Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: Demokrasİye Oy Vermeyİn !
Islami Forum - Popüler Forum > İSLAMİFORUM YÖNETİM > .·[ FORUMDAN HABERLER ]·.
Sayfa: 1, 2, 3
asiLDuA


islama Allahın hükümlerine ters hüküm koyarak insanları Allahtan ve Resulden uzaklaştıran zulme sığınıp,Sonra yönetimi kuran bu sistemin ismi demokrasidir.Bu sistemle yönetilen bir ülkede müslümanın oy vermesi caiz değildir.İsterse İSLAMIHARİKA BİR PARTİ OLSUN sizin her bir oyunuz Bu küfür rejime gitmektedir.Ya bu küfür rejime Allahın hükümlerini aşağılayıp,Müslümanı zillet edene Destek olur Yada islam safına girer Küfürden uzak durursunuz.İman inkardan geçer.Batılı inkar edemeyen Küfrü Allahın hükümlerini aciz gören bir düzeni inkar etmeyenler ve hatta destekleyenler,Allahın sadık kulları olamazlar..Bakalım İslam anayasası ne imiş..Hani o korktukları ŞERİAT yani İSLAM buyrun..


1 — Hâkimiyet kayıtsız şartsız Allah'a aittir.

2 — Kanunlar, Kur'an ve Sünnet'e dayanmalıdır; bu iki kaynağa muhalif kanunlar yapılamaz.

3 — Devlet; ülke, dil ve soy gibi beşerî esaslar üzerine değil, İslâm'ın getirdiği ilahi esaslar üzerine kâimdir.

4 — Kitab ve Sünnet'in emir ve yasaklarını icra; ma'rufu emir ve münkeri nehiy temel esasdır.

5 — İslâm kardeşliğini tesis etmek, devletin en önemli görevidir.

6 — Devlet, sınıf ve din farkı gözetmeksizin, zaruri ihtiyaçlarını temin edemeyenlere yardım elini uzatmakla mükellefdir.

7 — Vatandaşlar, fırsat eşitliğine sahiptir ve bütün hak ve hürriyetlerden eşit olarak istifade ederler.

8 — İslâm'ın müsaade ettiği istisnai haller dışında, sözkonusu haklara tecavüz edilemez ve cezalandırmada da şahsîlik prensibi esas alınır.

9 — Meşruiyeti kabul edilen bütün mezhep müntesipleri, mezhep hürriyetinden tam olarak istifade ederler.

10 — Gayr-i müslimler, din ve vicdan hürriyetine sahiptirler; ahval-i şahsiye konusunda isterlerse kendi hukuklarını tatbik edebilirler.

11 — Gayr-i müslimlerle yapılan zimmet andlaşmasına devlet riayet etmekle mükellefdir; 7. maddedeki haklardan bunlar da istifade ederler.

12 — Devlet reisinin müslüman, erkek ve diğer aranan şartlara hâiz birisi olması gerekir.

13 — Devleti yürütme gücünün başı devlet reisidir; ancak yetkilerinin bir kısmını ferdlere yahut kurullara devredebilir.

14 — Devlet reisi, devleti şura usulüne uygun olarak idare etmekle mükelleftir.

15 — Devlet reisi, anayasayı ilga edemez ve istibdad yoluna başvuramaz.

16 — Devlet başkanını seçme hakkına sahip olanlar, azletme hakkına da sahiptirler.

17 — Devlet reisi, medeni haklar açısından diğer vatandaşlar gibidir; kanun dışına çıkamaz.

18 — Devlet ricali de dahil olmak üzere bütün vatandaşlar için tek kanun vardır; bunlan da sadece mahkemeler tatbik eder.

19 — Yargı (kaza) bağımsızdır.

20 — Devlet nizamına aykırı olan, fuhuş ve anarşiyi teşvik eden ve dini tahkir eden yayınlara müsaade edilemez.

21 — Ülkenin vilâyet ve eyâletleri, devletin idarî üniteleridir; kabile, dil ve soya dayalı ünitelere müsaade edilemez.

22 — Anayasanın hiçbir hükmü, Kur'an ve Sünnete aykırı olarak tefsir edilemez.


İslâm milletinin birliği ve bütünlüğü, devletin en önemli gayesidir ve mümkün olan bütün vesilelerle buna gayret etmesi gerekir. (193)

(193) Kur'an, Al-i İmran, 103

Madde 73 —

Dış politika ve devletlerarası münasebetler, hürriyet, adalet, emniyet esasları üzerinde ve sadece hayır gayesi ile beraber bütün insanlığın refahına çalışmaya yönelik olmalıdırç (194)

(194) Kur'an, Bakara, 208; Mümtehine, 8-9

Madde 74 —

İnsanlar arasındaki eşitlik esasına aykırı olan herşeyden müslümanlar uzaktır ve beridir. Devlet, eşitliği bozan şeyleri değiştirmek için elinden geleni yapacaktır, (195)

(195) Kur'an, Hucurât, 13; Tirmizi'nin naklettiğine göre, Hz. Pey. gamber Mekke'nin fetih günü irad ettiği hutbesinde aynen şöyle demektedir : «Ey insanlar! Allah, artık sizden Câhiliye devrinin özelliklerinden olan soy sop ve benzeri şeylerle övünmeyi ve böbürlenmeyi kaldırmıştır.»

Madde 75 —

Yukarda zikredilenlere ilâveten, devletin, İslâmın tesbit ettiği esaslar çerçevesinde başka görevleri de vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:


a — Dünyadaki bütün insanların insanlık hürriyetini muhafaza eylemek.

b — Ezilenlere yardım eli uzatmak ve darda kalanların imdadına yetişmek.

c — Allah'a ibadet edilen yerler demek olan kilise, havra ve mescid gibi bütün ibadet yerlerini himaye etmek. (196)

(196) Kur'an, Bakara, 193; El-Hacc, 38-41; Nisa, 76

Madde 76 —

a — Din ayrılığı sebebiyle savaş yapmak yahut bazı ülke halklarını iktisadî açıdan sömürmek ve onlar üzerinde tahakküm kurmak, gayr-ı meşrû'dur.

b — Dinî, vatani, ezilen ve zulme maruz kalan insanları müdafaa, insan hürriyet ve şerefini himaye yahut insanlığın emniyet ve asayişini muhafaza gayesiyle savaş yapmak meşrû'dur. (197)

(197) Kur'an, Nisa, 74-76; Hz. Peygamber bir hadisinde, sadece ganimet amacıyla savaş yapanları kınamaktadır.

Madde 77 —

İslâm Devleti, milletleri sömürmek ve onların mukadderatına hâkim olmak istiyen güç odaklarına ve paktlara karşı koyacaktır. (198)

(198) Kur'an, Al-i İmran, 28; Enfal, 72-73; Maide, 2

Madde 78 —

Devletin egemenliğini zedeleyecek yahut devletin veya bir başka İslâm Devletinin maslahatına zarar verecek şekilde yabancı ordulara kolaylık sağlamak yahut yabancı askeri politikaları benimsemek caiz değildir. (199)

(199) Kur'an, Al-i İmran, 118-120; Hz. Peygamber bir hadisinde «Dön git, ben bir müşrike yardım edemem.» buyurmuştur.

Madde 79 —

Devletin, akdettiği muahedelere ve ittifaklara uyması bir vecibedir. Hainlik eden yahut ahdini bozan devletlere karşı mütekabiliyet esası uygulanır. (200)

(200) Kur'an, Mâide, l; Enfal, 58


[b]Müslüman Allah'ın hükümleri doğrultusunda yaşamak, O'nun koyduğu hükümler dışında konulan bütün hükümleri reddetmek, İlâhlık taslayan bütün güçleri yok etmek için çalışmakla mükelleftir. Şu bir gerçektir ki, Allah (c.c)'a iman edenler, O'nun yolunda tağutla savaşmak zorundadırlar. Çünkü tağut bir mümin için her şey demek olan imanını çiğnemek, ona hayat hakkı vermemek ve Allah'ın hükümlerini iptal edip, kendi heva ve hevesleri doğrultusunda hükümler koymak amacındadır. Nitekim Allah Teâlâ Kur'an-ı Kerîm'de; "İman edenler Allah yolunda cihat ederler, küfredenler ise tağut yolunda savaşırlar" (en-Nisa, 4/76)

Allahü Teâlâ'nın hükümlerini bir kenara bırakarak, Tağut'un huzurunda muhakeme olmak ve onun hükümlerine boyun eğmek, küfrü tercih etmek demektir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de: "Sana indirilen Kur'an'a ve senden önce indirilen kitaplara iman ettik diye, boş iddialarda bulunanlara bakmaz mısın? Onlar Tagut'un huzurunda muhakeme olmak (hükümlerine boyun eğmek) istiyorlar. Halbuki Tağut'u inkâr etmekle (tekfir etmekle, lânetlemekle) emrolunmuşlardı" (en-Nisa 4/60) buyurulmuştur. Bu ayette Tağut'un hükümlerine boyun eğen ve kalben razı olanların, iman iddialarının boş olduğu ifade edilmektedir. İbn-i Kesir bu ayetin tefsirinde "Allahü Teâlâ Tağut'un hükümlerine kalben teslim olanların iman iddialarını red etmektedir" diyerek, meselenin özüne işaret eder (İbn Kesir, Tefsir, Beyrut 1969, I, 519). Tağutî güçler; Allahu Teâlâ'nın arzında, O'nun hükümlerine karşı tuğyan eden ve insanların üzerinde ilâhlık iddiasında bulunan otoritelerdir.

Günümüzde Allahü Teâlâ'nın indirdiği hükümleri bir kenara bırakarak, "Hakimiyet kayıtsız ve şartsız insanındır" sloganına sarılan ve insanların çoğunun rızasına göre kurulduğu iddia edilen siyasî otoriteler, iktidar haline gelmişlerdir. Bu siyasi otoritelerin Tağut hükmünde olduğu asla unutulmamalıdır. Daha açık bir ifade ile İslâm nizamının dışındaki bütün sistemler "Tağuti" özellikleri taşırlar. [color=#FF6666]Kelime-i Şehadet getiren ve günde beş vakit ezânı dinleyen her mükellef bu mahiyeti asla unutmamalıdır. İnsanları Tağutî güçlere karşı cihada teşvik etmeyen ve bu uğurda gayret sarfetmeyen kimseler ne kadar ilim sahibi olursa olsunlar, kat'iyyen âdil ve müslüman değildirler. Olsa olsa onlar ancak Bel'âm'dırlar. Dolayısıyla onların fetvaları ile amel edilemez.
seçmen olarak seçime katılmanın anlamı , kurulu bulunan demokratik düzeni kabul etmek olarak yorumlanmasa bile, en azından reddetmemek anlamına gelir.


asiLDuA
EDİT NOT:

http://www.islamiforum.com/index.php?showtopic=19442&hl=
TEVHİD
S.A. Mehlikacım

Bugün forumda seni merak ettim.İyisin değil mi? Forumda yazını görmeyince .

Allah için gerçekten de oy vermeyeceğim.Çünki oy vermeyi uygun gördüğüm hiçbir parti veya şahıs yok.En doğrusu vermemek.Sana katılıyorum kardeşim

Selam ve dua ile
NurTalebesi
a.s. ehvenüşşer vardır..Kötüsü geleceğine daaha iyisi gelsin...
TEVHİD
ALINTI(NurTalebesi @ Mar 28 2007, 10:54 PM) *

a.s. ehvenüşşer vardır..Kötüsü geleceğine daaha iyisi gelsin...



S.A. Kardeşim

İyi diye oy verdik.Başımıza neler geldi.Artık kimseye güvenim yok.Bir de vebal aldık.Zaten benim günahlarım ayyuka çıkmış kardeşim. İnsanlar bunlara oy verenin deyip beddua ediyorlar.Artık beddualara muhattap olmamaya karar verdim.

Selam ve dua ile
posteke
Çok bilgili değilim fakat öğrendiğim kadarı ve kendi kanaatime dayanarak şunu söyleyebilirim. Resulullahın (s.a.v) peygamberliğini açıklamasından, devlet olarak savaşa karar verdiği güne kadar izlediği strateji şu idi "çoğalmak". bizimde yapmamız gereken budur diye düşünüyorum. yoksa bende isterim ki; beni yaratanın kuralları benim için en güzel en anlamlı kanunlardır. belki sayı olarak kendimizi çok görebiliriz ama bizlere candan "Allah ve Resulu için" çok ama çok kolay vazgeçebilecek müminler lazım.... crying.gif
asiLDuA
ALINTI(TEVHİD @ Mar 28 2007, 10:19 PM) *

S.A. Mehlikacım

Bugün forumda seni merak ettim.İyisin değil mi? Forumda yazını görmeyince .

Allah için gerçekten de oy vermeyeceğim.Çünki oy vermeyi uygun gördüğüm hiçbir parti veya şahıs yok.En doğrusu vermemek.Sana katılıyorum kardeşim

Selam ve dua ile

tevhidim saol iyiyim smile.gif

AYETLER ap açık dururken Resulun sünnetleride ap açık hala diri durmakta iken iyi olandan bahsetmek akıl işi değildir nurtalebesi.Küfür rejimde ANAYASASI KURAN OLMAYAN HİÇBİR DÜZENDE SEN ŞERİ hükümleri savunamazsın.Dediğin konu NECAŞİ gibi bir ülkede geçerli.Ama burası senin ülken önceden islam bayraktarlığı yapmış şuan islama düşman olan ülken.Bu konumda sen necaşi gibi hükmeden bir yerde yaşamıyorsun.Senin ilahi kanunlarını ezerek kendi düzenini başına getiren bir yerdesin.Hakkın kanunlarına ters ve kendince YASAL SUÇ HELAL HARAM gibi hükümleri koyan rejimler Allahın hükümlerine baş tutmuşken en ala partide olsa BUNU değiştiremez.Partiyle iş olmaz Senin dediğin doğru olsa idi RESULULLAHTA İLKÖNCE KABENİN ANAHTARINI ALIR MEKKENİN BAŞINA GEÇER SONRA KAFİRLERE LAİLAHEİLLALLAH DEDİTTİRDİ.Allah sana hükmüyle hükmetmeyenlere dilinle malınla canınla cihad et diyor.İlkönce onlara uy sonra bana uy demiyor..
TEVHİD
ALINTI(posteke @ Mar 28 2007, 11:15 PM) *

Çok bilgili değilim fakat öğrendiğim kadarı ve kendi kanaatime dayanarak şunu söyleyebilirim. Resulullahın (s.a.v) peygamberliğini açıklamasından, devlet olarak savaşa karar verdiği güne kadar izlediği strateji şu idi "çoğalmak". bizimde yapmamız gereken budur diye düşünüyorum. yoksa bende isterim ki; beni yaratanın kuralları benim için en güzel en anlamlı kanunlardır. belki sayı olarak kendimizi çok görebiliriz ama bizlere candan "Allah ve Resulu için" çok ama çok kolay vazgeçebilecek müminler lazım.... crying.gif



S.A. Kardeşim

Buyurun burdayım

Selam ve dua ile
günes
QUOTE(MehLiKA @ Mar 28 2007, 08:13 PM) *

İnsanları Tağutî güçlere karşı cihada teşvik etmeyen ve bu uğurda gayret sarfetmeyen kimseler ne kadar ilim sahibi olursa olsunlar, kat'iyyen âdil ve müslüman değildirler. Olsa olsa onlar ancak Bel'âm'dırlar. Dolayısıyla onların fetvaları ile amel edilemez.



Bu hükme nereden vardin ki Mehlika.

Bu konuda ehli sünnet alimlere tabi olmak en güzel olanidir.



Mehmet Paksu'nun bu ayetin tevsiri hakkinda yazdigi makalesi:




Mâide Sûresi, 44. ayette geçen; "Allahın indirdiğiyle hükmetmeyenler, kafirlerin ta kendileridir" ayetini nasıl anlamalıyız?

(51) İslamın sosyal hayata bakan yönlerini yanlış değerlendiren bazı kişiler, o yüce dinin bir kısım hüküm ve meselelerine sathi olarak baktıklarından hataya düşmekten kendilerini alamıyorlar. Açmış oldukları bu yanlış çığıra başkalarını da sürüklediklerinden hata genişliyor, neticede zihinlerin karışmasına sebep oluyorlar. İşte bu meselelerden birisi de "Kim Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse, işte onlar kafirlerin ta kendileridir"(l) Mealindeki ayet-i kerimeden çıkarılan hükümdür. Bu ayetin mealinden hareket edenler, İlahi hükümleri tatbik etmeyen kişilerin "kafir" olduklarını, dolayısıyla bunların Müslüman sayılmayacağını söylemektedirler. Gariptir ki, bu ayet-i kerime İslamın ilk yıllarında da tartışmaya konu teşkil etmiş, Hariciye ve İbadiye gibi sapık mezhepler, günah işleyen Müslümanları küfürle itham etmişlerdir. Hatta Hariciler bu ayete dayanarak "Hakem Hadisesinden" dolayı Hz. Ali'yi tekfir etme cüretini bile göstermişlerdir. Halbuki ümmetin cumhuru, imam ve müçtehidleri, onların bu iddialarını çürütmüş ve bir Müslümanın günah işlemesiyle kafir olmayacağını açıklamışlardır.(2)
Bu ayetin tefsirinde Camiu'l Beyan isimli 30 ciltlik tefsirin müellifi İmam Cerir et-Taberi, ayette geçen "küfr"ün islamdan çıkma manasında değil, Allah'ın nimetini inkar, yani nankörlük manasında" olduğunu ve bid'at ehli olan İbadiye grubunun bu ayeti,yönetimi elinde bulunduranların küfrüne delil gösterdiklerini izah eder ve ibni Abbas'tan (r.a.) şöyle bir rivayette bulunur: "Kasden inkar ederek Allah'ın hükümleriyle hükmetmeyen kimseler kafirlerdir. Kabul ettiği halde onunla hükmetmezse zalim veya fasık olur."

Nitekim, hemen bundan sonraki ayetlerde Allah'ın hükmüyle hükmetmeyenlerin zalim ve fasıklar olduğuna dikkat çekilmektedir.Aynı rivayeti İbni Abbas'tan (r.a.) İmam Nesefi de nakletmektedir. İmam Fahrüddin Razi de 32 ciltlik Tefsir-i Kebir isimli eserinde bu ayetin tefsirini yapmakta, Haricilerin bu husustaki görüşlerinin yanlış olduğuna işaret ederek şöyle demektedir: "Bir kimse Allah'ın hükümleriyle hükmetmezse dahi, kalbiyle o hükümlerin doğruluğuna inanırsa kafir olmaz. Zira küfür, hak olan hükümleri kalbiyle inkar ve lisanıyla reddetmektir . Fasık, kalbiyle tasdik ettiği için mü'mindir. İmanla beraber Allah'ın hükümlerinin aksi ile hüküm vermek diğer günahlar kabilindendir. En doğru olan görüş budur." (3)

Kadı Beyzavi ise Allah'ın hükümlerini inkar edip onlara hakaret edenlerin kafir olacaklarım açıklamaktadır. (4) İbni Kesir, bu ayetin Yahudiler hakkında nazil olduğunu ifade ederken,(5) Osmanlı devletinin şeyhül islamlarından olan Ebu's-Suud Efendi, ayette geçen hükmetmemeyi inkar manasında almakta ve "Allah'ın hükümlerini hakir ve basit görerek inkar eden kimse, kim olursa olsun dinden çıkar" demektedir.(6) Diğer çağdaş müfessirler de, ayette geçen "hükmetmeyenler" ifadesinin, "inkar edenler," yani "tasdik etmeyenler" manasına geldiğini söylemektedirler. Konyalı Vehbi Efendi, "Eğer ayetten maksat bu olmasa Kur'an'ın hilafında birşey irtikap edenlerin (işleyenlerin) kafir olmaları lazım gelirdi. Halbuki, hak olduğuna imanla beraber hilafını irtikap küfür değildir ve olamaz" der. "Çünkü, bilumum günahlar Kur'an'ın hilafıdır. Günahtan hali (hiç günahı olmayan) bir fert tasavvur olunamaz. Eğer her günahı irtikap eden kafir olsa, alemde mü'min bulunmamak gerektir."(7) Vehbi Efendi, Ebu's-Suud Efendiye ve Fethul Beyan'a atıfta bulunarak, "Allah'ın inzal ettiği ahkamla [Allah'ın indirdiği hükümlerle> hükmetmemek" hususunda, "istihfaf veya istihlal veya inkar tarıklariyle [bu hükümleri küçük görmek yahut helal saymak veya inkar etmek suretiyle)hilafında hükmün (İlahi hükümlerin aksine hüküm vermenin) küfür olduğunu, ancak bu ahkamın (Allah'ın indirdiği hükümlerin) hak olduğunu tasdik ve ikrarla beraber hilafında hükmün küfür olmadığını belirtir.(8)

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, ayetteki "hükmetmeme"nin, "Onun hakimiyetini tanımamak" durumunda küfre gireceğine işaret eder.(9) Ömer Nasuhi Bilmen de şu izahı getirir: "Bir kimse hükm-ü İlahiyi kalben kabul etmez, onu bile bile lisanen inkar ederse o takdirde kafir olur. Fakat onu kalben tasdik ettiği halde terk eylerse kafir olmaz, günahkar olur." (10) Bilmen, büyük İslam alimi İkrime'den de şu iktibası yapar: "Her kim Allah Teala'nın hükmettiği ile, onu bilerek inkar ettiği halde hükmetmezse kafir olur. Fakat her kim onu ikrar ettiği halde onunla hükmetmezse, o fasıktir, zalimdir, yoksa kafir değildir." (11)

Görüldüğü gibi, bütün müfessirler ayetin tefsirinde görüş birliği içindedir. Hepsi, bir kimse Allah'ın hükümlerini inkar etmediği, onlara hakarette bulunmadığı müddetçe kafir olmayacağı görüşündedir. Nitekim, Bediüzzaman da Münazarat isimli eserinde, bazı kimselerin Kanun-u Esasiyi ve hürriyetin ilanından dolayı idarecileri tekfir ettiklerini belirtmekte ve onların "Allah'ın hükmüyle hükmetmeyenler" ifadesinin "Allah'ın hükmünü tasdik etmeyenler" manasında olduğunu bilmediklerini beyan etmektedir.(12)

O halde, mü'min olarak Ehl-i Sünnet ve Cemaat görüşüne sımsıkı sarılmamız, bid'at ehline iltifat etmememiz gerekir. Büyük imam ve müçtehidlerin tefsir ve izahlarına dikkat edip onlardan istifade etmemiz şarttır. Her hususta olduğu gibi, tekfir meselesinde de bu imamların görüşlerini esas almalıyız. İmam Suyuti'nin "Tekfire yeltenmek, kendini beğenen cahil kişilerin işidir" ikazını da unutmamalıyız.(13)

Kaynaklar
1. Maide Sûresi, 44.
2. et-Tefsirû'l-Kebir
3. et-Tefsirü'l-Kebir, 12:6
4. Tefsir-i Beydavi, 2:295
5. İbni Kesir, 2:61.
6. Tefsir-i Ebu's-Suûd, 3:42.
7. Hülasatü'l-Beyan,3:1231.
8. A g. e.
9. Hak Dini Kur'an Dili, 3:1690.
10. Kur'an-ı Kerimin Türkçe MeaH Alisi ve Tefsiri, 2:772.
11. A. g. e.
12. Münazarat, s. 69.
13. İ'cazü'l-Kur'an, 3:5/7.


hamzayurekli
Uzun Bı radan Sonra Selamun Aleyküm...............

ALINTI
İyi diye oy verdik.Başımıza neler geldi.Artık kimseye güvenim yok


Kardes Ne Tur Bı Kotulugunu Gordunuz Anlayamadım?.....Ya Aynı Ulkede Yasamıyoruz Yada Bırımız Zuzayda blink.gif

Ve Nedense Mutlaka Camur Gelır Calısanlara....

Ben Inanıyorum Ve Guvenıyorum NAsılkı Bugunku Turkıye-Norvec Macında 2-0 yenık oldugumuz halde beraber kalacaklarına hatta Enıstemle Iddaya Bıle Gırmıssem Ve Beraber Kalmsılarsa Ve Inancım Galıp Gelmısse Neden Olmasın...Mademkı Nefes Alıyorum Ozaman Yasıyorum Mu Demem Lazım....

''Sız Nasıl Isenız O Sekıl Yönetılırsınız''

Yuce Rabbıme Bınlerce kez Sukurler edıyorumkı AK-Partı gıbı Bır Partıyle Yonetılecek Kadar ıyımısız...

Hepımız Sunu Bılır Sunu Soylerız >>>HAK GELECEK BATIL ZAİL OLACAK<<< degılmı?...

Ve Rabbımızın Nurunu Tamamlıyacagından Şüphesi Olanlarmı Var.?...

O Halde Su Fanı Dunyada Mutlaka Bırılerıne Guvenmek Zorundayız.Muslumanların en Zayıf Noktası Bırlık Beraberlık ıcınde Olamamalarıdır...

Kı Fazılet Ve Ak Partı Olmak uzere ıkıye ayırdılar Halbukı Bır PArtıde Toplancak Daha Guclu Daha Kuvvetlı Olurduk..Bence...Ve Ben Son Soz Olarak Sunu Soylemek ıstıyorum Arkan Kuvvetlı Olmaz ıse Bu Devırde Cabuk Yıkarlar Adamı.Onun ıcın Tayyıp Reısımız Arkasını Kuvvetlendırmıs Sonra Meydana >Cıkmıs.

Ve Herkez Sıyaset Yapamaz Sekıl -A- Necmettın Erbakan Hoca Efendının Zekasına Kımse Laf Edemez Ama Sıyasete Gelınce Sıfır....

Ben Saygı Deger Necmettın Erbakan Hocamızın Kurbanıyım...Nıye Cunku Ben O Sıralalr Imam Hatıp'te Okumaya Calısıyordum Cunku 2 gunde Bır Ankaradan Denetlemecıler Gelmeye Basladı Turbanlı Hocalalrımız Turbanlarını Cıkararak Ders Vermeye Basladılar Yaa Ne Kadar Kotu Gunlerdı Bu Gunler Bacılarımızı Bas Ortulu Almadılar Okullarına Hatta Cok Kotu Dısıplın Olaylarını Yasamıstım Neyse ...Bunların Hepsı Saygı Deger necmettın Erbakan Hocamızın :[İMAM HATİPLER BİZİM ARKA BAHÇEMİZ] Lafından Sonra Olmustur...Dikkatinizi...

Gecmısımızı Unutmadık Hıc Bır Zaman RECEP TAYYIP ERDOGAN SAYGI DEGER BASBAKANIMIZ Cekırdek'den Yetısmedır...

COK DEGERLI GÜZİDE SEHIRLERIMIZDEN ISTANBUL'da Vazife-i Görevinde Basarılar Ustune Basırılar Kaydederken Övünüyordunuz.... Gururlanıyordunuz...İşte Bızım Partımızın Adamı Bu Sekıl Calısır Dıyordunuz...Sımdı Ne Oldu Fıkırlerınıze?....Kısı Aynı Kısı Calısmalar Aynı Calısma....

Ama İnsan Oglu Bı Inat Ettımı Gormemek için Dürbünle Baksa Gene Görmez Gene Göremez....


He Son Söz Olarak Sunu Belırmek Isterım Bu Benım Zoruma Gıden Gucume Gıden Bı Olaydır....

Mıllı Gazetenın Bu Zaman Kadar Cumhurıyet Halk Partısı Hakkındakı Agır Elıstırılerını Goren Varsa Burda Resım Olarak Koyabılırmı Veya Benım Maıl Adresıme Gondere Bılırmı?...

Cunku Dını Bı Gazete Nasıl Olurda Ulkesı ıcın Dını ıcın Guzel Seyler Yapmaya Calısan Ve Turbanlı Esını Gurula Yanında Basbakan Esı Olarak Gezdıren Ve 5 Vakıt Namazını Kılan bı BASBAKAN Ve Onun Partısı hakkında Bu Kadar AgırElestırı Yapar Anlamıs Degılım...

Elın Gavurununu Bu Kadar Elstırmısmı Bılmıyorum Ve Bız 15 sene onceden berı Mıllı Gazeteye Abone idik ve benHıc Rastlamadım Bu Sekıl Olaylara....Ve Iptal Ettırdım Vakıt Gazetesıne Dewam...Akıt Yane...

Yazıklar Olsun Mıllı Gazeteye Dıyorum Destek Olacakları yerde Kostek Oluyorlar....Bumudur Aynı Safta Savasmak?....Dusmanımın Dusmanjı Dostumdur felsefesı Yapanlar Yarın Yaptıklarıyla Karsılasırlar Unutmamak Lazım......

Tarıh Her Zaman Kısılere Dersını Coook ıyı Vermıstır....


Saygı Ve Selam Üzerinize Olsun Degerli Kardeşlerim.....




asiLDuA
ALINTI(günes @ Mar 29 2007, 01:03 AM) *

ALINTI(MehLiKA @ Mar 28 2007, 08:13 PM) *

İnsanları Tağutî güçlere karşı cihada teşvik etmeyen ve bu uğurda gayret sarfetmeyen kimseler ne kadar ilim sahibi olursa olsunlar, kat'iyyen âdil ve müslüman değildirler. Olsa olsa onlar ancak Bel'âm'dırlar. Dolayısıyla onların fetvaları ile amel edilemez.



Bu hükme nereden vardin ki Mehlika.

Bu konuda ehli sünnet alimlere tabi olmak en güzel olanidir.



Mehmet Paksu'nun bu ayetin tevsiri hakkinda yazdigi makalesi:




Mâide Sûresi, 44. ayette geçen; "Allahın indirdiğiyle hükmetmeyenler, kafirlerin ta kendileridir" ayetini nasıl anlamalıyız?

(51) İslamın sosyal hayata bakan yönlerini yanlış değerlendiren bazı kişiler, o yüce dinin bir kısım hüküm ve meselelerine sathi olarak baktıklarından hataya düşmekten kendilerini alamıyorlar. Açmış oldukları bu yanlış çığıra başkalarını da sürüklediklerinden hata genişliyor, neticede zihinlerin karışmasına sebep oluyorlar. İşte bu meselelerden birisi de "Kim Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse, işte onlar kafirlerin ta kendileridir"(l) Mealindeki ayet-i kerimeden çıkarılan hükümdür. Bu ayetin mealinden hareket edenler, İlahi hükümleri tatbik etmeyen kişilerin "kafir" olduklarını, dolayısıyla bunların Müslüman sayılmayacağını söylemektedirler. Gariptir ki, bu ayet-i kerime İslamın ilk yıllarında da tartışmaya konu teşkil etmiş, Hariciye ve İbadiye gibi sapık mezhepler, günah işleyen Müslümanları küfürle itham etmişlerdir. Hatta Hariciler bu ayete dayanarak "Hakem Hadisesinden" dolayı Hz. Ali'yi tekfir etme cüretini bile göstermişlerdir. Halbuki ümmetin cumhuru, imam ve müçtehidleri, onların bu iddialarını çürütmüş ve bir Müslümanın günah işlemesiyle kafir olmayacağını açıklamışlardır.(2)
Bu ayetin tefsirinde Camiu'l Beyan isimli 30 ciltlik tefsirin müellifi İmam Cerir et-Taberi, ayette geçen "küfr"ün islamdan çıkma manasında değil, Allah'ın nimetini inkar, yani nankörlük manasında" olduğunu ve bid'at ehli olan İbadiye grubunun bu ayeti,yönetimi elinde bulunduranların küfrüne delil gösterdiklerini izah eder ve ibni Abbas'tan (r.a.) şöyle bir rivayette bulunur: "Kasden inkar ederek Allah'ın hükümleriyle hükmetmeyen kimseler kafirlerdir. Kabul ettiği halde onunla hükmetmezse zalim veya fasık olur."

Nitekim, hemen bundan sonraki ayetlerde Allah'ın hükmüyle hükmetmeyenlerin zalim ve fasıklar olduğuna dikkat çekilmektedir.Aynı rivayeti İbni Abbas'tan (r.a.) İmam Nesefi de nakletmektedir. İmam Fahrüddin Razi de 32 ciltlik Tefsir-i Kebir isimli eserinde bu ayetin tefsirini yapmakta, Haricilerin bu husustaki görüşlerinin yanlış olduğuna işaret ederek şöyle demektedir: "Bir kimse Allah'ın hükümleriyle hükmetmezse dahi, kalbiyle o hükümlerin doğruluğuna inanırsa kafir olmaz. Zira küfür, hak olan hükümleri kalbiyle inkar ve lisanıyla reddetmektir . Fasık, kalbiyle tasdik ettiği için mü'mindir. İmanla beraber Allah'ın hükümlerinin aksi ile hüküm vermek diğer günahlar kabilindendir. En doğru olan görüş budur." (3)

Kadı Beyzavi ise Allah'ın hükümlerini inkar edip onlara hakaret edenlerin kafir olacaklarım açıklamaktadır. (4) İbni Kesir, bu ayetin Yahudiler hakkında nazil olduğunu ifade ederken,(5) Osmanlı devletinin şeyhül islamlarından olan Ebu's-Suud Efendi, ayette geçen hükmetmemeyi inkar manasında almakta ve "Allah'ın hükümlerini hakir ve basit görerek inkar eden kimse, kim olursa olsun dinden çıkar" demektedir.(6) Diğer çağdaş müfessirler de, ayette geçen "hükmetmeyenler" ifadesinin, "inkar edenler," yani "tasdik etmeyenler" manasına geldiğini söylemektedirler. Konyalı Vehbi Efendi, "Eğer ayetten maksat bu olmasa Kur'an'ın hilafında birşey irtikap edenlerin (işleyenlerin) kafir olmaları lazım gelirdi. Halbuki, hak olduğuna imanla beraber hilafını irtikap küfür değildir ve olamaz" der. "Çünkü, bilumum günahlar Kur'an'ın hilafıdır. Günahtan hali (hiç günahı olmayan) bir fert tasavvur olunamaz. Eğer her günahı irtikap eden kafir olsa, alemde mü'min bulunmamak gerektir."(7) Vehbi Efendi, Ebu's-Suud Efendiye ve Fethul Beyan'a atıfta bulunarak, "Allah'ın inzal ettiği ahkamla [Allah'ın indirdiği hükümlerle> hükmetmemek" hususunda, "istihfaf veya istihlal veya inkar tarıklariyle [bu hükümleri küçük görmek yahut helal saymak veya inkar etmek suretiyle)hilafında hükmün (İlahi hükümlerin aksine hüküm vermenin) küfür olduğunu, ancak bu ahkamın (Allah'ın indirdiği hükümlerin) hak olduğunu tasdik ve ikrarla beraber hilafında hükmün küfür olmadığını belirtir.(8)

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, ayetteki "hükmetmeme"nin, "Onun hakimiyetini tanımamak" durumunda küfre gireceğine işaret eder.(9) Ömer Nasuhi Bilmen de şu izahı getirir: "Bir kimse hükm-ü İlahiyi kalben kabul etmez, onu bile bile lisanen inkar ederse o takdirde kafir olur. Fakat onu kalben tasdik ettiği halde terk eylerse kafir olmaz, günahkar olur." (10) Bilmen, büyük İslam alimi İkrime'den de şu iktibası yapar: "Her kim Allah Teala'nın hükmettiği ile, onu bilerek inkar ettiği halde hükmetmezse kafir olur. Fakat her kim onu ikrar ettiği halde onunla hükmetmezse, o fasıktir, zalimdir, yoksa kafir değildir." (11)

Görüldüğü gibi, bütün müfessirler ayetin tefsirinde görüş birliği içindedir. Hepsi, bir kimse Allah'ın hükümlerini inkar etmediği, onlara hakarette bulunmadığı müddetçe kafir olmayacağı görüşündedir. Nitekim, Bediüzzaman da Münazarat isimli eserinde, bazı kimselerin Kanun-u Esasiyi ve hürriyetin ilanından dolayı idarecileri tekfir ettiklerini belirtmekte ve onların "Allah'ın hükmüyle hükmetmeyenler" ifadesinin "Allah'ın hükmünü tasdik etmeyenler" manasında olduğunu bilmediklerini beyan etmektedir.(12)

O halde, mü'min olarak Ehl-i Sünnet ve Cemaat görüşüne sımsıkı sarılmamız, bid'at ehline iltifat etmememiz gerekir. Büyük imam ve müçtehidlerin tefsir ve izahlarına dikkat edip onlardan istifade etmemiz şarttır. Her hususta olduğu gibi, tekfir meselesinde de bu imamların görüşlerini esas almalıyız. İmam Suyuti'nin "Tekfire yeltenmek, kendini beğenen cahil kişilerin işidir" ikazını da unutmamalıyız.(13)

Kaynaklar
1. Maide Sûresi, 44.
2. et-Tefsirû'l-Kebir
3. et-Tefsirü'l-Kebir, 12:6
4. Tefsir-i Beydavi, 2:295
5. İbni Kesir, 2:61.
6. Tefsir-i Ebu's-Suûd, 3:42.
7. Hülasatü'l-Beyan,3:1231.
8. A g. e.
9. Hak Dini Kur'an Dili, 3:1690.
10. Kur'an-ı Kerimin Türkçe MeaH Alisi ve Tefsiri, 2:772.
11. A. g. e.
12. Münazarat, s. 69.
13. İ'cazü'l-Kur'an, 3:5/7.

Kendi sunduğun örneklerle kendi yazınla ele veriyorsun.HZ ALİ VE DİĞER SAHABELER KURAN AHKAMIYLA YÖNETTİLER.Yalnış örnekler verip daha sonrada NE GÜZEL BAK YAZINLA DİYORSUNKİ AYETİ YAZIYORSUN ALLAHIN HÜKMÜYLE HÜKMETMEYENLER KAFİRLERİN TA KENDİLERİDİR DİYE...HZ ali mevzusuna benzetmeniz çok abes şuanki rejim kuran ile yönetilmiyorki sen nasıl hz ali olayına benzetirsin neyi kastettiğinin farkında değilsiniz...EHLİ SÜNNETE TABİ OLMAK DEMİŞSİNİZ AÇÇÇ MÜCTEHİD İMAMLARDAN EBU HANİFE İMAM ŞAFİ AHMED BİN HANBEL İMAM MALİKİ NE HÜKÜMLER VERMİŞLER İMAM EBU HANİFE ZİNDANLARA BİLE ATILMIŞTIR KÜFÜR DEVLETİNİ KABUL ETMEDİĞİ İÇİN SEN HANGİ EHLİ SÜNNETTEN BAHSEDİYORSUN..Kuran sana Ne diyor Kuranın kafir dediğine sen kafir diyemeyecek kadar acizmisin KURANIN KAFİR DEDİĞİNE KAFİR demek tekfircilik değildir.O zaman haşa Allahu tealadamı insanları tekfir etti,Mümin münafık fasık ve kafir diye ayırdı.Konuştuğumuz kelimeleri iyi seçelim.Senin iman ettiğin dine göre helal ve haramlar var iken senin iman ettiğin din sana faizi haram kılarken,müslümandan zoraki vergiyi haram kılarken,kafirler ile mücadele etmeyi emrederken,zina yapıldığında ceza vardır diye emrederken bunların tam tersi faiz helal,zina helal,kafirlerde dost diyen bir rejimin hükümleri taguttur.Tagutu desteklemek pahasına YOK EFENDİM O AYET O ZAMANDA ŞÖYLE İNMİŞTİ DİYEREK KURANIN KIYAMETE KADAR GEÇERLİ HÜKÜM OLDUĞUNU UNUTUP TARİH KİTABI YERİNE KOYMAYIN..
Şuan işgal altında bulunan ülkeler sırf ŞERİ DÜZENLE YÖNETİLMESİN diyerek ellerinden geleni müslüman ülkelere yapmaktalar.Onların rejimi demokrasiyi kabul ederlerse onların destek olduğu hükümet kurarlarsa İŞGALDEN vazgeçicekler hiçmi günümüz örneklerindende ders almıyorsunuz.BU REJİM İLKÖNCE İŞGAL EDER SONRA KUKLA YÖNETİM DİKER..NASİLKİ SENİN ÜLKEN ÇANAKKALEDE YİĞİTLERİNİ VERDİ SONRA CİHADDAN GERİ KALANLARLA ÜLKENE İNGİLİZ USULLÜ YAHUDİ LOBİLİ REJİM DİKİLDİYSE ŞUAN IRAKTA,ÇEÇENİSTAN FİLİSTİN SUDAN SOMALİ DEKİ İNSANLARDA SAVAŞMALARININ NEDENİ ONLARIN REJİMİNİ ÜLKELERİNE GETİRMEMEK TANIMAMAKTIR.Biraz iman gözüyle dünyaya bakmanız ümidiyle.
muhammed_talha
İktidara gelmek için; dinin dışında yollar bulan kalabalıkların çoğunu memnun ederek oy almalısınız ki, o zaman da zâten onların partisi, kitle partisi olmayı kabul etmiş olur; dâvâ partisi, idealleri olan bir parti olmaktan çıkarsınız. Öyle ya, egemenliği kalabalıklar tâyin ediyor, siz de bunu kabulleniyorsunuz. Aslında Türkiye vb. yerlerde egemenlik, kayıtsız şartsız paranındır; paranın ve düzensiz düzenin. Halkın değil, egemen güçlerindir, Kemalistlerindir. Kimin olursa olsun, Allah'a âit olmadığı müddetçe biz bu tür egemenliği istememeli, reddetmeliyiz. Kaldı ki, iktidar olsanız, bir düdük çalınınca işiniz bitecek. On iki Eylül'de, daha önceki tüm faâliyetler partiye dayalı olduğundan, düdük çalınınca, senelerce faâl gözükenlerden hiçbir faâliyet çık(a)madı. Her şey, tâğutlar tekrar partiye müsâade edinceye kadar durdu. Sonra, sil baştan. 1960'da Adnan Menderes'lere, 1980'de Süleyman Demirel'lere tahammül edemeyen egemen güçler, rejimin askerleri, size nasıl tahammül edecek, dersiniz?
87. Ve son peygamber, esas örnek ve liderimiz, ki hakkında "Gerçekten Allah'ı, âhiret gününü arzulayanlar ve Allah'ı çok zikredenler için size Allah'ın Rasûlünde (tâkip edeceğiniz) pek güzel örnek vardır." (33/Ahzâb, 21) hükmü bulunan zâtın, bize örnek olması gereken bu konudaki tavırları... Rasûlullah, her türlü düşmanca tavra rağmen açıkça Allah'a kulluğa ve tâğutlara isyana (itaat etmemeye) devam edince, Mekke müşrikleri Hz. Peygamber'le uzlaşma yolları aradılar. Bazı tâvizlerine karşılık bazı tâvizler istiyorlardı. Bu tâvizler arasında "dilersen bir sene sen hükümdar ol ve bizi yönet, bir sene de biz yönetelim" teklifi de vardı. Ama Rasûlullah, tüm bu tekliflere Kur'ân-ı Kerim'den âyetler okuyarak kesin red cevabı veriyordu. Oysa müşrikler "bizim sistemimize dokunma, ama onu gel sen yürüt" diyorlardı. Temelinde şirk ve adâletsizlik olan bir rejimin yönetimi Peygamber'in eline tümüyle veya iki yılda bir geçseydi ne değişirdi ki? Müşrikler de tekliflerinin bilincindeydiler. Çünkü "biz sana uyarsak, yerlerimizden (mevkîlerimizden) hızla çekilip alınacağız." (28/Kasas, 57) diyorlardı. Zâten Rasûlullah'ın amacı da buydu: Hâkimiyet hakkını onlardan almak, taptıkları putları ortadan kaldırmak ve şirkin yerine tevhidi, zulmün yerine İslâm adâletini ikame etmek, yani Kureyş düzenini kökünden yok etmek, darmadağın edip devirmekti. Yine bir defâsında amcası Ebû Tâlib aracılığıyla, müşriklerin, Efendimiz'e teklif ettikleri birkaç husustan biri de "istersen gel, seni başımıza kral yapalım" teklifi idi. Bugünkü siyasîlerin bırakın krallığa, bakanlığa; milletvekilliği teklifine bile nasıl can attıklarını bir düşünelim. Efendimiz ise: "Vallahi, bir elime güneşi, bir elime de ayı verseniz, dâvamdan vazgeçmem" diyordu. Dâvâ hiçbir tâviz ve dünyevî beklentiyi kabul etmiyordu. Efendimiz'in reddettiği anlayış günümüzde "bırakın birkaç sene de biz idare edelim" şeklinde hem de çok harâretli tek taraflı isteklere dönüşmedi mi?
88. Müslümanlardan oy alarak seçilen tüm milletvekilleri: "Atatürk ilkelerine bağlı kalacağına, Cumhuriyet'i koruyacağına, laikliği ve rejimi savunacağına..." yemin etmekte, nâmusu ve şerefi üzerine söz vermektedir. Hem de bu yemine tüm vatandaşları şâhit tutmaktadır düzen, televizyon kanallarından naklen vermektedir bu yemin denilen el-fâzı küfrü. Bir hadisi şerif: "Bir kimse Allah'tan başka bir şey üzerine yemin ederse şirke düşmüş, küfre girmiş olur." (Müslim, Eymân 4; S. Müslim Terc. ve Şerhi, A. Davudoğlu, c. 8, s. 218). Başka bir hadisi şerif de, "yemin ederken, başka şeye dâir niyet etse, niyeti (nasılsa) sağlam olsa, ne olur?" sorusuna cevap veriyor: "Yemin, yemin edenin niyetine göre değil, ettirenin niyetine göre hüküm alır. Senin yeminin arkadaşının seni kendisiyle tasdik ettiği şeye göredir." (Müslim, Eymân 21, hadis no: 1653; Ebû Dâvud, Eymân 8, h. no: 3255). Denilebilir ki, zâten parti tüzüğünde açıkça "Atatürk ilkelerine ve partiler kanununa... bağlı kalınacağına dair yazılı teminat verilmiş değil mi? Bunlar, basit birer formalite olarak değerlendirilebilir mi? 16/Nahl, 106. âyetin hükmü doğrultusunda, küfrün kurumlarına sahip çıkmak, zâlim düzeni güçlendirerek ölüm döşeğindeki rejimin iskeletine kan pompalamak gibi hususlar el-fâzı küfür ve ef'âli küfür kapsamına girer mi, girmez mi?
89. Ya kanun yapmak için toplanılan mekâna ne dersiniz? "Allah size kitabında (Kur'an'da) şunu da indirmiştir: Allah'ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla eğlenildiğini işittiğiniz zaman, o kâfirlerle beraber oturmayın, tâ ki başka söze dalsınlar (başka bir söze geçmedikçe onlarla bir arada oturmayın). Yoksa, orada kalırsanız siz de onlar gibi olursunuz. Şüphe yok ki Allah, münâfıklarla kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır." (4/Nisâ, 140). Ve bu âyetin bir öncesi: "Mü' minleri bırakıp, kâfirleri dost edinen münâfıkları acı bir azap ile müjdele. Şerefi, izzeti kâfirlerin yanında mı arıyorlar? Oysa bütün şeref ve izzet tamâmen Allah'a âittir." (4/Nisâ, 138-139). Müctehid ve fukahâya göre: Meselâ kumar oynanan, bira içilen bir kahvede, içkili lokantada, içen veya oynayanların yanındaki ayrı bir masada bir müslümanın çay içmesi, yemek yemesi (yanında, aynı mecliste haramı görüp önlemeye çalışmadığı için) câiz olmuyor, haram oluyor. Bu, harama rızâ kabul ediliyor. Harama rızâ haram olur; Küfre rızâ ise küfür. Yanındaki masada içilen haram olan bira veya şaraba seyirci olmaktan ne kadar farklıdır "Hüküm (egemenlik, hâkimiyet) ancak (kayıtsız şartsız) Allah'ındır." (12/Yusuf, 40) hükmüne ters bir yazıya devamlı seyirci olmak? Bu oturma yerinde, sık sık dille veya halle Allah'la ve O'nun diniyle, hükümleriyle alay edilmekte değil midir?
90. İslâm'da dünya işi, âhiret işi yoktur. Her şey ibâdet ve cihaddır; ya Allah'a ya da tâğuta kulluk yapılmaktadır her an, her davranışla. Siyâseti ibâdet, ibâdeti siyâset olan bir dindir İslâm. Dini devletten ayırdığınızda devlet dinsiz; devleti dinden ayırdığınızda din, devletsiz ve güçsüz olur. Dinle devlet, etle kemik gibidir. Devlet, vücut ise, din de o vücudun canıdır, ruhudur. Bu ikisini birbirinden ayırmak, insanı/insanlığı katletmektir, cinâyettir. Bugünkü politika ve demokrasi anlayışının bu cinâyette bir katkısı var mıdır? Varsa ne orandadır?
91. Halkı kim daha fazla "oyalıyor", halktan en fazla o "oy alıyor". Demokrasilerde oyun tükenmez. Ver oyunu, gör oyunu. "Oy, oy!" diye halktan rey dilenenler, iş başına geçtiklerinde halkı "of, of!" diye inletirler. Buna rağmen oyun devam eder. Demokrasi sâyesinde insan, ısırıldığı delikten bir değil; on kez ısırılır. Tahterevallidir demokrasi; partilerin biri iner, biri çıkar. Ama bu tahterevallinin üzerine binilip oturulan yerinde gıcırdayan tahta kalas değil; inleyen halk vardır. Hangi doktrin, rejimde hâkimse, onun koyduğu kurallar işlemekte, hâkim gücün çarkının işlemesi için halkın desteğine ihtiyaç duyulduğundan, senaryosu önceden yazılmış oyunda, halka sadece figüran roller verilmektedir. Halkın seçmek mecbûriyetinde olduğu düzenin memurları, isteseler bile hâkim gücün/derin devletin sistemini değiştirme hakkına sahip olmadıklarından, halkı temsîlen seçilenlere düşen iş, mevcut sistemin çarkının başında durmaktan öteye gitmez. Bu olayda halka düşen ise, düzenin bazı yerlerine idareciler tâyin ederek onların suçuna ortak olmaktır. Demokrasi, oy isterken farklı, oy aldıktan sonra farklı; seçilenler açısından bir kimseyi iki ayrı tip, çifte standartlı, sözüyle özü birbirini tutmayan politikacı tip mi oluşturuyor? Demokrasinin oluşturduğu bu politikacı tip hangi sözünde samimi, hangi ifadesi politika icabı söylenmiş söz, hangi sözüyle takıyye yapıyor, belli oluyor mu dersiniz?
92. Düzenin uygulayıcıları olarak kendi önlerine çıkarılan partiler ve isimler arasında bir tercih yapmak, içinde kendine benzeyen bulamadığı için dayatılan adaylardan ehveni şerri tercih etmeye çalışan kimse oyuna getirilmiş olmuyor mu? Halk idaresi diye, halkın inancına, yaşayış ve ahlâkına saldıran düzenin adıdır bu ülkede demokrasi. Başta Kemalizm ve onun ilkeleri olmak üzere, laiklik vb. tabuların bulunduğu düzen, nasıl halkın yönetimi olabilir? Demokrasilerde egemenlik kayıtsız şartsız paranındır, medyanındır, derin devletindir; ama halkın değildir. Halk, rüzgâr ne yönden esiyorsa onun gücüyle savrulan yaprak gibidir. Ulusal ve uluslararası istihbârât örgütleri, kartel ve holding patronları, siyonizm, ağalar, şeyhler, hizmet adı altında devlet rüşvetleri, reklâm, aldatmaya dayalı propaganda, seçim kanunu vb. adla seçim hileleri, büyük partilerin devlet yardımı vb. yollarla avantajları... bütün bunların halkı yönlendirmediğini kim iddia edebilir? Öyleyse, gerçekten halk mı yönetiyor halkı? Öyleyse niye şikâyetleri bitmiyor?
93. Güçlünün hâkim olduğu rejimin adıdır demokrasi. Çağdaş bir masaldan ibarettir. Her ne kadar tersi iddia ediliyor olsa bile, seçenlerin ve hatta seçilenlerin değil; seçtirenlerin ve derindekilerin irâdesi önemlidir. Demokrasi, bir Truva atıdır. Halka, oy vermeme hürriyeti bile vermeyen çağdaş dayatma rejimidir. %51 delinin % 49 akıllıya gâlip getirilmesinin adıdır. Müslümanla kâfirin, mücâhidle İslâm düşmanının, âlimle câhilin, aydınla avamın eşit olduğu adâletsiz rejimin adıdır demokrasi. Demokrasi açısından, oy veren insanlar, eşit olmasına eşittir, ama bazıları daha çok eşittir. Elli bir pirenin kırk dokuz file gâlip getirilmesidir demokrasi. Kazanan ve kaybedenin maçtan önce belli olduğu şikeli bir karşılaşmadır. Hakka rağmen halk idaresi olmasının yanında; aslında halka rağmen egemen çevrelerin halkın inancına ters dayatmalar rejimidir. Teorisiyle pratiği birbirine bu denli ters bir anlayış, başka hiçbir ideolojide bu kadar sırıtmaz. Bu değerlendirmelerin neresi, ne kadar yanlıştır?
94. Kimler parti kurabilir? Partiler kanunu hangi mecbûriyetler getirmektedir? Meselâ İslâm partisi kurulabilir mi? Hani, halkın idaresi idi demokrasi; ya halk İslâm'ı istiyorsa? Buna fırsat vermeden, yolu açmadan halkın isteyip istemediği nasıl belli olacaktır? Kimleri seçebilir vatandaş? Partiler ve adaylar her görüşe açık mıdır? Rejim, Atatürk ilkelerini tâvizsiz uygulamaya çalışır. Gerçekten halk mı istemektedir bu kadar heykeli? Halk Kemalist midir de, halkın yönetimi denilen demokrasi rejiminde yönetim onun ilkelerinin dışına çıkamaz? Halkın inanç ve ibâdetleri, halkın seçtiği yöneticilere ve onların yönettikleri düzene ne kadar yansıyabilmektedir? Halkı etkilemede medyanın, propagandanın ve kaynak olarak paranın gücü nedir?
95. Ve bir düdük öttürülünce halkın irâdesi ne durumlara düşmektedir? Demokrasi, demokrasinin raylarına oturtulmak adına katledilerek demokratik(!) darbeler yapılır her on senede bir. Demokrasiye kimler ve ne adına balans ayarı yapmaktadır? Partileri halka rağmen kim kapatmakta ve kapatmakla tehdit etmektedir? Bunun demokrasi ile neresi bağdaşmaktadır?
96. Kapitalizmin sömürüsünü perdeleyen bir simgedir demokrasi. Demoskratos: Yunanca; Halkın yönetimi anlamına geliyor, yani halkın hâkimiyeti. Batının, demokrasi kavalıyla kolay güdebileceği ülkelerde her konunun demokrasiyle ilişkisi kurulurken, Batı, işine gelmediği yer ve zamanlarda, emir kulları aracılığıyla demokrasiyi askıya alır veya aldırtır, darbeler yaptırılır. Halk seçime katılabilir ama, yönetimi de, rejimi de belirleyip seçebilir mi? Yönetim ve halk ayrımı yok mudur halkın idaresi denilen demokraside? Varsa, bu nasıl halk idaresi olabilir? İslâm'da halkın mı, Hakkın mı hükmü önemlidir?
97. Halk Hakka kul olmalı, O'nun hükmüne teslim olmalıdır. Çünkü,"insanların çoğu bilmezler" (45/Câsiye, 26), "insanların çoğu şükretmezler" (40/Ğâfir, 59), "insanların çoğu nankördür" (25/Furkan, 50) ve "insanların çoğu mü'min değildir, iman etmezler" (40/Ğâfir, 59). O yüzden halkın çoğunluğuna uymak, dalâlettir/sapıklıktır. "Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar zandan başka bir şeye tâbi olmaz, yalandan başka (söz de) söylemezler." (6/En' âm, 116). İnsanların çoğunun bilmediğini, şükretmediğini, akıllarını kullanmadığını, yoldan çıkmışlığını, günah ve haram peşinde koştuklarını, insanların mallarını haksız yere yediklerini, çokluğu ve çoğunluğu ile böbürlenip üstünlük tasladığını, bu yüzden mallarının ve evlâtlarının çokluğu ile övündüklerini, daha çok ve daha zengin oldukları halde kendilerinden önce nice toplulukların yok edildiğini, bütün bunlardan ders almayan insanların yine pek çoğunun yoldan çıktığını Kur'an, sayılamayacak kadar çoklukta ve ısrarla anlatmaktadır. Çokluğun ancak Allah'ı zikredip anmada, şükretmede, kulluk ve ibâdet etmede, takvâda işe yarayan bir şey olduğu da yine Kur'an'da ısrarla üzerinde durulan hakikatler olarak ifade edilmektedir. Çoğunun akılsızlıklarından bahsedilen insanlar, Allah'ın hükümlerine itibar etmeyen, Rab olarak sadece Allah'ı kabullenmek istemeyen kalabalıklardır. Sürüleştirilen, sömürülen, köleleştirilen yığınlardır. Çalışan kafalar, aklı selîm sahipleri, kendilerinin farkına varan kafalardır. Kendinin farkına varanlar, Allah'ın farkına varırlar; Allah ile kendileri arasındaki farkı farkederler. Hadlerini bilirler ve O'na ait olan, olması gereken hâkimiyeti kendi zimmetlerine geçirerek haksızlık edip ilâhlık taslamazlar. "Onların (İnsanların) çoğu zandan başka bir şeye uymaz. Şüphesiz zan, haktan/gerçekten hiçbir şey ifade etmez." (10/Yûnus, 36). Haktan, hakikatten bir şeyin ifadesi olmayan zanna uyanlar, ister çoğunluk, ister azınlık olsun, gerçekten bir şeyin ifadesi olmayana uyduklarına göre akletmiyorlar demek değil midir?
98. Halk, atasözü olarak "nerede çokluk, orada ..." der. Halkın çoğunluğunun dediği demokrasiye göre doğru kabul edileceği için, demokrasi de bu sözün doğruluğunu kabul etmek zorundadır. Öyleyse demokrasi, böyle bir pisliktir. Kendi taraftarları ve ideologları bile, demokrasinin görmezlikten gelinemeyecek zaaflarından haberdardır: "İyi hükümetler arasında demokrasi en kötüsü, fakat kötülerin en iyisidir." (Aristoteles) "Hükümetlerin en iyisi, bize kendimizi yönetmemizi öğreten hükümetlerdir." (Goethe). Demokrasi bir yönetim biçimidir; yönetimleri belirleme biçimi değil! Kendisi bir düzendir; başka düzenlere kapı değil! Davul tutanları seçme işidir; tokmakları değil! Egemen güçler tarafından kuralları belirlenmiş oyundur; oyun kurallarını belirleme işi değil! Demokrasi, kitabına uydurma rejimidir; Kitab'a uyma değil! Demokrasi ile disiplini esas alan rejimler arasındaki fark, önemsizdir: Totaliter rejimlerde kral veya general; "Ben böyle istiyorum!" der; Demokrasi ise, "sen böyle istiyorsun!" der. Aynı coğrafyada yaşayan insanlar olarak hepimiz, aynı geminin yolcuları değil miyiz? Gemide delik açanlar, sadece kendilerini mi batırmış olurlar? Gâfil, hâin, ehil olmayan, güvenilmez (emîn/mü'min olmayan) kaptanın, elindeki bozuk pusula ve yanlış harita ile gemiyi sürmesine rızâ göstermek, demokrasi gereği olsa bile, tüm yolcular için hayatî tehlike değil midir? Kaptan ve tayfaların yanlış rotalarına seyirci kalmak, tüm yolcuların da gitmeleri gereken yere ulaşmalarına engel olmaz mı? Devlet gemisinin sorumlu kaptanı, sadece bu gemiyi yöneten değil; aynı zamanda bu gemiyle yolculuk edenler değil midir?
99. Demokrasiye bazı eleştiriler getirip daha iyi demokrasi için içeriden teklifler demokratik hak ve özgürlük sayılır. Bunlara göre; "demokrasinin bütün kusurları, daha güçlü bir demokrasi tarafından tedâvi edilebilir." Ama demokrasiye temelden radikalce karşı çıkarak İslâm'ı yegâne hak yönetim biçimi görerek bunun gereğini yapmak, gerekli bedeli ödemeyi gerektirmez mi? Hem demokrasiye çatıp hem demokratik tavırla seçimlere katılmak ve seçilenleri onaylamak çelişki ve tutarsızlık değil midir?
hamzayurekli
S.a...

Kardeslerım Talha Ve mehlıka Olaylar Sızın Bıldıgın Gıbı Degılkı....

Islamı Forumun Topıclerınde Yazmak Kadar Kolay Olsaydı Ulkeyı Yonetmk Hertkez Yonetırdı....

Elbette Ilk Bas Cıkarken Mıllete Reklamını Yapacaksın....

Sankı AKP Dusman Yaa Vallaha Anlamıs Degılım Sızlerı.....

Eger Bu Sekıl Dusunuyorsanız Ban ne Olursunuz Sebeblerın ıAnlatın Bende Anlıyayım Yaaa ...
asiLDuA
muhammed talha Sana canı gönülden katılmakta birlikte yazılarını tebrik ediyorum kardeşim.
hamzayurekli
ALINTI
gerekli bedeli ödemeyi gerektirmez mi? Hem demokrasiye çatıp hem demokratik tavırla seçimlere katılmak ve seçilenleri onaylamak çelişki ve tutarsızlık değil midir?


Sence MuslumanlarGereklı Bedelı Odemedılermı.....

Sankı Hapıslerde Yatmadılarmı...?...

ıstanbulda Calısırken neden Bu Kadar Sesınız Cıkmıyordu Yaaa Ben Anlamıyorum....

Bızım ıstegımız aynı sanıyordum demekkı aynı safta degılmısız....

ve Bız Musluman Lıderlerımızı CooK Sewıyoruz Ve Sayıyoru....DualarımızOnlar ıcın Edıyoruz....

Ama Oturdugunuz Yerden Yok Demokrası SOyle Yok Demokrası Boyle Demek Kadar Kolay Bısey VarmıSu Dıunyada....

Ozaman CIkacaksın Gençlık Kollarına Gıreceksın Ugrasackasın Yaptınmı bu Sekıl Olaylar Heeee....


Neyse Ben Fazla Bısey Soylemek ıstemıyorum Suankı Atesınızı Burda degıl Yollarda Dokmenızı Tavsıye Edıyorum....

Benım Oyum Kıymetlı Arkadaslar....Ben oyle %1.5 oy Alacak bı Partıye Oy Veremem Kımse Kusura Bakmasın....

Aynı Dawada % 35 Oy Alacak Olan Bırı varken Hıc Kusura bakmasınlar..... Onun ıcın Bak Sımdı Nası lSaldırtıyorlar Dınımıze ...

Danımarkada Dunya Kadar Olaylar Oluyor Ben Hıc Kımseyı gormedım tepkılı....Peygamberımıze Satasdılar Hatta Ve Hatta Peygamberımız Hakkında PORNO SITE YAPMISLAR......

Ben Hıc Kımseden Duymadım Bu Serefsız Ve Haysıyetsızlere Bu Kadar KonusanlarıHıc Gormedım....

Mehlıka Kardesım Danımarkadakı Olaylara Ne Kadartepkılı ıdınız....

Talha Kardesım Sız Ne Kadar Duyarlısınız Bı Erkek Olarak Cıhad EtmenızGerekırkıen demokrası ılemı ugrasıyorsunuz......

Hadı Ozaman Sıze Hayırlı traşlar Olsuhnj....

muhammed_talha
Hamza yazıyı okuduysan anlatılıyor ama tatmin olmadım dersen daha detayları ile sunabilirim msn'de
hamzayurekli
Her Ne Kadar Selam ıle baslamamıs Olsanızda ben genede Selam Verdıgınızı Husnü Zan Edıyorum Ve Kocaman bı ALEYKÜM SELAM diyorum.....

Birincisi Kişi tanımadığı Kişiler Hakkında Siz Veya Sayın Diye Başlaması Gerektiğini Düşünüyorum...

İkincisi ise ben yanlış bir cümle kullandığımıda Düşünmüyorum.....

Ve Ben Bir Adalet ve Kalkınma Partisi Üyesiyim....

Öncesinde İmam Hatip Lisesi Döneminde Fazilet Partisi Genlik Kolunda Aktif Görevdeydim Hatta Sandık Muhafızlıgı Bile Yapmışlığım Olmustur....

Ama Sonucunda İnandıgım Davanın Pesınde Mutlaka Aktıf Rolllerım Olmustur....

Mimlenmeyi Bile Göze Alarak FDavamın pesınden Kosmusumdur...

Ve Sımdı Adalet ve Kalkınma Partısındeki Liderinden Milletin Vekilene Kadar İnanıyorum....

Ve İnancım Oldugu için Davamın Pesinden Gidiyorum....Veya Gitmek için bi uğraş Sarfediyorum...

Böyle Farumlarda Ahkam Kesmiyorum...Soyle Olmalı Boyle Olmalı Dıyerek ...Bizzat konun ıcerısınde Olmaya ozen Gosterıyorum....

Guruplarımız var Ve Her Hafta bı Yaslıya Yardım etmeye Calısıyoruz....

Ve Her Pazartesı ve Cuma Gunlerı Ders Almak ıcın Hocamızın Etrafında Feyızlenmeye Calısıyoruz...

Ve Hocamız Bızzat Tayyip Beyle Gorustugunu Soyleyıp Ciddi ve Guvenılır Kısıler Ben Inanıyorum Onların Durust Olduklarına Dıyor...

Ve bende Hıc Bır Zaman Koru Korune Bır Seye Baglanan Ve BaglandıgıSeyı Savunan Kısı Degılım....

Dusunurum Tasınırım Gecmısıne Bakarım Ve En Sonunda İSTİŞAREMi Yaparak Ona gore Hareket etmeye calısırım..... HER MÜSLÜMANIN YAPMASI GEREKTİĞİNİ YANİ....

Ve Her Bir Mükellefin BirAdet Oyu Olduğunu Herkez Biliyor....

Ve Şuan Bir Sürü parti Var Ve Bir Tane oyumuz var...Ve AK Partinin Basa Gelmesinin En Buyuk Sebeblerınden Biri İnan İnsanların CokluguArtıkı nDewletın Somurulmesını ıstemıyorlar...

Ve Aynı Anap'ın, Mhp'nin , Dyp'nin,Dsp'nin ,Meclise Giremeyişinin Sebebi Hem AK Partinin yüksek Oy Alması ve Cem Uzanın partinin ykarıda Saymıs Oldugum Partılerın Oyundan Calması(alması) Sebebıyle Gıorememıslerdır....

Yanı Oyumuz Okadar Degerlıkı Heran Hezımetede Ugraya Bılırız Zaferede Ulasabılırız...

Ve RecepTayyıp Eroganın ben Inanclı Olduguna Inanıyorum Ve Guzel Seyler Yaptıgınıda goruyorum Ve Ulkemızı En ıyı Sekılde Refah Sevıyesıne Ulastıracagınıda Inanıyorum ve Guwenıyorum....

Bu Sebebtebn Dolayı Bır Sol Partı Veya Ben Sagcıyım Ben Bacılarımızın Bas Ortusunu Cıkartmıyacagım Onlarta Ozgurluk Getırecegım Dıyerwek halkımız ıKandıran Bı partının Gelmesını ıstemıyorum...i

Adı ustunde Sıyaset onun ıcın ınsanın bı anlık kandırılması 3 sene Cıle CekılmeısDemektır....

Bızler Bılmıyoruz Ama Annelerımız e babalarımız Yag Kuyrukjlarında Tup Kuyruklarında Ne KAdar Bekledıklerını Ne Kadar Cıle Cektıklerını Cok ıyı anlayabılıyorum.....

Ve ben Ulkemızın bundan Sonra gerıye Gıtmesını ıstemıyorum.....

Avrupadan cıkan Bı Teknolojının 1 Sene Sonra Turkıyeye Gelmesını ıstemıyorum....

Yanı 3 Sınıf Insan Muamelesı Gormek ıstemıyorum....

Ve Muslumanların Bı Araya Gelmemek ıcın Caba Gosterdıgınıde Bılıyorum....

Esı nın Kapalı Olmasından utanan Sıkılan ve Onunla Carsıda Pazarda Dolasmaktan Zahatsız Olan Erkeklerıde Aılelerıde Bılıyorum....

Önce Kendımızı Adam Gıbı Musluman Yapalım Sonrasında Ravbbımız Bızım ıcın En Hayırlısını Basımıza Gecırecegınden %100 Emınım....

Konusmam'a Bır Anlamlı Bır Hıkaye ıle Son Vermek ıstıyorum.....

2 Arkadas varmıs Bunlardan bırı Okadar Sefkatlı ve dıgerıde okadar kotu ve zalım bırsıymıs...

ve Gezmek ıcın Yurt Dısına Cıkmıslar Ve Gezıyorlarmıs Bır Gun Carsıda gezerken Bı Ulkede Secımler Varmıs....Ve Secımlerının Kuralıda Suymus Bır Kus'u Havaya Atıyorlarmıs Ve Kus Kımın Kafasına Konarsa o kısı O Ulkenın Yonetıcisı Oluyormus..Ve 2 Arkadasda orada Bulunmuslar Olayın ılgınclıgı onlarıda etkılemıs...Ve Sonra Kusu Atmıslar Havaya Ve Kus ucmus ucmus bu ıkı arkadasdan Zalim olanın basına konmus....

Ve O Arkadasıda Okadar Zalımmıskı Halka Hep Ezıyet Edıyormus...Ve Bır Gun Dıger Arkadası Bunun Yanına Gıtmıs Ve Soyle Demıs :Yaaa!.. Sen ne Bıcım Adamsın gezmek ıcın geldıgın bı ulkede yonetıcı oldun buna sukrtemen lazımken Mılletıne Halkına Ezıyet Edıyorsun...Arkadasıda Aynen Soyle Demıs:Bılırsın Benım Nasıl bırı Oldugumu Ve Bende Bılırım Senın Nasıl Bırı Oldugunu Ve Bızlerı Yaradanda bılıyor bızım nasıl bırı oldugumuzu....

Ve Eger Yuce Rabbımız Bu Ulkenın Rahat Etmesını ısteseydı Kusu Senın Basına Konmasını ısterdı....

Ama Rabbım Kusun Benım Gıbı Zalım Bırın Basına Konmasını ıstedıyse Demekkı Bu Halk Buna Layık Demıs....


Vesselam Allah Azzeve Celle'ye Emanet Olun......
asiLDuA
kişiselliği geçiverin bi zahmet konuya dönün..

Ayrıca bu konu partizanlıkları savunulsun diye yapılmadı AYET VE ULEMANIN GÖRÜŞLERİ YAZILI VE DAHADA İYİ ANLAYASINIZ DİYE VİDEO YAPTIM AMA GEL GÖRKİ SAYGISIZ OLUNCA İNSAN OKUMADAN YAZIYOR...İYİ OKUYAN BİR İNSAN BU KADARDA DEMOKRASİ YANLISI YAZAMAZ...
RuhulhaK
Maide 44 e karşı çıkan mutaassıpların içinde bulundukları vehamete bakalım şimdi :

Maide 44 e göre İslam Ahkâmı ile hükmetmeyenleri illa ki kafirlikten kurtarma girişiminde olan kişiler, haricileri vesarie alakasız örnekleri gösteriyor ve ibn abbastan şöyle bir alıntı yapıyorlar :

ibni Abbas'tan (r.a.) şöyle bir rivayette bulunur: "Kasden inkar ederek Allah'ın hükümleriyle hükmetmeyen kimseler kafirlerdir. Kabul ettiği halde onunla hükmetmezse zalim veya fasık olur."

Sanki fasık ve zalim olmak çok iyi şeylermiş gibi ibn abbasın bu tefsirini kafir aklama kampanyasına alet ediyorlar. Allah'ın inddikleri ile hükmetmeyenler kuran'da hem fasık hem kafir hem zalim olarak nitelendirilmiş, fasık ve zalim kavramları, başka bir çok ayette kafir ile aynı anlama gelecek şekilde kullanılmış ve yine başka ayetlerde kafirlere de fasıklara da itaat edilmemesi gerektiği buyurulmuşken bu inat bu taassup bu domuzdan yana olmacılık nereye kadar ?

Size söylüyorum ehl-i sünnetin hamisi rolüne bürünenlerde sn Güneş... Maide 44 tefsirini eğip bükmeye çalışıp imanınızdan olmayın. Bununla ilgili yakında güzel bir çalışma hazırlayca'm inşallah.
hamzayurekli
Aleyku mSelam Musluman Kardeslerım Selam la Baslamanız Ne Kadar guzel Olurdu....

Selamun Aleykum....

Mehlıka Bacım Senın gıbı Mucahıde Bı bacımın Mucahıd Bı Abısıne Bu Sekıl Sert Cıkması Hos Bı Olay Degıl Sanırım...

Ve Benı Tanımıyorsanız Kendımı Kısa bı Sekılde Tanıtayım....

Turkıyenın Guzıde SehırlerındenEskısehırdeDogdum...İlk Okulu Okudukdan Sonra Hafızlık Gorevımı eda ettıkte nSonra Imam Hatıp Orta kısmını Dısardan Verme Suretı ıle Imam Hatıp Lısesını Icerden Okumak Suretı ıle....Ve Lıse Ilmını Bıtırdıkten Sonra Anadolu Unıversıtesı2. Sınıfdan Yurt Dısına Cıkmam Gerektı Ve 2 Seneye yalkın Kaldıkdan Sonra ve Yurt Dısında Camılerde Hocalık Yapmak Suretı ıle ...Ve Alımızın 3 Erkegı Mevcfut Olup Ve Bu Erkeklerın hepsının HAFIZ olması Ve Ewımızdekı Butun Kısılerın Namazlarını Eda Etmesı Ve Her gECE 1 cUZU eZBERE oKUMAK sURETI ıLE eWIMIZIN NURUNUN eKSIK oLMADIGINI VE bENDE bOYLE nURLU BI eWDE yASADIGIMI BELIRTMEK ISTERIM....

Ve Hıc Bır Zaman Bı Ayetı Bırakın Bır Sahıh Hadısı Inkar edemem vede edemez bır musluman onun ıcın herkez kendıne cekı duzen versın ve Karsıdakı Elestırdıgı kısının Musluman Bı Anadan ve baba tarafından dunyaya geldıgınıunutmasın hee onu unutursa yukarıdakı yazdıklarımı dusunun ınanmıyorsanız fuzulı kardesıme sorunuz....

Ve Benı Dını Konuda Kesınlıkle Yok Inakr ettın fılan falan olmasın....

Ustumdekı blader Yazıların Bana Ise Senı Sıddetle uyarıyorum ben Kesınlıkle Inkar etmedım Sadece Partıler Hakkında Konusuyorum...

Ve Benı Itha metmısınız Ama bakıyorum kendınız benım 15-20 Satırlık Yazımdan Sadece Bı Yerı Almanız Varya Cokk Agır Bı Olay...Sızı Sıddetle Uyarıyorum Ona Gore.....Hakkımı Helal Etmerm Ona Gore....

Ve Bız Burda hepımız Aynı Saftayız Sadece İstişare yapıyoruz Tamammı Bunu kesınlıkle Unutmayalım....

Mehlıka Bacım
ALINTI
AMA GEL GÖRKİ SAYGISIZ OLUNCA İNSAN OKUMADAN YAZIYOR...İYİ OKUYAN BİR İNSAN BU KADARDA DEMOKRASİ YANLISI YAZAMAZ


Bu Yazıyı Yazdıkdan Sonra Nasıl Oldugunu Merak edıyorum gercketen Cunku Aynısını Siz Yapmıssınız....Ama Sız Benım bacımsınız Onun ıcın Ben Sıze Sadece Hakkımdakı dusuncelerınızden Dolayı tesekkur Etmek ıstıyorum....Eyvallah kardes Saygısız da Yaptın ya beni Tesekkurler...Bende Dua edıyordum Sıze Uyarınız ıcın tesekkurler bundan sonra etmem artık...

Ve m-j....

Bu sayfaları Musluman Olmayan Kısılerde Zıyaret Edıyor...

Egerkı bunu Bılerek Yazarsanız Sewınırım...

madide 44 bence bunu herkez anlamayamaz..ve Bırqzcık Kıtabımıza deger verme Anlamında MAİDE SURESİ AYET 44 yazmak parmaklarımı yıpratmıyacagı gıbı fazla vaktımızı almaz sanırım....

VESSELA MALLAH AZZZE VE CELLEYE EMANET OLUN...UNUTMAYIN AYNI SAFDAYIZ...
asiLDuA
hamza sana saygısızsın demedim ne kadarda alıngansın her yazımdan kötü mana çıkartıyosun gördüğün gibi sayfada tek sen değil çok kişi yazmış ama karşı düşüncedekiler ki sende dahil ne videoyu tam izlemişsiniz nede yazılanları tam okumuşsunuz yani onca emek heba olmuş üç günümü verip hazırladım yaa insanlar ne kadar tuhaf ayetleri ulemanın görüşlerini nasıl anlamazsınız ben bundan ne anlarım hamza okumadan yazıyor saygı duymuyor anlarım bunu teksana yazmadım.
ErKaMReaL
Selam, hakikat yolunu izleyip Allah’a ve Resulüne iman edenlerin ve Allah’tan başka İlah olmadığına, O’nun bir ve ortaksız olduğuna ve Muhammed’in O’nun kulu ve Resulü olduğuna şehadet edenlerin üzerine olsun!

Mehlika konu ile alakalı yazdıkların tek kelime ile muhteşem !

Kur'andan haberi olmayan insanların "din" adı altında "ne yapayım büyükler boyle demiş bende koyunum bende boyle diyeyim hatta demekle kalmayayım kan dökene kadar savaşayım" mantığında olduğunu göreceksiniz.Bunlar malesef yaşanan hadiseler.Tevhid'in esasını bilmeyen , namazda okuduğunu Fatiha süresinin mealini bilmeyen bir insandan ne beklenebilir ki ?


Bir insan galatasaray forması giyse ve süreki maçlarını takip etse .Sizde bu kişiyi 10 yıldır görseniz/tanısanız..11.yılın başında yine üzerinde galatasarafın forması olduğu halde kulağınıza eğilip "ben fenerbahçeliyim" dese ne dersiniz ? "Arkadaş senin herşeyin galatasaray , durumun ,giyimin , yaşantın hep bunu gösteriyor ..Nasil oluyorsda fenerbahçeliyim diyebiliyorsun" dersiniz değil mi? Aynen bu şekilde işte ; Kişi münafık , müşrik , fasık sıfatında (Kurandaki sıfatlardan öğreniyoruz) ama gelip diyor ki ben müminim.Bizde bu iki yüzlülüğe ,fesatçılığa , şerefsizliğe karşı o kişileri dine saygısızlık/edepsizlik/hayasızlık yapmasınlar diye uyarıyoruz ...

Ucuzculuğu bir tarafa atip felanın filanın kitaplarından önce sizi yaratan Rabbinizin kitabını bir zahmet okuyun ... Tagut kimdir ? Tagut'a küfür etmeyenlerin durumu nedir bir Kur'an 'a sorun Allah rızası için ... Herkes İSLAM dan bahsediyor ama kimse Kur'an okumuyor ..Bu ne ucuzculuk anlamadım ...

Din ağır geldi insanlara ... Kafasındaki "islam" ile Kur'andaki "islam" ın farkını görenlerden eylesin Rabbimiz bizi.(Ucuzcu bir şekilde yada tekfirci bir şekilde değil elbette) . Bu tür konularda "kendisine hoş gelen" yada "atalarından o kişiye miras kalan ne olduğu belirsiz bilgileri islam zanneden" kişilere rastlıyoruz malesef... Bu insanlara "islam boyle değil" diye izah etmekte ne üzücü ki çok zor hale gelmiş.

Gerçekten de HAK ağırdır fakat tatlıdır ..

Batıl ise hafiftir insanı helak eder...
TEVHİD
Din ağır geldi insanlara ... Kafasındaki "islam" ile Kur'andaki "islam" ın farkını görenlerden eylesin Rabbimiz bizi.(Ucuzcu bir şekilde yada tekfirci bir şekilde değil elbette) . Bu tür konularda "kendisine hoş gelen" yada "atalarından o kişiye miras kalan ne olduğu belirsiz bilgileri islam zanneden" kişilere rastlıyoruz malesef... Bu insanlara "islam boyle değil" diye izah etmekte ne üzücü ki çok zor hale gelmiş.

Gerçekten de HAK ağırdır fakat tatlıdır ..

Batıl ise hafiftir insanı helak eder...

S.A. Kardeşim

Yukarıda senden alıntı yaptığım tüm sözlerin için Allah senden razı olsun.Yalnız bu sözlerine de bir ekleme yapayım müsadenizle. Günümüzde de dini konularda konuşma hakkını gören bazı İlâhiyatçılarımızın ayetleri kafalarına göre yorumlamasından da Allah bizi korusun.Öyle değil mi?

Selam ve dua ile
günes
QUOTE(MehLiKA @ Mar 29 2007, 12:14 PM) *


NE GÜZEL BAK YAZINLA DİYORSUNKİ AYETİ YAZIYORSUN ALLAHIN HÜKMÜYLE HÜKMETMEYENLER KAFİRLERİN TA KENDİLERİDİR DİYE


Yaziyi dikkatlice okudun mu mehlika.

Alimler bu ayetleri nasil aciklamislar.
QUOTE(MehLiKA @ Mar 29 2007, 12:14 PM) *

neyi kastettiğinin farkında değilsiniz...EHLİ SÜNNETE TABİ OLMAK DEMİŞSİNİZ AÇÇÇ MÜCTEHİD İMAMLARDAN EBU HANİFE İMAM ŞAFİ AHMED BİN HANBEL İMAM MALİKİ NE HÜKÜMLER VERMİŞLER İMAM EBU HANİFE ZİNDANLARA BİLE ATILMIŞTIR KÜFÜR DEVLETİNİ KABUL ETMEDİĞİ İÇİN SEN HANGİ EHLİ SÜNNETTEN BAHSEDİYORSUN..


Mehlika ben ne dedigimin farkindayim. Meseleyi ehli sünnet alimlerin ele aldigi gibi almak istiyorsan ben varim. Ehli sünnet derken ben esarileri ve maturidileri kastediyorum tabi ki. Eger bana kisitlanma getirilmezse bu olayi ele alalim.

Ama sen de bana ehli sünnet alimlerinden deliller getireceksin.
günes
Kurtubi'nin (Allah ondan razi olsun) tevsirinden gerekli buldugum yerleri alıntıladım. Kurtubi bu ayeti nasıl tevsir etmis okuyalim:


Allah´ın İndirdiği ile Hukmetmeyenler;


"Kim Allah´ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin tâ ken­dileridir." Diğer âyetlerde de "zalimlerin, fasıkların ta kendileridir" dîye

buyurulmaktadır. Bu âyetlerin hepsi kâfirler hakkında nazil olmuştur. Bu da Müslim´in Sahih´inde el-Berâ yoluyla gelen hadiste sabit olmuştur ki, bu ha­dis daha önceden geçmiş bulunmaktadır.[256] Büyük çoğunluk da bu görüş­tedir.
Müslüman ise, büyük günah işleyecek olsa dahi kâfir olmaz.

Âyet-i kerimede hazf edilmiş ifadelerin bulunduğu da söylenmiştir. Yani, kim Kur´ânı reddetmek suretiyle Rasulün de sözünü inkâr yoluyla Allah´ın indirdiği ile hükmetmeyecek olursa, o kişi kâfirdir. Bunu, İbn Abbas ve Mü-cahid söylemiştir. Bu açıklamaya göre âyet umumidir.

îbn Mes´ud ve el-Hasen der ki: Bu âyet-i kerime ister müslüman, ister yahudi, ister katır olsun Allah´ın indirdiğiyle hükmetmeyen herkes hakkında umumidir. Yani, bunun doğruluğuna inanarak ve bu şekilde aykırı hüküm ver­menin helal olduğuna kanaat getirerek...

Ancak, kendisinin haram işlediğine inanarak böyle bir iş yapan ise, müs-lümanların fasıklar arasında yer alır. İşi de Allalı!a kalmıştır. Allah dilerse onu azaplandırır, dilerse de ona mağfiret eder.

İbn Abbas da kendisinden nakledilen bir rivayete göre söyle demektedir: Kim Allah´ın indirdikleriyle hükmetmeyecek olursa o, kâfirlerin işine benze­yen bir iş yapmıştır.

Şöyle de denilmiştir: Yani, kim Allah´ın bütün indirdi ki eriyle hükmet­mezse, o kimse kâfirdir Ancak, tevhid İle hükmetmekle birlikte, serî bazı hü­kümler gereğince hükmetmeyen kimse, bu âyetin kapsamına girmez.

Doğru olan birinci görüştür. Şu kadar var ki Şa´bî: Bu âyet-i kerime yahu-diler hakkında has (özel) dir. en-Nehhâs da bu görüşü tercih etmiş ve şöy­le demiştir Bunun böyle olduğuna da üç husus delâlet etmektedir. Bunlar­dan birisi, yahudiler bu buyruktan önce: "Onunla yahudilere hükmederler­di" buyruğu zikredilmişlerdir Dolayısıyla zamir onlara aittir. Diğer bir hu­sus, ifadelerin akışı (siyakı) da buna delalet etmektedir. Nitekim bundan son­ra: "Biz, onda onlara şunu yazdık..." denilmektedir. Buradaki zamir de ic-ma ile yahudilere aittir. Yine yahudiler, recmi ve kısası inkâr edenlerdir.

Birisi kalkıp: Kim" edatı şart edatı olarak zikredilecek olursa, onun tahsis edildiğine dair bir delilin vâki olması hali dışında umumidir, di­yecek olursa, ona şöyle cevap verilir: Burada bu edat, zikretmiş bulunduğu­muz diğer delillerle birlikte O kimse ki, anlamındadır
. İfadenin tak­diri de şöyle olur: Allah´ın indirdikleri ile hükmetmeyen o yahudiler, işte on­lar kâfirlerin tâ kendileridir. Bu da bu hususta yapılan açıklamaların en gü­zelidir.

Rivayet olunduğuna göre, Huzeyfe´ye sorulmuş: Bu âyet-i kerimeler İsra­il oğullan hakkında mıdır? o da şöyle demiş: Evet, onlar hakkındadır. Fakat, andolsun ki, onların yollarını iki ayakkabı tekinin birbirine benzediği ve ay­nı hizada olduğu gibi izleyeceksiniz.

"Kâfirlerin tâ kendileridir" ifadesinin müslümanlar, "zalimlerin tâ ken­dileridir" ifadesinin yahudiler, "fasiklann tâ kendileridir" ifadesinin ise hı-ristiyanJar hakkında olduğu da söylenmiştir. Ebu Bekr b. el-Arabî´nin tercih ettiği görüş de budur. Devamla der ki: Çünkü âyetlerin zahirinden anlaşılan budur. Ayrıca İbn Abbas´ın, Cabir b. Zeyd´in, İbn Ebi Zâide´nin ve İbn Şubrurne ile Şa´bî´nin de tercih ettiği görüş budur.


Tavus ve başkaları da der ki: Bu, kişiyi dinden çıkartan bir küfür değildir. Fakat, küfrün altında kalan bir küfür çeşididir. Ancak, bunda farklı durum­lar sözkonusudur. Eğer yanındaki hükmü verirken, o hüküm Allah´ın yanından gelmiştir diye verecek olursa bu, küfrü gerektiren, Allah´ın hükmünü bir değiştirmedir. Şayet hevası gereği ve masiyet yoluyla başka hükümle hükmedecek olursa, elü-i sünnetin günahkârlar için mağfiret ile ilgili kabul ettikleri asıl delillerine binaen mağfiret sözkonusu olabilecek bir günahtır, el-Kuseyrî der ki: Haricilerin görüşüne göre, bir kimse rüşvet alıp Allah´ın hükmünden başka bir hükümle hüküm verecek olursa o kâfirdir. Bu görüş, ayrıca el-Hasen ve es-Süddİ´ye de izafe edilmiştir.
[color=#000000]
günes
QUOTE(MehLiKA @ Mar 29 2007, 06:28 PM) *

ne kadar tuhaf ayetleri ulemanın görüşlerini nasıl anlamazsınız


Hangi ulemanin Mehlika ben isim verdiginizi göremedim. Gözümden mi kacti ki?
günes
QUOTE(M-ruhullah-J @ Mar 29 2007, 06:05 PM) *

Maide 44 e karşı çıkan mutaassıpların içinde bulundukları vehamete bakalım şimdi :

Maide 44 e göre İslam Ahkâmı ile hükmetmeyenleri illa ki kafirlikten kurtarma girişiminde olan kişiler, haricileri vesarie alakasız örnekleri gösteriyor ve ibn abbastan şöyle bir alıntı yapıyorlar :

ibni Abbas'tan (r.a.) şöyle bir rivayette bulunur: "Kasden inkar ederek Allah'ın hükümleriyle hükmetmeyen kimseler kafirlerdir. Kabul ettiği halde onunla hükmetmezse zalim veya fasık olur."

Sanki fasık ve zalim olmak çok iyi şeylermiş gibi ibn abbasın bu tefsirini kafir aklama kampanyasına alet ediyorlar. Allah'ın inddikleri ile hükmetmeyenler kuran'da hem fasık hem kafir hem zalim olarak nitelendirilmiş, fasık ve zalim kavramları, başka bir çok ayette kafir ile aynı anlama gelecek şekilde kullanılmış ve yine başka ayetlerde kafirlere de fasıklara da itaat edilmemesi gerektiği buyurulmuşken bu inat bu taassup bu [b]domuzdan yana
olmacılık nereye kadar ?

Size söylüyorum ehl-i sünnetin hamisi rolüne bürünenlerde sn Güneş... Maide 44 tefsirini eğip bükmeye çalışıp imanınızdan olmayın. Bununla ilgili yakında güzel bir çalışma hazırlayca'm inşallah.[/b]



Bu yeri okumamistim. Bir mod tarafindan böyle bir hakaretin gelmesi cirkin bir seydir.

Bu konuyu bu hakaretlerin yapildigi bir ortamda tartisacak degilim.

Baska mekanlarda her zaman bu konuyu konusmaya hazirim Mehlika.

Kaveller
vaktim kısıtlı sadece bir şey sorucam ,peki oy vermiyorsunuz tamam T.c nin diğer imkanlarında red ediyormusunuz eğitim sağlık maaş vs ,sormamın sebebi bu şekilde düşünen yakınlarımdan biri çoçuklarını okula göndermiyor ,yeni doğan çoçuğuna nüfüs kağıdı çıkartmıyor biz oy verdiğimiz için evimizde et yemiyor diğer şeyleri yiyorda et yemiyor , kafirin kestiği et yenmez ya o bakımdan ,merak ettiğim sizde bu mihvaldemisiniz ?
muhammed_talha


ALINTI
Demokrasi ile diktatörlük arasında ne kadar fark vardır? Demokrasinin beşiği kabul edilen İngiltere'nin başında kraliçe, Belçika'nın kral, Hollanda'nın başında kraliçe yok mu? Danimarka ve Lüksemburg da krallıkla idare edilmiyor mu? Bütün bu Batı ülkeleri demokrat sayılmıyor mu? Türkiye gibi ülkelerin başında da 550 padişah! Ve perde gerisinde malı götüren, hortumcu, yüzlerce gizli pâdişah da işin cabası! Yönetimin başında bir padişahın olduğu rejime diktatörlük, 550 padişah olan rejime de demokrasi mi denir? Demokrasi bu ise, "halkın idâresi" sıfatı bir kandırmaca değil midir? Komünist ülkeler de demokrat olduklarını söylüyorlar. Eski komünist Almanya'nın adı De- mokratik Almanya idi, Sovyetler Birliğinin adında yine Cumhuriyetler ibâresi vardı ve en iyi demokrasinin kendilerininki olduğunu söylüyorlardı. Birbirine zıt rejimlerdeki, birbiriyle çelişen sistem nasıl demokrasi oluyor? Bu ülkelerdeki halk, rejimlerini oy ile değiştirebilme haklarına sahip mi idiler? Avrupa'daki liberal demokrasi uygulamasında rejismlerin oy ile değişme ihtimali var mı?
35. Kur'an kavramları yerine, Batı literatüründeki kavramlar demokrasiden etkilenen müslümanları cezbediyor. Allah müslümanlara "niye demokrasiye inanmadın ve niye ona bağlı kalmadın?" diye sorar mı dersiniz? Peki, öyleyse soracağı şeyler, yani müslümanların Allah'a karşı sorumlulukları nelerdir?22/Hac, 78. âyete göre "müslüman" adını müslümanlara kim vermiştir? Allah'a teslim olan kişinin kimliği "müslüman" mı olmalı, "demokrat" mı, yoksa her ikisi birlikte mi?
36. "Hak, adâlet, zulüm, bey' at, şûrâ, meşrû ve gayrı meşrû, hizip/fırka/parti... gibi kavramların Kur'anî anlamları ile politik dildeki anlamları aynı mı? Bu Kur'anî kavramlar tahrif edilmiş midir? Edildiyse bunun sorumluluğu kimlere ve neye âittir?
37. Dinin değişkenleriyle, kesinlikle değiştirilemeyecek sâbit(e)leri, müslüman halk ve onlar üzerinde etkin ve yetkin kişilerce doğru tespit ediliyor mu? Demokrasinin bu konudaki rolü nedir? Kim, hangi konuda, nasıl değişebilir? Her değişme gelişme midir? İnkılâp ve hidâyet de dalâlet ve irtidat da bir değişme sayılabilir mi? Demokrasi, insanın ne yönde değişmesine katkıda bulunu(yo)r?
38. Meşhur ve büyük bir âlim: "Eûzü billâhi mine'ş-şeytâni ve's-siyâseh" yani "Şeytandan ve politikadan Allah'a sığınırım" deme ihtiyacını niye hissetmiş olabilir? Aynı zât yine; "kendi partisinden olan şeytan, particiye melek gözükür; başka partiden melek de şeytan" deme ihtiyacını niye hissetmiştir? Bu ifadelerde doğruluk payı ne orandadır?
39. Tâğut, Allah'ın hükmüne alternatif olacak şekilde, halkın bu konuda egemen kabul ettiği Allah'ın dışındaki etkin her güç, rejim, ideoloji, put, şeytan veya insan demektir. Ve müslümanlar tâğutu reddetmek zorundadır. Bu red Kur'an açısından imanın şartı gibi görülmüştür (bkz. 2/Bakara, 256). "Seçimler, tâğutlardan bir tâğut beğenmek, Allah'ın indirmediği hükümlerle yönetecek bir insana Allah'ın hükmüne rağmen yetki vermektir" sözü yanlış ve ağır bir söz müdür?
40. Otuz beş senelik oyalanmaya rağmen, bunca İslâmî değişim ve dönüşümün en kolay yolunun demokratik yollarla gerçekleştirilebileceği iddia edilebiliyor. Müslümanların demokratik hayata kendi kurdukları partilerle din gibi sarıldığından bu yana Kur'an hükümlerinden tek bir tanesi bile bu yolla ikame edilebildi mi, bu yolda en küçük bir tâviz koparılabildi mi ki, bu ham hayal hâlâ sürdürülebiliyor, bu oyun için konu mankenliği rolü hâlâ kabul edilebiliyor?
41. Nakle ve akla göre çokluk veya çoğunluk, hakkın/doğrunun ölçüsü olabilir mi? Hak ve bâtılın ölçüsü Hakk'ın Kitabında vahiyle belirlenmemiş midir? Savunan tek bir kişi olsa bile eğer o hak ise ona tâbi olunması, bâtılın sahibi çok kişi olsa da onun terkedilmesi gerekmez mi? Peygamberler dâvetlerine tek kişi olarak başlamadılar mı? Bâtılı savunan çok kişi onlara karşı çıkmadılar mı? Peygamberler, demokrasiyi ölçü kabul etseydi kimin dediği geçerli olur ve doğru kabul edilirdi?
42. Râşid halifeler devrinde uygulandığı gibi, halifenin demokratik seçim sistemiyle değil; adına ehli hal' ve'lakd denilen seçkin kişilerin, toplumun görüşünü de alarak tespit ettikleri ve bey'at denilen özel bir seçim ve bağlılık sözü vererek halkın bu seçimi onayladığı, demokrasiye benzemeyen ve onunla bağdaşmayan kendine has bir sistem değil midir İslâm'ın yönetici seçimi? Buna rağmen demokratlaştırılan imamlar ve politikacılar niye Yunanlı filozofların hevâsından kaynaklanan demokrasi ile vahyin yön verdiği halifeliği eşit gösterme ihtiyacı duyuyorlar? Ayrıca bu, dinin siyasete âlet edilmesi değil midir?
43. Bey'at denilen özel bir seçim sistemi ve bağlılık sözüyle yöneticilerin işbaşına geldiği, Allah'ın indirdikleriyle hükmetmek demek olan adâletin temel ilke olduğu, şûrâya dayanan İslâmî devlet sisteminden, hilâfet ve şeriat iddiâ, ümit ve gayretinden vazgeçmenin adı, müslümanların yaşadığı ülkelerde "demokrasi" mi oluyor?
44. İnsanları Hakka ve hayra çağırmanın bedelini ödeyen; cihad, ilim ve takvâ sahibi biri ile; câhil, fâsık ve hatta kâfir bir avâmın ya da İslâm düşmanı birinin oyu eşittir. Halbuki avam, rüzgâr ne yönden kuvvetlice esiyorsa o yöne eğilen şuursuz kalabalıktır. Para, reklâm ve yalan vaatlerle kandırılmaya çok müsaittir halk. 51 câhilin 49 âlime, 51 koyunun 49 aslana gâlip sayıldığı ve bu gâlip sayılanlardan birinin başa geçirildiği bir zâlim ve aldatmacanın adı mıdır demokrasi?
45. Demokrasi gerçekten çoğunluğun iktidarı mıdır? Türkiye'de müslümanlar azınlık mıdır? Değilse niye Rum, Ermeni, Yahudi gibi azınlıklardan daha fazla baskıya mâruz kalıyorlar? % 34 oy alarak, hem de anayasayı değiştirecek şekilde iktidara gelen parti var ülkenin başında. % 66'nın durumu ne olmaktadır? 34 mü çok, 66 mı? Bir de sandığa hiç gitmeyen milyonları da iktidar partisine oy vermeyenler safında sayın. Sadece bu yaşanan güncel örnekten yola çıkarak cevap arayalım: Demokrasi, gerçekten halkın çoğunluğunun seçtiği yönetim midir?
46. Düzen, oy vermeyi, seçime katılmayı, kendi varlığı ve demokrasinin tümüyle yerleşmesi, halka iyice benimsetilmesi için zarûrî gördüğünden oy vermeyenleri, seçime katılmayanları cezâlandırıyor. İstiyor ki, her vatandaş, kendine yakın gördüğü bir partiye oy versin. Versin ki, demokrasi curcunası renkli bir şekilde tüm vatandaşları tahakkümü altına alsın. Niye her dört (veya en azından beş) kişiden biri, kanunen suç olduğu ve ceza gerektirdiği halde sandığa oy vermeye gitmiyor? Bunların isteğini, itirazını, küskünlüğünü, alternatifliğini hiç hesaba katmayan şey, nasıl halk idaresi oluyor da adına demokrasi deniliyor ve kendi iddiasıyla nasıl çelişiyor?
47. Oy vermeme özgürlüğü olmayışı ile demokrasi nasıl bağdaşır? Oy vermemek niçin suçtur? Düzen, muhâlif oylardan değil de, niye oy vermeyenlerden korkmaktadır? Demokrasi halkın çoğunluğunun yönetimi ise, değişik çevrelerin değişik zaman dilimlerinde yaptıkları anketler kesin bir şekilde gösteriyor ki, halkın % 70 civarındaki çoğunluğu, başörtüsüne kamusal alanlarda da özgürlük verilmesini istiyor. Hani, halkın çoğunluğunun yönetimi demekti demokrasi? Yoksa, halkın isteklerini bastırıp yönlendirmenin, halka rağmen uygulanan oligarşik uygulamaların adı mıdır demokrasi?
48. Biat denilen İslâmî seçim sistemiyle işbaşına gelmediği için görevini bırakıp çevresindeki âlim ve şuurlu kesim tarafından uzun uğraşlar sonucu iknâ edilip biat edilerek göreve getirilen 5. râşid halife unvânı verilen Ömer bin Abdulaziz örneğimiz var. Bu tavır gibi, meşrû yönetici olacak iman, takvâ ve ehliyete sahip kişilerin bile meşrû olmayan bur yöntemle kendisine verilecek yöneticilik emânetini üstlenmemeleri gerekirken, kendileri bu bâtıl usulle işbaşına gelmek istemeleri nasıl izah edilebilir?
49. İslâm'ın her şeyi kendine hastır. Ona gidilecek yolların da Rabbânî olması, netice kadar araçların da meşrû olması gerekmez mi? Batının dünya görüşü ve ulaşmak istediği hedefe doğru gitme aracı olan demokrasi vâsıtasıyla Batının gittiği yere, dalâlete ve bâtıl sona doğru yol alınmış olmaz mı?
50. Demokrasi virüsü girdiğinden bu yana, demokratikleş(tiril)miş halk, kurtuluşu İslâm'da, öze dönüşte, Asrı Saâdet'e benzemekte değil; Batıda, Batılılaşmada, Avrupa Birliğinde, Danimarka kriterlerinde görmüyor mu? İslâm'la bağları kesmek bir ideolojidir. Bu ideoloji, "içi dindar, dışı laik" bir kişilik ortaya çıkarıyor. Ve giderek insanlar yaşadığı ve göründüğü gibi inanmaya, yani inanmamaya başlıyor. Kendi tarihine, dinine ve hayat tarzına göre bir sistem kuran Batı, sadece kendi ülkesindeki insanları değil; bütün insanları bu sisteme uydurmaya çalışıyor. Müslümanlara İslâm'ı kendi ülkelerinde bile hâkim kılma gayretleri suç sayılırken, demokrasiyi dayatmaya kalkan Batılılar ve Batı yanlıları özgürlükten alabildiğine yararlanabiliyor. Bu çifte standart, sadece bu konuda mı görülüyor, yoksa demokrasi hemen her konuda çifte standarta sahip "münâfık" bir tip mi oluşturmaya çalışıyor?
51. Batılıların kendi tarihî kökleri, uygarlık ve dünya görüşlerinin gereği olarak kendi demokrasi anlayışlarını (bâtıl dinlerini) bütün dayaya ihraç etmeleri ve kötülüğü, zararı en az düzen olarak demokrasiyi görmeleri normal sayılabilir. Ama, İslâm'ın kendine has orijinal dünya ve devlet nizamı, hâkimiyet ve otorite, hak ve adâlet anlayışı ve mutlak doğruları olduğu halde Batı ve bâtıl değerler uğrunda mücâdele veren ya da en azından onların kılıcını kuşanan müslümanlara ne demeli? Ne demeli, kim demeli, nasıl demeli?
52. "Balans ayarlı demokrasi", "militan demokrasi", "alaturka demokrasi", "güdümlü demokrasi", "lastikli demokrasi" vb. olur; ama "İslâm demokrasisi" de olur mu? Biri beşerin ortaya attığı, hevâdan kaynaklanan yönetim tarzı; diğeri Allah'ın dininin adı. Bu ikisi nasıl birleştirilir? Birleştirilince ortaya çıkan sentez her ikisinin de dışında yeni bir üçüncü şey olmaz mı?
53. İslâm, tevhid dini olarak, temel inancın başında "lâ" prensibiyle küfürle, şirkle, tâğutla uzlaşmazlığı, onlardan farklılığı, ayrımı emredip onlara benzemeyi yasaklarken; Demokrasi, herkesle ve her şeyle uzlaşma rejimidir; uzlaşma, yozlaşma ve savrulma rejimi. Bunun sebebi, demokrasinin ve demokratların, "vahiy", "nass" gibi mutlak doğrulara sahip olmaması kadar, onlara müsâmaha bile göstermemesi midir?
54. Demokrasi, Batının putperest Yunan kültürüne dayanan ideolojisi, müşrik ve fâsık halkın hevâsı olduğuna göre, "Onların hevâlarına uyma!" şeklindeki Kur'an'ın ısrarlı uyarıları ve Fâtiha'nın ikinci bölümünde müslümanların günde kırk kere söz verme ve duâ mâhiyetindeki "dalâlet ehli hıristiyanların ve kendilerine gazap edilen yahûdilerin yolunun reddedilip peygamberler, sıddîklar, şehidler ve sâlihlerin yolu"nun hidâyet olarak kabullenilmesi nasıl telif edilecektir? Demokrasi, bu sınıflardan hangilerinin ortaya attığı ve yaşadığı yönetim ve yaşam biçimidir?
55. Değiştirme vaadiyle çıkıp kendileri değişenlerin rejimi midir demokrasi? Halkın istediği temel değişiklikleri yapmak yerine, egemen güçlerin halkın temel değerlerini değiştirme ve isteklerini yönlendirme şeklinde mi uygulanır? Yöneticiler halkın müslümanca isteklerini dillendirmekten bile çekindikleri durumda, nasıl olumlu değişimler beklenecektir?
56. Ve Ortadoğu ülkelerine BOP için model gösteriliyor Türk demokrasisi. Eyvah ki, eyvah! Afganistan ve Irak'a demokrasi götürme savaşından sonra, Ortadoğudaki tüm ülkeler, demokrasi ihrâcı artık bombalarla yapıldığına göre, 3. Dünya Savaşı demek olan Büyük Demokrasi Savaşını mı beklemeliler?
57. Demokrasinin dedesi, milât öncesinde yaşamış Yunan filozofları ve Yunan kültürü; babası da eski Atina ve Isparta yönetimidir. Dolayısıyla Rönesans ve Aydınlanma çağı, gericilik yaparak milat öncesine dönmüş ve unutulan demokrasiyi hortlatmıştır. Bu gerçeklerden yola çıkarak demokrasi çağdaş bir yönetim midir, yoksa gerici bir yönetim mi?
58. Demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan partiler ne kadar demokrattır? Parti içi demokrasisi ne kadar mevcuttur? Aday tespitinden, meclisteki parmak kaldırılacak konulara kadar gerçekten demokratik özgürlük işliyor mu? Parti başkanları, sadece halkın değil; başkanı olduğu vekiller ve kadroların başında bile diktatörlük mü yapıyor dersiniz? Kendi partisinde demokrasiyi uygulamayanların demokratlığı inandırıcı mıdır? Yoksa, partiden ülkeye her uygulama, yöneticilerin hevâlarına, menfaat ve çıkarlarına göre düzenleniyor da, demokrasi kavramı bu oyunu halka yutturmak için mi dillendiriliyor? Demokrasi, beşerî diktalara bir kılıf mıdır?
59. Demokrasi, konfeksiyoncu Batının biçip diktiği hazır elbiseyi giydirmek için kendine bağlı terzi kalfalarıyla halkın boyunun ölçüsünün alındığı işlemin adı mıdır?
60. Yeni dünya düzen(sizliğ)i, Büyük Ortadoğu Projesi, Haçlı Seferi, Siyonist hâkimiyeti, emperyalizm gibi dayatmalar, "demokrasi" ambalajıyla sunulduğuna göre, demokrasi dünya çapında fitne ve zulüm anlamına mı gelir?
61. Saf ve samimi mü'minlere sevap, cihad diye yutturulan demokrasi, parti, seçim... oltalarına takılan müslümanlar, oy vererek demokrasi rejimini zımnen de olsa kabullenmiş olmu- yorlar mı? Bu tavır, Allah'ın hükümleri dışında bir hüküm (câhiliyye hükmü) ve O'nun dışında ve O'ndan yetki almayan kanun koyucular seçmek anlamına gelmez mi? Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyeceği veya hükmedemeyeceği belli olanların hüküm etmelerine (hükümetlerine) yardımcı olmak değil midir? (bkz. 5/Mâide, 50)
62. Oy vererek demokratik görevini yapan kişi, kendi vekili olarak vekâlet verdiği şahsın yaptığı hüküm ve yasalardan, işlediği ve işlettiği haramlardan sorumlu mudur?
63. Büyük şehid, merhum Seyyid Kutub'un dediği gibi; "Bu dine sahip çıkanların şu gerçeği iyi bilmeleri gerekir. Bu din nasıl Rabbânî bir din ise, onun hareket metodu da tamâmen Rabbânîdir, esas tabiatına uygundur. Ve şurası bir gerçektir ki, bu dinin hakikatini, amelî metodundan ayırmak imkân hâricidir. "İslâm, öyle büyük bir nizamdır ki, onu vaz' eden Rabbimiz, gâyeyi gösterdiği gibi, vâsıtaları da göstermiştir. İnsan için Allah'a kulluk, ibâdet ve O'nun rızâsını kazanmak gâye olduğuna göre; bu nasıl olacak, hangi vâsıtalarla bu gerçekleşecek Kitab'ın hükümleri ve Rasûl'ün pratik uygulamalarıyla açıklanmamış mıdır?
64. Parti, İslâm' da olmadığına ve Batıdaki demokratik rejimlerin unsuru olduğuna göre, İslâm'da olmayan, İslâm'ın gayri meşrû kabul ettiği şeyle İslâm'a gidilemeyeceği gibi, İslâm'a hizmet de edilemeyeceği sonucu çıkarılamaz mı? Bir kimse meselâ İslâm'da içkinin olmadığını, bunun yasaklandığını bildiği (veya bilmesi gerektiği) halde, "içki içerek İslâm'ı getireceğiz, bununla İslâm'a hizmet edeceğiz" demesi ne kadar İslâm dışı ve saçma ise, "evet, İslâm'da parti yok, demokrasi peygamberlerin getirdiği veya onayladığı bir sistem değildir; ama bugünkü şartlarda biz bununla İslâm'a gideceğiz, bununla hizmet edeceğiz. En güzel yol budur" demesi de en az o kadar İslâm'a ve mantığa ters değil midir?
65. Hükümet olunabilir, ama iş devlet olmakta. İktidar olunabilir, ama iş muktedir olmakta. Davulun kimin elinde olması ö- nemli değil, önemli olan değneğin elinde olması. Çünkü davul dan çıkacak sesi, tokmağı elinde tutan tâyin edip yönlendirecektir. Hükümet, davulu tutar, tokmağı değil. Davulu taşıma yarışmasına katılmak yerine, tokmağı ele geçirmeye çalışmalı değil mi? Seçimlerin davul taşıyanları seçmek olduğu bilinmiyor mu? Tokmağın da derin devletin, anayasa, kanun ve partiler kanunu denilen beşerî hükümlerin ve Kemalistlerin elinde olduğu gör- mezden gelinmiyor mu? Seçilmediği halde sınırsız yetkileri ömür boyu süren egemen güçlerin, seçilmişleri devamlı kontrolleri ve denetimleri altında tut- tukları, şiir okumaya bile ceza verdikleri bir durumda demokrasi denilen çıkmaz sokaktan İslâmî ilkelere nasıl kapılar açılacaktır?
66. İnsanlar, milletvekili seçtiklerini zannederler, aslında birer sekreter seçmektedirler. Uygulatıcılar değildir seçilenler, uygulayıcıdırlar. Bir dâvâ partisi, hiçbir yerde iktidara gelemez. Gelmesi için gerçekten ve her yönden değişmesi, egemen güçlerin tehlikeli saymayacak şekilde onlardan yana olması gerekir. Demokrasilerde halk adına halkın seçtikleri hüküm koyar, kanun yaparlar. Ama kendi yaptıkları kanunları üçbeş sene geçmeden değiştirmeye çalışırlar. Demokrasilerde kanunlar yazboz tahtasıdır. Doğru, âdil diye kabul edilen kanunlar, birkaç sene sonra savunulamaz hale gelir. Bu durum, insanların yaptıkları kanunların yeterli, yanlışsız ve zamana dayanıklı olmadığını göstermiyor mu? 9/Tevbe, 31'e göre; "Allah'tan yetki almadan ve O'nun hükümlerine ters kanun koyanlar, rabliğe soyunarak kendileri tanrılık iddiâsında olan müstekbirler, onlara bu yetkiyi verenler de onları tanrılaştıran müstaz'aflardır" diyenlerin haklılık payı yok mudur?


ALINTI
Çoğu müslümanın, hatta partici ve partizanların meâlini ezbere bildikleri birkaç âyetten biri olan Mâide sûresinin meşhur âyetlerini tekrar düşünelim: "... Artık, insanlardan korkmayın, Ben' den korkun. Âyetlerimi az bir pahaya satmayın (hiçbir değerle değiştirmeyin). Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kâfirlerin ta kendisidir." (5/Mâide, 44). Seçeceği insanların, seçildiklerinde Allah'ın hükümleriyle (şeriatla) hükmetmeyeceklerini, isteristemez tâğutların yaptığı anayasanın ve rejimlerinin tek bir hususunu bile, dine (İslâm'a) uymasını isteyemeyeceklerini, dine dayandıramayacaklarını bildiği veya bilmesi gerektiği halde, karşı çıktıkları bir şeye "Allah haram kıldı" diye değil, "mevcut rejime zarar verir" diye karşı çıkanların, zâhiren küfrün hâkimiyetini kabullendiklerini bilerek, bu âyetin şümûlünden istisnânın, nasıl mümkün olduğunu izah etmelidir müslüman. Haksız tekfire gitmeden, kimsenin kalbinin yarılıp bakılamayacağına, niyetleri değil davranışları sorgulamak gerektiğine göre, âyetteki hükmün genel olduğunu, "Kim..." diye ifâde edildiğini; zâhire göre hükmederek partilere, seçilenlere ve tavırlarına bu âyet ışığında bakılmalı değil mi?
68. Küfre, küfrün kanunlarına, milletin kayıtsız şartsız egemenliğine (hâkimiyetine), milletvekillerinin Allah'ın kanunlarına rağmen kanun koymaya, yetkilerini Allah'tan almadan insanları idare etmeye kalkmalarına, farkında olmadan da olsa ilâhlık taslayıp tâğutluk yapmalarına rızâ göstermenin, sadece rızâ göstermekle de kalmayıp yardımcı ve sebep olmanın hükmü konusunda Kur'an ve Sünnete mürâcaat edilmeli değil midir?
69. "İyilikte ve takvâda yardımlaşın. Haram işlerde, günahlarda ve düşmanlıkta yardımlaşmayın. Allah'tan sakının. Allah'ın cezâsı şiddetlidir." (5/Mâide, 2). "Şerre delâlet eden, sebep ve yardımcı olan o şerri yapan gibidir" hükmüne göre, tekrar düşünelim: Küfrün hâkimiyetine, tâğûtî kanunların tatbik edilmesine, düzenin devam etmesine oyuyla, sözüyle yardımcı olanların, küfrün hâkimiyetindeki veballere ortak olup olmayacakları yeterince düşünülüyor mu dersiniz? "Onlar, hâlâ câhiliyye devrinin hükmünü mü istiyorlar? Kimmiş Allah'tan daha güzel hüküm veren, hüküm koyan? Fakat bunu, gerçekten anlayış sahibi olan bir toplum bilir." (5/Mâide, 50). Yoksa, farkında olmadan veya olarak, İslâm nizamı gelsin diyerek veya demeyerek, câhiliyye hükümlerinin uygulanmasını mı istiyor bazı müslümanlar? Câhiliyye hükümleri uygulansın, ama müslümanlar veya müslüman zannedilenler eliyle mi uygulansın, bu mu isteniyor?
70. "Müslümanların çoğunlukla desteklediği bir veya bazen birkaç parti mutlaka olmalıdır. Müslüman yığınlar, mecliste demokratik usulle temsil edilemeyince, kontrol edilemez, tâkip edilip yönlendirilemez. Bu da, düzenin kontrol edemediği bağımsız gelişmeler, faâliyetler demektir." Bu görüşü, düzen bağlısı bazı Kemalist çevreler dillendiriyor. Dolayısıyla, parti vb. demokratik, uzlaşmacı, yasal, resmî, legal faâliyetlerden kimi saf beyinlerin iddia ettiği gibi kâfir güçlerin ciddî bir rahatsızlığı söz konusu değildir. Onlar istiyorlar ki, müslümanlar da beşerî kanunlara tümüyle uysunlar, o kanunlara uygun olarak parti ve teşkilat kursunlar, kontrolsüz faâliyet yaparak düzene temelden darbeler indirmeyi düşünmesinler. Fiilî cihad yolu böylece engellenmiş olsun. Müslümanlar, başörtüsü, İmamHatip gibi biriki insanî talep ile (onlar bile gerçekleşmiyor ya), yıllar yılı avutulsun. İstekleri, gündeme getirdikleri biriki teferruat kabilinden şeyden ileri gitmesin. Bunlardan yola çıkarak; "demokrasi ve particilik oyununun yasa ve yasaklarını Kur'an'ın tâğut dediği, bazı egemen güçler belirlemişler, figüranlar ve kuklalar arasında yeşil renklerin de bulunmasını, düzenleri açısından daha faydalı görmüş ve bunu lutuf gibi sunmuşlar" denilebilir mi?
71. Diyanet'in; düzenin koltuk değneği, can simidi olduğu gibi, sağcı ve yeşil renkli muhâfazakâr (neyi muhâfaza ettiği düşünülmeli), müslüman görünümlü partiler de düzenin ayakta kalması için şarttır. Çünkü muhâlefetini ve muhâliflerini kendi tespit eden rejim ve iktidarlar, devamlı olarak egemenlik ve iktidarlarını sürdürürler. Derin devlet, yeşil partiler eliyle düzeni kökten eleştiren müslümanları, ıslahatçı ve mevcut yapıyı koruyan muhâfazakâr tiplere dönüştürmek mi istiyor?
72. Kur'an, peygamberlerin tavrını da, bize örnek olması için, açıkça belirtiyor: "Celâlim hakkı için, Biz, her ümmete 'Allah'a kulluk/ibâdet edin ve tâğutlardan sakının' diye bir peygamber gönderdik..." (16/Nahl, 36). Düşünelim ki, Hz. İbrâhim, devrindeki tâğutlarla nasıl mücâdele etti? Putlara ve Nemrut'a karşı nasıl tavır aldı? İnsanları bu tâğutlardan nasıl sakındırmaya gayret etti? Firavun'a karşı Hz. Mûsâ'yı ve mücâdelesini bir göz önüne getirelim. Nemrut'un, Firavun'un emrine girmek isteyen, onların sarayına tâlip olarak onlara ve onların düzenine yardımcı olmayı düşünen bir peygamberin olduğu iddiâ edilebilir mi?
73. Eski bir şâirin bir şiirini hatırlayalım: "Muîni zâlimin erbâbı denâettir. / Köpektir zevk alan sayyâdı bîinsâfa hizmetten." (Zâlimlerin yardımcısı ancak alçaklar grubundandır. Çünkü insafsız avcıya hizmet etmekten zevk alan köpektir.) Bu şiirde başka şey kast edilebilir, ama İslâm'a göre "zâlim", "zâlime yardımcı olmak", "insafsız avcı" ve "köpek karakterliler" kimler olabilir? Ve yukarıdaki şiir, bu ölçüler içinde nasıl anlamlandırılır?
74. Müslümanlar çok oy oyununa gelmişlerdi: Devlete, rejime tâlip olmak ve bunun için Rabbânî mücâdele yapmak yerine; hükümete, beşerî rejimin idaresine tâlip olmuştu müslüman. Müslümanların çokça oy verdikleri partilerdeki insanlar yönetici olduklarında İslâm nâmına Kur'an'ın esasları doğrultusunda değişen bir tek şey olmuş muydu? Rejim devam etsin, küçük ıslahatlarla hatta takviye edilsin, ama yöneticiler namaz kılanlardan, eşleri başörtülülerden olsun demek, câhiliyye ve İslâm'ın hükümleri diye ikiye ayrılan hükümlerin hangisinin yanında olmanın göstergesidir?
75. Bir insanın veya teşkilâtın "biz peygamberlerden ve Peygamberimiz'den daha kolay, daha kestirme, daha rahat bir yol bulduk. O zâtlar İslâm devletine gitmek için memleketlerinden kovuldular, olmadık zulme, işkencelere mâruz kaldılar, tâğutlarla, maddî güçleri çok az olduğu halde savaştılar, putlara ve tâğutlara boyun eğmemek için nice tehlikelere atıldılar. Biz ise çok daha kolay yol biliyoruz. Onlar bilememişler. Veya bu devirdeki bu tür kolaylıkların bir benzerini onlar yapmamakla hata etmişler..." dese, bu sözleri söyleyenlere tepkiniz ne olur? Peki, bunları diliyle söylemeyip davranışlarıyla söylüyorlarsa?
76. Düşünün, sizi temsil ettiğini söyleyen bir boksör ringe çıkıyor. Karşı taraf, bunun kazınılması gereken bir maç olduğu bilinciyle ha bire yumruklarını indiriyor. Sizi temsil iddiasındaki boksör "gerginlik olmasın, kavga olmasın, rakip boksör benden rahatsız olmasın" diyor. Sormazlar mı adama: "öyleyse niye boksörlüğe tâlip oldun, niçin maç için ringe çıktın?" Yine, Kur'an ışığında cevaplanması gereken bir soru: Rakipleri, başka ideoloji ve dâvâ mensupları, bir müslümandan ne zaman memnun ve râzı olur?
77. Kâfirler, düzenbazlar, müslümanların da ancak kendi istedikleri sahada, kendi istedikleri metotlarla mücâdele etmelerini istiyorlar. Halbuki İslâm'da savaşlar, kâfirlerin değil, müslümanların istediği sahalarda kabul edilir. Her çeşit İslâmî mücâdele ve hizmetlerin esasları, ancak müslümanların istediği şekillerde ve İslâmî esaslara göre tanzim edilir. Bugün ise, Firavunların tesbit ve müsâade ettiği, yönlendirdiği, sınırlarını çizdiği sahada mücâdele ve çalışmayı tercih eden müslümanlar, Firavunlara açıkça cephe almadan, onları nasıl alt edeceklerdir?
78. İslâm'ın istediği devlet olmadığında, eğer İslâm'ı temsil iddiâsındaki müslümanlarla küfür düzenleri arasında uzlaşma ve düzenin emrine ve hizmetine girme varsa, devletin istediği İslâm(!) olacak, bu tip İslâm, tâğutların yönlendirdiği, Amerikanvari özellikler taşıyacaktır, tevhîdî özellik değil. "Allah'ın indirdiği Kitap ile aralarında hükmet. Onların arzularına uyma. Allah'ın sana indirdiği Kur'an hükümlerinin bir kısmından seni şaşırtırlar, vazgeçirirler diye kendilerinden sakın. Eğer onlar, hükümleri kabulden yüzçevirirlerse bil ki Allah, onların bazı günahları sebebiyle onları cezalandırıp, başlarına bir musîbet getirmek istiyor. İnsanların çoğu gerçekten fâsıktır." (5/Mâide, 49). Demokrasiler, devletin istediği İslâm(!) anlayışı ve düzene uygun müslüman(!) oluşturmaya mı çalışıyor? Bu oluşturmada politik tavır ve sulandırılmış takıyye anlayışının gereği ve sonucu nedir?
79. "Dünyanın mü'mine zindan, kâfire cennet (gibi) olması" İlâhî bir tecellî olduğu halde, partilerin en önemli derdi; ekonomi, işsize iş, aşsıza aş... Efendimiz (s.a.s.) Mekke'de tâğutlarla mücâdele edip, sadece Allah'a kulluğa dâvet ederken, Mekke'li muhâtaplarına dedi mi ki: "Beni lider kabul edin, ben sizin yollarınızı onarayım, açları doyurayım. Bakın Mekke halkı fakir. Bu ülkenin kalkınması lâzım. Bu da şu şekilde olur... Kalkınma, fakirlikten kurtulma, büyük Mekke devleti olmak için şunları yapmak lâzımdır..." gibilerden herhangi bir söz söyledi, müşrik yöneticilere akıl vermeye çalıştı, müşrik devletin idâresiyle uğraştı, veya o idareye o şekliyle tâlip oldu mu? O günkü çalışma, iş, dünya şartlarını ıslah edeceğini mi vaad etti, yoksa çile, eziyet, işkence ve savaş mı, sabrı gerektirecek zorluklar ve karşılığında cenneti mi vaad etti? İnsanları neye çağırdı?
80. "Yoksa onların, dinden Allah'ın izin vermediği şeyleri dinî kaide kılan ortakları mı var? Eğer azâbı erteleme sözü olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilir (işleri bitirilir)di. Şüphesiz zâlimler için can yakıcı bir azap vardır." (42/Şûrâ, 21) Bid'atin târifi: Dine, Peygamberimiz'den sonra sokulan herhangi bir şeydir. "Kim bu dinde olmayan bir şeyi ihdas ederse, o şey merduttur, reddedilir. Her bid'at dalâlettir ve her bid'at ehli cehennemdedir." (Müslim, Cum'a 43, hadis no: 867). "Asrımızın en büyük bid'atlerinden biri particiliktir" yorumuna ne denilir? Kâfirler tarafından Batıdan, önce Türkiye'ye, oradan da BOP sâyesinde İslâm âlemi denilen tâğutların hâkim olduğu Ortadoğu ülkelerine dayatılacağı gibi; müslümanlık adına, halka ve hakka hizmet diye takdim edildiğinden tehlikesi büyük bir bid'attır" sözü doğru olabilir mi?
81. Sosyalist Parti, Komünist Partisi... olur da, "İslâm Partisi" niye olmaz? Bırakın İslâmî partiyi, İslâmî biriki teferruat kabilinden şeyi küçük harflerle gündeme getirdiği için partiler niye kapatılır? Demek ki ipin ucunu ellerinde tutanlar İslâm'ın adının bile anılmasına, biriki prensibinin bile uygulanmasına tümüyle kapalılar. Öyleyse, müslümanın İslâm'dan başka gâyesi, O'nun hâkim olmasından başka kesin çözüm önerisi olamayacağına göre, müslümanlar bu oyunda hep nesne olmaya, piyon ve figüran olmaya mı istekliler?
82. Partiler, demokrasinin vazgeçilmez unsurları olduğu, yani tüm partiler demokrasi ananın çocukları sayıldığına ve partiler kanununda belirtilen özelliklere sahip olmak zorunda olacaklarına göre, hepsi düzenin devamı ve güçlendirilmesinden yana olduklarına göre, partiler arasında ne kadar fark vardır? Bugüne kadar iktidara gelen veya koalisyona katılan partilerin icraatları gerçekten birbirinden çok mu farklı idi? Bazı küçük farklar özellikle İslâm ve Müslümanları ne kadar etkiliyordu?
83. Seçim öncesinde propaganda ve benzeri etkinliklerle insanların önemli bir kesimi parti değiştirebiliyor. Zaten bu değişiklik için partiler büyük bütçeler ayırıyor. Partisini değiştiren insanda gerçekten bir din değiştirme gibi radikal bir değişim mi oluyor? Yoksa futbol takımı taraftarlığını değiştirmek gibi bir şey mi? Daha önce başka partiden vekil olanlar diğer seçimde başka partiden nasıl aday oluyor? Seçildikten sonra bazı milletvekilleri niçin ve nasıl parti değiştiriyor? Bunlar, partiler arasında ciddi bir fark olmadığını göstermiyor mu?
84."Ebû Cehiller, yani Peygamberimiz zamanındaki Mekke ve civarındaki müşrik yöneticiler de demokrattı" denilebilir mi? Peygamberimiz'e "istersen biriki sen, biriki sene de biz Mekke'yi yönetelim" dedikleri için değil sadece. Ebû Cehil ve benzeri etkin kişilere göre, Mekke halkı serbestçe seçim yapabilir, 360 kadar aday puttan birini seçip ona tapabilirdi. Bu konuda hiçbir zorlama ve dayatma yapmıyorlardı. Tabii ki, onların da özel durumları vardı: Değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek kutsallarına müdâhale edilemez, hatta dil uzatılamaz idi. Bunların en başında putçuluk, kutsal saydıkları heykeller, puta tapma geliyordu. Ama, herkes özgürce ve demokratik şekilde putlardan (tâğutlardan) birini seçip istediği şekilde şirk koşabilirdi. Aynı özgürlük çağdaş câhiliyyede de vardır: Zulümlerden zulüm beğenebilir, tâğutlardan bir tâğut seçebilir insan, günümüzdeki çağdaş demokrasilerde. Hakkını yemeyelim: Tavuklara kümeslerini ve kurtlarını seçme hakkı verir demokrasi. Hileli yollarla da olsa, halka zindan ve gardiyanlarını seçme hakkı tanır. Bu gerçeklerden yola çıkarak, câhiliyyenin eskisi ile modern ve çağdaşı arasında mâhiyet farkının olduğu iddia edilebilir mi? "Küfür cephesinde yeni bir şey yok" denilebilir mi?
85. Teslim olmadan, bir rabbe kul olmadan yapamadığı görülen insanın, teslim olmaması değil; kime ve neye teslim olacağı ile ilgili tercihleri söz konusudur. İnsan, "kendi hevâsına mı, başkalarının (çoğunluğun) hevâsına mı, yoksa Allah'a mı teslim olmalıdır?" Hayat, kendisine hayat verene teslim olmanın dışında nasıl anlam kazanacaktır? Teslim olamadan yapamayan insan, en güvenilir (el-Mü'min)e teslim olmadan nasıl huzura kavuşabilir?
asiLDuA
güneş net ol Sen neyi savunuyorsun ? Şuan bu konuya muhalif olduğunun demokrasiyi savunduğunun farkındamısın ? Onca yazıları okumamışsın dikkatlice gelip bana benim yazımı oku diyebiliyorsun..Savunduğunuz şeyi iyi tartın.

Bu konu hakkında hiçbir kimse benden zerre kadar taviz beklemesin.YOK EFENDİM GEL TARTIŞALIM yani gel seni düzeltelim tarzında yazılar yazmayın sakın olaki.
hamzayurekli
Selamun Aleykum :....


Mehlıka Bacım Bende Anlamadım Bu gunes Arkadasın Ne Demek ıstedıgını Neyı Savunuyorsun Bladerım Anlatta Bızde Anlayalım....


Ulema Dıyor Anlıyorsun :......
Ilk Bas Bak Bakalım Ulema Ne Demek....

Herhalde Musluman Bır Kardesın Muslumanlıkdan Sogutacak Hal Ve Harekette Bulunmaz Degılmı...

Mehlıka Hep Destek Tam Destek....Yanındayım....
günes
QUOTE(hamzayurekli @ Mar 30 2007, 07:14 PM) *

Selamun Aleykum :....


Mehlıka Bacım Bende Anlamadım Bu gunes Arkadasın Ne Demek ıstedıgını Neyı Savunuyorsun Bladerım Anlatta Bızde Anlayalım....


Ulema Dıyor Anlıyorsun :......
Ilk Bas Bak Bakalım Ulema Ne Demek....

Herhalde Musluman Bır Kardesın Muslumanlıkdan Sogutacak Hal Ve Harekette Bulunmaz Degılmı...

Mehlıka Hep Destek Tam Destek....Yanındayım....



Ilk iletimde alimlerin maide suresinin 44. ayetinin tevsiri hakkinda konustum.

SOnra da bu ayet hakkinda kurtubinin tevsirini naklettim.

Bir müslüman tc cumhuriyetinde yasiyor ise ve yönetime bas kaldirmiyorsa eline silah alip kendi halkina savas acmiyorsa kafir degil demek istedim.


Neyse burada hakaretler ile ilmi sekilde degil de tehditkar bir sekilde tartismalara yokuz.

Burada biz bu meseleyi konusuldu konusuluyor


http://www.ihvan-forum.com/showthread.php?...542&page=21

ulema nedir bilmesek kurtubi den alinti yapar miyiz?

erkek olan karsimiza alimlerin sözleriyle cikar

Ayetleri alip da kafasina göre yorumlayarak önüne gelene kafir diyerek ama bak alimlerin görüsleri söyle dedginde sakin haaaaaaa diyerek
degil

Kimin görüsüne katilirsan katil hamza beni ilgilendirmez
ama mehlikanin da kafasina göre ayetleri yorumlamasina aaaaaaaaaaa ne güzel yaptin diyemeyiz.

Ben alimlerin sözlerini naklettim

Kurtubinin sözü mehlikanin sözünden daha degerli benim icin

selametle...
hamzayurekli
Aleykum Selam Kardesım......

Sen Sımdı bana Korktugunumu Soyluyorsun Inanmıyorum Musluman Korkak Olmaz.....

Ve Tehdıt Ettıgımı Dusunmuyorum Ben Tehdıt Etmem Sadecew Uygularım Bunuda Bılmenı Istedım....

Bız Daha Yenı Musluman Olanların Kafalalrının Karısmasını ıstemıyoruz.....

Ve Kafırlık Zaten Senın Dedıgın gıbı Olunmaz Sadece Ezık Bı Mıllet Olunur.....

Ok neyse Kendıen Gelmeye Bak....

Hadı Kolay gelsın Erkeklıgımızıde Sorgulama ıstersen ok.....

hadı canım sana hayırlı gecelelr geceyı degerlendır...
günes
QUOTE(hamzayurekli @ Mar 30 2007, 07:55 PM) *

Aleykum Selam Kardesım......

Sen Sımdı bana Korktugunumu Soyluyorsun Inanmıyorum Musluman Korkak Olmaz.....

Ve Tehdıt Ettıgımı Dusunmuyorum Ben Tehdıt Etmem Sadecew Uygularım Bunuda Bılmenı Istedım....

Bız Daha Yenı Musluman Olanların Kafalalrının Karısmasını ıstemıyoruz.....

Ve Kafırlık Zaten Senın Dedıgın gıbı Olunmaz Sadece Ezık Bı Mıllet Olunur.....

Ok neyse Kendıen Gelmeye Bak....

Hadı Kolay gelsın Erkeklıgımızıde Sorgulama ıstersen ok.....

hadı canım sana hayırlı gecelelr geceyı degerlendır...



sen degil mehlika sakin haaaaa diye tehdiler savuruyor

sözüm sana degil mehlikaya

Ve Kafırlık Zaten Senın Dedıgın gıbı Olunmaz Sadece Ezık Bı Mıllet Olunur.....
demisin ben de bunu diyorum ama mehlika kafirdir diyor ve sen de onu destekliyorum diyorsun

asil sizler kendinize gelin.

Iletileri iyi oku hamzayürekli

Mehlikanin su sözüne katiliyor musun?

"...Kelime-i Şehadet getiren ve günde beş vakit ezânı dinleyen her mükellef bu mahiyeti asla unutmamalıdır. İnsanları Tağutî güçlere karşı cihada teşvik etmeyen ve bu uğurda gayret sarfetmeyen kimseler ne kadar ilim sahibi olursa olsunlar, kat'iyyen âdil ve müslüman değildirler. Olsa olsa onlar ancak Bel'âm'dırlar. Dolayısıyla onların fetvaları ile amel edilemez..."

Bu sözlere karsi cikmak mi insanlarin kafalarini karistirmak
Neyseeeeeeeeeeeeeee hadi selametle....

buralarda bizi alimlerin tevsirini nakletmek ile domuzdan yana olmak ile suclandigimiz yerde vakit kaybetmek istemiyorum.

Milleti haksiz yere kafir yerine koymaktan vazgecin

yazilanlari iyi oku hamza



QUOT