Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: AŞiri Sicaklar Ve Korunma
Islami Forum - Popüler Forum > İSLAMİFORUM DİĞER... > .·[ SAĞLIK ]·.
:: LâL ::



DİKKAT!!!!

İstanbul cayır cayır arkadaşlarr bugün 40- yarın 50 derece nefes alamıyoruzz üfff ... nemm oranı çok fazla
geldiğime pişman oldumm bu ne sıcakkkk çöl sıcakları basmışşş istanbulu ... amann dikkatt!!!!


SICAK HAVALARDA NE YAPMALIYIZ


SUSAMAYI BEKLEMEDEN SU TÜKETİN

Susamayı beklemeden su tüketin. Sıcak havada artan termeleyle atılan sıvı, elektrolit kaybını engellemek için su alımınızı 3 litreye çıkarın.
Vücuttan su atımını artıran alkol, gazlı içecek ve şeker katkılı meyve sularını tüketmeyin. Su tüketmek keyifsiz geliyorsa içine bir iki damla meyve suyu veya meyve parçaları ekleyin, soğuk sıcak bitki çayları, kendi tadıyla pişmiş kompostolar, limonata, ayran, kefir, soda en doğru alternatifler olacaktır.
Yeterli su alıp almadığınızı idrar rengini kontrol ederek takip edebilirsiniz. Eğer ki idrarınız elma suyu rengindeyse sıvı alımınız yetersiz, limonata rengindeyse yeterlidir.
Yavaşlayın. Ağır fiziksel aktivite yapmayın. Bunun için havanın nispeten daha makul olduğu sabah erken veya akşam geç saatleri tercih edin. Sadece egzersiz sırası ve sonrasında değil öncesinde de su için. Çünkü sıcak havalarda 30 dakikalık hafif egzersizler dahi vücudu susuz bırakabilir.
Lif ve vitamin alımızı artırmak için, mevsiminde sebze ve meyveleri bunlar için de özellikle domates, kırmızı biber, böğürtlengiller, çilek tüketimini artırın.
Yoğurttan vazgeçmeyin, sıcak havalarda vücut ısısını dengelemeye yardımcı olabileceği gibi içine katacağınız taze maydanoz, dereotu, nane ile hem vitamin alımınızı artırmaya hem de doygunluk hissi sağlamaya yardımcıdır.
Ağır yemekler ve kızartmalardan kaçının, sebze yemeklerinizi 1-2 yemek kaşığı zeytinyağı ile pişirmeye gayret edin.

Seran Göçer (Beslenme ve Diyet Uzmanı):

GÜNDE 3 LİTRE SIVI ALIN..

Hava sıcaklıklarının çok fazla olması herkesi bir miktar etkileyebililir ama risk oluşturacak gruplar 50-60 yaş üstü; özellikle tansiyon hastaları, böbrek ve diyabet hastaları ve kalp hastaları. Bu hastalarımızın sıvısız kalmamaları gerekir. Bu kişilerin sıcak saatlerde dışarıda kalmamaları, çok ağır yemekler yememeleri, en az 3 litre civarında sıvı tüketmeleri gerekir. Bu sıvının su ve bitki çayı olması gerekir. Kola ve benzeri şekerli içecekler sıvı yerine geçmiyor.

SICAKLARDA DOĞRU BESLENME PROGRAMI

Gıdalar; dondurma ve etlerde önem kazanıyor. Birkaç saatten fazla beklemiş etlerin, dışarıda bekletilmiş yemeklerin tüketilmemesi lazım. Doğru beslenme programı uyguluyorsak, sıcaklık değişimi ile beslenme şeklimizi değiştirmemiz gerekmez ama sıvı alımını mutlaka artırmalıyız.
Günlük beslenme için şu miktarları önerebilirim:

3 litre su
200 ml süt ya da 200 gr yoğurt (6 yemek kaşığı)
Tahıllardan haftada 3 gün 4-5 yemek kaşığı
Haftada 3 gün en az 200 gram ızgara et
Her gün bir porsiyon sebze
1-2 porsiyon salata
3 porsiyon meyve

Prof. Dr. Çetin Erol (Türkiye Kardiyoloji Derneği Gn. Bşk.):

SABAHIN SERİNİ, AKŞAMIN SERİNİ...

Sıcaklar elbette kalp hastalıklarını olumsuz etkiliyor. Özellikle aşırı sıcağın hissedildiği saatlerde dışarıda olmalarını pek arzu etmiyoruz. Çünkü bunlar genelde yaşlı ve dengeleri hassas olan kişiler. Özellikle sıcaklar mai kaybına, elektrolit kaybına neden olduğu için de hem kan basınçları etkileniyor hem ritm bozuklukları bakımından tehlikeli oluyor. Sabahın serini, akşamın serini kalp hastalıkları için en uygun saatler. Sağlıklı insanlar da sıvı kaybını, elektrolit taybını mutlaka karşılamaya dikkat etmeliler. Beslenmelerine dikkat etmeliler.

Kişinin kalbinin kapasitesi, geçirdiği hastalığın derecesi önemli. Sağlam bir insan için normal şartlarda her koşula adapte olur. Ama kalbin gücü, kuvveti, aldığı ilaçların derecesi gibi faktörler adaptasyonu etkiler. Ciddi bir kalp hastalığı geçirmiş ve bu nedenle takip altındaki bir hasta herhalde dışarıda durmamaya özen gösterecektir. Özel bir ilaç yok ki bunu alın da sıcağa çıkın diyebilelim.

Dr. Arpi Tırpancı (Cilt Hastalıkları Uzmanı):

“GÜNEŞ KREMİ KULLANMAK İÇİN TATİLE ÇIKMAK GEREKMİYOR”


Hastaların güneşten koruyucu kullanmayı bilmediklerini görüyorum. Güneşten koruyucu kremlerin sadece plaja giderken kullanıldığını sanıyorlar. Gün içinde tazelemek gerektiğini unutuyorlar ve sürdükleri anda etkisinin başladığını düşünüyorlar. Güneş kremi kullanmak için tatile çıkmak gerekmiyor. Ama çarşıya, pazara çıkarken ya da çalışan insanlar öğle tatilinde bir saat dışarılarda dolaşıyorlarsa yine güneşlenmiş oluyorlar. Yine arabada giderken de güneş alınıyor, suyun içinde kaldığında da... Güneşten koruyucuları bir gün sürüp on gün sürmeyince bunun etkisinin azalacağı oysa hergün düzenli kullanıldığında bunun koruyuculuk özelliğinin arttığını bilmeleri gerekiyor.
Önemli bir nokta da, güneş kremlerinin cilt yapısına göre seçilmesi gerektiği. Yağlı veya lekeli ciltler için farklı seçenekler kullanılabilir. Çok faktörlü koruyucu kullanmak gerekmiyor, güneşten korunmak için “30+”nın yeterli olduğunu düşünüyoruz. 100 faktörlü krem kullanıyorum deyip, arada bir kullanan insan kendini güvence altında, güneşten korunuyor hissetmemeli.

ÇOCUKLARA ŞAPKA ŞART

Çocuklar için en iyi korumanın giysi olduğunu bilmek gerekiyor. Çocuk dışarıda oynuyorsa başında bir şapkasının olması, üzerinde bir tişört olması doğru olur. Çocuklar hep suyun içinden çıktıklarında kremlerini mutlaka tazelemek lazım.
islam ve kulluk
gerçekten dediklerin dikkate alınması gereken beisler izmirde de durum pek farklı değil hele ki fabrika ortamını siz düşünün toz - ateş vs...

Allah yardımcımız olsun
bukle
burası fena değil,sıcağa alışkınız,geceleri üşüyoruz bile diyebilirim yes.gif
bukle
ÇARŞAMBA'YA RESMİ TATİL GÖRÜNÜYOR
Milliyet meteoroloji uzmanı, bu çarşamba günü sıcak nedeniyle tıpkı kar yağdığında olduğu gibi resmi tatil önerdi. Bugün Sağlık Bakanlığı sıcak hava dalgası nedeniyle çarşamba günü tatil önerisi getirdi. Son kararı valiler verecek.


Küresel ısınma ve 7 büyük yanılgı

New Scientist, küresel ısınmayla ilgili doğru bilinen yanlışların ve yanlış bilinen doğruların düzeltilmesi gerektiğine dikkat çekerek, 7 mühim gerçeği şöyle sıralıyor.

Tehlikenin yaklaşmakta olduğunu insanlara hatırlatma görevini yine doğa üstlendi; küresel ısınmanın soyut bir kavram olmadığını anlatmak için insanları seller, kuraklıklar, kasırgalar, buzul erimeleri ve on milyonlarca mülteci aracılığı ile bilinçlendirmeye çalışıyor. Ne yazık ki bu konuda hâlâ kuşku duyanlar var. Bunlar dünyada bugün yaşanmakta iklim kaymalarının dönemsel olduğuna inanıyorlar; ya da inanmak istiyorlar.

Türkiye'nin Kyoto Protokolü'nü henüz imzalamamış olmasına dikkat çeken Al Gore, her ülkenin küresel ısınma karşı yapması gereken 'ev ödevleri' olduğunu vurguluyor.
ABD eski Başkan Yardımcısı Al Gore da ülke ülke gezerek dünyanın karşı karşıya olduğu iklim krizi ile ilgili bilgilendirme toplantıları düzenliyor. 13 Haziran'da İstanbul'da da "Küresel İklim Değişikliği" konusunda bir konferans verdi. İki Oskar Ödüllü "Uygunsuz Gerçek" isimli belgeselinde de tehlikeyi çarpıcı bir şekilde gözler önüne seren Al Gore, "İnsanlar küresel ısınmayı tersine çevirecek güce sahip, ancak önce buna inanması ve istemesi, elindeki teknolojiyi de bu doğrultuda kullanması gerekir" diyor. Ve en önemlisi Türkiye'nin Kyoto Protokolu'nu henüz imzalamamış olmasına dikkat çekerek, her ülkenin küresel ısınmaya karşı yapması gereken "ev ödevleri" olduğunu vurguluyor.
Saygın bilim dergisi New Scientist, her şeyden önce küresel ısınmayla ilgili doğru bilinen yanlışların ve yanlış bilinen doğruların düzeltilmesi gerektiğine dikkat çekerek, gerçekleri şöyle açıklıyor.

1.Yanılgı: Benim yaşadığım yer çok soğuk. Havaların biraz ısınması daha iyi olmaz mı?

Gerçek: Küresel ısınma insanları nasıl etkileyecek? Bu insanların nerelerde yaşadığına, ne kadar uzun yaşadığına ve yaşamını nasıl kazandığına bağlı olarak değişir. Ayrıca bu sorunun yanıtı, insanların çocuklarının ve genel olarak insanlığın geleceği konusunda duyduğu sorumluluğa da bağlıdır.
Antarktika'nın dışında gezegenin her yeri 1970 yılından bu yana ısınıyor. Buzullar eriyor, bahar daha erken geliyor, hayvan ve bitki sınırları giderek kutuplara doğru ilerliyor.
Pek çok insan için bu çok önemli bir fark yaratmaz. Yazlar daha sıcak, kışlar daha ılık geçiyor olabilir. Isıtma giderleri düşerken, soğutma masrafları yükselir. Isı dalgaları bazı insanların ölümüne yol açmakla birlikte soğuk algınlığından ölenler azalabilir.
Zengin ülkeler ve bireyler bu kısa vadeli değişikliklere rahatlıkla uyum sağlayabilirler. Genel olarak tarımsal verim ilk başta artar. Ancak bazı bölgelerde sıkıntı giderek artar. Afrika bundan en fazla etkilenen bölgelerin başında gelecektir; 2020 yılında bazı Afrika ülkelerinde tarımsal verimin %50 oranında azalacağı tahmin ediliyor.
Vahşi doğa da bu gidişattan zarar görecek. Bazı bitki ve hayvanlar CO2 miktarının artmasıyla birlikte daha fazla gelişecek. Ancak bunun bedelini diğer bitki ve hayvanlar ödeyecek. Mercan kayaları bundan en fazla zarar görecek canlıların başında geliyor.
Sıcaklığın bugünkünün 3 derece üzerine çıkması felaketlerle sonuçlanacak. En kötü senaryoya göre bu sıcaklığa içinde bulunduğumuz yüzyılın sonunda erişeceğiz. Türlerin yaklaşık üçte biri yok olacak. Tarımsal verim dünyanın pek çok bölgesinde azalacak. Milyonlar kıyılarda sular altında kalma riski ile karşı karşıya kalacak. Sıcaklık dalgaları, kuraklık, seller ve yangınlar bu olumsuz tabloyu iyice beter hale getirecek.
Isınmanın sonuçlarını değerlendirirken iki faktörün göz önünde bulundurulması gerekiyor. Önce, ısınmadan doğrudan etkilenmeyen ülkeler bile diğer ülkelerdeki ekonomik ve siyasi dalgalanmalardan etkilenecek. İkinci olarak sera gazı artışı ile bu artışın iklim üzerindeki etkilerinin ortaya çıkması arasında kısa bir süre geçer. Yarın CO2 düzeyi sabitlense bile, dünya 10'larca yıl boyunca ısınmaya devam edecek.
Ayrıca küresel ısınma ile deniz seviyesinin yükselmesi arasında da bir gecikme yaşanır. IPCC'ye* göre 2100 yılında deniz seviyesi 0.6 metre yükselecek. Ancak bu yalnızca bir başlangıç olacak. 3 milyon yıl önce sıcaklık 3 derece yükseklerde seyrediyor iken, deniz yüzeyi 25 metre yüksekti. Bu da Londra, New York, Tokyo ve Şanghay'ın sular altında kalması anlamına geliyor. Benzer oranda bir sıcaklık yükselişi, deniz seviyesinde benzer bir yükselmeye yol açabilir. IPCC bunun olması için aradan yüzyılların geçmesi gerektiğini ileri sürmekle birlikte bazı bilim adamları buzul levhalarının afet halinde çökmesi sonucu bunun daha erken yaşanabileceğine dikkat çekiyor.
Bu noktada kesin olan, önlem almakta geciktikçe iklim değişikliği felaketlerini engellemenin giderek zorlaşacağı.

2 .Yanılgı: Geçmişte de sıcaklıkların arttığı dönemler yaşanmış. O zaman bugün yaşadığımız sıcaklık artışlarını niye bu kadar sorun haline getiriyoruz?

Gerçek: 150 yıl ve öncesindeki dönemlere ilişkin küresel sıcaklıklar tahminlere dayanır. Bu tahminler buzul çekirdeklerine ve bir takım varsayımlara dayanarak yapılır. Ne kadar geriye gidersek, belirsizlik de o kadar artar.
Dünya'nın geçmişte bugünkünden daha sıcak dönemler geçirdiği biliniyor. Bazı dönemlerde iklimsel çeşitliliğe yol açan temel etmenler daha iyi anlaşılmakla birlikte, bazı dönemlerde bu etmenler o kadar iyi tanımlanamaz.
750 milyon ile 580 milyon yıl öncesinde Dünya hiç olmadığı kadar şiddetli bir buzul çağı yaşadı. O dönemde gezegenin tümünün buz ve kar ile kaplı olması çok büyük bir olasılıktı . Bu döneme o yüzden Kartopu Dünyası adı veriliyor.
Bu nasıl olmuş olabilir? Buz levhalarının oluşması giderek havaların soğumasına yol açar, çünkü güneşin sıcaklığı uzaya geri yansıtılmaktadır. Ancak karalardaki buzullar kayaların hava almasını önler. Kayaların hava alması atmosferdeki CO2'nin azalması anlamına gelir. Kartopu Dünya &aposın ortaya çıkmasının nedeni o dönemde kıtaların ekvatorda kümelenmesinden de kaynaklanıyor olabilir. Bu durumda kayaların hava alması devam ediyordur ve havadan CO2'yi alıyordur. Çünkü buzul levhalar kutuplarda yoğunlaşmıştır. Buzullar kutuplardan aşağılara inip karaları da buzul ile kaplayınca, sera gazlarının yoğunluğu artmaya başlamış olabilir.
Bu derin dondurucu dönemden sonra, hem CO2 düzeyinin, hem de sıcaklıkların yükseklerde seyrettiği uzun süren bir dönem yaşandı. Ne var ki bu dönemle ilgili büyük bir belirsizlik söz konusu. En sıcak dönem 55 milyon yıl önceki Paleosen-Eosen Termal Maksimum (PETM) dönemdir. Bu dönem sırasında kütlesel yok oluşlar yaşanmış, küresel sıcaklıklar birkaç bin yıl içinde 5 ile 8 derece (santigrat) yükselmiştir. Kutup denizlerinin sıcaklığı 23 dereceye ulaşmıştır.
Fosil planktonlarında izotop düzeyleri, ısınmanın nedeninin büyük miktarlarda metan veya CO2'nin havaya salınmasından kaynaklandığını gösteriyor. En son kurama göre ısınma, olağanüstü miktarlardaki lav püskürmelerinden kaynaklanıyor olabilir. Başka bir deyişle, bu, atmosfere salınan yüksek miktarda fosil karbonun neden olduğu küresel bir ısınma felaketidir. Bu sıcak dönem 200.000 yıl devam etmiştir.
Son birkaç milyon yıl boyunca Dünya buzul çağı ile daha sıcak dönemler arasında gidip geldi. Bu dönemsel değişiklikler gezegenin yörüngesindeki osilasyonlara bağlı olarak da tetiklenmiş olabilir. Yörüngesel osilasyonlar Dünya'ya erişen güneş radyasyonlarının miktarını değiştirir.
Buzul çağları arasında sık sık sıcaklıklar yükselmiş. Bu, büyük bir olasılıkla, sıcaklıkların bugünkünden 1 ile 2 derece daha sıcak ve deniz seviyesinin bugünkünden 5 ile 8 metre daha yüksek olduğu 125.000 yıl önceki Eemian dönemidir.
Son buzul çağından sonra 6000 yıl önce sıcaklıklar yine yükselişe geçerek, Holosen denilen dönem yaşanmış. Bu ısınma daha çok bölgesel nitelikte kalmış.
Geçmişte daha sıcak dönemlerin yaşanmış olması, gelecekteki sıcaklık artışlarından kaygı duymamamız gerektiği anlamına gelmemeli. Son sıcak dönemlerde deniz seviyesi onlarca metre yükselmişti. Bu da belli başlı pek çok kentin sular altında kalması demektir.
Gerçek: Antarktik Yarımarası'nın ısındığı kesinleşmiş durumda. Kıtanın iç kısımlarının da ısındığı düşünülüyor, fakat 2002 yılında yapılan bir analiz, 1966 ile 2000 yılları arasında iç kısımların soğuduğunu ortaya koydu.
3 .Yanılgı: Antarktika giderek soğuyor ve buzul levhaları giderek kalınlaşıyor.

Ancak bu dünyanın ısınmadığı anlamına gelmiyor. İklim modellerine göre gezegen her yerde aynı şekilde ısınmayacak ve ayrıca Antarktika'nın iç kısımlarından başka her yerin ısınıyor olması da bu tezi doğruluyor.
Antarktika'nın soğuması kıtanın çevresindeki dairesel rüzgarların güçlendiğinin bir işareti. Bu rüzgarlar daha ılık havanın iç kısımlara ulaşmasını engelliyor. Şaşırtıcı bir şekilde rüzgarların artış gösteren hızı, kutuplar üzerindeki ozon deliğinin üst atmosferde soğumaya yol açmasından kaynaklanıyor. Ozon deliği gelecek 10-20 yıl içinde kapanırsa, dairesel rüzgarlar zayıflayacak ve iç kısımlarda da hızlı bir soğuma başlayacak.
Bir diğer şaşırtıcı sonuç ise IPCC'nin raporuna göre küresel ısınma gelecek yüzyılda, kar yağışı buzul erimelerinden hızlı olacağı için, buzul levhalarının kalınlaşmasına yol açacak. Buzullarda neler olduğunu tespit etmek kolay değil. Uydu ölçümlerine dayanarak yapılan bir çalışmaya göre Antarktika'nın iç kısımlarında buzullar kalınlaşırken, daha fazla miktarda buzul kıyılarda eriyecek. Sonuçta erime kalınlaşmadan fazla olacağı için kayıplar daha fazla olacak.
IPCC'nin son öngörüleri ise deniz seviyesinde 2100 yılındaki artışın 20 ile 60 cm arasında olacağı yönünde. Bu tahmin Grönland ve Antarktika buzul levhalarının bugünkü hızda eriyeceği varsayımı üzerine kurulu. Bazı bilim adamları bu öngörünün gerçekleri yansıtmadığını, buzul erimelerinin hızlanacağını, dolayısıyla kar yağışındaki artışın etkisini ortadan kaldıracağını ve sonuçta deniz seviyesindeki yükselmenin hız kazanacağını ileri sürüyor.Ne var ki kimse neler olacağı konusunda kesin bir şey söyleyemiyor.

4.Yanılgı: Ortaçağ bugünkünden sıcaktı. İngiltere'de üzüm bağları bile var dı.

Gerçek: İngiltere'de şarapçılık yeniden güçleniyor. Öyle ki ülkedeki bağların alanı ortaçağda olduğu iddia edilen bağlardan daha geniş. Eğer bunu iklimlerin ısınmasını gösteren bir gösterge olarak kabul ederseniz, bugünün ortaçağdan daha sıcak olduğunu söyleyebiliriz. Ne var ki iklimlerle ilgili tarihi öyküleri ihtiyatla karşılamak gerekir.
Ortalama küresel sıcaklığın yüzyıllar boyu nasıl bir trend izlediğini ortaya çıkartmak için iklim bilimcileri dünyanın olabildiğince farklı bölgelerinden uzun vadeli kayıtlara ihtiyaç duyar. Bu nedenle daha pratik bir yöntem olan ağaç halkalarını incelemeyi tercih ederler . Bugün kuzey yarıkürenin sıcaklık ölçümleriyle ilgili bir düzineye yakın çalışma 1600'lerden eskilere uzanıyor. Bu kayıtlara göre MS 900-1300 yılları arasında olağanüstü bir sıcaklığın yaşanmış olduğu görülüyor. Güney yarıkürede ise bu dönemlerde hem sıcak hem de soğuk dönemlerin yaşanmış olduğu ileri sürülüyor. Bu da Ortaçağ'daki sıcak dönemin bölgesel bir olay olduğunu gösteriyor.
İklim bilimcilerinin hazırladığı raporlar, gezegenin bugün Ortaçağ'a göre daha sıcak olduğunu gösteriyor. Burada önemli olan, şu anda havanın ne kadar sıcak olduğu değil, ileride ne kadar sıcak olacağı. Raporlarda, ortalama sıcaklık farklılıklarının 1980'lere kadar dar bir aralık içinde yol aldığı, ancak bu tarihten sonra hızla yükselen bir trend izlediği görülüyor.

5.Yanılgı: Küresel ısınma tehdidinin tek sorumlusu kozmik ışınlardır.

Gerçek: Kimse güneşin Dünya'nın iklimi üzerindeki kritik etkisini göz ardı etmiyor. Dünya'ya erişen toplam enerji miktarı değişir; fakat son yıllardaki değişiklikler tanık olduğumuz son ısınma olayını açıklamıyor. Diğer güneş faaliyet şekillerinin iklimler üzerinde beklenilenin üzerinde bir etki yaratma riski ne kadardır?
1990'lü yılların sonlarına doğru Danimarkalı bilim adamları, kozmik ışın adı verilen yüksek-enerji parçacıklarının atmosferi iyonize ederek, bulut oluşumunu etkilediği yönündeki fikri inceledi. Eğer bu iddia doğru ise, güneş faaliyetlerindeki küçük bir değişiklik iklimleri büyük ölçüde etkileyebilecekti. Kozmik ışınların çoğu derin uzaydan gelmekle birlikte güneş faaliyetlerindeki değişiklikler Dünya'ya erişen ışınların miktarını değiştirebilir. Danimarka Uzay Merkezi'nden Henrik Svensmark daha az sayıda kozmik ışının daha az miktarda bulut anlamına geleceğini ve dünyanın giderek ısınacağını ortaya atmıştı. Svensmark'a göre bu son ısınma için uygun bir açıklama idi.
Kozmik ışınlarda üç kritik konu söz konusudur. İlk olarak, kozmik ışınlar gerçekten bulut oluşumunu tetikliyor mu? İkincisi, eğer tetikliyorsa bulut yapısındaki değişiklikler sıcaklığı nasıl etkiliyor? Son olarak son yıllardaki ısınmayı kozmik ışınlar açıklayabilir mi?
CERN Parçacık Fiziği Laboratuvarı'nda yürütülen çalışmalar bu soruları bir sonuca bağlayacak.
Ancak bu arada önemli bir noktayı gözden kaçırmamak gerekiyor. Kozmik ışın yoğunluğundaki değişiklikler bulut oluşumunu ve sıcaklığı gerçekten etkiliyor olsa bile, son yıllardaki hızlı sıcaklık artışlarını açıklayamaz. 50 yıl geriye giderek yapılan ölçümler, yoğunluk açısından periyodik bir çeşitliliğin varlığını tespit etmiş olsa bile, son yıllardaki sıcaklık artışlarının, düşüş gösteren bir trend ile eşleşmemiş olması kafaları karıştırıyor.

6. Yanılgı: İnsan faaliyetlerinin yol açtığı CO2 emisyonları, doğal kaynakların çıkarttığı emisyonlarla karşılaştırıldığında devede kulaktır.
Gerçek: Evet, insan faaliyetlerine bağlı olarak ortaya çıkan CO2 emisyonları, pek çok doğal kaynaklardan salınan CO2 ile mukayese edildiğinde çok azdır. Yine de buzul çekirdekleri, son yarım milyon yıl atmosferdeki CO2 düzeyinin 180 ile 300 ppm arasında oldukça sabit bir yol izlediğini gösteriyor. Sanayi çağında ise bu düzey 380 ppm'ye yükseldi.
Bu nasıl olmuş olabilir? Bunun yanıtı doğal kaynakların doğal çukurlarla dengelenmesidir. Örneğin organik maddelerin parçalanması havaya yüksek miktarlarda CO2 salar, ancak bitkilerin büyümesi aynı miktarda CO2'yi emer. CO2 düzeyinin yükselmesinin nedeni atmosfere her yıl giren gazın miktarının, doğal yollarla emilimden fazla olmasıdır.
Bu ilave CO2'nin sorumlusunun insan olduğundan nasıl emin olabiliriz? Bunu gösteren bazı kanıtlar söz konusu. Örneğin fosil yakıtları görünürde karbon-14 içermez, çünkü kozmik ışınların atmosfere çarpması sonucu oluşan bu dengesiz izotopun yarı-ömrü, yaklaşık 6000 yıldır. Fosil yakıtlardaki hemen hemen tüm karbon-14'ler, yakıt yaktığımız çağa gelinceye kadar çoktan çürüyüp gitmiştir. Dolayısıyla sonuçta ortaya çıkan CO2'nun karbon-14 içermesi mümkün değildir. Ağaç halkalarının incelenmesi sonucu havadaki karbon-14 oranının 1850 ile 1954 arasında %2 azaldığı görülüyor. (954 yılından sonra nükleer testler yüksek miktarda karbon-14'ün salınımına yol açmıştır.)
Sonuç olarak yanardağların insan faaliyetlerinden daha fazla miktarda CO2 salmış olması doğru değildir. CO2 düzeyinin büyük patlamalardan sonra yükselmediği görülüyor. Karalardaki yanardağların çıkarttığı CO2 emisyonu her yıl tahmini olarak ortalama 0.3 gigaton'dur. Bu da insan faaliyetlerinin ürettiği CO2'nin yüzde biridir. Ayrıca yanardağ kaynaklı CO2, okyanus tabanındaki dalma-batma tektonik levhalarının altındaki karbon tarafından dengelenir.


7.Yanılgı: Karbon dioksit düzeyleri sıcak dönemlerin başlangıcından sonra yükselir. Dolayısıyla CO2 küresel ısınmaya neden olmaz.
Gerçek: Antarktika ve Grönland'ı örten buz tabakalarından kesilerek çıkartılan yüzlerce bin yıllık buz örnekleri, en son buz çağının sonunda atmosferdeki CO2 düzeyinin sıcaklıkların yükselmeye başlamasından bir müddet sonra yükseldiğini gösteriyor. Zamanlama konusunda belirsizlikler söz konusu. Bunun nedeni kısmen buz çekirdeklerinin içinde hapis olan havanın buzdan daha genç olması. Kaldı ki bu gecikmenin 800 yıldan daha uzun bir süreyi kapsadığı görülüyor.
Yükselen CO2 düzeyinin buzul çağlarının sonundaki ilk ısınma sürecini tetiklemediğini gösteren bu gecikmeler, atmosferdeki daha fazla miktardaki CO2'nin gezegeni ısıttığı fikrini de çürütmüyor.
CO2'in sera gazı olduğunu biliyoruz, çünkü kızılötesi ışınlarını hem emiyor, hem de yansıtıyor. Temel fizik kurallarına göre bu tür gazlar Dünya'dan yansıyan ısıyı hapseder. Bu olmadığı sürece gezegenin daha soğuk olacağı iddia ediliyor.
Bütün bunlar geçmişteki sıcaklıklar ile geçmişteki CO2 düzeyi arasında bir korelasyon olacağı anlamına da gelmiyor. İklimi daha başka etmenler de etkiliyor. Bu etmenlerde büyük değişiklikler olduğu zaman CO2 ve sıcaklık arasındaki ilişki etkisini yitirebiliyor.
O zaman, geçmişte milyon yıl önce Dünya niçin tekrar tekrar buz çağları ve daha sıcak dönemler arasında gidip gelmiş olabilir? Uzun süredir doğru olduğuna inanılan bir kurama göre bu Dünya'nın görüngesindeki değişiklikten kaynaklanıyor. Bu değişikliklere Milankovitch Döngüsü adı veriliyor. Ancak Dünya'nın yörüngesindeki değişikliklerin yol açtığı ısıtma veya soğutma etkisi küçüktür ve sıcaklıklardaki değişiklikleri açıklamaya yetmez.
Bütün bu bilgilerin ışığı altında sıcaklıklardaki ilk değişiklikleri bir çeşit geri beslemenin tetiklediği ortaya çıkıyor. Bu noktada buz kritik bir rol oynuyor. Geniş buz kütleleri eriyip küçüldükçe güneş enerjisinin daha küçük bir kısmı uzaya geri yansıyor ve bunun sonucunda ısınma hızlanıyor.
CO2'nin bu süreçte önemli bir rol oynadığı bir yüzyıldan beri bilinen bir gerçek. Buz çekirdekleri, son yarım milyon yıl boyunca CO2 düzeyleri ile sıcaklık arasında kayda değer bir ilişki olduğunu gösteriyor. Bir buzul çağının sona ermesi için yaklaşık 5000 yıl geçmesi gerekiyor ve sıcaklık ve atmosferdeki CO2 yoğunluğu birlikte 4000 yıl boyunca artıyor.
Buzul çağının sonunda ne olduğuna baktığımız zaman yörüngesel değişimlere bağlı olarak ortaya çıkan ilk ısınma daha fazla CO2'nin atmosfere salınmasına yol açmış olabilir. Bunun sonucunda ısınma artarken salınan CO2 miktarını da artır ve bu böyle sürüp gider. Buzul alanı daralmaya başlayınca sıcaklıklar daha da artar.
Bu ilave CO2 nereden geliyor olabilir? Bilimsel kanıtlara göre kaynak okyanuslardır. Sıcak sularda gaz daha az erir. Dolayısıyla daha sıcak denizler CO2'yi havaya geri verir. Ancak bu da CO2 artışını açıklamaz. Diğer bir faktörün biyolojik olma olasılığı yüksek. Denizlerdeki fitoplanktonlar geliştikçe havadaki CO2'yi emer. Fakat dünya ısındıkça rüzgarlardaki, akıntılardaki ve tuzluluk oranındaki değişiklikler fitoplankton gelişimini önler.
Buzul çağları bize şunları söylüyor: Sıcaklıklar CO2 düzeyini etkiler veya bunun tam tersi olabilir. Şu anda okyanuslar, insanların havaya saldığı ilave CO2'nin %40'ını emiyor. Denizler bunun yerine CO2 çıkartmaya başlarlarsa insan eliyle üretilen CO2 miktarındaki azalmanın etkisi çok az olur.
__________________
Her gecenin sonu Aydınlıktır ................
Mühim olan beklemeyi bilmek....











hamzayurekli
cok onemlı bır ıdegılsenız bence evın butun kapalı olan yerlerı acıp tam ortasına oturmalısınız....

Eger Evınızde buzdalabı varsa gecersınız karsına oyle serınlersınız...

veya benım gıbı ceyranda kalıp mıllet yanarken sız tıtrersınız....

ben sunu anladım soguk sıcakdan daha guzelmıs..bune yaa yapıs yapıs ıkıde bır dus mu alacagız....hem susuzluk dıyorlar hemde dus alın alıyoruzda aldıkdan sonra aynı gene napppcaaazzz yaaa...
SimRe
Çok sıcak havalarda ve rutubetin arttığı durumlarda 37 dereceye kadar
normal olan vücut ısısı, 40-41 dereceye kadar yükselebilir.Bu seviyeye yükselen vücut ısısı, hücrelerde özelliklede beyin hücrelerinde tahribat yapar. Aşırı sıcağa maruz kalan bir kişinin ,beynindeki ısı ayarlama merkezinin fonksiyonu bozulur ve güneş çarpması dediğimiz ciddi sağlık sorunu ortaya çıkar. Bu nedenle insan beden ve ruh sağlığını korumak için, güneşten, sıcaktan özelliklede nemli sıcak havadan korunmalıdır.


SICAK ACİLLERİ

1) SICAK KRAMPLARI : Genellikle alt extremite veya karında yada her ikisinde aşırı sıcaktan tuz kaybı ile görülen ağrılardır. Aşırı sıcakta kalan biri, yeterince su içse bile tuz kaybını yerine koyamıyacağı için sıcak kramplarına maruz kalabilir. Belirtiler ; karın ve bacaklarda ağrı, bulantı tansiyon düşmesi, hızlı-dolgun nabız, nemli ve soluk deri.

· Hasta serin bir yere alınmalı, sıkı giysileri gevşetilmeli,
· Bulantı yok ise 1-2 bardak tuz içeren sıvı verilmeli,
· Kramp girmiş kasa kesinlikle masaj yapılmamalı,
· Sıcak krampı kişi en az 12 saat aktivite yapmamalıdır.

2) SICAK BİTKİNLİĞİ : Sıcak havada dışarıda dolaşanlarda sık rastlanır.
Aşırı sıcaklarda terleme ile vücuttan tuz elektrolit kaybına bağlı oluşan bir durumdur.

Belirtiler :

Yorgunluk halsizlik bayılma duygusu nabız hızlanması ateş yukselmesidir ve hastanın şuuru açıktır. Sıcak bitkinliğinin hayati tehlikesi yoktur ve güneş çarpmasının daha hafif şeklidir. Yerinde ilk yardım önlemleri ile kısa zamanda düzelir.

· Hasta serin bir yerde istirahate alınır ve sıkı giysileri gevşetilir.
· Hasta sırtüstü yatırılır ve bacakları yükseltilir.
· Bol miktarda sıvı özelliklede tuzlu ayran içirilir.

3) GÜNEŞ VEYA SICAK ÇARPMASI: Aşırı sıcağa maruz kalma sonucu beden ısısını ayarlayan mekanizmanın bozulmasına bağlı hayati tehlikesi olan bir durumdur. İlerlemiş sıcak çarpması çok tehlikelidir, tedavi edilse bile hastaların %20'si ölür. İyileşenlerin ise sinir sisteminde kalıcı hasarlar oluşabilir, denge ve koordinasyonlarının normale dönmesi ise aylar alır. Ancak ilk belirtiler görüldüğünde tanı konur bilinç kaybından önce tedaviye başlanırsa iyileşme şansı oldukça yüksektir.

Belirtiler :

Çok yüksek ateş (40-41 derece)
Terleyememe
Komaya kadar giden sinir sistemi bozuklukları
Halsizlik, başağrısı, başdönmesi, kusma bulantı, nabız hızlanması,
cildin kuruması ilk belirtiler olurken, algılamave koordinasyon
yeteneğinin azalması, görme netliğinin bozulması, göz çukurlarının
belirginleşmesi, bilincin kaybolması ileri belirtilerdir.

BU BELİRTİLER ORTAYA ÇIKAR ÇIKMAZ DOKTOR ÇAĞRILMALIDIR !!!

· Hasta hemen serin ve hava akımı olan bir yere alınmalı
· Sıkı giysileri gevşetilmeli
· Hastanın solunumu kontrol edilmeli (gerekirse hava yolu açılıp suni solunuma başlanmalı)
· Hasta su veya vantilatörle soğutulmaya çalışılmalı
· Ateşi 39 dereceye düşünceye kadar soğutma işlemine devam edilmeli.

ACİL OLARAK HASTANEYE GÖTÜRÜLMELİ


SICAKTAN KORUNMA ÖNLEMLERİ

· Zorunlu olmadıkça, güneş sıcaklığının en belirgin olduğu 11.00-15.00 saatleri arasında dışarıya çıkılmamalıdır. Çocuklar, yaşlılar, kalp ve şeker gibi kronik hastalığı olanların buna özellikle dikkat etmeleri gerekir.
· Kapalı alanların havalandırılmasına, yeterli bir hava akımı
sağlanmasına özen gösterilmeli. (mümkünse klima kullanılmalı)
· Bol sıvı ve mineral içeren içecekler tüketilmelidir. Kalp hastalığı
veya hipertansiyonu olup tuzsuz diyet alan kişiler dışında gıdalarla tuz
alımı arttırılmalıdır. Tuz kısıtlaması olanlar ise sıvı ve tuz kaybı
yönünden çok dikkatli olmalıdır. (Susamamış olsanız bile sık sık su için
çünkü susamak vücudunuzun su ihtiyacını belirten güvenli bir işaret
değildir.)
- Hafif yemekler, sulu yiyecekler (meyva, salata, çorba vb.) yenmeli.
Yağlı ağır yemeklerden ve tıkabasa yemekten kaçınılmalı.
· İnce, açık renk, bol giysiler giyilmeli. Giysiniz güneş ışığının sizi
yakmasını önlesin ama terletip su kaybettirmesin.
· Geniş kenarlı şapka giyin yüzünüz doğrudan güneş altında kalmasın.
· Sık sık duş yapıp serinlemeye çalışın.
· Kapalı ve park edilmiş araç içinde hiçbir canlı bırakılmamalı.
· Dışarıda aktif olarak çalışması gerekenlerin mümkün oldukça güneş
altında korunmasız kalmamaya ağır eforlardan kaçınmaya ve sık sık, bol
bol sıvı tuzlu gıdalar almaya daha çok dikkat etmeleri gerekir.
· Sıcak çarpması ve bitkinliği belirtilerini bilip bu belirtilere karşı
uyanık olunmalı alınan önlemlerle hasta düzelmezse doktora haber
verilmelidir.

kaynak : Bilkent Üniversitesi

Kaveller
hakketen çok sıcak sweatingbul.gif keşke sokaktada klima olsa ,ben yürürken efil efil esse
yok mu ''her sokak başına klima yapıcam'' diyecek bir siyaseçi .
varsa böle biri oyum onun whistling.gif

asiLDuA
ALINTI(hamzayurekli @ Jun 27 2007, 04:03 AM) *

cok onemlı bır ıdegılsenız bence evın butun kapalı olan yerlerı acıp tam ortasına oturmalısınız....


.))
islam ve kulluk
aynı konular birleştirildi ...
aLaTurCa
bizler cok nankoruz yaa, sicak olunca sicaktan dert yakiniriz, soguk olursa soguktan.. herseye sukretmeliyiz ve tabiki onlemde almaliyiz sagligimizi korumak icin
kırık-rüzgar
Lejyoner hastalığı klima hastalığı olarak da tanımlanıyor. Peki bu hastalık vücutta nasıl oluşuyor?

Özellikle klimalara ihtiyaç duyulan şu bunaltıcı sıcaklarda serinleyelim derken hastalığa zemin mi hazırlıyoruz?

Lejyoner Hastalığı L. Pneumophilia adlı bakterinin neden olduğu zatürre olarak tanımlanıyorBakteri nemli ortamlarda ve akarsu ya da göllerde yaşar ve bu ortamlarda uzun süre canlılığını koruyabilir.

Bakteri bu özelliği nedeniyle klima sistemlerinde de yaşayabilmekte ve bu sistemde oluşan aerosollerin ortamda bulunan insanlarca solunması sonucu akciğere yerleşerek hastalığa neden olmaktadır. Hastalığa halk arasında klima hastalığı denilmesinin sebebi de budur.

HASTALIĞIN BELİRTİLERİ

Hastalığın belirti ve bulguları hafif bir üst solunum yolu enfeksiyonu belirtilerinden, ölümcül seyreden zatürreye kadar çeşitlilik gösterebilir. Legionella bakterisinın neden olduğu zatürre hastalığında ateş, halsizlik, baş ağrısı, karın ağrısı, yaygın kas ağrıları, deri döküntüleri, kuru öksürük, nefes darlığı gibi belirtiler kısa sürede ortaya çıkar ve ateş 40 dereceye çıkabilir. Bu hastalarda diğer zatürrelerden farklı olarak sıklıkla akciğer dışı belirti ve bulgular da görülür.

Karın ağrısı, bulantı – kusma , ishal, bradikardi (kalp atım sayısının azalması) bu belirtilere örnek olarak sayılabilir. Ayrıca bu hastalarda bilinç bozukluğu da görülebilir. Hastaların fizik muayenelerinde pnömoniye has bulgular mevcuttur.

TEDAVİ

Hastalığın tedavisinde antibiyotiklerden yararlanılır. Ancak lejyoner hastalığında tedavi için kullanılan antibiyotikler ve bunların kullanım süreleri diğer bakterilere göre farklılık gösterir. Tedaviye yanıt genellikle çabuk olmakla birlikte ağır seyreden bazı olgularda etkileri kalabilir.
Bu basit görünüm sadece metinlerden oluşur. Resim ve Daha Fazla Bilgi Görmek İçin Forumun Normal Haline Geçmeniz GerekmektedirBuraya Tıklayın.
Invision Power Board © 2001-2009 Invision Power Services, Inc.