ALINTI
Demokrasi ile diktatörlük arasında ne kadar fark vardır? Demokrasinin beşiği kabul edilen İngiltere'nin başında kraliçe, Belçika'nın kral, Hollanda'nın başında kraliçe yok mu? Danimarka ve Lüksemburg da krallıkla idare edilmiyor mu? Bütün bu Batı ülkeleri demokrat sayılmıyor mu? Türkiye gibi ülkelerin başında da 550 padişah! Ve perde gerisinde malı götüren, hortumcu, yüzlerce gizli pâdişah da işin cabası! Yönetimin başında bir padişahın olduğu rejime diktatörlük, 550 padişah olan rejime de demokrasi mi denir? Demokrasi bu ise, "halkın idâresi" sıfatı bir kandırmaca değil midir? Komünist ülkeler de demokrat olduklarını söylüyorlar. Eski komünist Almanya'nın adı De- mokratik Almanya idi, Sovyetler Birliğinin adında yine Cumhuriyetler ibâresi vardı ve en iyi demokrasinin kendilerininki olduğunu söylüyorlardı. Birbirine zıt rejimlerdeki, birbiriyle çelişen sistem nasıl demokrasi oluyor? Bu ülkelerdeki halk, rejimlerini oy ile değiştirebilme haklarına sahip mi idiler? Avrupa'daki liberal demokrasi uygulamasında rejismlerin oy ile değişme ihtimali var mı?
35. Kur'an kavramları yerine, Batı literatüründeki kavramlar demokrasiden etkilenen müslümanları cezbediyor. Allah müslümanlara "niye demokrasiye inanmadın ve niye ona bağlı kalmadın?" diye sorar mı dersiniz? Peki, öyleyse soracağı şeyler, yani müslümanların Allah'a karşı sorumlulukları nelerdir?22/Hac, 78. âyete göre "müslüman" adını müslümanlara kim vermiştir? Allah'a teslim olan kişinin kimliği "müslüman" mı olmalı, "demokrat" mı, yoksa her ikisi birlikte mi?
36. "Hak, adâlet, zulüm, bey' at, şûrâ, meşrû ve gayrı meşrû, hizip/fırka/parti... gibi kavramların Kur'anî anlamları ile politik dildeki anlamları aynı mı? Bu Kur'anî kavramlar tahrif edilmiş midir? Edildiyse bunun sorumluluğu kimlere ve neye âittir?
37. Dinin değişkenleriyle, kesinlikle değiştirilemeyecek sâbit(e)leri, müslüman halk ve onlar üzerinde etkin ve yetkin kişilerce doğru tespit ediliyor mu? Demokrasinin bu konudaki rolü nedir? Kim, hangi konuda, nasıl değişebilir? Her değişme gelişme midir? İnkılâp ve hidâyet de dalâlet ve irtidat da bir değişme sayılabilir mi? Demokrasi, insanın ne yönde değişmesine katkıda bulunu(yo)r?
38. Meşhur ve büyük bir âlim: "Eûzü billâhi mine'ş-şeytâni ve's-siyâseh" yani "Şeytandan ve politikadan Allah'a sığınırım" deme ihtiyacını niye hissetmiş olabilir? Aynı zât yine; "kendi partisinden olan şeytan, particiye melek gözükür; başka partiden melek de şeytan" deme ihtiyacını niye hissetmiştir? Bu ifadelerde doğruluk payı ne orandadır?
39. Tâğut, Allah'ın hükmüne alternatif olacak şekilde, halkın bu konuda egemen kabul ettiği Allah'ın dışındaki etkin her güç, rejim, ideoloji, put, şeytan veya insan demektir. Ve müslümanlar tâğutu reddetmek zorundadır. Bu red Kur'an açısından imanın şartı gibi görülmüştür (bkz. 2/Bakara, 256). "Seçimler, tâğutlardan bir tâğut beğenmek, Allah'ın indirmediği hükümlerle yönetecek bir insana Allah'ın hükmüne rağmen yetki vermektir" sözü yanlış ve ağır bir söz müdür?
40. Otuz beş senelik oyalanmaya rağmen, bunca İslâmî değişim ve dönüşümün en kolay yolunun demokratik yollarla gerçekleştirilebileceği iddia edilebiliyor. Müslümanların demokratik hayata kendi kurdukları partilerle din gibi sarıldığından bu yana Kur'an hükümlerinden tek bir tanesi bile bu yolla ikame edilebildi mi, bu yolda en küçük bir tâviz koparılabildi mi ki, bu ham hayal hâlâ sürdürülebiliyor, bu oyun için konu mankenliği rolü hâlâ kabul edilebiliyor?
41. Nakle ve akla göre çokluk veya çoğunluk, hakkın/doğrunun ölçüsü olabilir mi? Hak ve bâtılın ölçüsü Hakk'ın Kitabında vahiyle belirlenmemiş midir? Savunan tek bir kişi olsa bile eğer o hak ise ona tâbi olunması, bâtılın sahibi çok kişi olsa da onun terkedilmesi gerekmez mi? Peygamberler dâvetlerine tek kişi olarak başlamadılar mı? Bâtılı savunan çok kişi onlara karşı çıkmadılar mı? Peygamberler, demokrasiyi ölçü kabul etseydi kimin dediği geçerli olur ve doğru kabul edilirdi?
42. Râşid halifeler devrinde uygulandığı gibi, halifenin demokratik seçim sistemiyle değil; adına ehli hal' ve'lakd denilen seçkin kişilerin, toplumun görüşünü de alarak tespit ettikleri ve bey'at denilen özel bir seçim ve bağlılık sözü vererek halkın bu seçimi onayladığı, demokrasiye benzemeyen ve onunla bağdaşmayan kendine has bir sistem değil midir İslâm'ın yönetici seçimi? Buna rağmen demokratlaştırılan imamlar ve politikacılar niye Yunanlı filozofların hevâsından kaynaklanan demokrasi ile vahyin yön verdiği halifeliği eşit gösterme ihtiyacı duyuyorlar? Ayrıca bu, dinin siyasete âlet edilmesi değil midir?
43. Bey'at denilen özel bir seçim sistemi ve bağlılık sözüyle yöneticilerin işbaşına geldiği, Allah'ın indirdikleriyle hükmetmek demek olan adâletin temel ilke olduğu, şûrâya dayanan İslâmî devlet sisteminden, hilâfet ve şeriat iddiâ, ümit ve gayretinden vazgeçmenin adı, müslümanların yaşadığı ülkelerde "demokrasi" mi oluyor?
44. İnsanları Hakka ve hayra çağırmanın bedelini ödeyen; cihad, ilim ve takvâ sahibi biri ile; câhil, fâsık ve hatta kâfir bir avâmın ya da İslâm düşmanı birinin oyu eşittir. Halbuki avam, rüzgâr ne yönden kuvvetlice esiyorsa o yöne eğilen şuursuz kalabalıktır. Para, reklâm ve yalan vaatlerle kandırılmaya çok müsaittir halk. 51 câhilin 49 âlime, 51 koyunun 49 aslana gâlip sayıldığı ve bu gâlip sayılanlardan birinin başa geçirildiği bir zâlim ve aldatmacanın adı mıdır demokrasi?
45. Demokrasi gerçekten çoğunluğun iktidarı mıdır? Türkiye'de müslümanlar azınlık mıdır? Değilse niye Rum, Ermeni, Yahudi gibi azınlıklardan daha fazla baskıya mâruz kalıyorlar? % 34 oy alarak, hem de anayasayı değiştirecek şekilde iktidara gelen parti var ülkenin başında. % 66'nın durumu ne olmaktadır? 34 mü çok, 66 mı? Bir de sandığa hiç gitmeyen milyonları da iktidar partisine oy vermeyenler safında sayın. Sadece bu yaşanan güncel örnekten yola çıkarak cevap arayalım: Demokrasi, gerçekten halkın çoğunluğunun seçtiği yönetim midir?
46. Düzen, oy vermeyi, seçime katılmayı, kendi varlığı ve demokrasinin tümüyle yerleşmesi, halka iyice benimsetilmesi için zarûrî gördüğünden oy vermeyenleri, seçime katılmayanları cezâlandırıyor. İstiyor ki, her vatandaş, kendine yakın gördüğü bir partiye oy versin. Versin ki, demokrasi curcunası renkli bir şekilde tüm vatandaşları tahakkümü altına alsın. Niye her dört (veya en azından beş) kişiden biri, kanunen suç olduğu ve ceza gerektirdiği halde sandığa oy vermeye gitmiyor? Bunların isteğini, itirazını, küskünlüğünü, alternatifliğini hiç hesaba katmayan şey, nasıl halk idaresi oluyor da adına demokrasi deniliyor ve kendi iddiasıyla nasıl çelişiyor?
47. Oy vermeme özgürlüğü olmayışı ile demokrasi nasıl bağdaşır? Oy vermemek niçin suçtur? Düzen, muhâlif oylardan değil de, niye oy vermeyenlerden korkmaktadır? Demokrasi halkın çoğunluğunun yönetimi ise, değişik çevrelerin değişik zaman dilimlerinde yaptıkları anketler kesin bir şekilde gösteriyor ki, halkın % 70 civarındaki çoğunluğu, başörtüsüne kamusal alanlarda da özgürlük verilmesini istiyor. Hani, halkın çoğunluğunun yönetimi demekti demokrasi? Yoksa, halkın isteklerini bastırıp yönlendirmenin, halka rağmen uygulanan oligarşik uygulamaların adı mıdır demokrasi?
48. Biat denilen İslâmî seçim sistemiyle işbaşına gelmediği için görevini bırakıp çevresindeki âlim ve şuurlu kesim tarafından uzun uğraşlar sonucu iknâ edilip biat edilerek göreve getirilen 5. râşid halife unvânı verilen Ömer bin Abdulaziz örneğimiz var. Bu tavır gibi, meşrû yönetici olacak iman, takvâ ve ehliyete sahip kişilerin bile meşrû olmayan bur yöntemle kendisine verilecek yöneticilik emânetini üstlenmemeleri gerekirken, kendileri bu bâtıl usulle işbaşına gelmek istemeleri nasıl izah edilebilir?
49. İslâm'ın her şeyi kendine hastır. Ona gidilecek yolların da Rabbânî olması, netice kadar araçların da meşrû olması gerekmez mi? Batının dünya görüşü ve ulaşmak istediği hedefe doğru gitme aracı olan demokrasi vâsıtasıyla Batının gittiği yere, dalâlete ve bâtıl sona doğru yol alınmış olmaz mı?
50. Demokrasi virüsü girdiğinden bu yana, demokratikleş(tiril)miş halk, kurtuluşu İslâm'da, öze dönüşte, Asrı Saâdet'e benzemekte değil; Batıda, Batılılaşmada, Avrupa Birliğinde, Danimarka kriterlerinde görmüyor mu? İslâm'la bağları kesmek bir ideolojidir. Bu ideoloji, "içi dindar, dışı laik" bir kişilik ortaya çıkarıyor. Ve giderek insanlar yaşadığı ve göründüğü gibi inanmaya, yani inanmamaya başlıyor. Kendi tarihine, dinine ve hayat tarzına göre bir sistem kuran Batı, sadece kendi ülkesindeki insanları değil; bütün insanları bu sisteme uydurmaya çalışıyor. Müslümanlara İslâm'ı kendi ülkelerinde bile hâkim kılma gayretleri suç sayılırken, demokrasiyi dayatmaya kalkan Batılılar ve Batı yanlıları özgürlükten alabildiğine yararlanabiliyor. Bu çifte standart, sadece bu konuda mı görülüyor, yoksa demokrasi hemen her konuda çifte standarta sahip "münâfık" bir tip mi oluşturmaya çalışıyor?
51. Batılıların kendi tarihî kökleri, uygarlık ve dünya görüşlerinin gereği olarak kendi demokrasi anlayışlarını (bâtıl dinlerini) bütün dayaya ihraç etmeleri ve kötülüğü, zararı en az düzen olarak demokrasiyi görmeleri normal sayılabilir. Ama, İslâm'ın kendine has orijinal dünya ve devlet nizamı, hâkimiyet ve otorite, hak ve adâlet anlayışı ve mutlak doğruları olduğu halde Batı ve bâtıl değerler uğrunda mücâdele veren ya da en azından onların kılıcını kuşanan müslümanlara ne demeli? Ne demeli, kim demeli, nasıl demeli?
52. "Balans ayarlı demokrasi", "militan demokrasi", "alaturka demokrasi", "güdümlü demokrasi", "lastikli demokrasi" vb. olur; ama "İslâm demokrasisi" de olur mu? Biri beşerin ortaya attığı, hevâdan kaynaklanan yönetim tarzı; diğeri Allah'ın dininin adı. Bu ikisi nasıl birleştirilir? Birleştirilince ortaya çıkan sentez her ikisinin de dışında yeni bir üçüncü şey olmaz mı?
53. İslâm, tevhid dini olarak, temel inancın başında "lâ" prensibiyle küfürle, şirkle, tâğutla uzlaşmazlığı, onlardan farklılığı, ayrımı emredip onlara benzemeyi yasaklarken; Demokrasi, herkesle ve her şeyle uzlaşma rejimidir; uzlaşma, yozlaşma ve savrulma rejimi. Bunun sebebi, demokrasinin ve demokratların, "vahiy", "nass" gibi mutlak doğrulara sahip olmaması kadar, onlara müsâmaha bile göstermemesi midir?
54. Demokrasi, Batının putperest Yunan kültürüne dayanan ideolojisi, müşrik ve fâsık halkın hevâsı olduğuna göre, "Onların hevâlarına uyma!" şeklindeki Kur'an'ın ısrarlı uyarıları ve Fâtiha'nın ikinci bölümünde müslümanların günde kırk kere söz verme ve duâ mâhiyetindeki "dalâlet ehli hıristiyanların ve kendilerine gazap edilen yahûdilerin yolunun reddedilip peygamberler, sıddîklar, şehidler ve sâlihlerin yolu"nun hidâyet olarak kabullenilmesi nasıl telif edilecektir? Demokrasi, bu sınıflardan hangilerinin ortaya attığı ve yaşadığı yönetim ve yaşam biçimidir?
55. Değiştirme vaadiyle çıkıp kendileri değişenlerin rejimi midir demokrasi? Halkın istediği temel değişiklikleri yapmak yerine, egemen güçlerin halkın temel değerlerini değiştirme ve isteklerini yönlendirme şeklinde mi uygulanır? Yöneticiler halkın müslümanca isteklerini dillendirmekten bile çekindikleri durumda, nasıl olumlu değişimler beklenecektir?
56. Ve Ortadoğu ülkelerine BOP için model gösteriliyor Türk demokrasisi. Eyvah ki, eyvah! Afganistan ve Irak'a demokrasi götürme savaşından sonra, Ortadoğudaki tüm ülkeler, demokrasi ihrâcı artık bombalarla yapıldığına göre, 3. Dünya Savaşı demek olan Büyük Demokrasi Savaşını mı beklemeliler?
57. Demokrasinin dedesi, milât öncesinde yaşamış Yunan filozofları ve Yunan kültürü; babası da eski Atina ve Isparta yönetimidir. Dolayısıyla Rönesans ve Aydınlanma çağı, gericilik yaparak milat öncesine dönmüş ve unutulan demokrasiyi hortlatmıştır. Bu gerçeklerden yola çıkarak demokrasi çağdaş bir yönetim midir, yoksa gerici bir yönetim mi?
58. Demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan partiler ne kadar demokrattır? Parti içi demokrasisi ne kadar mevcuttur? Aday tespitinden, meclisteki parmak kaldırılacak konulara kadar gerçekten demokratik özgürlük işliyor mu? Parti başkanları, sadece halkın değil; başkanı olduğu vekiller ve kadroların başında bile diktatörlük mü yapıyor dersiniz? Kendi partisinde demokrasiyi uygulamayanların demokratlığı inandırıcı mıdır? Yoksa, partiden ülkeye her uygulama, yöneticilerin hevâlarına, menfaat ve çıkarlarına göre düzenleniyor da, demokrasi kavramı bu oyunu halka yutturmak için mi dillendiriliyor? Demokrasi, beşerî diktalara bir kılıf mıdır?
59. Demokrasi, konfeksiyoncu Batının biçip diktiği hazır elbiseyi giydirmek için kendine bağlı terzi kalfalarıyla halkın boyunun ölçüsünün alındığı işlemin adı mıdır?
60. Yeni dünya düzen(sizliğ)i, Büyük Ortadoğu Projesi, Haçlı Seferi, Siyonist hâkimiyeti, emperyalizm gibi dayatmalar, "demokrasi" ambalajıyla sunulduğuna göre, demokrasi dünya çapında fitne ve zulüm anlamına mı gelir?
61. Saf ve samimi mü'minlere sevap, cihad diye yutturulan demokrasi, parti, seçim... oltalarına takılan müslümanlar, oy vererek demokrasi rejimini zımnen de olsa kabullenmiş olmu- yorlar mı? Bu tavır, Allah'ın hükümleri dışında bir hüküm (câhiliyye hükmü) ve O'nun dışında ve O'ndan yetki almayan kanun koyucular seçmek anlamına gelmez mi? Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyeceği veya hükmedemeyeceği belli olanların hüküm etmelerine (hükümetlerine) yardımcı olmak değil midir? (bkz. 5/Mâide, 50)
62. Oy vererek demokratik görevini yapan kişi, kendi vekili olarak vekâlet verdiği şahsın yaptığı hüküm ve yasalardan, işlediği ve işlettiği haramlardan sorumlu mudur?
63. Büyük şehid, merhum Seyyid Kutub'un dediği gibi; "Bu dine sahip çıkanların şu gerçeği iyi bilmeleri gerekir. Bu din nasıl Rabbânî bir din ise, onun hareket metodu da tamâmen Rabbânîdir, esas tabiatına uygundur. Ve şurası bir gerçektir ki, bu dinin hakikatini, amelî metodundan ayırmak imkân hâricidir. "İslâm, öyle büyük bir nizamdır ki, onu vaz' eden Rabbimiz, gâyeyi gösterdiği gibi, vâsıtaları da göstermiştir. İnsan için Allah'a kulluk, ibâdet ve O'nun rızâsını kazanmak gâye olduğuna göre; bu nasıl olacak, hangi vâsıtalarla bu gerçekleşecek Kitab'ın hükümleri ve Rasûl'ün pratik uygulamalarıyla açıklanmamış mıdır?
64. Parti, İslâm' da olmadığına ve Batıdaki demokratik rejimlerin unsuru olduğuna göre, İslâm'da olmayan, İslâm'ın gayri meşrû kabul ettiği şeyle İslâm'a gidilemeyeceği gibi, İslâm'a hizmet de edilemeyeceği sonucu çıkarılamaz mı? Bir kimse meselâ İslâm'da içkinin olmadığını, bunun yasaklandığını bildiği (veya bilmesi gerektiği) halde, "içki içerek İslâm'ı getireceğiz, bununla İslâm'a hizmet edeceğiz" demesi ne kadar İslâm dışı ve saçma ise, "evet, İslâm'da parti yok, demokrasi peygamberlerin getirdiği veya onayladığı bir sistem değildir; ama bugünkü şartlarda biz bununla İslâm'a gideceğiz, bununla hizmet edeceğiz. En güzel yol budur" demesi de en az o kadar İslâm'a ve mantığa ters değil midir?
65. Hükümet olunabilir, ama iş devlet olmakta. İktidar olunabilir, ama iş muktedir olmakta. Davulun kimin elinde olması ö- nemli değil, önemli olan değneğin elinde olması. Çünkü davul dan çıkacak sesi, tokmağı elinde tutan tâyin edip yönlendirecektir. Hükümet, davulu tutar, tokmağı değil. Davulu taşıma yarışmasına katılmak yerine, tokmağı ele geçirmeye çalışmalı değil mi? Seçimlerin davul taşıyanları seçmek olduğu bilinmiyor mu? Tokmağın da derin devletin, anayasa, kanun ve partiler kanunu denilen beşerî hükümlerin ve Kemalistlerin elinde olduğu gör- mezden gelinmiyor mu? Seçilmediği halde sınırsız yetkileri ömür boyu süren egemen güçlerin, seçilmişleri devamlı kontrolleri ve denetimleri altında tut- tukları, şiir okumaya bile ceza verdikleri bir durumda demokrasi denilen çıkmaz sokaktan İslâmî ilkelere nasıl kapılar açılacaktır?
66. İnsanlar, milletvekili seçtiklerini zannederler, aslında birer sekreter seçmektedirler. Uygulatıcılar değildir seçilenler, uygulayıcıdırlar. Bir dâvâ partisi, hiçbir yerde iktidara gelemez. Gelmesi için gerçekten ve her yönden değişmesi, egemen güçlerin tehlikeli saymayacak şekilde onlardan yana olması gerekir. Demokrasilerde halk adına halkın seçtikleri hüküm koyar, kanun yaparlar. Ama kendi yaptıkları kanunları üçbeş sene geçmeden değiştirmeye çalışırlar. Demokrasilerde kanunlar yazboz tahtasıdır. Doğru, âdil diye kabul edilen kanunlar, birkaç sene sonra savunulamaz hale gelir. Bu durum, insanların yaptıkları kanunların yeterli, yanlışsız ve zamana dayanıklı olmadığını göstermiyor mu? 9/Tevbe, 31'e göre; "Allah'tan yetki almadan ve O'nun hükümlerine ters kanun koyanlar, rabliğe soyunarak kendileri tanrılık iddiâsında olan müstekbirler, onlara bu yetkiyi verenler de onları tanrılaştıran müstaz'aflardır" diyenlerin haklılık payı yok mudur?
ALINTI
Çoğu müslümanın, hatta partici ve partizanların meâlini ezbere bildikleri birkaç âyetten biri olan Mâide sûresinin meşhur âyetlerini tekrar düşünelim: "... Artık, insanlardan korkmayın, Ben' den korkun. Âyetlerimi az bir pahaya satmayın (hiçbir değerle değiştirmeyin). Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kâfirlerin ta kendisidir." (5/Mâide, 44). Seçeceği insanların, seçildiklerinde Allah'ın hükümleriyle (şeriatla) hükmetmeyeceklerini, isteristemez tâğutların yaptığı anayasanın ve rejimlerinin tek bir hususunu bile, dine (İslâm'a) uymasını isteyemeyeceklerini, dine dayandıramayacaklarını bildiği veya bilmesi gerektiği halde, karşı çıktıkları bir şeye "Allah haram kıldı" diye değil, "mevcut rejime zarar verir" diye karşı çıkanların, zâhiren küfrün hâkimiyetini kabullendiklerini bilerek, bu âyetin şümûlünden istisnânın, nasıl mümkün olduğunu izah etmelidir müslüman. Haksız tekfire gitmeden, kimsenin kalbinin yarılıp bakılamayacağına, niyetleri değil davranışları sorgulamak gerektiğine göre, âyetteki hükmün genel olduğunu, "Kim..." diye ifâde edildiğini; zâhire göre hükmederek partilere, seçilenlere ve tavırlarına bu âyet ışığında bakılmalı değil mi?
68. Küfre, küfrün kanunlarına, milletin kayıtsız şartsız egemenliğine (hâkimiyetine), milletvekillerinin Allah'ın kanunlarına rağmen kanun koymaya, yetkilerini Allah'tan almadan insanları idare etmeye kalkmalarına, farkında olmadan da olsa ilâhlık taslayıp tâğutluk yapmalarına rızâ göstermenin, sadece rızâ göstermekle de kalmayıp yardımcı ve sebep olmanın hükmü konusunda Kur'an ve Sünnete mürâcaat edilmeli değil midir?
69. "İyilikte ve takvâda yardımlaşın. Haram işlerde, günahlarda ve düşmanlıkta yardımlaşmayın. Allah'tan sakının. Allah'ın cezâsı şiddetlidir." (5/Mâide, 2). "Şerre delâlet eden, sebep ve yardımcı olan o şerri yapan gibidir" hükmüne göre, tekrar düşünelim: Küfrün hâkimiyetine, tâğûtî kanunların tatbik edilmesine, düzenin devam etmesine oyuyla, sözüyle yardımcı olanların, küfrün hâkimiyetindeki veballere ortak olup olmayacakları yeterince düşünülüyor mu dersiniz? "Onlar, hâlâ câhiliyye devrinin hükmünü mü istiyorlar? Kimmiş Allah'tan daha güzel hüküm veren, hüküm koyan? Fakat bunu, gerçekten anlayış sahibi olan bir toplum bilir." (5/Mâide, 50). Yoksa, farkında olmadan veya olarak, İslâm nizamı gelsin diyerek veya demeyerek, câhiliyye hükümlerinin uygulanmasını mı istiyor bazı müslümanlar? Câhiliyye hükümleri uygulansın, ama müslümanlar veya müslüman zannedilenler eliyle mi uygulansın, bu mu isteniyor?
70. "Müslümanların çoğunlukla desteklediği bir veya bazen birkaç parti mutlaka olmalıdır. Müslüman yığınlar, mecliste demokratik usulle temsil edilemeyince, kontrol edilemez, tâkip edilip yönlendirilemez. Bu da, düzenin kontrol edemediği bağımsız gelişmeler, faâliyetler demektir." Bu görüşü, düzen bağlısı bazı Kemalist çevreler dillendiriyor. Dolayısıyla, parti vb. demokratik, uzlaşmacı, yasal, resmî, legal faâliyetlerden kimi saf beyinlerin iddia ettiği gibi kâfir güçlerin ciddî bir rahatsızlığı söz konusu değildir. Onlar istiyorlar ki, müslümanlar da beşerî kanunlara tümüyle uysunlar, o kanunlara uygun olarak parti ve teşkilat kursunlar, kontrolsüz faâliyet yaparak düzene temelden darbeler indirmeyi düşünmesinler. Fiilî cihad yolu böylece engellenmiş olsun. Müslümanlar, başörtüsü, İmamHatip gibi biriki insanî talep ile (onlar bile gerçekleşmiyor ya), yıllar yılı avutulsun. İstekleri, gündeme getirdikleri biriki teferruat kabilinden şeyden ileri gitmesin. Bunlardan yola çıkarak; "demokrasi ve particilik oyununun yasa ve yasaklarını Kur'an'ın tâğut dediği, bazı egemen güçler belirlemişler, figüranlar ve kuklalar arasında yeşil renklerin de bulunmasını, düzenleri açısından daha faydalı görmüş ve bunu lutuf gibi sunmuşlar" denilebilir mi?
71. Diyanet'in; düzenin koltuk değneği, can simidi olduğu gibi, sağcı ve yeşil renkli muhâfazakâr (neyi muhâfaza ettiği düşünülmeli), müslüman görünümlü partiler de düzenin ayakta kalması için şarttır. Çünkü muhâlefetini ve muhâliflerini kendi tespit eden rejim ve iktidarlar, devamlı olarak egemenlik ve iktidarlarını sürdürürler. Derin devlet, yeşil partiler eliyle düzeni kökten eleştiren müslümanları, ıslahatçı ve mevcut yapıyı koruyan muhâfazakâr tiplere dönüştürmek mi istiyor?
72. Kur'an, peygamberlerin tavrını da, bize örnek olması için, açıkça belirtiyor: "Celâlim hakkı için, Biz, her ümmete 'Allah'a kulluk/ibâdet edin ve tâğutlardan sakının' diye bir peygamber gönderdik..." (16/Nahl, 36). Düşünelim ki, Hz. İbrâhim, devrindeki tâğutlarla nasıl mücâdele etti? Putlara ve Nemrut'a karşı nasıl tavır aldı? İnsanları bu tâğutlardan nasıl sakındırmaya gayret etti? Firavun'a karşı Hz. Mûsâ'yı ve mücâdelesini bir göz önüne getirelim. Nemrut'un, Firavun'un emrine girmek isteyen, onların sarayına tâlip olarak onlara ve onların düzenine yardımcı olmayı düşünen bir peygamberin olduğu iddiâ edilebilir mi?
73. Eski bir şâirin bir şiirini hatırlayalım: "Muîni zâlimin erbâbı denâettir. / Köpektir zevk alan sayyâdı bîinsâfa hizmetten." (Zâlimlerin yardımcısı ancak alçaklar grubundandır. Çünkü insafsız avcıya hizmet etmekten zevk alan köpektir.) Bu şiirde başka şey kast edilebilir, ama İslâm'a göre "zâlim", "zâlime yardımcı olmak", "insafsız avcı" ve "köpek karakterliler" kimler olabilir? Ve yukarıdaki şiir, bu ölçüler içinde nasıl anlamlandırılır?
74. Müslümanlar çok oy oyununa gelmişlerdi: Devlete, rejime tâlip olmak ve bunun için Rabbânî mücâdele yapmak yerine; hükümete, beşerî rejimin idaresine tâlip olmuştu müslüman. Müslümanların çokça oy verdikleri partilerdeki insanlar yönetici olduklarında İslâm nâmına Kur'an'ın esasları doğrultusunda değişen bir tek şey olmuş muydu? Rejim devam etsin, küçük ıslahatlarla hatta takviye edilsin, ama yöneticiler namaz kılanlardan, eşleri başörtülülerden olsun demek, câhiliyye ve İslâm'ın hükümleri diye ikiye ayrılan hükümlerin hangisinin yanında olmanın göstergesidir?
75. Bir insanın veya teşkilâtın "biz peygamberlerden ve Peygamberimiz'den daha kolay, daha kestirme, daha rahat bir yol bulduk. O zâtlar İslâm devletine gitmek için memleketlerinden kovuldular, olmadık zulme, işkencelere mâruz kaldılar, tâğutlarla, maddî güçleri çok az olduğu halde savaştılar, putlara ve tâğutlara boyun eğmemek için nice tehlikelere atıldılar. Biz ise çok daha kolay yol biliyoruz. Onlar bilememişler. Veya bu devirdeki bu tür kolaylıkların bir benzerini onlar yapmamakla hata etmişler..." dese, bu sözleri söyleyenlere tepkiniz ne olur? Peki, bunları diliyle söylemeyip davranışlarıyla söylüyorlarsa?
76. Düşünün, sizi temsil ettiğini söyleyen bir boksör ringe çıkıyor. Karşı taraf, bunun kazınılması gereken bir maç olduğu bilinciyle ha bire yumruklarını indiriyor. Sizi temsil iddiasındaki boksör "gerginlik olmasın, kavga olmasın, rakip boksör benden rahatsız olmasın" diyor. Sormazlar mı adama: "öyleyse niye boksörlüğe tâlip oldun, niçin maç için ringe çıktın?" Yine, Kur'an ışığında cevaplanması gereken bir soru: Rakipleri, başka ideoloji ve dâvâ mensupları, bir müslümandan ne zaman memnun ve râzı olur?
77. Kâfirler, düzenbazlar, müslümanların da ancak kendi istedikleri sahada, kendi istedikleri metotlarla mücâdele etmelerini istiyorlar. Halbuki İslâm'da savaşlar, kâfirlerin değil, müslümanların istediği sahalarda kabul edilir. Her çeşit İslâmî mücâdele ve hizmetlerin esasları, ancak müslümanların istediği şekillerde ve İslâmî esaslara göre tanzim edilir. Bugün ise, Firavunların tesbit ve müsâade ettiği, yönlendirdiği, sınırlarını çizdiği sahada mücâdele ve çalışmayı tercih eden müslümanlar, Firavunlara açıkça cephe almadan, onları nasıl alt edeceklerdir?
78. İslâm'ın istediği devlet olmadığında, eğer İslâm'ı temsil iddiâsındaki müslümanlarla küfür düzenleri arasında uzlaşma ve düzenin emrine ve hizmetine girme varsa, devletin istediği İslâm(!) olacak, bu tip İslâm, tâğutların yönlendirdiği, Amerikanvari özellikler taşıyacaktır, tevhîdî özellik değil. "Allah'ın indirdiği Kitap ile aralarında hükmet. Onların arzularına uyma. Allah'ın sana indirdiği Kur'an hükümlerinin bir kısmından seni şaşırtırlar, vazgeçirirler diye kendilerinden sakın. Eğer onlar, hükümleri kabulden yüzçevirirlerse bil ki Allah, onların bazı günahları sebebiyle onları cezalandırıp, başlarına bir musîbet getirmek istiyor. İnsanların çoğu gerçekten fâsıktır." (5/Mâide, 49). Demokrasiler, devletin istediği İslâm(!) anlayışı ve düzene uygun müslüman(!) oluşturmaya mı çalışıyor? Bu oluşturmada politik tavır ve sulandırılmış takıyye anlayışının gereği ve sonucu nedir?
79. "Dünyanın mü'mine zindan, kâfire cennet (gibi) olması" İlâhî bir tecellî olduğu halde, partilerin en önemli derdi; ekonomi, işsize iş, aşsıza aş... Efendimiz (s.a.s.) Mekke'de tâğutlarla mücâdele edip, sadece Allah'a kulluğa dâvet ederken, Mekke'li muhâtaplarına dedi mi ki: "Beni lider kabul edin, ben sizin yollarınızı onarayım, açları doyurayım. Bakın Mekke halkı fakir. Bu ülkenin kalkınması lâzım. Bu da şu şekilde olur... Kalkınma, fakirlikten kurtulma, büyük Mekke devleti olmak için şunları yapmak lâzımdır..." gibilerden herhangi bir söz söyledi, müşrik yöneticilere akıl vermeye çalıştı, müşrik devletin idâresiyle uğraştı, veya o idareye o şekliyle tâlip oldu mu? O günkü çalışma, iş, dünya şartlarını ıslah edeceğini mi vaad etti, yoksa çile, eziyet, işkence ve savaş mı, sabrı gerektirecek zorluklar ve karşılığında cenneti mi vaad etti? İnsanları neye çağırdı?
80. "Yoksa onların, dinden Allah'ın izin vermediği şeyleri dinî kaide kılan ortakları mı var? Eğer azâbı erteleme sözü olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilir (işleri bitirilir)di. Şüphesiz zâlimler için can yakıcı bir azap vardır." (42/Şûrâ, 21) Bid'atin târifi: Dine, Peygamberimiz'den sonra sokulan herhangi bir şeydir. "Kim bu dinde olmayan bir şeyi ihdas ederse, o şey merduttur, reddedilir. Her bid'at dalâlettir ve her bid'at ehli cehennemdedir." (Müslim, Cum'a 43, hadis no: 867). "Asrımızın en büyük bid'atlerinden biri particiliktir" yorumuna ne denilir? Kâfirler tarafından Batıdan, önce Türkiye'ye, oradan da BOP sâyesinde İslâm âlemi denilen tâğutların hâkim olduğu Ortadoğu ülkelerine dayatılacağı gibi; müslümanlık adına, halka ve hakka hizmet diye takdim edildiğinden tehlikesi büyük bir bid'attır" sözü doğru olabilir mi?
81. Sosyalist Parti, Komünist Partisi... olur da, "İslâm Partisi" niye olmaz? Bırakın İslâmî partiyi, İslâmî biriki teferruat kabilinden şeyi küçük harflerle gündeme getirdiği için partiler niye kapatılır? Demek ki ipin ucunu ellerinde tutanlar İslâm'ın adının bile anılmasına, biriki prensibinin bile uygulanmasına tümüyle kapalılar. Öyleyse, müslümanın İslâm'dan başka gâyesi, O'nun hâkim olmasından başka kesin çözüm önerisi olamayacağına göre, müslümanlar bu oyunda hep nesne olmaya, piyon ve figüran olmaya mı istekliler?
82. Partiler, demokrasinin vazgeçilmez unsurları olduğu, yani tüm partiler demokrasi ananın çocukları sayıldığına ve partiler kanununda belirtilen özelliklere sahip olmak zorunda olacaklarına göre, hepsi düzenin devamı ve güçlendirilmesinden yana olduklarına göre, partiler arasında ne kadar fark vardır? Bugüne kadar iktidara gelen veya koalisyona katılan partilerin icraatları gerçekten birbirinden çok mu farklı idi? Bazı küçük farklar özellikle İslâm ve Müslümanları ne kadar etkiliyordu?
83. Seçim öncesinde propaganda ve benzeri etkinliklerle insanların önemli bir kesimi parti değiştirebiliyor. Zaten bu değişiklik için partiler büyük bütçeler ayırıyor. Partisini değiştiren insanda gerçekten bir din değiştirme gibi radikal bir değişim mi oluyor? Yoksa futbol takımı taraftarlığını değiştirmek gibi bir şey mi? Daha önce başka partiden vekil olanlar diğer seçimde başka partiden nasıl aday oluyor? Seçildikten sonra bazı milletvekilleri niçin ve nasıl parti değiştiriyor? Bunlar, partiler arasında ciddi bir fark olmadığını göstermiyor mu?
84."Ebû Cehiller, yani Peygamberimiz zamanındaki Mekke ve civarındaki müşrik yöneticiler de demokrattı" denilebilir mi? Peygamberimiz'e "istersen biriki sen, biriki sene de biz Mekke'yi yönetelim" dedikleri için değil sadece. Ebû Cehil ve benzeri etkin kişilere göre, Mekke halkı serbestçe seçim yapabilir, 360 kadar aday puttan birini seçip ona tapabilirdi. Bu konuda hiçbir zorlama ve dayatma yapmıyorlardı. Tabii ki, onların da özel durumları vardı: Değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek kutsallarına müdâhale edilemez, hatta dil uzatılamaz idi. Bunların en başında putçuluk, kutsal saydıkları heykeller, puta tapma geliyordu. Ama, herkes özgürce ve demokratik şekilde putlardan (tâğutlardan) birini seçip istediği şekilde şirk koşabilirdi. Aynı özgürlük çağdaş câhiliyyede de vardır: Zulümlerden zulüm beğenebilir, tâğutlardan bir tâğut seçebilir insan, günümüzdeki çağdaş demokrasilerde. Hakkını yemeyelim: Tavuklara kümeslerini ve kurtlarını seçme hakkı verir demokrasi. Hileli yollarla da olsa, halka zindan ve gardiyanlarını seçme hakkı tanır. Bu gerçeklerden yola çıkarak, câhiliyyenin eskisi ile modern ve çağdaşı arasında mâhiyet farkının olduğu iddia edilebilir mi? "Küfür cephesinde yeni bir şey yok" denilebilir mi?
85. Teslim olmadan, bir rabbe kul olmadan yapamadığı görülen insanın, teslim olmaması değil; kime ve neye teslim olacağı ile ilgili tercihleri söz konusudur. İnsan, "kendi hevâsına mı, başkalarının (çoğunluğun) hevâsına mı, yoksa Allah'a mı teslim olmalıdır?" Hayat, kendisine hayat verene teslim olmanın dışında nasıl anlam kazanacaktır? Teslim olamadan yapamayan insan, en güvenilir (el-Mü'min)e teslim olmadan nasıl huzura kavuşabilir?
Bu yazının okunulması gerekiyor diye düşünüyorum özellikle oy verme konusunda olumlu düşünen kardeşlerim eger gerçekden saglıklı yorumlar yapmak istiyorlarsa bu yazıdaki sorulara cevap bulsunlar ben o zaman oy verecegim İNŞALLAH ve istedikleri partiye