84) buyuruyor. Yani münafık, kâfir dünyada ise onları imana getirmek için nasihat, söz, iş, hareket, ne ile müslüman edebiliyorsan yap. O vaziyette ölmüş, onun ölüsünün affı için namazını kılma, kabrinde dua etme, buyuruyor.


İmam-ı Azam'ın FIKH-I EKBER kitâbının, elimizde bulunan tercemelerinde, bu ikisinin, imânsız öldüğü yazılı ise de, İmâm-ı A'zam'ın kendi eli ile yazdığı kitabta, imanla öldükleri yazılıdır. Sonradan, düşmanların bir (mâ) silerek, bu yanlışlığın kasden yapıldığı anlaşılmışdır.


İbn-i Hacer'il Heysemî «MENAKIB-I İMAM-I AZAM» isimli kitabını Akçağ yayın evinin Ahmed Karadut çevirisinde «Fıkhı Ekber Şerhi»'nin Sayfa: 315-316'da ve ayrıca Merhum Kamil MİRAS'ın Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrîd-i Sarih Tercemesinin Sayfa: 544-552 arasında da bu hususta çok geniş bilgi verilmiştir. İsteyenler bu kitablardan da daha geniş bilgi alabilirler.


İmâm-ı A'zam, Ebû Hanîfe'nin (Rahmetullahi Aleyh) el yazısı ile olan FIKH-I EKBER kitabı, emîrü'l-mü'minin Osman (Radiyallâhu Anhu)'ın mübarek elleri ile yazdığı ve şehadet kanı ile boyanmış olan, Kûr'an-ı Kerim'in bir kısmı ile birlikte, Hülâgunün Bağdad şehrini yakıp, sekizyüzbinden ziyâde müslimânı öldürdüğü, altıyüzellialtı senesinde, başka kıymetli kitablar ile birlikte Semerkand'a götürülmüş, burasının da 1284 (m. 1868) senesinde, Rusların idâresine geçmesi ile, bu kitablar Petersburk şehrine nakil ve oranın meşhûr kütübhânesine konup ehemmiyetle saklandığını KAMUS-ÜL A'LAM sâhibi Şemseddin Sâmi bey, Semerkand kelimesini anlatırken, bildirmektedir.


Halîfe Ömer'ül Fâruk ve Osmân-ı Zinnûreyn ve Alîyyül Mürtedânın (Radiyallahu Teâlâ Anhüm) mübarek elleri ile yazılmış olan MUSHAF-I Şeriflerden bâzı sâhifeleri, İstanbul'da, Süleymâniyye câmi'i şerifi yanında, İslâm Eserleri müzesinde mevcûddur. Arzû edenler görebilir.




Dîn düşmanları, vaktile Allah'u Teâlâ'nın Tevrat ve İncil kitaplarını değiştirdikleri gibi, zaman zaman, dîn büyüklerinin kitâblarına da el uzattı.




Mesela; Muhyiddîn-i Arabi'nin FESUS ve FÜTUHAT kitablarına, bâzı şey'ler karıştırdılar ise de, az zamanda meydana çıkarıldı. Dinsizlerin bu siyâsetlerini, büyük âlim, Abdülvehhâb-ı Şa'râni hazretleri, KİBRİT-İ AHMER ve ELYEVAKİT kitablarında izâh etmektedir. Şimdi de, islamiyeti, gençlere yanlış ve bozuk olarak tanıtmak siyâseti her tarafda işlemekde, bunları susduracak hakiki bir dîn âliminin dünyâda kalmamış gibi olduğu esefle görülmekdedir.


Celâleddîn-i Rûmi (Kuddise sirruh), bu sebebden dolayı, (Mesnevî) sini nazım şeklinde yazarak, düşmanların değiştirmesine imkân bırakmamışdır.


İbn-i Abidin (Aleyhir-Rahme) DÜRR-ÜL-MUHTAR şerhinde, kâfirin nikâhını anlatmağa başlarken (İbn-i Abidin, Cild 6, Sayfa: 53-54) ve Hame-vî, EŞBAH hâşiyesinde HAZAR-VEL-İBAHA bahsinde ve MİR'AT-I KAİNAT'da İslâm âlimlerinin çeşidli sözlerini anlatarak, buyuruyorlar ki: "Hakikatı anlıyan büyük âlimlere göre, Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)in ana ve babasının imânlı olup olmadığını konuşmamalı ve konuşurken edebi gözetmelidir. Hadîs-i Şerif'de:

.

"Ölüleri kötüleyerek, dirileri incitmeyiniz," buyuruldu. [500 Hadîs-i Şerif (Hikmet Gonceleri), Hadîs No: 111, Sayfa: 111]


Bunu konuşmamak, öğrenmemek insana zarar vermez ve kabirde ve kıyametde sorulmayacaktır. Yine buyuruyorlar ki, "Allah'u Teâlâ, Peygamberimize ikrâm ederek, vedâ haccında ana babasını diriltti. Resûlüne iman ettiler. Bunu, Kurtubînin ve Muhammed bin Ebû Bekir ibni Nâsır-üd-dîn'in bildirdikleri sahîh hadîs beyan buyurmaktadır. Beni İsrail'in öldürdüğü kimseyi diriltip kâtilini haber vermesi ve İsâ (Aleyhis-selâm)'nın ve Muhammed (Aleyhis-selâm)'ın duaları ile nice mevtaları diriltmesi de böyle ikrâm idi.



"Cehennemlik olanlar için benden mağfiret isteme!" Ayetinin Resûlullah'ın mübârek ana ve babası için olduğu sözü doğru değildir. MÜSLİM'in bildirdiği "Babam ve baban ateştedirler" hadîs-i şerif'i ictihad ile söylenmiş idi. İmânlı oldukları sonradan bildirildi." AHVAL-İ ETFAL-İL-MÜSLİMİN kitâbında, Hatice (Radiyallâhu Anhâ)'nın iki çocuğu için de böyle buyurmuştu. Cehennemde olmadıkları sonradan bildirildi demektedir.


Ayet-i Kerime ve hadîs-i şeriflerden anlaşıldığı ve binlerce İslâm kitâbında yazıldığı üzere, Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in anaları ve babaları arasında bulunmakla şereflenen bahtiyarların hepsi, zamanlarının ve memleketlerinin en asil, en şerif, en cemil, en temiz zâtları idi. Hep aziz, mükerrem ve muhterem idi. İbrahim (Aleyhis-selâm)'ın babası da, böylece, Mü'min idi ve fenâ ahlâktan ve âdi, çirkin sıfatlardan uzak idi. Kâfir olan Azer, babası değil, amcası idi.


Ali-İmrân sûresi başında bildirildiği üzere, Kûr'an-ı Kerim'in ayetleri iki türlüdür: Biri, (Muhkemât) olup, manâsı açık, meydanda olan ayetlerdir. İkinci (Müteşâbihât) olup, görülen, anlaşılan, meşhûr olan manayı vermeyip, meşhûr olmayan mana verilen âyetlerdir. Ya'ni, bunların açık ve meşhur manalarını vermek, akla ve şeriata uygun olmazsa, meşhûr olmayan mana vermek, ya'ni (Tevil) etmek icâb eder. Açık manalarını vermek, günâh olur.” İlâ Ahir... [Dört Büyük Halife, (Seyyid Eyyûb Bin Sıddîk) Sayfa: 41-46'dan alınan yazı burada sona erdi. Tam İlmihâl (Seâdet-i Ebediyye), Sayfa: 386-389] .

.
nasreddinhoca
ALINTI
Ben feriduttin aydının şerif olduğuna açıkcası inanmıyorum.
Cumhuriyetle birlikte birçok aile biz seyyidiz diye ortaya fırladı.
Ancak Osmanlı gerçek seyyid ve şeriflerin secerelerini özenle tutmuştur.
Şu an Türkiyede bilinen bir kaç seyyid ailesi vardır.
Geri kalanlar biz seyyyidiz şerifiz derse inanmamalı.


ya hu nakşi camia bile sırf şerfiliğine bir şey demiyorlar Ferid Aydın'a...
Ferid Aydın'ın şerifliğinin senedi cumhuriyetten sağlamdır...


Elhamdulillah ben de seyyidim, ehli beyttenim...
Ayette öyle diyor, Rasulullah (sav)'ın hanımları mü'minlerin anneleridir...
Elhamdulillah, bu seyyidliğimin, ehli beytten olduğumun senedidir, inkarı küfürdür!!!
a.zade
Selamun aleykum

Sevgili Akıncıbey kardeşim, mesele Feridudin Aydın beyefendinin seyyidliği, şerifliği değildir. Buna inanmamanız size bir şey kaybettirmez. Ama bu böyledir. Asıl mesele seyyidlerin ayrıcalıklı olmadığı meselesidir. Bu imtihana seyyidler bir adım önden başlamazlar, seyyid olmayanlar da bir adım geriden gelmezler. Şahısperestlik insanı yoldan çıkarabilir. İnsan dinini Kur'an üzerine değil de şahıslar üzerine bina ederse o şahsın bed halini görünce dini yıkılır. Tıpkı tarikatçilerin veya osmanlıcıların hali gibi. Kişi dinini şahıslar üzerine bina edince bir tarikatçi Muhammed=Allah dese bunu savunur. Bir padişah oğlunu, kardeşini öldürtse, içki içse bunu savunur. (Padişahlar içinde elini kana bulamayan, içki içmeyen kaç kişidir?)

Dolayısıyla Kur'an'ı tanımayanlar özgür değildir. Kur'an insanı azade kılar. Asıl mesele budur.
AkinciBey
Herşey bitti şimdi Osmanlımı başladı.
kemalistler de her fırsatta ecdadımıza hakaret ediyor bıktık artık.
Bugün yine kanaltürk adlı mendebur kanalda Osmanlı için demediklerini bırakmadılar.

Biz kişilere bağlı değiliz.
Biz Kuran ve sünnete bağlıyız.
Biz Kuran ve sünneti hayatına şiar edinmiş kişilere bağlıyız.
Pek tabiki seyyidler insanlardan ayrıcalıklı değildir.
Lakin seyyidlere duyulan saygı Allah Resuluna duyulan saygıdır.
Aynı İmam Şafiinin yaptığı gibi.

Ayrıca şuda var peygamberler aynı soydan gelmektedir.
"Allah Ademi,Nuhu,İbrahim ailesini ve İmran ailesini birbirinin soyundan gelen bir nesil olarak alemler üzerine seçkin kıldı.(Soylarından peygamberler getirdi). Ali İmran 33"
Bu soyun temiz olduğunun bir kanıtıdır ve Kuranın bir mucizesidir.

Ha bu demek değildir Seyyidler günah işlmezler.Bu kişilerde günah işler.Bu kişilerde hatalar yapar.Cahil kalabilir.Bu zamanın şartlarından dolayıdır.
Lakin bu soya (yani seyyid ve şeriflere) saygı gösterilmesi Efendimize olan edepden kaynaklanır.
Bunu en güzel bir şekilde Osmanlı yapmış ve bunun karşılığınıda yüce Allahdan almıştır.

Osmanlının veya seyyidlerin her yaptığı doğru diye birşey yok.Hatalarınıda söyleriz.(sizin yukarıda dediğiniz yok kardeş katli felan değil kasteddiğim)Ancak terazi diye birşey vardır.teraziyi tutarız.Hangi taraf ağır geliyorsa ona göre ya savunuruz yada savunmayız.Nasıl bugün hiç bir müslüman emevileri savunmuyor ve özlemiyorsa Dünya üzerinde (Belki bilmiyorsunuz Endonezyadan,etiyopyaya,tunusdan ırağa,bosna hersekden azerbaycana kadar) Milyonlarca müslüman Osmanlıyı özlüyor ve geri istiyor.Buda Allahın bir lutfudur.Hasta adama öldü dediler ama ölmedi Elhamdülillah.(savunduğum saltanatta değil)

Konu başka mecralara kaydı kusura bakmayın ancak bazı şeyleri iyi bilmemiz ve ehl-i zındıkaya fırsat vermememiz gerekiyor..

Ayrıca söylediklerimin arkasındayım.Ferit aydın beyin şerif olduğuna inanmıyorum.Senedi varsa inanırız pek tabiki..
a.zade
ALINTI
Herşey bitti şimdi Osmanlımı başladı.

Selamuna leykum

Kardeş, konumuz osmanlı değil, şahısperestlik adına toptancılıktır. Toptan silmek kadar toptan kabul etmek de yanlıştır. Biz ne emeviciyiz, ne osmanlıcı. Onlar bir milletti geldi geçti. Onların türk veya müslüman olması bende onları savunma refleksi doğurmaz. Zaten sorunların çoğu buradan kaynaklanıyor. Birisi müslüman diye ben onu savunmak zorunda değilim. Ancak haklı ise o zaman savunabilirim. Atacılık da yapamam zira emeviler de "bizim atamız Rasulullah'tır" diye savunuyorlardı kendilerini.
AkinciBey
Yazdıklarım herşeyi anlatıyor.
Sen vicdanının terazisinde ölç.
Ondan sonra karar ver.
Mesela ben ölçtüm.
Ve ben Osmanlıyım diyorum.
Saygı duyarım demeyenlerede...
Osmanlıyida sadece müslüman olduğu için değil İslamı yaydığı için seviyorum ve Osmanlıyım diyorum.
Bu şahısperestlikse evet şahısperestim..
a.zade
ALINTI
Biz kişilere bağlı değiliz.
Biz Kuran ve sünnete bağlıyız.
Biz Kuran ve sünneti hayatına şiar edinmiş kişilere bağlıyız.


Sevgili Akıncıbey kardeşim biz Kur'an ve sünnete bağlıyız. Kur'an ve sünneti hayatına şiar edinmiş kişilerden örnek alabiliriz. Onlara bağlı değiliz. İşte hata burada başlıyor. Siz hiç sahabenin birbirine bağlandığını veya tabiilerden birinin sahabeye bağlandığını veya tebei tabiinden birinin tabiilerden birine bağlandığını duydunuz mu? (Sizin anladığınız manada bağlılıktan bahsediyorum. Örnek almak ve ilminden istifade etmek bağlılık demek değildir) Zaten bu bağlılık işi çıkınca işler karışmış.


ALINTI
Ayrıca söylediklerimin arkasındayım.Ferit aydın beyin şerif olduğuna inanmıyorum.Senedi varsa inanırız pek tabiki.


Bu sizin tercihiniz. Size Feriduddin Aydın beyin seyyidliğini isbat edecek değilim, buna mecbur da değilim çünkü Feriduddin Aydın beyefendiye bağlı değilim. Onun ilminden istifade etmem O'na bağlı olmamı gerektirmez. Eğer merak ederseniz kendiniz araştırabilirsiniz. Feriduddin Aydın bey henüz hayattadır.
derinsular
ALEYKUM SELAM.

36 tane osmanlı patişahın 33 tanesinin evliya oldugunu duymuştuk.

osmanlı ve müslüman sevilmezmi hiç.


osmanlıyı hem müslüman oldugu için seyiyoruz hemde islama hizmet ettigi için seviyoruz.
a.zade
ALINTI
Osmanlıyida sadece müslüman olduğu için değil İslamı yaydığı için seviyorum ve Osmanlıyım diyorum.
Bu şahısperestlikse evet şahısperestim..


Selamun aleykum

Sevgili Akıncıbey kardeşim lütfen sakin olunuz. Eğer bir kavim faydalı hizmetler yapmışsa takdir edilir. Bu onlara bağlanmayı, şahısperest, kavimperest, ecdatperest olmayı hiç gerektirmez. Kendinizi rahat hissediniz onların ve herkesin mükafat ve cezalarını verecek Adil ve Rahim Allah teala var. Yüce Allah sadece kendine kul olunmasını emretmiştir. Putperestliği, şahısperestliği yasaklamıştır. Unutulmamalıdır ki şahısperestliğin bir adım ötesi putperestliktir. Bugünkü kemalistler de bunu yapmaktadırlar.
AkinciBey
Yanılıyorsun kardeşim.
Bağlanmaktan ne mana kastedmişsin anlayamadım.
Sandığım kadarı ile bağlanmaktan anladığın kişi iyide yapsa kötüde yapsa hepsine güzel demek değildir benim bahsettiğim mana.
Benim bahsettiğim mana şudurki; bir kişi Kuran ve Sünneti hayatına icra etti ise biz o kişiden faydalanırız.
Zaten bu kişi Kuran ve Sünneti hayatına şiar edindiği için biz onu örnek alırız.Bağlanmakdan mana budur.
Hani bir söz vardır:

"gücün yetmiyorsa peygamberi taklide
Takipci ol Onun yolundan gidene" diye.bizde çoğu zaman Allah Resulunu taklid edemiyoruz çünkü gücümüz yetmiyor.Bu bahane değil yanlış anlama.Bizde ona en yakın hayat yaşayanları takip ediyorsunuz.Siz bunu şahısperestlik zannediyorsunuz.Bende diyorumki bu şahısperestlikse evet şahısperestim.
Siz zannediyorsunuzki işte eyvah putperestlik tekrar canlanacak felan..Kardeşim veda hutbesini okumuşsunuzdur muhakkak.Orda Allah resulu şeytanın ümmeti eski pisliklerine tekrar döndüremeyeceğini söylüyor.Allah resulu hiç yalan söylermi.Bu ümmet bir daha putperestlik pisliğine geri dönmeyecek.Yine efendimizin veda hutbesinde dediği gibi belki bazı önemsiz saydığımız şeylerde şeytana uyabiliyoruz.Ancak bu imani bir durum arzetmiyor.

Ayrıca ben Osmanlıyı savunuyorum evet.Bu konuda rahatım zaten smile.gif Birde kemalistler gibi eleştirecekmiydim yani.. biggrin.gif
a.zade
ALINTI
Zaten bu kişi Kuran ve Sünneti hayatına şiar edindiği için biz onu örnek alırız.Bağlanmakdan mana budur.
Hani bir söz vardır:

"gücün yetmiyorsa peygamberi taklide
Takipci ol Onun yolundan gidene" diye.bizde çoğu zaman Allah Resulunu taklid edemiyoruz çünkü gücümüz yetmiyor.Bu bahane değil yanlış anlama.Bizde ona en yakın hayat yaşayanları takip ediyorsunuz.Siz bunu şahısperestlik zannediyorsunuz.Bende diyorumki bu şahısperestlikse evet şahısperestim.


Selamun aleykum

Akıncıbey kardeşim, sünnete uyan kendisi için uymuş olur. Bu benim onu taklit etmemi gerektirmez. Ben de kendim için sünnete uyarım. Yani Rasulullah, erenlerin!!! erenler benim örneğim öyle mi? Veya Rasulullah alimlerin, alimler benim örneğim? Ben sadece alimlerin ilminden istifade ederim hayatları ve yaşam tarzlarını güzel bulursam takdir ederim bu beni teşvik edebilir. Ama örnek elınacak kişi Rasulullahtır. Allah teala Rasulullahı erenlere!! alimlere değil, tüm mü'minlere ve insanlara örnek göstermiştir. Söyledikleriniz yazı üzerinde güzel ama uygulamada maalesef güzel değil. Çünkü örnek aldığınız kişi Rasulullah'ın söylediklerine zıt bir şey söyleyince reddedemiyorsunuz. "Bunun mutlaka bir anlamı vardır, bu akılla anlaşılmaz, kalp işidir" denilerek işin içinden çıkılmaya çalışılıyor. Bu sadece sizin için değil bütün şahısperestler için böyledir. Halbuki örnek direk Rasulullah olsa idi böyle yanlışlara düşülmez idi. Gördüğünüz gibi Rasulullah ile aramıza aracı koymak bile insanı yanlışa sevk ediyor. Varın siz (Haşa) yüce Allah ile arasına aracılar koyanların halini düşünün.


ALINTI
Siz zannediyorsunuzki işte eyvah putperestlik tekrar canlanacak felan..Kardeşim veda hutbesini okumuşsunuzdur muhakkak.Orda Allah resulu şeytanın ümmeti eski pisliklerine tekrar döndüremeyeceğini söylüyor.Allah resulu hiç yalan söylermi.Bu ümmet bir daha putperestlik pisliğine geri dönmeyecek.


Kimin putperest olduğu beni ilgilendirmez. Zira aklını kullana asla putperest olmaz. Veda hutbesini tekrar iyi anlayarak okumanızı tavsiye ederim. Ayrıca mezhepler tarihini kısaca araştırmanızı da istirham ederim. O zaman bu konuyu tekrar konuşabiliriz.
AkinciBey
Sana bundan sonra muhalif azade diyeceğim. smile.gif Kardeşim herşeye muhalifsin.

Birincisi sen veda hutbesini anlamamışsın.Mesela ben hiç hazzetmem ama İslamoğlu hakikaten çok güzel anlatmış vakitdeki köşesinde veda hutbesinde anlattığım manayı.Ben diyorumki bu ümmet bir daha putperestlik pisliğine bulaşmaz sen demişsinki: "Kimin putperest olduğu beni ilgilendirmez. Zira aklını kullana asla putperest olmaz. Veda hutbesini tekrar iyi anlayarak okumanızı tavsiye ederim. Ayrıca mezhepler tarihini kısaca araştırmanızı da istirham ederim. O zaman bu konuyu tekrar konuşabiliriz."Uykunmu geldi anlamadım.Kardeşim ne alaka bu yazdığınla benim yazdığım.Bak tekrar söylüyorum ben diyorumki sizin korktuğunuz gibi bu ümmet putperestlik pisliğine bir daha bulaşmayacak zira Allah resulunun bu konuda sözü var.

Ayrıca diğer dediklerinde çok alakasız.Sünnete uyan evet kendisi için uymuştur biz başka birşeymi demişiz.Ben şundan bahsediyorum.Hal dili..Hal dili nedir bilirsiniz diyeceğim şimdi bunuda başka türlü anlarsın diye korkuyorum (zira herşeyi garip garip anlıyorsunuz)Bir kişinin Kuran ve sünneti kendi hayatına uygulaması ve bundan bizim görerek dahada şevklenmemiz hal dili ilmine girer.(M.Fethullah gülen.Has dairesi)Şimdi benim kitapda okuduğum bir ayetten veya sünnetten etkilenmem ile bir kişinin kendi hayatına uygulaması ile bundan etkilenmem çok çok farklıdır.Bu yüzden tabiki taklid edeceğiz.Sanırım siz herşeyi ile Allah Resulunu hayatınıza taklit ettiğinizi zannediyorsunuz.Ancak ben şunu düşündüm (belki biraz süizana kaçacak hakkınızı helal edin)sizin şu anki savunmanız bana çok nefsani geldi.

Evet mutasavvıfların dışarıdan şeriata aykırı görülen bazı durumları olabilir.Bunlar zahiri olarak şeriata aykırıdır ancak ruhsal manada aykırı değildir.Biz bunları tabiki savunuruz.Pek tabiki laf söylettirmeyiz.Bunu tartışmayacağım sizinle zira kelami konularda karşı görüşlülerle tartışılması İmam Şafii Hzleri tarafından bize yasaklanmıştır.Bu yüzden zorlamayın.
a.zade
ALINTI
Sana bundan sonra muhalif azade diyeceğim. Kardeşim herşeye muhalifsin.


Selamun aleykum

Sevgili Akıncıbey kardeşim, şakanız için teşekkür ederim, fakat muhalif olmak sünnettir. Bütün Rasuller ve Rasulullah insanların kahir ekserisine karşı muhalifti. Bizim (mü'minlerin) muhalefet edemeyeceğimiz tek şey Kur'an ve sünnettir. Kocakarının Hz. Ömer'e muhalefetini ve Ömer'in teşekkürünü hatırla.

Tabi bu muhalefet makamına erişebilmek için aklı kullanmak şarttır. Bu iş taklitle, bağlılıkla olmaz. Aslında yüce Allah herkesi özgür yaratmıştır. Fakat ne gariptir ki insan kendini zamanla bukağılara vurmaktadır.

Veda hutbesini tekrar okuyun ve anlamaya çalışın. Mezhepler tarihini okuyun ve kendine müslümanım diyenlerin ne bataklara düştüğünü kendi "aklınızla" görün.
a.zade
Selamun aleykum

Sevgili Akıncıbey kardeşim veda hutbesini ekliyorum. Zannedersem önceki yazınızda renkli yere işaret etmiştiniz. Ama "o topraklarda şeytanın saltanatı" ayrıdır insanların putperest olması ayrıdır. Bu sözden kıyamete kadar bu ümmetten hiçlimsenin putperest olamayacağını nereden çıkardınız. Bir de Rasulullah'ın sözü var demişsiniz.

Evet buyrun Veda hutbesini okuyalım:

"Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha buluşamayacağım. Ey İnsanlar bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz nasıl mübarek bir şehir ise; canlarınız, mallarınız, ırzlarınız da öyle mukaddestir, her türlü saldırıdan emindir. Ashabım! Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski dalâletlere dönüp birbirinizin boynunu vurmayın. Bu vasiyetimi burada bulunanlar bulunmayanlara bildirsin Olabilir ki bildirilen kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlayarak muhafaza etmiş olur.

Ey ashabım! Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Fa izin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımız altındadır. Lakin borcunuzun aslın vermek gerekir. Ne zulmediniz ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahiliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım faiz de Abdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

Ashabım! Cahiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen ortadan kaldırılmıştır,' ilk kaldırdığım kan davası da Abdulmuttalib'in torunu (yeğenim) Rebîa'nın kan davasıdır.

Ey İnsanlar! Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden nüfuz ve saltanat gücünü ebedi surette kaybetmiştir. Fakat bu kaldırdığım şeyler haricinde küçük gördüğünüz işlerde de ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan sakınınız.

Ey İnsanlar! Kadınların haklarına riayet etmenizi ve bu hususta Allah' tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah'ın emaneti olarak aldınız. Ve onların namuslarını ve ismetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; onların, aile şerefini koru malları ve evlerinizi sizin hoşlanmadığınız hiç kimseye açmamaları, çiğnenmemeleridir. Eğer onlar, razı olmadığınız herhangi bir kimseyi evinize alırlarsa onları hafif bir şekilde dövebilir, azarlayabilirsiniz. Kadıların da sizin üzerinizdeki hakları; örfe göre her türlü giyim ve yiyeceklerini temin etmenizdir. Ey mü'minler, size bir emanet bırakıyorum ki siz ona sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiçbir zaman şaşırmazsınız. O emanet Allah'ın kitabı Kur'ândır.

Ey mü'minler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi muhafaza ediniz. Müslüman müslümanın kardeşidir ve bütün Müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz, başkasına helal değildir. Ancak gönül hoşluğuyla verilen başka. Ashabım! Nefsinize de zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır:

Ey insanlar! Cenab-ı Hak her hak sahibine hakkını vermiştir. Varis için vasiyete gerek yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zinakâr için mahrumiyet cezası vardır. Babasından başkasına nesep iddia eden soysuz yahut efendisinden başkasına uymaya kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün Müslümanların düşmanlığına uğrasın. Cenab-ı Hak bu insanların ne tevbelerini ne de şehadetlerini kabul eder."

Rasûlüllah sözlerinin burasında dinleyenlere sordu: "Ey insanlar! Yarın beni sizden soracaklar. Ne dersiniz?" Ashab-ı Kiram cevap verdi:

"Allah'ın risâletini tebliğ ettin; risalet görevini yerine getirdin, bize vasiyyet ve nasihatte bulundun diye şehadet ederiz." Rasûlullah şehadet parmağını göğe kaldırarak üç kez "Şahit o! ya Rab! Şahit o! ya Rab! Şahit ol ya Rab!" buyurarak Arafat'taki hutbesini bitirdi.

Hz. Peygamber güneş batıncaya kadar vakfede durdu. Tam buradan inmeye karar vereceği bir anda yukarıda zikredilen Mâide sûresinin üçüncü âyeti nazil oldu. Daha sonra devesine binen Rasûlüllah yavaş adımlarla Arafat'tan inerek Müzdelife'ye geldi. Burada bir ezan iki kamet ile akşam ve yatsı namazlarını birleştirerek kıldı. Ve istirahata çekildi. Sabah olunca cemaatle birlikte sabah namazını kaldı ve ortalık iyice ağardıktan sonra Müzdelife'den Cemretü'l Akabe mevkiine geldi. Şeytan taşlamadan sonra Mina'ya geçen Rasûlüllah burada da Veda Hutbesi'nin diğer bölümünü irad etti. Allah'a hamdü senadan sonra devamla:

"Ey insanlar! Sizi Allah'ın kitabına bağlayan peygamberinizin sözlerini iyi dinleyiniz, ona itaat ediniz. Hac ibadetinizin bütün hareketlerini benden gördüğünüz gibi ifa ediniz. Öyle sanıyorum ki, ben bu seneden sonra bir daha haccedemem. " Rasûlüllah bundan sonra halkla sorulu cevaplı sürdürdüğü hutbesini: "Ey insanlar! Ayların yerini değiştirerek geri bırakmak inkârda aşırı gitmektir. Kafirler böyle yapmakla doğru yoldan saptılar. Allah'ın haram kıldığı ayların sayısını uygun yapmak için, bir yıl haram ayını helal, diğer yıl onu haram sayarlar. Böylece Allah'ın haram kıldığını helal kabul ederler. Zaman, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı gün gibi aynı duruma döndü. Allah'ın katında ayların sayısı on ikidir. Bunların dördü mukaddes (haram) aylardır ki üçü arka arkaya gelen Zilkade, Zilhicce ve Muharrem, dördüncüsü de Cemaziyelahir ile Şaban'ın arasındaki Receb'tir. Ey mü'minler! Bu ay hangi aydır?"

-Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.

"-Zilhicce ayı değil midir?"

-Evet Zilhiccedir.

"-Bu içinde bulunduğumuz belde hangi beldedir?"

-Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.

-Mekke Şehri değil midir?"

-Evet Mekke'dir.

"-Bugün hangi gündür?

-Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.

"Yevmü'nnahr (kurban kesme günü) değil midir?"

-Evet yevmünahr'dır. Bu diyalogdan sonra Rasûlüllah sahabelere dönerek "Şu halde iyi bilin ki; bu şehrinizde, bu beldenizde, bu gününüzün mukaddes (haram) olduğu gibi birbirinize kanlarınızı dökmek, mallarınızı haksız yere olmak, namuslarınızı kirletmek de haramdır, her türlü saldırıdan masumdur. Muhakkak ki, siz Rabbinize kavuşacaksınız, o zaman bütün bu işlerden sorulacaksınız.

Ey İnsanlar! Aklınızı başınıza alında benden sonra birbirinizin boynunu vuracak şekilde dalâlete, vahşete düşerek cahiliye devrine dönmeyin. Ey insanlar! Bu nasihatlerime kulak verip bunları burada hazır bulunanlarınız burada bulunmayanlara tebliğ etsin. Olabilir ki, kendisine tebliği edilen kimse burada bulunup işiten bir kısım kimseden daha iyi anlayıp bellemiş olur" ardından Rasûlüllah iki kez:

"- Tebliğ ettim mi?" buyurdu.

Sahabîler:

-Evet ettin, deyince O;

"Şahit ol ya Rab!" dedi ve tekrar hatırlattı: "Burada bulunanlar bulunmayanlara tebliğ etsin. "



AkinciBey
Resuller sadece küfre muhalifti kardeşim.Bununla kıyaslama bizi.

Akıl meselesine gelince biz İslamın nakil dini olduğunu düşünüyoruz.Sen aklınla eğer gerçekten hareket edebiliyorsan ya büyük bir müctehitsin yada ehl-i sünnetden değilsin.

Hala veda hutbesini anlamaya çalış diyorsun.Kardeşim bizi gerizekalı yerine koyma.Anladığımızı anlattık işte buyur sen anlat benim bahsettiğim kısmı hadi.

Evet benim bahsettiğim kısım burası işte.Gerek islamoğlu gerek diğer bir çok alim bu kısım için şeytanın eski nufus ve saltanatından kastın putperestlik ve şirk olduğunu söylüyor.Yanlış anlaşılma olmasın kebairden öte şirk.Sen ne anlıyorsun şeytanın saltanat gücünden.Bak ben alimlerden alıyorum sen aklınla hareket ediyorsun.Hadi bakalım
a.zade
Selamun aleykum

Sevgili akıncıbey kardeş, uzun ve güzel bir cevap yazmıştım ama maalesef yanlış bir tuşa basarak silindi. Namaz vakti geldiği için kısaca öz<etleyeceğim:

Kardeşim bu hadisin manası şudur; Rasulullah'tan önce Kabe ve çevresi putperestliğin merkezi olarak kullanılıyordu. Kıyamete kadar şieytanın saltanatını o topraklarda kuramayacağının anlamı ise o toprakların kıyamete kadar putperestliğin merkezi olamayacağıdır. O topraklar kıuyamete kadar tevhidin merkezi olarak kalacaktır. Bu hadisten kıyamete kadar bu ümmetin içinden müşrik çıkmayacaktır diye anlamak yanlıştır. Çünkü tarihte ve günümüzde bu ümmetten öyle müşrikler çıkmış ki eskileri aratmaz. "Kabe arabın olsun çankaya yeter bize". "Hz. Ali Allah'tır" diyenden, Muhannet= Allah'tır diyene kadar, putun önünde bedeniyle kıyamda durup kalbiyle saygı gösterip coşana kadar, domuzda köpek de ilahımızdır ................vs diyene kadar nice şirk ifadeleri sadır olmuştur.
Ayrıca şu hadisi de unutmayalım: "Sizden öncekilerin yol,unu adım asdım takip edeceksiniz. hatta onlar bir keler deliğine girse siz de girmeye çalışacaksınız."

Sözün kısası tevhit ve şirk kıyamete kadar mücadele edecektirç. Veda hutbesindeki o hadisin anlamı şeytanın kutsal topraklarda hakim olamayacağıdıur. Yani oralar putpertestliğin merkezi olmayacak. Fakat bu söz bir daha kimse müşrik olmayacak anlamına gelmez.

Sabah namazı münasebetiyle ayrıulıyorum. Yüce Allah'a emanet olunuz. Haydi namazda dua edelim.
a.zade
ALINTI
ALEYKUM SELAM.

36 tane osmanlı patişahın 33 tanesinin evliya oldugunu duymuştuk.

osmanlı ve müslüman sevilmezmi hiç.


osmanlıyı hem müslüman oldugu için seyiyoruz hemde islama hizmet ettigi için seviyoruz.



Selamun aleykum

Sevgili kardeşim selamıma icabet ettiğiniz için sevindim. Çünkü burada kelam selamın önüne geçmiş. . Biz osmanlıcı değiliz, onlar hizmet ettilerse Rabbimiz ecirlerini zayi etmez. Rabbimizi seven bütün mü'minler evliyadır. Sözleriniz beni üzdü. Niye osmanlı padişahlarının üçünü ayırdınız. Yoksa onlarık küfrüne mi hükmettiniz. Bence eğer hepsi mü'minse osmanlı padişshlarının hepsi evliyadır. Fakat bunun dereceleri varsdır. Bunu da yüce Allah'tan başka kimse bilemez. Maalesef bazı insanlar sadece Allah'ın bileceği bir bilgi ile ahkam kesiyorlar. Falan evliyadır, filan evliya değildir diyorlar. Evliyalığın ölçütü Allah'ın sevmesi mi yoksa tarikate girmek mi? (Çünkü tarikat dışında olana evliya dendiğini hiç duymadım da) Tarikatçılar evliyaur Rahman da mü'minler evliyauş şeytan mı? haşa ve kella
AkinciBey
Evet alimler bundanda kıyaslayarak anlatmışlar zaten.
Şöyle demişler.Veda hutbesi genel olarak ümmete söylenmiş bir hutbe niteliği taşır.Yani sadece orada toplananlara değil.Bahsettiği konularda genel olarak ümmeti ilgilendiren konulardır.Sadece o topraklarda yaşayan insanları değil.Zaten hutbeye genel olarak baktığımızda o topraklara veya o topraklarda yaşayan kişilere değil hep genellik vardır.Buda tüm insanlığa gönderilmiş olduğunun bir kanıtıdır.

Ey İnsanlar! Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden nüfuz ve saltanat gücünü ebedi surette kaybetmiştir.
İfadesinde bahsedilen topraklar kelimesindeki mananında Mekke veya Medine değil rüm İslam toprakları olduğunu söylüyorlar.Ayrıca daha sonra söylenmiş olan "Fakat bu kaldırdığım şeyler haricinde küçük gördüğünüz işlerde de ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir ifadesinin"ifadesindende anlaşıldığı gibi bu cümle ilk cümle ile bağlantılı lakin bu cümlede sadece o topraklarda yaşayanlara mahsus değil ümmete yönelik bir ifade olduğunuda göreceksiniz.

Yani kısaca ilk cümlede topraklara ifadesinden Mekke ve Medine kastedilmiş olsaydı Allah resulunun bu ilk cümlesi ile bağlantılı ikinci cümlesindede yine o topraklarda yaşayan halka yönelik bir ifade olurdu.Oysaki değil ümmete yönelikdir direkt.

Ayrıca Kemalettin Kamudan felan örnek vermişsiniz.Bakın akaitde veya bu tip hutbelerde veya ayetlerde söylenen bir ifade genel anlam taşır.Yani mesela müslüman toplumundan bir kişi çıktı putlara tapmaya başladı.Bu o toplumun müslüman olmadığını göstermez.Veya putperestliğe kaydığını göstermez.

Keza sizin bakış açınızla baksak.Desekki hadi veda hutbesinde anlatılan ifadenin manası sadece mekke ve medine içindi desek acaba gerek Asr-ı seadet döneminde gerekse sonraki dönemlerde putperestlik hiç olmadımı yani o topraklarda.Allah Resulu veda hutbesini irad ettiği zaman bile bazı evlerde hala küçük küçük putlara tapınan eski alışkanlıklarını bırakamayanlar vardı.Hala o topraklarda Kralları tağut edinmiş kişiler yokmu.Siyerde bunla ilgili bir olay anlatılır.

Ama müslüman toplumunun yüzde 60ı putperest olsa evet o toplum şeytanın saltanatına yenilmiş diyebiliriz zira artık çoğunluk hükmünde olacaklardı.Ama hiç bir islam ülkesinde böyle birşey yok.HJem bu ülkede hemde başka İslam ülkelerinde.

Bende namazı kılacağım.Selametle.
a.zade
Selamun aleykum

Sevgili akıncıbey kardeşim; size cevap vereceğim fakat şu anda okula gitmem gerekiyor. Yüce Allah'a emanet olunuz.
AkinciBey
Tamam kardeşim gelince yazarsın.Aslında ben bu konularda kesinlikle ben haklıyım yada sen haklısın demem.Çünkü bu konu ictihata açıktır.
Benim dediklerimin doğru olduğunu düşünüyorum.
Selametle görüşürüz.
muhammed_abdullah
çok güzel bir çalışma allah razı olsun
derinsular
ALINTI(a.zade @ Dec 3 2007, 04:05 PM) *

ALINTI
ALEYKUM SELAM.

36 tane osmanlı patişahın 33 tanesinin evliya oldugunu duymuştuk.

osmanlı ve müslüman sevilmezmi hiç.


osmanlıyı hem müslüman oldugu için seyiyoruz hemde islama hizmet ettigi için seviyoruz.



Selamun aleykum

Falan evliyadır, filan evliya değildir diyorlar. Evliyalığın ölçütü Allah'ın sevmesi mi yoksa tarikate girmek mi? (Çünkü tarikat dışında olana evliya dendiğini hiç duymadım da) Tarikatçılar evliyaur Rahman da mü'minler evliyauş şeytan mı? haşa ve kella


ALEYKUM SELAM.


HERKES EVLİYA OLAMAZ.


her mümin evliya degildir.


tarikata girmemiş bir evliya ismi duymadıysanız söylüyorum şimdi duyun,bediüzzaman said nursi hz.


herkim şeriatı tuttu tarikatı biraktı fasıktır,
herkimki tarikatı tuttu şeriatı bıraktı zındıktır,
herkimki ikisini birleştirdi ise dogruyol dadir.

.
a.zade
Selamun aleykum

Sevgili kardeşim yüce Allah Kur'an-ı Kerimde mü'minleri evliya sayıyor, sen saymıyorsun. İşte tasavvuf insanı böyle gülünç duruma düşürür.


herkim şeriatı tuttu tarikatı biraktı fasıktır,
herkimki tarikatı tuttu şeriatı bıraktı zındıktır,
herkimki ikisini birleştirdi ise dogruyol dadir.

demişsiniz. Özür dilerim ama bu saçma tasnife göre Bütün rasuller, ashab, tabiun, tebei tabiun ve nilyonlarca alimler (haşa) fasık oluyor. Tarikatçilerin büyük bir kısmı da zındık oluyor. Çünkü çoğu tarikatçi şeriatın zahirine muhalif düşünür veya inanır. (Sizin tanımdan bu çıkar, bunu ben demiyorum tanımınızın anlamını söylüyorum)

Halbuki şeriatte olan doğru yoldadır. Sünnet-i seniyyeye uyan doğru yoldadır.
AkinciBey
"herkim şeriatı tuttu tarikatı biraktı fasıktır,
herkimki tarikatı tuttu şeriatı bıraktı zındıktır,
herkimki ikisini birleştirdi ise dogruyol dadir."


Bence çok güzel bir betimleme.Allah razı olsun derinsular kardeşim..


a.zade
Selamun aleykum

Sevgili Akıncıbey kardeşim. Aşağıdaki alıntıları okursanız aslında söylediklerimiz arasında çok fazla bir fark olmadığını anlarsınız. Fark sadece "o topraklar" meselesinde. Benim düşüncem "o toprakların" Mekke- Medine çevresi olduğudur. Bu fark önemli bir fark değildir. Yani sohbetimizden çıkan sonuç şudur: Şeytan insanı azdırabilir, şirke düşürebilir. "Şeytanın saltanatını yitirmesi" ifadesinden "artık kimse şirke düşmeyecek" diye anlayamayız. Bu konuda ikimiz de hem fikiriz. Sadece farkımız "o topraklar" konusunda. ("o topraklarda" da insanlar şirke düşebilir, ama şeytan saltanat kuramaz, yani oralar tekrar şirkin merkezi olmaz. oralar tevhidid merkezidir. Hatta Deccal her yere girecek fakat Mekke ile Medineye giremeyecektir. Orada saltanat kuramayacaktır.) Bu ayrıntı da önemli bir fark değildir.
Güzel bir paylaşım oldu. Yüce Allah'a emanet olunuz.

ALINTI
Yüce Allah sadece kendine kul olunmasını emretmiştir. Putperestliği, şahısperestliği yasaklamıştır. Unutulmamalıdır ki şahısperestliğin bir adım ötesi putperestliktir. Bugünkü kemalistler de bunu yapmaktadırlar.


ALINTI
Siz zannediyorsunuzki işte eyvah putperestlik tekrar canlanacak felan..Kardeşim veda hutbesini okumuşsunuzdur muhakkak.Orda Allah resulu şeytanın ümmeti eski pisliklerine tekrar döndüremeyeceğini söylüyor.Allah resulu hiç yalan söylermi.Bu ümmet bir daha putperestlik pisliğine geri dönmeyecek.



ALINTI
Kimin putperest olduğu beni ilgilendirmez. Zira aklını kullana asla putperest olmaz. Veda hutbesini tekrar iyi anlayarak okumanızı tavsiye ederim. Ayrıca mezhepler tarihini kısaca araştırmanızı da istirham ederim. O zaman bu konuyu tekrar konuşabiliriz.


ALINTI
Ben diyorumki bu ümmet bir daha putperestlik pisliğine bulaşmaz


ALINTI
Bak tekrar söylüyorum ben diyorumki sizin korktuğunuz gibi bu ümmet putperestlik pisliğine bir daha bulaşmayacak zira Allah resulunun bu konuda sözü var.



ALINTI
Sevgili Akıncıbey kardeşim veda hutbesini ekliyorum. Zannedersem önceki yazınızda renkli yere işaret etmiştiniz. Ama "o topraklarda şeytanın saltanatı" ayrıdır insanların putperest olması ayrıdır. Bu sözden kıyamete kadar bu ümmetten hiçlimsenin putperest olamayacağını nereden çıkardınız.



ALINTI
Gerek islamoğlu gerek diğer bir çok alim bu kısım için şeytanın eski nufus ve saltanatından kastın putperestlik ve şirk olduğunu söylüyor.Yanlış anlaşılma olmasın kebairden öte şirk




ALINTI
Kardeşim bu hadisin manası şudur; Rasulullah'tan önce Kabe ve çevresi putperestliğin merkezi olarak kullanılıyordu. Kıyamete kadar şieytanın saltanatını o topraklarda kuramayacağının anlamı ise o toprakların kıyamete kadar putperestliğin merkezi olamayacağıdır. O topraklar kıuyamete kadar tevhidin merkezi olarak kalacaktır. Bu hadisten kıyamete kadar bu ümmetin içinden müşrik çıkmayacaktır diye anlamak yanlıştır.




ALINTI
Sözün kısası tevhit ve şirk kıyamete kadar mücadele edecektirç. Veda hutbesindeki o hadisin anlamı şeytanın kutsal topraklarda hakim olamayacağıdıur. Yani oralar putpertestliğin merkezi olmayacak. Fakat bu söz bir daha kimse müşrik olmayacak anlamına gelmez.


ALINTI
Ayrıca Kemalettin Kamudan felan örnek vermişsiniz


(burayı anlayamadım Kemaluddin Kamu kim)

ALINTI
mesela müslüman toplumundan bir kişi çıktı putlara tapmaya başladı.Bu o toplumun müslüman olmadığını göstermez.Veya putperestliğe kaydığını