Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: Yaşayan Mürşit
Islami Forum - Popüler Forum > İSLAMİ KONULAR > .·[ İZ BIRAKANLAR ]·.
Sayfa: 1, 2, 3
sahinkar1980
ALINTI(kadiri @ Aug 20 2007, 11:36 AM) *

selamün aleyküm
çok güzel bir frum çok teşekkür ederim

ister bey ol ister paşa
geçirme ömrünü boşa
yaşlılık benzer kara kışa
şu daglara bakta ibret al
şu topraga bakta ibret al



verne bu dünyaya emek
işi gücü adam yemek
ruhu hasta ölü demek
şu daglara bakta ibret al
şu topraga bakya ibret al

NE YAZIKKI BU DEVİR DE İNSANLARIMIZIN BİR ÇOGU BÖYLE
^^ALLAH^^ DÜZELTİR İNŞALLAH

ALLAH RAZI OLSUN sayın kadiri kardeşim çok güzel ve ibretli sözler bu sözleri üstadımdan sohbet arkasına çok dinlediğim oldu.bu sözler ALLAHUTEALA C.C.H.Z NİN insanlar arasında yücelttiği kullarının sözleri bizim ibret ve örnek almamız için acaba hangi haldeyken dillerinden döküldü ama mutlaka aşk halindeyken dökülmüştür bu dünyanın geçiçi olduğunu verilen ömrü boş işlerle geçirmemeyi nasihat etmişler.ALLAH ONLARDAN RAZI OLSUN ŞEFAATİNE NAİL EYLESİN.AMİN.İNŞALLAH düzeltir insan düzelmek isterse ALLAH c.c elbette o kulun yolunu kolaylaştıracaktır.ama dilerse imtihansız dilersede imtihana tabitutrak inşallah imtihanımız kolay olur.kimisi derki ya biz ALLAH a c.c. iman edip ibadet yaptığımız halde çok sıkıntımız var ibadet etmeyenlerin ise hiç derdi yok. düşünmek lazım acaba hangi peygamber şu dünyada rahat etmiş istisna vardır elbet ama çoğunluk hep sıkıntılı geçmiş ömürleri.en başta bizim peygamberimiz s.a.v.efendimizin kaç günü rahat geçmiş alimin biri diyorki MUHAMMET ümmetine dünyada rahatlık vaad edilmedi ahirette rahatlık vaad edildi bir hadisde diyorya dünya mümine zindan kafire cennet.en güzel örneği gavsı geylani h.z. nin zamanında yaşanıyor hatırlarsanız bu hadisin.ALLAH c.c imandan ayırmasın MUHAMMET ümmetini.amin
kadiri
ŞEYH HAKKI efendi(hz)birgün sohbetlerinde buyurdularki
'Dünyadaki en büyük takva büyüklere saygı küçüklere sevgidir.ALLAHa saygı o'ndan korkmak ibadet etmektir. Peygambere saygı sünnetine uymak o'na salavat getirmektir.Meleklere saygı evin içinde mahrem yerlerini açık bırakmamaktır.Mürşide saygı o'na teslim olmaktır.
sahinkar1980
]ŞEYH HAKKI efendi hz.nin sohbetinden.senseni unutki külli dilersen bulasın anı ,mahal ola onu bulmak yitirmeyince senseni.bi külli varını terket gidersen hakka sensiz git,bu yolun bekçisi çoktur geçirme sen ben diyene.ona ermek can vermekledir değildir iki cihanı, ezelden kurulmuş buyolun erkanı.hakkı bulmak ister isen önceden ölmektir,önce ecelsiz ölmeyince kimseler bulamadı anı.harab et yık makamını değiş adını sanını,sana bir göz açılır göresin zatı subhanı.savmi selat hac ile zekat sanma gafil biter işim,insanı kamil olmağa lazım olan irfan imiş.nerden gelir senin yolun ya nerededir menzilin,niçin gelip geçtiğini anlamayan hayvan imiş.
sahinkar1980
kutbul azam ı zülcanaheyn şeyh hakkı efendi hz. bir gün sohbetlerinde buyurdulaki.peygamber efendimiz s.a.v.benim ümmetimin ulemaları alimleri beni israilin peygamberleri gibidir.bu hadisdeki ulema kur an ı bilip anlayan değil ALLAH ı bilen marifatullaha eren dir.yoksa şeytanda vesbi yani zahir ilmin alimi idi ama ne oldu bir kibirlendi ALLAHUTEALA c.c onu huzurundan kovdu. yani anlıyoruzki sadece zahir ilmi insanı kurtarmaz heran hataya düşebilir ya neyapacağız zahir ilmin yanı sıra vehbi yani manevi ilme çalışacağız ve marifatullaha ermeye çalışmak lazım.buda ancak bir mürşidi kamil vesilesi ile mümkün olur.günümüzde çarşının hali belli göz zinasından kaçamayanlar var bu yola girmiş bir mürid daima rabıtalı olursa ALLAH ın izni ile korunur.çünkü sen çarşıya çıkarken rabıtalı çıkarsan şeyhin ruhaniyeti kalbine yerleşir şeytan korkusundan yaklaşamaz sanmaki senden korkuyor o kalbindeki ruhaniyeti gördüğü için o şeyhin ruhaniyetinden korkuyor ve yaklaşıp seni azdıramıyor ama rabıtadan çıktığın an hemen yanına yaklaşır.çarşıya çıktığınızda deneyin bir rabıtalı gezin birde rabıtasız gezin farkı anlarsınız.nekadar fayda var görürsünüz.en önemli husus buyolda ALLAH korkusunu elde etmektir bir insan ben ALLAH tan korkuyorum dediği zaman o kelime dilde kalmamalı ALLAH tan korkan, bir işi yapacağı zaman düşünmeli bu yaptığım iş doğrumu ALLAH razı olurmu eğer ALLAH razı olmayacaksa o işten hemen ben ALLAH tan korkarım deyip kaçmalı.bir insanın başına parayla bekçi tutsan bu insanı hiç bir kötülüğe salmayacaksın diye o insan o bekçiyi pencereden bacadan kaçar yine atlatıp o günaha gider amaa bir bekçi varki onu insan kendine tuttuğu zaman bırak günaha gitmeyi yönünü bile çeviremez o bekçide ALLAH korkusudur.bu yola giripde adım sofi deyip ALLAH tan korkmuyorsa bildiğinden geri kalmıyorsa şeyhin dediğini tutmuyorsa hiç bir fayda göremez şeyh neyi emreder ALLAH tan korkmayı ve itaat etmeyi peygamber a.s.v efendimizin sünnetini yaşamayı kamil bir mürşit sofilerine bunu aşılamaya çalışır.
kadiri
insan öyle bir varlıktır ki ne zaman gerçegi bulacagını bilemez dogruyu hakikatı anlayamaz ancak allah dilerse hakkı bulabilir ve gerceğe yönelebilir elhamdülillah bizler müslüman olarak doğduk ve allahın izniyle müslüman olarak ölürüz inşallah insan fani dünyadan ahirete ancak ektiyini götürür ve ona göre makamı belirlenir insan herzaman hoş olan güzel olan şeyleri ister zorluga gelmez o halde bizlerde nefsimizi terbiye edib güzel ameller yapalımki allaha kul olalım o'da biz insamlara altından ırmaklar akan cennetini girdirsin hepinizden allah razı olsun
ALLAH YAR VE YARDIMCINIZ OLSUN
nasreddinhoca
Yaşayan mürşid çokda yaşayan mürid nerede???
(Yaşayan bir mutasavvıf gördüm ise Fethullah Gülen Hocaefendi'dir...Kalbin Zümrüt Tepelerinde bir gezmeye çıkın ne demek istediğimi anlarsınız...)
sahinkar1980
ALINTI(nasreddinhoca @ Oct 2 2007, 04:14 PM) *

Yaşayan mürşid çokda yaşayan mürid nerede???
(Yaşayan bir mutasavvıf gördüm ise Fethullah Gülen Hocaefendi'dir...Kalbin Zümrüt Tepelerinde bir gezmeye çıkın ne demek istediğimi anlarsınız...)

sayın kardeşim elhamdulillah biz yaşayan müridide gördük ama azınlıkta tabi hakiki bir mürşidi kamil en iyi mutasavvufdur.bizler onlardan öğreniyoruz tasavvufu.sen sadece onu görmüşsün biz birçok kişiyi gördük elhamdulililah.yaşayan ve vefat etmiş mutasavvuf.burada bu yaşıyor bu yaşamıyor u tartışmıyoruz burada faydalanabileceğimiz ilmi konuları paylaşıyoruz.ve öğrenmiş olduğumuz ilimle önce amel edip sonra anlatmalıyız .karınca misali nekadar hakiki bir tasavvufcu olamasakda bu yolda ölelim.kıyamet günü üç kısım insan gelir birincisi kafirler,ikincisi müminler,üçüncüsü mukarrebler.birinciye hesab mizan yok doğru cehenneme,ikinciye hesab mizan var terazide ya günahı ağır gelir ya sevabı ALLAH CÜMLE müslümanları mağfiret eylesin.üçüncü ise hesab sırat yok doğru arşın gölgesinde peygamber s.a.v efendimizin yanında olacaklar.tasavvufa giren insan üçüncüye çalışmalıdır yani mukerrebun a bütün mürşidi kamiller tasavvufu yaşayarak ayette belirtilen üçüncü kısma nail olmuşlar bizlerde onlara yakın bir dost olmaya çalışırsak inşallah ALLAHUTEALA c.c bizide onlarla haşr eyler.çünki eshabı kehf in köpeği kıtmir ALLAH ın doslarına dost olduğu için sadık olduğu için ahirette cennete girecek hayvanlardan olmadımı bizde ALLAH ın dostlarına dost ve sadık olursak inşallah bizde onlarla beraber oluruz.ayeti kerimede sadıklarla beraber olun buyrulmuştur.bu konuyu açacak olursak yazmakla bitermi.tasavvufa girenler genelde bilir bu ayeti kerimeyi.ALLAH RAZI OLDUĞU KULLARINDAN EYLESİN AMİN.
kadiri
ALINTI(nasreddinhoca @ Oct 2 2007, 04:14 PM) *

Yaşayan mürşid çokda yaşayan mürid nerede???
(Yaşayan bir mutasavvıf gördüm ise Fethullah Gülen Hocaefendi'dir...Kalbin Zümrüt Tepelerinde bir gezmeye çıkın ne demek istediğimi anlarsınız...)

kardeşim allah razı olsun güzel sözler yazmışın ama benim mürşidim öyle bir kutbul azamdır ki o nu herkes amlayamaz ancak onun deryasına dalanlar anlar seni anlıyorum.allah feytullah hocadan razı olsun o da gönül ehli bir insan ama kendi nefsime söyleyeyim benim mürşidim var ya onun yerini ne feytullah hoca ne menzil şeyhi alır allah onlardan da razı olsun hepimizdende.gelelim mürid lere bir mürid mürşidine karşı aynı yıkıyıcısının elinde ki ölü gibi olursa o mürid için bu dünya boştur çünkü derya alemine dalmıştır hakkı hakikatı ögrenmiştir ve dünyayıda ahireti deyaşıyordur ancak bu sözleri her insan anlayamaz bir mürşide tabi olan kişiler anlar eğer sen mürid isen kendi nefsini bilirsin bilmiyorsan kendine dikkat et çünkü nefisle şeytan yakanı bırakmaz allah göstermesin o balı bulunmuş oldugun mürşidin den seni ederler

ALLAH YAR VE YARDIMCINIZ OLSUN
nasreddinhoca
ALINTI(kadiri @ Oct 4 2007, 01:13 PM) *

ALINTI(nasreddinhoca @ Oct 2 2007, 04:14 PM) *

Yaşayan mürşid çokda yaşayan mürid nerede???
(Yaşayan bir mutasavvıf gördüm ise Fethullah Gülen Hocaefendi'dir...Kalbin Zümrüt Tepelerinde bir gezmeye çıkın ne demek istediğimi anlarsınız...)

kardeşim allah razı olsun güzel sözler yazmışın ama benim mürşidim öyle bir kutbul azamdır ki o nu herkes amlayamaz ancak onun deryasına dalanlar anlar seni anlıyorum.allah feytullah hocadan razı olsun o da gönül ehli bir insan ama kendi nefsime söyleyeyim benim mürşidim var ya onun yerini ne feytullah hoca ne menzil şeyhi alır allah onlardan da razı olsun hepimizdende.gelelim mürid lere bir mürid mürşidine karşı aynı yıkıyıcısının elinde ki ölü gibi olursa o mürid için bu dünya boştur çünkü derya alemine dalmıştır hakkı hakikatı ögrenmiştir ve dünyayıda ahireti deyaşıyordur ancak bu sözleri her insan anlayamaz bir mürşide tabi olan kişiler anlar eğer sen mürid isen kendi nefsini bilirsin bilmiyorsan kendine dikkat et çünkü nefisle şeytan yakanı bırakmaz allah göstermesin o balı bulunmuş oldugun mürşidin den seni ederler

ALLAH YAR VE YARDIMCINIZ OLSUN


Teşekkür ederim muhterem...
Tarikat ile alakam yok...
Tasavvufu severim...
Tasavvufi klasikleri, ilk tasavvufi metinleri okumak benim için zevk...
Mürşidim yok, mürid değilim...
Belki müridim, okuduğum tasavvufi metinlerin müridiyim...
Allah yolunuzda muvaffak kılsın...
Kadiri iseniz mutlaka Abdulkadir Geylani'nin eserlerini okumayı ihmal etmeyin, bu eserlerin ilmini mutlaka öğrenin...
sahinkar1980
ALINTI(kadiri @ Oct 4 2007, 01:13 PM) *

ALINTI(nasreddinhoca @ Oct 2 2007, 04:14 PM) *

Yaşayan mürşid çokda yaşayan mürid nerede???
(Yaşayan bir mutasavvıf gördüm ise Fethullah Gülen Hocaefendi'dir...Kalbin Zümrüt Tepelerinde bir gezmeye çıkın ne demek istediğimi anlarsınız...)

kardeşim allah razı olsun güzel sözler yazmışın ama benim mürşidim öyle bir kutbul azamdır ki o nu herkes amlayamaz ancak onun deryasına dalanlar anlar seni anlıyorum.allah feytullah hocadan razı olsun o da gönül ehli bir insan ama kendi nefsime söyleyeyim benim mürşidim var ya onun yerini ne feytullah hoca ne menzil şeyhi alır allah onlardan da razı olsun hepimizdende.gelelim mürid lere bir mürid mürşidine karşı aynı yıkıyıcısının elinde ki ölü gibi olursa o mürid için bu dünya boştur çünkü derya alemine dalmıştır hakkı hakikatı ögrenmiştir ve dünyayıda ahireti deyaşıyordur ancak bu sözleri her insan anlayamaz bir mürşide tabi olan kişiler anlar eğer sen mürid isen kendi nefsini bilirsin bilmiyorsan kendine dikkat et çünkü nefisle şeytan yakanı bırakmaz allah göstermesin o balı bulunmuş oldugun mürşidin den seni ederler

ALLAH YAR VE YARDIMCINIZ OLSUN

sayın kardeşim güzel yazmışsın zaten her mürid dünya şeyh ile dolu olsa benim şeyhim birtane demez ise olmaz.bizim burada yapmamız gereken ve örnek olmamız gereken bir husus var bir misal ile vereyim devletin binlerce öğretmeni var ve her çocuğun kendi öğretmeni var. öğretmenin görevi vatana millete hayırlı bir insan yetiştirmek ana babaya saygılı itaatkar bir evlat.burada bir öğrenci başka bir öğrenciye benim öğretmenim iyi seninki kötü derse olurmu?diğer öğretmende aynı görevi yapıyor sadece eğtim şekli farklı olabilir ama amacı az önce dediğim gibi hayırlı bir evlat yetiştirmek.işte mürşidi kamillerde böyledir amacı ALLAH tan korkan ve itaatkar bir kul ve peygamber efendimize s.a.v e layık bir ümmet yetiştirme çabası içindedirler.burada dediğim gibi eğtim şekli farklı olabilir ama amaçları aynı ALLAH ın kullarını yetiştirmek.herkes nefsini bilir dedin doğrudur.sakıncası yoksa söyleyebilirmisin üstadınızı.ve almış olduğunuz bir görev varmı.ALLAH RAZI OLSUN ÜMMETİ MUHAMMEDDEN.
kadiri
Şeyh HAKKI efendi hz sohbetlerinde buyurdularki 'insan yaptığı ibadetlerle cennete girmeyecek ancak allahın rahmetiyle cennete girecektir.Düşünün bir insan nekadar ibadet yapsa bir gözün hakkını bir parmagın hakkını verebilirmi'
Allahın rahmeti bukadar çok işte.insan ibadet yapacak yapmasa allahu teala o insana neden rahmet etsin onu niye bagışlasın onu neden cennetine koysun .insanın bir hedefi olamalı allahın rızasını kazan mak oda neyle olur ancak ibdetle takvayla güzel amellerle olur.o halde sizde gelin allahı zikire şüküre ibadete.eğerki altından ırmaklar geçen cennete girmek istiyorsanız allaha ibadet edin. o'ndan korkun ama ümüdinizi kesmeyin çün büyük günahlardan ikisi allah tan ümüdi kesmek ikincisi ise allah beni af eder diyerek benlik duygusuna kapılmak.

ALLAH YAR VE YARDIMCINIZ OLSUN
kadiri
şeyh hakkı efendi hz buyurdularki 'Sahabelerden hiç biri yaptığı ibadetlerle o mertebeye ulaşmadı lakin peygamberimize olan sevgilerinden o'na bağlılıkların dan o mertebeye ulaştılar o sahabeler bizler gibi ibadet çeşitlerini ilimleri bilmiyorlardı peygamberimiz onlara söylerlerse ögreniyorlardı'
BEN KADİRİ kadeşlerim allah o mübareklerden razı olsun onlar peygamberimizi görmekle şereflendiler allah yolunda cihad ettiler taki bizlerin bağlı oldugu hak dini islami yaymak için.
şahsen kendi nefsime söyleyeyim ben utanıyorum o mübarekler hakk için kendi canlarından geçiyorlardı.hz ali peygember uğruna hicret etmedi peygemberi öldürürler diye yatağına yattı hz ammarın annesi babası din uğrana şehit oldular hz bilal allah yolunda çölde üzerine konan taşa razı oldu
ebu zer hz allah için çölde üzerine giydirilen demirden gömleğe razı oldu ve bunlar gibi niceleri.
ya bizler peygambere salavat getiri yormuyuz allah için ibadet yapıyormuyuz o mübereklere en azından bir fatiha okuyormuyuz bizim yaşadığımız yaşantı onlarınkinin binde biri bile değil.
ALLAH YARVE YARDICINIZ OLSUN
AkinciBey
Anlattığınıza göre ehl-i sünnet yolunda bir zat imiş. Allah razı olsun paylaştığınız için..Allaha emanet olun..
sahinkar1980
ALINTI(AkinciBey @ Oct 10 2007, 04:48 PM) *

Anlattığınıza göre ehl-i sünnet yolunda bir zat imiş. Allah razı olsun paylaştığınız için..Allaha emanet olun..

slm her mürşidden el tutma yolun sarpa uğradır eğer mürşidin kamil ise her işlerin asan olur.buyurmuş. eşref oğlu rumi hz.(müzekkin nüfus kitabının sahibi)biz bir mürşide bağlanacak isek ehli sünnet üzere olup olmadığını bilmemiz lazım nasılmı okuyarak fıkıf.akaid,tasavvuf kitaplarını okursak elbette ne yanlış ne doğru biliriz.okuyarak zahir ilmine sahip olunabilir ama vehbi yani manevi ilme okuyarak değil bir üstada bağlanarak öğrenilebilir.düşünün ismini bildiğimiz nekadar evliya üstad varsa hepsinin bir mürşidi var.
kadiri
DERGAHINDA GÜLLER AÇMIŞ
SOFİLERE CEZBE SAÇMIŞ
HAKK AŞKIYLA HEP AĞLAMIŞ
BENİM ŞEYHİM HAKKI EFENDİM

KAPISINDA KÖLE OLSAM
EFENDİME ÜMMET OLSAM
MÜRŞİDİME EVLAT OLSAM
BENİM ŞEYHİM HAKKI EFENDİM

SEHER VAKTİ ÖTEN BÜLBÜL
SULTANIMA SELAM GÖTÜR
AŞKIYLA YANDI YÜREĞİM
BENİM ŞEYHİM HAKKI EFENDİM

DERGAHINA VARDIM DURDUM
EL BAĞLAYIP TÖVBE ALDIM
AŞKIN FEYZİNE DALDIM
BENİM ŞEYHİM HAKKI EFENDİM
ofaruk
yani olur bir insanın insanı kamil olması olabilecek şeylerden ama müridin her nefesinden haberi olması bana çok garip geldi
sahinkar1980
ALINTI(ofaruk @ Oct 17 2007, 09:26 AM) *

yani olur bir insanın insanı kamil olması olabilecek şeylerden ama müridin her nefesinden haberi olması bana çok garip geldi

garip gelmesi normal çünkü bilmediğinizden bende olurmuki demiştim ama olurmuş işin içine girmeyince birşey öğrenilmiyor.mürşidi kamiller birşey bilmez taki ALLAH bildirmedikten sonra .gaybı ALLAH bilir birde bildirdikleri bilir.ilmi ledünü bilirmisin bilmiyorsan bir bilene sor veya kitapları araştır.hatta internette dahi bulabilirsin cevabını.örnek.kuranda musa a.s mın hızır ile arasında geçen konuyu okuyabilirsiniz.ALLAHUTEALA cc bazı kullarına bu ilmi öğretmiş mürşid olupda bu ilme sahip olmayan olmaz abdulkadiri geylani ,şahı nakşibendi gibi ve mevlana gibi hacı bayram veli ,emirsultan gibi ve birçok mürşidde vardı kerametlerdebu ilimde çıkıyor.ben kendi yaşadığım bir olayı anlatayım.2001 askerde usta birliğindeyim namazlarımı rahat kılıyordum ama bir ara arkadaş çevresine uydum kazaya bırakmaya başladım 3.gün sonunda şeyhime tlf.açmış idim hal hatır meselesi bitince bana sen neden namazını vaktinde kılmayıp kazaya bırakıyorsun vaktinde kılsana dedi anladınmı dedi evet dedim kapattı tlf.nu şaşırmıştım ben orduda kendisi göksunda rahmetli nenem banada demişti müridinin aldığı nefesten haberi olmayan mürşid değilmiş oğlum derdi bende öyle deyip geçmiştim bu olayı yaşayınca anladımki doğru imiş.dediğim gibi kardeş hiç birşey görmeyince yaşamayınca öğrenilmiyor mürşidlerin bu halini kabul etsekte var etmesekte var.ben yaşadım varmış.
kadiri
ŞEYHİM HAKKI EFENDİ HZ BUYURDULARKİ; 'EĞER BU YOLDA İLERLEMEK İSTİYORSANIZ SİZE VERİLEN VİRD DERSLERİNİZİ ÇEKİN VE BUNDAN SONRADA ALLAHA İBADETİNİZİDE EDİN ALLAHI ÇOK ZİKREDİN YATAKDA AYAKTA ÇARŞIDA İŞTE NEREDE OLURSANIZ OLUN ALLAHI UNUTMAYIN ALLAHI DEVAMLI ANIN ALLAH KUR ANI KERİMDE 'SİZ BENİ ANINKİ BENDE SİZİ RAHMETİMLE CENNETİMLE İŞLERİNİZDE KOLAYLI ANAYI' BUYURUYOR. ALLAHI UNUTTURAN HERŞEY HARAMDIR' BUYURDULAR
ALLAH RAZI OLSUN
sahinkar1980
ALLAHU TEALA, birlik ve kardeşiliği emrettiği ayet i kerimesinde,mümin kullarına din konusunda ikram ettiği büyük nimetini hatırlatmaktadır.bu nimete ulaşanlar bir zamanlar birbirlerinden ayrı iken,Allah onların kalplerini birleştirdi de hepsi Allah`ın rahmet ve nimetiyle kardeş oldular;O`nun sevdirmesiyle birlik kurdular,iyilik ve takvada yardımlaştılar.Allahu Teala bu hatırlatmanın yanında onlardan takvalı olmalarını isteyerek;kullarını kendisine götüren ipine yani Kur`an`a ve hidayet yoluna sımsıkı yapışmalarını emretti,onlara bölünüp parçalanmayı yasakladı;çünkü onları islam bir araya getirdi,Allah ın evi Kabe hepsini yüce bir hedef etrafında topladı.Allahu Teala onlara ayrıca şu nimetini de hatırlattı:Onlar bir ateş çukurunun kenarında,tehlikenin tam ağzında iken Allah kendilerini kurtardı.O bütün bunların O nun varlığını gösteren birer ayet ve kendisine götüren delil olduğunu bildirdi.Bu konudaki ayet i kerimede özetle şöyle buyrulmuştur:" EY İMAN EDENLER! ALLAH TAN HAKKIYLA KORKUN VE ANCAK MÜSLÜMAN OLARAK CAN VERİN.HEP BİRLİKTE ALLAH IN İPİNE/KUR AN A,İSLAM A SIMSIKI SARILIN;DAĞILIP PARÇALANMAYIN.ALLAH IN SİZE OLAN NİMETİNİ HATIRLAYIN:HANİ SİZ BİR ZAMANLAR BİRBİRİNİZE DÜŞMAN İDİNİZ;O GÖNÜLLERİNİZİ BİRLEŞTİRDİ,O NUN NİMETİ SAYESİNDE KARDEŞ OLDUNUZ.YİNE SİZ BİR ATEŞ ÇUKURUNUN TEHLİKENİN TAM KENERINDA İDİNİZ,O SİZİ KURTARDI.İŞTE ALLAH SİZE AYETLERİNİ BÖYLE AÇIKLIYORKİ,DOĞRU YOLU BULASINIZ."İkamet ve sefer halinde Allahu Teala nın rızası için müminlere kardeş olmak,O nun için sohbet ve kardeşlik oluşturmak amel sahiplerinin en önemli yollarındandır.Her bir yolda giden bir grup vardır;çünkü herbirisinde ayrı bir fazilet mevcuttur.Hem bu iş,dinimiz tarafından emir ve teşvik edilmiştir;çünkü Allahu Teala için sevmek,imanın en sağlam bağıdır.Allah için insanlarla kaynaşmak,sohbet etmek,muhabbet kurmak ve ziyaretleşmek,muttakilerin peşine düştüğü en güzel kulluk sebeblerdendir.bunun faziletini bildiren ve ona teşvik eden pek çok haber gelmiştir.bütün müslümanların ayrılıktan yana değil birlik ve beraber olmalarını yüce ALLAH tan temenni ederim.
RmS
Şeriat, Tarikat, HAkikat, MArifet

Allah Şirke düşmeden, vesveseye yenilmeden marifet yolunda ilerletsin hepimizi.
doğanay58
ALINTI(RmS @ Oct 20 2007, 02:21 AM) *

Şeriat, Tarikat, HAkikat, MArifet

Allah Şirke düşmeden, vesveseye yenilmeden marifet yolunda ilerletsin hepimizi.


AMİN..
sahinkar1980
SOHBET ÜÇ KISIMDIR:1.Senden üstün olanla sohbet.bu hakikatte hizmettir.2.Senden aşağı olanla sohbet.bu tabi olunana şefkat ve rahmeti,tabi olanada vefayı ve hürmeti gerekli kılar.3.Eşit ve yaşıt konumda olanların arasındaki sohbet.bu da karşısındakini nefsine tercih etmeye ve fütüvvete(cömertliğe)bağlıdır.rütbece kendisinden yüksek bir kişi ile sohbet edenin edebi,ondan yüz çevirmeyi terketmek,kendisinde görülen bir kusuru güzel bir şekilde tevil etmektir.kendinden aşağı bir kişi ile sohbet ettiğin zaman,onun halindeki bir noksanlıktan dolayı onu uyarmaman onun sohbet hakkına ihanet etmendir.Adamın biri ibrahim b. edhem e arkadaş oldu.ibrahim ondan ayrılmayı isteyince,adamda ona, "Eğer bende bir ayıp gördüysen beni uyar" dedi.ibrahim de,"ben senin bir ayıbını görmedim.çünkü sana hep sevgi gözüyle baktım.senden gördüğümü iyiye yorumladım.ayıbını benden başkasına sor" dedi.Bişr el-hafi şöyle demiştir:"kötü kimselerin sohbeti iyi kimselerde kötü zanna yol açar."Zünnun el-mısri şöyle demiştir:"ALLAH TEALA ile ancak O'na uygun davranarak beraber ol.halk ile samimiyet ve güzel nasihat üzere arkadaşlık kur.nefis ile ona muhalefet ederek arkadaşlık kur.şeytan ile de ona düşmanlık ederek muamele et."
kadiri
ŞEYH HAKKI EFENDİ HZ. SOHBETLERİNDE BUYURDULARKİ: 'BİR İNSAN ASKERDE BİR SAAT NÖBET TUTSA O İNSANA ATMIŞ YIL HER GÜN ORUÇ TUTAN HER GÜN BEŞ VAKİT NAMAZINI KILAN HER AN ALLAHI ZİKİR EDEN HER YIL HACCA GİDEN HER ZAMAN SADAKA VEREN KİŞİYE VERİLEN SEVAP VERİLİR' BUYURDULAR.
BİR BAŞKA SOHBETLERİNDE İSE:'İSLAMIN ŞARTI BEŞTİR BUNLARI YAPMAK HER MÜSLÜMANIN BOYNUNA BOÇTUR ANCAK BU İBADETLER İKİ KISIMDIR BİRİNCİSİ BEDENEN YAPILAN İBADETLER BUNU HER MÜSLÜMAN YAPMAK ZORUNDADIR LAKİN COK AĞIR HASTA OLMAZ İSEK. BUNLAR ŞAHADET KELİMESİ GETİRMEK NAMAZ KILMAK ORUÇ TUTMAK.İKİNCİSİ MAL İLE YAPILAN İBADETLER BUNLAR İSE ZEKAT VERMEK VE HACCA GİTMEKTİR. BUNLARI DURUMUN İYİ OLAN MÜSLÜMANLAR YAPMAK ZORUNDADIR ÇÜNKÜ ALLAH ONLARA GİTMELRİ İÇİN FIRSAT VERMİŞTİR' BUYURDULAR.
kadiri
DOST BAHÇESİNİM GÜLLERİ
KADİRİLER DERLER BİZE
PİR EVİNİN BÜLBÜLLERİ
KADİRİLER DERLER BİZE

HER DEM BAHARDA ELİMİZ
AÇILIR LALE GÜLÜMÜZ
DEMLER DÖKER ŞOL DİLİMİZ
KADİRİLER DERLER BİZE

ŞAHI 'GEYLANİ' PİRİMİZ
'RESULE' VARIR YOLUMUZ
'HAKKI' BABA KILAVUZUMUZ
KADİRİLER DERLER BİZE
kadiri
İLMİN MEDİNESİ

İLMİN MEDİNESİ AHMED-İ MUHTAR
ONUN KAPICISI HAYDARI KERRAR
HAKKA GİRER BURDAN ERVAH-I EBRER
ERİŞİR ONLARA FAZL-I RAHMANI

HASAN’IN YASINI ÇEKTİ SEGALEYN
ŞEHİD-İ KERBELA İMAM-I HÜSEYN
DEDELERİ İDİ OL ŞAH-I KEVNEYN
CENNETTE RUHLARIN BUNLARDIR REYHANI

İMAMLAR İMAMI, CAFER-İ SADIK
VİRD ETMEZ TARİKİ İLLE MÜNAFIK
HASAN BASRİ OLDU YARE MUAFIK
BUNLARDIR MEVLAMIN ULU SULTANI.

HABİB-İ ACEMİ TUTTU YOLUNU
DAVUD-i TAİ SALMAZ ELİNİ
MARUF-i KERHİ ŞIH BİLDİ ANI
SIĞINDIM CAHINA OL KEREM KANI.

SERİYYİ SEKATİ ERDİ BU SIRRA
ONDAN DA YETİŞTİ CÜNEYD-İ BEHRE
ZATI ŞERİF VİRDİ EVADE DEHRE
EHLULLAH’IN OLDU ULU SULTANI.

ŞİBLİ OLDU ONA, CANIMDAN BENDE
ABDULVAHİT ERDİ ONA O DEMDE
EBUL FERRAH MEHMED TARSUSİ TUTTU ELİNDEN
O GÖRDÜ ONLARDAN NUR-İ YEZDANI
O GÖRDÜ ONLARDAN FAZL-I RAHMANI.

ALİYYÜL HOKKERİ ETTİ BİR NİDA
MÜBAREK MAHSUMU DEDİ CAN FEDA
HIZIR GEYLANİ HEM ETTİ EDA
EHLULLAH’IN OLDU ULU SULTANI.

EHLULLAH’IN OLDU ALİ SULTANI
İLAHİ LÜTFUNDAN DUR ETME BİZİ
CÜMLE SEVENLERİN HAKKI İÇİN SİZİ
ŞIHIM HAKKI BABAYA EŞİĞİNE SÜRELİM YÜZÜ
BULALIM ORDA RAHİ RIZAYI
BULALIM ORDA HAK RIZAYI

EHLULLAH’IN OLDU ALİ SULTANI
İLAHİ AŞKINDAN AYIRMA BİZİ
CÜMLE SEVENLERİN HAKKI İÇİN SİZİ
GAVS’IN EŞİĞİNE SURELİM YÜZÜ
BULALIM ORDA GAVS-I GEYLANİ
BULALIM ORDA CENNET RIDVANI

İLAHİ FATIMATÜZZEHRA ANNEME BAĞIŞLA SUÇUM
ONUN EVLADIYLA ÇEKEYİM GÖÇÜM
AL-İ EBA AŞKINDAN SEN DOLDUR İÇİM
ZATINLA SIFATIN BUNLARDIR İRFANI.

İLAHI ŞEYHİM HAKKI BABAYA BAĞIŞLA BENİ
SITK İLE SEVENİN HAKKIYÇÜN SENİ
YOLDAŞ ET KABRİMDE İMAN-I DİNİ
MUHSİNLERİN SENSİN ULU SULTANI
DÜŞMÜŞLERİN SENSİN ALÎ SULTANI

İLAHİ HASİDİN KIR KOLLARINI
MÜNTAGİM İSMİNLE BÜK BELLERİNİ
KUDRET KILICINLA KES DİLLERİNİ
HER KİM OLURSA TEVHİD DÜŞMANI (AMİN!)

İLAHİ SELATIN HESAPSIZ OLSUN
ON SEKİZ BİN ALEM MİSK İLE DOLSUN
CÜMLESİ HABİBİN RUHUNA ERSİN
KAMUNUN DERDİNİN BUDUR DERMANI
KAMU DÜŞMÜŞLERİN BUDUR SULTANI
sahinkar1980
Mümin vücudunun bütün azaları ile Allah tan korkandır.Nitekim büyük ahlak ve fıkıh bilgini Ebu'l-leys es semerkandi bu konuda derki:ALLAH KORKUSUNUN,YEDİ ALAMETİ VARDIR:-BİRİNCİ ALAMET DİLDE BELİRİR:Allah korkusu taşıyan kul dilini yalandan,dedikodudan,koğuculuktan,iftiradan ve boş konuşmaktan alıkor,bunlar yerine onu zikirle,kur'an okumakla ve ilmi konuşmalarla meşgul eder. -İKİNCİ ALAMET KALPDE BELİRİR:Allah korkusu taşıyan kul başkalarına karşı kalbinde düşmanlık,iftira ve kıskançlık barındırmaz.çünkü kıskançlık iyilikleri mahveder.nitekim peygamber'imiz(s.a.s.)şöyle buyurur:"ATEŞ ODUNU NASIL YERSE(YAKARSA)KISKANÇLIK DA İYİLİKLERİ ÖYLE YER"(yok eder)"Bilesin ki,kıskançlık,kalp hastalıklarının başlıcalarından biridir ve bu hastalıklarda ancak ilimle ve iyi ameller işleyerek tedavi edilebilir.-ÜÇÜNCÜ ALAMET GÖZ'DE BELİRİR:Allah korkusu taşıyan kul,haram yiyeceğe,haram içeceğe,haram giyeceğe...(kısacası)haram olan hiçbir şeye bakmaz.dünyaya aç ve muhteris gözlerle değil,ibret almak amacı ile bakar.helal olmayan şeylerden bakışlarını uzak tutar.nitekim peygamber'imiz(s.a.s.)şöyle buyurur:"KİM GÖZÜNÜ HARAMLA DOLDURURSA ALLAH DA ONUN GÖZÜNÜ KIYAMET GÜNÜ ATEŞLE DOLDURUR." -DÖRDÜNCÜ ALAMET KARIN'DA BELİRİR:Allah korkusu taşıyan kul,karnına haram lokma sokmaz,çünkü haram lokma yemek ağır günahlardan biridir.nitekim peygamber'imiz(s.a.s.)şöyle buyurur:"İNSAN OĞLUNUN KARNINA HARAM BİR LOKMA İNİNCE,O LOKMA MİDESİNDE KALDIĞI SÜRECE YERDE VE GÖKLERDE MELEKLER TEKRAR TEKRAR O KİMSENİN ÜZERİNE LANET YAĞDIRIRLAR.O LOKMAYI HAZMEDERKEN ÖLDÜĞÜ TAKDİRDE VARACAĞI YER CEHENNEMDİR." -BEŞİNCİ ALAMET ELLERDE BELİRİR:Allah korkusu taşıyan kul,ellerini harama değil,Allah'ın rızasına uygun şeylere doğru uzatır.nitekim sahabilerden ka'bu'l-ahbar'ın(r.a.)şöyle dediği rivayet edilir:"YÜCE ALLAH,HER BİR BÖLÜMÜ YETMİŞ BİN YAKUTTAN YAPILMA BİR KÖŞK YARATMIŞTIR.KIYAMET GÜNÜ BU KÖŞKE ANCAK ÖNLERİNE ÇIKAN HARAM ŞEYLERDEN ALLAH KORKUSU İLE UZAK DURANLAR GİREBİLECEKLERDİR."- ALTINCI ALAMET AYAKLARDA BELİRİR: Allah korkusu taşıyan kimse,günah işlemeye değil,Allah'ın emrine uygun ve onun rızasını kazandıracak işlere doğru yürür,alimlerle ve iyi amel işleyenlerle buluşmak gayesi ile adım atar.-YEDİNCİ ALAMET AMEL'DE BELİRİR:Allah korkusu taşıyan kimse ibadetini sırf Allah rızası için yapar,riyadan ve münafıklıktan kaçınır,böylelikle Allah'ın haklarında şöyle buyurduğu kimselerden biri olur:"RABB'ININ KATINDA AHİRET,GÜNAHLARDAN KORKANLAR İÇİNDİR."(2)- Böyleleri için yüce Allah başka bir ayette şöyle buyurur: "GÜNAHLARDAN SAKINANLAR,HİÇ ŞÜPHESİZ,CENNETLERDE VE PINARLAR(ının başların)DADIRLAR."(3) (2-zuhruf suresi 35.) (3-zariyat suresi 15.)
sahinkar1980
şeyh hakkı efendi h.z. kısa bir görüntü http://uploaded.to/?id=p6chp7
aymes
ALINTI(ofaruk @ Oct 17 2007, 08:26 AM) *

yani olur bir insanın insanı kamil olması olabilecek şeylerden ama müridin her nefesinden haberi olması bana çok garip geldi





KARDEŞİM GARİP GELECEK BİR DRUM YOK.Şeytan Allah'ın ve dinin düşmanı olduğu halde insanın kanına kadar giriyorda herşeyiyle oynuyorda, Bir Allah dostunun müridinin her nefesinden haberdar olmasının neresi garip.
kadiri
ABDÜLKADİR GEYLÂNİ HAZRETLERİ'NDEN ÖĞÜTLER

Sakın yaptığın işlerde ve bulduğun manevi halde kendi gücünü görmeyesin. Bu hal kişiyi azdırır ve YARATAN’ın rahmet nazarından uzak kılar. Sakın sözünü dinletme ve kabul ettirme hevesine de kapılmayasın. Önce temeli at sonra üzerine binayı çık. Kalbini derin kaz ki oradan hikmet pınarları fışkırsın, sonra ihlas ve iyi işlerle o binayı yükselt. Bu işlerden sonra halkı o köşke davet et.

***

Başkasında bulunan bir hatayı defetmek istersen nefsinle yapma, imanınla yap. Kötülükleri ancak İMAN yıkar. Bu durumda RABB’in sana işlerinde yardımcı olur. O kötülüğü yok etmek için arkadaş olur, O kötülüğü ezer ortadan kaldırır. Eğer bir kötülüğü nefsin için, halkın seni tanıması için ortadan kaldırmaya niyet edersen rezil olursun. Her işte HAKK’ın rızası aranmalıdır.

***

İSLAM gömleğin yırtık, İMAN elbisen pis, kalbin cahil, için kederle dolu. Gönlün İSLAMİYET’e açık değil. İç alemin harap, dışın mamur, bütün sayfaların günah karası. Sevdiğin ve arzuladığın yalnızca dünya.

Kabir kapısı açık ve ahiret sana doğru gelmekte. En kısa zamanda aklını başına topla, yalnız dünya azığı toplamaktan vazgeç de ahiret azığını toplamakta acele et...



“Önce kendi nefsine nasihat et, kendi nefsini düzelt. Sonra da baskalarina öGüt ver, baskalarini düzeltmeye çalis.

Sana önce kendi nefsinin hususiyetleri, kendi nefsinin ne durumda olduğu lazim. Kendinde islaha muhtaç bir hal var olduğu müddetçe baskalarini düzeltmeye, baskalarina öğüt vermeye kalkisma.

EGer kendinde islaha muhtaç bir hal bulunduğu halde, kendi nefsini birakir da baskalarini islaha kalkisirsan yazik sana! Sen kendin kör isen, bir baskasini elinden tutup bir yere nasil götürebilirsin? Gözleri görmeyen birisinin, baskasini elinden tutup bir yere götürmesi mümkün olmadiği gibi, kendi nefsini islah etmemis birisinin de baskalarini irsad edip Allah’a götürmesi mümkün değildir.

Ancak kendi gözleri gören kisi baskalarini bir yerden bir yere götürebilir. Denize düsen ve yüzme bilmeyen birisini, ancak mahir yüzücü olan birisi kurtarabilir.”

ABDULKADİR GEYLANİ

Muhammed neslinden, Şah-ı Veliden,
Gonca Hüseyin’den, gül Fadime’den,
Zarif ve inceden, nurdan bir beden,
Sultanlar sultanı pir Abdulkadir.
Abidler içinde bir Abdulkadir.

Hasan-el Basri’nin irfan yolundan,
Bağdatlı Cüneyd’in aşkın kolundan,
İrem bağlarının eşsiz balından,
Sultanlar sultanı pir Abdulkadir.
Aşıklar içinde şir Abdulkadir.

Kırklar, Yedilerin sultanı sensin,
Gavslar meclisinin imamı sensin,
İlim deryasının ummânı sensin,
Sultanlar sultanı pir Abdulkadir.
Arifler içinde mir Abdulkadir.

Erenler bezminde dergâh kurulur,
Tüm veliler divanında bulunur,
Hama erlerinden yolun sorulur,
Sultanlar sultanı pir Abdulkadir.
Lütfunla rüyama gir Abdulkadir.
sahinkar1980
Tasavvuf (tarikat)'ın gayesi, dünyadan yüz çevirip her an Hakk’a (CC) yönelmektir. Tasavvuf (tarikat)'ın gayesi, Hakk’ın (CC) rızasını kazanmak için nefisleri temizlemekten, Allah (CC) Hz.leri’nin ve Resulü’nün (SAV) ahlakı ile ahlaklanmaktan ibarettir.
Önceleri Tasavvuf (tarikat)'ın zuhurundan maksat, ahlak'ı güzelleştirmek, nefsi terbiye etmek, salih ameller ve güzel ahlak ile süslenmekti.
Peygamber (SAV) Efendimiz’in: "Ben mekarim-i ahlakı tamamlamak için gönderildim" [1]hadisinden yola çıkarak tasavvufun ulaşmak istediği gayesi, ahlakın kemal mertebesine varmak için Peygamber (SAV) Efendimiz'in gittiği ve gösterdiği yoldan yürüyüp insanlığın kemaline en güzel örnek olan Fahr-i Kainat’ın (SAV) hakiki varisi olmaktır.
Tasavvufta asıl olan, kalbin çeşitli hastalıklardan temizlenerek şifa bulmasını temin etmek ve onu güzel sıfatlarla süslemektir. Allah'a (CC) ulaşmanın yolları, tevbe, muhasebe, havf ve reca gibi kalbi makamlarla; sıdk, ihlas, sabır gibi güzel hasletlerdedir.
Allah (CC) Hz.leri’ne ulaşan yollarda seyretmek, salih müminlerin sıfatıdır. Bu yolu Peygamberler (AS) gösterdi. Onların varisleri olan alim ve Mürşid-i Kamiller de insanları bu yola kılavuzladı.
İslam'da esas olan, tebliğ vazifesinin büyük bir kısmı tarikat uluları tarafından yerine getirilmiştir. Bütün tarikatlerin amacı, insanları tek olan "Tarikat-ı Muhammediyye"ye ulaştırmaktır. Her tarikatın bu yola yöneltme vasıtalarında bazı değişikliklerin olması da tabiidir.
Bütün tarikatler Hakk’ın (CC) hoşnutluğunu kazanmak için çaba göstermiş ve bunu gaye olarak kabul etmiştir. Fakat bu rıza ve mekan, şahıs ve ahval cihetinden çeşitli olabilir.
Tasavvufun "kâl"den ziyade "hâl"e ait bir ilim olduğunu söyleyebiliriz. Tatmak ve sevmek, seyr-ü sülük neticesinde hissedilir. "Tatmayan bilmez" sözü bu hususu belirtmek içindir. Yunusun "ballar balını bulması"da bu demektir.
Tasavvufta gaye Ma’rifetullahtır. Tasavvuf aklın ötesinde keşifle Marifetullah’a ulaştırır. Kalb gözüyle Hakkı hisseden, ilme'l-yakin'den hakka'l-yakin'e ulaşır.


kadiri
ŞEYH HAKKI EFENDİ BUYURDULARKİ:
''insan bir darda kaldığı zaman bir sıkıntı bulaştığı zaman ezan okusun allahın izniyle o sıkıntıdan kurtulur.
Ben göksundan afşine şeyhimi görmeye üç günde giderdim şimdiki gibi ne araba vardı nede doğru düzgün yollar(1945-50 yıllar) vardı her gün bir köyde kalırdım bir kış günü zikir ede ede giderken ayağımı attım çukura düştüm çukur derindi ne yapaçağımı şırmıştım tırmanmayı denedim olmadı bağırdım çağırdım olmadı oturdum düşünüyordum aklıma ezan okumak geldi ezan okumaya başladım ezanı bitirmeden yukardan bir kol uzandı o kola sarıldım beni yukarı çekti ve kurtuldum'' BUYURDULAR.
sahinkar1980
Tarikatları iki kısımda toplamak mümkündür:
1. Yüksek sesle zikir (zikri cehri) yapan tarikatlar: Bu yolda İmam-ı Ali (KV) Hz.leri ve on iki imam vasıtası ile gelmiş ve kıyamete kadar devam edecektir.
2. Sessiz zikir (zikri hafi) yapan tarikatlar: Bu yol, Ebubekir (RA) Hz.leri’nden gelmiş olup mürşidlerinin adına göre isim alıp çeşitli kollara ayrılıp zamanımıza kadar gelmiş ve kıyamete kadar da devam edecektir.
Tarikat: Zikir ile Allah-ü Teala Hz.lerine kavuşma yoludur. Zikir, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ni hatırlamak demektir. Her sözünde ve her işinde O’nun (CC) emirlerine sımsıkı sarılmak, yasaklarından kaçmaktır. İnsanı Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne kavuşturan yollar ikidir;
1. “Nübüvvet yolu”: Peygamberlerin yakınlığı olup insanı aslın aslına ulaştırır.
2. “Velayet Yoludur”: Kutuplar, Evtad ve bütün Evliya hep bu yoldan kavuşmuşlardır. Bu yol sülûk yoludur. Evliyanın cezbeleri de bu yolun cezbeleridir. Bu yoldan kavuşanlar birbirlerine vasıta ve perde olurlar. Bu yoldan vasıl olanların önderi ve en üstünleri ve ötekilere vasıta olanı ilmin kapıcısı İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’dir. Bu yolda gelen feyzlerin kaynağı olur. Resülullah (SAV) Efendimiz’den gelen feyzler marifetler hep O’nun (KV) vasıtası ile gelir. Fatımatüzzehra (RA) Hz.leri ve İmam-ı Hasan (RA) ile İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri bu makamda, İmam-i Ali (KV) Hz.leri ile ortaktırlar. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri dünyaya gelmeden önce de bu makamda idi. Vefat ettikten sonra da bu yolda her veliye gelen feyzler, hidayetler yine O’nun (KV) vasıtası ile gelmektedir. Çünkü kendisi bu yolun en yüksek noktasında bulunuyor. Bu makamın sahibi Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz’den sonra O’dur (KV). O’ndan (KV) yayılan feyzler, İmam-ı Hasan (RA) ve İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri vasıtası ile geldi. Daha Oniki İmam’dan (RA) sağ olanları da vasıta oldular. Bunlardan sonra gelen evliyaya feyzler bu Oniki İmam vasıtası ile geldi.
Abdulkadir- Geylani (KSA) Hz.leri, dünyaya gelip veli oluncaya kadar hep böyle idi. Bu da bu vazifeye kavuştu. Ondan sonra gelen bütün evliyaya Oniki İmam’dan (RA) feyzler ve bereketler, Pir Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri’nin vasıtası ile geldi. Kıyamete kadar böyle devam edecektir. Başka hiç bir veli bu makama kavuşamadı. Bunun içindir ki: “Önceki velilerin güneşleri battı, bizim güneşimiz ufuk üzerinde sonsuz kalacak, hiç batmayacaktır.” buyurmuştur.
Pir Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri’ne Oniki İmam (RA) Efendilerimiz’in vazifeleri verilmiştir. Rüşt ve hidayete vasıta olmuştur. Kıyamete kadar her veliye feyzler O’nun (KSA) vasıtası ile gelecektir. Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri’nin bu vasfından dolayı O’na (KSA) “Gavsul Azam” denilmiştir. [1]

kadiri
ŞEYH HAKKI EFENDİ HZ. BİR GÜN SOHBETLERİNDE BUYURDULAR Kİ:
''MÜMİN HASTA BİR MÜMİNİN ZİYARETİNE GİDERSE ALLAH TEALA(cc)hz O MÜMİNİN HER ADIMINA ON SEVAP YAZAR ON GÜNAHINIDA BAĞIŞLAR'' BUYURDULAR.

ALLAH YAR VEDE YARDIMCINIZ OLSUN
kadiri
ABDULKADİR-İ GEYLANİ HZ. (KS) VASİYETİ


Oğlu Abdurrezzâk'a şöyle vasiyet eyledi:
Ey oğlum! Allahü tealâ bize ve sana ve bütün müslümanlara tevfîk, başarı ve muvaffakiyet ihsân eylesin! Sana Allah'tan korkmanı ve O'na tâat üzere olmanı, dînimizin emir ve yasaklarına riâyet etmeni ve hudûdunu gözetmeni vasiyet ederim.
Ey oğlum! Allah bize, sana ve müslümanlara tevfîk versin! Bizim bu yolumuz, Kitap ve Sünnet üzere bina edilmiştir. Kalbin selâmeti, el açıklığı, cömertlik, cefâ ve ezâya katlanmak ve din kardeşlerinin kusurlarını affetmek üzere kurulmuştur.

Ey oğlum! Sana vasiyet ederim! Derviş yâni Allah adamlarıyla berâber ol. Meşâyıha, tasavvuf büyüklerine hürmeti gözet! Din kardeşlerinle iyi geçin! Küçük ve büyüklere nasîhat üzere ol. Dinden başka şey için kimseye düşmanlık etme!



Ey oğlum! Allah bize ve sana tevfîk versin! Fakirliğin hakîkati, senin gibi olana muhtaç olmaman, zenginliğin hakîkati ise, senin gibi olandan bir şey istememendir. Tasavvuf hâldir, söz değildir, söz ile de ele geçmez. Dervişlerden, Allah'tan başkasına ihtiyaç duymayan birisini görürsen, ona ilim ile değil, rıfk, yumuşaklık, güler yüz ve tatlı söz ile muâmele eyle! Zîrâ ilim onu ürkütür, rıfk, yumuşaklık ise çeker ve yaklaştırır.

Ey oğlum! Zenginlerle sohbetin, görüşmen izzet ile, onlara değer vermeyerek, fakirlerle örüşmen ise, kendine değer vermiyerek olsun.

İhlâs üzere ol! İhlâs, insanların görmesini hâtıra getirmeyip, yaradanın dâimâ gördüğünü unutmamaktır. Sebeplerde Allah’a dil uzatma. Her hâlde Allah’dan gelene râzı ve sükûn üzere ol. Allah adamlarının huzûrunda şu üç sıfat üzere bulun: Alcak gönüllülük, iyi geçinmek ve kötülüklerden arınmış bir kalb. Hakîkî yaşamak, nefsini öldürmenle, nefsinin arzularını, haram ve zararlı isteklerini yerine getirmemenle olur."



kadiri
ŞEYH HAKKI EFENDİ hz buyurdularki:
''(Cemaate karşı)Bizler erkekmiyiz be! KÖROĞLU demişki erkekliğin yüzde doksan dokuzu kaçmaktır.
O halde nefsinizden kaçsanıza şeytandan kaçsanıza günahlardan kaçsanı annenize kardeşlerinize gelince erkeksinizde nefse şeytana karşı niye erkek değilsiniz.''
buyurdular.
sahinkar1980
Hakiki ve kâmil bir mürşid, iman kurtarma noktasında adeta bir can simidi gibidir. Ancak “taklidinden sakınmak” şarttır. Aksi halde imanı kurtarmak bir yana, tehlikeye bile girebilir. Her meslek ve meşrepte olduğu kadar, bu meslekte de akidesi, niyeti bozuk, menfaatçi, sahte veya eğitimi yetersiz, kemale ermemiş olanlar mevcuttur. Fakat sahte olanları kolay ve çabuk fark edilirler. Yeter ki biraz basiret ve feraset olsun.


Dünya üzerinde öyle mübarek zâtlar var ki, Allah onları insanları karanlıktan aydınlığa çıkarsınlar diye hizmetine almıştır.
Onlar insanlığın irşadı için, kurtuluşu için görevlendirilmiş velilerdir. Allah'tan başkası önünde eğilmezler ve O'nun rızasından başka bir şey de talep etmezler.

Onların gayeleri sadece Alemlerin Rabbi Allah'tır. Sözleri O'nu zikirden ibarettir. Güneş gibidirler. İnsanlar için bir ışık, insanlık için bir aydınlık... Yol'dan, Yolumuz'dan haber verirler, rehberlikleri ile önümüzü aydınlatırlar. Hiç bir karşılık talep etmeden, beklemeden...

O aydınlıktan faydalanabilmek için onları bilmek, tanımak, yaptıkları irşadı anlamak gerek. İrşad nedir, mürşid kimdir bilmek gerek.

Dünya hayatının en şerefli ve en değerli işi, gönülleri Hakk'a uyarıp, duygu ve düşünceleri Allah ile buluşturmaktır. Çünkü şuur sahibi bütün varlıkların yaradılış gayesi Allah'ı tanımak ve O'na ibadet etmektir. (Zariyat, 56)

Bu gayeden uzaklaşıldığı an, hayat manasını yitirmiş, imtihan kaybedilmiş, dünya hayatıyla birlikte ebedi hayat da hüsrana uğramış olur.

Muhtelif ayet ve hadislerde işaret edildiği üzere, Allah'ın zikri bütünüyle yeryüzünden kalktığı zaman dünyanın da varlık sebebi ortadan kalkmış ve kıyamet vacip olmuş olur. Demek ki, dünyayı ayakta tutan şey Allah'ın zikridir. İşte insanın yüzünü Hakk'a çevirmekten ibaret olan irşadın değeri, bu yaradılış gayesinden kaynaklanmaktadır.

Böylesine şerefli bir vazifeyi, Allah en seçkin kulları olan peygamberlerine ve onların vârislerine vermiştir. Şayet irşaddan daha değerli ve şerefli bir iş olsaydı, Cenab-ı Hak peygamberlerine o vazifeyi verirdi.

İrşadın manası ve ehemmiyeti

Kelime olarak irşad: Hak ve hakikate, iyiye, doğruya tercüman olmak, Allah yolunu göstermek manalarına gelmektedir. Tasavvufî manasıyla irşad ise: Allah'ı kullarına, kullarını da Allah'a sevdirmektir. Belirli bir eğitimi ve metodu olan bu irşadı, şu şekillerde de tarif edebiliriz:

* Yaratıcısıyla tanışık olmayan ruhları onunla tanıştırmak, Rabbi'yle tanışık olan ruhları da onunla olan münasebetlerinde derinleştirip yükseltmek.

* Potansiyel olarak insanlık kabiliyetine sahip olan insanı, fiilen insan haline sokmak. Diğer bir tabirle “insan-ı kâmil” yapmak.

* İnsanın şer kabiliyetini hayır kabiliyetine çevirmek suretiyle, şeytan ve onun temsil ettiği kötülükleri bertaraf etmek.

* İnsanı iyiliğe, ibadete, güzel ahlâka, salih amele, istikamete… hasılı Rabbi'nin rızasına yöneltmek suretiyle O'na ulaşmasını sağlamak.

sahinkar1980
Mürşidin mana ve keyfiyeti:
İrşad eden, doğru yolu gösteren rehber zata mürşid denir. Allah'ın, doksan dokuz güzel isminden biri de “er-Reşîd” dir (bkz. Hûd Suresi, 87). Reşîd, mürşid anlamına gelmektedir. Çünkü asıl olarak hak ve doğru yolu gösteren, sonsuz rahmet sahibi Allahu Tealâ'dır. Nebileri ve rabbanî alimleri vasıtasıyla insan ve cinleri ilâhi kitabının nurlu beyanlarına davet etmektedir. İnanan-inanmayan herkese merhamet buyurup, onları ebedi azaptan kurtaracak mürşidleri aralarından çıkarmaktadır.

Nitekim, her devirde bu vazifeyi hakkıyla yapabilecek mürşidleri yetiştirmek farz-ı kifayedir. Ayet-i kerimede: “İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir sınıf bulunsun. İşte kurtuluşa eren onlardır.” (Âl-i İmran, 104) buyurulmaktadır.

Tasavvufta kemale ermiş, olgunlaşmış, evliyalık mertebelerinin sonuna ulaşmış, kabiliyeti olanları bu yolda yetiştiren rehber zata mürşid-i kâmil denir.

Umumi manada mürşid-i kâmil, kalp ve kafa izdivacına muvaffak olmuş bir mana kahramanı, hakikat davetçisi ve gönüllere Hak esintilerini duyuran bir peygamber vârisidir. Ulaşmak isteyenle ulaşılacak olan arasında bir köprü mesabesinde olan mürşidin en belirgin vasfı, Hakk'a yakınlıktır. Onun fizikî alem kadar metafizik alemlere de gönül gözü açıktır. O, Allah, insan ve kainat münasebetini kavrayan, varlığın esrarına aşina bir arif, dünya- ahiret bilgileriyle donanmış bir bilgedir. Hak yolcusunun kalbine kendi hususi mazhariyetlerini yansıtan bir velîdir. İşte böylelerinin elinde her zaman kömürler elmasa dönüşmüş, taş ve toprak da altın seviyesine yükselmiştir.

Bu vadide, gavs ve kutuplardan düz nasihatçılara kadar birçok irşad ehlinden bahsetmek mümkündür. Fakat ruhlara insan-ı kâmil olma ufkunu açamayanlara mürşid denemez. Denemez; zira bunların kendileri irşada muhtaçtırlar ve mutlaka terbiye edilmelidirler. Bir atasözümüzde, “Kendi muhtâc-ı himmet bir dede, bilmez ki gayra nasıl himmet ede” denilir.

Vaiz-mürşid farkı

Vaaz ve nasihatle meşgul olanlar, ihlâslı olmak kaydıyla, irşad adına kısmen halka faydalı olabilirler. İlim öğretirler, faydalı ve doğru olanı kitaplardan okuyup anlatabilirler. Bazı konularda hayır ve iyiliğe de sevk ederler. Fakat kendisi kemale ermeyen nefs erbabı bir kimsenin, terbiye ile başkalarını kemale erdirmesi mümkün değildir. Muhataplarını nefs ve şeytanın hilelerinden kurtaramazlar. Hakiki Allah sevgisini veremezler. Terbiye etmeye kalktıklarında, kendilerini de muhataplarını da helâk ederler. Nefs ve şeytanın oyuncağı olurlar. Zaten terbiye ettikleri görülmüş bir şey de değildir. Böylelerinin hali, İmam-ı Gazalî Hazretleri'nin buyurduğu gibi, yakasında akrep olan bir kimsenin boynundaki akrebe aldırış etmeyip, eline aldığı bir yelpazeyle başkalarının burnundaki sineği kovalamasına benzemektedir.

Sıradan bir irşad eriyle Hakk'a yakınlık kazanmış velî bir mürşid arasında, en az yerden Arş'a kadar manevi mesafe vardır. Velîlik mertebesine yeni adım atmış mübarek bir zatla, gavs ve kutup gibi zirvelere tırmanmış Allah dostları arasında da belki bir o kadar mesafe daha vardır.

Onun için gavs ve kutup gibi zatlar hem malumdurlar, yani zahirde beşeriyet mertebesindedirler, hem de meçhuldürler ki, sırları gaybü'l-gaybdedir. Hak'dan başka onlara kimse muttali olamamıştır. Kendi evladından ve müridlerinden çok sayıda velî yetiştiren Aziz Mahmud Hüdayî Hazretleri'nin şeyhi Üftade Hazretleri şöyle demiştir: “Beni, ehil, evlad ve etbadan hiç kimse bilememiştir”

İşte bu gibi kutbiyyetini gavsiyyetle derinleştirmiş bir kâmil, mana atmosferine giren herkese ufkunun boyasını çalar, onları Kur'an ve Sünnet malzemesiyle adeta yeniden inşa eder.

Mürşidlerin makamları

Kâmil bir mürşidin velîlik makamına ulaşması mutlaka gereklidir. Aksi halde velî olmayan bir zatın taliplerine manevi u***** açması bir tarafa, onlara zarar bile verebilir. Velâyet ise, fenafillâh (Allah'da fani olma) makamıyla başlar. Bu, bir nevi yeryüzünden mesela Süreyya yıldızına kadar olan basamakları çıkmak gibidir. Velî bu mesafeyi bazen adımlarıyla, bazen de manevi bir vasıtayla çekilerek çıkar. Sonunda her türlü yön, mesafe ve mekândan münezzeh olan Allah'a vasıl olur.

Vuslata eren bir velînin tevhidi ve dolayısıyla da imanı kemale erer. Nefsanî ahlâkından soyunur. Rahmanî ahlâk ile ahlâklanır. Cenab-ı Hakk'ın tecellilerine mahzar olur. Lâkin bu makamda olan bir kimsenin alemi, şu gördüğümüz fizikî alem değildir. Her ne kadar cismi bu alemde olsa da, ruhu Arş-ı A'lâ ve onun üzerindeki manevi alemlerle alâkadardır. Bulunduğu alemin kayıtlarıyla sınırlıdır. O yüzden vecd ve istiğrak halleri galiptir. Çoğu zaman Allahu Tealâ'nın dışındaki her şeye (mâsivaya) şuurları kapalıdır. Avamdan olan halkla onların dünyası apayrıdır. İşte bunun için fenafillâh makamından bekabillâha dönmeyen bir velîye irşad görevi verilmez.

Bekabillâh, vuslat ile kemale erdikten sonra, bir bakıma çıktığı merdivenlerden geri dönüp, fizikî alemdeki insanların seviyesine inmektir. İrşad vazifesini yerine getirebilmek için bu iniş zaruridir. Zira, velî ile talibin arasında -makam bakımından olmasa da- mertebe açısından bir uçurum olmamalıdır.

Bir velî, Allah'a vuslat yolunda çıkarken ne kadar çok yükselirse, halkın seviyesine inişi de o kadar fazla olur. Aynı şekilde, fizikî aleme doğru ne kadar çok inerse makamı o kadar yüksek, irşadı o denli kuvvetli olur. Çünkü inişi fazla olduğundan mahluklara yakınlığı artar. Böylece kendisinden çokça istifade edilir. Nübüvvetten başka velâyet makamının da sultanı olan Hz. Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz, çıkışta herkesten yukarı, inişte ise herkesten aşağı indi. Bu yüzden onun irşadı bütün peygamberlerden kuvvetli oldu ve bütün insanların peygamberi oldu.

Şu halde fenafillâh ve bekabillâh makamlarına ulaşan bütün mürşidler, prensipte kâmil bir velî olmakla birlikte, aralarında yerle gök kadar mesafe bulunabilmektedir. Aradaki bu fark hiç şüphesiz irşada da yansımaktadır. Ayrıca kutbiyyet ve gavsiyyet makamlarının sultanları ile bu makamda olmayanların ahiretteki şefaatleri her halde bir olmayacaktır. Hatta ehl-i keşfin beyanına göre, Gavs, duasıyla sûfi olmayanların da imdadına yetişir, onların son nefeste imanla kabre girmelerine vesile olur.

Kâmil mürşidlerin sözleri ölmüş kalpleri diriltmek için devadır. Onlar ashab-ı makâl gibi çuvallarla laf etmezler. Pek az ve inci gibi tane tane konuşurlar. Halleri her şeyi anlatmaya kâfidir. Bakışları manevi kalp hastalıklarının şifasıdır. Taş kesilmiş kalpler, onun sevgisine kavuşmakla yumuşak olur. Hadis-i şerifte buyrulduğu üzere: “Görüldükleri zaman Allah hatırlanır.” Cismanî yüzleriyle Allah'ın kullarıyla meşgul olurken, manevi yüzleriyle Allahu Tealâ'ya bağlıdırlar. Dışları halk, içleri Hak iledir. Hadis-i kutside Cenab-ı Mevlâ, “onların gören gözü, tutan eli, işiten kulağı” olduğunu beyan etmektedir. Kim bilir, belki de Hak Tealâ Hazretleri günde kaç kere kalplerinde tecelli edip, “Kalbin nasıl dostum?” diye sormaktadır.

Dolayısıyla böyle bir kalbe girebilmek kadar büyük bir saadet yoktur. Çünkü o kalbe girmek Hz. Rasulullah'ın kalbine girmek ve Allah'ın rızasına nail olmak manasına gelmektedir. Paha biçilmez değerde bir kristale benzeyen o kalbi kırmak ise, şekavetlerin en büyüğüdür. Çünkü bunun manası da yine hadis-i kutside belirtildiği üzere, Allah ile savaşmaktır.
sahinkar1980
Hakiki ve kâmil bir mürşid, iman kurtarma noktasında adeta bir can simidi gibidir. Ancak “taklidinden sakınmak” şarttır. Aksi halde imanı kurtarmak bir yana, tehlikeye bile girebilir. Her meslek ve meşrepte olduğu kadar, bu meslekte de akidesi, niyeti bozuk, menfaatçi, sahte veya eğitimi yetersiz, kemale ermemiş olanlar mevcuttur. Fakat sahte olanları kolay ve çabuk fark edilirler. Yeter ki biraz basiret ve feraset olsun.


Dünya üzerinde öyle mübarek zâtlar var ki, Allah onları insanları karanlıktan aydınlığa çıkarsınlar diye hizmetine almıştır.
Onlar insanlığın irşadı için, kurtuluşu için görevlendirilmiş velilerdir. Allah'tan başkası önünde eğilmezler ve O'nun rızasından başka bir şey de talep etmezler.

Onların gayeleri sadece Alemlerin Rabbi Allah'tır. Sözleri O'nu zikirden ibarettir. Güneş gibidirler. İnsanlar için bir ışık, insanlık için bir aydınlık... Yol'dan, Yolumuz'dan haber verirler, rehberlikleri ile önümüzü aydınlatırlar. Hiç bir karşılık talep etmeden, beklemeden...

O aydınlıktan faydalanabilmek için onları bilmek, tanımak, yaptıkları irşadı anlamak gerek. İrşad nedir, mürşid kimdir bilmek gerek.

Dünya hayatının en şerefli ve en değerli işi, gönülleri Hakk'a uyarıp, duygu ve düşünceleri Allah ile buluşturmaktır. Çünkü şuur sahibi bütün varlıkların yaradılış gayesi Allah'ı tanımak ve O'na ibadet etmektir. (Zariyat, 56)

Bu gayeden uzaklaşıldığı an, hayat manasını yitirmiş, imtihan kaybedilmiş, dünya hayatıyla birlikte ebedi hayat da hüsrana uğramış olur.

Muhtelif ayet ve hadislerde işaret edildiği üzere, Allah'ın zikri bütünüyle yeryüzünden kalktığı zaman dünyanın da varlık sebebi ortadan kalkmış ve kıyamet vacip olmuş olur. Demek ki, dünyayı ayakta tutan şey Allah'ın zikridir. İşte insanın yüzünü Hakk'a çevirmekten ibaret olan irşadın değeri, bu yaradılış gayesinden kaynaklanmaktadır.

Böylesine şerefli bir vazifeyi, Allah en seçkin kulları olan peygamberlerine ve onların vârislerine vermiştir. Şayet irşaddan daha değerli ve şerefli bir iş olsaydı, Cenab-ı Hak peygamberlerine o vazifeyi verirdi.

İrşadın manası ve ehemmiyeti

Kelime olarak irşad: Hak ve hakikate, iyiye, doğruya tercüman olmak, Allah yolunu göstermek manalarına gelmektedir. Tasavvufî manasıyla irşad ise: Allah'ı kullarına, kullarını da Allah'a sevdirmektir. Belirli bir eğitimi ve metodu olan bu irşadı, şu şekillerde de tarif edebiliriz:

* Yaratıcısıyla tanışık olmayan ruhları onunla tanıştırmak, Rabbi'yle tanışık olan ruhları da onunla olan münasebetlerinde derinleştirip yükseltmek.

* Potansiyel olarak insanlık kabiliyetine sahip olan insanı, fiilen insan haline sokmak. Diğer bir tabirle “insan-ı kâmil” yapmak.

* İnsanın şer kabiliyetini hayır kabiliyetine çevirmek suretiyle, şeytan ve onun temsil ettiği kötülükleri bertaraf etmek.

* İnsanı iyiliğe, ibadete, güzel ahlâka, salih amele, istikamete… hasılı Rabbi'nin rızasına yöneltmek suretiyle O'na ulaşmasını sağlamak.


Mürşidin mana ve keyfiyeti:
İrşad eden, doğru yolu gösteren rehber zata mürşid denir. Allah'ın, doksan dokuz güzel isminden biri de “er-Reşîd” dir (bkz. Hûd Suresi, 87). Reşîd, mürşid anlamına gelmektedir. Çünkü asıl olarak hak ve doğru yolu gösteren, sonsuz rahmet sahibi Allahu Tealâ'dır. Nebileri ve rabbanî alimleri vasıtasıyla insan ve cinleri ilâhi kitabının nurlu beyanlarına davet etmektedir. İnanan-inanmayan herkese merhamet buyurup, onları ebedi azaptan kurtaracak mürşidleri aralarından çıkarmaktadır.

Nitekim, her devirde bu vazifeyi hakkıyla yapabilecek mürşidleri yetiştirmek farz-ı kifayedir. Ayet-i kerimede: “İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir sınıf bulunsun. İşte kurtuluşa eren onlardır.” (Âl-i İmran, 104) buyurulmaktadır.

Tasavvufta kemale ermiş, olgunlaşmış, evliyalık mertebelerinin sonuna ulaşmış, kabiliyeti olanları bu yolda yetiştiren rehber zata mürşid-i kâmil denir.

Umumi manada mürşid-i kâmil, kalp ve kafa izdivacına muvaffak olmuş bir mana kahramanı, hakikat davetçisi ve gönüllere Hak esintilerini duyuran bir peygamber vârisidir. Ulaşmak isteyenle ulaşılacak olan arasında bir köprü mesabesinde olan mürşidin en belirgin vasfı, Hakk'a yakınlıktır. Onun fizikî alem kadar metafizik alemlere de gönül gözü açıktır. O, Allah, insan ve kainat münasebetini kavrayan, varlığın esrarına aşina bir arif, dünya- ahiret bilgileriyle donanmış bir bilgedir. Hak yolcusunun kalbine kendi hususi mazhariyetlerini yansıtan bir velîdir. İşte böylelerinin elinde her zaman kömürler elmasa dönüşmüş, taş ve toprak da altın seviyesine yükselmiştir.

Bu vadide, gavs ve kutuplardan düz nasihatçılara kadar birçok irşad ehlinden bahsetmek mümkündür. Fakat ruhlara insan-ı kâmil olma ufkunu açamayanlara mürşid denemez. Denemez; zira bunların kendileri irşada muhtaçtırlar ve mutlaka terbiye edilmelidirler. Bir atasözümüzde, “Kendi muhtâc-ı himmet bir dede, bilmez ki gayra nasıl himmet ede” denilir.

Vaiz-mürşid farkı

Vaaz ve nasihatle meşgul olanlar, ihlâslı olmak kaydıyla, irşad adına kısmen halka faydalı olabilirler. İlim öğretirler, faydalı ve doğru olanı kitaplardan okuyup anlatabilirler. Bazı konularda hayır ve iyiliğe de sevk ederler. Fakat kendisi kemale ermeyen nefs erbabı bir kimsenin, terbiye ile başkalarını kemale erdirmesi mümkün değildir. Muhataplarını nefs ve şeytanın hilelerinden kurtaramazlar. Hakiki Allah sevgisini veremezler. Terbiye etmeye kalktıklarında, kendilerini de muhataplarını da helâk ederler. Nefs ve şeytanın oyuncağı olurlar. Zaten terbiye ettikleri görülmüş bir şey de değildir. Böylelerinin hali, İmam-ı Gazalî Hazretleri'nin buyurduğu gibi, yakasında akrep olan bir kimsenin boynundaki akrebe aldırış etmeyip, eline aldığı bir yelpazeyle başkalarının burnundaki sineği kovalamasına benzemektedir.

Sıradan bir irşad eriyle Hakk'a yakınlık kazanmış velî bir mürşid arasında, en az yerden Arş'a kadar manevi mesafe vardır. Velîlik mertebesine yeni adım atmış mübarek bir zatla, gavs ve kutup gibi zirvelere tırmanmış Allah dostları arasında da belki bir o kadar mesafe daha vardır.

Onun için gavs ve kutup gibi zatlar hem malumdurlar, yani zahirde beşeriyet mertebesindedirler, hem de meçhuldürler ki, sırları gaybü'l-gaybdedir. Hak'dan başka onlara kimse muttali olamamıştır. Kendi evladından ve müridlerinden çok sayıda velî yetiştiren Aziz Mahmud Hüdayî Hazretleri'nin şeyhi Üftade Hazretleri şöyle demiştir: “Beni, ehil, evlad ve etbadan hiç kimse bilememiştir”

İşte bu gibi kutbiyyetini gavsiyyetle derinleştirmiş bir kâmil, mana atmosferine giren herkese ufkunun boyasını çalar, onları Kur'an ve Sünnet malzemesiyle adeta yeniden inşa eder.

Mürşidlerin makamları

Kâmil bir mürşidin velîlik makamına ulaşması mutlaka gereklidir. Aksi halde velî olmayan bir zatın taliplerine manevi u***** açması bir tarafa, onlara zarar bile verebilir. Velâyet ise, fenafillâh (Allah'da fani olma) makamıyla başlar. Bu, bir nevi yeryüzünden mesela Süreyya yıldızına kadar olan basamakları çıkmak gibidir. Velî bu mesafeyi bazen adımlarıyla, bazen de manevi bir vasıtayla çekilerek çıkar. Sonunda her türlü yön, mesafe ve mekândan münezzeh olan Allah'a vasıl olur.

Vuslata eren bir velînin tevhidi ve dolayısıyla da imanı kemale erer. Nefsanî ahlâkından soyunur. Rahmanî ahlâk ile ahlâklanır. Cenab-ı Hakk'ın tecellilerine mahzar olur. Lâkin bu makamda olan bir kimsenin alemi, şu gördüğümüz fizikî alem değildir. Her ne kadar cismi bu alemde olsa da, ruhu Arş-ı A'lâ ve onun üzerindeki manevi alemlerle alâkadardır. Bulunduğu alemin kayıtlarıyla sınırlıdır. O yüzden vecd ve istiğrak halleri galiptir. Çoğu zaman Allahu Tealâ'nın dışındaki her şeye (mâsivaya) şuurları kapalıdır. Avamdan olan halkla onların dünyası apayrıdır. İşte bunun için fenafillâh makamından bekabillâha dönmeyen bir velîye irşad görevi verilmez.

Bekabillâh, vuslat ile kemale erdikten sonra, bir bakıma çıktığı merdivenlerden geri dönüp, fizikî alemdeki insanların seviyesine inmektir. İrşad vazifesini yerine getirebilmek için bu iniş zaruridir. Zira, velî ile talibin arasında -makam bakımından olmasa da- mertebe açısından bir uçurum olmamalıdır.

Bir velî, Allah'a vuslat yolunda çıkarken ne kadar çok yükselirse, halkın seviyesine inişi de o kadar fazla olur. Aynı şekilde, fizikî aleme doğru ne kadar çok inerse makamı o kadar yüksek, irşadı o denli kuvvetli olur. Çünkü inişi fazla olduğundan mahluklara yakınlığı artar. Böylece kendisinden çokça istifade edilir. Nübüvvetten başka velâyet makamının da sultanı olan Hz. Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz, çıkışta herkesten yukarı, inişte ise herkesten aşağı indi. Bu yüzden onun irşadı bütün peygamberlerden kuvvetli oldu ve bütün insanların peygamberi oldu.

Şu halde fenafillâh ve bekabillâh makamlarına ulaşan bütün mürşidler, prensipte kâmil bir velî olmakla birlikte, aralarında yerle gök kadar mesafe bulunabilmektedir. Aradaki bu fark hiç şüphesiz irşada da yansımaktadır. Ayrıca kutbiyyet ve gavsiyyet makamlarının sultanları ile bu makamda olmayanların ahiretteki şefaatleri her halde bir olmayacaktır. Hatta ehl-i keşfin beyanına göre, Gavs, duasıyla sûfi olmayanların da imdadına yetişir, onların son nefeste imanla kabre girmelerine vesile olur.

Kâmil mürşidlerin sözleri ölmüş kalpleri diriltmek için devadır. Onlar ashab-ı makâl gibi çuvallarla laf etmezler. Pek az ve inci gibi tane tane konuşurlar. Halleri her şeyi anlatmaya kâfidir. Bakışları manevi kalp hastalıklarının şifasıdır. Taş kesilmiş kalpler, onun sevgisine kavuşmakla yumuşak olur. Hadis-i şerifte buyrulduğu üzere: “Görüldükleri zaman Allah hatırlanır.” Cismanî yüzleriyle Allah'ın kullarıyla meşgul olurken, manevi yüzleriyle Allahu Tealâ'ya bağlıdırlar. Dışları halk, içleri Hak iledir. Hadis-i kutside Cenab-ı Mevlâ, “onların gören gözü, tutan eli, işiten kulağı” olduğunu beyan etmektedir. Kim bilir, belki de Hak Tealâ Hazretleri günde kaç kere kalplerinde tecelli edip, “Kalbin nasıl dostum?” diye sormaktadır.

Dolayısıyla böyle bir kalbe girebilmek kadar büyük bir saadet yoktur. Çünkü o kalbe girmek Hz. Rasulullah'ın kalbine girmek ve Allah'ın rızasına nail olmak manasına gelmektedir. Paha biçilmez değerde bir kristale benzeyen o kalbi kırmak ise, şekavetlerin en büyüğüdür. Çünkü bunun manası da yine hadis-i kutside belirtildiği üzere, Allah ile savaşmaktır.

Bir mürşide halife olmak

Kâmil mürşidlerin en tatlı ideallerinden biri de kendilerinden daha büyük mürşidler yetiştirmektir. Bunun için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayıp, onların terbiyesi ile meşgul olurlar. Nihayet belirli mertebe ve makamlara ulaşan talip, mürşidinden icazet alarak halife olur. Yani mürşidlik yapmaya ehil bir kimse haline gelir. Bir mürşidin çok sayıda halifesi olabileceği gibi, hiç olmayabilir de.

Genel olarak iki türlü hilâfet şekli vardır. Birincisi işaretle verilen halifelik, ikincisi de zaruretle verilen halifeliktir. İşaretle halifelik, silsiledeki meşayih-ı kiramın mana alemindeki ittifakı ve işaretleriyle verilir. Tabii bu silsilenin başı Hz. Peygamber s.a.v.'dir. Cenab -ı Hak kimi seçtiyse, mürşid ona hilafet verir. Makbul ve üstün olan hilâfet şekli budur. Mürid, bu çeşit hilâfeti geri çeviremez. Kâmil (yetişmiş) ve mükemmil (yetiştirebilen) mürşidlerin halifeleri ekseriyetle böyledir. İstisnaları azdır.

Zaruri halifelik ise, bir ihtiyaç veya maslahata binaen, müridin makamı kemale ermediği halde sadece mürşidin izniyle verilen halifeliktir. Bu tip halifelerin mürşidi hayatta olduğu müddetçe insanlar ondan fayda görür. Eğer kemale ermeden mürşidi vefat ederse, onun işi tehlikeli ve zordur.

Yukarıda anlatılanların dışında, bir de müridler tarafından halife ilan edilen şahıslar vardır ki, bunların gerçekte mürşidlikle bir alakaları yoktur. Umumiyetle herhangi bir halife bırakmayan mürşide bağlı müridler bunu yaparlar. Belki seçtikleri zat çok iyi, muhterem ve hatta velî bir zat olabilir. Ama yukarıda anlatıldığı gibi, mürşidlik başka bir şeydir. Kâmil mürşid tarafından izin verilmedikçe irşadları muteber değildir. Hz. Peygamber s.a.v.'e kadar uzayan bir icazet silsilesinden de mahrumdurlar. Bu gibi zatlar cemaatin önünde hayırlı hizmetler yapan bir ağabey fonksiyonundan öte geçemez. Hakiki terbiye veremez. Başkalarına halifelik izni veremez. Verse de geçerli olmaz. Fenâ ve bekâ mertebelerine ulaşamadığı için, kendilerine rabıta yapılmasına izin veremez, daha doğrusu vermemelidir. Çünkü böyle bir rabıtanın faydası yoktur.

Ders vermek üzere kendilerine vekâlet verilen şahıslara ise vekil denilir. Bazı tasavvufî kollarda bunlara halife diyenler de vardır. Fakat söz konusu zatların mürşidlikle bir alakaları yoktur. Mürşidleri vefat eder ya da vekâletten azlederse, bunların vazifeleri sona erer.

Mürşidlik babadan oğula geçer mi?

Mürşidlik kesinlikle babadan oğula, kardeşten kardeşe, kan bağıyla veya irsiyetle geçen bir vazife değildir. Mürşidlik, ancak amel edip matlup olan mertebelere ulaşan ve ilmi olan salike Allah'ın ihsan ettiği bir görevdir. Bu saadete nail olan, mürşidin oğlu da olabilir, yabancı birisi de...

Fenafillâhtan bekabillâh makamına kim döndü ise, Allah'ın izniyle ona vazife verilir. Dönmeyene irşad izni verilse de, böylelerinin mürşidi hayatta değilse irşad vazifesi yapmamaları daha uygundur.

Kâmil mürşidlerin dikkatle üzerinde durdukları konulardan biri de, bu makamın layık olana verilmesidir. Üftade Hazretleri'nin buyurduğu gibi, yakın çevrede kâmil mürşidlik makamına elverişli hiç kimse kalmasa, dünyanın öbür ucundan layık olan getirilip o makama oturtulur. Tarih boyunca bu hassasiyete sahip olmayanlar kısa zamanda dağılıp gitmişlerdir. Nitekim dergâhların çöküşünü hazırlayan önemli sebeplerden birisi de budur. Geçmişte bazı tasavvufî kollarda, yetişmiş erkek evladı bulunmadığı için beşikteki şehzadeye hilâfet verenler çıkmıştır. Fakat “beşik şeyhliği” diye bir kavramın tarihe geçmesine sebep olan bu kollar, çok sürmeden yok olup gitmiş, isimleri bile unutulmuştur.

Elbette ki gavslık, mücedditlik gibi manevi zirvelerde dolaşan, çevresine feyz, nisbet ve nur saçan büyük imamların ailelerinden büyük zatların çıkmasından daha tabii bir şey yoktur. Hatta bunlardan bazılarının kıyamete kadar devam etmesi beklenir. Mesela mana gözüyle istikbale bakan Gavs-ı Kasravî Hazretleri'nin, kendi aile ocağından yedi tane gavsın çıkacağını müjdelediği rivayet edilir.

Bir mürşidin evlatlarının hepsi birden nazarını Hakk'ın rızasına diker ve bu gaye uğrunda ihlâsla amel ederse, Allahu Tealâ onların sa'y u gayretlerini boşa çıkarmaz. Cenab-ı Hak hem sonsuz merhamet sahibi, hem de âdil-i mutlaktır. Ayet-i kerimede buyurulduğu gibi, kim zerre kadar hayır işlerse onun karşılığını, kim de zerre kadar şer işlerse onun karşılığını görür (Zilzal, 7-8). Şah Abdülkadir Geylânî Hazretleri'nin amelini işleyen, onun makamına ulaşır.

Çoğu kere demircinin oğlu demirci, çiftçinin oğlu çiftçi olduğu gibi, peygamberlerin oğul ve kardeşlerinden peygamber, mürşidin yakınlarından da mürşid çıkmıştır. İbrahim a.s.'ın oğlu İsmail a.s.; Yakup a.s.'ın oğlu Yusuf a.s.; Musa a.s.'ın kardeşi Harun a.s. bunun en güzel örneğidir. Aynı şekilde mürşidlik görevi İmam-ı Rabbanî Hazretleri'nden oğlu Muhammed Masum Hazretlerine, ondan da oğlu Şeyh Seyfüddin Hazretleri'ne intikal etmiş, sonraki silsilede de bunun birçok örnekleri görülmüştür.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Sahte veya yetersiz mürşidler

Hakiki ve kâmil bir mürşid, iman kurtarma noktasında adeta bir can simidi gibidir. Ancak “taklidinden sakınmak” şarttır. Aksi halde imanı kurtarmak bir yana, tehlikeye bile girebilir. Her meslek ve meşrepte olduğu kadar, bu meslekte de akidesi, niyeti bozuk, menfaatçi, sahte veya eğitimi yetersiz, kemale ermemiş olanlar mevcuttur. Fakat sahte olanları kolay ve çabuk fark edilirler. Yeter ki biraz basiret ve feraset olsun.

Sahte mürşidleri ele veren ipuçları genellikle şunlardır:

* Allah'ın emirlerine ve Hz. Rasulullah'ın sünnetine doğru dürüst uymamak. Dinî, şer'î konularda zaaflar göstermek.

* Kur'an ve hadis-i şeriflere ulemanın verdiği manaların dışında yanlış manalar vermek, olmayacak biçimde yorumlamak.

* Kadınlarla karışık bir vaziyette oturup sohbet etmek, onlara el öptürmek veya mahremsiz teke tek görüşmek.

* Sohbet ve toplantılarında rüyaya geniş yer vermek.

* Haksız yere milletin malını yemek, girdiği menfaat ilişkilerinde muhatabına zarar vermek veya aldatmak.

* Sun'î zorlamalarla bir kısım keramet gösterilerinde bulunmak. (Bu tipler bazen istidraç yoluyla insanın kalbinden geçenleri de söyleyebilirler.)

* Kendisinden başka önüne gelen herkese, hatta dindarlık ve salâhiyetiyle tanınan şahıslara bile, kâfir, münafık damgasını vurmak.

* Şeytanın vehim ve vesvesesiyle bir takım hezeyanlarda bulunmak, kendisine vahiy geldiğini vs... söylemek.

* İnsanın gönlüne huzur verecek, Allah'ı hatırlatacak nuranî bir simadan mahrum bulunmak.

Yolu bitirmemiş nakıs mürşide teslim olmak da İmam-ı Rabbanî Hazretleri'nin ifadesiyle öldürücü bir zehirdir. Bir hasta, mütehassıs olmayan, diploması bulunmayan bir hekimin ilacını içerse iyi olmak şöyle dursun, hastalığı artar. İyileşme kabiliyeti de bozulur. O ilaç önce ağrıları durdurabilir. Sinirleri bozduğu, zarar verdiği için ağrı duyulmaz. Fakat bu hal iyilik değil, kötülüktür. Bu hasta hakiki bir hekime giderse, hekim önce o ilacın zararlarını gidermeğe uğraşır. Ondan sonra hastalığı tedaviye başlar.


Her mürşide el verme ki yolunu sarpa uğratır
Mürşidi kâmil olanın gayet yolu âsân imiş...



karuban
sahinkar kardeş,

Bunlar Maraşlı Hakkı Babanın sözleri midir?
sahinkar1980
ALINTI(karuban @ Dec 31 2007, 12:23 AM) *

sahinkar kardeş,

Bunlar Maraşlı Hakkı Babanın sözleri midir?

sayın karuban

bu konulardan çok bahsetti sohbetinde gerçek mürşidin nasıl olacağını gerçek olmayanın nasıl olduğunu.
bize okuyun öğrenin diyor sadece 1 saatlik sohbete dayalı bırakmıyor sahih kitaplardan araştırın diyor.bizde araştırdık bulduk daha geniş birşekilde yer verdik.yanlış anlaşılan birşey varsa söyleyin kontrol edelim varsa bir yanlış düzeltelim.selametle.
karuban
Yok kadeş. Yanlışlık gördüğümden değil Bu sözlerin kaynağını soranlar olabilir.
sahinkar1980
ALINTI(karuban @ Jan 1 2008, 01:27 AM) *

Yok kadeş. Yanlışlık gördüğümden değil Bu sözlerin kaynağını soranlar olabilir.

sayın karuban

konu genel tasavvuf kitaplarından.
pfd_34
ALINTI(kadiri @ Nov 28 2007, 01:06 PM) *

ŞEYH HAKKI EFENDİ HZ. BİR GÜN SOHBETLERİNDE BUYURDULAR Kİ:
''MÜMİN HASTA BİR MÜMİNİN ZİYARETİNE GİDERSE ALLAH TEALA(cc)hz O MÜMİNİN HER ADIMINA ON SEVAP YAZAR ON GÜNAHINIDA BAĞIŞLAR'' BUYURDULAR.

ALLAH YAR VEDE YARDIMCINIZ OLSUN


Ne yalan ben söyleyim bu bilginin kaynağını merak ettim. "Her adıma 10 sevap kazanma ve 10 günahtan kurtulma" sayısal değerler içeren bir bilgi. "Hasta ziyaretine gitmek sevaptır" şekline bir ifade bende merak uyandırmaz çünkü açıkca öyle olduğu bellidir. Ama adım başına sayısal değerler yükleyen bu bilgilerin kaynağını hep merak etmişimdir.

Yardımcı olursanız sevinirim.

Selametle....
kadiri
ALINTI(pfd_34 @ Jan 4 2008, 01:40 PM) *

ALINTI(kadiri @ Nov 28 2007, 01:06 PM) *

ŞEYH HAKKI EFENDİ HZ. BİR GÜN SOHBETLERİNDE BUYURDULAR Kİ:
''MÜMİN HASTA BİR MÜMİNİN ZİYARETİNE GİDERSE ALLAH TEALA(cc)hz O MÜMİNİN HER ADIMINA ON SEVAP YAZAR ON GÜNAHINIDA BAĞIŞLAR'' BUYURDULAR.

ALLAH YAR VEDE YARDIMCINIZ OLSUN


Ne yalan ben söyleyim bu bilginin kaynağını merak ettim. "Her adıma 10 sevap kazanma ve 10 günahtan kurtulma" sayısal değerler içeren bir bilgi. "Hasta ziyaretine gitmek sevaptır" şekline bir ifade bende merak uyandırmaz çünkü açıkca öyle olduğu bellidir. Ama adım başına sayısal değerler yükleyen bu bilgilerin kaynağını hep merak etmişimdir.

Yardımcı olursanız sevinirim.

Selametle....


KARDEŞ ALLAH RAZI OLSUN BİLGİNİN KAYNAĞI MÜRŞİDİM ŞEYH HAKKI EFENDİDİR O MÜBARAK SOHBETLERİNDE SÖYLEDİ BENDE İNSANLAR FAYDALANSIN DİYE YAZDIM.EĞERKİ ÇOK MERAK ETTİYSEN ALLAH DOSTLARI SÖZLERİNİN ARKASINDADIR.BEN BİRDAHA SORAR SANA AYRINTILARI YAZARIM



SELAMETLE..............................
kadiri
ALINTI(pfd_34 @ Jan 4 2008, 01:40 PM) *

ALINTI(kadiri @ Nov 28 2007, 01:06 PM) *

ŞEYH HAKKI EFENDİ HZ. BİR GÜN SOHBETLERİNDE BUYURDULAR Kİ:
''MÜMİN HASTA BİR MÜMİNİN ZİYARETİNE GİDERSE ALLAH TEALA(cc)hz O MÜMİNİN HER ADIMINA ON SEVAP YAZAR ON GÜNAHINIDA BAĞIŞLAR'' BUYURDULAR.

ALLAH YAR VEDE YARDIMCINIZ OLSUN


Ne yalan ben söyleyim bu bilginin kaynağını merak ettim. "Her adıma 10 sevap kazanma ve 10 günahtan kurtulma" sayısal değerler içeren bir bilgi. "Hasta ziyaretine gitmek sevaptır" şekline bir ifade bende merak uyandırmaz çünkü açıkca öyle olduğu bellidir. Ama adım başına sayısal değerler yükleyen bu bilgilerin kaynağını hep merak etmişimdir.

Yardımcı olursanız sevinirim.

Selametle....



KARDEŞ BEN ŞEYH HAKKI EFENDİYLE GÖRÜŞTÜM: ''MÜMİN HASTA BİR MÜMİNİN ZİYARETİNE GİDERSE ALLAH TEALA(cc)hz O MÜMİNİN HER ADIMINA ON SEVAP YAZAR ON GÜNAHINIDA BAĞIŞLAR'' SÖZÜ HADİSİ ŞERİFTİR BUYURDU. KİMDEN RİVAYET EDİLDİĞİNİ VE HANGİ KİTAPDA YAZDIĞINI SORAMADIM ÇÜNKÜ TELOFANLA GÖRÜŞTÜM.


ALLAH YAR VE YARDIMCIN OLSUN
pfd_34
Tamamdır.

Zahmet verdiğim için özür diler, vakit ayırdığınız için de teşekkür ederim.

Selametle...
sahinkar1980
KAMİL MÜRŞİDİN FARKI

Mürşid-i kâmilin diğer insanlardan farkı var mı? Bu fark nereden kaynaklanıyor? Bazı insanlar gerçekten “seçilmiş” olabilir mi? Allah dostu veya mürşid diye tarif edilen bir kimsenin söylendiği gibi olduğunu bilmek mümkün mü?
Manevi terbiye için bir mürşid arayanlara bu sorular sık sık sorulmakta.
Kur’an-ı Kerim’de, “o da bizim gibi bir insan” kıyaslamasına peygamberler de muhatap olmuştur. İnkârcıların “bizim gibi bir insana uymayız” bahanelerinin elbette bununla bir ilgisi yoktur. Kur’an bir anlamda peygamberlerin ilâhlaştırılmasının önüne geçerken, inkârcılar ise o mübarek insanların büyüklüklerinden habersiz oluşlarını bu tür yargılarıyla göstermişlerdir.
Önce şunu belirtelim ki, inkârcıların hepsi aynı seviyede olmadığı gibi, iman edenler de aynı seviyede değildir. Allahu Tealâ insanlar arasından bazılarını seçmiştir. Bunlardan birçoklarını peygamberlikle, bazı kullarını ilim, güzel anlayış, ince kavrayış ve isabetli hüküm verme nimetleri ile süslemiştir. Bazı kullarına mülk, bazı kullarına saltanat vermiştir. Bazı kullarını özel dostluğu için seçmiştir. Bütün bunlar hakikattır; tercih ve taksim Yüce Mevlâ'ya aittir.
Allahu Tealâ, peygamberlerine bile farklı dereceler verdiğini, bazısını diğerlerinden üstün kıldığını belirtiyor (İsra/55). İlâhi huzurda bütün insanlığın temsilcisi, peygamberlerin imamı, Makam-ı Mahmud'un sahibi Efendimiz A.S.’dır.
Bilindiği gibi, peygamber olmak için kulun hiçbir etkisi, tercihi ve tasarrufu yoktur. Ancak, velâyet ve irşad vazifesinde Allahu Tealâ'nın tercihi yanında, kulun gayret ve amelinin bir etkisi, değeri ve gereği vardır. Yani, Allahu Tealâ'ya dost olma yolu herkese açıktır. Belki herkes kâmil mürşid olamaz fakat Yüce Mevlâ'ya dostluktan bir nasibi olabilir.

ÜSTÜNLÜĞÜN GERÇEK ÖLÇÜSÜ

Velâyette ilk nokta imandır. Yüce Allah'a ve 0'nun gönderdiklerine iman eden herkes Allah'ın dostluğu için ilk adımı atmış olur. Bu adımda her mümin ortaktır. Yani her mümin velidir. Ancak bu, veliliğin ilk merhalesidir.
Ariflerin belirttiği gibi, iman dairesine girdikten sonra sonsuz velâyet dereceleri, farklı kulluk makamları, birbirinden güzel manevi haller, bitmez tükenmez ilâhi zevkler ve ilimler mevcuttur. Herkesin Allah katındaki derecesi, değeri ve fazileti değişiktir. Her mümin sahip olduğu ilim, amel, yakîn, teslimiyet, marifet, muhabbet, ibadet, hizmet, edeb ve takva ölçüsünde Allah katında sevilir, O’na yakınlık kazanır, ilâhi huzurda kabul görür. Maddi rızıklar gibi manevi rızıklar da farklıdır. Allahu Tealâ dilediği kullarına bol ikram ve ihsanlarda bulunur. Bir kuluna vermediğini, diğerine verir. Bu ilâhi tercihi şu ayetlerden anlıyoruz:
"Baksana, biz insanların bir kısmını diğerine nasıl üstün kılmışızdır! Elbette ki ahiret, derece ve üstünlük bakımından daha hayırlıdır." (İsra/20)
"Herkes için yapmış olduğu amellerden dolayı farklı dereceler vardır." (Ahkâf/19)
“Allah sanat iman edenleri yükseltir. Kendilerine ilim verilmiş olanları ise, dereceler ile yükseltir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır." (Mücadele/1 I )
Büyük veli Seyyid Abdulkadir Geylanî K.S. de, "velâyet halktan değil, Cenab-ı Hak’tan gelir. Veliliği kullar değil Yüce Allah verir" diyerek, bu işte seçimin Yüce Mevlâ'ya ait olduğunu belirtiyor.
Görülüyor ki müminler içinde ilim, marifet ve takva sahipleri, diğer müminlerden ileridedir. Alim deyince malumat sahibi değil, marifet sahibi akla gelir. Marifet, Yüce Mevlâ'yı gereğince tanımaktır. Marifetin sonucu edep ve ilâhi aşktır. "Kulları içinde Allah'tan ancak alim olanlar korkar." (Fatır/28) ayeti, alimde bulunması gereken en önemli sıfatın edep olduğunu ortaya koymaktadır. "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" (Zümer/9) ayetiyle diğer insanlardan farklı tutulan alimler, dünyaya değil, Yüce Mevlâ'ya gönül veren ilim ehlidir. Arifler, diğer müminlerle imanda ortaktırlar, fakat ilim, edep ve ilâhi aşkta apayrı bir hale ve dereceye sahiptirler. Gerçek alim, ariftir; işi Hakk’ı tarif etmektir. Kâmil mürşid yeryüzünde Allah'ın halifesidir. Gönlünü Allah'a veren alime Rabbanî alim denir. Kâmil mürşid Rabbanî alimdir. O, Allahu Tealâ tarafından seçilmiş ve sevilmiş bir kuldur.

VELİ OLDUĞU BİLİNENLER

Kimin veli olduğunu Allahu Tealâ bilir. Çünkü veliliğin diplomasını Allah verir. Ancak bazı veliler irşadla görevli olduklarından, onlar bellidir. Veli olduklarını, kendileri de bilir, halk da görür.
Bazı müminler Yüce Allah'ı sever. Bunlara "muhib" denir. Bazı müminleri ise Yüce Allah sever, onlara da "mahbub" denir. Mahbub, Allah'ın sevgilisi demektir. Allah sevdiklerinin gönlünü kendisine çekmiş, onu özel olarak terbiye etmiş, nurları ile süslemiş, rahmetiyle desteklemiştir. Mahbub kulları bütün melekler tanır, sever ve desteklerler.
Allahu Tealâ, Kur'an'da müjdelediği gibi (Meryem/96), salih kullarının sevgisini gönüllere yerleştirir, onları insanlara sevdirir. Bu onların edep ve ilâhi aşkına karşılık verilmiş bir hediye ve açık bir keramettir.
Mahbub olan zatların bir kısmı, insanları irşadla görevlendirilir, kendisine hak yolunda imamlık görevi verilir. İcra ettikleri vazife, onların Allah'ın dostu olduğunu gün gibi ortaya koyar. Onlar dilleriyle değil, halleriyle kâmil veli olduklarını ispat ederler.
Arifler derler ki: Allah dostu kâmil mürşidlerin diğer insanlardan en önemli farkı, meclisine giren, yüzünü gören, sözünü işiten kimselere Yüce Allah'ı hatırlatmaları ve kalplerini O'na bağlamalarıdır. Kâmil mürşidlerin bir diğer farkı, heybet ve cazibe sahibi olmalarıdır. Kendilerini gören kimse ister istemez hallerinden etkilenir ve kalbi onların tarafına çekilir.

MÜRŞİDLERİN SIFATLARI 2

Kamil mürşidler, "Ey iman edenler, Allah'tan korkun ve bu hali korumak için sadık kullarımla beraber olun." (Tevbe/119) ayetiyle tarif edilen sadıklardır. Onlar hak yolda rehberlik yaparlar. Kalpleri Allah'a bağlarlar, zayıflamış imanı tazeler, sönmüş sevgiyi canlandırırlar. Bir ömür boyu dini yaşayarak ihya ederler. Onlara müceddid denir. Gerçek müceddid, herşeyini Yüce Allah'a kurban etmiştir. O'nun boyası ile boyanmıştır. Sözü ve işleri ile Yüce Allah'ın şahididir. Kur'an'da böyle kimselere "mukarrabun" makamı tahsis edilmiştir. Mukarrabun’un takvada en önde olduğu belirtilmiştir (Vakıa/11-12). Bu makamdaki kimsenin diğer insanlardan en önemli farkı, içi ve dışıyla Allah adamı olması ve gönlü yanık sadıklara ilâhi aşkı tattırmasıdır.
Kur'an'da ilâhi aşkı ve ahlâkı ayakta tutan bu Rabbanî alimlerin "ulü'l-emr" olduğu bildirilmiştir. Diğer müminlerden de onlara itaat edilmesi istenmiştir. (Nisa/59) Ulü'l-emr, işi üstlenen ve yürüten kimse demektir. Yürütülecek ve görülecek iş Allah'ın işidir. Bu da bütünüyle dindir. Şu halde ulü'l-emr, Allah'ın işini gören, emrini yerine getiren, hizmetini yürüten, dini ihya eden, kulları hakka sevk eden kimsedir.
Kur'an'da Allah'a aşık olanlara "ricalullah" denir. Ricalullah, Allah adamı demektir. Allah adamının en önemli işi zikir, fikir, şükür, hizmet, haya ve ahde vefadır (Nur/37, Ahzab/23).
Kur'an, takvada önde gidenleri pek çok farklı sıfatlarla tanıtmıştır. Sadık, sıddîk, muhsin, muttaki, evliyaullah, ebrar gibi sıfatlar onların ismi gibi zikredilmektedir.
İşte bu sıfatlara sahip olan kimseye gerçek peygamber vârisi denir. Onlar, Efendimiz A.S.’la insanlığa sunulan ilâhi sevgiye, rahmete, ilme ve edebe vâristirler. Rasulullah A.S., bu vârislerin Allah katındaki kıymetini ve diğer insanlardan farkını şöyle belirtir:
"Alimin sırf ibadetle meşgul olan kimseye üstünlüğü, benim sanat en düşük seviyedeki kimseye üstünlüğüm gibidir."
Diğer bir hadiste de bu fazilet şu kıyasla ortaya konur:
"Alimin sırf ibadetle meşgul olan kimseye üstünlüğü, dolunayın diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir." (Tirmizî)
Evet, gece gündüz ilâhi emaneti taşıyan ve Yüce Hakk'ın rızası için yaşayan kâmil mürşidler, taşıdıkları bu ağır yükün kıymeti kadar değerlidirler. Allahu Tealâ onlara yüklediği yük kadar manevi destek, kuvvet, feyiz, nur ve tasarruf yetkisi vermiştir.
Onlar, bütün benlikleri ile gerçek zikri çekmektedirler. Yeryüzünde Allah diyen salihler bulunduğu sürece kıyamet kopmayacağına göre, onlar ilâhi zikir ve edeple hem insanları, hem de yeryüzünü harap olmaktan kurtarmaktadırlar. Bunun için bütün alem onlara minnet borçludur.
Gafil insanlar, bu gerçeğe gözünü kapasa da, yerdeki ve gökteki diğer varlıklar bunun farkındadır. Çünkü Rasulullah A.S. Efendimiz’in belirttiği gibi, Allahu Tealâ sevdiği bir kulunu yerdeki ve gökteki varlıklara tanıtmaktadır. (Buharî, Müslim) Gökteki melekler, yerdeki varlıklar, sudaki balıklar, yuvasındaki karıncalar kendi dillerince onun için dua ve istiğfar etmektedirler. (Ebu Davud, Tirmizî) Bu, onların Allah dostlarına, karşı sevgisi ve teşekkürüdür. Acaba bizler, Yüce Allah'ın huzurunda bütün insanlığı temsil eden, gafiller adına ağlayan ve yalvaran bu yüksek şahsiyetlere neden teşekkür edemiyoruz?
Salih kullar, Rabbanî alimler, ahirette şefaat etme şerefine de sahiptirler. Onların farkı, dünyada olduğu gibi ahirette de görülecektir. Onları Allah için sevenlerin hediyesi Allah'ın dostluğu, rahmeti ve cennetidir. Yüce Rabbimiz mahşerde şöyle buyuracaktır: "Benim rızam için birbirini sevenler nerede? Hiçbir gölgenin bulunmadığı bu günde onlar kendi rahmet imde olacaklar." (Müslim)

MÜRŞİDİ TANIMANIN KOLAY YOLU

Allah aşkını hedefleyen tasavvufu tanımak için tatmak gerekir. Nasıl bir tatlıya uzaktan bakmakla veya sırf tarifini okumakla tadı anlaşılamazsa, manevi halleri tatmak da ona ulaşmakla olur. Ulaşmak, yaklaşmakla başlar. Yaklaşmayan yabancı kalır. Yabancı kalan, o şeyin cahili olur. Bir kimse, hem cahil hem de edebi eksik olursa, onun iyi diye yaptığı çoğu şey bile yıkım ve fesat olur. En kötü cahil ise bildiğini zanneden, fakat gerçekte bilmeyendir. Edepli cahil, edepsiz okumuştan daha kârlıdır. Çünkü edepli olan, susmasını bilir. Susmakta pek çok hayır vardır. Fakat içinde edep olmayan sözde ve işte hiçbir hayır yoktur. Aksine zarar çoktur.
Kâmil mürşidi tanımak için, onunla aynı yolu, edebi, zikri, fikri, hizmeti, ibadeti sevgiyi bir derece paylaşmak gerekir. Mürşide teslim olmayan tabi olmaz. Tabi olmayan, onu lâyıkıyla tanıyamaz. Tanımayan sevmez. Sevmeyen bilmez. Bilmeyen onun hakkında şahitlik edemez. Onlar hakkında bilmeden konuşanlar, övseler de yerseler de haksızlık etmiş olurlar. İkisi de mürşidin hakkını zayi eder. Veliyi tanımadan kötüleyen kimse inkâra, metheden kimse ifrata düşer. İnkâr zulüm, ifrat ziyandır. İkisi de haramdır.

MÜRŞİDİ ÖVMEDE ÖLÇÜ

Müridin işi, mürşidinin hangi makamda olduğunu bilmek değildir. Mürşide makamı mürid değil, Allah verir. Sevgi ve sözünde haddi aşanlar, yüceltmek istedikleri kimseye iltifat edeyim derken ihanet ederler. Hiç kimseye velilerin derecelerini bilmek vazife değildir.
Veliyi sevmek, yolunca gitmek demektir. Sevgi iddia değil, ispat ister. Bir velinin büyük bir kutup olması, kendisine inanmayan veya uymayan kimseyi kurtarmaz. Mürşid kendisine methiyeler yazılmasını değil, Allah için uyulmasını ister. Hz Peygamber A.S.'ın şu ikazları herkesi uyarmak ve dengede tutmak için yeterlidir:
"Hıristiyanların Meryem oğlu İsa'yı batıl yere methettikleri ve ilâh derecesine yükselttikleri gibi, beni yüceltmeye kalkmayın. Ben ancak bir kulum. Bana Allah'ın kulu ve rasulü deyin." (Buharî, Darimî, Ahmed)
"Ey insanlar! Sözünüzü dikkatli söyleyin. Sakın şeytan sizi basit şeylere sevketmesin. Ben, Abdullahın oğlu Muhammed ve Allah'ın rasulüyüm. Vallahi sizin beni Allah'ın yücelttiğinden daha yükseğe çıkarmanızı sevmem." (Ahmed, Nesaî)

KENDİ DİLLERİNDEN ONLARIN HALİ

Büyük veli Hakim et-Tirmizî K.S, irşadla görevli Allah dostlarının çok özel hallerinden bazılarını şöyle anlatır:
"Ehlullahın bir kısmı, en yüksek velâyet derecesine sahip olur. Bu kimse, Allahu Tealâ'nın kendisini özel dostluğuna seçtiği ve bu yolda kullandığı bir kuldur. O devamlı Allah ile beraberdir, O’nun himayesinde hareket eder. Allah ile konuşur, Allah ile görür, Allah ile alır, Allah ile verir. Allahu Tealâ onunla kullarını terbiye eder. Onun nazarı ile ölü kalpleri diriltir, onu vesile ederek halkı kendi yoluna çevirir. Onunla ilâhi ahlâkı ve adaleti ayakta tutar. Bu kimse devamlı Yüce Rabbini sena ve yüceltmekle meşgul olur. Rasulullah A.S. onunla Allah'ın huzurunda övünür, sevinir. Allah onu nefsini görmekten ve kendisine güvenmekten korur. Bu haliyle onun sözü kalpleri Allah'a bağlar. Görülmesi nefislere şifa verir. Onun bir insana teveccühü ve yakınlığı kötü huyları temizler. O herkese fayda veren bir rahmet bulutudur. Hak ile batılın arasını ayırt eder. O sıddıktır, hak adamıdır. Allah'ın has dostudur, ariftir. İlhama mazhardır." (Nevadiru'I-Usul, I, 339)
Böyle bir insana kimin ihtiyacı yoktur?

kadiri
ALINTI(pfd_34 @ Jan 7 2008, 02:20 PM) *

Tamamdır.

Zahmet verdiğim için özür diler, vakit ayırdığınız için de teşekkür ederim.

Selametle...



rabbım razı olsun
rabbım kalbini sevdiklerinin aşkıyla yıkasın
kadiri
Abdülkadir-i Geylan-i (K.S) Hazretleri'nden birkaç öz deyiş


1. İnanmıyan bir gonül, içinde kuş bulunmayan bir kafese benzer.
2. Dilinde olanı kalbin desteklemedikçe hakka dogru bir adım atamazsın.
3. Ya Rabbi! Bizim gönül evimize Hiç çekinmeden gir. çünkü, onun içinde senin derdinden başka kimsecikler yoktur.
4. Bir günah işlediğin zaman Allah'ın (c.c) rahmetinden ümidini kesme. Üzerine surülmüş olan günah kirini tevbe suyu ile yıka.
5. Bizden evvelkilerin günesleri battı. Bizim güneşimiz ebedi olarak gök yüzünün en yüce yerlerinde kalacak, batmayacaktır.
6. Bütün azm-u gayretin yeme, içme, giyme ve evlenme gibi basit şeyler olmasın. çünkü bunlar gaye değil gayeye ulaşmak için vasıtadır.
7. Dört şey kalbinin düzelmesine medar olur:

* 1. Yenilien lokmaya dikkat etmek,
* 2. İbadet için zaman ayırmak,
* 3. Kerameti muhafaza etmek,
* 4. insanı Allah'tan(c.c) alıkoyan şeyleri terketmek.

8. Helal yemek bir nur ise, haram yemek boğucu bir karanlıktır. Hararn yemek kalbi öldür Helal lokrna ise gonlü diriltir.
9. Hiçbir amel ile aldanıp mağrur olma. Çünkü ameller Hatimesiyle (son durumuyla) ölçülür.
10. Dünya denizinde tetik üzere bulun, son derece hassas ol. Çünkü o denizde birçok kimseler boğulup kaybolmuştur.
kadiri
şeyh hakkı efendi buyurdularki:
''peygambrimiz manevi alemde musa(as) konuşurken buyurmuşlarki:benim ümmetimin alimleri peygamberlerin derecesindedir.musa as. dediki olurmu öyle şey bir alim peygamber derecesinde olurmu.peygamberimiz olur dedi ve kanıtlamak için ruhen imam gazali hz ruhunu çağırdı musa as.sor dedi
musa as. soruyor:sen kimin oğlusun
imam gazali:ahmet oğlu mehmet mehmet oğlu kasım.........diye iyice sayıyor musa as osanıyor ve amma uzattın dedi
imam gazali:sen allahla buştuğun vakit sana elindeki asanın ne işe yaradığı sorulmuştu sen aklına ne gelirse saymıştın niye dedi
musa as:ben allah la daha çok konuşmak onunla buluşmak için saymıştım cevabını verdi
imam gazali de:bende allahım peygemberiyle daha çok konuşmak yanında bulunmak için saydım buyurdu
musa as.peygamberimize dönerek ya resulullah doğru söylüyorsun dedi.
Bu basit görünüm sadece metinlerden oluşur. Resim ve Daha Fazla Bilgi Görmek İçin Forumun Normal Haline Geçmeniz GerekmektedirBuraya Tıklayın.
Invision Power Board © 2001-2009 Invision Power Services, Inc.