Yer yer değil iken
Su su idi.
Topak yoktu.
Güneş yoktu.
Gün yoktu.
Ay yoktu.
Daha yıldızlar bile yoktu.
Saman yolu yoktu. Aydınlık yoktu.
Yalnız bir su vardı. Altta ve üstte...
Alt ve üst de yoktu amma, biz öyle söyledik...
Allah bütün boşluğu ve eserlerini kendi varlığı ile doldurdu.
Kendi kendine vardır demek; kendi kendine var olmuştur demek değildir.
Birbirinden husûle gelen varlıklar, yokluk demektir.
[Var] bile yoktu. Bu yokların sonsuzluğunu kavrayan yalnız Tek [O] vardı.
Allah’ın yarattıklarının başında gelir su...
Cenabı Hak suyu âziz kılmıştır.
Ve sevmiştir.
Allah’ın Celâl ve Cemâl sıfatının aksettiği ayna su’dur...
Bütün esmâ sudan geçer.
Allah suyu serbest bırakmıştır.
Su kadar temiz, su kadar mülâyim, su kadar uysal, o kadar da kudretli bir şey yoktur.
Suya verilen emir değişmez.
Dikkat buyrula şu âyete ve derin derin düşünüle:
“Ey arz sularını yut
Ey sema sen de yağmurunu tut”
Denildi, sular kesildi...
Her şeyi sudan halkettik.
İnsan vücudu, nebat, hayvan “Hay” esmâsıyla canlıdırlar.
Ruh sudan halkedilmiş değildir. Ruh Allah’ın emrindendir.
Sudan yaratılıp Hay ile canlı, işleyen ve mekânda bir yer tutan varlıklara münasib bir yer olmasından ruh girer cesede...
Cinler dumansız ateşten, melekler nurdan yaratılmıştır.
Bunlar görünmezler. Nasıl görünen su buhar olursa, görünmezse, onlar da görünmezler.
Vasat değiştirdikleri zaman görünürler. Yâni insan gözüne mer’i olurlar.
Gündüz yıldız var, görünmezler; gece görünürler. Yâni göz, onları ancak gece görebilir.
Yazın sıcakta nefes buharı görünmez.
Kışın soğukta nefes buharı görünür.
Yâni göz onu o vasata indiği zaman görebilir demektir.
Ruhun ve suyun nasıl yaratıldığı bildirilmemiştir.
Dr. Münir Derman