Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: “mürşide Tâbiiyet şirktir.” Diyen Bir Hurafeyi Sizlere Anlatmak Istiyorum
Islami Forum - Popüler Forum > İSLAMİ KONULAR > .·[ TASAVVUF ]·.
Sayfa: 1, 2, 3
hidayet34
“Mürşide tâbiiyet şirktir.” diyen bir hurafeyi sizlere anlatmak. Ne yazık ki; dîn adamları arasında bunu söyleyenler var. Mürşidlere “yedek ilâhlar” gibi isimler takan, Allah’ın âyetlerine karşı gelen birileri de var. Bu bağlamda Allahû Tealâ’nın söylediklerini değerlendirdiğimiz zaman şunu görüyoruz: Allahû Tealâ, mürşide tâbiiyeti farz kılmıştır. Allah’a ulaşmayı dileyen kişi, mutlaka Allahû Tealâ’dan mürşidini soracaktır. İşte Fatiha Suresi bu konuda ilk adımı atıyor; mürşidin, Allah’tan sorulması lâzımgeldiğini söylüyor. Allahû Tealâ ne diyor:

1/FATİHA-1: Bismillâhir rahmânir rahîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

1/FATİHA-2: El hamdu lillâhi rabbil âlemîn(âlemîne).
Hamd; âlemlerin Rabbi olan Allah’adir.

1/FATİHA-3: Er rahmânir rahîm(rahîmi).
Rahmân’dır, Rahîm’dir.

1/FATİHA-4: Mâliki yevmid dîn(dîne).
Dîn gününün MALİK’idir.

1/FATİHA-5: İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu).
(Allah’ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz.


Allahû Tealâ diyor ki:
“Eûzubillâhimineşşeytânirracîm, Bismillâhirrahmânirrahîm: Kovulmuş, recm edilmiş, taşlanmış şeytandan Allah’a sığınırım. Allah’ın ismiyle, Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla başlarım.”
“Dîn gününün sahibi olan… Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden istiane isteriz.” Yani “Mürşidimizin kim olduğunu yalnız Sana sorarız.”
“Yalnız Senden istianeyi isteriz.”
Öyleyse Allahû Tealâ’dan istiane istenmesi söz konusu, yardım istenmesi söz konusudur. Bu yardımın muhtevasına baktığımız zaman, yardımın, istianenin, Allah’tan mürşid isteme konusunda olduğunu görüyoruz. Allahû Tealâ, “Yalnız Sana kul oluruz.” ifadesiyle, insanların sadece Allah’a kul olabileceğini ifade ediyor. “Yalnız Senden istianeyi isteriz.” ifadesi ise, “Mürşidimizi yalnız Sen belirleyebilirsin.” mânâsını taşıyor.
Mürşid kimden sorulur? Yalnız Allah'tan sorulur. “İyyâke nestaîn” ifadesi bunu ifade ediyor. Niçin?

1/FATİHA-6: İhdinas sırâtel mustakîm(mustakîme).
(Bu istiane’n ile) bizi, SIRATI MUSTAKÎM’e (Allah’a ulaştıran yola) hidayet et (ulaştır).


“Mürşidimizi Senden sorarız ki; O’na tâbî olalım, ruhumuz vücudumuzdan ayrılsın ve Senin Sıratı Mustakîm’ine ulaşsın. Bizi böylece Sıratı Mustakîm’ine ulaştır. Ruhumuz Senin Sıratı Mustakîm’ine ulaşsın da, Sıratı Mustakîm üzerinden bir seyr-i sülûk yapsın ve Senin Zat'ına ulaşsın.”
Allah ile olan ilişkilerimizin bu dizaynına baktığımız zaman gördüğümüz odur ki; Allahû Tealâ’nın indinde, “insan ruhunun Allah’a ulaşması” diye bir müessese var. Ve ruhun Allah’a ulaşması, Sıratı Mustakîm isimli bir yolla gerçekleşir. Sıratı Mustakîm; Allah’a ulaştıran yolun adıdır. Nisa Suresinin 175. âyet-i kerimesi bunu veriyor:

4/NİSA-175: Fe emmellezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).
Allah’a âmenû olanları ve O’na sarılanları (sarılmayı dileyenleri), Allah kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, Kendisine ulaştıran Sıratı Mustakîm’e (Allah’a ulaştıran yola) hidayet edecektir, ulaştıracaktır.


Allahû Tealâ diyor ki: “Kim Allah’a mülâki olmayı, ulaşmayı ve O’na sarılmayı, Allah’ın Zat'ında yok olmayı dilerse, Allah onları rahmetinin ve fazlının içine koyar ve onları Kendisine ulaştıran, Allah’a ulaştıran Sıratı Mustakîm’e ulaştırır.”
Ruhumuzun Allah’a ulaşması söz konusudur. Bunun için ruhumuzun Sıratı Mustakîm’e ulaşması söz konusudur. Ruhumuzun Sıratı Mustakîm’e ulaşabilmesi için de, istiane ile mürşidimizi Allahû Tealâ’dan isteyeceğiz.
“İyyâke: Yalnız Senden
nestaîn: İstiane isteriz.” diyoruz.
Allah’tan başka hiç kimseden istianenin istenemeyeceği vakasıyla karşı karşıyayız. Mürşidimizi Allah’tan sormak mecburiyetindeyiz ve bunu Allahû Tealâ, bize bir farz emir olarak söylüyor. Maide Suresinin 35. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ, mürşide mutlaka ulaşmamızı farz emir olarak vermiştir:

5/MAİDE-35: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler)! Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki; siz felâha erersiniz.

Allahû Tealâ: “Ey âmenû olanlar! Bir defa daha takva sahibi olun ve Allah’tan mürşidinizi isteyin.” diyor. Yani “Sizin ruhunuzu kim Allah’a ulaştırmaya vesile olacaksa, o vesileyi Allah’tan isteyin.” diyor.
Öyleyse Allah’tan isteneceğini Maide Suresinin 35. âyet-i kerimesi de söylüyor, Fatiha Suresi de söylüyor. “İyyâke nestaîn” diyoruz. Yeter mi? Hayır, yetmez. İki âyet daha var; Bakara-45 ve 46. Ama Fatiha Suresinde Allahû Tealâ’nın bir ilâvesi daha var:

1/FATİHA-7: Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn(dâllîne).
O (SIRATI MUSTAKÎM) ki; (başlarının) üzerlerine (Devrin İmamı’nın ruhunu) ni’met olarak verdiklerinin yoludur. Üzerlerine gadap duyulmuşların ve dalâlette kalmışların (Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin) yolu değil.


Allahû Tealâ diyor ki: “O yol ki, Sıratı Mustakîm ki; üzerlerine (başlarının üzerine) ni'met verilenlerin yoludur.”
Çünkü tâbiiyet sırasında mutlaka devrin imamının ruhu o kişinin başının üzerine gelip, önden arkaya doğru yatay olarak yerleşir. Bu, Allah’ın o kişinin başının üzerine verdiği bir ni'mettir. Kişi bundan sonra ruhunu Allah’a ulaştıracaktır. Bakara Suresinin 45 ve 46. âyetleri de bu istikamette Allah’ın açık bir hüviyetini taşıyor:

2/BAKARA-45: Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne).
(Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah’a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.

2/BAKARA-46: Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).
O (huşû sahipleri) ki; onlar, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.

Allahû Tealâ: “Sabırla ve namazla (hacet namazıyla) Allah’tan istianeyi (mürşidinizin kim olduğunu sorarak, Allah’tan mürşidinizi) isteyin. Bu zor bir iştir, büyük bir iştir, aşağı yukarı imkânsızdır.” Kimler için? Allah’a ulaşmayı dilememiş olan bir insan için çok zor, büyük bir iştir. Allahû Tealâ diyor ki: “Ama huşû sahipleri için zor değildir. O huşû sahipleri ki; Allah’a mülâki olacaklarına, ruhlarını hayatta iken Allah’a ulaştıracaklarına kesin şekilde inanırlar. Yakîn hasıl ederek kesin şekilde inanırlar ki; ruhlarını Allah’a mülâki kılacaklardır, ruhlarını Allah’a ilkâ edeceklerdir.”
Ruhumuzun Allah’a ulaşması, Allah’ın Zat'ında yok olması diye bir olaydan bahsediyoruz. Ruh Allah’a ulaşır, yok olur. Ama görüyoruz ki; bunun için önce mürşidimizi Allahû Tealâ’dan soracağız ve önünde diz çöküp tövbe edeceğiz.
Mürşide tâbiiyet şirk midir? Bir dîn adamımız öyle söylüyor. Bu sevimli dîn adamını hepiniz zaten biliyorsunuz. Defaatle bunu söylemiştir. “Mürşide tâbî olmak şirktir. İnsanlar yedek ilâhlar ediniyor.” diyor. “Yedek ilâhlar” sözü kime ait biliyorsunuz. Kur'ân-ı Kerim’i bilmeyen bu tarzdaki dîn adamları, her zaman, her yerde var olmuştur. Zamanımızda da elbette olacaktır. Onlara, Kur'ân-ı Kerim’i öğrenmelerini tavsiye ediyoruz. Bizimki sadece bir tavsiye. Dilerlerse, Kur'ân-ı Kerim’i incelerler, özellikle bizim söylediklerimizi incelerler, herşeyi yerli yerine oturturlar. Dilerlerse incelemezler ve cehaletleri içinde bu kabil sözleri söylerler. “Mürşide tâbiiyet şirktir.” Cahil dediğimiz, bu insandır. Bunu söyleyebilen bir insan, bu konuda cehaletin içindedir.
Mürşide tâbiiyet şirk olmadığı gibi, Allah’ın temel emridir. İşte Allahû Tealâ açıkça söylüyor: “Hacet namazı kılarak Allah’tan mürşidinizi, istianeyi isteyin.” diyor. Fatiha Suresinde de biz Allahû Tealâ’ya diyoruz ki: “Yalnız Senden mürşidimizi isteriz. Bizi Sıratı Mustakîm’e ulaştırman için…” Ve bundan sonra diyoruz ki: “O Sıratı Mustakîm ki; başlarının üzerinde ni'met taşıyanların yoludur.”
Nasıl bir ni'met? İşte kim mürşide tâbî olursa, bu tâbî olan kişi o noktaya 12 tane ihsan alarak gelmiştir. Allahû Tealâ, o kişi üzerinde Rahîm esması ile tecelli etmiştir. Mürşide karşı kör olan bu kişinin görme hassasını açmıştır. Mürşidini, mürşid olarak görmesini temin etmiştir. Öyleyse Allahû Tealâ, kişinin görme hassasını ve gözünü açmıştır. İşitme hassasını ve kulaklarını açmıştır. İdrak hassasını ve kalbini açmıştır. Kişi, onun mürşid olduğunu idrak etmiştir.
, kişi huşû sahibi olur. Hacet namazını kılar ve Allah’tan mürşidini sorar. Allah da onlara mutlaka Bakara Suresinin 45 ve 46. âyet-i kerimeleri gereğince mürşidini gösterir.

Bu kişi Allah’a inanıyor.
İnsan ruhunun, hayatta iken Allah’a ulaşmasına inanıyor.
Bunun, üzerine farz olduğuna inanıyor.
Allah’a ulaşmayı dilerse, ruhunu Allah’ın mutlaka Kendisine ulaştıracağına da kesin olarak inanıyor.
İşte bu dört inancın kesin olarak sahibi olan bir kişi söz konusu. Bu dört inancın sahibi ise o kişi, hacet namazını kılar. Allahû Tealâ, bu kişiye mürşidini mutlaka gösterir. Allahû Tealâ diyor ki:

16/NAHL-9: Ve alallâhi kasdus sebîli ve minhâ câir(câirun), ve lev şâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne).
Ve sebîllerin (dergâhlardan Sıratı Mustakîm’e ulaşan bütün yolların yani mürşidlerin) tayini, Allah’ın üzerinedir. Ve ondan sapanlar vardır. Ve eğer O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.

Allahû Tealâ: “Sebîllerin tayini ve tespiti Allah’ın üzerine vazifedir.” diyor.
Allah, her sebîli, o mürşidin dergâhından devrin imamının dergâhına ulaşan, yere paralel, yatay bir manevî yol olarak tayin etmiştir. Bütün sebîller, devrin imamının dergâhına ulaşır. Hangi mürşidin dergâhında tâbiiyet gerçekleşmişse, ruh o anda vücuttan ayrılır. İşte tâbiiyetin tecellisi odur ki; kişi mürşidinden tam 7 tane ni'met alır.
1. ni'met, Mucadele Suresinin 22. âyet-i kerimesi gereğince, devrin imamının ruhunun o kişinin başının üzerine gelip yerleşmesidir:

58/MUCADELE-22: Allah'a ve ahiret gününe (ölmeden evvel Allah'a ulaşma gününe) îmân eden kavmi, Allah'a ve resûlüne karşı gelenlerle sevişir bulamazsın. Velev ki onlar, babaları veya oğulları veya kardeşleri veya aynı aşiretten olsun. Onların kalplerine îmân yazılır. Ve onlar, Allah'ın katından (orada eğitilmiş olan) bir ruhla (devrin imamının ruhunun başlarının üzerine yerleşmesi ile) desteklenirler ve altlarından ırmaklar akan cennetlere konurlar. Orada ebediyyen kalacaklardır. Allah onlardan razıdır, onlar da Allah'tan razıdırlar. İşte onlar, Allah taraftarıdırlar. Ve muhakkak ki Allah taraftarları kurtuluşa (felâha) erenlerdir.


2. ni'met, gene Mucadele Suresinin 22. âyet-i kerimesi gereğince, o kişinin kalbinin içine îmân kelimesinin yazılmasıdır.
Bu iki olay mürşide tâbiiyet ile gerçekleşir. Allahû Tealâ kimin kalbine îmânı yazmışsa, o kişi îmânı artan bir mü'min olmuştur. Kişi daha önce Allah’a ulaşmayı dilemiştir. Bu kademelerin hepsinden geçmiştir. Hacet namazı ile mürşidini sorma hakkı doğmuştur. Kalbinde %2 nur birikimi gerçekleşmiştir ve Allah ona mürşidini göstermiştir. O mürşide ulaşıp tâbî olmuştur. Bu, ihsanla tâbiiyettir. Kişi, tam 12 tane ihsan alarak tâbiiyetini gerçekleştirmiştir. Bundan 14 asır evvel bütün sahâbe, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e 12 tane ihsanla tâbî oldular.

48/FETİH-10:
Muhakkak ki onlar, sana tâbî oldukları zaman Allah’a tâbî olurlar. Onların ellerinin üzerinde (Allah senin bütün vücudunda tecelli ettiği için ellerinde de tecelli etmiş olduğundan) Allah’ın eli vardır. Bundan sonra kim (tâbiiyetini) bozarsa o taktirde, sadece kendi nefsi aleyhine bozar (Allah’a verdiği yeminleri, ahdleri yerine getirmediği için derecesini nakısa düşürür). Ve kim de Allah’a olan ahdlerine vefa ederse (yeminini, misakini ve ahdini yerine getirirse), o zaman ona en büyük mükâfat (ecir) verilecektir (cennet saadetine ve dünya saadetine erdirilecektir).


Allahû Tealâ: “Habibim, orada sana tâbî oldukları zaman, biat ettikleri zaman, onların ellerinin üzerinde Allah’ın eli vardı.” diyor.
Allah, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e tecelli halindeydi. Bütün sahâbe, Allah’ın emri üzerine Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e, kâinatın en büyük mürşidine tâbî olmuşlardır.
O kadar mı? Hayır, o kadar değil. Allahû Tealâ şöyle söylüyor:

9/TEVBE-100:
O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan ulûl’elbab, ihlâs ve salâh makamlarını, en üst üç makamı işgal edenler): onların bir kısmı muhacirînden (Mekke’den Medine’ye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medine’deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da O’ndan (Allah’tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.

Allahû Tealâ: “O sabikûn-el evvelîn var ya, onların bir kısmı ensardandı, bir kısmı muhacirîndendi, bir kısmı da ensara ve muhacirîne ihsanla tâbî olanlardan (tâbiînden) oluşuyordu.” buyuruyor.
Sabikûn-el evvelîn… Şimdi de sabikûn-el âhirînlerin zamanı… Sizler sabikûn-el âhirîn olacaksınız. Sonraki sabikûnlar… Sizlerin içinden de mürşidler oluşmuş durumdadır. Hamdolsun.
Öyleyse herbiriniz, gittiğiniz her yerde bu vasfın sahibiyseniz, cezbeniz varsa, Allah’ın müsait standartlarına sahipseniz, bir mürşid olarak, bir vekil mürşid olarak görevinizi hepiniz yapabilirsiniz. Önemli olan, bu tövbede cereyanın geçmesidir. Cereyanı geçirebilecek olan birisi bu konuda tövbeyi verirse, o kişinin başının üzerine mutlaka devrin imamının ruhu gelir ve yerleşir. Allahû Tealâ Mu’min-15’de şöyle söylüyor:

40/MU'MİN-15:
Dereceleri yükselten ve arşın sahibi olan Allah, kullarından (Kendisine ulaştırmayı) dilediği kişinin (Allah’a ulaşmayı dilediği için Allah’ın da Kendisine ulaştırmayı dilediği kişinin) üzerine (başının üzerine) Allah’a ulaşma gününün geldiğini (o kişinin ruhuna) ihtar etmek için, emrinden (Allah’ın emrini tebliğ edecek) bir ruh (devrin imamının ruhunu) ulaştırır.


”Dereceleri yükselten ve arşın sahibi olan Allah, kullarından lâyık olanların başlarının üzerine emrinden ruh gönderir.”
İşte Allah’ın emrini tebliğ etmek üzere gelen bu ruh, Allahû Tealâ tarafından gönderilen devrin imamının ruhudur. Allah’ın emrini tebliğ için geliyor. O kişinin vücudunun içindeki ruha ne diyor? “Senin, Allah’a mülâki olma, ilkâ olma, ulaşıp Allah’ın Zat'ında yok olma zamanın geldi. Vücudu terk et. Allah’a geri dön.” diyor.
Mucadele Suresinin 22. âyet-i kerimesi, aynı zamanda kalbin içine îmân yazılmasını gerektirir. Böylece mürşide tâbiiyette, kişi Allah’tan 3 tane ni'met aldı. Daha ötesi var mı? Elbette var.
Allah’tan aldığı 4. ni'met, o kişinin bütün günahlarının sevaba çevrilmesidir.

25/FURKAN-70: Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü’min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur’dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm’dir (rahmet gönderendir).

Allahû Tealâ: “Kim Allah’a ulaşmayı diler ve mürşidine tâbî olursa ve böylece nefs tezkiyesine (amilüssalihata) başlarsa o, îmânı artan bir mü'mindir. Allah, onun günahlarını sevaba çevirir, seyyiatini hasenata çevirir.” diyor.
Öyleyse devrin imamının ruhu, kişinin başının üzerine geliyor. Kişinin kalbinin içine îmân yazılıyor. Arkasından da o kişinin bütün günahları affedilmekle kalmıyor; sevaba çevriliyor.
Sonra ne oluyor? Bu kişi mürşidine tâbî olmuş. Günahların sevaba çevrilmesi, tâbiiyetin bir bölümüdür. Ondan sonra ne oluyor? O kişiye, Allahû Tealâ o güne kadar her kazandığı 1 derece için 10 katını verirken, o günden itibaren 100 katını vermeye başlıyor ve bu, 1’e 700’e kadar yükselecektir.
Ruh, vücuttan ayrılacaktır. Ruhun Allah’a doğru yaptığı seyr-i sülûk isimli yolculuk, bütün insanların üzerine farzdır. Allahû Tealâ “Rabbine geri dön!” emrini verdiği için farzdır. Bu farzın gerçekleşmesi sırasında, ruhun 1., 2., 3., 4., 5., 6. ve 7. gök katlarından sonra, kişinin ruhu Allah’ı Zat'ına ulaşır. Allah’ın Zat'ına ulaştığı zaman da, bu konu bir hedefe varmıştır. Ruh Allah’ın Zat'ında yok olur, fâni olur. Bu makam fenâfillâh makamıdır. Allahû Tealâ’nın verdiği emir gerçekleşmiştir. “İrciî ilâ rabbiki: Rabbine rücû et.” emri gerçekleşmiştir. Allahû Tealâ Fecr Suresinin 28. âyet-i kerimesinde ne diyordu?

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
Allah’tan razı ol ve Allah’ın rızasını kazan. (Ey ruh!) Allah’a (Rabbine) geri dönerek ulaş.


Fecr-28’de “Rabbine rücû et. Geri dönerek Rabbine ulaş.” emrini veren Allahû Tealâ, Muzemmil-8’de diyor ki:

73/MUZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).
Rabbinin (Allah’ın) ismiyle zikret ve herşeyden kesilerek O’na (Allah’a) dön (ulaş, vasıl ol).


Allahû Tealâ: “Allah’ın ismiyle zikret ve bu zikir sebebiyle herşeyden kesilerek Allah’a ulaş, ruhunu Allah’a ulaştır.” diyor.
Başka ne olur? Nefs tezkiyesi afetleri yok edeceği için, afetlerin sayısal azalmasına karşın nefs aynı kaldığı cihetle, nefs, afetlere karşı güç kazanır. Nefsin güç kazanması oranında afetler zayıfladığı için, fizik vücudun onlara galibiyeti de giderek daha üst boyutta olacaktır. O kişinin iradesi de, nefsin afetlerinin zayıflamasına paralel olarak güçlenecektir.
İşte görüyorsunuz; mürşide tâbiiyet, kişiye bunları sağlıyor.

Devrin imamının ruhunun, kişinin başının üzerine gelmesini,
Kalbine, nefs tezkiyesini sağlayacak olan îmân kelimesinin yazılmasını,
Kişinin bütün günahlarının affedilip sevaba çevrilmesini.
Hani mürşide tâbî olmak şirkmiş ya, işte o şirki Allahû Tealâ’nın hangi sevgilisi işlerse, o şirki işleyenlere Allahû Tealâ bu mükâfatları veriyor. Devrin imamının ruhu, kişinin başının üzerine gelip yerleşiyor. Kendi ruhu, vücudu terk edip Allah’a doğru yola çıkıyor. Çünkü ruhu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmak, üzerine defaatle farz kılınmış. Allah’ın bütün insanlara temel emri… Üçüncüsü; bu kişinin bütün günahları sevaba çevriliyor.
Sonra böyle bir insan zikir yapıyor. Nefsinin kalbine gelen nurlar, nefsin kalbinde yerleşmeye başlıyor. Nefs tezkiyesi oluşuyor. Fizik vücut, afetlere karşı güçleniyor. Nefs, afetlere karşı güçleniyor. Ruh, vücuttan ayrılarak Allah’a doğru yola çıkıyor ve Allah'a ulaşıyor. Ruhumuzu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmak, hepimizin üzerine farzdır.
Allah’ın dizaynına dikkatle bakın. Hani insanların “Mürşide tâbiiyet şirktir.” dediği bu olay, bir insanın ruhunun , kişinin ruhu Allah’ın Zat'ına ulaşıyor ve Allah’ın Zat'ında yok oluyor. Öyleyse sadece “şirk” dedikleri mürşide ulaşmak, bunu sağlıyor. Allahû Tealâ da mürşidi nasıl farz kılmışsa, ruhumuzun Allah’a ulaşmasını da farz kılmıştır.
Söylemiştik. Allahû Tealâ: “İrciî ilâ rabbiki: Rabbine geri dönerek rücû et, Rabbine ulaş.” diyor. “Allah’ın ismiyle zikret ve herşeyden kesilerek Rabbine ulaş.” diyor. Bir defa daha Allahû Tealâ, bunu Allah’ın bir emri olduğunu söyleyerek Rad-21’de farz kılıyor:

13/RAD-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

Allahû Tealâ: “Ve onlar, Allah’ın Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını) Allah'a ulaştırırlar.” diyor.
Öyleyse ruhumuzun Allah’a ulaştırılması, üzerimize farzdır. Allahû Tealâ, hangi konuyu emir olarak verirse, o üzerimize farz hüküm doğuruyor. İşte böyle bir sonuç, Allahû Tealâ tarafından insanlara hediye edilmiştir.
Bir mürşide tâbiiyetle, kişiye 7 tane ni'met veriliyor. Ama sadece 12 tane ihsanla mürşidine ulaşan kişiye... Kişi Allah’a ulaşmayı dilemezse, 12 tane ihsanı alamaz. Allah’a ulaşmayı dilemeyen bir kişinin tâbiiyeti, o kişiye hiçbir fayda sağlamaz. Hiçbir değişiklik olması mümkün değildir. “Yarabbi, Senin bunca ermiş evliyan oluşmuş. Ben de o ermişlerden birisi olmak istiyorum. Beni Sana ermiş, ruhunu Sana ulaştırmış evliyalardan birisi kıl.” tarzındaki bir dilek ya da “Yarabbi, ben Sana ruhumu ölmeden evvel ulaştırmak istiyorum. Benim ruhumu Sana ulaştır.” tarzında bir talebi Allah’a ulaştıran kişi, Allah’ın istediği, Allah’a ulaşma isteğinde bulunmuştur. Mutlaka bu kişiye Allahû Tealâ, söylediğimiz yardımları yaparak, onu 14. basamakta huşû sahibi kılıp, hacet namazını kıldığı zaman mürşidini gösterip, mürşidine ulaştıracaktır.
Allahû Tealâ mürşidi farz kılsın, mürşide Allah ulaştırsın, tâbiiyetle insana 7 tane ni'met versin ve neticede kişinin ruhu Allah’a ulaşsın. Kişi, Allah’ın farz kıldığı bir hususu gerçekleştirsin. Sonra da birisi çıkıp desin ki: “Mürşide tâbî olmak şirktir.” Ne yazık ki böyle söyleyen insanlar var ve bunlar dîn öğreticileri. Tabiatıyla bundan hüzün duyuyoruz ama insanın ağzı torba değil ki büzesiniz. Herkes dilediğini söyler. Biz bu yazımızda sadece hurafeleri, Kur'ân’a ters düşen iddiaları anlattık.
İşte kim diyorsa ki “Mürşide tâbî olmak şirktir.”, Allahû Tealâ’nın söyledikleri bunlardır. Mürşide tâbî olmak farzdır. Yetmez; mürşid seçimi, insanların hiçbirine ait değildir. Mürşidin tayinini Allah yapar. Mutlaka hacet namazı kılıp, mürşidinizi Allah’tan soracaksınız. Sorma mahalliniz, sorma keyfiyeti, sadece Allah’tan sormak ile tamamlanır.
Allahû Tealâ’nın indinde hepiniz için Allah’ın bir dizaynı söz konusudur. O, hepinizin Allah’a ulaşmayı dilemenizi istiyor. Sonra da mürşide ulaşıp tâbiiyetinizi istiyor. Bu devirde irşad makamlarının en üst noktasında olan kişi biziz. Dolayısıyla hangi mürşide tâbî olurlarsa olsunlar, tâbî oldukları mürşidler mutlaka bize tâbî olacaklardır.
“Mürşide tâbiiyet şirktir.” tarzındaki bir hurafeyi daha, Allah’ın âyetleri yerle bir etmiş durumdadır. Öyleyse dîn adamları bu tarzda hataları yapmamalılar diye düşünüyoruz. Onları çok seviyoruz.
Ey dîn adamları! Sizleri gerçek anlamda seviyoruz. Biz sizleri üç gün süreli bir seminere davet etmiştik. Ama sizlerden hiçbiriniz gelmediniz. Orada, Allahû Tealâ’nın bir seminerinde üç gün beraber olacaktık. Bütün bu konuları bundan on sene evvel halletmiş olacaktık. Ama olmadı. Gayretlerimiz netice vermedi ve hurafeler hâlâ etrafta dolaşıyor. İnsanlar yanlış şeyleri hâlâ söyleyebiliyorlar. Ama bizim görevimiz de, o yanlışları düzeltmektir. “Mürşide tâbî olmak şirktir.” tarzındaki bir hurafeyi, burada huzurlarınızda çürütmenin ve sizlere doğruyu söylemenin huzurunu yaşıyoruz.
Allahû Tealâ’nın hepinizi hem cennet saadetine hem dünya saadetine ulaştırmasını Yüce Rabbimizden dileyerek, sözlerimizi inşaallah burada noktalıyoruz. Allah hepinizden razı olsun.

serzenis
ALINTI(hidayet34 @ Feb 20 2007, 08:33 PM) *

“Mürşide tâbiiyet şirktir.” diyen bir hurafeyi sizlere anlatmak. Ne yazık ki; dîn adamları arasında bunu söyleyenler var. Mürşidlere “yedek ilâhlar” gibi isimler takan, Allah’ın âyetlerine karşı gelen birileri de var. Bu bağlamda Allahû Tealâ’nın söylediklerini değerlendirdiğimiz zaman şunu görüyoruz: Allahû Tealâ, mürşide tâbiiyeti farz kılmıştır. Allah’a ulaşmayı dileyen kişi, mutlaka Allahû Tealâ’dan mürşidini soracaktır. İşte Fatiha Suresi bu konuda ilk adımı atıyor; mürşidin, Allah’tan sorulması lâzımgeldiğini söylüyor. Allahû Tealâ ne diyor:

1/FATİHA-1: Bismillâhir rahmânir rahîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

1/FATİHA-2: El hamdu lillâhi rabbil âlemîn(âlemîne).
Hamd; âlemlerin Rabbi olan Allah’adir.

1/FATİHA-3: Er rahmânir rahîm(rahîmi).
Rahmân’dır, Rahîm’dir.

1/FATİHA-4: Mâliki yevmid dîn(dîne).
Dîn gününün MALİK’idir.

1/FATİHA-5: İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu).
(Allah’ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz.


Allahû Tealâ diyor ki:
“Eûzubillâhimineşşeytânirracîm, Bismillâhirrahmânirrahîm: Kovulmuş, recm edilmiş, taşlanmış şeytandan Allah’a sığınırım. Allah’ın ismiyle, Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla başlarım.”
“Dîn gününün sahibi olan… Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden istiane isteriz.” Yani “Mürşidimizin kim olduğunu yalnız Sana sorarız.”
“Yalnız Senden istianeyi isteriz.”
Öyleyse Allahû Tealâ’dan istiane istenmesi söz konusu, yardım istenmesi söz konusudur. Bu yardımın muhtevasına baktığımız zaman, yardımın, istianenin, Allah’tan mürşid isteme konusunda olduğunu görüyoruz. Allahû Tealâ, “Yalnız Sana kul oluruz.” ifadesiyle, insanların sadece Allah’a kul olabileceğini ifade ediyor. “Yalnız Senden istianeyi isteriz.” ifadesi ise, “Mürşidimizi yalnız Sen belirleyebilirsin.” mânâsını taşıyor.
Mürşid kimden sorulur? Yalnız Allah'tan sorulur. “İyyâke nestaîn” ifadesi bunu ifade ediyor. Niçin?

1/FATİHA-6: İhdinas sırâtel mustakîm(mustakîme).
(Bu istiane’n ile) bizi, SIRATI MUSTAKÎM’e (Allah’a ulaştıran yola) hidayet et (ulaştır).


“Mürşidimizi Senden sorarız ki; O’na tâbî olalım, ruhumuz vücudumuzdan ayrılsın ve Senin Sıratı Mustakîm’ine ulaşsın. Bizi böylece Sıratı Mustakîm’ine ulaştır. Ruhumuz Senin Sıratı Mustakîm’ine ulaşsın da, Sıratı Mustakîm üzerinden bir seyr-i sülûk yapsın ve Senin Zat'ına ulaşsın.”
Allah ile olan ilişkilerimizin bu dizaynına baktığımız zaman gördüğümüz odur ki; Allahû Tealâ’nın indinde, “insan ruhunun Allah’a ulaşması” diye bir müessese var. Ve ruhun Allah’a ulaşması, Sıratı Mustakîm isimli bir yolla gerçekleşir. Sıratı Mustakîm; Allah’a ulaştıran yolun adıdır. Nisa Suresinin 175. âyet-i kerimesi bunu veriyor:



Yahu ben size PİSLİKSİNİZ demekten usandım siz PİSLİK yapmaktan usanmadınız. Alın işte şunun yaptığına bakın. Gerçi bu salak yazıyı yazabilecek kadar zeka sahibi olmadığını biliyorum ama insan en azından yazdığı şeyleri önce bir okur... hangi gerizekalı neden yazmış diye.

Tasavvuf ehlinin hiçbir tutarlı kaynağı yoktur. Tüm kaynak sandıkları ve gösterdikleri ya kendi uydurdukları safsatalardır ya da yukarıdakinin yaptığı gibi ayet ve hadisleri kendi keyfine göre yorumlamaktan, eklemeler, çıkarmalar yapmaktan ve dilediği gibi düşüncesizce parantez kullanmaktan ibarettir.

Şimdi soruyorum size... bir kişinin, bir şeyi söylemediği halde yalan yere söylediğini iddia etmek iftira değilmidir? ve Allah (cc) iftira edenlerin başlarına gelecekleri Kur'an-ı Kerim'de bir bir anlatmıyor mu?

Peki bir insan (!) kendisini yaratan Allah'a iftira edermi? İlginçtir ki ediyor işte...

Yukarıda bahsettiği Ayette "istiane" kelimesini hangi mantıkla "mürşit" şeklinde yorumladıysa artık iftiranın tabiri caizse daniskasını ediyor.

Bahsi geçen ayette "Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım bekleriz" cümlesinde ki "istiane" kelimesinin hiçbir lügatta ve teriminolojide "mürşit" anlamını taşımadığı apaçık bellidir. Hatta Allah Teala bu ayette ; yukarıdaki güruhun bahsettiğinin tam tersine "sadece ve sadece Allah'tan yardım bekleriz" diyerek Yüce Allah'ın dışındaki tüm sahte ilahları, putları, sözüm ona mürşitleri, şeyhleri vb. diğer Tanrılıkta gözü olup maddi çıkar dışında hiçbir emeli olmayan sahtekarları REDDETMEYİ emretmektedir.
Şimdi Fatiha Sûresinin GERÇEK mealini yazıyorum sizlere:

1.
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
2, 3, 4.
Hamd, Âlemlerin Rabbi, Rahmân, Rahîm, hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) maliki Allah'a mahsustur.

5.
(Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.

6, 7.
Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.
---------------------------

sElFi
s.a allah sana hidayet versin kafana göre ayetleri yorumlama senın medınelı müşrüklerden hiçbir farkın kalmamış onlar putlara tapıyodu sende şehlere tapıyosun yazık sana müsriklerde allaha inanıyorlardı fakat puutları aracı kılıyolardı tıpkı senın yaptığın gibi allahtan korkkkk

crying.gif senın tapTIKLARIN İLK BAŞ KENDİNİ KURTARSINLAR.SEN HİÇ KURAN DA MI OKUMADIN CAHİL HERİF
ALLAH KENDİSİNE ORTAK KOŞULAN HİÇBİRŞEYİ SEVMEZ.... NUH ALEYSAMIN KISSASINI OKU,PEYGAMBER EFENDİMİZİN MÜŞRÜİKLERLE YAPTIĞI SAVAŞI OKU
kevkeb
gercekten uste yazan arkadas gibi dusunuyorum ..konuyu yazan sahsın sadece cahil oldugu anlsılıyor allah sana hidayet versin sana bundan baskada bir dua edilmez cunku kendine ikince bir ılah bulmussun sad.gif sad.gif
TEVHİD
S.A. Arkadaşlar

Söylediklerinize bir tek şey hariç katılıyorum.
Doğrudur kardeşlerim.Mürşitler ilahlaştırılmamalıdır.Artık günümüzde öyle bir hale gelmiştir ki bu mesele Kur'anı kendilerine göre saptıran mürşitlein(!) sözlerine bakılıyor, Kur'ana değil.

Yalnız bir şey daha var.Mürşit kelime anlamı olarak "yol gösterici" demektir.Tarikatler aslında Allah'a yakinlik kuran zatlardan bu işin nasıl yapılacağının tatbiki öğrenim yeridir.Mürşide rabıta yapılmaz.Rabıta Allah'a yapılır.En güzel mürşit Kur'andır. İslami yaşamın eğitim ve tatbik alanıdır tarikatler.Ama hangi tarikatler diye sorarsanız şu asırda birçoğunun yozlaşmaya gittiği aşikardır.Ama bir şeyi öğrenmek için mutlaka bir eğitimciye ihtiyaç var.Öyle olmasaydı Resulluk kavramı olmazdı.Allah bir nebi yollamazdı.Herkes kitaptan okur alim ve arif olurdu.Demek ki bir yol göstericiye ihtiyaç var.Bakın bir sahih hadis vereyim size ki herkesin kabul ettiği bir hadistir.Resulullah: " Alimler benim varislerimdir." buyurmuşlar.Ama bu zamanda böyle alimleri bulmak zor.Bakın onun hocası ötekini beğenmez,filancanın talebesi diğerine laf sokar.Bu işler böyle olmaz.Hani dinimiz Tevhid diniydi.Birlik ve beraberliğe ihtiyacımız olduğu şu günlerde mürşit (!) lerin hiç mi hiç dikkat etmediği bir husus var ki bakıyorum hiçbirinin duyarsızlılığı yok.O da birlik ve beraberlik içinde olmak.Bakın size bir sahih hadis daha. "Müminler bir vücudun azaları gibidir." Hadi buyrun. Her tarikat kendi içinde birbirinin azası gibidir demiyor.Müminler diyor. Vücut kalmamış ki azaları olsun. Siz hiç bu zamanda tarikat mürşit (!) lerinin biraraya gelip de ya biz bu müminleri resulullahın şu hadisi doğrultusunda birleştirelim dediklerini duydunuz mu?Ama ciddi anlamda böyle bir girişim gördünüz mü? Peki nedir bunları birbirinden ayrı koyan?
Aynı Allah'a inanıyorlar,Aynı resulün izindeler.Tek farkları öğretimdeki farklılık.Bu şeye benzer.Hani Türkçe dersini anlatan iki öğretmenin anlatım tarzının ve ödev verme biçiminin farklılığı gibi.Ama neticede herkes farklı yollardan da olsa aynı bilgiyi alır.Bu konuda bazı alimlerin kitapları da yol göstericidir.

Ben bu hususta parmakla sayılacak kadar az olan hakikat erlerini tenzih
ederek diyorum ki yardım sadece Allah'tan istenir.Dua Allah'a yapılır.Ama bunu yaparken Resulullah'ın varislerinden yardım istemek keyfiyet arz eden bir durumdur.

Bu sebeple tamamen ne bir kimseyi töhmet altında bırakıcı laflar söyleyelim,ne de bazı durumlar için hemen hüküm vermeyelim kardeşlerim. Unurmayalım ki günahlarımız çok, vebal almadan ve herşeyi de yok sayarak hareket etmeyelim.Bu veballi bir iştir.Sonra hesabını vermek bize düşer.Kendi günahlarım o kadar çok ki kardeşlerim başkalarının günahlarını göremeyecek kadar .

Hepiniz Allah'a emanet olun.Ve bu kardeşinize de dua edin.



Selam ve dua ile
missderv
İFRAT TA TEFRİTTE YASAKTIR....

BİLMİYORUZ... ANLAYAMDIK DEYİN.....

ÖĞRENMEK İSTERSENİZ... ÇIRAK OLUN BİR USTAYA...

UZAĞI YAKIN EDEN USTAYA... BİLMEMEK DEĞİL ÖĞRENMEMEK AYIP

HİMMET İSTEMEK İÇİN HİZMET GEREKLİ....

SİZİN KIZDIĞINIZ " MÜRŞİD " İN KİM olduğunu bir bilseydiniz..

YARABBİ " BİLMİYORLAR " ALLAH ayıktıra....

Bende defalarca ima ettim... ama sizde cehaletiniz yırtamadınız...

AHHHH bu kelime manalarını bozan şeytan yok mu ?

ALLAH ın ve meleklerinin LANETi "o" nun üzerine olsun !!!!

ASIL GERÇEK orta yol arayın .. güzel güzel sorun ....

" Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır..." iyi düşünün....
TEVHİD
ALINTI(missderv @ Mar 3 2007, 01:47 PM) *

İFRAT TA TEFRİTTE YASAKTIR....

BİLMİYORUZ... ANLAYAMDIK DEYİN.....

ÖĞRENMEK İSTERSENİZ... ÇIRAK OLUN BİR USTAYA...

UZAĞI YAKIN EDEN USTAYA... BİLMEMEK DEĞİL ÖĞRENMEMEK AYIP

HİMMET İSTEMEK İÇİN HİZMET GEREKLİ....

SİZİN KIZDIĞINIZ " MÜRŞİD " İN KİM olduğunu bir bilseydiniz..

YARABBİ " BİLMİYORLAR " ALLAH ayıktıra....

Bende defalarca ima ettim... ama sizde cehaletiniz yırtamadınız...

AHHHH bu kelime manalarını bozan şeytan yok mu ?

ALLAH ın ve meleklerinin LANETi "o" nun üzerine olsun !!!!

ASIL GERÇEK orta yol arayın .. güzel güzel sorun ....

" Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır..." iyi düşünün....



S.A. Kardeşim.

Doğru söylüyorsun.Ama bu söylediklerin Mürşid-i Kamiller için.Ya diğerleri?Mürşid geçinenler?
Ayrıca benim mürşidim var elhamdülillah.

Selam ve dua ile
serzenis
Hamdolsun Allah'tan (cc) başka ilahım, Peygamberimiz Muhammed (as)'dan başka da yol göstericim yoktur. Zaten bir müslüman olarak aksi de mümkün değildir.

Gerisi üç kağıttan başkası değil.
asiLDuA
1- Şeyh Şamilde tasavvuf mensubu bir müslümandı Ama hem tasavvuf ehliydi hemde Ülkesine şeri düzen için CİHAD etti.
2-Tasavvuf kalbi temizleme yoludur nefsi terbiye elbette Fakat nedencemaat büyükleri lüx içinde yaşıyor bunun neresi nefsi terbiye neresii müslümanı düşünme......
3-Mesela bir cemaate girdiniz ordan uzaklaşınca sizi gayrimüslim gibi görüyorlar...

4-Tasavvuf hak yoludur FAKAT Bazen abartılıp.Çok kötü sahnelerin olması islama ters düşmesine örneklerin çoğalması...Bu böyle nasıl olabilir...
5-Neden cemaatler kendi cemaatlerine para toplarlarken neden diğer fakir ülkelerdeki müslümanları düşünmezler.............................!
6-Benim de tasavvufum bakışım vardı halen var fakat eskisi gibi tek bir gözden bakmıyorum dünyaya...Ehli sünnet tasavvufa göre değerlendirilirmi yapmayın Allah aşkına KURAN MEALİ okuma vs birçok hatalar buluyorum...Günümüz tasavvufunda.


haa yazıyı yasan hidayetmiş nurtv mehdi mürşidi olanlardan ondan banned aman mürşidiniz nurtv olmasın ordaki mehdi yani aman amann smile.gif
TEVHİD
2-Tasavvuf kalbi temizleme yoludur nefsi terbiye elbette Fakat nedencemaat büyükleri lüx içinde yaşıyor bunun neresi nefsi terbiye neresii müslümanı düşünme......
3-Mesela bir cemaate girdiniz ordan uzaklaşınca sizi gayrimüslim gibi görüyorlar...

5-Neden cemaatler kendi cemaatlerine para toplarlarken neden diğer fakir ülkelerdeki müslümanları düşünmezler.............................!


S.A.

Senden aldığım bu sözlerine aynen katılıyorum kardeşim. Bu konuda çok şeyler gördüm,rahatsız oldum.Adamlardan ihtiyaç sahibi için para asla isteyemezsin. İçlerinde çok sıkıntılı insanlar gördüm.Ama Allah için kendileri lüx içinde yaşarlarken Allah'ın İnfak ile ilgili ayetlerini nasıl görmezden gelirler inanamıyorum buna.
Bu sebeple de en güzeli uzak durmak.

Selam ve dua ile
ubeyd_el_turki
"serzenis" sizin yazdıklarınızı okuyunca sözleriniz ve edebiniz bizi üzüntüye sevketti.Eğer sizin yolunuz doğru olmuş olsa idi böyle sözler söylememeniz gerekirdi.

Halbuki O Resulullah AS "Benim hiç kaba bir hareketimi gördün mü ?" diye sormuştu Hz.Aişe Rd.A'a....

Yazdıklarınız doğru olur, yanlış olur, münazara edilir, kızılır ancak böyle bir üslub "Benim yol göstericim Resul'dür" diyen bir mü'mine ait olabilir mi ?
Ya siz yolu bilmiyorsunuz, ya da nur'dan gözleriniz kör olmuş, bir o yana bir bu yana savrulup duruyorsunuz...

Allah CC sizleri de bizleri de afv-u magfiret eylesin.
asiLDuA
ALINTI(ubeyd_el_turki @ Mar 13 2007, 11:58 AM) *

Ya siz yolu bilmiyorsunuz, ya da nur'dan gözleriniz kör olmuş, bir o yana bir bu yana savrulup duruyorsunuz...

laugh.gif laugh.gif
serzenis
ALINTI(ubeyd_el_turki @ Mar 13 2007, 11:58 AM) *

"serzenis" sizin yazdıklarınızı okuyunca sözleriniz ve edebiniz bizi üzüntüye sevketti.Eğer sizin yolunuz doğru olmuş olsa idi böyle sözler söylememeniz gerekirdi.

Halbuki O Resulullah AS "Benim hiç kaba bir hareketimi gördün mü ?" diye sormuştu Hz.Aişe Rd.A'a....

Yazdıklarınız doğru olur, yanlış olur, münazara edilir, kızılır ancak böyle bir üslub "Benim yol göstericim Resul'dür" diyen bir mü'mine ait olabilir mi ?
Ya siz yolu bilmiyorsunuz, ya da nur'dan gözleriniz kör olmuş, bir o yana bir bu yana savrulup duruyorsunuz...

Allah CC sizleri de bizleri de afv-u magfiret eylesin.



Siz ve biz?

Siz kimsiniz ben kimim?

ALINTI
Hamdolsun Allah'tan (cc) başka ilahım, Peygamberimiz Muhammed (as)'dan başka da yol göstericim yoktur. Zaten bir müslüman olarak aksi de mümkün değildir.

Gerisi üç kağıttan başkası değil.


diyen birisinin yolu nasıl olur da yanlış olur buna anlam veremedim. Ya da eğer ki Rabbim Allah, yol göstericim Peygamber ise bunu söylememin ne gibi bir sakıncası var?

ALINTI
Eğer sizin yolunuz doğru olmuş olsa idi böyle sözler söylememeniz gerekirdi.

derken sanırım ağzınız ve kulaklarınız birbirinden bağımsız olarak çalışıyordu ki birinden çıkan kelimelerden diğerinin haberi yok.


beni daha da çok hayrete düşüren ise şu dedikleriniz:

ALINTI
Yazdıklarınız doğru olur, yanlış olur, münazara edilir, kızılır ancak böyle bir üslub "Benim yol göstericim Resul'dür" diyen bir mü'mine ait olabilir mi ?


Söyler misiniz "benim yol göstericim Rasüldür" cümlesi şu yeryüzünde bir "mü'min" den çok kime yakışır ve uslubumun neresi yanlış.

Evet bağıra bağıra söylüyorum benim yol göstericim Rasüldür ve bunu bir mü'min olarak göğsümü gere gere söylüyorum. Benim peygamberim kibar birisiydi ama sadece akıllı müslümanlara karşı. ne dediğini bilmeyen üç beş beyinsizle yaptığı mücadele zaten dünya tarihine geçmiştir.

Rabbim Allahtır ve yol göstericim Rasüldir diyen kaba(!) bir mü'minim yani en azından bir tanımım var.
Peki siz kimsiniz?

serzenis
ALINTI(TEVHİD @ Mar 12 2007, 06:17 PM) *

2-Tasavvuf kalbi temizleme yoludur nefsi terbiye elbette Fakat nedencemaat büyükleri lüx içinde yaşıyor bunun neresi nefsi terbiye neresii müslümanı düşünme......
3-Mesela bir cemaate girdiniz ordan uzaklaşınca sizi gayrimüslim gibi görüyorlar...

5-Neden cemaatler kendi cemaatlerine para toplarlarken neden diğer fakir ülkelerdeki müslümanları düşünmezler.............................!


S.A.

Senden aldığım bu sözlerine aynen katılıyorum kardeşim. Bu konuda çok şeyler gördüm,rahatsız oldum.Adamlardan ihtiyaç sahibi için para asla isteyemezsin. İçlerinde çok sıkıntılı insanlar gördüm.Ama Allah için kendileri lüx içinde yaşarlarken Allah'ın İnfak ile ilgili ayetlerini nasıl görmezden gelirler inanamıyorum buna.
Bu sebeple de en güzeli uzak durmak.

Selam ve dua ile


Söyledikleriniz eksikleri olmasıyla birlikte doğru.

Ama burada asıl suç şeyhçilik oynayan malum üçkağıtçılarda değil. Bunu yüzyıllardır bir görev bilinciyle yapıyorlar. Hatta o pislikler yüzünden İslam dininin imajı çok büyük yara alıyor. İnsanlar artık cami hocalarını şeyhleri ve türevlerini dilenci gibi görüyor ve haklılarda.. Asıl suç ellerinde hertürlü kaynak olmasına, Kur'an-ı kerimin türlü türlü tecümeleri, tefsirleri olmasına ramen aptal gibi gidip kendilerini malum sahtekarlara teslim edenlerde.

Allah onlara akıl, fikir, mukayese ve muhakeme gücü versin.
ubeyd_el_turki
Siz ve biz...Kelamı kibardır, güzel kardeşim.
serzenis
ALINTI(ubeyd_el_turki @ Mar 14 2007, 12:40 PM) *

Siz ve biz...Kelamı kibardır, güzel kardeşim.



Hadi bana "siz" demek kelam-ı kibardan, kendisine "biz" diyecek kadar kibarını da ilk defa gördüm.
Salahudin
Selam Aleykum wa Rahmetullah EY Muslumanlar !

Serzenis kardes, yazdiklarinizda cok yerde haklisiniz, yalan dersek, agir vebali yuklenmis oluruz ki bundanda Allah'a siginiriz Muslumanlar olarak. Yanliz, uslubunuzun sahsiniz tarafindan muhasebe edilmesine ciddi bir ihtiyac var diye goruyorum. Insan oldugumuzu unutmuyorum, bunun icin sadece bazi seyleri kardeslik bilinci baglaminda hatirlatmak istiyorum...

Evet kardeslerim, buna benzer bir baslik daha vardi, orada yazmaya calistik biseyler lakin hic ama hic sorduklarimiza cevap gelmedi ?! Kendi adima son mesajimida yazarak kilitledim o basligi. Sadece son bir mesaj Ubeyd kardesten gelmis, oda sordugum, yazdigim hicbirseyi gormemis gibi, baska bir mes'eleye deginmis iki veya uc cumle ile... O kisima degineyim sonra insaAllah...

Dikkat ediyorsaniz kardeslerim. Yapilan tum sorgulamalarin karsisinda sadece "copy ve paste" var..! Fikir ve dusunce adina, sorulanlara cevap adina hic ama hic bisey yok malesef...! Bundan oncede buna benzer basliklar ve yazismalar oldu. Ama soyledikleri sey hep ayni askida kalan bir cumleden ibaret oldu, biliyorsunuz... Nydi o cumle,"Tasavvuf bir hal ilmidir yasanmadan bilinmez"..." Her onune gelen onlarin kitaplarini okuyamaz, okumamali (yani hep yanlis anliyorumusuz)"... " Mutasavvuf olmadigimiz icin anlayamiyormusuz"... vb.. sozler... Ilk unutulan kaide ise SERIATIN ZAHIRE GORE HUKMETTIGI GERCEGIDIR..!

Sozu cok uzatmaya gerek yok, birkac gune kalmaz, bu kardeslere farkli bir pencere acip oradan yaklasmaya calisacagim insaAllah. Allah dilememisse, bizim yapacak baska seyimiz kalmamistir artik...

Gelelim Ubeyd El Turki kardesin uyarisina... Guzel kardesim, ben artik o baslik altina yazmayacagimi soylememe ragmen, neden bana hitaben yaziyorsun oraya? Maksadin bir yanlisin telafisine gitmek ise, bunu ozel mesajla yapmayi dusunmedinmi, en uygunu o olmazmiydi? Soylediklerini aktariyorum asagiya:


QUOTE
Rahmeti daraltmayınız mübarek, şüphesiz Aziz ve Celil Allah CC dilemese kendisine hakkıyla iman edende etmeyende yeryüzünde bir damla içecek su bulamaz...

Allahin Selami ve Rahmeti Muslumanlarin uzerine olsun demek, sizce Rahmeti daraltmakmi? Sanirim, bir yanlis anlasilma var, oylemi Ubeyd kardes? Mes'eleyi burada izahata, sayfalarin sayisini cogaltmaya hic gerek yok... Yazdiginizi okudum haberiniz olsun istedim... Biliyor olmalisinizki, Rahmet'in Kuranda ayni zamanda Rasulullahin ifadelerindede birden fazla, yani farkli anlamlari olup, anlatilan meseleye gore anlam kazandigi, istisnasiz butun Alimlerin, dile getirdigi bir GERCEKTIR. Eger bilmeyipte ogrenmek istiyorsunuz gibi bir durum soz konusu ise, Lutfen ozel mesajima yazin, ve insaAllah, size uzun uzadiya Rahmet'in anlam(lar)ini, ve benim orada kullanirken neyi ifade ettigimi size datayli yazayim biizniAllah... Yani suphe edilen bir durum karsininda, sorgulama sorularindan once, anlama - emin olma sorularini yoneltirsek, zandan ve nefsimizin (hemde seytanin) tuzaklarindan beri olup, Rahmete vesile olur, attigimiz her adim, kullandigimiz her kelime, InsaAllah...

Konu tasavvuf adiyla aciliyor, ama bazen sorulan sorularin cevabi yerine, konuyla alakasi olmayan seyler yaziliyor, ve dolayisiyla konu, konu olma ozelligini yitirip, farkli yonlere dogru kaymaya basliyor. Her yazilana cevap versen olmuyor, vermesen olmuyor gibi icinden cikilmaz bir hal aliyor Forum ve Basliklar... Buda sanal dunyanin zorluklari olsa gerek, Allah yardimcimiz olsun, ve niyetlerimizi HALIS kilsin insaAllah...

Musluman bir kisinin, musluman olmayana selam veremeyecegi hepimizin malumu... ve bizler bir muslumana soyleyipte, digerlerine soylemedigimiz cumle ile noktaliyorum insaAllah

EsSelam u Aleykum wa RAHMETullah wa Berekat
fazilet72

Tasavvufta ilerleme


Suâl: Eskiden tasavvufta ilerleyen çok kimse evliyâ oluyordu. Tasavvufta ilerlemek için ne yapmak gerekiyordu?
Cevap: Tasavvufa giren sâlik, şunları yapardı:

1- Hocasına tam inanırdı. Bütün başarılarını ve kendisine gelen her iyiliği hocasından bilir, "O olmasa, ben bunlara kavuşamazdım." derdi.

2- Kalbinde hocasına karşı en ufak bir itiraz yer almazdı. Tam teslimiyet sahibi idi. Hocaya en ufak bir itirazın öldürücü zehir olduğunu ve itirazın feyzi kestiğini, hocasına itiraz edenin Allahın nazarından da düştüğünü bilirdi. Resûlullaha itiraz Allaha itiraz demektir. Âlime itiraz Resûlullaha itiraz olur. Bu bakımdan âlimin, hocasının sözüne itiraz eden Allaha itiraz etmiş gibi olur ve hocasını imtihân eden mel'undur.

3- Abdestsiz bulunmazdı. Allahü teâlâ Mûsâ aleyhisselâma buyurdu ki:

(Yâ Mûsâ, sana bir musîbet geldiği zaman abdestsiz isen, yalnız kendini ayıpla, kusûru kendine bul!) [Şir'a]

4- Ehl-i dünyadan uzak durur, ehl-i kemal ile sohbet ederdi. Allah dostundan başkası ile dostluk etmezdi. Zira iki zıt bir kalbde olmaz.

5- Günâhlardan el çekerdi. Hep nefsi ile mücâdele ederdi. Çünkü nefsi ile mücâdele edene Hak teâlâ hakîkî hidâyeti ihsân eder. İhtiyâç kadar yiyip içerdi. Çünkü açlık müşâhedeye [Kalb gözünün açılmasına], uzlet [kötülerden uzak durmak], vâsıl olmaya sebep olur.

Sükûtun Fazîleti

6- Sükûtu bilirdi. Çünkü sükût mahallinde sukût, konuşmak mahallinde konuşmak daha şereflidir. Konuşulacak yerde sukût, sukût edilecek yerde konuşmak aklın noksanlığındadır. Hikmet on kısımdır, dokuzu dinlemek, biri de kötülerden, kötülüklerden uzlettir, el çekmektir. Bir kimse tahrik edici söz söylemezse, o kimse tahrik edici sözün âfetinden mâsun kalır. Hakîkati meydana çıkarmak için hak için, hakîkati bildirmek için konuşmak şarttır.

7- Hep Allahı hatırladı, yâni zikrederdi. Zikri aslâ ihmâl etmezdi. Allahtan gayrısını unuturdu. Çünkü Allahtan başkalarını unutmadıkça, zikirden beklenilen fayda hâsıl olmaz.

8- İhlâs ile ibâdet ederdi. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:(Kırk gün ihlâs ile islâmiyete uyanın kalbi hikmetle dolar. Konuşunca hikmetler söyler.) [İbni Adiy]

9- Sâlik, doğru îmân sâhibi idi. Kalbde doğru îmânın bulunmasına alâmet, dinin emîrlerini seve seve yapmak, kâfirleri düşman bilip, onlara mahsûs olan ve kâfirlik alâmeti şeyleri yok etmektir. Allahü teâlânın emîrlerini yapmamak hep kalbin bozuk olmasındandır. Kalbin bozuk olması, dine tam inanmamaktan olur.

Hak teâlâ, kâfirlere kıymet verenlerin ve onlara tâbi olanların aldandıklarını ve pişman olacaklarını beyân buyurmuştur.

10- Sâlik, Allahü teâlâyı iyi tanırdı. Çünkü Allahü teâlâyı tanımaya çalışmak, Allahü teâlânın râzı olduğu şeyleri, Resûlullah efendimizin yolunu bilen ve bu yolda bulunan birini aramak ve böyle bir Allah adamına uymak, her müslümanın vazîfesidir. Kur'ân-ı kerîmde buyuruluyor ki:(Allahın rızâsına kavuşmak için vesile, vâsıta arayınız!) (Mâide 38]

Söz Taşımak

Suâl: Birinin, başka biri hakkında söylediği sözü, hiç ekleme yapmadan ona götürmek de koğuculuk mu? Meselâ "Âyşe hanım senin hakkında şöyle dedi." demek koğuculuğa girer mi?

Cevap: Doğru olarak söz taşımak da koğuculuk olur. Yalan katılırsa iftirâ da olur. Koğuculuk günâhtır. Âhırette cezâsı ağır olduğu gibi, dünyada da insanların aralarının açılmasına sebep olur. Vebalinin ağırlığı düşünülerek "Taş taşı da, söz taşıma" derler. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

(Koğuculuk, kabir azâbına sebep olur.) [Beyhekî]

(Hasetçi, koğucu ve falcı benden değildir.) [Taberânî]

(Sizin en kötünüz, söz taşıyan, dostların arasını bozan ve ayıp araştırandır.) [İ.Mâverdi]

(Koğucular ve ettiği iyiliği başa kakanlar mel'undur.) [İ.Mâverdi]

Bu hadîs-i şerîflerde geçen (Cennete giremez), (Benden değildir) ve (Mel'undur) gibi ifâdeler "tevbe edip helâllaşmadan ölen, cezâsını çekmeden Cennete giremez" ma'nâsındadır. Eğer bu kimseler affa veya şefâ'ate kavuşursa, Cennete girer. Yâhut insanın sevâbları çok olur, günâhlarından fazla gelirse, yine Cennete girer. Ehl-i sünnet i'tikâdında, günâh işliyene kâfir denmez.

Sebebe Sarılmak

Suâl: Feyze kavuşmak için ne yapmak lâzımdır?

Cevap: Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

(İnsan, kendine ihsân, iyilik edeni sever. Bu sevgi, insanın yaradılışında vardır.) [İ.Ahlâkı]

Yapılan ihsân, ne kadar kıymetli ve ne kadar çok olursa, sevgi de o kadar fazla olur. Bunun için herkes ana-babasını, hocasını, ustasını, vatanını, din kardeşlerini çok sever. Bir müslümanın hocası, kendisine din ve dünya bilgilerini, îmânını, Allahını, Peygamberini, güzel ahlâkı öğrettiği için, onu herkesten, herşeyden çok sever. Bu sevgi cibillîdir, insanın doğuşunda vardır. Çok sevilen kimse, insanın kalbinden, hâtırından çıkmaz. Onun şekli kalbine yerleşir.

Feyz, kalbden kalbe gelen, insana Allahü teâlânın râzı olduğu şeyleri yaptıran nûrdur, bir kuvvettir. Feyzler, Resûlullahın mübârek kalbinden yayılmakta, evliyânın kalbleri vâsıtası ile, evliyâyı çok seven kalblere gelmektedir. Feyze kavuşan bir insanın kalbi, ilimler, ma'rifetler, kerâmetler hazînesi olur. Bu saâdete kavuşmak için, Ehl-i sünnet i'tikâdında olmak ve dinin emîr ve yasaklarına uymak şarttır. Bedeni besleyen rızıklar ve kalbi temizleyen feyzler, ezelde takdîr ve taksîm edilmiştir. Fakat, bunlara kavuşmak için, âdet-i ilâhiyyeye uymak, sebeplerini aramak, bulmak için çalışmak lâzımdır. Şartlarına uyarak çalışana elbet verilir. Allahü teâlâ dilediğine çalışmadan da ihsân eder.

Kalbi Sıkan İş

Suâl: Bir işi yaparken kalbime bir sıkıntı geliyor. Ne yapmak lâzımdır?

Cevap: Muhammed Ma'sûm-i Fârûkî Serhendî hazretleri buyuruyor ki:

Kalbinin ürperdiği işi yapma! Nefsine uyma! Şüphe ettiğin işlerde kalbine danış! Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

(Nefse sükûnet ve kalbe ferâhlık veren iş, iyi iştir. Nefsi azdıran, kalbe heyecan veren iş günâhtır.) [Beyhekî]

(Helâl olan şeyler bellidir. Harâmlar da bildirilmiştir. Şüpheli olanlardan kaçınız! Şüphesiz bildiklerinizi yapınız!) [Taberânî]

Bu hadîs-i şerîfler gösteriyor ki, şüphe edilen ve kalbi sıkan şeyi yapmamalı! Şüphe edilmeyeni yapmak câiz olur. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: (Allahın, Kur'ân-ı kerîmde helâl ettiği şeyler helâldir. Kur'ân-ı kerîmde bildirmediği şeyleri affeder.) [Tirmizî]

Şüpheli birşeyle karşılaşınca, eli kalb üzerine koymalı, kalb çarpması artmazsa, o şeyi yapmalı! Eğer, fazla çarparsa yapmamalıdır! Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

(Elini göğsüne koy! Helâl şeyde kalb sâkin olur. Harâm şeyde çarpıntı olur. Şüpheye düşersen yapma! Din adamları fetvâ verseler de yapma!) [İ. Ahmed]

Îmânı olan, büyük günâha düşmemek için, küçük günâhtan kaçar.[C.2 m.110]



medhe layık şeyhimiz var
zemme layık nefsimiz var.

mesala bir müride yapılan hizmette,hürmette,iltifatta mürid ordan kendine bir pay ayırmasın.Benim iyiliğimden benim bildiğimden bu iltifatlar bana yapılıyor diye düşünmesin.Allah korusun onun düşmesi kolay olur.

Sen senliğinle zuhura geldinse kork
seni sensizlik zuhura getirdi ise korkma

mademki biz rabıta sahibiyiz Kamil mükemmil mürşidimizi tanıdık.Öyle ise methedildiğin zaman deki mürşidimi methediyorlar,onun himmeti olmasaydı beni kim tanırdı?Kusurlarımı kim affederdi?diye düşünEvet amenna.Evliyaullah kusurları ayıpları örter.Mademki evliyaullah ise Allahın sıfatları ile sıfatlanmıştır,ama örtme dünyada oluyor,ŞEFAAT dünyada oluyur,Ahirette her şey açık.İnsanların kendisinden haberi yok.Uykuda neye geldiğini bilmez.Karını bilmez,zararını bilmez ama bu kar ve zarar manevimaddi kar ve zarar görünür.Onun için insanlar öldükçe ayıpları ortaya çıkar.Allah onları satretmiştir.Velilerde satretmiştir.Onun için:

Alayı ednayı seçmek mürşidi kamilin işi değildir
mürşitler bu iyidir bu kötüdür diye seçmez.Ne varki:
Senin gördüğün ayıpları veliler satreder cümle

Peygamber efendimiz miraç yaptığı zaman canabı hak soruyor:
Habibim bana ne hediye getirdin? diye soruyor.
Yarabbi sen ganisin.Senin hazinelerin dolu.Muhtaç olan benim.İhtiyacı olan benim,fakirliğimle geldim,yokluğumla geldim diyor.

Allaha şükür çol şükür,bin şükürAllahın en büyük ihsanı;bir kişiye mürşidini ihsan etmesi.

Şeyhim bana sultan imiş
Haktan bize ihsan imiş.
Can derdine derman imiş.
görün beni aşk neyledi
Ahiri derviş eyledi.

Allahtan gelen ruh Allaha ulaşırsa:

kendini kendi göre,kendi bile
Bakisini diyemezem gelmez dile

her şey yok oluyor.Mansur dile getirdi.Suç oldu.Mansuru astılar.

Aşık imdi varlığın ver yokluğa
yokluk içinde sana varlık doğa.

bu nimetlere veliler mashar olmuşlar.öyle olmasaydı veli olamazlardı zaten.

VELİLER VARİS-İ ENBİYADIR.MADEMKİ PEYGAMBERLERE İNANDIKSA VELİLEREDE İNANACAĞIZ,ONLARI SEVECEĞİZKİ,SEVİLELİM.
asiLDuA
ALINTI(serzenis @ Mar 14 2007, 08:33 PM) *

ALINTI(ubeyd_el_turki @ Mar 14 2007, 12:40 PM) *

Siz ve biz...Kelamı kibardır, güzel kardeşim.



Hadi bana "siz" demek kelam-ı kibardan, kendisine "biz" diyecek kadar kibarını da ilk defa gördüm.


laugh.gif laugh.gif
ubeyd_el_turki
ALINTI(serzenis @ Mar 14 2007, 08:33 PM) *

ALINTI(ubeyd_el_turki @ Mar 14 2007, 12:40 PM) *

Siz ve biz...Kelamı kibardır, güzel kardeşim.



Hadi bana "siz" demek kelam-ı kibardan, kendisine "biz" diyecek kadar kibarını da ilk defa gördüm.


Güzel kardeşim,

Allah-u Teala ve Tekaddes Hz.leri Kur'an-ı Kerim'de bir çok defalar zatını "Biz" diyerek buyurmuştur.
Alimlerin büyük bir kısmıda "Ene" kelimesini kullanmamaya gayret etmişlerdir.
Size kaba geldiyse özür dileriz, ancak biz "biz" yazmaya devam ederiz.
ubeyd_el_turki
ALINTI(Salahudin @ Mar 15 2007, 09:40 AM) *


Gelelim Ubeyd El Turki kardesin uyarisina... Guzel kardesim, ben artik o baslik altina yazmayacagimi soylememe ragmen, neden bana hitaben yaziyorsun oraya? Maksadin bir yanlisin telafisine gitmek ise, bunu ozel mesajla yapmayi dusunmedinmi, en uygunu o olmazmiydi? Soylediklerini aktariyorum asagiya:


ALINTI
Rahmeti daraltmayınız mübarek, şüphesiz Aziz ve Celil Allah CC dilemese kendisine hakkıyla iman edende etmeyende yeryüzünde bir damla içecek su bulamaz...

Allahin Selami ve Rahmeti Muslumanlarin uzerine olsun demek, sizce Rahmeti daraltmakmi? Sanirim, bir yanlis anlasilma var, oylemi Ubeyd kardes? Mes'eleyi burada izahata, sayfalarin sayisini cogaltmaya hic gerek yok... Yazdiginizi okudum haberiniz olsun istedim... Biliyor olmalisinizki, Rahmet'in Kuranda ayni zamanda Rasulullahin ifadelerindede birden fazla, yani farkli anlamlari olup, anlatilan meseleye gore anlam kazandigi, istisnasiz butun Alimlerin, dile getirdigi bir GERCEKTIR. Eger bilmeyipte ogrenmek istiyorsunuz gibi bir durum soz konusu ise, Lutfen ozel mesajima yazin, ve insaAllah, size uzun uzadiya Rahmet'in anlam(lar)ini, ve benim orada kullanirken neyi ifade ettigimi size datayli yazayim biizniAllah... Yani suphe edilen bir durum karsininda, sorgulama sorularindan once, anlama - emin olma sorularini yoneltirsek, zandan ve nefsimizin (hemde seytanin) tuzaklarindan beri olup, Rahmete vesile olur, attigimiz her adim, kullandigimiz her kelime, InsaAllah...

EsSelam u Aleykum wa RAHMETullah wa Berekat



Ve Aleyküm selam ve magfiretuhu

Güzel kardeşim

ALINTI(Salahudin @ Mar 15 2007, 09:40 AM) *

Allah'in selami, Allah'a geregince iman etmis muslumanlarin uzerine olsun !

Allah'in Selami, Rahmeti, Hakka usulunce boyun egenlerin... Denilecek noktalarda tereddutsuz ve yigitce "LA" diyenlerin uzerine olsun, InsaAllah...



Rahmeti daraltmayınız uyarısı Resulullah AS'ın da zaman zaman dualarındaki ifadelerden dolayı Ashab-ı Kiram ASE'a hatta Ehl-i Beytine, yaptığı bir uyarı değil midir ?

Allah CC Teala ve Tekaddes Hazretleri, yeryüzünde kafire dahi merhamet gösterip su içmesine, bol bol ihsan etmesine rağmen rahmetinden eksilme olmuyor, cezayı imhal ediyor,ihmal etmiyor, ancak rahmet yağdırıyor.

"Allah CC'a gereğince iman etmiş müslümanların" yerine bütün müslümanların demek daha güzel olmaz mı ?
Mü'min olan zaten gereğince iman etmiş sayılmıyor mu ?
İman edince (İslam olunca değil) boyun eğmiş olmuyor mu ?

Ne size ne şahsınıza ait bir husumet beslemeyiz, bilakis sizin gibi birisinin bu uyarıyı anlayacağını umud ederek yazıverdik.
Kırıldı iseniz özür dileriz.
Selametle
fazilet72
tasavvufu basit avam kişiler anlayamaz idrak edemez onlar basit yaratılmışlar basit insanlar burdan şu sonucu çıkarmayın tasavvufçular kibirlidir kendini farklı sınıf görür zannetmeyin İlahi dizayn böyle yaratmış
avamın gelebileceği en üst makam mürşide intisaptır eskilerin havas dediği Allahın seçtiği insanlar bazen mürşidinide geçmiş Allah yolunda ilerlemiş bazılarıda irşad yolunda birçok insanın hidayetine vesile olmuşdur
tasavvufçular çok grift şeyler anlatıyorlar diyorlar

Hz.Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz buyuruyor ki:
“Rabbimiz ben bir kulunu seversem onun gören gözü olurum, onun tutan eli olurum, onun yürüyen ayağı olurum, onun konuşan dili olurum, onun işiten kulağı olurum.”


Bunlardan göz, bir uzuv; el, bir uzuv; ayak, bir uzuv. Halbuki, Allah uzuvlardan münezzehtir. Allah mahlûkatın sahip olduğu bütün sıfatlardan münezzehtir. Ama Allah, “Ben böyle olurum.” diyor. Bundan, tasarrufa ulaşan Allahû Tealâ’nın en üst seviyedeki sevgili kullarının bu dizaynın içerisinde yer aldıklarını idrak etmemiz lâzım. Deniyor ki: “Tasavvufçular fizik âlemin ötesindeki şeylerle uğraşıyor. Subjektif, hayal mahsulü olan, dolayısıyla insanların sapmasına çok meyyal olan bir alanda çalışıyorlar.”
Subjektif denilen alanda Allah’ın gözü hakimdir, fakat objektif denilen alanda sizlerin gözü (kafa gözü) hakimdir. Allah’ın gözleriyle (kalp gözü), sizin gözleriniz (kafa gözü) mukayese edildiği zaman, şu sonuç çıkar: Bize verilen bu kafa gözü, objektif diye tanımlanan, gördüğü nesnelere îmân eden bir insana aittir. Subjektif olan ise kalp gözü, yani Allah’ın kumanda ettiği gözdür. Allah’ın tasarrufunda olan bir insanla, kendi kendine, aklıyla hareket eden bir insanı mukayese edebilir misiniz?
fazilet72
Bırak, kalbin o kalbe secde etsin!
Bir hakikat talibi, irfan yolunda yürümeye azmettiği ilk günlerde, rüyasında “kalbini secde ederken” görmüş. Şaşırmış tabii. Hayretler içinde kalbinin secdeden kalkmasını beklemiş, beklemiş, beklemiş. Fakat kalbi bir türlü secdeden kalkmak bilmemiş. Ne yapacağını şaşırmış, kan ter içerisinde rüyasından uyanıvermiş.

Çevresinde ne kadar tanıdığı bildiği, güvendiği zat varsa, huzurlarına gidip kendilerinden bu rüyayı tabir etmelerini istemiş. Fakat kimse rüyasını tabir etmemiş. Çünkü bu zatlar, bizzat tecrübe etmedikleri bir hadiseyi (kendilerinin görmekten mahrum oldukları bir rüyayı) yorumlamayı hiç de edeble mütenasib bulmamışlar.

Derken, içlerinden biri, “Filan şehirde bir zat var, onun yanına git, belki o sana yardımcı olur” diye nasihatta bulunmuş. O da üşenmeyip o şehre gitmiş. Selâm verip huzura çıkınca, zihnini meşgul eden malum soruyu biraz dolaylı olarak sormuş:

— “Efendim!” demiş, “Kalp secde eder mi?”

Şeyh efendi tebessüm edip kendisine şu cevabı vermiş:

— “Elbette eder; hem de ebediyete kadar!”

Bu cevap üzerine, Şeyh efendinin, düşünün kendisine düştüğü kimselerden olduğunu anlayıp bir daha o zatın yanından ayrılmamış.

***

Eylemek için önce istemek gerekir; eyleyebilmek için önce istemelisiniz.

Niyete hareket, hareket değildir; meyldir sadece, temayüldür. Hareketin anlamı, hareketin kendisinde değil, harekete geçiren sebepte, yani amaçtadır. Amacını bilmediğiniz bir harekete anlam veremezsiniz.

Bir eyleme anlam verebiliyorsak, bu, o eylemin amacını, yani eylem sahibinin niyetini kestirebiliyor oluşumuzdandır. Kestiremeseydik, anlam da veremezdik.

Bâyezid-i Bistamî “Yıllarca durmadan, usanmadan insanları Allah'a davet ettim” demiş; “nice zaman sonra arkamı dönüp baktım. Bir de ne göreyim, hepsi beni geçmiş!”

***

Kalbin secdesi, “âzaların secdesi” gibi değildir. İnsanın âzaları, yüzü ve elleri secdeye gider. Burası açık. Fakat âzalar secdeye gittiği gibi secdeden gelir de. Yani insan ne kadar secdeye kapanıyorsa, o kadar da secdeden kalkar. Kalkmayacak olduğunu bilen kaç kişi secdeye gider?

Azalar kalkabildikleri sürece secdeye kapanırlar. Kalp ise kalkmamak için ve kalkmamak niyetiyle secde eder. Bir kere secdeye kapanmaya görsün, bir daha kalkmaz, kalkmayı istemez, beceremez de zaten.

Ey talib, asıl marifet kalbin secdesidir; âzaların secdesinden maksad da kalbi secdeye davettir. Sen bak bakalım, kalbin hiç secde ediyor mu?

“Nedir secde?” diye soruyorsun.

Bir kere daha söyleyeyim: Secde hiç olmaktır, hiçleşmektir. Hiçleşmek ise, aslâ bir daha kalkamayacağın bir biçimde yüz sürmektir toprağa!

Sen bu secdenin izini, alınlarda değil, kalplerde ara! Eğer bir kalpte bu türden bir secdenin izini buluyorsan, hiç tereddüt etme, yüz süreceğin toprağı bulmuşsun demektir.

O hâldeyken bırak kalbin o kalbe secde etsin!
serzenis
ALINTI(ubeyd_el_turki @ Mar 16 2007, 11:28 PM) *

ALINTI(serzenis @ Mar 14 2007, 08:33 PM) *

ALINTI(ubeyd_el_turki @ Mar 14 2007, 12:40 PM) *

Siz ve biz...Kelamı kibardır, güzel kardeşim.



Hadi bana "siz" demek kelam-ı kibardan, kendisine "biz" diyecek kadar kibarını da ilk defa gördüm.


Güzel kardeşim,

Allah-u Teala ve Tekaddes Hz.leri Kur'an-ı Kerim'de bir çok defalar zatını "Biz" diyerek buyurmuştur.
Alimlerin büyük bir kısmıda "Ene" kelimesini kullanmamaya gayret etmişlerdir.
Size kaba geldiyse özür dileriz, ancak biz "biz" yazmaya devam ederiz.


Pardon... ulviyetinizi bir gaflettir gözardı etmişim... sizden ve mertebenizden özür dilerİZ smile.gif
ubeyd_el_turki
Allah CC size selamet versin kardeşim, hayretinizi gayretinizi artırsın...
TEVHİD
ALINTI(ubeyd_el_turki @ Mar 16 2007, 11:28 PM) *

ALINTI(serzenis @ Mar 14 2007, 08:33 PM) *

ALINTI(ubeyd_el_turki @ Mar 14 2007, 12:40 PM) *

Siz ve biz...Kelamı kibardır, güzel kardeşim.



Hadi bana "siz" demek kelam-ı kibardan, kendisine "biz" diyecek kadar kibarını da ilk defa gördüm.


Güzel kardeşim,

Allah-u Teala ve Tekaddes Hz.leri Kur'an-ı Kerim'de bir çok defalar zatını "Biz" diyerek buyurmuştur.
Alimlerin büyük bir kısmıda "Ene" kelimesini kullanmamaya gayret etmişlerdir.
Size kaba geldiyse özür dileriz, ancak biz "biz" yazmaya devam ederiz.



S.A.

BİZ hitabı Tevhidi açıdan daha güzeldir.Sizi tebrik ederim.Bendeniz de zaman zaman bu hitabı kullanırım ama insanlar niçin kullandığımı anlayamadıkları için yadırgarlar.Artık ben deyip bizi idrak etmek kalır sizin ve bizim gibilere.

Selam ve dua ile
Salahudin
QUOTE(ubeyd_el_turki @ Mar 16 2007, 04:40 PM) *

"Allah CC'a gereğince iman etmiş müslümanların" yerine bütün müslümanların demek daha güzel olmaz mı ?
Mü'min olan zaten gereğince iman etmiş sayılmıyor mu ?
İman edince (İslam olunca değil) boyun eğmiş olmuyor mu ?


Selam Aleykum Ubeyd kardes,

Allah hakkinda hayir ihsaninda bulunsun insaAllah. Senden rica etsem, su yukarda senin mesajindan yaptigim alintiyi 1 veya 2 defa okurmusun. Ama yavas ve butunlugu anlayacak sekilde...

.....................

Peki, simdi beni elestirdigin sozlerime, sende katilmamismisin yukardaki ifadenle? Ben munafiklari ayri tutmak istedim ama sen bunu farkli algiladin sanirim. Oysa mesajimda degindigim okadar seye ragmen, sen sadece bu cumleme takilmis ve yazmistin, ama sanirim ondada bir yanlis anlasilma oldu. Ne diyelim, Allah dilemeden olmuyor. Bize dusense, birbirimizi uyarmak, ve unutulan seyleri hatirlatmak... Takdir Allah'indir. Kal selametle insaAllah...

Selam Aleykum wa Rahmetullah

fazilet72
bugün dünyanın dörtbir köşesinde insanlar, İslâmın beş şartı ile amel ediyorlar. Ve ibadetlerinin yeterli olduğundan eminler. İslâmiyet ise onların yaptıklarından çok daha fazlasını gerektirmektedir.

Acaba gerçekten durum böyle midir?

Bu sualin cevabı Kur’ân-ı Kerim’dedir. Peygamber Efendimiz S.A.V, ve sahabenin yaşadıkları hayat İslâmîyetti. Onların yaşadıkları hayat Kur’ân-ı Kerim’in bütününe ittiba etmek idi. (Al-i imran -119) Kur’ân-ı Kerim’in bütünü bizdeki üç emaneti de ihtiva etmektedir.
Ruh
Fizik vücut (Ceset vech)
Nefs

Allah sadece fizik vücudumuza değil, nefsimize de, ruhumuza da emirler vermiştir.

Ve önemli olan bu emanetlerin bu emirlere, bu farzlara Allah’ın davetine uygun olarak Allah’a teslimidir. Kişinin son teslim edeceği vücut olan nefsini de Allah’a teslim ederek irşada ulaşmasıdır (Bakara-186). Ve bu bir farzdır. Bu farz emri bu gün bütün kutsal kitaplarda bulmak mümkündür. Teslim âyetleri bütün kutsal kitaplarda aynen muhafaza edilmiştir (Şura-47).
Peygamber Efendimiz S.A.V. ve bütün sahabe önce ruhlarını, sonra fizik vücutlarını Allah’a teslim etmişlerdi. (Al-i İmran 20) Daha sonra da irşada ulaşmışlardır. Nefslerini de Allah’ a teslim etmişlerdi. (Hucurat-7)

Demek ki üç emaneti de onlar Allah’a teslim etmişlerdi.


...Ve gerçek anlamda İslâm olmuşlardı.

İslâm kelimesinin ilk anlamı teslimdir. Ancak Allah’a üç emaneti de teslim edebilen kişi İslâm olmak şerefine erer. Bu teslim ise, ben Allah’a teslim oldum demekle oluşmaz. Şartları vardır.
İslâm kelimesinin ikinci anlamı ise, sulh ve sükûn ve saadettir. Bu sonsuz saadete Yüce Rabbimiz “Hazzül Aziym” adını veriyor (En büyük haz, sonsuz haz, sonsuz saadet.) (Fussilet-35).
“Allah’a teslim olmanın (İslâm olmanın) şartları vardır “ demiştik. Bu şartlar birincil (Alt seviye) ve ikincil (Üst seviye) şartlardır.

Birincil şartlar şunlardır :

1. Nefsin tezkiyesi.
2. Ruhun Allah’a ulaşması (Hidayet)
3. Fizik cesedin Allah’a kul olması.

İkinci (üst seviye) şartlar şunlardır :

1. Ruhun Allah’a teslimi.
2. Fizik cesedin Allah’a teslimi.
3. Nefsin Allah’a teslimi
ubeyd_el_turki
ALINTI(Salahudin @ Mar 19 2007, 07:54 AM) *


Selam Aleykum Ubeyd kardes,

Allah hakkinda hayir ihsaninda bulunsun insaAllah. Senden rica etsem, su yukarda senin mesajindan yaptigim alintiyi 1 veya 2 defa okurmusun. Ama yavas ve butunlugu anlayacak sekilde...

.....................

Peki, simdi beni elestirdigin sozlerime, sende katilmamismisin yukardaki ifadenle? Ben munafiklari ayri tutmak istedim ama sen bunu farkli algiladin sanirim. Oysa mesajimda degindigim okadar seye ragmen, sen sadece bu cumleme takilmis ve yazmistin, ama sanirim ondada bir yanlis anlasilma oldu. Ne diyelim, Allah dilemeden olmuyor. Bize dusense, birbirimizi uyarmak, ve unutulan seyleri hatirlatmak... Takdir Allah'indir. Kal selametle insaAllah...

Selam Aleykum wa Rahmetullah



Ve Aleyküm selam verahmetullahi ve berekatuhu ve magfiretuhu,

Güzel kardeşim, siz yine de duanızı geniş tutunuz, umulur ki duanız kabul olunur ve de rahmet münafığın üzerinede tecelli eder.

Selametle,
ubeyd_el_turki
ALINTI(fazilet72 @ Mar 21 2007, 10:04 AM) *

bugün dünyanın dörtbir köşesinde insanlar, İslâmın beş şartı ile amel ediyorlar. Ve ibadetlerinin yeterli olduğundan eminler. İslâmiyet ise onların yaptıklarından çok daha fazlasını gerektirmektedir.


Güzel kardeşim,

ALINTI(fazilet72 @ Mar 21 2007, 10:04 AM) *

İslâmiyet ise onların yaptıklarından çok daha fazlasını gerektirmektedir.


Bu sözü böyle kullanmayı doğru görmüyoruz.Çünkü insanların fıtrat,yaratılıştan akılları,zekaları,anlayışları bir değildir.Bazısına Rahmet NUR'u elest bezminde hangi esma'dan ne dokundu ise o yönde yetenekleri ve meyilleri oluyor.

Çünkü Kütüb-ü Sitte'de geçen bir hadis-i şerifte bir sahabi, RA Resulullah AS'a özellikle şöyle sormuş,

"Ya Resulullah bize emredilen farzları yerine hakkıyla yerine getirip üstüne başka hayır eklemesem cennete gidecekmiyim ?" sorusuna "EVET... " yanıtını almıştır.

Bu, İslam'ın ve İman'ın şartlarını yerine getirenlere "EVET" yanıtı olur...

Sizin işaret ettiğiniz "İkincil Şartlar" ise özlenen ve arzulanan KAMİL MÜ'MİN-KAMİL İNSAN portresini çizmektedir.

Selametle
fazilet72
dediklerinize kısmen katılıyorum herkezin idrak yapısını Allah farklı yaratmış fakat idraki sağlayacak kalp gözünü açacak esaslar gene Kuranda zikrediliyor

SECDE-24: Onlardan (insanlardan) imamlar kıldık, emrimizle insanları hidayete erdirsinler diye, sabırlarından dolayı ve âyetlerimize (Allah’ın âyetlerine) yakîn hasıl ettikleri için.

18/KEHF-17: Ve tereş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minh(minhu), zâlike min âyâtillâh(âyâtillâhi), men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden).
Ve güneşin, doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allah'ın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.

3/AL-I IMRAN-7: O (Allah) ki; Kitab'i, sana O indirdi. O'ndan bir kismi muhkem (mânâsi açik, yorum götürmez, süphe kabul etmez) âyetlerdir ki; bunlar, (Levhi Mahfuz'daki) ümmülkitapta (yer alan açik ve kesin âyetler)dir. Digerleri ise mütesabih (mânâsi kapali, açiklama isteyen) âyetlerdir. Kalplerinde egrilik (ve döneklik) bulunanlar, fitne çikarmak ve (kendi yararina uygun) tevîlde (yorumda) bulunmak istedikleri için o (Kitab')in mütesabih olan kismina uyarlar. Halbuki onlarin tevîlini, kimse bilmez ancak Allah bilir. Ilimde derinlesmis olan RASIHUN (rüsuh sahipleri) ise derler ki: "O'na îmân ettik, hepsi de Rabbimiz katindan (indirilme)dir." Bunu kimse tezekkür edemez ancak ulûl'elbab tezekkür edebilir.

bu âyet-i kerimede 3 grup insan ifade ediliyor. Bunlardan 1. grup; kalbinde zeyg olanlar . Allah tarafindan yetkili kilinmadiklari halde Kur'ân-i Kerim âyetlerini kendi zanlarina göre tevil ederek insanlari hidayetten men edenler. Günümüzde Kur'ân'daki Islâm'i yasayan atese çagiran dîn adamlari bu sinifin içine giriyor. Ilimde köklesmis olan " rasihun " ise Kur'ân-i Kerim'in muhkem ve mütesabih âyetlerine inanan, hepsi Allah'tandir diyen ama mütesabih ayetleri tezekkür edemeyenlerdir. Kur'ân-i Kerim âyetlerini tezekkür edebilen, açiklama yetkisine sahip olan ise " ulûl'elbab "tir .
ubeyd_el_turki
Güzel kardeşim,

" Kalp gözü ya da feraset(Mü'min'in feraseti) " denilen organ,güç,kudret,idrakin açılması için gerekli olan kuralların idraki nass'larda mevcut olsa dahi, ilahi arzu bu yöndede olsa her mü'min için İMAN'IN ya da İSLAM'IN ŞARTLARI gibi bir ZORUNLULUK olduğunu ifade eden kat'i ve sabit bir nass olmadığından konuyu zorlama te'vil'e taşımak doğru olmaz.

"Ululelbab" konusunu son zamanlarda bir takım kişiler artniyyetli olarak kullanmaktadırlar.Allah CC onları şeytani yollardan çevirsin.

Kişiler istirdadları ve fıtratları gereği fiili bir mürşid bulurlar ya da bulmazlar ya da bulamazlar.Bu nedenle yüksek bir grubu mürşid olarak, ailesindeki büyüğü, bir kısmı kendisine ilmi öğreten camii hocasını, bir kısmı mezhep imamlarını, bir kısmı sevdiğini, bir kısmı bir veliyi, bir kısmı ölmüş bir velinin yolunu,bir kısmı ashab-ı güzin'i ve bir kısmı Resulullah AS'ı mürşid olarak kabul eder.

Yeter ki veli ehl-i sünnet ve'l cemaat olsun...

Petrol mühendisliğinden gelipte, yol kesenlerden nefes tutuculardan olmasın...
Nektar
biraz daha nezaketle yazalım arkadaşlar bizde üzüldük. ALLAH hatalarımızı affetsin
fazilet72
ulûl'elbab: Bes duyu organiyla algilanamayan ve fizik ötesine ait olan, gaybe müteallik sirlari alabilen, sir hazinelerinin sahibi olan kisilerdir. Nefslerini Allah'a teslim eden, ulûl'elbab olanlar, 7 özelligin sahibidirler:

1. özellik: Ulûl'elbab olan herkes daimî zikre ulasmistir.

2. özellik: Kalpteki 19 tane afetin yerine faziletler yerlesmistir.

3. özellik: Allah kalp gözlerini açmistir.

4. özellik: Allah kalp kulaklarini açmistir.

4 tane vasif sartina ilâveten 3 tane de sonuç sartini eklememiz lâzim.

5. özellik: Ulûl'elbab olan kullar hayrin sahibidirler. çünkü devamli Allah'i zikrediyorlar. Daimî zikirde olan herkes 1'e 700 kat Allah'tan derecat alir.

6. özellik: Ehl-i hüküm ya da ehl-i hikmettirler. Herhangibir anlasmazlik noktasinda hakem tayin edilmislerse mutlaka Allah'in emriyle adaleti yerine getirenlerdir. Allah'in hükmünü icra edenlerdir. Ehl-i hikmettirler, Kur'ân-i Kerim'de hangi âyet-i kerimeye baksalar ya âyetin kendisinden veya bir ileri ve gerisine bakmak suretiyle o âyetin hangi seviyeye ait oldugunu bilirler. Ehl-i tezekkürdürler.

7. özellik: Allah'tan sorarak ögrenme imkâninin sahibi olan kisilerdir.

Bu saydigimiz 7 tane özellikle (4 tanesi vasif sarti, 3 tanesi sonuç sartidir) beraber ulûl'elbab olan kullarin kalpleri 7 kademede müzeyyen olmustur.

Simdi bu özellikleri ispat eden âyetlere bir bir beraber bakalim:

Allahû Tealâ, buyuruyor ki:


3/AL-I IMRAN-190: Hiç süphesiz; göklerin ve yerin yaratilisinda, gece ile gündüzün birbiri ardinca gelisinde, elbette ulûl'elbab için nice deliller vardir.

3/AL-I IMRAN-191: O (Ulûl'elbab) ki; (lübblerin, Allah'in sir hazinelerinin sahipleri), onlar ayakta iken, otururken ve yan üstü yatarken (hep) Allah'i zikrederler. Göklerin ve yerin yaratilisi hakkinda tefekkür ederler. (Ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen, bunlari bâtil olarak (bosuna) yaratmadin. Seni tesbih (tenzih) ederiz. Bizi, atesin azabindan koru."

Peygamber Efendimiz (S.A.V), hadîs-i serifinde söyle buyuruyor: " Benim gözlerim uyur, ama kalbim uyumaz. " Bu hadîs bize Resûlallah (S.A.V) Efendimiz'in uykudayken kalp zikri halinde oldugunu söylüyor.

Yine Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir baska hadîsinde " Âlimin uykusu cahilin ibadetinden iyidir. " buyuruyor. Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in hadîs-i seriflerinde "âlim" diye vasiflandirdigi daimî zikrin sahibi olan kisilerdir. Nitekim bir baska hadîs-i serifinde " Hikmet sahibi âlimler, fikih açisindan nebîler gibidir. " buyuruyor. öyleyse Resûlallah (S.A.V) Efendimiz'in "âlim" diye vasiflandirdigi kisiler daimî zikrin sahibi olan insanlardir. Gerçekten öyle mi? Allahû Tealâ, Bakara Suresinin 269. âyet-i kerimesinde söyle buyuruyor:

2/BAKARA-269: (Allah) HIKMET'i diledigine verir. Kime hikmet verilmisse andolsun ki; ona çok hayir verilmistir. Bunu da ancak ulûl' elbab tezekkür edebilir.

öyleyse ulûl'elbab olan kisiler ayni zamanda hikmet sahibi olanlardir . Allahû Tealâ'nin kendilerine hikmet verdigi kisiler, mutlaka daimî zikrin sahipleridir.

Hikmet sahibi olmak ne saglar?

Diger insanlardan ayricaligi nedir?

Farkli olan özelligi nedir? Allahû Tealâ, söyle buyuruyor:

3/AL-I IMRAN-7:O (Allah) ki; Kitab'i, sana O indirdi. O'ndan bir kismi muhkem (mânâsi açik, yorum götürmez, süphe kabul etmez) âyetlerdir ki; bunlar, (Levhi Mahfuz'daki) ümmülkitapta (yer alan açik ve kesin âyetler)dir. Digerleri ise mütesabih (mânâsi kapali, açiklama isteyen) âyetlerdir. Kalplerinde egrilik (ve döneklik) bulunanlar, fitne çikarmak ve (kendi yararina uygun) tevîlde (yorumda) bulunmak istedikleri için o (Kitab')in mütesabih olan kismina uyarlar. Halbuki onlarin tevîlini, kimse bilmez ancak Allah bilir. Ilimde derinlesmis olan RASIHUN (rüsuh sahipleri) ise derler ki: "O'na îmân ettik, hepsi de Rabbimiz katindan (indirilme)dir." Bunu kimse tezekkür edemez ancak ulûl'elbab tezekkür edebilir.

Muhterem okuyucular, bu âyet-i kerimede 3 grup insan ifade ediliyor. Bunlardan 1. grup; kalbinde zeyg olanlar . Allah tarafindan yetkili kilinmadiklari halde Kur'ân-i Kerim âyetlerini kendi zanlarina göre tevil ederek insanlari hidayetten men edenler. Günümüzde Kur'ân'daki Islâm'i yasayan atese çagiran dîn adamlari bu sinifin içine giriyor. Ilimde köklesmis olan " rasihun " ise Kur'ân-i Kerim'in muhkem ve mütesabih âyetlerine inanan, hepsi Allah'tandir diyen ama mütesabih ayetleri tezekkür edemeyenlerdir. Kur'ân-i Kerim âyetlerini tezekkür edebilen, açiklama yetkisine sahip olan ise " ulûl'elbab "tir .


Yüce Rabbimiz buyuruyor:

15/HICR-9: Innâ nahnu nezzelnez zikre ve innâ lehu le hâfizûn(hâfizûne).
Muhakkak ki; zikri (Kur'ân-i Kerim'i) Biz indirdik. O'nun koruyuculari (da) mutlaka Biziz.

21/ENBIYA-7: Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes'elû ehlez zikri in kuntum lâ ta'lemûn(ta'lemûne).
Ve senden önce, vahyettigimiz rical (erkekler) den baskasini göndermedik. Eger bilmiyorsaniz, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun.


Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz'in ahir zamanda gelecegini bize müjdeledigi ve "ümmetimin en hayirlisi" diye buyurdugu Mehdi (A.S)'in Devrin Imami oldugu ahir zamanda Hidayet çagi'ndayiz.

Allahû Tealâ, Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz'e ve diger bütün peygamberlere su mesaji veriyor.

3/AL-I IMRAN-81: Ve iz ehazallâhu mîsâkan nebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum resûlun musaddikun limâ meakum le tu'minunne bihî ve le tensurunneh(tensurunnehu), kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum isrî, kâlû akrarnâ, kâle feshedû ve ene meakum mines sâhidîn(sâhidîne).

Hani o zaman ki; Allah, peygamberlerin (nebîlerin) MISAK'ini (yeminini) almisti: "Andolsun ki; size Kitap ve hikmet verdim, sizlerden sonra sizinle beraber bulunani (Allah'in sizlere verdigi kitaplari) tasdik eden Resûl gelince, O'na mutlaka îmân edecek ve O'na mutlaka yardim edeceksiniz. Bunu ikrar ettiniz mi ve bu agir ahdimi üzerinize aldiniz mi?" "Ikrar ettik." dediler. "öyle ise sahit olun. Ben de sizinle beraber sahitlerdenim." buyurdu.

Allahû Tealâ, nebîlerden "size kitap ve hikmet verdim" diye misak aliyor.

öyleyse kitabi, hikmetten ayirmak mümkün degildir. Kitap, ancak hikmetle anlasilir . Hikmet sahiplerinin de daimî zikre ulasan, ulûl'elbab olan kullar oldugunu âyetlerin neticesinden kesinlikle anliyoruz.

O zaman demek ki, Kur'ân-i Kerim'i bizlere kim ögretebilir? Hikmet sahibi olan kisiler.

14 asir evvel Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz hikmet sahibi miydi? Evet!

Nitekim, Bakara Suresinin 151. âyet-i kerimesinde, Allahû Tealâ sahâbeye söyle hitap ediyor:

2/BAKARA-151: Kemâ erselnâ fîkum resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû ta'lemûn(ta'lemûne).

Nitekim size içinizde (görev yapmak üzere) sizden bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki; âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açiklasin) ve sizi (nefsinizi) tezkiye etsin, size Kitab ve hikmet ögretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediginiz seyleri ögretsin.
sabuha
şeyhleri aşağılayan müridleri basit görenler sadece ve sadece kibir putuna ibadet edenlerdir casiye 23 derki hevalarını ilah edinenler Peygamberimiz diyorki benden sonra gizli şirk gelecek şimdiki insanlar tağutun emrinde gizli şirkte (genel olarak manzara böyle)
kafkaskartali70
Rabbim bizleride taassubdan korusun Mürsid Efendilerimizi ilahlastirmaktan bizleri muhafaza etsin.
Bu noktada tasavvuf ehlinin özellikle su devirde yaptigi yanlislardan dolayida cok büyük ön yargilara sebebiyet veriyoruz.
Unutulmamali ki Mürsid hedef degil sebebdir.Aracdir.
Adi üstünde mürsid yol göstericidir.Mürside teslimiyet iyi anlasilmalidir.
Mürside teslim olacam diye hasa taparcasina izhatlardan yanlislardan inanclardan kacinmak gerek.
Onlar gibi olmaya calisacaksak onlarin dedigini bizde cok iyi idrak etmeye calismaliyiz.
Ne diyorlar.Her sey Allahu Tealanin izni ile olur.Bu bilinci kaybetmemeliyiz.
Onlarin bizden beklentileri onlara yakin olmak degil Allaha yakin olmaktir.
Tabiki birbiriyle baglantilidir.Ancak mürsidi ucurarak kacirarak bir sey elde edilmez.Kalbimizdeki yerleri
o sekilde olsun.Ancak onlari bu sekilde tanimayanlara tanitamayiz.
Onlarin gösterdigi yolu hedefi,istikameti anlatarak tanitabiliriz.
Hangi Seyh Efendi diyorki tasavvuf ehli olmayana kerametle anlatarak taassuba girin diye.
Bu sadece Tasavvufa giren müridlerin teslimiyeti onlara olan güveni artsin diye anlatilir.
Tasavvufun ne oldugunu bilmeden keramete gelen.Ancak kaybeder.Sonradan bilinclenenler müstesna.
Bunlara cok dikkat etmeliyiz.
Ayrica benim seyhim seninkini döver zihniyetindende kurtulmamiz gerek.
Nitekim bunlar Allah Dostudur boksör degildir.
Tabiki herkes kendi seyhinin en üst makamda olduguna inanmalidir.Bu teslimiyet icin gereklidir.Ancak Asil makamlari bilen ise Allahu Teala Hz (c.c)leridir.
Hic birimiz onlarin makamlarini ölcmeye kadir degiliz.
Onun icin baska mürsidleri begenmeyenler aslinda Allahu Tealayi begenmezler.Cünkü Allahu teala Hz (c.c)leri onlari dost edinmisse Allahu Teala Hz (c.c)leri Hasa Aptalmiki ise yaramaz birini dost edinsin.
Kendimizi Allahu Tealadan daha akilli sanmayalim.
Bizler tasavvufun yüz karalariyiz.
Isimiz gücümüz süpermencilik.
Söyle uctu söyle kacti.
Halbuki Mürsid Efendiler böyle bos laflar yerine ilim ihlas ibadet ve Allaha yakinlik istiyorlar bizden.
Yani aslinda bu sekilde yaparak onlari üzüyoruz.
Onlarin üzerimizdeki emeklerini bosa cikariyor.
Onlarin emeklerine saygi duymadigimiz gibi onlarada saygi duymuyoruz sonrada cok sevdigimizi iddaa ediyoruz.
Tasavvufta olan kardeslerim tasavvufun geregini ne amacladigini hangi istikametle oraya ulasilacagini iyi anlamamiz lazim.
Yoksa adi müslüman olan münafiklarla aramizda hic bir farkimiz kalmaz.
Adimiz ihvan ,dervis,sofi olur aslimiz ise Nefsi emmare
Afedersiniz ancak pislige ambalaj yapmak özü degismez.
Bizde bu durumdayiz iste.
Burada ki yazilarim hic bir kardese hitaben degildir.Önce kendi nefsimedir.
Allah Rizasi icin yanlis anlasilmasin.

TEVHİD
ALINTI
Rabbim bizleride taassubdan korusun Mürsid Efendilerimizi ilahlastirmaktan bizleri muhafaza etsin.
Bu noktada tasavvuf ehlinin özellikle su devirde yaptigi yanlislardan dolayida cok büyük ön yargilara sebebiyet veriyoruz.
Unutulmamali ki Mürsid hedef degil sebebdir.Aracdir.
Adi üstünde mürsid yol göstericidir.Mürside teslimiyet iyi anlasilmalidir.
Mürside teslim olacam diye hasa taparcasina izhatlardan yanlislardan inanclardan kacinmak gerek.
Onlar gibi olmaya calisacaksak onlarin dedigini bizde cok iyi idrak etmeye calismaliyiz.
Ne diyorlar.Her sey Allahu Tealanin izni ile olur.Bu bilinci kaybetmemeliyiz.
Onlarin bizden beklentileri onlara yakin olmak degil Allaha yakin olmaktir.
Tabiki birbiriyle baglantilidir.Ancak mürsidi ucurarak kacirarak bir sey elde edilmez.Kalbimizdeki yerleri
o sekilde olsun.


Çok güzel izahlar.Allah razı olsun kardeşim.

ALINTI
Tasavvufta olan kardeslerim tasavvufun geregini ne amacladigini hangi istikametle oraya ulasilacagini iyi anlamamiz lazim.


İşte bu da işin özü.Yazan eliniz dert görmesin inşallah. Maşallah benim kardeşime.

Selam ve dua ile
sabuha
veliyyen murşidâ(murşiden). aşağılayanlar küçük görenler kibirlenenler kurana ve Allaha karşı savaşanlardır ve şirkin içinde olanlar tasavvufa karşı savaşanlardır casiye 23 deki gibi hevalarını ilah edinmişlerdir

18/KEHF-17

Ve tereş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minh(minhu), zâlike min âyâtillâh(âyâtillâhi), men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden).


Ve güneşin doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allah’ın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.


45/CASİYE-23

E fe reeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveh(gışâveten), fe men yehdîhi min ba’dillâh(ba’dillâhi), e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).


Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perde) kıldı (çekti). Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz?



SimRe


1. si tarikat arapça da yol demektir....yani kişi isterse bu yola girer istemezse girmez....kısacası bu bir nasip işidir...senin tarikatın benim tarikatım...senin şeyhin benim şeyhim....bu tartışmalar çok çocukça arkadaşillar....yani hepimiz biliriz ki her öğrenci kendi öğretmenini sever ve en büyük bilir değil mi???...böyle çocukça tartışmalara girmeyiniz....yani dışardan okuyanlar olduunuda unutmayalım...aklıselim yazılar yazalım....her zaman diyorum...hedefi Allah rızası olan her topluluğun başımın üstünde yeri vardır....ama tartışmalarında seviyesini düşürmeyiniz lütfen....müslümanın tartışması bile kaliteli olmalı....selametle kalın.....
sabuha
şahsi görüşünüz o sizi bağlar bence nefsinizden konuşuyorsunuz Allahın ayetleri gün gibi ortada iken özellikle veli mürşid kelimesini kırmızıya boyadım ona muhalif görüş ortaya koymanız bence tehlikeli bir görüş araştırmanızı tavsiye ederim

18/KEHF-17: Ve tereş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minh(minhu), zâlike min âyâtillâh(âyâtillâhi), men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden).
Ve güneşin, doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allah'ın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz
telpako
İznikli seyyid iskender evranosoğlu bence çok mütevazi biri resulluğe razı olmuş. Bazı tarikat şeyhleri gizli gizli ilahlık iddialarının ve bu iddiaları müridlerinin desteklemelrinini yanında oldukça masum bir tesbit yapmış kendisi için özellikle tasavvufun içindeki hiç kimsenin eleştirmeye hakkı yoktur.
Fedai
ALINTI(telpako @ Jul 9 2007, 11:10 PM) *

İznikli seyyid iskender evranosoğlu bence çok mütevazi biri resulluğe razı olmuş. Bazı tarikat şeyhleri gizli gizli ilahlık iddialarının ve bu iddiaları müridlerinin desteklemelrinini yanında oldukça masum bir tesbit yapmış kendisi için özellikle tasavvufun içindeki hiç kimsenin eleştirmeye hakkı yoktur.


Mesela hangi şeyhler böyle??

sabuha
Peygamberimiz hiçbir zaman önyargılı ve zanna dayanarak hareketini göremezsiniz o bizler için en ahsen örnektir şeytan bizleri herzaman önyargı ve zan hastalığından yakalar

NAZIM AKPINAR HOCANIN YAZISI

Rasuller ise hem dünya, hem ahiret yaşamı için görevli zevattır.Rasullerin görevi dünyadan ayrılmakla sona ermez zira onlar kendilerinde açığa çıkan Esma doğrultusunda kendi hakikatlerini tanıma çalışmalarını sonsuza dek sürdürürler.Çünkü Allah’ın isimlerinin sonu yoktur.İlahi manaların mertebeleri sonsuzluk arz eder.Risalet,içinde yaşanılan topluma kendi hakikatlerini ve öz değerlerini bildirme ve bunun gereğini yaşayabilmeleri için gerekli çalışmaları açıklama ve yol gösterme işlevidir.Bu işlev el’an devam etmekte olup kıyamete ve öte boyutlara kadar sürecektir.Kur’anda Rasulden bahsedilirken Allah’a erme ve gereğini yaşama vurgulanmaktadır.Rasullere iman iki nedenle önemlidir:

Birincisi, sonsuz yaşam boyutlarında karşılaşılacak tehlike ve yaşam şartlarının sıkıntılarından korunabilmek. İkincisi ise kişinin kendi özündeki hakikati bulabilmesi, Allah’ın varlığı ile kaim olduğunu fark edip yaşayabilmesi içindir.Rasuller, sistem aracılığıyla Allah’ın seslenişine vesile olan mahallerdir.Allah’ın Rasuller vasıtasıyla,her devirde yaşayan toplum ve bireylere uyarısı devamlıdır. Hakikatler, önceden bir resim ya da isim adı altında tüm insanlığa duyrulur.Bu uyarıları dikkate almayanlar ise sonuçlarına katlanmak durumundadırlar.Prensip olarak Her Nebi aynı zamanda Rasuldür fakat her Rasul Nebi değildir.

Risalet işlevinin sürekliliği noktasında Kur’an- ı Kerim’de beyan edilen ayet örneklerinin başında anlam itibariyle birbirini bütünleyen Al i İmran 81 ve Ahzap 7. ayetler gelmektedir. Bu iki ayette Allah’ın son Nebi Rasulullah Efendimiz başta olmak üzere diğer Nebilerden aldığı misak (söz, ant) anlatılır. Mealen şöyledir:

Al i İmran 81: “Hani Allah Nebilerden Size kitap ve hikmet verdikten sonra nezdimizdekileri tasdik eden bir Rasul geldiğinde O’na mutlaka inanıp yardım edeceksiniz diye misak (söz) almıştık ve tasdik ettiniz mi? Dediğimizde “Kabul ettik” cevabını vermişlerdi. Bunun üzerine Allah, o halde şahit olun. Ben de sizinle birlikte şahit olanlardanım buyurdu.”

Ahzap 7: “Hani biz Nebilerden söz almıştık; Senden,Nuh’tan, İbrahim’den, Musa’dan ve Meryem oğlu İsa’dan. Evet biz onlardan pek sağlam bir misak (söz) aldık.

İlgili ayet örneklerini incelediğimizde dikkât edersek görürüz ki Rasulullah olan son Nebi Efendimizden sonra bir Rasulün geleceği ve görev yapacağı vurgulanır.Ayette senden ifadesiyle Rasulullah Efendimize hitap edildiği gayet açıktır. O gelecek görevli Rasule yardım etmeleri noktasında da kendilerinden söz alınmıştır bizzat Allah tarafından.Bu ayetlerde işaret edilen Rasul, kanaatimce Mehdi ismiyle vasfolunan Rasuldür.Tasavvufta Hatemül Evliya olarak bilinir. Kıyamete kadar Velayet makamına haiz olan Rasullerin işlevlerinin sürekliliği ile alakalı diğer ayetleri ise şöyle sıralayabiliriz:

Mülk 8-9-10: “Her ne zaman cehenneme bir topluluk atılsa,onun bekçileri onlara ‘Size bu azap ile uyarıcı bir Rasul gelmemiş miydi?’ diye sorarlar.Onlar da şöyle cevap verirler. ‘Evet doğrusu bizi azap ile korkutan bir Rasul geldi, fakat biz O’nu yalanladık.Şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık şimdi alevli cehennem mahkumları arasında olmazdık’ derler.”

Zümer 71: ”O küfredenler bölükler halinde cehenneme sürülürler.Oraya geldikleri zaman kapıları açılır ve bekçileri onlara ‘Size içinizden Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bu güne kavuşacağınızı ihtar eden Rasuller gelmedi mi?’ derler. ‘Evet geldi’ derler, ama azap sözü kafirlerin üzerine hak olmuştur (hüküm sistemin gereği olarak kesin değişmezliktedir.)”

Bu iki ayette de özellikle Zümer 71’ de size içinizden Rasul geldi ifadesi oldukça dikkat çekicidir.Bu ayetlerde,cehennem bekçilerinin de vurguladığı gibi azaba muhatap olacak insanlar,Adem Nebiden son Nebi Efendimize kadar olan nesli değil,Kıyamete kadar olan insanlık neslini kapsamaktadır.Dolayısıyla buradaki hitabın muhatapları topyekün yaratılan tüm insanlık içindeki azap ehli olmaktadır.

İsra 15: ”Biz bir Rasul göndermedikçe kimseye azap edecek değiliz.”

Bu ayette de her dönem ve çağda yaşayan insanların kıyamete kadar Risalet Makamını haiz Rasuller tarafından uyarılacağı beyan buyrulmaktadır.Hulasa meseleyi toparlayacak olursak:

Nübüvvet işlevi gayet ağırdır ve büyük bir sorumluluktur.Akli kuvvelerin ve bilince dayalı istidatların gelişmesi ve olgunlaşması ile o ağır sorumluluğa tahammül edilebilmektedir.Nasıl ki Mardiye Nefis bilincindeki Velayeti Kübra sahipleri, Nübüvvet Velayetinin kemalatından hisse alıyorlarsa, Risalet işlevini yerine getirenler de Risalet Velayetinin kemalatından hisse alırlar.

Allah’ın Veli Rasulleri, nüzul sisteminin işleyiş mekanizması doğrultusunda inzal yollu olarak Safiye Bilinç Boyutundan aldıkları ledünni bilgileri, bizim bilinç boyutumuza transfer etmektedirler.Yaşayışları tam bir Öz yaşamdır. Aynı zamanda yaşamakta oldukları devrin Halifesi konumundadırlar.Kutuplar Kutbu olarak vasfolunurlar.Risalette,doğrudan doğruya Ahadiyete boyutsal geçiş söz konusudur.Muhammedi Hakikat bu zevatta büyük ölçüde açığa çıktığı için esasen her devirde en büyük kutup Rasulullah Efendimiz olmaktadır.(s.a.v)

Keza Efendiler Efendisi (HAZERATÜL HAZRET) olan Kainatın Fahri,ŞEMS İ RİSALET

olarak vasfolunur.Yani Risalet Güneşidir.Tüm Rasuller ve Veliler o güneşten ışık almaktadırlar.O, ŞEMSÜŞŞÜMUSTUR. (Güneşler Güneşidir). Bütün Alemlere rahmet olarak irsal olunan tek şahsiyettir.Bu noktada o Zat ile kimse boy ölçüşmeye kalmamalıdır ve ölçüşemez.

Velayet, Risaletin bir delilidir.Risaletin tebliğ ettiği iman hakikatlerini Velayet bir tür kalbi şuhud ile (Bilince dayalı bir algılama özelliği ile) ve ruhani bir zevk ile aynelyakiyn derecesinde görür ve onaylar.Velayetin Risalet bilgilerini tasdik etmesi,Risaletin hakkaniyetinin (bilgi kesinliğinin) mutlak gerçeklik noktasında bir ispatıdır.Bu zevat aracı olan postacılar ve elçiler şeklinde tasavvur edilmemelidir.Hakikatlerinden bilinçlerine nazil olmuş, kendi derunlarındaki isimlerin özelliklerinden kaynaklanan ilim,şuurlarında açığa çıkarak hakikate tercümanlık yaparlar.Rasul,açığa çıkarılmış yakine dayalı bilgi kaynağı anlamına gelmektedir.

kaynak: http://www.sufizmveinsan.com/konuk/nubuvvetverisalet.html

Nazım Akpınar
ahad103@hotmail.com
Samsun-27.09.2006
http://sufizmveinsan.com
sabuha
TASAVVUF NEDİR? İSLAM NEDİR?

Peygamber Efendimiz ve Sahabenin ulaştıkları merhaledir ve yaşadıkları hayattır. İslâm şerefine ermektir. Tasavvuf Allah’a teslim olmak, İslâmı, Kur’andaki İslâmı yaşamaktır. Tasavvuf İslamın hayata geçirilmesidir.


1. Tasavvuf Kur’an-ı Kerim’in bütünü ile amel etmektir. Kur’an-ı Kerim’in sadece fizik vücudumuzu alâkadar eden ayetleri ile değil, nefsimizi ve ruhumuzu vazifeli kılan ayetleri ile de amel etmektir.

2. Tasavvuf, Peygamber Efendimiz S.A.V. ve sahabenin yaşadıklarını yaşamaktır. Gelmiş geçmiş bütün Peygamberler ve onlara olanların da yaşadıkları hayatta tasavvuftu.

3. Tasavvuf, Allah’ın bize tevdi ettiği 3 emaneti de (Ruh, Fizik vücut ve nefs) Allah’a teslim etmektir. İrşad’a ulaşmaktır. Bu ise islâm olmaktır.

İslâm kelimesinin ilk muhtevası tek Allah’a inanmak, ikinci muhtevası teslim, üçüncü muhtevası ise sulh ve sükûndur. Kim islâm olmak şerefine ulaşmışsa, o kişi üç açıdan sonsuz saadete erişmiş olur.

1. İç alemde, ruhun bütün hasletleri nefse geçtiği için sulh ve sukûna ulaşılmıştır. Çünkü artık nefs ve ruh arasında çatışma yoktur.

2. Dış alemdekilerle sulh ve sukûna ulaşılmıştır. Çünkü nefsin afetleri artık yoktur ki diğer insanlarla anlaşmazlıklar olsun.

3. Allah’u Tealâ Hz. ile en iyi ilişki kurulmuştur. Yüce Rabbimizin her emri yerine getirilmekte ve her nehyinden kaçınılmaktadır. Artık nefsin sahip olduğu faziletler (Yani ruhun hasletleri) emirleri yapmaya büyük arzu duymakta, nehiyleri (yasakları) ise hiç işlememekstememektedir. Çünkü nefsteki, yasakları talep eden afetlerin hepsi yok olmuştur.

Görülüyor ki islâm bir sonsuz saadetin (Fussilet-35), hazzül aziymin oluşması için ulaşılması gereken bir merhaledir.
Allah insanlardan başka yarattığı her şeyi insan için yarattığı cihetle (Casiye-13) en çok insanı sevmektedir. En çok sevdiği mahlûkunun mutlu olmasını istemesi ise tam olarak yerli yerine oturmaktadır. İşte bu sebeple Allah, insanın irşada ulaşmasını emretmektedir. (Bakara-186, Şura-47). Çünkü ancak irşada ulaşan kişi islâma ulaşmıştır, ve de sonsuz mutluluğa ulaşmıştır. İnsan-ı Kâmil olmanın son aşamasına varmıştır. Saadet açısından insan-ı kâmil olmuştur.

Velâyetin kademeleri olan,

1. Fena (Ruhun Allah’a teslimi)
2. Beka
3. Zühd
4. Teslim (Vechin, fizik vücudun teslimi, muhsin olmak)
5. Ulûl Elbab
6. İhlâs kademeleri tamamlanmıştır.


İnsan-ı kâmil olmanın ikinci ve asıl muhtevası “İrşad edebilme” yeteneğidir. Bu yetenek, insanın, kendisinde mevcut olduğu kanaatinde olması ile mevcut olmaz. “Mürşid” olabilmek, ihlâs’a ulaştıktan sonra, Tevbe-i Nasuh’a (Tahrim- Allah’u Zülcelâl Hz. tarafından davet edilmekle ve salâha ulaştığı yüce Rabbimiz tarafından tebliğ edilmek ile gerçekleşir. Ve gönül gözü açık olanlar onun başının üzerindeki nuru görürler. (Tahrim-

Unutulmamalıdır ki daha hikmetin ilk kademesi olan “Ulûl Elbab” (Lübb-ün sahibi olmak) kademesinden başlayarak son üç kademede (daimi zikir) “zikri daim” asıldır. (Al-i İmran-191190, 191) salâhta ise “zikri külli” (Vücudun bütün azalarının Allah’ı zikri) esastır.
7. Böylece salâh kademesi (7. kademe) oluşur. Salah’ın son üç kademesinden ikisi, iradenin Allah’a bağlanması ve Refi edilmesi yaşanır. Salahın son kademesinde ise Allah her devirde sadece 1 kişiyi o kişiyi tasarrufu altına alır.

Görülüyor ki sadece fizik cesedimize ait vazifelerin değil, nefsimize ait ve ruhunuza ait vazifelerin de ifa edilmesi farz kılınmıştır. Bu ise Allah ile kul arasındaki ilişkiler açısından kitabın bütününe tabi olmaktır. (Al-i İmran-119)

Bu açıdan kitabın bütününe tâbî olmak Kur’an-ı Kerim’in bütününe tâbî olmaktır.

İslâm olmak ise, gördük ki ancak Kur’an-ı Kerim’in bütününe tâbî olmakla gerçekleşebiliyor.

Kitabın bütününe tâbî olmak ise ruhun, fizik vücudun ve nefsin, bize verilen 3 emanetin de Allah’a teslim edilmesidir. Bu 3 emanetin, Allah’a teslimi işlemi ise Tasavvuftur.

ubeyd_el_turki
ALINTI(telpako @ Jul 9 2007, 11:10 PM) *

İznikli seyyid iskender evranosoğlu



Bu edepsize gidin söyleyin REİS sizi bekliyor diye bakalım nasıl cevap verecek ?
Yoksa korkudan tir tir titreyecek, kaçacak delik mi arayacak ?
Yoksa bir hödük gibi bu sözü anlamayacak yüzünüze mi bakacak ?

Derhal Şeytan'ın oyuncaklarının peşinden gitmekten vazgeç...
MoqavemaT
Evrenesoğluna aldırmayın belediye parındaki kum dolu havuzda oynayan çocuk gibi. ama asla masum değil belkide delirmiştir. Kendini mihr sanıyor gerzek...