k.maraş göksun pınarbaşı camii yanında ikamet eden şeyh hakkı efendi h.z.leri şeyhi korkmazlı abdullah efendi.h.z.lerinde bu kutlu görevi alarak kadiri ve nakşibendi şeyhi olarak yanınavaran insanlara hakkı söylemektedir.kalplerin anahtarı adlı kitapta bazı şeyhlerin büyük dergahı olur bazılarınında olmaz sadece evine varılır diyorve evine varılanlara karşı yapılacak edepler diyor.bu konu müridin mürşide karşı edepleri konusunda yer alıyor.kur`an ve sünnet ahlakı üzere yaşayan şeyh efendi h.z.lerinin birçok kerametide görülmüştür.çünkü bir şeyh sofisinin aldığı nefesten haberi olmassa o şeyh değildir diyor kitpta ve bu zat evine varılan üstadlardandır.
sahinkar1980
Apr 13 2007, 11:35 PM
şeyh hakkı efendi h.z leri 1930 da k.maraş göksun ilçesi bozhüyük köyünde dünyaya geldi.18 20 li yaşlarda korkmazlı abdullah efendi h.z lerine intisab eyledi ve abdullah efendi h.z lerinin vefatından sonra 1959 1960 larda bu kutlu göreve başladı abdullah efendi h.z den aldığı zikir ilmi ile zahiri ve batıni ilme nail oldu.kadiri ve nakşibendi olrak görev yapmaktadır kalplerin anahtarı adlı kitapta müridin mürşide edepleri konusunda bazı şeyhlerin büyük dergahı olur bazılarınında olmaz evine varılır şeyh h.z leri 2.si yani evine varılan şeyhlerden onu sevenleri onun allah dostu olduğunun bilincinde sevmeyenleride kötülemekle meşguloluyorlar bilirsinizki meyve veren ağaç taşlanır geçmişte peygamber efndimiz s.a.v dahi kötülenmişti sevmeyenleri tarafından.bir sohbetinde sizden ekmek istesem vermeyin su istesem vermeyin mal istesem vermeyin isatediğimiz tek şeyallahın emrini tutun peygamberimizin sünnetini yaşayın yolumuzun kuralı ise haftalık toplantı ve vird dersidir bunuda ben değil abdulkadiri geylani h.z leri koymuştur yaşamak isteyen buyursun rehberimiz kur`an örneğimiz muhammed aleyhislamdır bunun dişındakini bilmeyiz ve kabul etmeyiz diyor.şeyh h.zlerinin birçok kerametide görülmüştür. asker olan sofisini namazlarını hususi kazaya bıraktığı için bir tlfn görüşmesinde kendisi göksunda sofisi orduda iken telfnda niçin namazını kazaya bırakıyorsun diye uyarmış bunu bu hali yaşayan sofi anlatmıştı.ve bunungibi buna benzer birçok kerametide görülmüş ve yaşanmıştır.şuan göksun pınarbaşı camii yanında ikamet etmektedir.inşallah fotorafınıda ekrana koyarız.allah hepinizden razı olsun.
anti-kemalist
Apr 13 2007, 11:59 PM
tanismayi isterdim bu mübarek zaat ile. hürmet ile ellerinden öperim seyhin.
Teşekkürler
Apr 14 2007, 12:09 AM
<#thank#>
sahinkar1980
Apr 14 2007, 01:01 AM
şeyh hakkı efendi h.z leri bir sohbetinde yanımıza keramet içingelen varsa gelmesın söyleyin öyle niyetliolanlar varsa onlarda gelmesin.öyle uçmak kaçmak götürmek getirmekgibi ve benzerleri kerametler iyi şeyh desinler büyük şeyh desinler diye nefsin arzusuolur. ama en büyük keramet içinden aşkınan namaz kılmak geliyormu aşkınan kuran okumak geliyormu aşkınan zikir yapmak geliyormu işte en büyük keramet budur bundan başkasınıda arama diyor. ama birçok kerametide görülmüştür bunada üstünde durmayın onlar gelip geçiçidir siz yaşamaya bakın diyor insanı keramet değil allahın izni ile yaşamak kurtarır inanmak kurtarır çünkü örnek kuranda musa a.s.karısını oğlunu kurtarabildimi yarabbi ehlim dediği zaman ya musa sana inanan senin ehlindir buyurmuştur bu işte torpil olsaydı musa a.s.ailesine yapardı.peygamberimiz 1 örnekti sahabeler onabakarak güzelleştiler ve allah katında yüceldiler şu gündede peygamber varisi olan mürşidi kamiller bir örnektir sofi ona bakarak kendini düzler veyaşar.bir halı örnek olmadan dokunurmu dokunmaz.ama elimizde örnek halı var ama dokumuyoruz bir işe yaramı o örneği dokursan dahada güzelini yapabilirsin bunun gibi mürşid bir örnektir dokursan faydalı olur dokumazsan 24 saat yanından hiç ayrılmasan sana bir faydası olmaz diyor.şuan k.maraş göksun merkez pınarbaşı camii yanında ikamet etmektedir.sevenleri onun allah dostu olduğunu biliyor sevmeyenleri ise karalamakla meşgul oluyor şunu bilelimki meyve veren ağaç taşlanır.
sahinkar1980
Apr 15 2007, 04:41 PM
http://dosyam.net/?id=5zx7u3 şeyh hakkı efendi h.z allah dostlerından ayırmasın biz insanları çünki her an nefis ve şeytanla mücadele içindeyiz.kim nefsi terbiye etmek istiyorsa sufilik yoluna yani tasavvufa girmek zorundadır.diyor imamı rabbani h.z leri.ve şugün dahi yaşayan hakiki mürşidi kamillerde aynısını diyor.allahuteala c.c.sadıklarla beraber olun buyurmuş.bu ayeti müfessir alimler tsavvufta mürşidi, rabıta yapmaya teşvik etmişlerdir.zahirde yanındaoluyorsunya rabıtada yanında olmadığın zaman manevi olarak onunyanındaymış gibi düşünmek.
sahinkar1980
Apr 15 2007, 04:56 PM
http://dosyam.net/?id=dr6pmi şeyh hakkı efendi h.zlerinin fotorafı.tsavvuf büyüklerinde bir üstad diyorki şeriat peygamberin söyledikleri tarikat peygamberin yaşantısı hakikat peygamberin gördükleridir.buyurmuş.şunu bilelimki tasavvuf insana mütevazi ve alçak gönüllü olmayı öğretir yaşarsak eğer.bütün allah dostları neden hep mütevazi ve güzel ahlaka sahip dersiniz çünki mütevaziliğin ve güzel ahlakın ana merkezi peygamber a.s.v.efendimizdir.bunlarda onun varisi olduğu için onu örnek aldıkları için isimleri tasavvufda peygamber varisi olarak belirtilmiştir.allah hepinizden razı olsun.
sahinkar1980
Apr 15 2007, 05:10 PM
http://dosyam.net/?id=ppdgvi şeyh hakkı efendi h.z lerinin fotorafı.şeyhim üstadım diyorki insan 3 şeye dikkat etmelidir. bunlar kulak,kalp,ve göz insan bunun üçüne sahip çıkmalıdır insanın duyduğu hayır olsun şer olsun doğruca kalbe iner ve kalb insanı duyduğu o kelimenin etkisiyle azaları yönlendirir ve gözlede kalbe inen o tesir ile aramaya başlar.insan devamlı zikir ile meşgul olursa bu herşeyi bırakta otur değil ya çalışırken otururken yatarkan dili devamlı olarak zikirden kesmemek sen dilden diye diye o kalbe iner ve azalar ona göre hareket eder.kalbi allah diyen biri ozaman hiç harama bakalirmi gidebilirmi kalb allah diyorsa gidemez.
http://dosyam.net/?id=yeb1rz .şeyh hakkı efendi h.z. nin dergahından zikir.ortalarından inşallah tam olarakta yine ekleriz.hani derlerya tadımlık.
ismail1967
May 14 2007, 10:10 PM
selamün alaeyküm diyerek söze başlamak isterim. şeyhim üstadım hakkı efendi h.z.ne bağlantım biraz benim değil onun istediği gibi oldu nasıl derseniz bu kutlu yola benden önce eşim girmişti birgün aracılarla eşime haber göndermiş ve benim gelmemi istemiş bana söylenince beni nerden tanıyor dedim onlar ALLAH dostu bilir dediler tamam dedim ama hiçde dikkate almadım 1 hafta sonra rüyamda bir zatı gördüm ama çok etkisinde kaldım 15 gün sonra şeyhimiz maraşa geldi dediler sende gel dediler olur dedim gittim birde ne göreyim rüyamda gördüğüm zat anladımki ben onu değil o beni bulmuş vardım tevbe aldım ve ALLAH ın izni ile teslimiyet verdim.ALLAH ın izniyle bir çok faydasını gördüğüm gibi keramet sahibi bir insan.ama keramete fazla önem vermediği gibi bizede onlar geçici siz kalıcı olana bakın yani ALLAH a layık bir kul peygamber s.a.v. efendimize layık bir ümmet olmaya çalışın diyor.başımdan geçen bir şeyi paylaşmak isterim.bu yolda duydumki ALLAH ın izni ile bir şeyh sofisinin halini halini bilir, birgün bir hataya düştüm kendi nefsimden başka bir ALLAH biliyor ama gaybı ALLAH bilir birde bildirdikleri bilir diyorya kuranı kerimde,ALLAH bildirmese nereden bilecekdedim olay ise şu birgün yanına gittiğimde içerden dışarı çkarken kolumdan tuttu ve birdaha yapma tamammı dedi başka birşey demedi ama ben anladım neden böyle dediğini o hatama ALLAH ın izni ile son verdim az önce dediğim gibi ALLAH bildirmese nereden bilecek kanısına vardım.ALLAH ondan ve onun gibi olanlardan razı olsun.şunu söylemek isterim bir şeyhiniz varsa kıymetini bilin teslimiyetinizi verin çünkü bunlarda teslimiyet verirseniz faydası çoktur.şeyhiniz yoksada bir şeyhe bağlanmanızı kardeşiniz olarak tavsiye ederim.ALLAH razı olsun hepinizden.
telpako
May 15 2007, 07:34 AM
Ben de bi rşeyhe bağlandım uzun süre sofisi oldum.Çok faydasını gördüm maddi manevi rahatladım. bir çok isteğimi çözdü manevi belalardan kurtuldum Bir çok keramtini birebir anlattılar r içinde imkansız olanları da vardı.1. Kaynaktan duydum.Bazı kerametleine de bizzat şahit oldum. Ama sonra ne yaptım tasavvuftan çıktım . çünkü islami bir oluşum olmadığına inanıyorum. Şirke düşmekten korktum belki de .
fazilet72
May 15 2007, 08:20 AM
şeytanın oyununa gelmişsin Allah dan sor
HACET NAMAZI Hacet namazinin persembeyi cumaya baglayan gecelerde veya kandil gecelerinde kilinmasi asildir. Ama bütün gecelerde kilinabilir. Önce boy abdesti alinir. Sonra hacet namazina niyet edilir. Namazda asagidaki âyetler okunur:
1. Rekâtta: Subhaneke + Fatiha + 3 Âyetel Kürsî
2. Rekâtta: Fatiha + Ihlâs + Felâk + Nas.
2. Rekâtin sonunda : Ettehiyyâtü + Allahümme salli + Allahümme bârik
Namaz tamamlandiktan sonra Allah'tan hacet neyse o istenir. Allah'tan mürsid istemek için bu namaz kilindiysa mürsid istenir.
Bu namazdan sonra hiç konusmadan yatmak gerekir. Yatarken kibleyi saga alacak sekilde yatak kurulur. Vücudun ön cephesi kibleye çevrilerek yanüstü yatilir, 3 Âyetel Kürsî okunur ve Allah'tan mürsid istenir. Eger kisinin haceti mürsid degil de baska bir hedefe ulasmaksa (zahirî veya batinî bir hedef olabilir) o hedefe ulasmak istenir. Sessiz zikir (hafî zikir) bu istekten sonra baslar. Yanüstü yatildigi için sag kulak yastiga gelecektir. Bas biraz saga, sola oynatilarak kulakta kalbin atislarinin, basinç sebebiyle rahatça duyulacagi pozisyona gelinir. Ve kalbin her çift atisinda "Allah, Allah" diyerek kisi Allah'i zikr-i hafî ile (yani sessiz olarak) içinden zikredecektir.
Eger ilk namazdan sonra yatildiginda birsey görülmez ise tekrar tekrar, her persembeyi cumaya baglayan gece namaza devam edilmelidir. Her gece de kilinabilir
ismail1967
May 17 2007, 01:25 AM
ALINTI(telpako @ May 15 2007, 08:34 AM)
Ben de bi rşeyhe bağlandım uzun süre sofisi oldum.Çok faydasını gördüm maddi manevi rahatladım. bir çok isteğimi çözdü manevi belalardan kurtuldum Bir çok keramtini birebir anlattılar r içinde imkansız olanları da vardı.1. Kaynaktan duydum.Bazı kerametleine de bizzat şahit oldum. Ama sonra ne yaptım tasavvuftan çıktım . çünkü islami bir oluşum olmadığına inanıyorum. Şirke düşmekten korktum belki de .
sayın kardeşim tasavvuf un sistem olarak ortaya çıkışı hicri ikinci asırdan itibaren dini hayatta bir zayıflama gözükmeye başladı yeni fetihler ve islama yeni girenlerle islamiyet genişalanlara yayıldı bu durum çeşitli sıkıntılarıda yanında getirdi dine yeni girenlere onu hakkıyla anlatmak ve yaşatmak için alimler ve salihler büyük çabalar harcadılar.akaid alimleri,itikat konularına,fakihler ibadet konularına,muhaddisler hadisleri tesbite,müfessirler kur an ın tefsirine,dil alimleri arapçaya yönelip islamın temel ilimlerini ihya etmeye ve insanlara ulaştırmaya çalıştılar ve ALLAH ın izni ile bunda muvaffakta oldular bu arada arif,salih,veli,sufi ismi ile anılan allah dostlarıda dinin edep,ahlak,kalp temizliği ve ilahi aşkyönüne yöneldiler himmet ve gayretlerini bu alanda sarf ettiler bu işte kur an ve sünnet esaslarına dayandılarsahabeyi kiramın uygulamalarını ve onları takip eden salihleri örnek aldılardinin terbiyesini bizzat nefislerinde yaşayarak tattılar ve insanlara gösterdiler.sohbet,vaaz,nasihat,tövbe,aşk,güzel ahlak,incelik,sadelik cömertlik gibigüzelliklerle gönülleri fethettiler.işbu maneviyat önderleri hicri beşinci asırdan itibaren islam aleminde görülen terbiye ocaklarını tasavvuf okullarını kurdular bu terbiye ocakları dini ihya hizmetini yürütmüş ve halen yürütmektedir.inşallah. tasavvufun islamın bir parçası olduğunu anlata bilmişimdir. birde bir insanın şeyhi kamil ise şeyh efendi sofisine sevginin itaatin ne derece olması gerektiğini öğretir ve şirke düşme tehlikesi diye birşey olmaz.çünkü sofi şeyhini rasulullah s.a.v. efendimize götüren sadece bir rehber olduğunu düşünürse bu yeter.ALLAH c.c buyurduya ey iman edenler siz rasulüme itaat ederseniz bana etmiş olursunuz onu severseniz beni sevmiş olusunuz.çünkü onda pek güzel örnekler gönderdik buyurduya.ALLAH c.c.
sahinkar1980
May 27 2007, 06:48 PM
selamün aleyküm sayın kardeşerim bugün hakkı efendi hz.nin ders tarifinin kısa özet denebilecek bir açıklamasını yazacağım. İSTİĞFAR İstiğfar yani tevbe etmek günahlara pişman olmak yani ALLAH`,ım her şeyi bıraktım sana döndüm.estağfirullahderken ees diye uzatmamalı uzatırsak eğer dönsemmi dönmesemmi anlamına geldiği için büyüklerimiz anlam değişebileceği için uzatmadan söyleyin diyor. Bilindiği gibi bu bizim vird dersimizin başında yer almaktadır.derste kıpleye karşı oturup istiğfar ı çekerken dünya meşguliyetini bırakıp Hulusi kalp ile huşu ile günahlarımızı düşünerek yarabbi beni affeyle yarabbi beni mağfiret eyle diyerek pişmanlıkla af dilememiz gerekir.peygamber s.a.v.efendimiz günlük bir rivayete göre 70 diğer rivayete göre 100 istiğfar getiriyormuşki bu yaptığımız istiğfarla sunnet işlemiş oluruz efendimiz s.a.v.in yaptığını yapmakla.evet bize dönersek eğer biz kime ve neyimize güveniyoruzda günlük istiğfardan geri kalıyoruz peygamber s.a.v.efendimizin geçmiş ve gelecek günahları bağışlandığı halde istiğfardan geri kalmıyor kerimeleri fatıma annemize kızım babam peygamber diye güvenme derken biz neyimize ve kime güveniyoruz.evet bunun faydaları çoktur.geçmiş zamanda bir zatın yanına talebeleri gelir ve her birinin ayrı ayrı dertleri vardır hepside dertlerini söyleyince hepsinede istiğfarı önerir efendim hepimizede aynı cevabı verdiniz denilince evladım ALLAHUTEALA c.c istiğfarı çok getirirseniz size işlerinizde yardımcı oluruz buyurmuştur diye cevap verir.yarına çıkacağımızı dahi bilmez iken bugün ne yaptığımıza bir bakalım ALLAH için bir şeyler yapıyorsak işte o kalıcıdır diğerleri geçicidir ameller niyete göre olduğu için ne iş yaparsak yapalım niyetimiz ALLAH rızası olsun.
SELAVATI ŞERİFE
Selavatı şerife peygamber s.a.v. efendimize gönderilen selamlardan birisidir.biz selavat getirmekle devamlı olarak habibi Kibriya efendimizi hatırımızda tutmuş oluruz ve inşallah şefaat müjdesine nail oluruz çünkü kim bana günlük selavat getirirse şefaatim ona vacib olur buyurmuştur.dersimizin içinde yer almaktadır bunu dersimizde günlük yaptığımız için inşallah o görevide yerine getirmiş oluruz.bir hadisi şerifte kim bana 100 selavat getirirse ALLAH o kula 100 ihsanda bulunur 30 u dunyada verilir 70 i ahirette. Mahşer günü bir kul peygamber s.a.v. efendimize gelir ve ya resulallah ben falanca ümmetin der peygamber s.a.v. efendimiz ben seni tanımıyorum der ama ya resulallah benim zamanımın alimleri peygamberimiz ümmetini tanıyacak demişti doğrudur ama ben ümmetimi bana gönderdiği selamlarla tanırım buyurmuş.eğer resulullah efendimize tanınmak istiyorsak daima selavatı getirmek zorundayız.pirimiz abdulkadiri geylani h.z.leri boşa bu kuralı koymamış düşün bak sana selavatı ders olarak günlükyapmanı istiyor ve seni düşünüyor.şeyhimize bir gün birisi efendim bize dua edin dediği zaman istemenize gerek yok siz istesenizde istemesenizde biz size dua etmek zorundayız ve bir mürşit sofileri için günlük istiğfar getirmek zorundadır diyor.şimdi bizmi onların adına çalışıyoruz yoksa onlarmı bizim adımıza çalışıyor düşün bakalım.
.
sahinkar1980
May 27 2007, 06:53 PM
DERS tarifinin devamı. TEVHİD
Tevhid yani LA İLAHE İLLALLAH ,açıklama olarakta ALLAHTAN BAŞKA İLAH YOKTUR,anlamında imanın temeli Bundan başlar.cüneyidi bağdadi h.z.diyorki bana sorsanız kuran okumakmı daha efdal zikir yapmakmı daha efdal ben derimki Kuranın anlamını biliyorsa yani anlayarak okuyorsa kuran okumak daha efdaldir ama anlamını bilmiyorsa LA İLAHE İLLALLAH zikrini söylesin çünkü buda kurandan bir ayettir hiç olmazsa bunun anlamını bilerek söyler Ve daha faydalı olur.açık zikirde gizli zikirde peygamber s.a.v.efendimizin sünnetidir. Cüneyid i bağdadi şöyle demiştir: sofilere has tevhid anlayışı şudur:tevhid ezeli olan ALLAH ı sonradan yaratılan varlıklardan Ayırmak (maddi manevi bütün) vatan ve makamlardan çıkıp sıyrılmak,nefse ait bütün sevgileri kalpten kesip atmak Bilip bilmediği her şeyi terk etmek ve bütün bunların yerine Cenab ı hakk ı koyup o nunla meşgul olmaktır.yani gecede gündüzde Hakk ı zikredersen o zamanla kalbe yerleşir ve kalpde onun rızasından başka bir şey istemez olur.
İSMİ AZAM (ALLAH)
Bu zikir sayı belirtilmemiş olup sana bırakılmıştır yani diye bildiğiniz kadar, yüzden aşağı olmamak şartıyla sayısı sana bırakılmıştır Akaid kitabında bir kere ALLAH demek 99 esmayı söylemek gibidir diyor buda aynı ALLAH c.c.zikretmektir. Gencin biri bir zatın yanına gelir ve efendim ben son nefesde ALLAH diyerek ölmek istiyorum der,bu zat gence evladım ozaman Şimdiden ALLAH demeye başla deyince genç efendim ben ölürken demek istiyorum deyince,evladım şimdiden deki dilin alışsın Bu kelimeyi ölürken demek okadar kolay olmayacak.anlaşıldığı gibi dilimiz ne derse fikrimizde o olur ve yarın ne olacağımız Belli olmayan bu fani dünyada ALLAH ın rızasından başka ne isteye bilirizki seven sevdiğiyle birlikte olur insan birkere ALLAH dediğinde yaratan yüce rabbimiz buyur kulum der.diyor alimlerimiz, kitaplarımız.bir beyitte diyorya sen ALLAH ı Seversen ALLAH seni sevmezmi
islam ve kulluk
May 27 2007, 07:04 PM
kardeş sohbetleri tek başlık altında yayman daha güzel olur böylece konular birbirinden kopuk olmaz ve hepsi bir bütün olarak görünür...
Burdaki mesajı ilk açtığınız topiğe açın bunu kapatalım ve oradan devam edin sohbetleri aktarmaya.
Allah'a emanet olun
asiLDuA
May 27 2007, 08:26 PM
Konuyu birleştirdim burdan devam edin kardeş.
islam ve kulluk
May 27 2007, 09:22 PM
teşekkür ederim mehlika kardeşim. ..
sahinkar1980
May 28 2007, 11:37 PM
selamün aleyküm. sizlere dinlediğim sohbetlerden anlatmak istedim. YOLLAR ÜÇE AYRILIR: şeriat,tarikat,hakikat.şeriatın gemi gibi,tarikatın deniz gibi,hakikatın inci gibi olduğu söylenir.inci isteyen gemiye biner ve denize açılır ve inciye ulaşır.bu tertibi terk eden inciye ulaşamaz.talibe (müride)vacip olan ilk önce şeriattır.şeriat ile kastedilen ALLAH ve resulünün s.a.v.emrettiği abdest,namaz,oruç,zekat,hac,helali istemek,haramı terk etmek gibi emir ve yasaklardan ibaret şeylerdir.Bir kimseyi havada uçarken ,denizde yürürken,ateş yerken ve bunun gibi keramete benzeyen haller içinde görsen fakat o kimseyi ALLAH ın farzlarından bir farzı sünnetlerden bir sünneti kasten terk etmiş görürsen bilki o insan davasında yalancıdır veya cin şeytanlardan biridir.onun işi keramet değil sihirdir.insan zahirini şeriat elbisesi ile süslesin öyleki şeriatın nuru kalbine yerleşsin nurlandırsın insani zulmeti kalbinden temizlesin.kalbe yönelme tarikat sayesinde mümkün olur tarikat takvayı almak demektir menzilleri ve makamları katederek seni yüce mevlaya yaklaştıran herşey tarikattır.şeyhlerin yolları farklı farklıdır.çünkü onların makamları ve halleri değişik değişiktir.her şeyh üzerinde olduğu hale ve makama uygun bir yolu tercih ve tesbit etti.O yolların bazısı insanlarla sohbet ve onların arasında eğtim yoludur.bazısı insanlardan ayrılarak yalnızlığı seçme yoludur.bazısı namaz oruç ve benzeri ibadetlerden müteşekkil virdleri çoğaltmaktır.bazısıda sırtında kuru ot ve odun taşıyıp çarşıda satarak parasını insanlara dağıtma yoludur.bundan dolayı onların herbiri bir usulü seçmiştir.hakikat,maksada ulaşmak ve tecelli nurunu müşahade etmektir.Nefsi iştah verici şeylerden uzaklaştırmak,bir tarikattır.Ahiretin hallerini keşfetmek ve bunu hissetmek hakikattır.şeriat ilahi yolları içinde toplayan bir isimdir.bu yolların usulüne,füruuna,ruhsatına,azimetine,iyisine ve daha iyisine şamildir.Sufiye göre tarikat,yolların en güzeline,en kuvvetlisine,en azimetlisine,sarılmaktır.Hakikat herşeyin varlığını ispat etmek kesin delille bilerek açığa çıkarmak hal ve vicdanla keşfetmektir.Namaz hakkındada böyle bir söz söylenmiştir.Namaz hizmettir.yakınlaşmadır,kavuşmadır.hizmet şeriattır,yakınlık tarikattır,kavuşmak ise hakikattır.namaz bu üç hasleti cemeder.bu konuda şöyle denilmiştir:şeriat ALLAH a ibadettir,tarikat onun huzuruna varmaktır,hakikat ise o nu müşahede etmektir.ALLAH bizleri yolundan ayırmasın.amin
islam ve kulluk
May 29 2007, 09:48 AM
sahinkar1980 kardeşim aynı konu ile ilgili yazılar yazacaksanız tekrar tekrar topic açmayıp ilk topiğinizden devam ediniz lütfen ben konuları birleştirdim böylece hem konular dağılmaz ulaşmak isteyen hepsine birden ulaşır.
Allah'a emanet olun
sahinkar1980
Jun 1 2007, 11:21 PM
DÖRT SORU VE CEVABI
1 – Şeriat´ın temel esasları nelerdir? 2 – Tarikat´ın temel esasları nelerdir? 3 – Marifet´in temel esasları nelerdir? 4 – Hakikat´ın temel esasları nelerdir?
ŞERİAT`IN TEMEL İLKELERİ : 1 – Allah´a ve İman edilmesi gereken şeylere hakkıyla iman etmek. 2 – Namazı kılmak. 3 – Ramazan orucu tutmak. 4 – Zekatı vermek. 5 - Beytullah´ı ziyaret etmek, hacc yapmak. 6 – Helal kazanmak. 7 – Haramlardan ictinab etmek. 8 – Şeriat´ın evine girmek. Yani şer´i ölçüler içinde yaşamak. 9 – Allah yolunda cihad etmek. 10 – Hilafet´i Islamiyye şeklinde Islam devleti kurmak, var ise onu yaşatmak.
TARİKAT`IN TEMEL İLKELERİ: 1 – Bütün günahlardan tevbe etmek. 2 – Herşeyi ve yaratıkları tefekkür etmek. 3 – Herşeyin manasını bilmek. 4 – Allah´tan korkmak. 5 – Helalından kazanmak. 6 – Haramlardan kaçınmak. 7 – Bir mürşidi kamil bulup, onun eline tutunmak ve ona bey´at etmek. 8 – Allah´ın yasaklarından( nehiylerinden) kaçmak. 9 – Mü´minlere nasihat etmek ve onlara öğüt vermek. 10 – Kalbten, Allah´tan gayri herşeyi çıkarıp atmak.
MARİFET`İN TEMEL İLKELERİ : 1 – Kendini ( nefsini ) tanımak. 2 – Aşırı yiyecek ve içeceklerden ictinab etmek. 3 – Haramlardan kaçınmak. 4 – Helalından kazanmak. 5 – Hulusi kalb ile meşayihine sadık olmak. 6 – Haya etmek, utanmak. 7 – Mert ve cömert olmak. 8 – Nefsi halim ve selim olmak. 9 – Dine nezaret etmek ve murakibi olmak. 10 – İslam´ın görgü kuralları ile nefsini terbiye ve te´dib etmek.
-2-
HAKİKAT`IN TEMEL İLKELERİ : 1 – Toprak olmak. 2 – Bütün beşere bir gözle bakmak. 3 – Üstünlük, övünmek ve kibri talebte bulunmamak. 4 – Yaratıkların tümü, onun nefsinin şerrinden emin olmak. 5 – Alemden hiçbir kimseye eziyet etmemek ve zarar vermemek. 6 – Fakirliğini, yani Allah´a ihtiyacı olduğunu inkar etmemek. 7 – Hakk yolda gitmek, gidişatı hakk olmak. 8 – Kendi sırlarını ifşa etmemek. 9 – Allah´a muracaat etmek. 10 – Allah´a munacaat etmek, bütün aleme ibret nazarı ile bakmak.
SOFİLERİN AHLAKINDAN BAZILARI : 1 – Edebli olmak. 2 – Ahlaki güzelliklerle bezenmek. 3 – Ruh temizliğine sahip olmak. 4 – Nefsi tasfiye etmek. 5 – Faziletlerle bezenmek. 6 – Alçak gönüllü olmak. 7 – Halktan gelecek eza ve cefaya tahammül etmek. 8 – Kolaylık ve yumuşaklık ehli olmak. 9 – Kanaatla beraber kerem sahibi olmak. 10 – Tekellüt´ü, cidal´ı ve gadab´ı terk etmek.
İmam-ı Rabbani diyor ki : Sen bil ki; Şeriat üç kısımdır : 1 – İLİM 2 – AMEL 3 – İHLAS.... O şey ki, bu üç şeyden biri yerine getirilmezse, şeriat gerçekleşmez. Sufilerin yolu olan tarikat, hakikat ve ma´rifet şeriat´ın üçüncü kısmı olan “ İHLAS ”ın tamamlanmasına yardımcı olmaktır. ( Mektub:36; Sahife:50; Cild:1 )
İmam – ı Sehl Ettüsteri Essofi diyor ki : Bizim tasavvuf ve tarikatımızın temeli altı şeydir ; 1 – Allah´ın kitabına temessük etmek. 2 – Resulullah´ın sünnetine iktida etmek. 3 – Helalından yemek ve içmek. 4 – Eza, cefa ve eziyet etmekten kaçınmak. 5 – Günahlardan ictinab etmek. 6 – Hak sahiblerinin hukukunu eda etmek. _________________
sahinkar1980
Jun 1 2007, 11:26 PM
Tarikat-ı Aliyyeye girmek isteyen din kardeşlerimizin, her şeyden evvel kendilerini Şer-i Mübine uydurmaları, sonra Mürşidin elini tutarak: “Bu zat beni, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne ulaştırır!” itikat ve hüsnü zannı ile, o zatın sözlerini yerine getirmeleri şarttır. Yirmidört saatte bir defa, hangi vakit kolayına gelirse o zamanö tenha bir yerde gizlice ve abdestli olarak kıbleye yönelerek oturup, rabıta-i mevt ile gözleri yumuk vaziyette vazifesini okumalı. “Ben Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ni görmüyorum ama, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri beni görüyor, diyerek tam bir huzur içerisinde olmalıdır ve Mürşidinden aldığı vazifeyi telkin aldığı şekilde vazifesine başlayıp huzur içerisinde vazifesini ifa eder. Bu hususta Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz buyurur ki: “En büyük ihsan, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ni görüyormuş gibi ibadet etmendir. Sen onu görmesen bile, o seni daima görür.” [1] Salikin bu vazifesini gönül mutmainnesi ile yapabilmesi için şu hususa önemli dikkat etmelidir: Sanki hastalanmış, bir döşek içinde yatmaktadır. Ölüm acıları, kendisine iyice yaklaşmıştır ve ölüm gelip çatmış kendisini yıkamışlar kefenlemişler, ağaç ata bindirip kabire dokuz hatılın altına koymuşlar… Bu şekilde vazifeye başlanırsa o zaman Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz’in şu sözüne mazhar olur: “Ölmeden evvel ölünüz.” [2] Bu hususu Yüce Allah (CC) Hz.leri şöyle beyan etmiştir: “ ‘Biz Allah-ü Tealanın kullarıyız. Ancak ona döneriz, musibetlerine razıyız!’ derler.” [3] Her inanan ve mürid olup tasavvuf tarikat yoluna girenin Kur'an-ı Kerim’e ve Hadis-i Şerif’lere daha sıkı sarılması lazımdır. Şeyh arayanlar, şeriatı düzgün olanı aramalıdır. Şeriat, tarikat, hakikat, marifet ve çok Zikrullah etmek, çok namaz kılmak, Resülullah (SAV) Efendimiz’in yoludur. Gece gündüz devam ettiğidir. Çünkü Resülullah (SAV) Efendimiz’in has yolu olan şeriatı, tarikatı, hakikati birbirinden ayırırlar, itiraz ederler. Cenab-ı Hakk (CC) Hz.leri’nin has kulları Resülullah (SAV) Efendimiz’in ümmetleridirler. Bu mukarrebler, Allah-ü Teala (CC) Hz.lerinin evliyalarıdırlar. Allah (CC) Hz.leri’ne kurbiyyet (yakınlık) isteyenler dikkat etsinler, Allah (CC) Hz.leri’ne yakınlaştırıan, insanları Hakka götüren bir yol seçsinler ve O’na (CC) ulaşmada bir kılavuz edinsinler. Tarikat, insanları Allah (CC) Hz.leri’ne götürür. İnsafa gel, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne ulaşmada acele et. Resülullah (SAV) Efendimiz’e vuslatta geç kalma. Bu dünya elinden gider, malın, mülkün, oğlun, kızın fayda vermez. Ancak kalbin nuru fayda eder. Ey müslüman! Bilmiş olasın ki, şeytan melunu kişiyi zulmete çeker. O da kendisine dost olanlara vervese verir, dine, şeriata, tarikata, hakikata ve marifete itirazlar koyar. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri iman edenlere ilham eder. Tasdikler, muhabbetler koyar. İşte sen düşün, şeytanın dediklerini kabul edip Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin dediklerini kabul etmiyorsun. Bir de Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne bahane buluyorsun. Sana Cenab-ı Hak (CC) Hz.leri Peygamberi ile söyletti, Kur'anda aşikare söylüyor. Kitaplar söylüyor, bunları hiçe sayarak şeytanın vesvesesine ve nefsin havasına uyup nefsine kul köle olma.
Aziz müslüman! Artık uyan. Kur'an-ı Kerim bir bütündür, bir ayetini inkar küfürdür. çalışıp gayret ederse, o zaman ebedi saadethaneyi mamur eder. Bak Yüce Mevla (CC) Hz.leri ne buyuruyor: “Fakat ahirele inanmayanlar, hu doğru (yoldan) sapmaktadırlar.” [4] “O halde hep O'na (CC) ibadet edin. İşte bu biricik doğru yol budur.” [5] “O (CC) bize yollarımızı dosdoğru göstermiş, hidayet vermiştir.” [6] Meşayıhtan birisi şöyle anlatır: “Bağdat Mezarlığında gezerken gördüm. Büyük ve kocaman kabirlerin başındaki taşlara beş yaşında on veya onbeş yaşında yazmışlar, hayrette kaldım. Evliyaullahtan birine rastladım, bana dedi ki: ‘Niçin hayret edersin. Heva ve hevesiyle geçen günler yaşamaktan mıdır? Hayvanlar gibi Nefsi emmaresinin yolunda giderek yaşamayı biz ömür ve yaşama saymayız. Bir tarikata girip şeyhin yanında geçen ömrü yaşamadan ve ömürden sayarız.’ dedi ve böylece benim de hayretim gitti.” [7] Yüce Mevla (CC) Hz.leri şöyle buyuruyor: “Her kim de, kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra, Peygambere aykırı harekette bulunur ve müminlerin yolundan uyar giderse, onu döndüğü sapıklıkta bırakırız. Ahirette de kendisini cehenneme koyarız ki o ne kötü bir dönüş yeridir.” [8] “Şüphe yok ki Rabbin (CC) Hz.leri, yolundan sapanı en iyi bilendir ve o, hidayete kavuşanları da en iyi bilendir.” [9] Aziz kardeşim Yüce Allah (CC) Hz.leri Mucizel beyanında zatını iyi bilen kulları ile beraber olunmasını niçin emretmiştir? Zira kulunu af ve mağfiret etmek için dünyada ölülükten kurtulup manevi bir hayata erip dünyada iken Rızaya, Cemalullaha ermiş ve Yüce Allah (CC) Hz.leri’ni en iyi bilen Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz’in varislerine gidip aleme gönderiliş gayesini yerine en iyi şekilde getirebilmek için Mürşid-i Kamil’e teslim olup Tasavvuf (tarikat) okuluna girerek ve rıza bari için çalışarak dünyada iken af ve mağfirete ermek mümkün olacaktır. Yoksa ilmiyle alim olmayan ve taleb ettiği ilmi kendisini bile kurtaramayan kişi başkasını kurtaramaz. Denizde yüzmeyi bilmeyen kişi denizde boğulmakta olan kişiyi kurtaramaz. Kurtarabilmesi için yüzme bilmesi lazımdır Mana yolunun erleri bu yolda yüzek bilen yüzücü gibidirler. Talib olanı Allah (CC) Hz.leri’ne vuslat ettirirler. Bu hususta Yüce Mevla (CC) Hz.leri buyuruyor: “Onunla (kitapla) amel etmeyenlerin hali, cildlerle kitap taşıyan eşeğin haline benzer.” [10] Ey Allah (CC) Hz.leri’ni arayan kardeşim! Essek ilimden bir şey anlar mı, ve o ilmi ile amil olmayıp ilmini menfaat karşılığında kullanan kişiler Hakk’ı (CC)bulabilirler mi? Hakk’ı (CC) bilmeyen insan başkalarını Hakk’a (CC) vuslat ettirebilirler mi? Elbette ettiremez! Ancak Yüce Allah (CC) Hz.leri’ni en iyi bilen, ilmiyle amil olan, Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz’in gerçek varisi ve anlattığını bizzat yaşayan veliler, mürşidi kamiller talib olanı Cenab-ı Hakk’a (CC) vuslat ettirirler.
sahinkar1980
Jun 1 2007, 11:46 PM
Tarikat Arapçada yol demektir. Kur’an-ı Kerim’de tasavvuf terimi olarak tarikat, Allah (CC) Hz.leri’ne varma gayesini güdenlerin izledikleri özel tarz ve yol demektir. Fıkhi alanın temsilcilerine verilen geleneksel ad “Fakih”, tasavvufi alandakilere verilen ad “Şeyh”, “Mürşid”, “Pir”, “Veli”, “Allah (CC) eri”, “Allah (CC) dostu”, “Eren”, “Ermiş” denir. İnsan ruhlar aleminden şu imtihan alemine gelip bir süre durup tekrar geldiği yere gidecek olan bir yolcudur. Allah (CC) Hz.leri’nden gelmiştir, yine Allah (CC) Hz.leri’ne gitmektedir. İnsanlara bu yolculuklarında rehberlik yapmak, yol göstermek için Yüce Allah (CC) Hz.leri Peygamberler (AS) göndermiştir. Hiç bir insan Peygamberi (AS) kendisine rehber edinmedikçe Allah (CC) Hz.leri’ne kavuşamayacaktır. Peygamberlerin (AS) son zinciri bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV) Efendimiz, insanları Allah (CC) Hz.leri’ne götürme vazifesini hayatında kendisi yapmış, vefatıyla da bu vazife, dinin özüne vakıf Peygamber (SAV) Efendimiz’in devamı, varisleri Evliya İzamı tarafından yürütülegelmiştir. Çünkü Nebiler Nebisi (SAV) onlar hakkında şöyle buyurmuştur: “Alimler, Nebilerin varisleridir.” [1] Bir müslüman Islamın farz emirlerini yapıyor ve haramlardan da kaçıyor. İşte böyle bir mü’min, Allah (CC) Hz.leri’ne daha fazla yaklaşmak ve münafıklığın alametinden kurtulmak, daha iyi bir mü’min olabilmek ve dünyada iken amalıktan, sağırlıktan kurtulup manevi alemleri ve ilahi tecellileri seyretmek ve aleme gönderiliş gayesini yerine getirebilmek istiyorsa, bu mü’min için bir okula kaydolmak ve bu okulda tahsil yapması gerekiyor. İşte bu okul Tasavvuf ve (tarikat) okuludur. Bu Tasavvuf ve Tarikat okulunda farzları edaya gayret edip haramlardan kaçmak, az yemek, fazla namaz, zikirde daim tefekkür gerekir. Tasavvuf, tarikat yolunda ise artık cehennem korkusu ve cennet arzusundan ziyade Allah (CC) Hz.leri ‘nin rızası, Allah (CC) Hz.leri’nin aşkı ve muhabbeti vardır. Bu yolda ilerleyen kişi, Allah (CC) Hz.leri tarafından daha fazla sevilir ve hatırlanır. Bu mertebelere mü’min, Tasavvuf (tarikat) sayesinde ulaşır. Tasavvuf, kainatın her zerresinde Cenab-ı Hakk’ın (CC) kudretinin tecellisini görmektir. Sofi güneş gibidir. Herkes onun irfanından istifade eder. Tasavvuf, herkesin halini anlayabilmek, ferasetli olmaktır. Tasavvuf, içten inanarak ölünceye kadar o imanı muhafaza etmektir. Tasavvuf, Kur'an-ı Kerim’in ahkamını amelen tatbik etmek, emir ve yasakları bihakkın yerine getirmektir. Tasavvuf, kainattan haberdar olmaktır. Tasavvuf, halkı Hakk’a (CC) davet etmektir. Tasavvuf, herkesin imdadına koşmak, ihtiyaç sahibi olanların dertlerine derman olmaktır. Tasavvuf, Allah (CC) Hz.leri’nden başkasına makam, mevki, mal, para, kadın vs. Nedeniyle kul olmayıp Kur’an’a ve Sünnet’e yapışmak, heva ve hevesleri bırakmaktır. Tasavvuf, Allah (CC) Hz.leri’nden başka kimseden bir şey ummamak, Allah (CC) Hz.leri’nin emirlerini yerine getirirken sabredip devam etmektir. Tasavvuf, ihtirası bırakıp Hakk’ın (CC) verdiğine şükretmek, kendi isteklerini bırakıp Hakk’ın (CC) isteklerine (takdirine) razı olmaktır.
sahinkar1980
Jun 1 2007, 11:49 PM
Tasavvuf, tembelliği bırakıp çalışmaya devam etmektir. Hayalleri bırakıp tatbikata bakmak, uykuyu ve gafleti bırakıp ibadete devam etmektir. Şeriat bir fetva, tasavvuf ise bir takva yoludur. Hiçbir zaman birbirinden ayrı değildir. Şeriatten kıl kadar ayrılan, tarikatten dağ kadar ayrılır. Şeriat ve tarikatın cahilleri birbiriyle daima mücadele halindedirler, alimleri ise daima sulh (barış) içindedirler. Tasavvuf, temiz bir niyyet ve tam bir ihlas ile ilahi şeriatın iç ve dış bütün hükümlerini yerine getirmektir. Tasavvuf aşk yoludur. Şüphesiz bu aşk yolu kolay bir yol değildir. Maksuda erişinceye kadar yolda birçok tehlikeleri aşmak, sıkıntılara uğramak zaruridir. Lakin bir defa o yolla Hakk’a (CC) eriştikten sonra, artık bütün müşküller, kubh, şer, 'adem ortadan kalkar ve salih her tarafta Hakk’ı (CC) görür. Her şeyi Vücud-i Mutlak’da müstehlek gördükten ve ‘adem unsurunun yol edilmesinden sonra, kendisini de ondan ayırmadıktan sonra, salih için sa-adet-i mutlaka hasıl olmuştur. Bu yüzden, Hakk’ı (CC) hariçte arayanlara karşı Yunus’un (RA), “Hak (CC) cihana dolandır, kimseler Hakk’ı (CC) bilmez. Kendinden istesene, Ol senden ayrı olmaz” demesi çok doğru bir sözdür. Çünkü bu fikre göre, yegane hakiki varlık olan ve her şey kendisiyle kaim bulunan Vücud-i Mutlak dahi vicdan da mün’akistir. Mürşid, Mutasavvıfeye göre, insan- yani ‘adem unsuruna galebe çalarak Hakk’a (CC) varan İnsan-ı Kamil bu kadar mühim olursa, tabiidir ki en yüksek bilgi de ona ait olur. Mademki ilk işimiz Allah’ı (CC) bilmektir ve O’nu (CC) bilmek de kendimizi bilmekle olur, o halde en mühim ilim, daha doğrusu asıl ilimde insan sırlarını öğreten ilimdir. Bu da, ulemayı rüsumun bilgileri gibi kitapla olmaz, aşk yolu ile ve mürşid vasıtasiyle olur, yani tasavvuf ilmidir. Saliki muhbbet ummanına gark eden sıfatlar şunlardır: Vermek, bağışlamak, cemal, kemal, fazilet. Bu sıfatların aklen ve naklen noksansız olarak kemal derecesinde bir tek olan Allah’da (CC) sabit olduğu muhakkaktır. Ey talib ve aklı olan kimse! Tasavvuf (tarikat) hakkında ne söyleyenilir ki? Tasavvuf ehlinin kalbi, Allah (CC) Hz.leri’nden başka herşeyden temizlenmez ve başlangıcı, her an Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin zikrine dalmak, nihayeti ise büsbütün Fenafillah olmaktır. Gerçekte ise bu fena makamı tasavvufun başlangıcıdır. Fenafillah bu tasavvuf yolunda ilk adımdır. Tasavvuf yolundaki dervişler iki kısımdır. Bunlara mürid ve murad denir. Mürid, sadık olan talib demektir. Allah-ü (CC) Teala (CC) Hz.leri’nin sevgisi ile ve O’nun (CC) sevgisine kavuşmak arzusu ile yanmaktır. Bilmediği ve anlayamadığı bir aşk ile şaşkın haldedir. Gözyaşları dinmez, geçmişteki günahlarından utanarak başını kaldıramaz. Her işinde Allah (CC) Hz.leri’nden korkar, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin sevgisine kavuşturacak işleri yapmak için çırpınır. Her işinde sabır ve affeder. Her nefeste Allah (CC) Hz.leri’ni düşünür. Gafletle yaşamaz, bir kalbi incitmekten korkar. Murad edenler ise, uğraşmadan, yorulmadan Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne yakınlık derecelerine ulaştırılırlar. Yüce Mevla (CC) bu hususta buyumuşturr ki: “Allah'ın (CC) İslam nuru ile kalbine genişlik verdiği kimse, kalbi mühürlü nursuz gibi midir?
asiLDuA
Jun 1 2007, 11:55 PM
Bu kadar dolu şeyhe göre,Milletin bu kadar islamdan bi haber,Mukaddesata sahip çıkmaması ne kadar da tuhaf.Nekadarda çok şeyh varmış Yarabbim.:S
kafkaskartali70
Jun 2 2007, 01:06 AM
Bunun sebebi bizim gibi müridlerin adam olamamasidir.Mehlika kardesim biz onlarin adina yanlis örnekleriz o yüzden insanlardan bizim gibi zavallilara bakip onlari yanlis degerlendiriyorlar.Bu ayibin en büyük kismi bizim gibi sahte müridlere aittir. Ben sahsim adina bütün mümin kardeslerden bu anlamda özür diliyorum. Rabbim bizi geregi gibi yasayan geregi gibi düsünen ve geregi gibi kulluk eden kullarindan eylesin insAllah
sahinkar1980
Jun 3 2007, 12:03 AM
ALINTI(MehLiKA @ Jun 2 2007, 12:55 AM)
Bu kadar dolu şeyhe göre,Milletin bu kadar islamdan bi haber,Mukaddesata sahip çıkmaması ne kadar da tuhaf.Nekadarda çok şeyh varmış Yarabbim.:S
nedemek istediğinizi anlamadım konuyu biraz daha açarsanız sevinirim.
sahinkar1980
Jun 3 2007, 12:44 PM
Şeriat gibi Tasavvufun (tarikatın) temelinde de Peygamberimiz (SAV) ve Kur’an-ı Kerim vardır. Peygamber (SAV) Efendimiz’in yaşadığı Zühdi Manevi hayat, dünyaya meyletmeme, dünyadan el etek çekme hali, O’nun (SAV) Ashabı (RA) tarafından da yerine getirilmiştir. Tasavvuf, Peygamber (SAV) Efendimiz devrinde mevcut olup, Ashab-ı Kiram (RA), Tabiin (RA), Tebeü Tabiin (RA) ile daha sonra gelenlerin bu esasları muhafazası tasavvufun (tarikatın) zamanımıza kadar devamını sağlamıştır. [1] Tasavvufun öncüsü olan Peygamber (SAV) Efendimiz, bu ibadetin nasıl yapılacağını, Zikrullahın nasıl elde edileceğini yakınları olan İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’ne ve Ebubekir (RA) Hz.leri’ne tarif ettiğini görüyoruz. Onlar da kendilerinden sonra gelenlere devren Silsile ile bir miras gibi bırakmışlar, böylece tasavvuf nuru aynı bir elektrik akımı gibi Günümüze kadar ulaşmıştır. Silsile, bir tarikatı insanlara öğreten Mürşid-i Kamil (şeyh) önce tarikat Pirine, oradan da Hz. Peygamber (SAV) Efendimize ulaştıran şahıslar (mürşidler, şeyhler) zinciri demektir. Böylece, bir tarikat şeyhine elini vererek (biatla) tarikata giren kişi, Şeyhe biat etmekle, o şeyhin Silsile ile bağlı olduğu Tarikat Pirine ve o Pirin de yine Silsile ile bağlı olduğu Hz. Peygamber (SAV) Efendimiz’e biat etmiş olur. Hz. Peygamber (SAV) Efendimiz ile başlayan Tasavvuf (tarukat) nuru, Şeyh vasıtasıyla, şeyhin elini tutan müride geçer. Bundan sonra müride düşen vazife şeriatın ve Tarikatın emirlerini hiç aksatmadan yapmaktır. Asırlar boyu İslam’ın ölmez ve yıkılmaz iki emaneti Kur’anı Kerim ve Sünnet-i Seniyye ışığı altında devrimize ulaşan Tarikat, en yüce ve rütbelere, makamlara yükselen kimseler tarafından benimsenmiş ve onun sayesinde hem dünyevi, hem uhrevi necatlara ve rızaya, Cemalüllaha (CC), Şefaat-i Resülullah’a (SAV) ermişlerdir. Tarikat-ı Aliyye-i Muhammediyye’yi kabullenip onu bağırlarına basanların arasında Osmanlı padişahlarının da olduğunu görüyoruz. Aziz yolcu! Çünkü şeriat tarikatın kapısıdır. Tarikat hakikatin bahçesidir, yani tarikat gayet sağlam bir hisar (kale) içinde bir bahçedir. Şeriat o bahçenin kapısıdır. Hakikat o bahçede bulunan türlü gül gülistan ve türlü meyve ağaçlarıdır. Ne o bahçenin sonu vardır ne o ağaçların sonu vardır. Onun hisarı (kalesi) o kadar sağlamdır ki bir kimse kuş olsa oraya girmesi imkansızdır. Ancak kapısından girebilir kapısı da (şeriattır) yani bir insanın tarikata girmesi için namazını, orucunu, gerektiği zaman zekatını, haccını ve Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin emirlerini yerine getirmesi ile mümkündür. Bu sebeple şükür ibadetini yerine getiren mümine Mürşid-i Kamil aramak lazımdır. Çünkü Mürşid-i Kamiller bu bahçenin bahçıvanlarıdırlar. Mürşid-i Kamil’e gerçek teslim olanlara şeytan musallat olamaz. Teslimiyeti kuvvetli olanın şeytan semtine uğramaz. Ey aşık-ı sadık! Yüce Allah (CC) Hz.leri’ni ve O’nun (CC) Resul-ü Azamini (SAV) en iyi bilen ve yolunda daim olan Mürşid-i Kamil’in kapısında bu dünyada iken körlükten kurtulup Yüce Allah (CC) Hz.lerinden rızasına mazhar olmaya çalış. Nitekim Yüce Allah (CC) Hz.leri buyurur: “Kim de bu dünyada (hakkı görüp kabul etmeyecek şekilde) kör olursa, artık o ahirette de kördür ve yol bakımından da daha sapıktır.” [2]
sahinkar1980
Jun 3 2007, 12:47 PM
Ey talib ve aklı olan kimse! Tasavvuf (tarikat) hakkında ne söyleyenilir ki? Tasavvuf ehlinin kalbi, Allah (CC) Hz.leri’nden başka herşeyden temizlenmez ve başlangıcı, her an Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin zikrine dalmak, nihayeti ise büsbütün Fenafillah olmaktır. Gerçekte ise bu fena makamı tasavvufun başlangıcıdır. Fenafillah bu tasavvuf yolunda ilk adımdır. Tasavvuf yolundaki dervişler iki kısımdır. Bunlara mürid ve murad denir. Mürid, sadık olan talib demektir. Allah-ü (CC) Teala (CC) Hz.leri’nin sevgisi ile ve O’nun (CC) sevgisine kavuşmak arzusu ile yanmaktır. Bilmediği ve anlayamadığı bir aşk ile şaşkın haldedir. Gözyaşları dinmez, geçmişteki günahlarından utanarak başını kaldıramaz. Her işinde Allah (CC) Hz.leri’nden korkar, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin sevgisine kavuşturacak işleri yapmak için çırpınır. Her işinde sabır ve affeder. Her nefeste Allah (CC) Hz.leri’ni düşünür. Gafletle yaşamaz, bir kalbi incitmekten korkar. Murad edenler ise, uğraşmadan, yorulmadan Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne yakınlık derecelerine ulaştırılırlar. Yüce Mevla (CC) bu hususta buyumuşturr ki: “Allah'ın (CC) İslam nuru ile kalbine genişlik verdiği kimse, kalbi mühürlü nursuz gibi midir? Elbette o Rabbi’nden (CC) bir hidayet üzeredir.”[2] Bu Ayet-i Kerimeye muhatab olan muradlar, güler yüzlü olurlar. Sıkıntılı hallerini göstermezler. Görünüşte insanlarla beraberdirler. İç yüzlerini ise insanlardan gizlerler. Kimse onların hallerini anlayamazlar. Yani onlar halk arasında Hak (CC) ile olurlar. Derviş olanlar, edebi idirler, edebi olmayanlar Vasılı İllellah olamaz. Yani “hiç bir edebsiz, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne kavuşamaz” buyuruldu. Tasavvuf (Tarikat) Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin düşmanı olan nefse yardım etmemeyi, onun isteklerini yapmamayı kalbe yerleştirmektir. Tasavvuf kalbin tasfiyesi ve nefsin tezkiyesidir. Yani kalbin Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin sevgisinden başka, her sevgiden tasfiye edilmesi, nefsinde Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin her emrine uyar hale getirilmesidir. İtikatı düzeltmedikçe, İslam’ın emir ve yasaklarına uymadıkça, haramlardan sakınıp ibadetleri gerçek manada yerine getirip yapmadıkça, kalbin tasfiyesi ve nefsin tezkiyesi mümkün değildir. Ahmak olan nefsi ezip küçültmek, tasavvufun (tarikatın) adabındandır. Kimin nefsi kendine şerefli görünürse, dini ona küçük görünür. Dünyalık isteklerden sıyrılmalı, nefsin arzularını menetmeli, rızkının helal yoldan gelmesine gayret göstermeli, dünyaya düşkün olanlarla bidat sahipleriyle arkadaş olmamalı, mal toplamaktan ve dünyayı mamur etmekten sakınmalı, insanların doğru yola gelmesine ve güzel huylara sahib olmaya çalışmalıdır. Bu güzel hasletlere sahip olan bahtiyar kulları hakkında yüce Mevla (CC) şöyle buyurur: “O kullarımı ki, (Kur’anı) dinlerler. Sonra da onun en güzelini (en açığını ve kuvvetlisini) tatbik ederler. İşte bunlar Allah’ın (CC) kendilerine hidayet verdiği kimselerdir ve bunlar gerçek akıl sahipleridir.”[3] Diğer bir Ayetinde de Yüce Allah (CC) Hz.leri şöyle buyuruyor: “Kim de O’na (CC) bir mümin olarak salih ameller işlemiş olduğu halde varırsa, işte onlara en yüksek dereceler var.”[4] “ Diğer bir Ayetinde de Yüce Allah (CC) Hz.leri şöyle buyuruyor: “Kim de O’na (CC) bir mümin olarak salih ameller işlemiş olduğu halde varırsa, işte onlara en yüksek dereceler var.”[4] “Onun için gücünüz yettiği kadar Allah’tan (CC) korkun. (Takva sahibi olun. Emirlerine uyun, yasaklarından kaçının) Öğütlerini dinleyin, emirlerine itaat edin.”[5] Tasavvufta önemli olan, insanın bütün işlerinde gücünün yettiği kadar takvayı gözetmesidir. İşlerde takva hususunda bir eksiklik olursa, irtibat hasıl olmaz. Hakikatte bu irtibat, takvanın ve Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin rızasının hasıl olmasında ölçüdür terazidir. Haram ve yasaklardan kurtulup aleme gönderiliş gayesini yerine getirebilmek için Allah (CC) Hz.leri’nin ve Resulü (SAV) Efendimiz’in halifesi olan ve insanlara doğru yolu göstermekle vazifeli, kamil ve mükemmil bir zata talebe yani (derviş) olmanın lazım geldiği ortaya çıkmaktadır. Çünkü mürşidsiz Resülullah (SAV) Efendimiz’e kalbi bağlamak mümkün olsa bile, bunun bilhassa daha başlangıçta olan bir kimse için ne kadar zor bir iş olduğu malumdur. Bir çok kimse Resülullah (SAV) Efendimiz’in münarek şahsını tam olarak kalbinde hazır edemez. Bunlar bu hususta vaaz ve nasihata muhtaçtır. Bu yolun zahiri ve batini adabını öğrenmeye muhtaç olanlar için, böyle bir bağ kurmanın ne derece zor olduğu açıktır. Beşeri maniler sebebiyle doğrudan doğruya Resülullah (SAV) Efendimiz’e bağlanarak feyz almak zordur. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri kendisine kavuşmak isteyen kullarına kolaylık olması için, kamil ve mükemmil rehberleri (Mürşid-i Kamil) yarattı. Bu mübarek zatlar, insanları Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin rızasına kavuşturan yolları gösterdiler. Böyle münevver yol göstericilerin, her asırda mevcut olacağı Ayet-i Kerime ve Hadis-i Şerif’lerle bildirildi. Tasavvuf (tarikat) yolunda bulunup aleme gönderiliş gayesine uyan bahtiyar insan, Resülullah (SAV) Efendimiz’in mübarek Ruh-u Şeriflerine ruhen yönelir. Resülullah (SAV) Efendimiz’in şefaatine de mazhar olur. Tasavvuf (tarikat) yolunda bulunan ve intisab eden kimsenin niyetini düzeltmesi, bu vazifeyi sırf Allah (CC) Hz.leri’nin rızası için yapması, kalbi Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nden başka şeylerden sıyırması lazımdır. Sonra, dili ve kalbi ile “İlahi ente Maksudi ve Rızake Matlubi” (İlahi! Sen benim maksudumsun ve senin rızan benim matlubumdur) demelidir. Talib olan maneviyatta Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin rızasını gözeterek aldığı virdine de riayet edip günlük olarak yerine getirirse, Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin şu Ayet-i Kerime’sine muhatab olması umulur: “Ancak Allah’a (CC) halis ve pak bir kalb ile varan müstesna.”[6] buyurulmuştur. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne kavuşanlar ve hidayet yolunun yolcusu olanlar, bilhassa tasavvuf (tarikat) ehli olanlar büyüklerdir. En doğru yol, onların yolu, en güzel ahlak onların ahlak ve adetleridir. Yüce Mevla (CC) Hz.leri buyurur ki: “İşte o yol, Allah’ın (CC) hidayet yoludur ki, O (CC), bunu kullarından dilediğine nasib eder.”[7]
sahinkar1980
Jun 3 2007, 12:56 PM
Tasavvuf (tarikat), şükür ibadetlerini yerine getirdikten sonra Tasavvuf (tarikat) yolunda Yüce Allah (CC) Hz.leri’ne yakınlık tahsil etmektir. Tarikatın esası, insan ruhunun terbiye ve irşad ile harici alemden alakanın münasebetlerin kesilmesi ve batın alemiyle irtibatın teminidir. [1] Dersiam (Ord. Prof.) Mehmet Ali Ayni “Bizdeki tarikatlar” makalesinde şunları kaydediyor: Müslümanlık haddizatında Allah (CC) Hz.leri’ni ve Resulü (SAV) Efendimiz’i tasdikten ibaret olmakla beraber bu tasdik keyfiyeti bilahare bir muahede ile teyid edilmiştir. Bu mukavele (ahid) pek muhataralı (korkulu) ve tehlikeli bir günde müslümanlar ile Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz arasında akdolunmuştu. Müslümanlar o gün Resülullah (SAV) Efendimiz’inn elini tutarak kendilerinden ayrılmayacaklarına söz vermişlerdi. (Bu olay Asr-ı Saadette Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz ile Sahabeleri (RA) arasında geçmiştir. Bak Fetih S.A.10) Binaenaleyh bir müslümanın bugün özü, sözü ve fiili birbirine uygun ve düzgün, fazilet ve istikamette muttasıf, muhabbet ve itimada layık bir Peygamber Varisi olan zatı (Mürşidi Kamil) bulup, onun huzurunda, o güne kadar işlemiş olduğu günahlardan tevbe ve nedamet (pişmanlık) ettiğine ve o andan itibaren kimseye fenalık etmeyeceğine, kimsenin malını çalmayacağına, kimseyi öldürmeyeceğine velhasıl her türlü menahiden (yapılması yasaklanan şeylerden) sakınacağına dair söz vermesi ve bu taahhüdüne Allah (CC) Hz.leri’ni ve Resulüllah (SAV) Efendimiz’i ve Piranı İzamdan (tarikat kurmuş büyüklerden) birini sahici tutması, o birinci muahedeyi (ruhlar aleminde) tecdid (yenileme) ve te’kid etmekten ibarettir. İşte şeriatın batını olan tarikata girmek bu demektir. Yoksa, tekkede oturup çorba içmek değildir. Ondan sonra o talibin bütün efal ve harekatı o intisab ettiği zatın nezaret ve murakabesine tabi olur. [2] İzmirli İsmail Hakkı (RA) Hz.leri Tasavvufun evveli ilim, ortası amel, sonu mevhibedir demektedir. Halveti Tarikatı ileri gelenlerinden Dede Ömer Ruşeni (RA) Hz.leri manzumesinde Tasavvufu şöyle anlatmaktadır: “Tasavvuf kalbi Hakk’a (CC) bağlamaktır. Yüreğin aşk oduyla dağlamaktır. Tasavvuf, yar olup bar olmamaktır. Gül-i gülzar olup, har olmamaktır. Tasavvuf Keramet satmamaktır. Hakk’ın (CC) işinde etmeyip tasarruf” [3] diye anlatmaktadır. Demek oluyor ki tasavvuf, İslam dinini gönüllere daha iyi sindirmek ve sindirebilmek için insanların gönlündeki Allah (CC) Hz.leri ve Hz. Muhammed Mustafa (SAV) Efendimiz’in aşkı, heyecan ve imanını bütün cihana yaymak ve bütün insanların müslümanlığı tatmalarına ve gönüllerindeki her türlü itirazı terkedip itirafa ulaşmalarına, Allah (CC) Hz.leri ve Hz. Muhammed Mustafa (SAV) Efendimiz’in aşkıyla coşmalarına ve bunun ilmine verilen isimdir. Yoksa Tasavvuf (tarikat) şeriattan ayrı bir şey değildir. Anadolumuzun Türkleşmesi ve İslamlaşmasında hizmetlerin en büyük bir kısmının Tarikat erbabı mutasavvuflara ait olduğu belirtilmektedir. Münevverlerimiz de, okuma merakı olan yüksek tahsil gençliğinde tasavvuf ve tarikat konularında ciddi tecessüsler doğmuştur. Bununla birlikte, meselenin ne olduğu veya ne olmadığı araştırılmaksızın bir takım şeyh arayışlarına rastlanılmaktadır. Bu arayışların temelinde, insanın kendi ruhuna yeni bir sığınak bulmak, ruhunu kuvvetlendirmek, stresler karşısında kendisine bir destek ve güç bulmak, sürmenaj ve ruhi depresyonları azaltmak gibi duyguların bulunduğu anlaşılmaktadır ve şu aleme gönderiliş gayesini uyanıklık içerisinde yerine getirmenin bahtiyarlığına, dünyada iken ermek ebedi aleme gittiği zaman: “Keşke toprak olsaydım! Ya Rabbi (CC)! Beni tekrar yeryüzüne çıkart da sana ibadet edeyim!” dememektir. Velhasıl tasavvuf, başından sonuna kadar iki şeyden ibarettir, biri “LAİLAHE İLLALLAH” ile Cenab-ı Hakka terakki, diğeri de “MUHAMMEDÜR RESULULLAH” ile şol aleme tenezzüldür. Terakki ruh ve sırra aittir. Alemi mülkte tenezzül, şeriat ve tarikate riayetle olur. Bütün ulumi evvelin bundadır. “İlim bir noktadır, onu cahiller çoğaltır.” buyrulmuştur.
asiLDuA
Jun 3 2007, 12:59 PM
Şahin kardeş lütfen buradan devam edin.Ayrı ayrı aynı başlığı açmayın yasak kardeşim.
sahinkar1980
Jun 4 2007, 11:06 PM
ALINTI(MehLiKA @ Jun 3 2007, 01:59 PM)
Şahin kardeş lütfen buradan devam edin.Ayrı ayrı aynı başlığı açmayın yasak kardeşim.
özür dilerim mehlika kardeş uyarınıgeç aldım sakıncası yoksa taşıdıklarını geri getire bilirmisin.
asiLDuA
Jun 5 2007, 12:28 AM
ALINTI(sahinkar1980 @ Jun 5 2007, 12:06 AM)
ALINTI(MehLiKA @ Jun 3 2007, 01:59 PM)
Şahin kardeş lütfen buradan devam edin.Ayrı ayrı aynı başlığı açmayın yasak kardeşim.
özür dilerim mehlika kardeş uyarınıgeç aldım sakıncası yoksa taşıdıklarını geri getire bilirmisin.
estağfirullah kardeşim dee o taşıdıklarımı geri getiresiye kadar neyse deneyeyim inş olur bakalım yalnız benim denemelerim bazen sakat olur onu diyeyim denerken forumun ayarları gitmesin yada tutup oyun parkına atmimsenin konunu vira bismillah deneyelim bakalım hımm
tamamdırr yaptık kardeş buradan devam edebilirsiniz artık.
Nasılkı Islam Dını 1......ise o yolda yuremektede 1 olmamız lazım degılmıdır....?
siyahzambak ve merve
Jun 5 2007, 03:25 PM
ALINTI
Mucızeler Ve Kerametler KalpleRı Hıdayetle Kokmamıs Kısıler ıcın Yuce ALLAH'IMIZ TARAFINDAN ELCILERINE VERILMIS OLAN BIR HEDIYEDIR...
çok doğru...
tabikide Allah dostlarının islam adına neler yaptıkları, hayatlarının bu forumda anlatılması çok güzel... yanlız sırf bir takım kerametlerin öne sürülerek ayrımcılık yapılmak istenmesi çok yanlıştır.BİZ ALLAH DOSTLARININ HEPSİNİ ÇOK SEVİYORUZ.. HEPSİNE SAYGIMIZ SONSUZDUR.. BU BÖYLE BİLİNE...!!!
Nasılkı Islam Dını 1......ise o yolda yuremektede 1 olmamız lazım degılmıdır....?
ÖNCELİKLE ALLAH RAZI OLSUN.Bazı konularda uyarmanız güzeldir. keramet kelimesini bilenler biliyor zaten ama ben başka birilerine gönderme yapmış idim.yoksa bütün mürşitlerin kerameti vardır hatta kitapta mürşidin kerametine değil yaşantısına bakılması söylenir.her mürit şeyhini övmek zorundadır ama başka bir mürşidi karalamadan ve burda en önemli husus ayrı yerlere bağlı iki mürit karşılaşsa orada kendi şeyhini değil diğer müridin şeyhini övmelidir tarikat edebı budur.bütün hepsini seviyoruz ve bunu aşılamaya çalışıyoruz ayrımcılıktan kurtulmak için.fotoraf meselesi doğrudur onuda merak olmaması için koyduk.hatta mahmut efendihz.ni bende çok seviyorum fotoraflarından gördüm.benim şeyhim mahmut efendiyi,mahmut efendide şeyhimi çok iyi bilir.eskiden mahmut efendi hz.maraşa geldiği zaman şeyhimin yanına uğrarmış ve hatta şeyhim bir sohbetinde açıklama yaparken mahmut efendide böyle demiştir diye onu anlatmıştı.yani biz bilmesekde onlar birbirini bizden daha iyi biliyor.ALLAH RAZI OLSUN.zaten tanıtım haricindeki konular genel sohbet.
sahinkar1980
Jun 6 2007, 10:57 PM
Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat akidesine göre, İslam fıkhının dört asıl kaynağı kitap, sünnet, icma-ı ümmet ve kıyas-ı fukaha’ya sımsıkı sarıldıktan ve farz, vacip ve sünnetleri eksiksiz icra ve ifadan sonra, kötü ahlak ve alışkanlıklardan kaçınıp, güzel ahlaklarla donanmaya, Zikrullah, nafile ibadet ve taat ile meşgul olmaktan ibaret olan tarikat ile, tarikatın aslı durumunda bulunan şeriat arasında bir ayrılık ve aykırılık yoktur. Şeriatsız tarikat küfrün ve inkarın ta kendisidir. Muhakkak tarikat, Şeriat-ı Ğarra-i Ahmediyye’ye sımsıkı sarılmak, Sünnet-i Senniyye-i Muhammediyye (SAV) edebi ile edeblenmek, Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat akidesine kuvvetlice sarılmak, kitap, sünnet, icmayı ümmet ve kıyas-ı fukaha dediğimiz İslam fıkhının dört ana esasının dışına çıkmamak, çokça Allah (CC) Hz.leri’ni zikretmek, amellerin en faziletlisi “Nerede olursan ol, Allah (CC) seninle beraberdir.” ve “Nerede olursanız olun, Allah (CC) sizinle beraberdir.” ayetlerine uygun olarak daimi bir huzur ve murakebeye devam etmektir. Bu konuda ileri geri konuşmak isteyenlerin yersiz konuşmalarına imkan yoktur. Tarikata karşı çıkan kimsenin elinde itiraz edebilmesi için sağlam deliller yoktur. Bu hususta şöyle bir açıklama yer almaktadır: Muhakkak dervişler yolu olan tarikat, şu beş temel esas üzerine kurulmuştur. Taat, zikir, başkalarını kendine tercih etmek, tevhid, kanaat, tevekkül, teslimiyyet, düşünüp taşınmak ve ona göre hareket etmek, davranışlarında şuurlu olmak, şükür ve Hakk’ın (CC) azamet ve yüce kudretini oldukça çok düşünmek, bütün bunları içerisinde toplayan bir ifade ile söyleyecek olursak, bir kelime ile istikamet ve dosdoğru olmak, kötü fiil ve niyetleri gönlümüzden tahliye etmek ve en güzel ahlaki hasletlerle donanmaktır. [1
Bu sıfatlar ve özelliklere sahip olan kimse derviş, aksi ise ancak zındık olur. Zira, itaati olmayanın ibadeti, ibadeti olmayanın da dervişliği yoktur. Böyle biri değil mürid, olsa olsa zındık olabilir. Dervişliğin başı Kur’an-ı Kerim, ruhu ise Hadis-i Şerif’tir. Yani Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’ye istikamet ölçüsü içerisinde kesin bir bağlılıktır. Dervişliğin nedeni, Tarikat meşayihinin işaretleri, namazı şeriat, guslü tarikat, kıblesi ise hakikattir. Fakr ve dervişliğin esası güzel ahlak ve muhabbet, anahtarı, doğruluk ve istikamet, meyvesi marifet, hazinesi meskenet, özü ise nefsini bilmektir. Sana, senin her şeyinden daha yakın olan ve seni içten vuran nefsini tanımasan, senden daha uzaklarda olan yol kesicilerini nasıl tanıyabilirsin? [2] Eba Yezid-i Bestami (KS) Hz.leri’ne: “Tasavvuf nedir?” diye soruldu. Buyurdu ki: “O, Hakk’ın (CC) bir sıfatıdır ki, kul onu giyinir. Nefis esaretinden, mide kavgasından, makam ve mevki derdinden kurtulan kul, Cenab-ı Hakk’ın (CC) sıfatlarının tecellisine mazhar olunca daha çok o sıfatlardan birine bürünmüş olur. Bu vesile ile Tasavvufun derinliğine kapı açmış olur. Bu dereceye yükselen bir kul artık başkasını değil, Hakk’ı (CC) arzular.” [3] Şeyh Necmüddin-i Kübra (RA) Hz.leri diyor ki: “Şeriat vapur gibidir. Tarikat, kutup yıldızı gibi, hakikat ise (deniz dibindeki) inci gibidir. Kim o inciye sahip olmak isterse mutlaka vapura binmeli. Bir kutup yıldızının yardımı ile denize açılmalıdır. İncinin yeri ancak böyle bir vasıta ve böyle bir işaretle bulunabilir. Kim böyle yapmazsa gerçek maksat olan hakikat incisine sahip olamaz.” [4] Allah (CC) Hz.leri’nin yolunda bulunan bir kimseye ilk önce farz ve vacib olan şey, şeriata dikkatle uymaktır. Tarikat, Bir takım menzil ve makamlardan geçerek kulu Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne yaklaştırmaya vesile olan takvaya ait şeyleri ifa etmek ve azimet yolundan gitmektir. Şeriat, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne ibadette bulunmak, tarikat O’nun (CC) huzurundan ayrılmamaktır.
Her Neyse Tabı Allahımıza Ulasmamız ıcın Bızlere Zorlu Kayaları Delıp Yol Acan ve Acmaya Calısan Allah (cc)
Dostlarına Elbette ınanıp Guvenıyoruz....
Nasılkı Son Efendımızden Once Gelmıs Butun Peygamberlere Iman Ettıysek.....
Rabbımızı Bıze Anlatan Ve Efendımızın Yasantısı gıbı Bızlerı Yasatmaya Sevk Edenlerıde Seıyoruz....
Onemlı Olan Bırlık Berbaerlık Gerısı Hıkaye....
Şeriat bir fetva,tasavvuf ise bir takva yoludur.hiç bir zaman birbirinden ayrı değildir.şeriatten kıl kadar ayrılan tarikatten dağ kadar ayrılır.şeriat ve tarikatın cahilleri birbiriyle daima mücadele halindedirler,alimleri ise daima sulh [barış]içindedirler.bize düşen görev bu alimleri örnek alıp ayrımcılığa değil birlik olmaya çalışmalıyız.sizinki kötü bizimki iyi orası iyi değil burası iyi ayrımcılığından bu cahillikten kurtulmanın yolu bu yolun mürşidi kamillerini örnek almaktır.inşallah bütün kardeşlerimizde senin gibi düşünüyordur.sayın hamzayürekli kardeşim.
sahinkar1980
Jun 23 2007, 01:14 AM
[/quote]
sahinkar1980
Jul 10 2007, 11:29 PM
ABDULKADİRİ GEYLANİ HZ.den öğütler. Ey oğul! Önce kendi nefsine öğüt ver, kendi nefsim düzelt. Sonra da başkalarına öğüt ver, başkalarını düzeltmeye çalış. Sana önce kendi nefsinin özelliklerini, kendi nefsinin ne durumda olduğunu bilmen lazım. Kendinde ıslaha muhtaç bir hal var oldukça başkalarını düzeltmeye, başkalarına öğüt vermeye kalkışma. Eğer kendinde ıslaha muhtaç bir hal bulunduğu halde bunu bırakır da başkasının ıslahına kalkışırsan yazık sana! Başkalarını nasıl ve hangi hallerde kurtarabileceğini bilirsin. Sen kendin kör isen, bir başkasının elinden tutup nasıl bir yere gotürebilirsin? Gözleri görmeyen birisinin bir başkasının elinden tutup bir yere gotürmesi mümkün olmadığı gibi, kendi nefsini ıslah etmemiş birisinin de başkalarını irşat edip Allah'a götürmesi mümkün değildir. Ancak kendi gözleri gören kişi başkalarını bir yerden bir yere gotürebilir. Denize düşen ve yüzme bilmeyen birisini ancak mahir yüzücü olan birisi kurtarabilir. Aynen bunun gibi, Allah'a insanları ancak O'nu tanıyan birisi götürebilir. Allah'ı tanımayan kişiye gelince, Ona giden yolda bu kişi insanlara nasıl rehberlik edebilir ki? Sana Allah'ın tasarrufundan bahsetme ihtiyacını duymuyorum. Sen Onu seversin, amellerini sırf Onun rızası için yaparsın. Asla Ondan başkası için yapmazsın. Ondan korkarsın, Ondan başkasından asla korkmazsın. Takvaya sarıl !
hamzayurekli
Jul 10 2007, 11:38 PM
ALINTI
inşallah bütün kardeşlerimizde senin gibi düşünüyordur.sayın hamzayürekli kardeşim.
İnsallah benden Daha ıyı dusunuyorlardır....Sahın Beyyyy....
sahinkar1980
Jul 10 2007, 11:46 PM
[quote name='hamzayurekli' date='Jul 11 2007, 12:38 AM' post='189085'] [quote]inşallah bütün kardeşlerimizde senin gibi düşünüyordur.sayın hamzayürekli kardeşim.[/quote]
İnsallah benden Daha ıyı dusunuyorlardır....Sahın Beyyyy.... [/qu[color=#009900] İNŞALLAH TEMENNİMİZ ODUR.
Fahr-i Kainat s.a.v Efendimiz şöyle buyuruyorlar: “Mümin beş güçlükle karşılaşır. Karşısındaki mümin olur, fakat kendisine haset eder. Münafık olur,buğz eder,husumet,kin güder.Kafir olur, savaşır. Şeytan kendisini saptırmaya çalışır. Nefis de kendisiyle hiç durmadan harp eder durur.” Bu beş güçlüğe karşı nasıl sağlam, doğru bir duruş göstereceğiz? Bunun cevabı, sağlıklı, selim bir manevi kalbe sahip olmaktır. Başka hiçbir çözüm kalıcı olmaz, tehlikeleri bertaraf etmez. Sağlıklı bir kalbe ulaşmanın yolu ise zikirdir. Manevi kalp nedir, hastalığı-sağlığı nedir, belirtileri nelerdir, bilmek gerekir. Çünkü insanın kalpten daha önemli bir uzvu yoktur. O ne durumdaysa geri kalanı da öyledir.Hayatımız bu çok önemli temel üzerinde şekillenir. Bu nedenle sağlıklı bir kalbe sahip olmaya çalışmak da insanın en temel işidir. Bedenin her bir uzvunun kendine mahsus görevi var. Bunların hastalığı ise, her ne iş için yaratılmışlarsa onu yapamayacak duruma düşmeleridir. Göz görmüyorsa, kulak işitmiyorsa,el tutmuyorsa hastadır.Bunun gibi eğer manevi kalp hasta ise, hangi iş için yaratılmışsa onu yapamıyor demektir. İnsan vücudundaki kan pompalayan yüreğin içinde yer alan bu nurani cevherin işi, ilim, hikmet, marifetullah, muhabbetullah ve benzeridir. Yani gerçeği görmek, anlamak, sevmekve insana yol göstermektir.Bunu yapacak gücü ise zikir sayesinde elde eder. Zikrullah kalbin gıdasıdır. Gıdasız kalan kalbe ise nefis hücum eder ve onu tesiri altına alır. Hastalıklarla kuşatılıp gücünü yitirince artık doğru yolu gösteremez olur Hakkı bilmez sevemez hale gelir. Halbuki kalp ilahi sevgi ile yaratılmıştır. Zikreden kalp, ilim ve hikmetle marifetullaha ve ve muhabbetullaha varır. Allah;ın muhabbeti de Allah;ı zikretmeyi icap ettirir. Kişi neyi çok severse onu çok zikreder. Her uzvun bir faydası var. Lakin kalbin faydası, hikmet ve marifet sayesinde insanları hayvanlardan ayırt etmektir. İnsan, kendi yaratılışını, eşyanın yaratılışını, dünya ve mükevvenat içindeki yaratılmışların hakikatını bilmesi sayesinde hayvandan farklıdır İnsan her şeyi bilse de Allah;ı bilmese, hiçbir şey bilmemiş olur. Allah;ı bilmenin bir alameti vardır o;nu sevmek … Bilen sever, seven itaat eder. Sevginin alamet, sevdiği şeyi diğerlerine tercih etmektir. Bunun delili kur;anda şöyle bildirilmektedir: “De ki Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz,hısım akrabanız, kazandığınız mallar, kesata uğramasından korktuğunuz ticaret,hoşlandığınız meskenler size Allah;tan Resulu;nden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah;ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez”(tevbe, 24) Ayette sayılan hususlar bize Allah;tan sevgili ise, kalp hastadır. Bu hastalığın tedavisi lazım gelir. Bu hastalığın tedavisi, Allah ;Tealanın emirlerine itaat, günahlardan sakınmak, Allah tealayı zikretmek, fikretmek, nimetlerine şükretmektir. Böyle yapmıyorsa insan ya nefsin havasına ya şeytanın iğvasına ya da dünyanın aldatmasına kapılmış olur. Bilmek lazım gerekir ki, ilim ve yakın nuru, kalbin hastalıklarını ve tedavi yollarını gösterir. Şayet insan ilim ve yakın nuruna sahip değilse ona yakışan, bir insan-ı kamile uyup bir an önce tedavi olmaya çalışmaktır Allah Teala;yı bilip O;na hakkıyla kulluk etmek şarttır. Bu da ancak kalbin sağlığına kavuşmasıyla mümkündür.
kadiri
Aug 20 2007, 10:36 AM
selamün aleyküm çok güzel bir frum çok teşekkür ederim
ister bey ol ister paşa geçirme ömrünü boşa yaşlılık benzer kara kışa şu daglara bakta ibret al şu topraga bakta ibret al
verne bu dünyaya emek işi gücü adam yemek ruhu hasta ölü demek şu daglara bakta ibret al şu topraga bakya ibret al
NE YAZIKKI BU DEVİR DE İNSANLARIMIZIN BİR ÇOGU BÖYLE ^^ALLAH^^ DÜZELTİR İNŞALLAH
Bu basit görünüm sadece metinlerden oluşur. Resim ve Daha Fazla Bilgi Görmek İçin Forumun Normal Haline Geçmeniz GerekmektedirBuraya Tıklayın.