Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: Kuran'da Dua Nasıl Anlatılıyor?
Islami Forum - Popüler Forum > İSLAMİ KONULAR > .·[ DUALAR ]·.
ubeydullah
En son ne zaman dua ettiğinizi düşündünüz mü?... Bu soruya farklı cevaplar verilebilir ama ortak nokta herkesin bir şekilde dua ettiği olacaktır. İnsanlar elbette her yerde, her ortamda, istedikleri herşey için Rabbimiz olan Allah'a dua edebilirler. Allah iman edenlerin her ortamda dua edebileceklerine, Kendini zikredebileceklerine aşağıdaki ayetlerle dikkat çekmiştir:

Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) “Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek Yücesin, bizi ateşin azabından koru.” “Rabbimiz, şüphesiz Sen kimi ateşe sokarsan, artık onu ‘hor ve aşağılık’ kılmışsındır; zulmedenlerin yardımcıları yoktur.” “Rabbimiz, biz: “Rabbinize iman edin” diye imana çağrıda bulunan bir çağırıcıyı işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz, bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve bizi de iyilik yapanlarla birlikte öldür.” “Rabbimiz, elçilerine va’dettiklerini bize ver, kıyamet gününde de bizi ‘hor ve aşağılık’ kılma. Şüphesiz Sen, va’dine muhalefet etmeyensin.” Nitekim Rableri onlara (dualarını kabul ederek) cevab verdi: “Şüphesiz Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden bir işte bulunanın işini boşa çıkarmam…” (Al-i İmran Suresi, 191-195)

Bunların yanısıra bir de duanın, en güzel, en makbul şekli vardır ki Kuran'da bunlar ayrıntılarıyla anlatılmıştır.



YÜKSEK OLMAYAN BİR SESLE, YANLIZ BAŞINA İÇİN İÇİN DUA

Çok çaresiz ve sıkıntı içerisinde kaldığınız, Allah'a dua etme ihtiyacı hissettiğiniz bir anda dua etmek için nasıl bir ortamı tercih ettiğinizi hatırlıyor musunuz? Hiç şüphesiz gece yastığa başınızı koyduğunuzda ya da çok sessiz ve gürültüsüz, Allah'la başbaşa olabileceğinizi hissettiğiniz bir ortamda dua etmeyi tercih etmişsinizdir.

İbadetler sırasında manevi yoğunluk en fazla yalnız başına, kimsenin bilmediği zamanlarda, tam bir konsantrasyonun sağlanabildiği sırada yaşanır. İhtiyaçları, hataları veya eksikleri konusunda Allah'a dua etme gereksinimi duyan insan, yalnız başına ve için için dua etmeyi tercih eder. Buna güzel bir örnek Hz. Zekeriya'nın duasıdır. Kuran'da, onun Allah'tan soyunu devam ettirecek bir varis isterken gizlice dua ettiğine işaret edilir:

Hani o Rabbine gizlice seslendiği zaman demişti ki: "Rabbim, şüphesiz benim kemiklerim gevşedi ve baş, yaşlılık aleviyle tutuştu; ben sana dua etmekle mutsuz olmadım." (Meryem Suresi, 3-4)

Duanın tanımı için "gücü sınırlı ve sonlu bir varlığın gücü sınırsız bir kudret karşısında acizliğini ortaya koyarak istekte bulunmasıdır" demiştik. Bu yüzden dua, gerçekten Allah'a karşı acizlik ve fakirlik bilinerek yapılmalıdır. Fakat elbette ki bu birtakım yapmacık hareketlerle, kalıpçı ve taklitçi düşünce yapısıyla sağlanamaz. Zaten gerçek anlamda samimi olan, acizliğini hisseden insan doğal olarak bunu yaşayacaktır. Kuran'da, müminlere şu şekilde dua etmeleri tavsiye edilir:

Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin. Şüphesiz O, haddi aşanları sevmez. (A'raf Suresi, 55)

Rabbini, sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Gaflete kapılanlardan olma. Şüphesiz Rabbinin Katında olanlar, O’na ibadet etmekten büyüklenmezler...” (A’raf Suresi, 205-206)

Kuran'da, duanın yalnızken, yalvararak ve için için yapılabileceğine dikkat çekilir. Dolayısıyla duanın nerede yapıldığı, dua sırasında düzenlenen "tören"in büyüklüğü, katılımın fazla olması ve dua eden şahsın sesinin çok fazla çıkması ölçü değildir.

Öncelikle bilinmelidir ki, duadaki yüksek ses tonları duanın Allah'a ulaşmasını ya da Allah'ın duaya icabetini kolaylaştırmaz. Dua ettiğimiz Rabbimiz, içimizden geçirdiğimiz düşünceleri bilen, herşeyden haberdar olan ve bize şah damarımızdan daha yakın olandır. (Kaf Suresi, 16) Bize bu kadar yakın olan Allah'a dua ederken sesimizi gereksiz yere yükseltmemizin bir anlamı yoktur. Kişi içinden dua edebileceği gibi, ancak kendisinin duyabileceği bir tonla da dua edebilir.

Kuran'da gerek ibadet sırasında, gerekse yaşamın her anında ses tonunun uygun tutulması gerektiği insanlara aşağıdaki ayetlerde şöyle bildirilir:

Yürüyüşünde orta bir yol tut, sesinden de (yüksek perdeleri) eksilt. Çünkü, seslerin en çirkin olanı gerçekten eşeklerin sesidir. (Lokman Suresi, 19)

De ki: "Allah, diye çağırın, 'Rahman' diye çağırın, ne ile çağırırsanız; sonunda en güzel isimler O'nundur." Namazında sesini çok yükseltme, çok da kısma, bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse. (İsra Suresi, 110)

Görüldüğü gibi Kuran'da tarif edilen ibadet modeli gösterişten uzaktır. Başkaları görsün veya duysun diye yapılmaz, sadece Allah'a karşı olan vazifenin hakkıyla yerine getirilmesi amacını taşır. Kuran'da bunun üzerinde önemle durulur. Dua ile ilgili ayetlerde defalarca "dini Allah'a halis kılarak dua etmek"ten söz edilir. Bunun anlamı, dinin, yani ibadetin sadece ve sadece Allah için yapılması, O'ndan başkalarının rızasının kesinlikle aranmamasıdır:

O, Hayy (diri) olandır. O’ndan başka ilah yoktur; öyleyse dini yalnızca Kendisi’ne halis kılanlar olarak O’na dua edin. Alemlerin Rabbine hamdolsun. (Mü’min Suresi, 65)

Öyleyse, dini yalnızca O’na halis kılanlar olarak Allah’a dua (kulluk) edin; kafirler hoşgörmese de. (Mü’min Suresi, 14)

De ki: “Rabbim adaletle davranmayı emretti. Her mescid yanında (secde yerinde) yüzlerinizi (O’na) doğrultun ve dini yalnız Kendisi’ne has kılarak O’na dua edin. “Başlangıçta sizi yarattığı” gibi döneceksiniz.” (A’raf Suresi, 29)

Din sadece Allah'ındır. İbadetlerin hepsi sadece O'nun hoşnutluğunu kazanmak amacıyla yapılır. Bunun yegane yolu da O'nun istediği ve tarif ettiği gibi yapmaktır.

Duasını, ya da başka herhangi bir ibadetini Allah'a halis kılmadan yapanlar, yani etraflarındaki insanlara "takva" görünmek endişesinde olanlar büyük bir dalalet içindedirler. Allah Kuran'da onlardan şöyle söz eder:

İşte (şu) namaz kılanların vay haline, Ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar, Onlar gösterişyapmaktadırlar. (Maun Suresi, 4-6)

ALLAH'IN VARLIĞINI HİSSEDEREK DUA

Duanın en önemli unsurlarından biri Allah'a olan kesin imandır. İnsan çaresiz kaldığı durumlarda Allah'ın varlığını ve kendisine sadece O'nun yardım edeceğini hiç şüphesiz bilir. Ancak insanın rahat zamanlarında da Allah'ın varlığını ve gücünün büyüklüğünü hissederek dua etmesi gerekmektedir. Aslında insan sadece dua sırasında değil, günlük yaşantısının her anında bu bilinçte olmalıdır.

Her an, Allah'ın varlığını ve yakınlığını hissederek dua etmelidir. Çünkü ancak Allah'ın varlığının farkında olan insan duanın anlamını ve önemini kavrar. Duanın özelliği, Allah ile kulu arasında özel ve sıcak bir bağlantı kurmasıdır. İnsan tüm sıkıntılarını ve isteklerini Allah'a açar, O'na yakarır ve Allah kulunun isteğine icabet eder, duasını karşılıksız bırakmaz.

Daha önce de belirttiğimiz gibi Kuran'da dua hiçbir şekli kalıba sokulmaz. "Allah'ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin" (Nisa Suresi, 103) ayeti, insanın her durumda ve her şartta Allah'ı anıp O'na dua edebileceğini gösterir. Önemli olan şekil değil, dua eden kişinin samimiyet ve teslimiyetidir.

Bunun aksi bir anlayışise, duayı gerçek anlamından çıkarır ve bir tür büyü ya da tılsım gibi görülmesine yol açar. Birtakım cahil insanların kendi kendilerine ürettikleri ağaçlara bez bağlama, suya üfleme gibi batıl inançlar bunun bir göstergesidir. Dikkat edilirse bu tür uygulamaların temel özelliği, bunları uygulayan kişilerin Kuran'ın mantığından uzak oluşlarıdır. Doğrudan Allah'a yönelip isteklerini O'ndan istemektense, birtakım batıl tören ya da semboller icad etmekte, duayı da bunlar aracılığıyla yapmaktadırlar. Kime dua ettiklerinin, kime yakardıklarının ise pek farkında değildirler. Dua için kullandıkları cisimlerde bir tür "keramet" olduğu zannındadırlar, ama sorulsa bunun ne demek olduğunu tarif edemezler. Türbe ziyaretlerini amacından saptırarak bu türbelerde yatan insanlara dua edenler, onlardan medet umanlar da aynı batıl ve sapık inanca sahiptirler.

Mümin ise "Rabbinin ismini zikret ve herşeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel" (Müzemmil Suresi, 8) emrine uyar, tüm bu batıl inanışlardan uzak olarak sadece ve sadece Allah'a döner, O'nun huzurunda boyun eğer ve Rabbimize yalvarır.

KORKU İLE ÜMİT ARASINDA DUA

Kuran'da Allah'ın "... merhametlilerin en merhametlisi..." (Enbiya Suresi, 83) olduğu belirtilmektedir. Yine Kuran'da hata yapanın Allah'tan bağışlanma dilemesi durumunda hiçbir günah ayrımı gözetilmeden affedileceği söylenmektedir. (Nisa Suresi, 110) Bu nedenle insanların dualarında Allah'ın "esirgeyen ve bağışlayan" sıfatlarını düşünmeleri, ümit içinde dua etmeleri gerekir. Kişinin yapmışolduğu hata ve bu yüzden duyduğu vicdan azabı ne kadar büyük olsa da, Allah'ın affediciliğinden ümit kesmesine neden değildir. Bununla paralel olarak insanın hata yapmaktan ve günah işlemekten dolayı içine girmişolduğu ruh hali, onun umut içinde dua etmesine engel olmamalıdır. Çünkü Kuran'da sadece kafirlerin Allah'ın rahmetinden umut keseceği söylenir:

"... Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden umudunu kesmez." (Yusuf Suresi, 87)

Öte yandan kimsenin mutlaka cennete layık olma gibi bir garantisi yoktur. Nitekim Allah Kuran'da; "Şüphesiz Rablerinin azabından emin olunamaz" (Mearic Suresi, 28) ayetiyle bu gerçeğe karşı insanları uyarmıştır. Bu nedenle de herkes Allah'tan gücünün yettiği kadar korkmak durumundadır. Öyle ise imtihan için dünyada bulunan insanın her zaman için sapması, dalalete düşmesi, şeytanın oyununa gelip Allah'ın yolundan dönmesi ihtimal dahilindedir. Bu konuda kimsenin bir garantisi yoktur. Bu nedenle insan duasında bir yandan Allah'ın rahmetini ümid ederken, bir yandan da O'nun rızasını yitirmekten korkmalıdır.

Nitekim gerçek bir mümini diğer insanlardan ayıran en önemli özelliklerden biri Allah korkusudur. Çünkü inanmayan bir insana göre cehennemin varlığı meçhuldür. Mümin ise cehennem tehlikesinin farkındadır. Ahiret gününe kesin bir bilgi ile inandığı için en büyük korkuyu yaşar. Sadece inanan ve Allah'a karşı büyüklenmekten kaçınan kişi bu korku ile hareket eder. Azabın gerçekliğinden ve şiddetinden emindir. Bu azapla karşılaşmamak için dünya hayatında risk sayılan hiçbir şeye yaklaşmaz. Ahiretteki o zorlu azaptan uzaklaşmayı ve sonsuz güzellikle karşılanacağı cenneti hak etmeyi ister. Müminin ahiret azabından korkusu duasına da yansımaktadır.

İşte bu yüzden Kuran'da korku ve ümit kavramları birlikte kullanılmıştır. Eğer insan duasında cehennem korkusunu hissetmiyorsa -ki bunun temelinde Allah korkusunun eksikliği yatmaktadır- ortada mutlaka bir tefekkür yani düşünüp anlama eksikliği vardır. İnsan cenneti kazanmak için ne kadar istekli bir şekilde dua ediyorsa, cehennemden kurtulmak için de o kadar istekli bir şekilde dua etmelidir. Yani cehennemden korkup, cennete kavuşmayı ümit etmelidir. Bu ruh halini ifade eden ayetlerden ikisi şöyledir:

"Düzene konulması (ıslah)ından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın; O'na korkarak ve umut taşıyarak dua edin. Doğrusu Allah'ın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır." (Araf Suresi, 56)

"Onların yanları (gece namazına kalkmak için) yataklarından uzaklaşır. Rablerine korku ve umutla dua ederler ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler." (Secde Suresi, 16)

Görüldüğü gibi korku ve umut, Kuran'da kastedilen duayı oluşturan iki temel histir. Kuran dikkatlice incelendiğinde zaten tüm ibadetlerde, ve yaşamın her anında bu iki hissin hayati önem taşıdığı rahatlıkla fark edilebilir.

Unutulmamalıdır ki dua Allah'a karşı hem büyük bir görev hem de bizim ebedi hayatımızı kurtaracak bir vesiledir. Çünkü Kuran'da Allah'a dua etmeyenlerin sonunun ebedi cehennem azabı olduğu haber verilir.

"Rabbiniz dedi ki: "Bana dua edin size icabet edeyim. Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir)ler; cehenneme boyun bükmüşkimseler olarak gireceklerdir." (Mümin Suresi, 60)

ALLAH'IN SIFATLARINI ANARAK DUA ETMEK

Allah'ın isimleri, bize O'nun vasıflarını tanıtırlar. Örneğin Allah Rahman'dır, yani esirgeyicidir; Rab'dır, yani eğiten ve yol gösterendir; Hakim'dir, yani hüküm veren, herşeye hakim olandır; Rezzak'tır, yani rızık verendir... Bu isimler Allah'ı tanıttığı için, insan bunlarla Rabbimize seslenerek O'nun büyüklüğünü, yakınlığını, gücünü ve rahmetini daha iyi kavrar. Allah'tan rızık isteyen bir kişinin O'nun Rezzak ismini anarak dua etmesi, elbette ki duasının anlamına uygun olacaktır. Nitekim Kuran'da da, Allah'a O'nun farklı isimleri ile dua edilebileceği haber verilmektedir:

"De ki: "Allah, diye çağırın, 'Rahman' diye çağırın, ne ile çağırırsanız; sonunda en güzel isimler O'nundur." Namazında sesini çok yükseltme, çok da kısma, bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse." (İsra Suresi, 110)

"İsimlerin en güzeli Allah'ındır. Öyleyse O'na bunlarla dua edin. O'nun isimlerinde 'aykırılığa (ve inkâra) sapanları' bırakın. Yapmakta oldukları dolayısıyla yakında cezalandırılacaklardır." (A'raf Suresi, 180)

Allah'ın sıfatlarını bilen insan hatalarını Allah'tan gizlemeye çalışmaz. Çünkü gizlese de, açığa vursa da Allah'ın herşeyi bildiğinin farkında olur. Hatalarını gizlemenin kendisine zarardan başka bir şey kazandırmayacağını bilen mümin, her türlü eksiklik ve hatalarından dolayı Allah'tan bağışlanma diler. Nitekim Hz. İbrahim'in bir duası şu şekilde başlamaktadır:

"Rabbimiz, şüphesiz Sen, bizim saklı tuttuklarımızı da, açığa vurduklarımızı da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz." (İbrahim Suresi, 38)

Mümin, istekleri ne kadar büyük olsa da herşeyin Allah'ın kontrolünde olduğunun, Allah dilerse en imkansız gibi görünen bir şeyin O'nun "Ol" demesi ile gerçekleşeceğinin farkındadır. Bu yüzden de Allah'ın nimetlerine ulaşmak için hiçbir şeyi aşılmaz bir engel olarak görmez. Aksine, her türlü zorluğu ve engeli duası ile aşar.

Duanın, istek ve ihtiyaçlarımızı Allah'a duyurmaktan başka, Allah'ı anmanın ve yüceltmenin bir yolu olduğunu söylemiştik. Kuran'da özellikle peygamber dualarında, Rabbimiz sıfatları ile birlikte yüceltilmektedir. Aşağıdaki birkaç örnek, bunu görmek için yeterlidir:

“(Süleyman) Rabbim, beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülkü bana armağan et. Şüphesiz Sen, karşılıksız armağan edensin. (Sad Suresi, 35)

“Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma ve Katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz, bağışı en çok olan Sensin Sen.” (Al-i İmran Suresi, 8)

(Musa yalvarıp) Dedi ki: “Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine kat. Sen merhamet edenlerin en merhametli olanısın.” (Araf Suresi, 151)

“Orada Zekeriya Rabbine dua etti: ‘Rabbim bana Katından tertemiz bir soy armağan et. Doğrusu Sen duaları işitensin’ dedi.” (Al-i İmran Suresi, 38)

DUADA KALIPLAŞMIŞ TEKDÜZE İFADELERDEN KAÇINMAK

Dua denilince akla, insanın Allah'ı zikretmesi, Allah'a kusurlarını itiraf etmesi, kendisinin ve müminlerin ihtiyaçlarını duyurması gelir. Bunun içinse duada Allah'a karşı samimi bir üslubun yaşanması gerekmektedir.

Duada tekdüze ve kalıplaşmışifadelerin sık sık tekrarlanmasının tek nedeni, duanın samimi bir ibadetten çıkıp, bir tür alışkanlık ya da gelenek haline gelmişolmasıdır. Allah'ın azametini hisseden, O'nun azabından korkan ve rızasını kazanmayı isteyen insan, kalbinden gelen samimi ve dürüst ifadelerle O'na yönelir. Aynı şekilde kendisini Allah'a teslim etmiş, dost ve yardımcı olarak O'nu benimsemişolan insan, her türlü sıkıntısını ve derdini O'na açar. "...Ben, dayanılmaz kahrımı ve üzüntümü yalnızca Allah'a şikayet ediyorum..." (Yusuf Suresi, 86) diyen Hz. Yakub gibi, ruhundaki tüm sıkıntılarını ve taleplerini O'na söyler, her türlü yardım ve hayrı O'ndan ister.

Dua eden kişi bu tür bir samimiyet içerisinde değilse ve duayı sadece yerine getirilmesi gereken bir formalite ya da icabet edilip edilmeyeceği belli olmayan bir tılsım olarak görüyorsa, doğal olarak kalıplaşmışifadeler kullanır. Ne demek olduğunu hiç anlamadığı ya da üzerinde hiç düşünmediği birtakım süslü cümleleri sıralayarak kendince bir dua edecektir. Bunun Kuran'da tarif edilen dua olmadığı ise çok açıktır.

Oysa dua, insanın Allah ile samimi bir bağlantısıdır. Her insanın içinde bulunduğu sorunlar, istekleri, arzuları, ruh hali birbirinden çok farklıdır. Dua sırasında önemli olan sözcükler değil kulun o anki ruh halidir.

Kuran’da örnek olarak gösterilen dualar, peygamberler ve müminlerin ruh halllerini yansıtan çok samimi ve içten Allah’a yönelmelerdir.

DUADA ACELECİ DAVRANMAKTAN KAÇINMAK

İnsan fıtratı gereği aceleci bir varlıktır. Yaratılışındaki bu acelecilik ön plana çıktığı zamanlarda da hareketlerinin sonucunu düşünmeden davranabilmektedir. Nitekim bu yüzden Kuran'da, "İnsan aceleden (aceleci olarak) yaratıldı. Size ayetlerimi yakında göstereceğim. Şimdi hemen acele etmeyin" (Enbiya Suresi, 37) şeklinde bildirilmektedir. Bu acelecilik genellikle dünya nimetlerinin elde edilmesi konusunda ön plana çıkar.

İnsan cennete ve Allah'ın nimetlerine karşı büyük bir istek duyar. Bu nimetlerin benzerlerinin dünyada da yaratılmışolmasının sebeplerinden biri, cennetin özelliklerini biraz daha iyi kavranmasını, cennete duyulan isteğin artmasını sağlamaktır. Oysa insan hem bu nimetlere duyduğu istekten, hem de aceleci olduğundan ötürü nefsinin arzu ettiklerinin hemen gerçekleşmesini ister. İnsanın bu aceleciliği zaman zaman dualarına da yansıyabilir. Dua ettiği zaman hemen duasına karşılık verilmesini ister. Duasına karşılık alması biraz gecikirse "dua da ediyorum, ancak kabul edilmiyor" şeklinde çok yanlışbir serzenişte bulunabilir. Sabırsızlık, zamanla ümitsizliğe hatta duanın terkedilmesine kadar gider.

Oysa mümin bilir ki, kendisi için neyin hayırlı olduğunu en iyi bilen Allah'tır. "... Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz" (Bakara Suresi, 216) ayeti, insana bunu haber verir. Bu nedenle insan Allah'tan bir şeyi istediğinde, takdiri O'na bırakmalı, O'ndan her şartta razı olmuşbir biçimde sabırla beklemelidir. Belki dua ederek talep ettiği şey kendisine bir fayda sağlamayacaktır, o nedenle Allah bunu kendisine vermemektedir. Belki de o hayra ulaşması için belirli bir olgunluğa kavuşması, bunun için de bir süre eğitilmesi gerekmektedir. Belki Allah kendisine daha da hayırlı bir başka nimet verecektir, ama sabrını ve sadakatini denemektedir.

Tüm bunlar dua eden insanın, duasında sabırlı ve kararlı olması, Allah'ın rahmetinden asla ümit kesmemesi gerektiğini göstermektedir. Nitekim Kuran'da, duada sabırlı olmaya özellikle dikkat çekilir:

"Sabır ve namazla yardım dileyin. Bu şüphesiz, huşu duyanların dışındakiler için ağır bir yüktür." (Bakara Suresi, 45)

Kuran'da dua ederken kararlı olmak öğütlenmiştir. Dua bir ibadettir ve duada sabır, dua eden açısından önemlidir. Sabırla dua etmek duanın konusu olan isteklere olan ihtiyacın, bu konudaki sıkıntının, daha önemlisi Allah'a olan yakınlığın arttığının göstergesidir. Duada sabır göstermek mümini olgunlaştırır, güçlü bir irade ve karakter kazandırır. Duada sabır gösteren mümin, duasının karşılığını, istediği şeylerin birçoğundan daha değerli olan, derin bir manevi hal kazanarak alır.

Peygamberlerin çoğu Allah'a olan taleplerini kimi zaman yıllar boyu hiç durmadan duayla ifade etmişler, Allah ise onlara istediklerini kimi zaman yıllar sonra vermiştir. Hz. Yakub'un, oğlu Hz. Yusuf'a kavuşması, Hz. Yusuf'un yıllar boyu kaldığı zindandan kurtularak güç ve iktidar sahibi olması, Hz. Eyüp'ün şeytanın kendisine dokundurduğu azaptan kurtulması, bunların hepsi büyük sabır örnekleridir.

Allah bu salih kullarının dualarının karşılığını belirli bir süre ertelemekle onlara hayır dilemiş, onları bu sayede olgunlaştırmış, eğitmiş, sadakat ve ihlaslarını pekiştirmiş, onları cennette yüksek makamlara layık kullar haline getirmiştir.

Bu nedenle yaptığı bir duanın karşılığını görmek için aceleci davranmak asla ve asla bir mümine yaraşmaz. Müminin yegane görevi Rabbimize kul olması ve O'nun kendisi için belirlediği kadere rıza göstermesidir. İşte salih bir mümin duasını, bu kulluk vazifesinin bir parçası olarak yapmalıdır.

DUANIN KONUSU SADECE DÜNYEVİ NİMETLER DEĞİLDİR

Dua ederken dünya hayatımız için de isteklerde bulunmalı mıyız, yoksa "dünyadan geçip" de sadece ahiret hayatına mı yönelmeliyiz?

Allah samimi müminler için her ikisini de hayırlı görmüştür. Elbette ki dünya hayatı son bulacak olan çok kısa bir hayattır. Her nimetin, kişiyi Allah'a yakınlaştırma ve şükretmesine vesile olma ihtimali vardır. Bir nimete bakılarak cennet tefekkür edilebilir, Allah'ın sıfatları hatırlanabilir, Allah'ın şanı yüceltilebilir. İşte bu sebepten ötürü Allah müminlere hem dünya hayatları için, hem de ahiret hayatları için dua etmelerini öğütler. Sadece dünya hayatının geçici süsüne yönelip ahireti unutmamaları için de onları uyarır. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:

“... İnsanlardan öylesi vardır ki: “Rabbimiz, bize dünyada ver” der; onun ahirette nasibi yoktur. Onlardan öylesi de vardır ki: “Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik (ver) ve bizi ateşin azabından koru” der. İşte bunların kazandıklarına karşılık nasibleri vardır. Allah, hesabı pek seri görendir.” (Bakara Suresi, 200-202)

İnsan, kendi dünyasına ait şeyler için istekte bulunur. Ne için yaşıyorsa, onu en çok ne ilgilendiriyorsa, neye daha fazla vakit harcıyorsa duasını da onlar için eder. Allah için yaşayan bir insanın amacı Allah'ın kendisinden istediklerini yerine getirmeye çalışmaktır. Bu nedenle duası da o yönde olur.

İnsanın dünyaya ait istekleri gerçekleşebilir. Ama bunlar, az önce belirttiğimiz gibi, kendisi için sandığı gibi hayırlı olmayabilir. Para için istekte bulunur. Ama sonrasında para onun inkarını arttırıcı bir meta olabilir. Çünkü tam anlamıyla maddiyatın put edinildiği bu çevrede muhatap olduğu ve olacağı herşey ve neredeyse herkes tam anlamıyla dinin gerekleriyle tezat teşkil edecektir.

İstek, dünyevi bir istektir ve karşılığını dünyada görecektir. Ahiretteki karşılığı ise hiç de umduğu gibi çıkmayabilir. İşte dünya hayatının çekici özelliklerinden bazıları bir ayette şöyle sıralanır:

"Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmışaltın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici' kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah Katında olandır." (Al-i İmran Suresi, 14)

Dünyada bu dünyevi istek ve tutkuların gerçekleşmesinin insana getirdiği belli birtakım kazançlar elbette vardır. Ama dünyadaki bu kazançlar ahiret için birer kayıp olabilirler. Dünyevi isteklerin ahiret için de bir kazanç sağlayan yönleri vardır. Buna en güzel örnek peygamberlerdedir.

Bu kutlu insanlar, dünya hayatının geçici metaı olan kazançları sadece Allah'ın rızasını kazanmak için istemişlerdir. Bunların en başlıcaları maddiyat, soyun devamı, toplumda belirli bir statü edinmek gibi konulardır.

Peygamberlerin istekleri tamamen Allah'ı hoşnut etmeye yöneliktir. Hiçbir peygamber çocuk edinmeyi, kendisinden sonra adını devam ettirme ayrıcalığını edinebilmek için istememiştir. Çocuğu, sadece kendilerinden sonra iman edenlere önder olması için istemişlerdir.

Buna karşılık kendi soyunun devamını dünyada böbürlenme uğruna isteyen bir kişinin bu isteği, ahirette kendisi için bir şer olur. Çünkü ancak kendi hırs ve üstünlük isteğini tatmin için böyle bir istekte bulunmuşve bu isteği Allah'ı anmasını engellemiştir. Allah bu isteğin karşılığını dünyada verir, ama ahirette nasibi olmayabilir.

Sadece dünya nimetlerini isteyerek yapılan dua bir mümin davranışı olmadığı gibi, Allah'a karşı büyük bir samimiyetsizliktir. Müminlerin asıl hedefleri cennettir. Dua eden insan eğer gerçekten müminse, asıl yurdu olan cenneti unutarak tüm duasını geçici olarak bulunduğu dünya hayatının nimetlerine yoğunlaştırmamalıdır. Allah'tan hem dünyada, hem ahirette güzellik istemelidir.

DUALAR KİŞİSEL DEĞİL, TÜM MÜMİNLER İÇİN OLMALIDIR

Cahiliye toplumunda insanlar mal, servet, evlat, eşve huzurun en iyisinin kendilerinde olmasını isterler. Zaman zaman yakın arkadaşlar olarak tanınan kişilerin, hatta akrabaların arasında bile kıskançlıktan, hasetten kaynaklanan çekişmelerin yaşandığına ve insanların kendilerine rakip olarak görebilecekleri herkese zarar vermeye çalıştığına şahit olmuşuzdur.

Oysa Kuran'da tarif edilen mümin modelini yaşayan insan hem dünya hayatındaki güzellikleri, hem de ahiretteki nimetleri diğer müminlerle birlikte yaşar. Dünyada nimetler kısıtlı olduğundan bunları onlarla paylaşması, bazen de kendi nefsinden fedakarlık yaparak kardeşine ikram etmesi gerekebilir. Nitekim Kuran'da mümin vasıfları tanıtılırken bu özelliğe de ayrıca dikkat çekilir. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:

"... Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından' korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır." (Haşr Suresi, 9)

Müminlerin birbirlerine olan bu düşkünlükleri, birbirlerinin iyiliği için çaba sarf etmelerinin önemi Kuran'ın başka ayetlerinde de tekrarlanmaktadır:

"Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir." (Tevbe Suresi, 71)

Müminler arasındaki tesanüd, elbette ki dualarına da yansımaktadır.

Öncelikle dikkat çeken, Kuran'daki müminlerin, dualarında Allah'a hitap ederken çoğunlukla "ben" değil, "biz" demeleridir. Yani dua eden bir mümin, Allah'tan istediği herşeyi sadece kendisi için değil, tüm müminler için istemektedir. Elbette ki insan kişisel olarak da Allah'a dua eder. Her türlü nimete ulaşabilmek için, hatalarının düzelmesi için, kıyamet günü hor ve aşağılık kılınmamak için, cehennem azabından kurtulmak için Allah'tan yardım isteyebilir. Ama bunun yanında birçok konuda da kendisi için istediklerini diğer müminler için de istemesi, Kuran'da örnek olarak gösterilen bir vasıftır. Aşağıdaki birkaç ayet, bu konuda yol göstericidir:

"... Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma. Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge, Sen bizim mevlamızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et." (Bakara Suresi, 286)

"Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma ve Katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz, bağışı en çok olan Sensin Sen. Rabbimiz, kendisinde şüphe olmayan bir günde insanları gerçekten Sen toplayacaksın. Doğrusu Allah, va'dinden cayıp-dönmez." (Al-i İmran Suresi, 8-9)

"Rabbimiz, biz indirdiğine inandık ve elçiye uyduk. Böylece bizi şahidlerle beraber yaz." (Al-i İmran Suresi, 53)
ubeydullah
bu topiciğin sabit leştirlmesini istiyorum.mumkunse eğer wink.gif
en çok ihtiyacımız olan duanın nasıl olması gerektiği bir yazı için bence değer smile.gif
ubeydullah
demekki her kes bu şekilde dua ediyor smile.gif
islam ve kulluk
neden olmasın biggrin.gif
ubeydullah
ALINTI(islam ve kulluk @ Jun 29 2007, 08:41 PM) *

neden olmasın biggrin.gif

inş kardeşim öyledir smile.gif
EsLeMNa
Emeğine klavyene sağlık çok güzel hazırlamışsın ubeydullah abi Allah seni başımızdan eksik etmesin:)
ubeydullah
ALINTI(musahhar @ Jun 30 2007, 12:23 AM) *

Emeğine klavyene sağlık çok güzel hazırlamışsın ubeydullah abi Allah seni başımızdan eksik etmesin:)

smile.gif cunlemizden allah razı olsun kardeşim est .rabbim hepimize bu şekilde dua etmeyi kabuyl edilmiş dua etmeyi nasip etsin
selametle kal kardeşim
bukle
ellerine sağlık.Sanki biraz uzunuşmu ne.Okuyana kadar yapıştım bilgisayara.Tamda dua ediyodum BARIŞ AKARSU 'ya.trafik kazası geçirmiş.Çok üzüldüm.Herkes dua edebilirmi komadan çıksın hayırlısıyla iyileşsin diye
ubeydullah
smile.gif
ALINTI(bukle @ Jun 30 2007, 11:02 PM) *

ellerine sağlık.Sanki biraz uzunuşmu ne.Okuyana kadar yapıştım bilgisayara.Tamda dua ediyodum BARIŞ AKARSU 'ya.trafik kazası geçirmiş.Çok üzüldüm.Herkes dua edebilirmi komadan çıksın hayırlısıyla iyileşsin diye

smile.gif evet uzun ama hepsi önemli oyuzden kısaltmadım
inş faydalı olur
selametle kal kardeşim
bilmez
Yüzümde secdelerimin izini bırak Ey Rabbim!
Alnıma rahmetinin nefhasını bırak Ey Rabbim!
Kalbime En Sevgilinin aşkını bırak Ey Rabbim!
Secdemde dirilt beni
Secdemde öldlür beni
Secdemde durult, doğrult beni...!
ubeydullah
ALINTI
bilmez

amiin kardeşim amiin
bilmez
Ey yücelerden yüce rabbimiz! biz her ne kadar Senin rahmetine ve keremine layık olmasak da, şüphesiz Senin rahmetin ,bizim gibi hayatının çoğu düşüp kalkmakla geçmiş mücrimlere bile ulaşacak kadar geniş ve boldur.

Ya Rab! bizi de o enginlerden engin rahmetinden hissedar kıl... imanımızı kemale ulaştırmak suretiyle kalblerimizi itmi'nanla doldur...lütfunla yakinimizi etemmiyet vasfıyla zenginleştir!
EBA MUHMMEDİ
DUA: Dua kulun Rabbisinden isteğidir. Dua ibadetlerin en azim olanıdır. Tırmizi, Enes’ten şu hadisi zikretti ; “Dua ibadetin beynidir.” Yine duaya teşvik ve yakınlaştırma amacı ile Allah’ın Rasulü ()’den bir çok eserler varid olmuştur. İbni Mace, Ebu Hurayra’nın şu hadisini zikretti; “Allah’a duadan daha güzel ikram edilmiş bir şey yoktur.” Buhari de şu hadisi zikretti; “Kim Allah’tan istemez ise, Allah ona kızar.” İbni Mesut’un hadisinde ise “Allah’ın fazlından isteyiniz. Muhakkak ki Allah kendinden isteyenleri sever.” Bu hadisi Tırmizi nakletti. Tırmizi ibni Ömer’den şu hadisi nakletti; “Dua inmiş ve inmemiş her şeye faydalıdır. Allah’a dua ile ibadet ediniz.” Hakim ve Tırmizi Ubade ibni Samit’ten şu hadisi rivayet etti. “Yeryüzünde bir müslüman olmasın ki Allah’a dua etmeye davet etmesin. Allah ya ona duasının karşılığını verir ya ondan kötülük ve kötülüğe benzer bütün şeyleri uzaklaştırır.” Ahmed Ebu Said’e atfen şu hadisi nakletti; “Müslümanlardan herhangi bir müslüman Allah’a dua ederse ve duasında da herhangi bir günah veya akrabalık bağını koparmak yok ise, Allah ona şu üç şeyden birini verir; Ya onun isteğini yerine getirir veya isteğini ahirete bırakır veya ondan kötülük ve kötülüğe benzer bütün şeyleri uzaklaştırır.” Bütün bu hadisler ve diğerleri duanın subutuna delalet eder. Dua ise kulun Rabbisinden olan isteğidir. Yine duanın subutuna ilişkin Kur-an’ı Kerim’de bir çok ayeti kerime varid olmuştur. Allahu Teala şöyle buyurmuştur; “Rabbiniz size, kendisine dua etmelerini ve dualarına icabet edeceğini söyle” “Kulum benden istediği zaman ben ona çok yakınım. Dua edenin duasına da icabet edeceğim.” “Yoksa sıkıntıya düşen kimseye kendine dua ettiği zaman ona icabet edip fenalığını gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı?” “Arşı taşıyanlar ve arşın etrafındakiler Rablerini hamd ile tesbih ederler ve ona iman ederler.” “Ey Rabbimiz rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O tövbe edenlere ve senin yoluna uyanlara mağfiret buyur, onları cehennem azabından koru. Ey Rabbimiz hem onları, hem onları atalarından zevcelerinden ve zurriyetlerinden iyi olanları vaad buyurduğun adn cennetlerine koy. Şüphesiz aziz ve hakim olan sensin.” Allahu Teala bizden kendisine dua etmemizi istedi. Ve kendisinin tek olduğunu bize açıkladı. Kendisinden başkasına dua edilmemesini ve meleklerin nasıl dua ettiklerini açıkladı.
Müslümanın Allah’ın sevabına nail olması için, alenen, gizli, sıkıntıda ve darlıkta Allah’a dua etmesi menduptur. Delillerin çokluğundan dolayı dua, sukuttan ve sessiz kalmaktan daha efdaldir. Çünkü kul dua ile Allah’a boyun eğdiğini ve ona muhtaç olduğunu izhar eder. Lakin şunun da iyi bilinmesi gerekir ki; Dua, Allah’ın ilminde olanı değiştirmez. Dua Allah’ın kazasını uzaklaştıramadığı gibi, yine Allah’ın kaderini de değiştiremez. Çünkü hiç bir şey sebebinin dışında vuku bulmaz. Çünkü Allah’ın ilmi muhakkak olarak gerçekleşecektir. Ve Allah’ın kazası da mutlak olarak vuku bulacaktır. Şayet dua, kazayı ve kaderi uzaklaştıracak olsaydı, Allah kazayı ve kaderi sonradan icad etmiş olurdu. Allahu Teala sebepleri sonuçları ile birlikte yaratmış ve sebebi de mutlak sonuca götürecek şekilde yaratmıştır. Şayet sebep, sonuca götürmemiş olsaydı sebep olmaktan çıkardı. Bundan dolayı Allahu Teala dualara bilfiil icabet etse bile duaya, ihtiyaçlarımızı gideren bir vasıta olarak itikad etmemiz caiz değildir. Çünkü Allahu Teala insanı hayatı ve kainatı bir nizam ve intizam içinde seyreder şekilde yaratmıştır. Sebepleri de sonuçlarına başlanmıştır. Dua Allah’ın kainata koymuş olduğu intizamı bozmada etki edemediği gibi sebepleri de aksi yönde değiştiremez. Çünkü duadan kast edilen şey; sevabın hasıl olması için Allah’ın emrini yerini getirmektir. Dua, zekat, cihat, namaz gibi bir ibadettir. Aynı şekilde dua; kulun Allah’ın emrini yerine getirmek ve onun sevabına nail olmak kastı ile ahiretle veya dünya ile alakalı dualarla Allah’a boyun eğmek, ona sığınmak ve bir sıkıntısını gidermek veya bir ihtiyacını gidermek için mü’min Allah’a dua eder. Şayet Allah kulun isteğini ona verirse bu Allah’ın fazlındandır ve bu da Allah’ın kainata koymuş olduğu nizama uygun bir şekilde ve sebep sonuç ilişkisine mutabık şekilde gerçekleşir. Şayet Allah kula istediğini vermez ise sadece Allah’ın sevabına nail olur. Bu açıdan baktığımızda, Allahu Teala ister kulun ihtiyacını gidersin, isterse gidermesin, dua Allah’ın emrini yerine getirmek, sevabına nail olmak ve Allah’a boyun eğmek için olmalıdır. Müslümanın herhangi bir dua ile, ister dili ile isterse kalbi ile dua etmesi caizdir. Muayyen bir dua ile sınırlı kalmadığı gibi istediği tabirlerle dua edebilir. Müslüman isterse Kur-an’da varid olan dualarla isterse hadiste varid olan dualarla isterse kendisinin bildiği bir dua ile veya başkasına ait bir dua şekli ile dua edebilir. Bir dua ile sınırlı kalmadığı gibi ondan Allah’a dua etmesi istenir. Lakin müslüman için Kur-an’da veya hadiste varid olan dualarla dua etmesi daha efdaldir. Kur-an’da varid olan dualar “Başka bir sözleri de yoktu. Sadece “Ey Rabbimiz, bizim günahlarımızı ve işimizde taşkınlığımızı mağfiret buyur. Cihat meydanında ayaklarımızı sabit kıl, kafirlere karşı bize yardım et” diyorlardı. “Ey Rabbimiz, biz “Rabbimize inanınız” diye insanları imana çağıran davetçiyi işitip hemen imana geldik. Ey Rabbimiz, bizim günahlarımızı bağışla ve kusurlamızı ört, canlarımızı da iyilerle beraber al. Ey Rabbimiz, peygamberlerine vaad ettiklerini bize ver, Kıyamet gününde yüzümüzü kara çıkarma. Şüphe yok ki sen asla sözünden dönmezsin.” “De ki; Ey Allah’ım mülkün sahibi sensin. Mülkü istediğine verirsin ve istediğinden de mülkü alırsın. İstediğini yüceltirsin istediğin kişiyi de alçaltırsın. Hayır senin elindedir. Muhakkak ki sen her şeye kadirsin.” “Ey Rabbimiz, bizi doğru yola ilettikten sonra, kalplerimizi haktan saptırma. Bize kendi katından rahmet, ihsan eyle. Şüphesiz sen çok ihsan edicisin.” “Ben hanif olarak (Allah’ın birliğine inanarak) yüzümü, o gökleri ve yeri yaratmış olana çevirdim. Ve ben müşriklerden değilim.” “De ki; “Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, gerçekten hep, alemlerin Rabbi olan Allah içindir. Onun ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben müslüman olanların ilkiyim.” Hadiste varid olan bağışlamalar ve dualar; Şedded ibni Evs Allah’ın Rasulü ()’den şu hadisi rivayet etti; “Bağışlamaların en güzeli şöyle demektir; “Ey Allah’ım, sen benim Rabbimsin ve senden başka ilah yoktur. Beni sen yarattın ve ben senin kulunum. Ve ben senin vaadin ve sözün üzereyim. Gücüm dahilinde şer işlemekten sana sığınırım. Kapılarını nimetlerinle bana aç. Günahımla senin kapına geldim, beni bağışla. Şüphesiz senden başka günahları bağışlayan yoktur.” Ebu Hurayra’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir; “Nebi ()’in şöyle dediğini duydum; “Şüphesiz ben günde Allah’a yemişden fazla bağış ve tövbe ederim.” Huzeyfe’den de şöyle dediği rivayet edilmiştir; “Nebi () yatağına girdiği zaman şöyle derdi; Ey Allah’ım, senin isminle ölür ve senin isminle dirilirim. Yatağından kalktığı zamanda; Bizi öldürten ve dirilten ve dönüşümüzün ona olacağı Allah’a hamd olsun.” Mugire ibni Şube’nin kölesi Varid şöyle dedi; “Mugire, Muaviye’ye yazdığı mektupta şöyle söyledi; Nebi () her namazın bitiminde şöyle derdi; “Allah tektir ve onun ortağı yoktur. Mülk onundur ve hem de onadır. O her şeye kadirdir. Ey Allah’ım senin verdiğine kimse mani olamaz. Senin vermediğini de kimse alamaz. Senden başka kimse şifa veremez.” Sümeyye Ebi Salih’ten o da Ebu Hurayra’dan şöyle rivayet etti; “Ey Allah’ın Rasulü; Geçmiş dostlarımız kalıcı nimetlerle ve yüksek derecelerle ahirete intikal ettiler. Nebi () nasıl yani? dedi. Ebu Hurayra şöyle dedi; Onlar bizim gibi namaz kıldılar, bizim gibi cihat ettiler ve mallarının fazlalıklarından infak ettiler. Ancak bizim infak edecek malımız yok. Allah’ın Rasulü şöyle dedi; Size; sizden öncekilerinin kim olduğunu ve sizden başka birinin yapmadığı bir ameli ve sizden sonrakileri nasıl geçeceğinizi haber vereyim mi? Kıldığınız her namazı muteakiben on defa subheana Allah, on defa elhamdulillah, on defa Allahu Ekber deyiniz.” Abdurrahman ibni Ebi Leyla’nın şöyle dediği rivayet edildi; Kaab ibni Acrey ile karşılaştım ve bana şöyle dedi; Bu sadece sana bir hediyedir! Allah’ın Rasulü () bizim yanımıza çıkıp gelince ona, ey Allah’ın Rasulü bize sana nasıl salat ve selam getireceğimizi öğretir misin? dedik. Nebi () bize şöyle deyiniz, dedi. Ey Allah’ım İbrahim’in ailesine salat ettiğin gibi, Muhammed ve onun ailesine de salat et. Muhakkak ki sen hamid ve mecitsin. Ey Allah’ım İbrahim’in ailesini mubarek kıldığın gibi Muhammed ve ailesini de mubarek kıl. Muhakkak ki sen hamid ve mecidsin.” Enes ibni Malik’in şöyle dediği rivayet edildi; Nebi () Ebi Talha’ya, kendisine kölelerinden bir köle vermesini istedi. Ebu Talha’nın arkasından geliyor ve Nebi ()’in her gelmesinde ona hizmet ediyordum. Allah’ın Rasulü’nün şu sözü çok söylediğini duyuyordum; “Ey Allah’ım sıkıntıdan ve üzüntüden, pintilikten ve cimrilikten, dini eğip bükmekten ve saçma sapan konuşan kişilerden sana sığınırım.” Yine Nebi ()’in duasında şöyle dediği varid olmuştur. “Ey Allah’ım kalbimi, gözümü, kulağımı, sağımı ve solumu, altımı ve üstümü, arkamı ve önümü nurlandır.” Nebi ()’in davetini, Sakif kabilesi şerli bir şekilde ret ettikten sonra Taif dönüşünde bir üzüm bağına girerek oraya oturdu. İbni Rebia Allah’ın Rasulü’ne ve ondaki sıkıntının şiddetine bakıyordu. Allah’ın Rasulü kendine geldikten sonra başını semaya doğru kaldırdı. Şiddetli bir elem ve Allah’a azim bir güvenle ona yöneldi, sığındı. O’nun rızasını talep etti. Ve şu duayı söylemeye başladı; “Ey Allah’ım kuvvetimiz zaafını ve takatımın azlığını ve insanlara karşı güçsüzlüğümü sana şikayet ediyorum. Ey merhametlilerin merhametlisi! Zayıf düşmüşlerin Rabbi sensin. Ve Rabbim sensin. Beni kimin bakımına bırakıyorsun? Kötü muamele yapan uzak kimselere mi? Yoksa işimi eline verdiğin bir düşmana mı? Eğer bana karşı senden bir gazap yoksa hiç aldırış etmem. Fakat benim için daha rahat olan senin afiyetindir. Senin vechine nuruna sığınırım. O nur ki, onun için zulmetler açıldı. Dünya ve ahiret işi onun üzerine salah buldu. Bana gazabını indirmenden veya benim üzerime senin öfkenin yerleşmesinden afiyetin benim için daha geniştir. Her şey senin rızan içindir. Bütün güç ve kuvvet senin elindedir!” Yahya ibni Said ve Şerik, Enes’ten şöyle duyduklarını rivayet ettiler; “Nebi () dua ederken ellerini öyle havaya kaldırıyordu ki koltuk altının beyazlıkları görünüyordu” Useme’nin hadisinde ise “Nebi ()’e Arafat’ta arkadaşlık yaparken dua ettiğini gördüm. Ellerini öyle havaya kaldırmıştı ki, o esnada devesi Nebi ()’e çarptı. Ve yüzüğü elinden fırladı ve havada olan diğer eliyle onu yakaladı.” Bazı insanların yapmış olduğu dualardan bir tanesi de şu duadır. “Ey Allah’ım bizi dünyada rızıklandır. Bizi dünya hayatıyla fitneye düşürme, bizi dünya hayatından uzaklaştırarak acı da verme. Ey Allah’ım bize bol mal ver ve bu malı da kalbimize yerleştirme.” Bu dua varid olan dualardan değildir. Buhari ve Müslim Ebu Hurayra’dan, Nebi ()’in şöyle dediğini rivayet ettiler; “Belaların azılısından, şikayetlerin sürekliliğinden, kazaların kötüsünden, düşmanların alayından Allah’a sığınırız.” Müslim de ibni Mesut’tan Nebi ()’in şöyle dediğini rivayet etti; “Ey Allah’ım, muhakkak ki ben senden hidayeti, korkmayı, afiyeti ve zenginliği isterim.”


الله أكبر، الله أكبر الله أكبر، الله أكبر
اشهد أن لا اله إلا الله اشهد أن لا اله إلا الله
اشهد أن محمداً رسول الله اشهد أن محمداً رسول الله
حي على الصلاة حي على الصلاة
حي على الفلاح حي على الفلاح
الله اكبر الله اكبر
لا اله إلا الله لا اله إلا الله
الله أكبر، الله أكبر
اشهد أن لا اله إلا الله
اشهد أن محمداً رسول الله
حي على الصلاة
حي على الفلاح
قد قامت الصلاة، قد قامت الصلاة
الله أكبر، الله أكبر
لا اله إلا الله
[اللهم اغفر لي وارحمني وعافني واهدني وارزقني واجبرني وارفعني]. “Allahummeğfirli verhamni ve âfeni vehdini ver zukni” Tırmizi’nin lafzı da bu şekildedir. Ancak ziyade vardır; “Ve eccirni ve âfeni”


ubeydullah
ALINTI
EBA MUHMMEDİ

guzel bilgiler için sağol kardeş
hamzayurekli
Selamun Aleykum....

Eywallah kardeslerın en buyugu....

Bırde ben bısey ekleyebılırmıyım....yanı ayet eklemek ıstıyorum....

eger ızın erırısen eklıyecegım....

selametle...
ubeydullah
ALINTI(hamzayurekli @ Jan 25 2008, 01:59 AM) *

Selamun Aleykum....

Eywallah kardeslerın en buyugu....

Bırde ben bısey ekleyebılırmıyım....yanı ayet eklemek ıstıyorum....

eger ızın erırısen eklıyecegım....

selametle...

ne demek kardeşim buyur anlat faydalanalım inş senin anlatacağın uzere rabbim duamızı kabul eder
bilal habeş
KUR’ANDA DUA

1.BÖLÜM
Dua nedir: Dua lügatte istemek, çağırmak, yalvarmak gibi manalar ifade eder. Istılahi olarak ise “İnsanın zaaf ve ihtiyacını görüp, her şeye gücü yeten Allah’u Tealaya yalvarması, halini arzetmesi, isteklerini bildirmesidir.

Duanın mahiyeti:

1- Dua, ibadetin özüdür.

2- Dua ibadetin ta kendisidir.

3- Sınırlı varlık olan insanın Kadir-i Mutlakı imdada çağırmasıdır.

4- Dua, Ruhun Allah (c. c)’a yükselmesidir.

5- Kalbin Allah (cc) ile konuşmasıdır.

Alemin yaratılma sebeplerinden biridir.
Hz. Peygamberin (SAV) ibadetinin ruhudur, esasıdır.
Cennetin icadına ebedi saadetin gelmesine bir sebeptir.


Duanın zaman ve mekanı: Dua için belli bir zaman ve mekan yoktur. Kişi her zaman ve her yerde dua edebilir. Bazı zamanlar ve mekanlar onun makbuliyetine tesir edebilir. Zaman olarak, özellikle sabah namazından sonra, cuma içindeki saat-ı icabede 3 aylarda, kadir gecesinde, seher vaktinde dua daha makbuldür. Mekan olarak, mescidler, kabe-i muazzama

Allah’ın bize yakınlığı: Asr-ı saadette bazı sahabeler Hz. Peygambere sorarlar; “Ya Resulallah Rabbimiz bize yakın mı?Ta ki münacaat edelim…Yoksa uzak mı? Ta ki yüksek sesle yalvaralım.” Onların bu sorusu üzerine şu ayet nazil olur ; “Kullarım sana benden sorduklarında muhakkak ben çok yakınım. Dua eden bana yalvardığında ona cevap veririm. Artık onlar da benim davetime uysunlar ve bana inansınlar, ta ki maksatlarına nail olsunlar.


Duanın nevileri: Bediüzzaman duayı 3’e ayırır.

İstidat lisanıyla dua: Bütün tohum ve çekirdekler istidat lisanıyla dua ederler.
İhtiyaç lisanıyla dua: Rızka muhtaç bütün canlıların ihtiyaçları olan rızkı istemeleridir.
İnsanların duası: İnsanların şuurlu olarak yaptıkları dua 2 kısımdır. Fiili ve kavli.
Duanın ruhi ve bedeni tesiri: Bir bakıma en büyük hürmet duygusunun ifade vasıtası olan dua hem ruhu hem de bedeni için tedavi edici bir tesire sahiptir. Bediüzzamanın ifadesiyle Cenab-ı Hak kemal-I kereminden hizmetin mükafatını hizmetin içinde dercetmiştir. Amelin ücretini nefs-ı amel içine koymuştur. Dua eden adam peşin olarak kalp rahatı, gönül huzuru, streslerden kurtulma ücretini alır. Dr. Alexis Carrel, duanın beden üzerindeki tesirini şöyle anlatıyor ; Dua, infilaki bir tesire sahiptir. Bu yolla kanser, böbrek iltihapları, ülser, deri, akciğer veya karın zarı veremi gibi hastalıkların süratle iyileştiği görülmüştür.


Duanın neticesi: Dua ediniz cevap vereyim mealindeki ayetten şöyle soru hatıra geliyor. Pek çok defa dua ettiğimiz halde duamız kabul olmuyor. Buna verilecek cevap:Cevap vermek ayrıdır, kabul etmek ayrıdır. Demek ki yaptığımız dualar ya aynen kabul edilir veya daha güzeliyle kabul edilir. Veya bize zararlı olduğu için dünyada bir şey verilmez veya ahiretimiz için kabul edilir. Bediüzzaman duanın neticesiyle alakalı olarak Dua bir ubudiyettir .Ubudiyet ise meyveleri ahirettedir. Dünyevi maksatlar ise o nevi dua ve ibadetin vakitleridir. O maksatlar, gayeleri değil.


Duanın sosyolojik yönü: Pierre Marinier’in “Dua üzerine düşünceler” adlı esrinin sunuş bölümünde “İnsan gibi duasız toplum da boşluktadır. Dua etme duyarlılığını yitirmiş böyle bir cemiyeti genelde de insanlığı hüzünlü ve ümitsiz bir gelecek karşılayacaktır.” Diyor. Bu sebeple dua ihtiyacını kendinde öldüren bir toplum pratikte fesat ve çöküşten korunabilecek unsurlara artık sahip değildir.
İnanma ve dua etme ihtiyacı: İnsan yaratılışı itibariyle inanma ve dua etme ihtiyacı hisseder
.


Raad suresi 14. Ayette; Hak dua ancak Allah’a yapılandır. Ondan başka dua ettikleri şeyler onların isteklerini hiçbir şeyle karşılayamazlar. Onların hali kuyubaşında durup su ağzına gelsin diye suya doğru iki avcunu açan kimse gibidir. Halbuki o su onun ağzına gelecek değildir. Kafirlerin duası boşa gitmiştir.

Duada dikkat edilecek hususlar:

Allah’a korku ve ümitle dua ediniz. (Ar’af 7/56)
Rabbinize tazarru ile gizlice dua ediniz Çünkü Allah haddi aşanları sevmez. Araf (7/56)
Allah’ın esma-u Hüsnası vardır. Onlarla Allah’a dua ediniz. (Araf 7/180)
4-Dini yalnız O’na has kılarak halis bir şekilde O’na dua edin. (Mü’min 40/65)

5-Allahın lütfundan isteyiniz. (Nisa 4/32)

Darda kalanların Allah’a ilticası: Cenab-ı Hak insan tabiatının zayıf bir damarını şöyle bildiriyor.”İnsana bir zarar dokunduğunda gerek yan yatarken, gerek oturduğunda, gerek ayakta iken bize dua eder. Fakat biz ondan sıkıntısını giderdiğimizde sanki kendisine dokunan sıkıntı için bize dua etmemiş gibi geçer gider. (Yunus 10/12)” Bu haliyle insanlar kendilerini kandırıyorlar.



Ölüm anı: İnsanın en fazla daraldığı an ölüm anıdır. Kişi o anda Ya Rabbi beni döndürün ta ki terketttiğim iyi şeyleri yapayım .(mü’minun suresi 23/99-100).Bir başka ayette “Sizden birine ölüm gelipte Rabbim, beni yakın bir müddete kadar geciktirsende sadaka versem, iyilerden olsam demesinden evvel size verdiğimizden infak edin”(Münafikun 63/10)



İnsanın kötülüğe duası: “İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. Doğrusu insan pek acelecidir.” (İsra 17/11). Bu ayetteki cevherler

1-İnsan diğer bir insana bela yerine Allah yarını versin dese hem kendi öfkesini alacak, hem de bedduadan kurtulmuş olacak.

Bir şey o kimse hakkında şer iken hayır zannedip işler
İnsan peşincidir, hazır lezzetlere müpteladır.


Bolluğun insanı şımartması: Kur’an-ı Kerim ‘de Sebe kavmi zikredilir.”Fakat onlar yüz çevirdiler .Biz de Arim selini gönderdik.(Sebe). Sebe kavminin benzerleri her devirde yaşamıştır. Allah’ın verdiği nimetlere şükretmeleri gerekirken nimetin kıymetini takdir edemeyip, sonunda o nimetlerden mahrum edilmişlerdir.
Sırf dünyayı istemek: “İnsanlardan öyleleri var ki Ey Rabbimiz bize dünyada ver derler böylelerinin ahirette bir nasibi yoktur.”(Bakara 2/200)

Fatiha suresi: Amerikada kilisenin açtığı dua yarışmasında Fatihanın meali birinci seçilir. Her türlü hamdü sena alemlerin Rabbi, Rahman-Rahim, din gününün sahibi Allah’a mahsustur.(Ey Rabbimiz yalnızca sana ibadet eder yalnızca senden yardım dileriz. Bizi sıratı müstakime, kendilerine nimet verdiği kimselerin yoluna ilet. Gazap edilenlerin dalalete düşenlerin yoluna değil.) (Amin)




Selam ve duayla
bilal habeş
PEYGAMBER DUALARI

Hz. Adem: Hz. Adem ve Havva dünyaya gönderilince hatalarından dolayı çok gözyaşı dökerek “ Ey Rabbimiz, biz nefsimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve merhamet etmezsen şüphesiz hüsrana düşenlerden oluruz. (A’raf 7/23)

Hz. Nuh: Hz. Nuh’a uzun zaman zarfında pek az kişi tabi olması karşısında “Ya Rabbi mağlup düştüm bana yardım et “diyerek Allah’a yalvarır.(Kamer sh.10). Hz. Nuh’a gemiye yerleştiklerinde şöyle dua etmesi emredilir.”Bizi zalim kavminden kurtaran Allah’a hamdolsun. Ya rabbi, beni bereketli bir yere indir. Sen hayrul Muzazilinsin.(Mü’minun 23/28-29).Zalimlerin helakından sonra Hz. Nuh “Ya Rabbi!, şüphesiz (boğulmuş olan) oğlumda ailemdendir. Senin vaadin ise elbette haktır, sen hakimler hakimisin.


Hz. İbrahim: Hz. İbrahim “Ya Rabbi bana hikmet ver ve beni salih kullarından ilhak et. Sonra gelenler içinde bana lisanı sıdk (hayırla anılmak) nasib et. Beni; daim cennetinin varislerinden kıl. Babamı da bağışla .Çünkü o sapıtanlardandır. İnsanların diriltilecekleri günde beni mahcup etme. Öyle bir gün ki, o günde ne mal bir fayda verir ne de oğullar. Ancak kim selim bir kalple Allah’ın huzuruna gelse (o kurtulur). Şuara (26/83-89)

Hz. Lut: Hz. Lut ‘un kavmi günahda ısrar edince “Ya Rabbi, beni ve ehlimi onların yaptıklarından kurtar. Şuara 26/169.Ve kavmi azabı getir de görelim deyince; Ya Rabbi bozguncu kavme karşı bana yardım et.”dedi. Ankebut(29/30)


Hz. Eyyub: Ya Rabbi zarar bana dokundu ve sen Erhamer’rahiminsin (Enbiya 21/83) Kuran’daki diğer bir dua da” Ya Rabbi şeytan beni zorluk ve azaba uğrattı.(sad 38/41).

Hz. Yusuf: Hz. Yusuf zindana atılmak veya Züleyha’nın dediğini yapmakla karşı karşıya kalınca “Ya Rabbi; zindan benim için onların davet ettiğinden daha sevimlidir. Eğer bu kadınların hilesini benden çevirmezsen onlara meyleder ve cahillerden olurum.(Yusuf 12/33).Hz. Yusuf rüya misal dünya saltanatına bedel gerçek saadetin olduğu beka alemini ister. Ve Ya Rabbi: bana saltanatla bir nasip verdin ve rüya tabirini öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan; sen dünya ve ahirette benim velimsin. Beni müslüman olarak vefat ettir ve salihlere ilhak eyle.(Yusuf 12/101)

Hz. Şuayb: Bu peygamberin kavmi ona tabi olanları tehdit edip derler: “Ya bizim yolumuza dönersin ya da sizi bu beldeden çıkaracağız”. Hz. Şuayb şöyle dua eder: “Ya Rabbena bizim ile kavmimiz arasını hak ile aç sen hayrul fatihinsin.” (Araf 7/89)

Hz. Musa: Cenab-ı Hakk Musa (a. s)’a firavuna gidip tebliğde bulunmasını Beni İsrail’i kurtarmasını ister. Orada Hz. Musa şu meşhur duasını yapar: “Ya Rabbi kalbime inşirah ver, işimi kolaylaştır, dilimdeki düğümü aç, ta ki sözlerimi anlasınlar. Bana ehlimden kardeşim Harun’u yardımcı kıl onunla sırtımı kuvvetlendir. Onu işimde bana ortak kıl. Ta ki sana çokça tesbih edelim ve seni çokça analım. Şüphesiz sen bizi görmektesin.

Hz. Süleyman: “Ya Rabbi beni bağışla ve benden sonra kimseye nasip olmayacak bir saltanat ver. Şüphesiz sen Vehhab’sın .(Sad 38/35)

Hz. Süleyman’ın diğer duası: “Ya Rabbi bana anneme ve babama ihsan ettiğin nimetine şükretmemi ve razı olacağın ameller yapmamı nasip et rahmetinle beni salih kulların arasına kat.(Neml 27/19)

Hz. Yunus: Bu yüce Nebi balığın karnında şöyle yalvarır: “Ya Rabbi senden başka ilah yoktur. Seni tenzih ederim, muhakkak ben zalimlerden olurum .(Enbiya 21/87)


Hz. Zekeriyya: “Ya Rabbi; kemiğim zayıflayıp gevşediği baş bembeyaz alev gibi tutuştu, sana dua etmekle de Ey Rabbim hiç bir zaman mahrum olmadım, Ya Rabbi gerçekten ben arkamdan yerime geçecekler hususunda korkmaktayım, karım da kısır onun için bana yardımcı ihsan buyur; bana varis olsun Yakup ailesine varis olsun ve onu ey Rabbim rızana kavuştur.(Meryem 19/ 4-6)



Hz. İsa: Havarilerin gökten sofra istemelerine karşı Hz. Mesih şöyle dua eder; “Ya Rabbena bize semadan evvelimiz ve ahirimiz için bir bayram ve senden mucize olarak bir sofra indir. Bizi rızıklandır, Sen hayru-r razıkınsın.(Maide 5/114)


Hz. Muhammed: Kur’an-ı Kerim de Peygamberimiz(s. a. v)’in ve pek çok duaları zikredilmiştir. Bu duaların hemen hepsi -kul- yani “deki” ifadesi ile başlamaktadır.

“-De ki: Ey mülkün sahibi olan Allah’ım, dilediğine mülk verir, dilediğinden çeker alırsın, dilediğini aziz eder, dilediğin, zelil kılarsın. Bütün hayır senin elindedir. Çünkü sen her şeye kadirsin, geceyi gündüze sokar, gündüzü geceye dahil edersin, ölüden diri, diriden ölü çıkarırsın ve dilediğine hesapsız rızık verirsin.” (Al-I İmran 3/26-27)

-Bir iş veya yere sıdk ile girmek ve çıkmak için de ki; “Ya Rabbi sıdk ile beni girdir ve sıdk ile beni çıkar. Katından yardıma bir kuvvet ihsan buyur.” (İsra 17/80)

-İlim talebi için de ki: Ya Rabbi ilmimi arttır.(Taha 20/114)

-Kavminin yalanlamasına karşı: “Yarabbi aramızda hak ile hüküm ver. Bizim Rabbimiz vasfettiğimiz şeylere karşı kendinden yardım istenilen rahmandır.(Enbiya 21/112)
-Muhtemel bir azaba karşı: “Ya Rabbi eğer onlara vaad olunanı bana göstereceksen Ya Rabbi beni o zalimler topluluğu içinde kılma .(Mü’minun 23/93-94)
-Afvı mağfiret talebi: “Ya Rabbi affet ve merhamet et. Sen hayrur rahiminsin.



Selam ve duayla
bilal habeş
KUR’AN-DA ZİKROLUNAN DİĞER DUALAR

Hz. Asiye firavuna karşı olmakla birlikte Hz. Musa’ya iman etmiştir. Ve şiddetli işkencelerden sonra şu duayı yapar: “Ya Rabbi lütfundan cennette benim için bir el nasip et. Beni firavundan ve a’melinden kurtar. Beni zalimler topluluğundan kurtar.(Tahrim 66/11). Bu duadan sonra vefat eder.
Sihirbazlar Hz. Musa’nın mucizesi karşısında: “Ya Rabbena üzerimize sabır yağdır ve bizleri müslüman olarak vefat ettir.(A’raf 7/26)

Hz. Musa’nın kavmi: “Ya Rabbena bizi o zalimler topluluğuna bizi bir fitne kılma, rahmetinle bizi o kafirler topluluğundan kurtar.(Yunus 10/85-86)

Ta’uf ve ordusu: “Ya Rabbena üzerimize sabır yağdır. Ayaklarımıza sebat ver, kafirler topluluğuna karşı bize yardım et.(Bakara 2/250)

Belkıs: Ya rabbi nefsime zulmettim (şimdi ) Süleymanla beraber alemlerin rabbi olan Allah’a teslim oldum.(Neml 27/44)

Havariler: “Yarabbena indirdiklerine iman ettik, peygambere tabi olduk, artık biziz şahitlerle beraber yaz.(Ali imran 3/53)

Ashab-ı Kehf: “Ya Rabbena bize katından bir rahmet ver ve işimizde bize bir muvaffakiyet hazırla.

Kafirlere karşı darda kalanların duası: “Ya rabbi sana dayandık, sana yöneldik, dönüş ancak sanadır, Ya Rabbena bizi inkar edenler için bir fitne kılma, bizi bağışla. Ya Rabbena yegane galip ve hikmet sahibi ancak sensin.(Mümtehine 60/4-5)


İslam öncesi Allah yolunda savaşanların duası: “Ya rabbi; günahlarımızı ve işimizde israfımızı (taşkınlığımızı) bağışla ve ayaklarımıza sebat ver. Kafirle topluluğuna karşı bize yardım et .(Al - I imran 3/144)


Müttakilerin duası: “Ya Rabbena; biz gerçekten iman ettik, bizlerin günahını bağışla ve bizleri cehennem azabından koru.( Al - I imran 3/16)

Sahabeden sonra gelenlerin duası: “Ya Rabbena ; bizi ve bizden önce iman etmiş olanları bağışla. Kalplerimizde iman edenlere karşı bir kötülük bırakma .Ya Rabbena şüphesiz sen gafur ve rahimsin.(Haşr 59/10)

Salih amel ve iyi bir nesil için: “Ya rabbi; bana anneme ve babama inam ettiğin nimetlere şükretmemi ve razı olacağın salih amel işlememi nasip et. Neslimi de salih kıl. Ben sana döndüm ben gerçekten teslim olanlardanım .” (ahkaf 15)

Mütefekkirlerin duası: “Ya Rabbena sen bunları boşuna yaratmadın, seni tenzih ederiz, bizi cehennem azabından koru. Ya Rabbena gerçekten sen kimi ateşe sokarsan onu perişan edersin. Zalimlere hiç bir yardımcı yoktur. Ya Rabbena bizler “Rabbinize iman edin diye nida eden bir münadi işittik ve hemen iman ettik .Ya Rabbena günahlarımızı bağışla seyyiatımızı ört ve bizi iyilerle vefat ettir. Ya Rabbena peygamberlerine bizi vaadettiklerini ver ve bizi kıyamet günü perişan eyleme, şüphesiz sen vaadinden hulfetmezsin.” (Al - I imran 3/190-194).


Cehennem azabından istiaze: “Ya Rabbena cehennem azabını bizden çevir, muhakkak ki onun azabı devamlı felakettir. Orası ne kötü bir müstekar ve ne kötü bir durma yeridir.” (furkan 25/65-66)


İlimde kökleşmiş olanların duası: “Ya Rabbena bize hidayet verdikten sonra kalplerimizi kaydırma, katından bize bir rahmet ver, şüphesiz sen vehhabsın. Yarabbena geleceğine hiç bir şüphemin olmadığı bir günde muhakkak ki insanları toplayacaksın. Allah vaadinden asla hulfetmez.” (AL-İ İMRAN 3/8-9)

Peygamber Efendimiz (sav)’e miraçtan sonra inen duada: “Ya Rabbena mağfiretini isteriz. Dönüş ancak sanadır. Ya Rabbena unuttuk veya hata ettikse bizi (ondan) hesaba çekme. Ya Rabbena bizden öncekilere yüklediğin gibi bize ağır yük yükleme, Ya Rabbena kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize yükleme bizleri affet, bizleri bağışla bizlere merhamet et. Sen bizim mevlamızsın. Kafirler kavmine karşı bize yardım et.” (Bakara 285-289)


Ehli cennetin duası: “Onların orada duaları: “Allah’ım seni takdis ve tenzih ederiz. Aralarından tahiyye ise selamdır. Dualarının sonu elhamdulillahi rabbil alemin dir.” (Yunus 10)


Ehli Cehennemin yalvarmaları: “Her ümmet cehenneme girdikçe (kendilerini sapıtan daha önceki yoldaşlarına )lanet edecekler. Nihayet hepsi bir araya geldiklerinde tabi olanlar önderleri için diyecekler: “Ya Rabbena işte bunlar bizi saptırdı .Bunlara cehennem azabını iki kat ver.” (A’raf 7/38)

Ya Rabbena bize yakın zamana kadar mühlet ver, davetine icabet edelim .Peygamberlere tabi olalım.


Onlara denilecek: “Siz değil misiniz, önceden bize hiç bir zeval yok diye yemin eden ?…Halbuki nefislerine zulmeden kimselerin ellerinde yaşamıştınız. Onları ne hale getirdiğinizi biliyordunuz. Size ibret alınacak misaller de göstermiştik. (İbrahim 14/44-45).

Selam ve duayla
Bu basit görünüm sadece metinlerden oluşur. Resim ve Daha Fazla Bilgi Görmek İçin Forumun Normal Haline Geçmeniz GerekmektedirBuraya Tıklayın.
Invision Power Board © 2001-2008 Invision Power Services, Inc.