Cenâb-ı Hak, Kendisine duyulmasını istediği muhabbetin ölçüsünü Kur’ân şöyle verir:

“Allah’a imânınız varsa, elbette Allah’ı seveceksiniz. Mâdem Allah’ı seversiniz, Allah’ın sevdiği tarzı yapacaksınız. Ve o sevdiği tarz ise, ona ittibâ etmektir (uymaktır). Ne vakit ona ittibâ etseniz, Allah da sizi sevecek. Zaten siz Allah’ı seversiniz, tâ ki Allah da sizi sevsin.” 1

Bu âyetten anlaşılan mânâlardan birini de “Eğer Allah’a muhabbetiniz varsa, Habibullaha ittibâ edilecek. İttibâ edilmezse, netice veriyor ki, Allah’a muhabbetiniz yoktur” şeklinde ifade eden bir müfessir, şöyle devam eder:

“Muhabbetullah varsa, netice verir ki, Habibullahın sünnet-i seniyesine ittibâı intâc eder (netice verir). Evet, Cenâb-ı Hakka imân eden, elbette O’na itaat edecek. Ve itaat yolları içinde en makbulü ve en müstakimi ve en kısası, bilâşüphe Habibullahın gösterdiği ve takip ettiği yoldur.”2

Allah’ı sevmenin ölçüsü Resulullahın tebliğ ettiği şekilde İslâmı yaşamak ve Sünnet-i Seniye tâbir ettiğimiz yaşayış modelini gücümüz nisbe-tinde kendi hayatımızda tatbik edebilmektir. Çünkü Allah sevdiği bütün vasıfları Resulünün şahsında toplamıştır. İnsanlar o vasıflara riâyet edip Peygamber yaşayışını örnek alabildikleri nisbette Cenâb-ı Hakk’ın sevgisine yaklaşırlar. Bütün kâinatın sahibi olan bir Zât’ın sevgisini kazanabilmek gibi misilsiz bir şerefin yolu, O’nun insanlara gönderdiği elçiye benzemekten geçer. Bu husus, yukarıda âyette açıkça ve bizzat Cenâb-ı Hak tarafından ifade edilmektedir.

Bu itibarla, Resulullahın bildirdiği ölçü ve esasların dışına çıkıldığı takdirde Cenâb-ı Hakk’ın muhabbet ve rızâsını kazanabilmek mümkün değildir. Nitekim bu husus Kur’ân’da şöyle ifade buyurulmuştur:

“İnsanlardan bir kısmı, Allah’tan başkasını O’na emsâl edinirler ve onlara Allah’a olan sevgi gibi muhabbet beslerler.”

Âyetin devamında mü’minlerin Allah sevgisinin ise herşeyden daha sağlam olduğu bildirilir. Daha sonra, Allah’a âit olan sevgiyi başkalarına yöneltip kendi nefislerine zulmedenlerin görecekleri azâba işaret edilir ve “Keşke o zalimlerin azâbı gördükleri zaman anlayacakları gibi, bütün kuvvetin Allah’a âit olduğunu ve Allah’ın azâbının şiddetli olduğunu önceden anlayabilselerdi” buyurulur.”3

Gerçekten de insanların zaman zaman kendileri gibi başka insanları ve başka varlıkları mâbud derecesine çıkararak, onları Allah’a şerik tutacak seviyeye alçaldıkları görülmüştür. Bu insanlar Allah’ın malı olan kalblerini, fâni varlıklara bağışlamışlardır. Bunun ne-ticesi olarak, Allah’ın rızâ ve muhabbetini değil de, o fâni varlıkların iltifat ve sevgisini kazanmaya çalışmışlardır. Allah’ın bildirdiği ve Resulullah’ın (a.s.m.) tebliğ ettiği ölçülere ters düşse bile, onların emirlerine uymuş; Allah’a isyan ederken onlara itaati tercih etmişlerdir. Evet, Allah’tan başkasını O’na şerik tutup Allah’tan fazla sevmenin ölçüsü budur: Allah’a isyanın bahis mevzuu olduğu hallerde bile onlara itaat etmek, Allah’ın emirlerinden yüz çevirip onların arzularına uymak.

Ulûhiyette muhabbetin en mühim esas olduğunu belirten Elmalılı merhum, bunu özetle şöyle izah eder:


Elmalılı bütün bunları anlattıktan sonra, yeryüzünde çıkan harp ve kavgaların tamamını, bu muhtelif birbiriyle dâimâ çekişme halinde olan mâbudların mevcudiyetine bağlar. Bu ihtilâfların bir kısım insanları ilâhlaştıran dalkavuklar tarafından büs bütün körüklendiğini ve beşeriyetin bu yüzden her geçen gün ahlâk çöküşüne sürüklendiğini söyler.4

Halbuki, âyette de ifade edildiği gibi, mü’minler yalnızca Allah’a muhabbet duyarlar. Onların Allah’a olan sevgileri, başkalarının kendi mâbud-larına sevgisinden kat kat üstündür. Çünkü mü’minin her şart ve halde Allah’a muhabbet duyan, İlâhî aşkla dolu bir kalbi vardır. Darlıkta da, bollukta da bu sevgi devam eder ve hiçbir zaman sarsıl-maz. Halbuki diğerlerinin sevgisi “ilâh”larından gördükleri menfaate bağlıdır. Bunun için de mâbudların haşmet ve kudretinin devamı gerekir. Bu kudret zaafa uğradığı ve kaybolduğu anda, sahibine duyulan bağlılık da ortadan kaybolur. Böylece yalancı mâbudların birbirini takip eden bir “resm-i geçit”ine şâhit olunur. (Şirkin dünya nizamını alt üst etmesine bu cihetten bakılabilir.) Buna mukabil, tek bir Yaratıcıya imân edip O’nu bütün kalbiyle seven mü’minlerin bu muhabbeti, samimiyeti zirvededir ve hiçbir zaman azalmaz. Aksine, Allah’ın isim ve sıfatlarını tanıyıp cemâl ve kemâlini müşahede etme yolunda ilerledikçe daha da artar. İşte, âyette geçen “Mü’minlerin Allah’a muhabbeti herşeyden daha sağlam ve kuvvetlidir” meâlindeki ifadede bu mânâlar da mevcuttur.



1. Âl-i İmrân Sûresi, 31 (Meâl: Lem’alar, s.52).

2. Lem’alar, s.47

3. Bakara Sûresi, 165.

4. Tafsilâtlı izahat için bk. Hak Dini Kur’ân Dili, 1:572 v.d.

(Yeni Asya Yayınları, Ölçü kitabından iktibas edilmiştir. İstanbul, 1983)