islam ve kulluk
Aug 19 2007, 09:57 PM
57.ÖğütEy oğul!
Sana kulluğun sohbetine yapışmak gerek. Kulluğun sohbeti; Allah'ın emrettiklerini harfi harfine yerine getirmek, yasakladıklarından bütünüyle uzak durmak, musibet ve felaketler karşısında sabırlı olmak. Bu meselenin esası tevhiddir, sebattır, temeli sağlam salih ameller bu esas üzerine oturur.
Kendi yorumum : Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- "Aranızdan kim Allah ile konuşmak ister?" diye sahabilere sorar . Onlar da "bu nasıl mümkün olabilir ki?" derler. Cevaben :
"Kim Allah ile konuşmak isterse Kur'an okusun" der...
Kur'an-ı okumak kulluğun sohbetinden bir nebze ise O'nun emirlerini uygulamak ise sohbetin kendisidir. İnşaallah bu sohbeti hakkı ile yapanlardan oluruz ...
Allah-u alem
Allah-a emanet olun
(inşaallah o hakikate tam manası ile mazhar oluruz tevhid kardeşim)
(konuya yeni gelenler için alttaki alıntılı yazı her mesajda olucaktır)
ALINTI
Dikkat :Bu konular gavsül azamın mübarek öğütlerini tek tek işlemek ve onların aklımızda güzelce yer edinmesi için açılmıştıre elinde tüm kaynak olanlar tüm öğütleri lütfen buraya nakletmesinler. Tek işlendiğinde okuma isteği artacaktır ama uzun yazılar okuma isteğini %90 azaltırlar
islam ve kulluk
Sep 5 2007, 09:36 PM
58. Öğüt Allah, kendisini sevenleri dünya ile birarada bırakmaz. Dünyanın onlara yapabileceği kötülüklerden bir an bile emin olmaz. Onları dünya ile de, kendisinden başka birşey ile de asla birarada bırakmaz. Daima Allah onlarladır,
onlar da Allah ile... Kalbleri ilelebed Onu zikreder. Hep Onun huzurundadırlar. Yalnız Ona yönelirler. Allah onların koruyucusudur, kendileriyle ünsiyet eder.
Kendi yorumum : Allah-u teala Kur'an da "Allah takva sahiplerini sever" "Onların bizden bir söz duyduklarında kalpleri titrerler" sözleri ile takvaca ileri gitmiş kimselerin her daim yanında olduğunu ifade eylemiştir. Allah-u teala her daim kendisine şükreden kendisini anan kulunu yalnız bırakmaz zira "Allah sabredip şükredenlerin yanındadır" buyurmaktadır. İnşaallah her daim O'nunla beraber olanlardan oluruz.
Allah-u alem
Allah-a emanet olun(konuya yeni gelenler için alttaki alıntılı yazı her mesajda olucaktır)
ALINTI
Dikkat :Bu konular gavsül azamın mübarek öğütlerini tek tek işlemek ve onların aklımızda güzelce yer edinmesi için açılmıştıre elinde tüm kaynak olanlar tüm öğütleri lütfen buraya nakletmesinler. Tek işlendiğinde okuma isteği artacaktır ama uzun yazılar okuma isteğini %90 azaltırlar
islam ve kulluk
Oct 4 2007, 10:07 PM
59.Öğüt :Ey oğul!
Nefsinin rağbet ettiği arzuları ayaklarının altına al, çiğne. Bütün kalbinle onlardan sıyrıl. Eğer Allah'ın ilminde senin için onlardan bir şey varsa, vakti, saati gelince sana mutlaka ulaşır. Çünkü mukadderattan kaçılmaz. Takdir-i ilâhide bulunan her şey mutlaka olur. Allah'ın ilmi asla değişmez. Kısmetin, vakti saati gelince sana mutlaka ulaşır; hem de hazırlanmış olarak, yeterli derecede ve güzel bir şekilde. Öyle ise sen onu zillet eliyle değil, izzet eliyle alırsın.
Bununla beraber Allah indinde senin için züht sevabı da hasıl olur. Allah seni salih kullan cümlesinde kabul eder. Çünkü sen onu elde etmek için hırs göstermedin, ona kendi arzunla uzanmadın. Sen kaçtıkça ezelde sana ayrılan rızık peşinden gelir. Âdeta seni kovalar.
Kendi yorumum : Bizler fakirlikten öyle korkar olduk ki hırslarımızla , nefsimizin bizi sürükleyişleri ile sürekli "daha" diyenlerden olduk. Buda bizi Allah'ın rızasından uzaklaştıran bir unsur haline getirdi. Halbuki ashab mal mülk peşinde koşmuşmuydu . Tabiki hayır ama Allah'u teala her iki dünya için dua edip Allah'ın korkusu ile yaşayıp nefsinin mal mülk sevdasının yenen ashabına hep daha fazla vermiştir.
inşaallah nefsine bi nevi sahip çıkabilenlerden olabiliriz.
Allah-u alem
Allah-a emanet olun(konuya yeni gelenler için alttaki alıntılı yazı her mesajda olucaktır)
ALINTI
Dikkat :Bu konular gavsül azamın mübarek öğütlerini tek tek işlemek ve onların aklımızda güzelce yer edinmesi için açılmıştıre elinde tüm kaynak olanlar tüm öğütleri lütfen buraya nakletmesinler. Tek işlendiğinde okuma isteği artacaktır ama uzun yazılar okuma isteğini %90 azaltırlar
kilit
Oct 14 2007, 02:45 PM
ALINTI
Sen kaçtıkça ezelde sana ayrılan rızık peşinden gelir. Âdeta seni kovalar.
ne güzel söylemiş.
rahmetli dedem bu konuyla ilgili her zaman bize ibretlik olaylar anlatırdı. şimdi abdulkadir geylani den bu üğütleri duyunca, dedemin anlattıkları daha bir anlam kazanıyor.
bu topice çok sık mesaj yazmasam da hep takip ediyorum. öğütlerin devamını sabırsızlıkla bekliyorm.
selametle
islam ve kulluk
Oct 29 2007, 09:12 PM
60.Öğüt :Ey oğul!
Allah dostlarının çömezi ol, yaygısı ol, etraflarında hizmetçi ol. Böyle olmaya devam edersen, işte o zaman hakiki efendi olursun. Kim Allah için mütevazı olursa, Allah onu dünyada da, âhirette de yükseltir. Halkın külfetlerine katlandığın ve kendilerine hizmet ettiğin zaman Allah seni onların üstüne yükseltiyor ve başlarına reis yapıyor. Ya bir de Onun kullarının seçkinleri olan sıddıklara hizmet edersen neler yapmaz ki?
Kendi yorumum : Sahabe Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-e hizmet etmiş iman abidesi olmuş ve üstünlükte yıldız olmuşlardır. Bizler Allah dostlarından ziyade Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-in emri olan komşularımıza dahi hakkı ile hizmet edememekteyiz. Allah-u teala bu bilinci bizlerden eksik eylemesin.
Allah-u alem
Allah-a emanet olun(konuya yeni gelenler için alttaki alıntılı yazı her mesajda olucaktır)
ALINTI
Dikkat :Bu konular gavsül azamın mübarek öğütlerini tek tek işlemek ve onların aklımızda güzelce yer edinmesi için açılmıştıre elinde tüm kaynak olanlar tüm öğütleri lütfen buraya nakletmesinler. Tek işlendiğinde okuma isteği artacaktır ama uzun yazılar okuma isteğini %90 azaltırlar
ubeydullah
Jan 23 2008, 08:56 PM
furkan:63
63- Rahman'ın hâs kulları o kimselerdir ki, onlar yeryüzünde yumuşak adımlar atarak yürürler. Kendini bilmezler onlara sataştıklarında yumuşak sözlerle karşılık verirler.
İşte Rahman'ın has kullarının başta gelen özellikleri; onlar yeryüzünde rahat ve yumuşak adımlar atarak yürürler. Yürürken kendilerini zorlamazlar, yapmacık hareketlerde bulunmazlar. Ne kibirlenirler ne de böbürlenirler. Ne burunları havada yürürler ne de kabararak veya şişerek yürürler. Çünkü insanın sergilediği tüm davranışları gibi yürüyüşü de onun kişiliğinin ve içindeki duygularının göstergesidir. Normal, kendine güvenen, kararlı ve ciddi bir ruh, bu özelliklerini sahibinin yürüyüşüne de yansıtır. Böylece normal, kendinden emin, ciddi ve kararlı yürür. Bu yürüyüşte saygınlık, rahatlık, ciddiyet ve güçlülük göze çarpar. Yoksa "yeryüzünde yumuşak adımlar atarak yürürler" Onların ölü gibi, boynu bükük, omuzları sarkık, sallanarak yürüdükleri anlamına gelmez. Nitekim takva sahibi ve salih bir kişi olduğunu göstermek isteyen bazı insanlar bu tarz bir yürüyüşü seçerler. Oysa peygamber efendimiz -salat ve selam üzerine olsun- yürüdüğü zaman canlı ve dik yürürdü. İnsanlar içinde en hızlı yürüyeni, en güzel ve en rahat yürüyeniydi. Ebu Hureyre şöyle der: Peygamber efendimizden -salat ve selam üzerine olsun- daha güzel birini görmedim. Sanki yüzünde güneş parlıyordu. Ondan daha hızlı yürüyeni de görmedim. Yürürken önünde yer bükülür gibiydi. Biz onunla yürürken çok zorlanırdık ama o, hiç aldırmazdı." Ali b. Ebu Talip -Allah ondan razı olsun- şöyle der: Resulullah yürürken yukarıdan iniyormuş gibi yürürdü. Bir keresinde de şöyle demişti: Yokuş yukarı çıkarken bile başaşağı iniyormuş gibi yürürdü. Bu ise, kararlı, gayretli ve cesur insanların yürüyüşüdür.
Rahman'ın bu has kulları ciddilikleri, vakurlukları, kararlılıkları ve içlerindeki büyük ideallerle uğraşıyor olmaları nedeniyle ahmakların ahmaklıkları ile, kendini bilmezlerin beyinsizlikleri ile ilgilenmezler. Akıllarım, vakitlerini ve emeklerini beyinsizlerle, ahmaklarla tartışmakla, onlarla kavga etmekle, dolaşmakla uğraştırmazlar, boşuna harcamazlar. Aptallarla beraber olmaktan, gereksiz davranışlarda bulunmaktan uzak dururlar: "Kendini bilmezler onlara sataştıklarında yumuşak sözlerle karşılık verirler",Güçsüz olduklarından değil elbette, tenezzül etmemekten, çaresizlikten değil üstünlük duygusundan dolayı yumuşak davranırlar. Boş şeylerden, aptalca işlerden daha önemli, daha onurlu ve daha üstün değerlerle ilgilenen:onurlu bir insanın vaktini ve emeğini uygun olmayan bir işte harcamasını istemedikleri için yumuşak sözlerle karşılık verirler.
Bu Rahman'ın has kullarının gündüz insanlarla beraber oldukları zamanki durumları geceleri ise, takva, Allah'ın gözetimini ve ululuğunu düşünme, onun azabından korkma duyguları ile geçirirler:
nisa:172-173
172- Ne Mesih Allah'a kul olmaktan kaçınır ve nede Allah'a yakın melekler. Kim ona kul olmaktan kaçınır, büyüklük taslarsa, bilsîn ki, Allah hepsini huzurunda bir araya getirecektir.
173- İman edip iyi ameller işleyenlere mükafatlarını eksiksiz ödeyecek, hatta lütfundan onlara daha fazlasını verecektir. Kul olmayı kendisine yedirmeyip büyüklük taslayanları da acı bir azaba çarptıracaktır. Bunlar Allah'tan başka hiçbir dost, hiçbir yardım edici bulamazlar.
İslâm, yüce Allah'ın birliği gerçeğini yerleştirmeye büyük önem vermiştir. Öyle ki bu birliğe şirk yada herhangi bir şekliyle müşahebet (benzerlik) kuşkusu bulaşmamıştır. Ayrıca hiçbir şeyin yüce Allah gibi olmadığını da belirtmeye önem vermiştir. Ne mahiyet, ne sıfat ne de özellik bakımından hiçbir şey O'na ortak olamaz. Nitekim aralarında tüm canlılarda olmak üzere evrende yer alan herşeyle yüce Allah arasındaki bağın gerçeğini de belirlemeye büyük önem vermiştir. Bu, ilahlık ve kulluk bağıdır. Allah'ın ilahlığı ve herşeyin O'na yönelik kulluğu. Kur'an'ın tümünü gereği gibi inceleyenler bu gerçeklerin -yada çeşitli yönleriyle bu gerçeğin- yerleştirilmesi üzerinde önemle durulduğunu görecektir. Böylece nefiste bir kuşku, bir şüphe veya kapalılığın kalmasına imkan bırakılmadığını görecektir.
Ayrıca Kur'an, tüm peygamberlerin, bu gerçeği getirdiklerini bildirmektedir. Her peygamberin hayatında ve davet sürecinde bu gerçeği öne çıkarır. Bunu Nuh (Allah'ın selamı üzerine olsun)'un zamanından Muhammed (salât ve selâm üzerine olsun)'in zamanına kadar ki risaletlerin ekseni kılar. Her peygamberin dilinden bu gerçeği tekrarlar: "Ey kavmim Allah'a kulluk edin, sizin ondan başka ilahınız yoktur." (Araf Suresi, 59)
Esas şaşırtıcı olan, bu gerçeğin yerleşmesi konusunda bu kadar kesin ve katı olan semavi dinlere mensup olanlardan kimisinin bu gerçeği bozması, yüce Allah'a oğul yada kız yakıştırması yada cahiliye toplumlarında yaşayan putçuluktan esinlenerek yüce Allah'ın uknumlar şeklinde yarattıklarından biriyle sentez oluşturduğunu söylemesidir.
İlahlık ve kulluk. Bu gerçeğin dışında herhangi birşey ve bu temelin dışında bir temelin varlığı söz konusu değildir. İlahlıkla kulluk yada kullukla ilahlık arasındaki bağın dışında bir bağ mevcut değildir.
Bu gerçek, her türlü bulanıklıktan, şüphe ve gölgeden kurtulmadığı sürece -hayatları istikamet bulamayacağı gibi- insanların düşünceleri istikrara kavuşamaz.
Evet, Rableriyle aralarındaki bağın gerçek mahiyetini iyice kavramadıkları '' sürece insanların, düşünceleri istikamet bulamaz, bilinçleri yerine oturamaz.
O, ilahlarıdır, onlar da O'nun kulu. O, yaratıcılarıdır onlar da yaratık. O, sahipleridir onlar da O'nun mülküdür. Tümü de bu bağda eşit durumdadır. '. Hiç kimsenin oğulluğu söz konusu değildir. Yüce Allah'ın herhangi biriyle ' birleşmesi de mümkün değildir. Bu yüzden herkesin sahip olduğu ve istediği ' zaman yönelip elde edebildiği bir şeyin dışında, herhangi birinin O'na yakınlık . kurması mümkün değildir. Bu da, takva ve salih ameldir. Bu ise, herkesin gücü dahilindeki bir şeydir. Ancak onun oğlu olmak ve O'nunla birleşmek. İşte bunlar olmayacak şeylerdir.
Hayatları, ilişkileri ve hayattaki görevleri hiçbir zaman istikamet bulamaz, hep birlikte bir tek Rabbin kulları oldukları gerçeği gönüllerinde yer etmediği sürece. Bu nedenle biricik otorite sahibinin karşısındaki konumları birdir. O'na yakınlık kurmak ise herkesin gücü dahilindedir. Bu durumda Allah ile insanlar arasındaki tüm aracılık iddiaları geçersiz olur. Herhangi bir fert, toplum yada insanlardan bir grup nesilden nesile geçen hakları iddiası da boşta kalmış olur. Bunun dışında insanların toplumsal hayatlarında, düzenlerinde ve bu düzen içindeki konumlarında köklü bir eşitlik düşünülemez.
O halde sorun sadece bu sağlam temel üzerinde kalbin huzurunu sağlayan soyut bir inanç sorunu değildir. Bunun yanında, hayat düzeni, toplumsal bağlar, uluslar ve nesiller olarak insanların birbiriyle ilişkileri sorunudur da.
Bu, İslâm'ın eliyle gerçekleşen insanlık için bir yeniden doğuştur. Kulların Rabbine kul olmak suretiyle, kullara kul olmaktan kurtulmuş özgür insanın doğuşu. Bu yüzden İslâm tarihinde Allah'ın oğlu yada tanrısal uknumların tamamlayıcısı uknum adına insanları ezen, kendine kul-köle edinen bir "kilise" olayı yaşanmamıştır. Bilindiği gibi kilise, otoritesini oğulun yada uknumun otoritesinden alıyordu. Aynı şekilde İslâm tarihinde, egemenlik yada kanun koyma hakkının, Allah'a yakınlığından ve O'nun onayından kaynaklandığını iddia ederek "tanrısal hak"la egemenlik sürdüren kutsal bir otoritenin de izine rastlanmamıştır.
Bir yandan kilisenin ve papaların öte yandan, kilisede olduğu gibi kendileri için kutsal bir hak iddia eden Patriklerin Avrupa'da oğul yada uknum birleşimi adına ileri sürdükleri "kutsal hak" iddiaları, "Haçlılar"ın İslâm toprağın talan etmek için saldırmalarına kadar sürdü. İslâm ülkesinden, "kutsal hak"ka karşı devrim fikrini edinerek, geri dönmüşlerdi. Reform adıyla "Martin Luter" "Kalvin" ve "Zenceli" hareketleri bundan sonra başlamıştır. Bu hareketler, temelde İslâm'dan İslâm düşüncesinin berraklığından, insanoğlundan kutsallığı ve egemenlik ayrıcalığını kaldıran özelliğinden etkilenerek başlamıştı. Çünkü İslâm inancında sadece ilahlık ve kulluk gerçeği yer alıyordu.
Burada Kur'an-ı Kerim, İsa'nın tanrılığı ve oğulluğu, (Uknumlardan biri olan) kutsal ruhun tanrılığı ve Allah'la birlikte her tür oğulluk ve tüm şekilleriyle tanrılık iddialarına ilişkin net cevabı veriliyor. Kur'an-ı Kerim Hz. İsa'nın Meryem'in oğlu ve Allah'ın kulu olduğunu ayrıca, Allah'a kul olmaktan kaçınmayacağını, Allah'a yakın meleklerin de onun kulları olduklarını ve O'na kul olmaktan kaçınmayacaklarını bildirerek doğru ile yanlışı ayırıcı sözü yerleştiriyor. Aynı zamanda tüm yaratıkların Allah'ın huzurunda toplanacağını, ona kul olmayı kendilerine yediremeyenleri acıklı bir azabın beklediğini ve O'na içten kul olanları da büyük bir mükafatın beklediğini bildiriyor:
"ne Mesih Allah'a kul olmaktan kaçınır ve nede Allah'a yakın melekler. Kim Allah'a kul olmaktan kaçınır, büyüklük taslarsa bilsin ki, Allah hepsini huzurunda bir araya getirecektir."
Kuşkusuz Meryemoğlu İsa-Mesih, Allah'a kul olmaktan büyüklük taslayarak kaçınmaz. Çünkü O -Allah'ın peygamberi ve elçisi olduğundan- ilahlık ve kulluk gerçeğini ve bu ikisinin bir araya gelmez mahiyetlerinin farklı olduğunu çok iyi bilir. Yine O, Allah tarafından yaratılmış olduğunu çok iyi bilir. Allah tarafından yaratılmış olanın, Allah gibi yada O'nun bir parçası gibi olamayacağını çok iyi bilir. Tek ve pekiştirilmiş gerçek olmakla beraber Allah'a kul olmanın değerinden bir şey eksiltmediğini ve Allah'a kulluğun yaratılma ve meydana gelme nimetini inkar eden kafirlerden başkasının küçümseyip kaçınmadığı bir mertebe olduğunu da en iyi bilenlerden birisidir. Allah'a kulluk, yüce Allah'ın peygamberlerini nitelendirdiği bir mertebedir. Üstelik peygamberlerin durumu son derece üstün ve O'nun katında oldukça onurlu bir durumdur. Aralarında Ruhul Kudüs, Cebrail'de olmak üzere Allah'ın yakın meleklerin durumu da İsa ve diğer peygamberlerin durumu gibidir. O halde İsa'ya tabi olanlar, O'nun kendisi için hoşnut olduğu ve çok iyi de bildiği bir şeyden niçin kaçınıyorlar?
"... Kim O'na kul olmaktan kaçınır, büyüklük taslarsa bilsin ki Allah hepsini huzurunda bir araya getirecektir."
Onların kaçınmaları ve büyüklük taslamaları yüce Allah'ın gücüyle onları huzurunda toplamasına engel olamaz. Kullar üzerindeki mutlak ilahlık otoritesidir bu. Bu konuda onlarla, yüce Allah'a içtenlikle kul olup ona teslim olanlar arasında bir fark söz konusu değildir.
Ancak gerçeği bilip, Allah'a gerçeği gibi kul olanların ve bu bilgi ve kabullenmenin doğal sonucunun salih amel olduğunu bilerek hareket edenlerin mükafatları fazlasıyla verilecektir.
"... Kul olmayı kendilerine yediremeyip büyüklük taslayanları da acı bir azaba çarptıracaktır. Bunlar Allah'tan başka hiçbir dost, hiçbir yardım edici bulamazlar."
Yüce Allah, kulluklarına ve ibadetlerine muhtaç olduğundan yada mülkünde bir artma veya eksilme söz konusu olduğundan kullarının içtenlikle kullukta bulunmalarını ve sadece kendisine ibadet etmelerini istemiyor. Aksine, hayatları ve konumları gibi düşünce ve duygularının da doğrulması için ilahlık ve kulluk gerçeğini bilmelerini istemektedir. Çünkü düşüncelerin, duyguların, hayat ve konumların istiklal bulması ancak, bu sağlam temele dayanmakla mümkün olur. Bu gerçeği bilmek; ardından kabullenmek, sonra da hayata geçirmekle mümkündür.
Yüce Allah, bu gerçeğin açıkladığımız tüm boyutlarıyla insanların gönüllerinde ve hayatlarıyla yerleşmesini dilemektedir. Kulların kulluğundan kurtulup bir tek Allah'ın kulluğuna yükselmeleri ancak bu şekilde mümkün olur çünkü. Bu evrende ve yeryüzünde gerçek otoritenin kime ait olduğunu bilmelerini istemektedir. Böylece sadece O'na ve O'nun hayat sistemine ve şeriatına bir de, hayatlarına sadece onun sistemi ve şeriatıyla hükmedene boyun eğerler. Herkesin O'na kul olduklarını bilmelerini istemektedir. Sadece O'nun için yüzlerini ve alınlarını eğip ve O'ndan başkasına karşı alınlarını dik tutmaları için. O'nun için secde ve rukuya varmakla yalnızca, Allah'ı anıp O'ndan başkasını zikretmemekle, despotların ve tağutların karşısında üstünlük duymalarını istemektedir. O'na yakınlık kurmanın hısımlık yada soy bakımından olmadığını aksine, takva ve salih amelle mümkün olduğunu bilmelerini istemektedir. Böylece Allah'a yaklaşmak için yeryüzünü bayındır hale getirip salih ameller işlemiş olurlar. İlahlık ve kulluk gerçeğini gereği gibi bilmelerini istemektedir. Bu sayede yeryüzünde Allah'ın otoritesini korumuş olurlar. Allah adına bu otoriteyi ele geçirmek isteyenlere karşı çıkıp, her işi Allah'a döndürmüş olurlar. Böylece hayatları düzelir, bu temel üzerinde yücelir, onurlanırlar.
Bu büyük gerçeği değerlendirmek, insanların bakışlarını sadece Allah'a bağlamak, kalplerini O'nun hoşnutluğuna, davranışlarını takvasına veya, hayat düzenlerini sadece O'nun iznine şeriat ve sistemine bağlamak, insanların yeryüzündeki hayatlarına iyilik, üstünlük, özgürlük, adalet ve doğruluk saçan bir hazinedir. İyilik, üstünlük özgürlük, adalet ve doğruluktan ibaret bir besin kaynağıdır. Tüm yeryüzü hayat boyu yararlanır. Yüce Allah'ın, içtenlikle kul olan ve salih ameller işleyenlere ahirette vereceği mükafata gelince, kuşkusuz bu, O'ndan bir onur ve üstünlüktür. Allah'ın bağışından bir bolluktur.
Bu açıklamaların ışığında, İslâm'ın getirdiği ve mensupları tarafından bozulmadan, nesillerin geçmesiyle değiştirilmeden önce tüm risaletlerin ve tüm peygamberlerin çağrısının temeli olduğunu bildirdiği net şekliyle iman sorununa bakmamız gerekmektedir. Bu olaya, onunla birlikte onur, özgürlük, adalet ve doğruluk buldukları ve hem sembolik kulluk davranışlarında hem de hayat nizamında kullara kulluktan kurtulup, tek basına Allah'a kul oldukları insanlığın yeniden doğuşu gözüyle bakmalıyız.
Allah'a kul olmaktan kaçınanlar, sınırsız mercilere kul olma zilletini yaşarlar. Arzu ve ihtirasların, kuruntu ve hurafelerin kulu olmak alçaklığını tadarlar. Kendileri gibi olan insanlara kul olurlar. Onların önünde eğilme alçaklığını yaşarlar. Kendileri gibi insan olan kulların düzenlerini, şeriat ve kanunlarını, değer ve ölçülerini, hayatlarına uygulamak suretiyle aşağılık bir hayat sürdürürler. Bunlar ve onlar Allah'ın katında bir oldukları halde, onları bu dünyada Allah'ın dışında ilahlar edinirler. Ahirette ise;
"...Acı bir azaba çarptıracaktır. Bunlar Allah'tan başka hiçbir dost, hiçbir yardım edici bulamazlar."
Kuşkusuz bu, Kur'an'ın akışı içinde şu ayetin Ehl-i Kitap'tan hıristiyanların o zamanki ve kıyamete kadarki tahriflerine karşılık sunulan semavi inançlarda yer alan önemli bir sorundur.
SON ÇAĞRI
Bu yüzden -geçen derste Ehl-i Kitap'tan yahudilerle karşılaşmanın sonunda yapıldığı gibi- tüm insanlığa yönelik bir çağrı yer almaktadır. Son risaletin Allah'tan bir kanıt taşıdığı ve onun karanlıkları ve kuşkuları dağıtan bir nur olduğunu bildirmektedir. Kim bu nur aracılığıyla doğru yolu bulur ve Allah'a sarılırsa, Allah'ın rahmeti tarafından kuşatıldığını görecek kendini, Allah'ın lütfu içinde bulacaktır. Böylece bu nur sayesinde Allah'ın dosdoğru yolunu bulacaktır: