hidayet34
Feb 9 2007, 10:37 PM
Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı'nın pek çok yerinde, Peygamber Efendimiz'in müjdelediği Hz. Mehdi'nin yakında geleceğini haber vermiş ve Mehdiyet hakkında hadislerde geçen konulara açıklık getirmiştir. Mehdi'nin ve talebelerinin geleceğiyle ilgili Üstad'ın ifadelerinden biri şöyledir:
"Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri, yani Hz. Mehdi ve şakirtleri (talebeleri), Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sünbüllenir." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 138 - Kastamonu Lahikası, 72)
"Ta 1371 senesinden sonraki alem-i İslam'ın mukadderatına nazar eden Hutbe-i Şamiye'deki hakikatler... Evet şimdi olmasa da 30-40 sene sonra fen ve hakiki marifet ve medeniyetin mehasini o üç kuvveti tam teçhiz edip, cihazatını verip o dokuz manileri mağlup edip dağıtmak için taharri-i hakikat meyelanını ve insaf ve muhabbet-i insaniyeyi o dokuz düşman taifesinin cephesine göndermiş, inşallah yarım asır sonra onları darmadağın edecek." (Hutbe-i Şamiye, 25)
Risale-i Nur Külliyat'ında, Mehdi'nin mücadele ve hakimiyet devreleri ile ilgili verilen ebcedler:
"Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor." 9TEVBE/32 ayetindeki "...Allah, kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor." cümlesi hakkında Bediüzzaman şöyle demektedir:
"Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli "lamlar" ve "mimler" ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi'nin Şakirtleri olabilir." (Şualar / 605)
Bu ayetin ebced değeri ise "1424-Miladi: 2004" tür. Mehdi önderliğinde İslam'ın hakimiyeti devrelerine işaret etmektedir.
"Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri, yani Hz. Mehdi ve şakirtleri (talebeleri), Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sünbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 138- Kastamonu Lahikası, 72)
"Çok zaman evvel bir ehl-i velayetten (veli şahıstan) işittim ki; o zat, eski velilerin gaybi işaretlerinden istihrac etmiş ve kanaati gelmiş ki:
"Şark tarafından bir nur zuhur edecek (ortaya çıkacak), bid'atlar zulümatını (dine sonradan girmiş hurafeleri) dağıtacak. Ben böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim (gözledim) ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lazım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz (hazırlıyoruz)".(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 189)
"Şimdi, Hz. Mehdi gibi eşhasın hakkındaki rivayatın ihtilafatı ve sırrı şudur ki: Ehadisi tefsir edenler, metn-i ehadisi tefsirlerine ve istinbatlarına tatbik etmişler. Mesela: Merkez-i saltanat o vakit Şam'da veya Medine'de olduğundan, vukuat-ı Hz. Mehdiyye veya Süfyaniyye'yi merkez-i saltanat civarında olan Basra, Kufe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler." (Sözler, 359)
"Ümmetin beklediği, ahir zamanda gelecek zatın üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymetdarı olan iman-ı tahkikiyi neşr ve ehl-i imanı delaletten kurtarmak" (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sf. 9)
"Büyük Hz. Mehdi'nin çok vazifeleri var. Ve siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde, cihad aleminde." (Şualar, sf. 456)
Birinci görevi: İnsanların imanını kurtaracak
"Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutiyle ve maddiyun ve tabiiyyun taunu, beşer içine intişar etmesiyle, her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır. Ehl-i imanı dalâletten muhafaza etmek..." (Emirdağ Lahikası, 259)
İkinci görevi: Dini özüne döndürecek
"İkinci Vazifesi: Hilafet i Muhammediye (ASM) ünvanı ile şeair-i İslamiyeyi ihya etmektir. Alem-i İslâmın vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddi ve mânevi tehlikelerden ve gadab-ı ilâhi'den kurtarmaktır. Bu vazifenin, nokta-i istinadı ve hadimleri, milyonlarla efradı bulunan ordular lazımdır." (Emirdağ Lahikası, sf. 259)
"O zatın üçüncü vazifesi, Hilafet-i İslamiyeyi İttihad-ı İslam'a bina ederek, İsevi ruhanileriyle ittifak edip din-i İslam'a hizmet etmektir. Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakarlarla tatbik edilebilir. Birinci vazife, o vazifeden üç dört derece daha ziyade kıymetdardır, fakat o ikinci, üçüncü vazifeler pek parlak ve çok geniş bir dairede ve şa'şaalı bir tarzda olduğundan umumun ve avamın nazarında daha ehemmiyetli görünüyorlar." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sf. 9)
"O ileride gelecek acib şahsın bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o büyük kumandanın pişdâr bir neferi olduğumu zannediyorum." (Barla Lahikası, 162)
"...Risale-i Nur'un şahs-ı manevisini haklı olarak Hz. Mehdi telakki ediyorlar. O şahs-ı manevinin de bir mümessili, Nur şakirdlerinin tesanüdünden gelen bir şahs-ı manevisi ve o şahs-ı maneviden bir nevi mümessili olan biçare tercümanını zannettiklerinden, bazen o ismi O'na veriyorlar. Gerçi bu, bir iltibas ve bir sehivdir, fakat onda mes'ul değiller." (Tılsımlar Mecmuası, 201)
"Bazı ayat-ı kerime ve ehadis-i şerife ahirzamanda gelecek bir müceddid-i ekberi mana-yı işari ile haber veriyorlar. Fakat o gelecek zatın ve cemiyetinin üç vazifesinden en ehemmiyetlisi olan ve zahiren en küçüğü görünen imanı kurtarmak ve hakaik-i imaniyeyi güneş gibi göstermek vazifesini Risale-i Nur ve şakirdlerinin şahs-ı manevisi tam yaptıklarından; o gelecek zata dair haberleri ve işaretleri, Risale-i Nur'un şahs-ı manevisine hatta bazen tercümanına da tatbike çalışmışlar ve Şeriatı ihya ve hilafeti tatbik olan çok geniş dairede hükmeden bu iki mühim vazifesini nazara almamışlar. Onların kanaatleri, onların Risale-i Nur'dan istifade cihetinde faidelidir, zarasızdır; fakat Nur'un mesleğindeki ihlasa ve hiçbir şeye alet olmamasına ve dünyevi ve manevi makamatı aramamasına zarar verdiği gibi, Nurların muhafızları her taifenin hususan siyasi taifenin tenkidine ve hücumuna vesile olabilir". (Tılsımlar Mecmuası, 168)
hidayet34
Feb 13 2007, 07:40 AM
Hz. Mehdi'yi Risale-i Nur ya da Müellifi Sanmak Hatadır.
"...Risale-i Nur'un şahs-ı manevisini haklı olarak Hz. Mehdi telakki ediyorlar. O şahs-ı manevinin de bir mümessili, Nur şakirdlerinin tesanüdünden gelen bir şahs-ı manevisi ve o şahs-ı maneviden bir nevi mümessili olan biçare tercümanını zannettiklerinden, bazen o ismi O'na veriyorlar. Gerçi bu, bir iltibas ve bir sehivdir, fakat onda mes'ul değiller." (Tılsımlar Mecmuası, 201)
Üstad Risalelerin bazı yakınları tarafından Mehdi olarak görüldüğünü ancak bunun bir hata olduğunu hatırlatmıştır. Üstad'ın ifadeleri bu konuda şüpheye ve tartışmaya mahâl vermeyecek kadar açıktır. Mehdi, net olarak "tek bir kişi" olarak anlatılmış, ayrıca yanındaki yardımcılarına kadar detay verilmiştir. Yani Mehdi bir topluluk veya Risale-i Nur değildir.
Risalelerin müellifi olarak kendisinin de Mehdi olarak değerlendirilmesinin bir karıştırma ve bir hata olduğunu Bediüzzaman açıkça ifade etmektedir.
Burada değinilmesi gereken bir husus da, gelecek Mehdi'nin diğer müceddidlerden daha düşük bir makamda olacağını zannedenler olabileceğidir; bu düşünce imtihanın sırrına muhaliftir. İslam'ın dünya hakimiyetine vesile olacak kişinin faaliyetleri daha değişik olacak ve çok daha büyük bir mücadele olacaktır. Daha küçük mücadele denmesi yanlış olur, çünkü ihlas ve sadakat ile yapılan bir mücadele vardır. Ve bu büyük mücadele için Allah Mehdi'yi görevlendirmiştir. Elbette ki mücadelesinin büyüklüğü oranında makamatı da büyük olacaktır. Ki dereceyi ancak Allah belirler. Hz. İsa, Mehdi'nin arkasında namaz kılacak, bu da göstermektedir ki Hristiyan-Müslüman ittifakı olacak. Hz. İsa ile beraber mücadele edecek kişi tabi ki Üstad'ın belirttiği gibi Büyük Mehdi olacaktır. Nitekim "ahir zamanda gelecek bir müceddid-i ekber" diyerek, Bediüzzaman, Mehdi için "en büyük müceddid" tabirini kullanmış, onun gelmiş geçmiş tüm müceddidlerin en büyüğü olduğunu vurgulamıştır.
Bu durum Nur talebelerinin daha da şevklenmeleri, çalışmalarını ve dualarını artırmaları için bir vesiledir. Çünkü her halis Müslüman İslam'ın hakimiyetini büyük bir iştiyakla ister ve bekler. Nitekim Müslümanların böyle bir beklenti içinde olmaları gerektiğini Üstad bizzat ifade ederek, 1951'den 50 sene sonrası için müjde vererek ümidin ve şevkin kapısını sonuna kadar aralamıştır. Üstad ve Risale-i Nur külliyatı, Üstad'ın detaylı anlattığı "gelecek Büyük Mehdi" nin hem bir işareti hem de en önemli zemin hazırlayıcısıdır.
"Bazı ayat-ı kerime ve ehadis-i şerife ahirzamanda gelecek bir müceddid-i ekberi mana-yı işari ile haber veriyorlar. Fakat o gelecek zatın ve cemiyetinin üç vazifesinden en ehemmiyetlisi olan ve zahiren en küçüğü görünen imanı kurtarmak ve hakaik-i imaniyeyi güneş gibi göstermek vazifesini Risale-i Nur ve şakirdlerinin şahs-ı manevisi tam yaptıklarından; o gelecek zata dair haberleri ve işaretleri, Risale-i Nur'un şahs-ı manevisine hatta bazen tercümanına da tatbike çalışmışlar ve Şeriatı ihya ve hilafeti tatbik olan çok geniş dairede hükmeden bu iki mühim vazifesini nazara almamışlar. Onların kanaatleri, onların Risale-i Nur'dan istifade cihetinde faidelidir, zarasızdır; fakat Nur'un mesleğindeki ihlasa ve hiçbir şeye alet olmamasına ve dünyevi ve manevi makamatı aramamasına zarar verdiği gibi, Nurların muhafızları her taifenin hususan siyasi taifenin tenkidine ve hücumuna vesile olabilir". (Tılsımlar Mecmuası, 168)
Mehdi'nin çok açıkça görülen ve tüm insanlar tarafından bilinen işaretleri vardır: Halife olması ve İslam'ı dünyaya hakim din kılması. Her ne kadar Mehdi'nin önemli bir vazifesi olan iman hakikatlerini anlatma hususu kendisinde ve eserlerinde tecelli etmiş ise de, Üstad, talebelerinin sadece bu yönde bir değerlendirme yaptığını ve Mehdi'nin diğer iki büyük vazifesi olan hilafet ve dini ihya etmesinin kendisinde görünmediği hususunu dikkate almadıklarını söylemiştir. Üstad, Mehdi'nin Risale-i Nur olmadığını, ancak bu bakış açısının, Risalelerden istifade etme yönünden zararsız olduğunu, ancak bu fikrin, siyasilerin ve daha birçok kişinin saldırılarına ve eleştirilerine maruz kalabileceğini hatırlatarak uyarmıştır.
fazilet72
Mar 16 2007, 10:03 PM
bu yazıları tanıdım harun yahya nın beklenenmehdi.com sitesinden alınma iranda mehdi camii ve ordusu hazır bekliyor dünyada bir hz Mehdi beklentisi var en doğrusunu Rabbim bilir
Hz. İsa Geldiğinde İmanın Nuru ile Tanınır.
"Hz. İsa (AS) geldiği vakit, herkesin onun İsa olduğunu bilmesi gerekmez. O'nun yakınları ve ileri gelen kişiler, imanın nuru ile onu tanırlar. Yoksa açıkça herkes onu tanımayacaktır." (Mektubat, s. 54)
"İsa Aleyhisselam'ı nur-u iman ile tanıyan ve tabi olan cemaat-i ruhaniye-i mücahidinin kemiyeti, Deccal'in mektepçe ve askerce ilmi ve maddi ordularına nispeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir." (Şualar, 495)
"Hatta Hazret-i İsa Aleyhisselam'ın nuzulü dahi ve kendisi İsa Aleyhisselam olduğu, nur-u imanın dikkatiyle bilinir; herkes bilemez." (Şualar, s. 487)
Bu husus Mehdi için de geçerlidir. 14 asır önce Peygamber Efendimizin (SAV), Allah'ın vahyine dayanarak bildirdiği bir şahıs olan Mehdi, hadis-i şeriflerde öylesine detaylı tarif edilmiş olmasına rağmen, aynı şekilde ona yakın çok az insan dışında uzun süre tanınmayacaktır.
Hz. İsa Hz. Mehdi'ye Tabi Olur.
"Şahs-ı İsa Aleyhisselam'ın kılıncı ile maktül olan şahs-ı Deccal'ın teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk ve dinsizliğin azametli heykeli ve şahs-ı manevisini mahvedecek ancak İsevi ruhanileridir ki; o ruhaniler din-i İsevi'nin hakikatını hakikat-ı İslamiye ile meczederek o kuvvetle onu dağıtacak, mânen öldürecek. Hattâ, "Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir, Hz. Mehdi'ye namazda iktida eder, tâbi olur." diye rivâyeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kurâniye'nin matbuiyetine ve hakimiyetine işaret eder." (Şualar, 493)
"hakikat-ı Kurâniye'nin matbuiyetine ve hakimiyetine": İki dinin birleşmesinin İslamiyet üzerine olacağını hadislerle izah eden Bediüzzaman, Kuran'ın tabi olunan kitap olacağını, onun hükümlerinin geçerli ve hakim olacağını bildirmiştir. Böylesine büyük gelişmeler Üstad'ın döneminde de, henüz de yaşanmamıştır.
Peygamber Efendimizin (SAV) hadislerinde işaret edilen alametlerin gerçekleşiyor olması, Bediüzzaman'ın izahlarında gözüktüğü gibi hicri 14. asırda, yani içinde bulunduğumuz yüzyılda, Hz. Mehdi'nin önderliğinde İslam'ın dünyaya hakim olacağını göstermektedir.
saidlock
Jun 21 2007, 07:06 AM
Hani bir söz vardır, belki duymuşsunuzdur
"Mehdi a.s. tüm dünya'ya adaleti geri getirecek, küfrün zulümatın dağıtacak amma şimdiye kadar çıkıp mehdi olduğunu iddia eden çok insan vardır bir köy halkını dahi doğru yola getirememiştir " şeklinde.
Risale-i nur baştacımız.. Nasıl'da izahlarıyla hakikatları nur'un pırlanta gibi suyuyla yıkayıp ortaya çıkarıyor. Vücutsuz hakikatlere nurdan libaslar giydirip gözlerimize dahi serdediyor. Ne güzel ama okuyup küll'ü cüz kolaylığında hazmedebilenlere de bazı mesajlar da veriyor. Onları ancak küll de görebilirsiniz.
Mesela.
Firavun, Mısır civarında hatta İbrahim a.s. zamanında bazı Mısır dışındaki bölgelerde de, kavimleri yoldan çıkarıp ilahi hakikatleri yıkmaya veya perdelemeye çalışmış, aynen öyle de Allah c.c. Firavun çapındaki yıkımcılara da Musa a.s. göndermiş, diğer firavuna Harun a.s. ile karşılık vermiş. İsa a.s. ile bir diğer kafirler güruhuna hak ve hakikati bildirmiş. Aynen öylede nerede firavun var orada Allah'ın vazifeli elçisi arz'ı endam eylemiş. Mehdi a.s. dahi böylesine büyük bir bozgunculuk zamanında vazife yapacaktır. Mehdi a.s. dünyaya hitap edecektir. Bozgunculuk dahi dünya çapında olmalıdır. Varın gerisini siz düşünün.
sabuha
Aug 6 2007, 08:30 PM
MEHDİ HAKKINDA OLUMSUZ PROPAGANDA YAPILMASI
Hadiste Mehdi'nin "sırtı ve karnından dövüle dövüle genişletilmesi" müteşabih olarak (benzetme yapılarak) söylenmiştir. Mehdilik ve İmamiye kitabının yazarı bu bölüm için "Mehdi'nin ünü, "durmadan etrafa ilan edilip yayılmaktadır" demektedir. Fakat bunu Deccal taraftarları yapacağı için bu propagandanın Mehdi'yi kötüleme şeklinde olacağını söyleyebiliriz.Peygamberimiz devrinde İslam düşmanları, onu kötülemek için o devrin yayın organı sayılan şairleri kullanıyorlardı. Şairler, panayırlarda, çarşılarda Peygambere çeşitli hakaretler ediyor, Ona deli, büyücü, kahin şeklinde iftiralar atıyorlardı. Şimdi de İslam düşmanı olan Deccal yanlıları yazılı ve sözlü yayın organlarıyla Mehdi'yi kötüleyecekler, halkın nazarında itibarını sarsmaya çalışacaklardır.
Mümin şahıs (Mehdi) Deccal'ı görünce: "Ey insanlar! Resulullah'ın zikrettiği Deccal işte budur" der. Deccal hemen onunla ilgili emrini verir de o zat karnı üzerine uzatılır ve arkasından: "Onu alın da yaralayın!" der. Artık o zatın sırtı ve karnı döve döve genişletilir. Bu sefer onu iki eli ve iki ayağı ile yakalar da fırlatır atar. İnsanlar Deccal'ın onu bir ateş içine attığını sanırlar. Halbuki o bir cennet içine atılmıştır.
(Mehdilik ve İmamiye, İbrahim Süleymanoğlu, s. 40)
Hz. İsa geldiği zaman, onu herkesin tanıyamayacağını söyleyen Bediüzzaman, ona yakın bazı kişilerin ancak imanın nuru ile onu tanıyabileceklerini ifade etmiştir. Bu da dünya hayatının imtihanın sırrı olması itibariyle böyledir. Bazı insanların yanılarak beklediği şekilde, yani adeta gökten herkesin göreceği şekilde inerek, uçarak vb. şekilde gelişi söz konusu değildir, çünkü bu adetullaha ve imtihan sırrına aykırıdır. Bu nedenle Hz. İsa gibi yaratılışı ve hayatı mucizelerle dolu bir Peygamberi dahi insanlar tanıyamayacaklardır. Önceleri, sadece gerçek imanlı ve ihlaslı az bir kitle, onu imani çalışmalarından, halinden ve kendisini beklediklerinden dolayı tanıyacaklardır.
Bu husus Mehdi için de geçerlidir. 14 asır önce Peygamber Efendimizin (SAV), Allah'ın vahyine dayanarak bildirdiği bir şahıs olan Mehdi, hadis-i şeriflerde öylesine detaylı tarif edilmiş olmasına rağmen, aynı şekilde ona yakın çok az insan dışında uzun süre tanınmayacaktır.
Örneğin Mehdi'nin çıkacağı yer, zaman, etrafındakiler ve yapacağı işler gibi, tanınmasını oldukça belirginleştiren bilgiler hadislerde anlatılmasına rağmen, hatta fiziksel birçok belirleyici özelliğinin bildirilmesine ve kişinin tam teşhis edilebileceği gibi olmasına rağmen yine de uzun süre tanınamayacaktır.
"çok az ve küçük olması": Hz. İsa'yı tanıyacak kişiler ona tabi olan yakın bir Hristiyan grup olmakla birlikte, O'nu bekleyen Müslümanların başı olan Mehdi ve yakınları tarafından da tanınacaktır. Hz. İsa dünyaya geldiği zaman onu tanıyacak yakınları nasıl az bir topluluk olacaksa, Mehdi geldiği zaman da onu tanıyacak yakınları çok az olacaktır. Üstadın burada bu topluluğun hem fert olarak sayılarının çok az olacağı, hem de yaşadıkları ülkenin kurumsal yapılanmasının içinde çok küçük kalacaklarına dikkat çekmiştir.__________________
sabuha
Aug 6 2007, 08:44 PM
u ayetin gizli imasına “Kim Allah'ı, Resûlü’nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır.” (Maide Suresi, 56) ayeti teyid ediyor. Çünkü “... hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır.” ayetindeki şeddeli nun (Arapça şeddeli nun harfi) bir sayılsa tam evvelki ayete tevafuk ile (denk gelmesiyle) Hizb-ul Kur’an’ın (Kuran taraftarlarının) faaliyetine vasıta olan bir hadiminin (hizmet eden kimsenin) Kur’an okumaya başladığı 1302 tarihine iki fark ile tevafuk etmekle beraber şeddeli nun iki nun sayılsa binüçyüzelli (1350) eder ki; bu tarihte Kuran’dan muktebes (alınan bilgilerle hazırlanan) olan Risale-i Nur etrafında toplanan, bütün kuvvetleriyle Kuran hizmetlerine çalışan Hizb-ul Kur’an’ın faaliyeti ve delalet (sapkınlık) ve zındıkaya (dinsizliğe) manen galebe ettikleri (galip geldikleri) bir zamana tevafuku (denk gelmesi) ise istikbalde (gelecekte) tam galebelerine (tam galibiyetlerine dair) bir ima-i gaybidir (gizli bir işarettir). (8. Lem’a, Keramet-i Gasviye)
Bediüzzaman Said Nursi bu sözünde, ayetin “...hiç şüphe yok galip gelecek olanlar Allah’ın taraftarlarıdır” cümlesinin ebced değerinin, Hicri 1350 tarihini verdiğini ve bu tarihte Kuran ahlakının bir galibiyeti olacağına işaret ettiğini bildirmiştir. Ancak ayetin ayrıca, bunun gibi gelecekte de yine Kuran ahlakının üstün geleceği bir başka dönem olacağına dair gizli bir işaret içerdiğini de hatırlatmıştır. Nitekim ayetin bu cümlesinin Arapça yazılımında yer alan baştaki “fe” harfi de hesaba katılarak ebcedine bakıldığında, bu sefer de ebced değeri 80 çıkmaktadır. 1350 üzerine 80 ilave edildiğinde de Hicri 1430 etmektedir ki, bu tarih de miladi olarak 2008 yılını vermektedir. Allah’ın izniyle bu tarih Bediüzzaman’ın sözlerinde belirttiği, ayetin Kuran ahlakının gelecekteki, Darwinist, materyalist ve ateist felsefe gibi dinsiz akımlar karşısındaki tam galibiyetine işaret etmektedir (En doğrusunu Allah bilir).
aymes
Nov 7 2007, 10:21 AM
arkadaşlar beni lahıyaTçı falan değilim sizler kdar da bu işin ilmini yaptığımı düşümüyorum.SADECECE BİLİYORUM VE İNANIYORUM Kİ SON PEYGAMBER HZ MUHAMMET SAV.TEVRAT VE İNCİL DE DE HZ MUHAMMED KURTARICI OLARAK SON PEYGAMBER OLARAKGELECEĞİ YAZILIYMIŞ,YAHUDİLER VE HIRİSTİYANLAR,KENDİ IRKLARINDAN DEĞİL DİYE YALANLAYIP İNANMADILAR.BENİM ANLAMADIĞIM MÜSLÜMANLAR NİYE MEHDİ BEKLİYOLAR,BİZSON PEYGAMNERE İMAN ETMİŞSİZ BİZENE.
YA ACİZANE BEN İNANMIYORUM MEHDİNİN GELECEĞİNE FALAN GÜNAHAMI GİRİYORUM BİLMİYORUM.YAHUDİLAR VE HIRİSTİYANLAR ASLINDA YALANLADIKLARI HZ MUHAMMED İ BEKLİYOLAR AMA ODA GELDİ ZATEN.
nasreddinhoca
Nov 7 2007, 12:20 PM
ALINTI
YA ACİZANE BEN İNANMIYORUM MEHDİNİN GELECEĞİNE FALAN GÜNAHAMI GİRİYORUM
Müsterih olun girmiyorsunuz...
Vahid heber ilmel yakin ifade etmez...
karuban
Nov 7 2007, 04:11 PM
Mehdi ve İsa AS.'ın yeniden dünyaya inişi ile ilgili 30 kadar Sahabeden nakil gelmiştir. Hüseyin Avni Hoca'nın ilgili Risalesine bakınız.
Bu kadar Sahabinin nakli olayı tevatür kılar.
Ayrıca sayılamayacak kadar çok alim bu nakilleri sürdürmüş, Mehdi AS. ve İsa AS.'ın nuzülü ile ilgili bilgi vermiştir.
Suriyeli Nureddin Itır Hoca'nın belirtmesiyle 120 kadar Sahabe, bu haberleri iletmiştir.
İlgili söyleşi için bkn:
http://www.darulhikme.org/soylesi/Nuruddin_Itir.htmSuriyeli Nureddin Itır Hoca, orda söylemiş:
"Âlimler mütevatiri belirleyen kriterler koydular. Mesela İmam Süyûtî'ye göre sahabeden on tane ravisi olan hadis mütevatirdir. Mütevatir için 60 sahabi raviyi şart koşanlar da vardır. Hz. İsa efendimizin nüzûlünü anlatan hadis 120 sahabîden rivayet edilmiştir. 120 tane sahâbî ravisi olan bir hadisi ancak kuru inkârcılar kabul etmez. Yani hadisin sıhhati kesin." Bu meselelerde bilmeden, incelemeden kuru kuruya inkar yolunu seçenler kendilerine yazık etmiş olurlar.
nasreddinhoca
Nov 7 2007, 05:00 PM
Ya Hu, (iddianıza göre) Mehdi hadisleri mana olarak tevatürdür, bu bir...
Gerçekten tevatür olsaydı meşhur akaid metinlerine girerdi, bu iki...
Mehdilik ile ilgili sahih rivayetler ahad durumundadır, bu üç...
Mehdilik akaid meselesi değildir, bu dört...
Mehdi rivayetlerindeki bazı şii raviler olayı özetler, bu beş...
İbn Haldun'un mukaddimesinde tefsilatlı izah vardır...
Nüzulu İsa ile ilgili rivayetler manen tevatür olup akaid metinlerine girmiştir...Akaid metinlerindeki öz ile yetinmek bir insana kifayet eder, yoksa rivayetlerdeki bir takım olaylar, akaid meselesi değildir...
Meşhur Akaid Metinleri: Fıkh-ı Ekber, Tahavi, Maturidi, Nesefi ve yarıca Eşari...
megatherion
Nov 29 2007, 10:46 AM
Bütün yazıları okumadım fakat birisi deccal bahsiyle ilgili bir yazı yazmış bende ona cevaben bir yazı yazdım onu buraya ekleyip sonra devam edecegim :
''Risale-i nurla yeni tanısan veya mahiyetini tam idrak edememis insanların bole merak aver ama iman hahikati olmayan ve çok fazla önem teşkil etmeyen -iman hahikatlerine göre- bir yazıyı okumalarına gerek yok en azından Risalelerle daha fazla iştigal ettikten sonra kendilerinin okuması daha iyi olur, kanaatindeyim.''
Kardeşler nur talebeleri oyun oynamıyorlar daha tam manasıyla risale-i nuru okumadan, anlamadan, istifade etmeden böle üstad mehdimidir değil midir? veya risale-i nur mehdinin sahsı manevisi midir? veya bizzat risaleler mehdi midir? böle şeyleri düşünmemeliyiz.Eger gerçekten bişiler yazmak istiyosanız, risale-i nurları açıp okuyun ve istifade edin ve bişeler yazın.Çok daha önemlisi ve bence bu çok tehlikeli bişe; üstadın mehdi oldugunu düşünen kardeşler üstad bu şekilde anılmaktan hoşlanmaz kendisi kendini müellifi oldugu kitapların talebesi olarak görüyor biz hizmetimizi yaparken nazara üstadın mehdiliğini alamayız bunu kabul etmeyen insanlar ve mehdiligin mahiyetini ve ne kadar büyük bir makam olduğunu bilenler bölye bir durumda risale-i nuru okumazlar ve ondan istifade edemezler.
''Kainatta en yüksek hakikat imandir.'' Bu asırda insanlar bundan yoksun yaşıyorlar.Yani bu asırda en büyük mesele iman kurtarma veya imanı ziyadeleştirme meselesidir.Ama eger yapamıyorsanız yazmak için bozmayın.İnsanlar yutdışında yurtiçinde birşeyler anlatmak için çırpınırken deccal kim mehdi kim gibi basit bir dille int sohbetleri yapmayın.Yazcaksanız adam gibi yazın okuyanlarda istifade etsin.
ykemal
fani olanı istemem
Jun 8 2008, 05:48 AM
O Mubarek Söyleyeceğini söylemiş.Fakat sözleri çarpıtılıp işi şahsı maneviye döken,Nurcu taifeden Huylanmaya başladım.Bir dönemde içlerinde bulundum.Çok samimi insanlar,çok hizmetliler fakat nedense özellikle tılsımlar mecmuasındaki Mehdi ile alakalı sözleri yok etmeye çalışanları gördüm,sinirlenenleri gördüm.Neden risalelerdeki gerçekleri örtbas etmeye çalışıyorlar anlamış değilim?.Anlayan varsa söylesin.Gerçekten samimi olarak soruyorum. Amacım fitne ve kavga değil
"O ileride gelecek acib şahsın bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o büyük kumandanın pişdâr bir neferi olduğumu zannediyorum." (Barla Lahikası, 162)
Kadir-i Zülcelal Hz. Mehdi ile de, alem-i İslam'ın zulümatını dağıtabilir. Ve vaadetmiştir, vaadini elbette yapacaktır. Kudret-i İlahiye noktasında gayet kolaydır. Eğer daire-i esbab ve hikmet-i Rabbaniye noktasında düşünülse, yine o kadar makul ve vukua layıktır ki; Eğer muhbir-i Sadık'tan rivayet olmazsa dahi, herhalde öyle olmak lazım gelir. Ve olacaktır diye ehl-i tefekkür hükmeder." (Mektubat, 411-412)
"Gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat herbiri üç vazifeden birisini bir cihette yapması itibariyle, ahir zamanın Büyük Mehdi ünvanını alamamışlar." (Emirdağ Lahikası, 260)
"Şark tarafından bir nur zuhur edecek , bid'atlar zulümatını dağıtacak. Ben böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lazım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz (hazırlıyoruz)".(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 189)
"Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri, yani Hz. Mehdi ve şakirtleri (talebeleri), Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sünbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 138- Kastamonu Lahikası, 72)
"Ümmetin beklediği, ahir zamanda gelecek zatın üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymetdarı olan iman-ı tahkikiyi neşr ve ehl-i imanı delaletten kurtarmak"(Sikke-i Tasdik-i Gaybi sf9)
"...Risale-i Nur'un şahs-ı manevisini haklı olarak Hz. Mehdi telakki ediyorlar. O şahs-ı manevinin de bir mümessili, Nur şakirdlerinin tesanüdünden gelen bir şahs-ı manevisi ve o şahs-ı maneviden bir nevi mümessili olan biçare tercümanını zannettiklerinden, bazen o ismi O'na veriyorlar. Gerçi bu, bir iltibas ve bir sehivdir, fakat onda mes'ul değiller." (Tılsımlar Mecmuası, 201)
. "Ta 1371 senesinden sonraki alem-i İslam'ın mukadderatına nazar eden Hutbe-i Şamiye'deki hakikatler... Evet şimdi olmasa da 30-40 sene sonra fen ve hakiki marifet ve medeniyetin mehasini o üç kuvveti tam teçhiz edip, cihazatını verip o dokuz manileri mağlup edip dağıtmak için taharri-i hakikat meyelanını ve insaf ve muhabbet-i insaniyeyi o dokuz düşman taifesinin cephesine göndermiş, inşallah yarım asır sonra onları darmadağın edecek." (Hutbe-i Şamiye, 25)
"Hz. İsa geldiği vakit, herkesin onun İsa olduğunu bilmesi gerekmez. O'nun yakınları ve ileri gelen kişiler, imanın nuru ile onu tanırlar. Yoksa açıkça herkes onu tanımayacaktır." (Mektubat, s. 54)
"Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir, Hz. Mehdi'ye namazda iktida eder, tâbi olur." diye rivâyeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kurâniye'nin matbuiyetine ve hakimiyetine işaret eder." (Şualar, 493)
"O zatın üçüncü vazifesi, Hilafet-i İslamiyeyi İttihad-ı İslam'a bina ederek, İsevi ruhanileriyle ittifak edip din-i İslam'a hizmet etmektir. Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakarlarla tatbik edilebilir. Birinci vazife, o vazifeden üç dört derece daha ziyade kıymetdardır, fakat o ikinci, üçüncü vazifeler pek parlak ve çok geniş bir dairede ve şa'şaalı bir tarzda olduğundan umumun ve avamın nazarında daha ehemmiyetli görünüyorlar." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s9
"Şimdi, Hz. Mehdi gibi eşhasın hakkındaki rivayatın ihtilafatı ve sırrı şudur ki: Ehadisi tefsir edenler, metn-i ehadisi tefsirlerine ve istinbatlarına tatbik etmişler. Mesela: Merkez-i saltanat o vakit Şam'da veya Medine'de olduğundan, vukuat-ı Hz. Mehdiyye veya Süfyaniyye'yi merkez-i saltanat civarında olan Basra, Kufe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler." (Sözler, 359)
"Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor." 9/TEVBE32 ayeti hakkında Bediüzzaman şöyle demektedir:
"Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli "lamlar" ve "mimler" ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi'nin Şakirtleri olabilir." (Şualar / 605)Bu ayetin ebced değeri ise "1424-Miladi: 2004" tür. Mehdi önderliğinde İslam'ın hakimiyeti devrelerine işaret etmektedir.
Ayn-ı Visal
Jun 8 2008, 10:09 AM
Sorunuzu daha açık sorsanız?Tam olarak ne sorduğunuzu anlamadım..
Ama şunu belirteyim ki; kimse Bediüzzaman'ı mehdi ilan etmiyor, ki Bediüzzaman kesinlikle mehdilik davasını kabul etmiyor.Sadece ortalığı karıştırmak isteyenler Nurlara böyle ithamlarla yaklaşıyorlar. Şua'lardan alıntı yapıyorum,ne demek istediğim çok açık bahsedilmiş:
...Ben bütün kuvvetimle bunu reddederim. Hem mehdilik isnadını hiç kabul etmediğime bütün kardeşlerim şehadet ederler. Hattâ Denizli'deki ehl-i vukuf, "Eğer Said mehdiliğini ortaya atsa bütün şakirdleri kabul edecek" dediklerine mukabil, Said itiraznamesinde demiş ki: "Ben seyyid değilim. mehdi seyyid olacak." diye onları reddetmiş....
...Bazı emarelerle bildim ki, gizli düşmanlarımız Nur'un kıymetini düşürmek fikriyle siyaset manasını hatırlatan mehdilik davasını tevehhüm ile güya Nurlar buna bir âlettir diye çok asılsız bahaneleri araştırıyorlar. Belki benim şahsıma karşı bu işkenceler, bu evhamlarından ileri geliyor. Ben o gizli zalim düşmanlara ve onları aleyhimizde dinleyenlere deriz:
Hâşâ! Sümme hâşâ!.. Hiç bir vakit böyle haddimden tecavüz edip îman hakikatlarını şahsiyetime bir makam-ı şan ü şeref kazandırmağa âlet etmediğime bu yetmişbeş, hususan otuz senelik hayatım ve yüzotuz Nur Risaleleri ve benim ile tam arkadaşlık eden binler zâtlar şehadet ederler...
Ondördüncü Şua
karuban
Jun 8 2008, 06:24 PM
Said Nursi, Mehdi AS'ın vazifeleriyle ilgili ve kendisinin ya da cemaatinin Mehdi AS. ya da onun manevi şahsiyeti olup olmadığı konularında muğlak; hatta iki anlamada çekilebilecek ifadeler kullanmıştır. Açık kapılar bırakmıştır.
Bu yüzden Nur Cemaati abiler düzeyinde ikiye bölünmüştür: Bir kısmı der ki "Üstadımız ahir zamanda gelmesi beklenen Mehdiydi, açıkça ben Mehdi'yim dememiştir, dememiştir çünkü imtihan teklif sırrına aykırı olurdu. Ve hatta Mehdi AS ben Mehdiyim demeyecektir. İman nuruyla bilinecektir. Bundan sonra Mehdi bekleyen Risaleyi anlamamıştır." Diğer kısmı da der ki: "Üstadımız küçük Mehdi'dir. Yani Mehdi AS'ın en büyük görevini yerine getirmiş Risaleleri yazmıştır. Büyük Mehdi gelecek, Risaleleri kendine program edecek!"
Kısaca Nur Cemaatinin bir kısmı Said Nursi'ye küçük Mehdi, bir kısmı da büyük Mehdi olarak inanmaktadır.
Tuhaf olanı ise, bu cemaatin hangi inanışı olursa olsun Mehdi konusunda muteber alimlerin naklettikleri rivayetlerin hiç birine uymaz, oturmaz bu inanışları! Her iki kesim de Mehdi AS. ile ilgili muteber rivayetleri tevil ederek kendilerine uydurmaya çalışmaktadırlar. Hem de bariz bir zorlama ile.
Üstelik hal ve keşif sahiplerinden bu inanışları destekleyecek bir haber de varid olmamıştır. Günümüzde yaşayan Allah dostlarından bu inanışları destekleyecek her hangi bir ifade, bir nakil bildirilememektedir. Daha da açığı, keşf u kerameti açık zatların her işini bırakıp Said Nursi'ye tabi olduğu da söylenemez. Zira, Mehdi AS. kar üstünde sürünerek de olsa tabi olmak emredilmiştir. Tabiiyet konusunda bir iki isimden başka büyük çoğunluğun Nur hareketine karşı uzak ve sükut içinde olduğu görülmektedir.
Ayn-ı Visal
Jun 8 2008, 07:42 PM
ALINTI(karuban @ Jun 8 2008, 07:24 PM)

Said Nursi, Mehdi AS'ın vazifeleriyle ilgili ve kendisinin ya da cemaatinin Mehdi AS. ya da onun manevi şahsiyeti olup olmadığı konularında muğlak; hatta iki anlamada çekilebilecek ifadeler kullanmıştır. Açık kapılar bırakmıştır.
Bu yüzden Nur Cemaati abiler düzeyinde ikiye bölünmüştür: Bir kısmı der ki "Üstadımız ahir zamanda gelmesi beklenen Mehdiydi, açıkça ben Mehdi'yim dememiştir, dememiştir çünkü imtihan teklif sırrına aykırı olurdu. Ve hatta Mehdi AS ben Mehdiyim demeyecektir. İman nuruyla bilinecektir. Bundan sonra Mehdi bekleyen Risaleyi anlamamıştır." Diğer kısmı da der ki: "Üstadımız küçük Mehdi'dir. Yani Mehdi AS'ın en büyük görevini yerine getirmiş Risaleleri yazmıştır. Büyük Mehdi gelecek, Risaleleri kendine program edecek!"
Kısaca Nur Cemaatinin bir kısmı Said Nursi'ye küçük Mehdi, bir kısmı da büyük Mehdi olarak inanmaktadır.
Tuhaf olanı ise, bu cemaatin hangi inanışı olursa olsun Mehdi konusunda muteber alimlerin naklettikleri rivayetlerin hiç birine uymaz, oturmaz bu inanışları! Her iki kesim de Mehdi AS. ile ilgili muteber rivayetleri tevil ederek kendilerine uydurmaya çalışmaktadırlar. Hem de bariz bir zorlama ile.
Üstelik hal ve keşif sahiplerinden bu inanışları destekleyecek bir haber de varid olmamıştır. Günümüzde yaşayan Allah dostlarından bu inanışları destekleyecek her hangi bir ifade, bir nakil bildirilememektedir. Daha da açığı, keşf u kerameti açık zatların her işini bırakıp Said Nursi'ye tabi olduğu da söylenemez. Zira, Mehdi AS. kar üstünde sürünerek de olsa tabi olmak emredilmiştir. Tabiiyet konusunda bir iki isimden başka büyük çoğunluğun Nur hareketine karşı uzak ve sükut içinde olduğu görülmektedir.
Yukarda belirttiğim husus pek de ilginizi çekmemiş ki hala Bediüzzaman'ı ve Nur hareketini mehdilik davasıyla itham ediyorsunuz.
ALINTI
Daha da açığı, keşf u kerameti açık zatların her işini bırakıp Said Nursi'ye tabi olduğu da söylenemez
Bu sözünüzü açar mısınız?
Tabiiyet konusuna gelince! Bir düşüncenin doğruluk payı kaç kişinin ya da kaç grubun onayına mı kalmış?
Ayrıca tabiyet konusunda tepkili olanlar neden tepkili bunu da iyi bilmek lazım.Çünkü günümüzde maalesef taraftar kazanmak davası çıkmış.Ve bu sözle noktalıyorum:
Hakta ittifak, ehakta ihtilâf olduğundan, bazen hak, ehaktan ehaktır; hasen, ahsenden ahsendir. Herkes kendi mesleğine "Hüve hakkun" demeli, "Hüve'l-Hakku" dememeli. Veyahut "Hüve hasen" demeli, "Hüve'l-Hasen" dememeli. Vesselam...
karuban
Jun 8 2008, 07:56 PM
Sevgili Visal,
Cemaat hakkında ayrıntılı bilgileriniz olduğunda ne demek istediğimizi daha iyi anlıyacağınızı umuyorum.
Bunun için tavsiyem, risale forumlarına girip Mehdi AS. başlıklarına bakınız.
Oralarda sıradan nurcuların değil, abilerin konu hakkındaki görüşlerine vakıf olacaksınız.
Bilirsiniz cemaate yön verenler abiler olmuştur.
Ayn-ı Visal
Jun 8 2008, 08:13 PM
ALINTI(karuban @ Jun 8 2008, 08:56 PM)

Sevgili Visal,
Cemaat hakkında ayrıntılı bilgileriniz olduğunda ne demek istediğimizi daha iyi anlıyacağınızı umuyorum.
Bunun için tavsiyem, risale forumlarına girip Mehdi AS. başlıklarına bakınız.
Oralarda sıradan nurcuların değil, abilerin konu hakkındaki görüşlerine vakıf olacaksınız.
Bilirsiniz cemaate yön verenler abiler olmuştur.
Bilmediğim bir konuda bu kadar emin konuşmayacağıma emin olabilirsiniz.
Ayrıca ben Risaleleri ve Bediüzzaman'ı risale forumlarında tanımadım ki kaynak olarak da oraya bakayım. Bulunduğum daireye bakmam yeterli.
Bediüzzaman kesinlikle mehdiyet davasını red etmiştir. Hatta şunu da eklemiştir:
...
Bazı emarelerle bildim ki, gizli düşmanlarımız Nur'un kıymetini düşürmek fikriyle siyaset manasını hatırlatan mehdilik davasını tevehhüm ile güya Nurlar buna bir âlettir diye çok asılsız bahaneleri araştırıyorlar. Belki benim şahsıma karşı bu işkenceler, bu evhamlarından ileri geliyor. Ben o gizli zalim düşmanlara ve onları aleyhimizde dinleyenlere deriz:
Hâşâ! Sümme hâşâ!.. Hiç bir vakit böyle haddimden tecavüz edip îman hakikatlarını şahsiyetime bir makam-ı şan ü şeref kazandırmağa âlet etmediğime bu yetmişbeş, hususan otuz senelik hayatım ve yüzotuz Nur Risaleleri ve benim ile tam arkadaşlık eden binler zâtlar şehadet ederler...
Ondördüncü Şua
VESSELAM..
karuban
Jun 8 2008, 08:56 PM
Sevgili visal,
Mesele Said Nursi'yi, Risaleleri forumlardan öğrenip öğrenmemek değil.
Can damarı şudur:
Nurcular isim ve kaynak vererek bu konuda abilerin görüşlerini forumlarda yazıp yayıyorlar.
Ve incelerseniz görürsünüz ki bu konuda abiler ikiye ayrılmış durmda. Yukarıda özetlemiştik.
Yok derseniz ki forumlarda yazan nurculara güvenilmez, o zaman ortaya başka meseleler çıkar. Size de sorulur, siz de netice bir forumda yazıyorsunuz. Böyle işin içinden çıkamayız.
karuban
Jun 8 2008, 08:58 PM
Sevgili visal,
Mesele Said Nursi'yi, Risaleleri forumlardan öğrenip öğrenmemek değil.
Can damarı şudur:
Nurcular isim ve kaynak vererek bu konuda abilerin görüşlerini, hatta Said Nursi ile olan hatıralarını forumlarda yazıp yayıyorlar.
Ve incelerseniz görürsünüz ki bu konuda abiler ikiye ayrılmış durumda. Yukarıda özetlemiştik.
Yok derseniz ki forumlarda yazan nurculara güvenilmez, o zaman ortaya başka meseleler çıkar. Size de sorulur, siz de netice bir forumda yazıyorsunuz. Böyle işin içinden çıkamayız.
(Yanlışlıkla iki kez gönderdim, bir önceki iletimi dikkate almayınız)
Ayn-ı Visal
Jun 8 2008, 09:08 PM
ALINTI(karuban @ Jun 8 2008, 09:58 PM)

Sevgili visal,
Mesele Said Nursi'yi, Risaleleri forumlardan öğrenip öğrenmemek değil.
Can damarı şudur:
Nurcular isim ve kaynak vererek bu konuda abilerin görüşlerini, hatta Said Nursi ile olan hatıralarını forumlarda yazıp yayıyorlar.
Ve incelerseniz görürsünüz ki bu konuda abiler ikiye ayrılmış durumda. Yukarıda özetlemiştik.
Yok derseniz ki forumlarda yazan nurculara güvenilmez, o zaman ortaya başka meseleler çıkar. Size de sorulur, siz de netice bir forumda yazıyorsunuz. Böyle işin içinden çıkamayız.
(Yanlışlıkla iki kez gönderdim, bir önceki iletimi dikkate almayınız)
Bakın, siz forumlardaki abiler üzerinde konuşuyorsunuz; ben ise bulunduğum daire üzerinde konuşuyorum. Sizce hangisi daha inandırıcı?
Evet ben de şu an bir forumda yazıyorum;ama yazdıklarımı Risalelerde geçen bahislerle ispatlıyorum. Direk kaynaktan size örnekler veriyorum.
Siz de bana Risalelerden örnekler verin, forumdaki abilerden değil.
Vesselam..
karuban
Jun 8 2008, 09:47 PM
Anlaşmakta zorlanıyoruz.
Yaptığınız alıntıları hatta aynı yöndeki başka sözleri biliyorum. Sorun yok. Bunların yanında öbür türlü anlaşılabilecek onlarca söz nakledebilirim risaleden. İkiye ayırmıştık zaten. Siz bir kısmının görüşlerine yakınsınız.
"Forumlarda yazan abiler" demedim. Forumlarda abilerden yapılan nakiller ve aktarılan hatıralar dedim. Birebir Said Nursi ile olan hatıralar bunlar.
Neyse, daha fazla uzatmaya gerek yok kanaatim.
fani olanı istemem
Jun 14 2008, 10:29 PM
"...Risale-i Nur'un şahs-ı manevisini haklı olarak Hz. Mehdi telakki ediyorlar. O şahs-ı manevinin de bir mümessili, Nur şakirdlerinin tesanüdünden gelen bir şahs-ı manevisi ve o şahs-ı maneviden bir nevi mümessili olan biçare tercümanını zannettiklerinden, bazen o ismi O'na veriyorlar. Gerçi bu, bir iltibas ve bir sehivdir, fakat onda mes'ul değiller." (Tılsımlar Mecmuası, 201
Nurcu ağır abi takılanlardan birisi sıkı sıkıya şahsi maneviye takılmıştı.Bunu gösterince çok bozuldu, sinirlendi, Hatta tılsımlar mecmuası falan yok demeye başladı öğrendiğim kadarıyla yeniasycılardanmış.Siyasete falan bulaşınca o gruba karşı soğukluk başlamış yoldan çıktılar falan hesabı
Ayn-ı Visal
Jun 15 2008, 01:10 PM
Mert ve vicdanlı bir mü'min, küçük ve cüz'i bir hata veya menfaatle, yüzer zararı ehl-i imana vermez. Eğer hata etse,verse, çabuk tevbe etmek lazımdır!!!
fani olanı istemem
Jun 29 2008, 01:04 AM
Allah tevhidde birleştirsin nurcu abileri severiz,hizmetliler gayretliler.Birde çok bölünmeyip her kafadan ses çıkmasa süper olacak
Ayn-ı Visal
Jun 29 2008, 01:20 AM
ALINTI(fani olanı istemem @ Jun 29 2008, 02:04 AM)

Allah tevhidde birleştirsin nurcu abileri severiz,hizmetliler gayretliler.Birde çok bölünmeyip her kafadan ses çıkmasa süper olacak
Bölünmeler Nurcularda mı oluyor Müslümanlarda mı? Bu forumda hemen hemen herkes LA İLAHE İLLALLAH MUHAMMEDEN RESULULLAH kelime-i tevhidiyesinde birleşmişler;fakat bir çok konuda da bölünmeler oluşuyor...Yani bazen fikir ayrıklığı çok normaldir...Olası bir durumdur.
Vesselam..
fani olanı istemem
Jul 3 2008, 06:21 AM
1.5 milyar müslüman parça parça edilmiş.Mutsuz,huzursuz,perişan meselenin temeline inersen mevzu hadisi görürsün.Ümmetimin ihtilafı rahmettir. 12 asırdır birileri bol bol rahmet olsun diye imanı tanımlamaya,ona kurallar kaideler koymaya çalışmış.Birileride karşı takım oluşturmuşlar.Dini iman konularının tartışıldığı arenaya çevirmişler.Hep deriz Kuran tek ama neye yarar bakan kim? Herkez teferuat denizinde boğulmak için akaide,fıkıha,hadise dalıp ömrünü bitirmekte.
Dr.Neo
Jul 13 2008, 08:29 PM
Ne mutlu O'na ki yenilenme dalgalarını alabilecek kapasitelere ulaştırıyor hakikat ilmini (tevhid) ve yaşantısını!.. Bu yenilenmelerden nasipsiz olanlar ise hâlâ elinde kılıç mehdi beklentisi içerisindeler.. Ne garip değil mi? Tıptaki, fizikte ki, (Risale-i Nur' un işaretül icaz tefsinin tevhid makamını irdeliyebiliyorsanız OKU'yun) yeniliklerden habersiz insanlara aktarabilecek birşey olmaz..
fani olanı istemem
Jul 15 2008, 11:53 PM
MEVDUDİ NİN MEHDİ RESUL E DAİR GÖRÜŞLERİ
"Onlarin ,"Mehdi'ye eski zaman kiyafeti, modasi gecmis, mistik görünüslü ve bir manastirdan cikip kendini El-Mehdi ilan edecek biri zannettikleri görülmektedir. Bu halin vukuunda dini liderler ve alimler ellerinde kitap, ortaya cikacaklar ve vücut yapisi ile eskalinin kitaplardaki tarife uyup uymadígini tetkik ve mukayeseye koyulacaklar. Cihad ilan edilecek ve bütün sofilerle hayattaki bütün eski tip mutaassip kimseler O'nun etrafinda ve bayragi altinda toplanacaklardir. Maneviyat,muska ve dua ile bu cihad kazanilacagina ve topraklar fethedilecegine göre,kilic sadece sembol olarak kullanilacaktir. Bir bakisi kafirleri mahvedecek ve sadece bedduasi tanklarin, tayyarelerin imhasina kafi gelecektir. Mehdi'nin zuhuru itikadina dair avamin görüsü iste budur. Fakat bu mevzu üzerinde okuyabildigim kadariyla edindigim intiba bu vaziyetin tam aksi mahiyettedir. Fikrime göre, gelecek olan kimse bütün cari subelerinde ve hayatin ana problemlerinede cok derin nüfuza sahip ve caginin en modern lideri olacaktir. Devlet idaresi, siyasi basiret ve harpteki stratejik hüner bakimindan bütün dünyayi hayran birakacak. Fakat cok korkarim ki. O'nun getirecegi yeniliklere karsi ilk FERYADI BASANLAR, ULEMA ve SOFILER OLACAKTIR
Morisko
Jul 16 2008, 07:38 AM
Allah hidayet etmedi mi yaratılanlarıns en bilginlerinden ola İblis aleyilla'ne ve uzun zaman vahiy katipliği yapmış Abdullah Bin Ebi Sarh mürted olur,
Eğer Allah hidayette diledi mi, yahudilerin çobanı iki saat içinde müslüman olur Uhud savaşına katılır ve Uhud şehidi gibi yüksek bir mertebeye çıkar.
Anlayanların kalbi için küçük bir delil kalbi itminana yeterli gelirken anlamak istemeyenlere peygamberlerin mucizeleri bile yeterli gelmemiştir.
İnsanlar bilgileri ile, zenginlikleri ile değil, ihlasları, takvaları, Allaha sadık kulluk yapmakta samimi oluşları ile hakkı anlayabilirler.
Görmesini bilenlere güneş zahirdir ama köre güneşin varlığını ispat mümkün değildir. Mehdi ile ilgili Bediüzzaman Said Nursinin ifadelerini elinin tersi ile silmeye cesaret eden aymazları görmek şaşırtıcı değil. Böyle durumlar her zaman yaşanmıştır.
Herkes emeğininin karşılığını alacaktır, bazıları ise boşa giden emeklerine vaveyla edecektir.
karuban
Jul 16 2008, 04:22 PM
Fani olanı istemeyen üye.
Hak mezheplerin, muteber alimlerin ihtilafı rahmettir. Ona kuşku yok.
Çünkü bölgeler, iklimler, gelenekler arasında farklar vardır. İnsanlar meşrep meşrep. Kaynağını Asr-ı Saadetten alan her içtihad Müslümanlara rahmet olur ve olmuştur.
Ancak tefrika, yani ayrılık çıkarmak yasaktır. Tefrika çıkaranlar nar ehli olacaktır. Tefrika çıkaranların dünyadaki azabı da birbirlerine düşüp birbirlerini yemeleri yani birbirbirleriyle çekişirken azap bulmalarıdır. Birbirlerine dünyayı zindan ederler.
Bugünün Müslümanlarının hali, "ihtilafla" değil "tefrika" ile izah edilir.
Bugünün Müslümanına kalsa olmaz ama Allah'ın izniyle olacak; Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır.
fani olanı istemem
Jul 17 2008, 04:26 AM
Mehdi RESUL un Bir Şahs-ı Manevi Olacağı İddiaları Onun Tanınmasını Engelleyecektir
Peygamberimiz (sav) tarafından ahir zamanda gönderileceği müjdelenmiş, yeryüzündeki fitneleri ortadan kaldıracak, tüm dünyaya barış, adalet, bolluk, huzur, mutluluk ve refah getirecek çok mübarek ve değerli bir şahıs olan Mehdi RESUL un ortaya çıkışı yüzyıllardır İslam ümmeti tarafından beklenen müjdeli bir olaydır. Nitekim rivayetlerde Mehdi RESUL un çıkış alameti olarak bildirilen olayların pek çoğunun art arda gerçekleşmesi, bu müjdenin gerçekleşmesinin yakın olduğunun açık bir göstergesidir. Peygamber Efendimiz (sav)'in çok sayıdaki hadisinde ismiyle, vasıflarıyla ve yapacağı işlerle ayrıntılı olarak tarif edilen Mehdi RESUL un geleceğine dair Kuran ayetlerinde de işari anlamlarda çeşitli müjdeler vardır.
Bediüzzaman Said Nursi'nin açıklamaları da, Kuran'da yer alan işaretler ve Peygamberimiz (sav)'in hadisleriyle aynı doğrultudadır. Ancak Bediüzzaman'ın eserlerinde kullandığı "şahs-ı manevi" kavramı konusundaki yanlış anlaşılma Hz. İsa gibi, Hz. Mehdi için de söz konusudur. Rivayetlerden ve İslam alimlerinin açıklamalarından Mehdi RESUL un bir şahs-ı manevi olmayacağı; fiziksel özelliklerine, karakter ve ahlakına, nesebine (soyuna) kadar detaylı olarak tarif edilmiş mübarek bir şahıs olacağı, açık ve net bir biçimde anlaşılmaktadır. Ancak elbette ki Mehdi RESUL un de kendisinden önceki tüm elçiler gibi bir şahs-ı manevisi olacaktır. Hatta rivayetlerde bu şahs-ı manevinin bütün yeryüzünü kaplayacağı bildirilmiştir. Dolayısıyla Mehdi RESUL un kendisine tabi olanların yani şahs-ı manevisinin önderi olarak bulunacaktır. Nitekim Bediüzzaman'ın yazılarında da bu konuyu net olarak açıklayan birçok yorum bulunmaktadır. Bediüzzaman'ın aşağıda yer alan sözlerinde Mehdi RESUL un bir şahs-ı manevi değil, bir zatı temsil ettiğine dair açıklamaları, hiçbir ihtilafa yer vermeyecek kadar açık ve nettir. Bediüzzaman'ın Mehdi RESUL için kullandığı "o zat" ya da "o şahıs" gibi ifadeler, şahs-ı manevi kavramı konusundaki yanlış anlaşılmalara açıklık getirmektedir:
Hem de o eşhasın (o şahısların) şahs-ı manevisine veya temsil ettikleri cemaate ait asar-ı azimeyi (fevkalade eserleri, izleri) o eşhasın (şahısların) zatlarında tasavvur ederek öyle tefsir etmişler ki, O EŞHAS-I HARİKA (harika şahıslar, yani Hz İsa ve Hz. Mehdi) çıktıkları vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler
Bediüzzaman bu sözünde Hz. İsa ve Mehdi RESUL için "o eşhas-ı harika" ifadesini kullanarak, her ikisinin de birer şahs-ı manevi değil, birer şahıs olarak geleceklerini açıkça belirtmiştir.
… Ahir zamanın O BÜYÜK ŞAHSI, Al-i Beytten (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) olacak.
Bediüzzaman burada da "ahir zamanın o büyük şahsı" sözleriyle Mehdi RESUL un ahir zamanda gelecek olan bir şahıs olduğunu tekrarlamıştır. Mehdi RESUL un Peygamberimiz (sav)'in soyundan olacağını belirtmiş olması ise, Bediüzzaman'ın Mehdi RESUL den bir şahs-ı manevi olarak bahsetmediğini çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Zira bir şahs-ı manevinin bir başka insanın soyundan gelebilmesi söz konusu olamaz.
… Ben de onlara demiştim: "Ben, kendimi seyyid (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) bilemiyorum. Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki ahir zamanın O BÜYÜK ŞAHSI, Al-i Beytten (Peygamberimiz (sav)'in ailesinden) olacaktır."52
Bediüzzaman bu sözünde de yine "ahir zamanın o büyük şahsı" diyerek Mehdi RESUL un bir şahs-ı manevi değil bir şahıs olduğunu açıkça belirtmektedir.
Bediüzzaman, Mehdi RESUL un Peygamberimiz (sav)'in soyundan olacağını" bu sözünde de bir kez daha açıklığa kavuşturmaktadır. Yukarıda da açıklandığı gibi, Peygamberimiz (sav)'in soyundan gelebilmesi için Mehdi RESUL un ancak bir insan olması gerekmektedir ki Bediüzzaman da bu sözüyle bu gerçeği açıkça vurgulamaktadır.
Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında; elbette en büyük bir müçtehid (içtihad eden büyük İslam alimi), hem en büyük bir müceddid (her yüzyıl başında dini hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere gönderilen büyük İslam alimi, yenileyen, yenileyici), hem hakim, hem Mehdi, hem mürşid (doğru yolu gösteren kişi), hem kutb-u a'zam (Müslümanların kendisine bağlandıkları büyük evliyalardan, zamanın en büyük mürşidi) olarak BİR ZAT-I NURANİYİ (nurani şahsı) gönderecek ve O ZAT DA Ehl-i Beyt-i Nebeviden (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) olacaktır.
… bir müçtehid
… bir müceddid
… hâkim
… mehdi
… mürşid
… kutb-u a'zam
… bir zât-ı nuranî
Bediüzzaman'ın bu sözünde kullandığı yukarıdaki sayılan vasıflar, anlamlarından da anlaşılacağı gibi ancak bir kişiye ait olabilecek özelliklerdir.
Ayrıca Bediüzzaman Said Nursi Mehdi RESUL un "bir zat-ı nurani" olduğundan bahsetmektedir. Eğer Bediüzzaman Mehdi RESUL un bir şahs-ı manevi olduğunu vurgulamak isteseydi burada "bir zat-ı nuraniden" değil, "bir şahs-ı manevi-i nuraniden" bahsederdi.
Ayrıca burada şahıs kelimesinden önce kullanılan "bir" kelimesi de bu konuyu bir kez daha açıklamaktadır. "Zat" ise yine birlik ve şahıs ifade eden bir kelimedir. Bediüzzaman burada açıkça, "bir zat" ifadesini kullanmıştır; "iki" ya da "birileri" dememiştir. Dolayısıyla Bediüzzaman Said Nursi'nin tüm bu açıklamaları, Hz. Mehdi'den bir şahs-ı manevi olarak bahsetmediğini kesin bir şekilde ispatlamaktadır.
Bediüzzaman'ın tüm bu açıklamalarından da anlaşılacağı gibi, tarih boyunca gönderilmiş tüm elçiler gibi, Mehdi RESUL de bir şahıs olarak gelecektir. Ancak onun da bir şahs-ı manevisi olacaktır. Onun tebliğ faaliyetinden, mücadelesinden, icraatlarından ortaya çıkacak bir Mehdiyet cereyanı olacaktır. Fakat Mehdi RESUL un kendisi de bizzat işin başında olacaktır. Zaten bütün bu olayların gerçekleşebilmesi için en başta Mehdi RESUL un bizzat şahıs olarak gönderilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla Mehdi RESUL un şahs-ı manevisi de ona tabi olandır. Bu şahs-ı manevinin başında da lider olarak kendisi bulunmaktadır. Ancak hem Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde hem de İslam alimlerinin açıklamalarında bu konuya ilişkin izahlar çok açık olmasına rağmen, ahir zamanda Mehdi RESUL un bir şahıs değil, bir şahs-ı manevi olacağı iddialarının öne sürülmesi insanların bu konuyu doğru değerlendirebilmelerini engelleyecek olabilir.
Mehdi RESUL un bir şahs-ı manevi olarak geleceğine inanmaları, bu insanların, bu kutlu şahsın gelişini beklemelerini, onu tanımaya ve bulmaya çalışmalarını ve böylece onu fark etmelerini engelleyecek olabilir.
karuban
Jul 17 2008, 10:17 AM
Şu Amerika'daki Alexander'ın Mehdici (!) Resulcu (!) inanırlarından da gına geldi.
1400 yıldır gerçek İslam'ın (!) gizlendiğini, Kur'an'ın doğru anlatılmadığını (!) iddia ederler, yani geçmiş alimleri ve büyükleri itham ederler, öte yandan varırlar ardından o geleneğin alimlerinden kendilerini doğrulatmaya çalışırlar!
Akılları bu kadar kararmıştır.
Hiç bir soruya doğru düzgün cevap vermezler. Sadece söyleyebildikleri şudur:
"Göreceksiniz, pişman olacaksınız, biz buralardayız!"
Biz de sizinle beraber bekleyenlerdeniz.
En temel soru şu:
Alexander madem Türkiye'de Türklere gönderilmiş bir Resul (!), ne işi var ABD'de?!!
Hııı.. Görev yerini terk etmek yakışıyor mu bir büyük bilinen zata?! Bu kadar güçsüz ise bu Resullük (!) Mehdilik (!) iddiası ne oluyor?
Yok güçlü ve Allah tarafından destekleniyorsa ne işi var elin Küffar diyarlarında?! Hicret (!) edecek başka diyar bulamamış mı?
İkinci temel soru şu:
Bu Alexsandercılara bakarsanız, Allah her ulusa bir Resul gönderir.
Türklere gönderilen Arapça bilmeyen Türkçe konuşan Alexander (!)
Peki, Yunanlılara, Hindlilere, İngilizlere, Almanlara, Portekizlere, Araplara, Çeçenlere, Boşnaklara ila ahir... gönderilen Resuller kimlerdir? İsimleri? Nerde ikamet ederler?
Bu internet çağında Resullerin de (!) siteleri olmalı, onların adresini verebilmelisiniz...
Başka milletlere gönderilenler de Alexander gibi konuşmalılar, Kur'an'ın gizlendiğini, manasının değiştirildiğini, hidayetin gizlendiği vs.. söylemeliler ki üzerinde birleştiklerinin aynı hakikat olduğu anlaşılabilsin.
Boşuna beklersiniz. Ne isim verebilirler, ne adres gösterebilirler!
Dedikleri sadece şu, "biz inandık siz de inanacaksınız!"
Bu kadar akıldan, düşünceden uzak, bu kadar vicdandan kopuk, bu kadar gelenekten ırak saplantılı bir topluluk tarihte az görülmüştür.
En berbat tarafları da çoğunlukla Alexanderın adını vermeden görüşlerini yaymaya çalışmalarındaki sahtekarlıklarıdır. Bu takiyye huyu, Şia'ya mahsustur. En iğrenç sıfatlardan biridir. Müslüman Müslümandan ne olduğunu gizler mi?
Müslüman günah işler ama asla yalan söylemez, sahtekarlık da yapmaz. Sahtekarlık, düzen, hile yalanı gerektirir.
Resulullah Efendimizin soyundan anlamında "Mehdi-i Ali Resul" ifadesini, Mehdi RESUL diye yansıtmanız da ayrı bir sahtekarlık ve ayrı bir facia!
Alexandecılar, yolunuz çıkmaz sokak. Dönünüz. Cemaatten, Ehli Sünnetten ayrılıp kendinize yazık etmeyiniz. Silsilesi olan, Hak bir Mürşid-i Kamil'e bağlanarak kaybettiğiniz zamanları telafi etmenin yollarını arayınız.
fani olanı istemem
Jul 20 2008, 06:23 AM
Bediüzzaman Said Nursi'ye Karşı da Aynı İftira Yöntemleri Kullanılmıştır
Allah'ın dinine olan bağlılığı ve Allah yolundaki kararlılığı, samimiyeti, ihlası ile bilinen her Müslüman, inkar edenlerin fiili ve sözlü saldırılarına uğramıştır. Çok yakın bir geçmişte bazı inkarcı çevrelerin düşmanlığı ile karşılaşmış ve vefatına kadar yaşadığı zulüm ve sıkıntılara sabırla tevekkül etmiş olan 13. yüzyılın müceddidi Bediüzzaman Said Nursi, bu konudaki önemli örneklerden biridir. İnsanları Allah'ın varlığını ve sonsuz kudretini takdir etmeye, kainattaki yaratılış delilleri üzerinde düşünmeye ve Kuran ahlakını yaşamaya davet eden Bediüzzaman, tarih boyunca gönderilmiş tüm elçiler gibi, din ahlakına düşman olan bazı kişilerin iftiralarına maruz kalmıştır. 13. asrın büyük müceddidi olduğu halde, yaşadığı toplumda bir müceddid olarak da tanınmamıştır. Hatta dönemin bir kısım alimleri kendisinin ne kadar üstün ve mübarek bir şahıs olduğunu fark edemeyerek ona muhalefet etmiş ve kendisini çeşitli iftiralarla itham etmişlerdir.
Bediüzzaman bu nedenlerle hayatının çok büyük bir kısmını hapishanelerde veya sürgünde geçirmiştir. Yaşadığı dönem boyunca bu kıymetli insanın değeri tam olarak anlaşılmamış, hikmetli eserlerini ortadan kaldırmak isteyen bazı çevreler tüm güçleriyle ona saldırmışlardır. Bu değerli insanın görüşlerinden ve tefekkürlerinden faydalanmak yerine onu susturmayı kendilerine hedef edinmişlerdir.
Bediüzzaman Said Nursi, 20. yüzyılda yetişmiş en büyük İslam alimlerinden biridir. 87 yıl süren hayatı boyunca İslam dinini insanlara anlatmış, materyalist felsefeye, din ve mukaddesat düşmanlarına karşı büyük bir fikri mücadele vermiştir. 6000 sayfalık dev eseri Risale-i Nur , hem çok derin bir Kuran tefsiri, hem de materyalist felsefeyi çürüten ve iman hakikatlerini çok hikmetli bir şekilde ortaya koyan muazzam bir yapıttır. Bediüzzaman Said Nursi, ahiret, ölüm, kader, iman, nefsin kötülükleri gibi birçok konuyu eserlerinde çok hikmetli örneklerle, derin ve etkileyici bir üslupla anlatmıştır. Onun samimi ve hikmetli üslubu binlerce insanın Allah'a iman etmesine ve imanda daha da derinleşmesine vesile olmuştur.
İnsanları Kuran ahlakına, hak dine davet etmek için verdiği bu fikri mücadelede Bediüzzaman Said Nursi'nin karşısına çıkan en büyük engellerden biri ise, materyalist felsefeyi ve din düşmanlığını hayat şekli olarak gören bazı çevreler olmuştur. Bu çevreler, ''din ahlakından uzak bir toplum oluşturma'' hedeflerini gerçekleştirmek için büyük çaba sarf etmişlerdir. Bediüzzaman Said Nursi de bu gibi asılsız felsefeleri çürüten, dinin akıl ve ilimle çatışmadığını, tam tersine aynı noktada birleştiğini ortaya koyan ve toplumda büyük bir manevi uyanış başlatan bir İslam alimidir. Bediüzzaman kendi fikri mücadelesini ve bu mücadelenin en önemli amaçlarından birini şu sözlerle tarif etmektedir:
... Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lazım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz (hazırlıyoruz).
O ileride gelecek acib şahsın bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı (ordunun arkasındaki kuvvet) ve o büyük kumandanın pişdar (önde giden, öncü) bir neferi olduğumu zannediyorum.
Bediüzzaman'ın sözlerinde de açıkça ifade ettiği gibi o kendisini, ahir zamanın mübarek şahıslarına yani Hz. İsa ve Hz. Mehdi'ye manevi olarak zemin hazırlayan bir er olarak tarif etmektedir. Yaşadığı dönemde kendisini engellemek için atılan iftiralar, hakkında ileri sürülen yalanlar Bediüzzaman'ın fikri mücadelesinin büyüklüğünün ve öneminin, hiç şüphesiz, en önemli göstergelerindendir. Bu iftiraların kimi zaman günümüzde dahi gündeme getirilmesi, yapılan çalışmaların etkisinin büyüklüğünü gösterir.
Bediüzzaman'ın Allah'ın varlığını, milli ve manevi değerlerin önemini anlatan çalışmalarından rahatsız olan çevreler, ellerinde bulunan bazı basın organlarını da kullanarak, Bediüzzaman'a karşı en olmadık iftiraları atmışlardır. Örneğin bir gazetede Bediüzzaman'a "bazı safdilleri kandırarak kendilerinden para çekmek" 37 şeklinde iftira edilmiştir. Aynı gazetede farklı tarihlerde ise, " Said-i Nursi mühimsenecek bir kimse değildir. Maddi ve manevi menfaatler sağlamak amacında olan bir kimsedir'' diye yalan haberler yayınlanmıştır.
Dünyadan hiçbir beklentisi olmayan, hiçbir malı mülkü bulunmayan, kendi deyimiyle ''kendisini beğenmemeyi kendisine meslek edinen'' 38 ve son derece mütevazı bir hayat yaşayan Bediüzzaman'a "talebelerinden para sızdırmak", "liderlik hırsını tatmin etmek" gibi haksız ve gerçeklerle hiçbir şekilde bağdaşmayan, asılsız iftiralar atılmıştır. Bu çirkin iftiraların amacı, bazı çevrelerin bu yolla Bediüzzaman'ı kendilerince "etkisiz, güvenilmez ve sözü dinlenmez" duruma getirebilmek olmuştur.
Bu iftiralar, geçmişte peygamberlere atılan iftiraların benzerleridir. Peygamberler de kavimleri tarafından, dini kullanarak menfaat elde etme iftirasıyla itham edilmişlerdir. Bediüzzaman bu iftiraların sonucunda hapis cezası almış ve Eskişehir hapishanesine gönderilmiştir. Eskişehir hapishanesinden tahliye olan Bediüzzaman, Kastamonu'da karakol karşısında bir evde oda hapsine alınmıştır. 8 sene sonra gelen Denizli Mahkemesi, kendisine 20 ay hapis cezası vermiş, daha sonra Bediüzzaman Emirdağ'a ''mecburi ikamet''e yollanmıştır.
Bütün bu olaylar sırasında sayısız işkence ve eziyete maruz kalmış, defalarca zehirlenmiştir. İlerleyen yıllarda da, son derece yaşlı ve hasta olmasına rağmen özellikle soğuk, nemli ve havasız hücrelerde tutulmuştur. Ancak, kendisine yapılan tüm bu eziyetlere sabır ve tevekkülle karşılık vermiş, imanının ve Allah'a olan bağlılığının ne kadar güçlü olduğuna tüm insanlar şahit olmuşlardır.
Bediüzzaman Said Nursi, Kuran ayetlerinde verilen örneklerde olduğu gibi "delilik" iftirası ile de karşılaşmıştır. 1908 yılında, yine suni olarak oluşturulan sebeplerle, mahkemeye sevk edilmiş ve mahkemenin görevlendirdiği doktor heyeti kendisine ''akli dengesi bozuk'' raporu vermiştir. Daha sonra sevk edildiği akıl hastanesindeki doktor, Bediüzzaman'ın kendisiyle konuşması sonucunda ''Bu adamda delilik varsa, dünyada akıllı yoktur'' 39 diyerek, raporun asılsızlığını vurgulamıştır. Bediüzzaman bundan sonra da söz konusu çevrelere ait basın organlarında sık sık delilik suçlamasıyla gündeme gelmiştir.
Bunun gibi Bediüzzaman ve talebeleri için öne sürülen iftiralardan bir diğeri de, "İnanç Sömürücüleri" başlıklı yazı dizisiyle dönemin gazetelerinden birinde yer almıştır. Bu yazı dizisinde Bediüzzaman Said Nursi'nin talebeleri hakkında da Kuran'daki inkarcıların ''büyülenmişler'' iftirası tekrarlanmış ve ''Bunlar sadece ve sadece dini bir taassupla ona bağlanmışlar, gözleri kafaları başka bir şeyi görmez, anlamaz olmuştu'' 40 şeklinde iftiralar yazılmıştır.
Büyük İslam mütefekkiri Bediüzzaman ve talebelerine yöneltilen suçlamaların tamamı, geçmişte yaşayan müminlere yöneltilen iftiraların aynısıdır. Kuran'da, geçmişte yaşamış ve Allah'ın gönderdiği elçilere tabi olmuş müminlerin de "düşük akıllılık", "sığ görüşlülük" gibi asılsız ve çirkin sözlerle itham edildikleri haber verilmiştir:
Ve (yine) kendilerine: "İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin" denildiğinde: "Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?" derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama bilmezler. (Bakara Suresi, 13)
Kavminden, ileri gelen inkarcılar: "Biz seni yalnızca bizim gibi bir beşerden başkası görmüyoruz; sana , sığ görüşlü olan en aşağılıklarımızdan başkasının uyduğunu görmüyoruz ve sizin bize bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine, biz sizi yalancılar sanıyoruz" dedi. (Hud Suresi, 27)
Oysa Bediüzzaman ve yanındaki müminler, Allah'a olan güçlü imanları, akılları, vicdanları ile Kuran ahlakıyla hareket eden aklı selim, samimi insanlardı. Ve bu iftiraları atanlar da aslında bunun böyle olduğunu çok iyi biliyorlardı. Nitekim bu iftiraların hiçbiri Bediüzzaman'a ve yanındaki Müslümanlara bir zarar verememiştir. Aksine, bu olaylar karşısında gösterdikleri sabır ve tevekkül, Allah'ın izniyle tüm iman edenler gibi bu kimselerin de manevi olgunluklarının ve Allah'a olan bağlılıklarının artmasına vesile olmuştur.
Bediüzzaman'a karşı yapılan suçlamalardan bir başkası ise, kendine göre bir din anlayışını savunduğu ve çevresindeki kişilere de sözde bu sapkın dini telkin ettiği yönündedir. Bediüzzaman'ın Kuran'a ve Peygamber Efendimiz (sav)'in sünnetine uymadığı, kendine göre bir din anlayışı oluşturduğu şeklindeki provokasyonların amacı, halkı ve konuyu ayrıntısıyla bilmeyen bazı dindar çevreleri kışkırtarak Bediüzzaman'ı onlara yanlış tanıtmaya çalışmak olmuştur.
Ancak inkarcı kesimin bu iftirası da bir işe yaramamıştır. Çünkü akıl ve vicdan sahibi Müslümanlar, Bediüzzaman'a karşı ortaya atılan bu ''sapkınlık'' iftirasının, Hz. Nuh'a ''... gerçekte biz seni açıkça bir 'şaşırmışlık ve sapmışlık' içinde görüyoruz.'' (Araf Suresi, 60) diyen inkarcıların iftiralarının bir benzeri olduğunu açıkça görmüşlerdir.
Bediüzzaman Said Nursi ise, Risale-i Nur 'da, kendisine yöneltilen iftiralar sonucunda aldığı hapis cezasını ve kendisine çektirilen sıkıntıların güzel ve hayırlı yönlerini şöyle anlatmıştır:
Benim şahsımı çürütmek fikriyle, hiç kimsenin inanmayacağı isnadlarda bulundular. Pek acib iftiraları işaaya (herkese duyurmaya) çalıştılar. Fakat kimseyi inandıramadılar. Sonra pek adi bahanelerle, zemheririn (kışın en soğuk zamanı) en şiddetli soğuk günlerinde beni tevkif ederek (tutuklayarak), büyük ve gayet soğuk ve iki gün sobasız bir koğuşta tecrid-i mutlak (hücre hapsi) içinde hapsettiler. Ben küçük odamda günde kaç defa soba yakar ve daima mangalımda ateş varken, zaafiyet ve hastalığımdan zor dayanabilirdim. Şimdi, bu vaziyette hem soğuktan bir sıtma, hem dehşetli bir sıkıntı ve hiddet içinde çırpınırken, bir inayet-i İlahiye ile bir hakikat kalbimde inkişaf (meydana çıkma) etti. Manen: "Sen hapse Medrese-i Yusufiye namı vermişsin; hem Denizli'de sıkıntınızdan bin derece ziyade hem ferah, hem manevi kar, hem oradaki mahpusların Nurlardan istifadeleri, hem büyük dairelerde Nurların fütuhatı (zaferleri) gibi neticeler, size şekva (şikayet) yerinde binler şükrettirdi, her bir saat hapsinizi ve sıkıntınızı, on saat ibadet hükmüne getirdi; o fani saatleri bakileştirdi.
Bediüzzaman bir sözünde ise, çevresinde kendisiyle birlikte aynı iftira ve zulümlere maruz kalan müminlerin de, bu olaylardan dolayı hiçbir şekilde etkilenmediklerini; ümitsizliğe kapılıp üzülmediklerini şöyle anlatmıştır:
On aydan beri, münafıkların bir resmi memuru elde edip bütün desiseleriyle (hile, entrika) yaptıkları hücum en küçük bir şakirdi (talebeyi) sarsmadı. O iftiraları hiç hükmündedir… Böyle iftiralar, binden bir tesiri bize olmadığı gibi, inşaAllah daire-i Nur'a da zararı olmayacak.
Bediüzzaman'ın ve çevresinde bulunan iman ehlinin, zorluklara, iftiralara ve hileli düzenlere karşı gösterdikleri tavır, tüm Müslümanların kendilerine örnek alması gereken salih mümin tavrıdır. Allah Kuran'da, inkarcıların düzenleri karşısında nasıl bir ahlak gösterilmesi gerektiğini şöyle hatırlatmıştır:
Sabret; senin sabrın ancak Allah(ın yardımı) iledir. Onlar için hüzne kapılma ve kurmakta oldukları hileli-düzenlerden dolayı sıkıntıya düşme. Şüphesiz Allah korkup-sakınanlarla ve iyilik edenlerle beraberdir. (Nahl Suresi, 127-128)
fani olanı istemem
Jul 22 2008, 06:01 PM
Hz.Muhammed S.A.S tebliğinin ilk on yılında O’ na tabii
olan sayısı sadece oniki kişidir.O ‘da diğer nebiler gibi aynı
suçlamalara maruz kalmış, o zamanın medyasını oluşturan
şairler hakim güçlerin etkisiyle halkın nazarında küçük düşürülmek
istenmiş anti probaganda ile alay edilmiş,aşağılanmış,cinli denilmiş
delirmiş denilerek iftiralarla, yaftalar yapıştırılmak istenmişdir.
Hakim güçleri oluşturanların Dini kendi otoriteleri altında tutmak
İsteyen o zamanın Din büyükleri vede Servet sahiplerinin olması
düşündürücüdür. Geniş halk kitleleri bu tiplerin dediğini dinlemişler.
Tarih tekerrürden ibarettir.Günümüz çok farklı değildir.Beklenen
RESUL aynı muamelelere maruz kalmışdır.
nasreddinhoca
Jul 22 2008, 06:06 PM
ALINTI
Günümüz çok farklı değildir.Beklenen
RESUL aynı muamelelere maruz kalmışdır.
Hadi bakalım, bir de isim verin?
Kimmiş şu beklenen resul?
fani olanı istemem
Jul 26 2008, 07:38 AM
vay uyanık nasreddin vay

ben 15 sene araştırayım arşiv hazırlayayım bu konu ile alakalı kitap yazmaya çalışayım sonra uyanık bir nasreddin çıksın sonra ona isim söyleyeyim oda diline dolasın alay etsin
yok öyle yağma kardeş kusura bakma birazda sen kafa yor
BEKLENEN RESUL ARAMIZDA
ÖNSÖZ
Önyargıyı parçalamak Atomu parçalamakdan daha zor
Alberth AYNŞTAYN
Günümüz dünyası insanları,kitle iletişim araçlarının beyinlerinde
yaptığı tahribatla ,adeta uyuşturulmuş,boş malayani işler peşinde
koşmaktan burunlarının ucunda gelişmekte olan ,önemli olayları
fark etmemekte, kayıtsız kalmaktadır.İnsanlar robotlaşmış vaziyette,
suni yiyeceklerle beslenen tüketiciler olmakta ,düşünmekten yoksun,
ona yutturulan kültür adı altında, falanın filanın selilütleri,falanın
filanın attığı goller, dünya gündemlerinin birinci sırasını oluştur
maktadır.
Nebiler tarihini inceleyecek olursak ,onlara inananların başta küçük topluluklar olduğunu tespit edebiliriz.Hz İsa ya 12 havari
tabii olmuş biriside satmışdır.Günümüz dünyası zaaf ve ego diye
tanımladığı insanın zayıf tarafını eskiler nefs demişler.Şeytan
bu zayıf noktaları taciz etmiş çoğunlukla başarılı olmuş.
Hz.Muhammed S.A.S tebliğinin ilk on yılında O’ na tabii
olan sayısı sadece oniki kişidir.O ‘da diğer nebiler gibi aynı
suçlamalara maruz kalmış, o zamanın medyasını oluşturan
şairler hakim güçlerin etkisiyle halkın nazarında küçük düşürülmek
istenmiş anti probaganda ile alay edilmiş,aşağılanmış,cinli denilmiş
delirmiş denilerek iftiralarla, yaftalar yapıştırılmak istenmişdir.
Hakim güçleri oluşturanların Dini kendi otoriteleri altında tutmak
İsteyen o zamanın Din büyükleri vede Servet sahiplerinin olması
düşündürücüdür. Geniş halk kitleleri bu tiplerin dediğini dinlemişler.
Tarih tekerrürden ibarettir.Günümüz çok farklı değildir.Beklenen
RESUL aynı muamelelere maruz kalmışdır.
Merhum Mehmet Akif ERSOY
‘ O’ Nuru gönder İlahi asırlar oldu yeter
Bunaldı milletin afaki bir sabah ister
‘O ‘kutlu şahıstan özlem dolu satırları yazarken gelmesinin yakın
olduğunu ilmiyle ve kalbiyle anlamışdır.Darısı anlamak için kafa
yoranların kalbini açmak isteyenlerin başına
Konuları üç başlık altında toplarsak
1- DECCALİZM VE DECCAL
2- HİCRİ 1400(1978) DEN BUGÜNE YAŞANAN OLAYLAR
3- MEHDİ RESUL VE TARAFTARLARI
1- DECALİZM VE DECCAL
DECCALİZM :Darwinist felsefelerden etkilenen dünyayı kana bulayanlar Hitler,Musolini,Lenin,Stalin, v.b fiziki savaşları
bırakıp şekil değiştirmeleridir.Deccal taraftarları her dine, her millete sızmayı başardılar. Kendilerine aydınlanma dediler.İliminati teşkilatını kurdular. Alt kadrolarını kurdular.Kurukafa kemik tarikatı,masonlar,lionslar,rotaryler leri kurdular .Bu şer güçlerin ilk ve ortaokulu gibidir. Alt kadrolarını kurarken taraftarlarını zulmani tesirlerle etkilemeyi başardılar.İnsanlara iç huzuru,mutlu yaşam,yaşama sevinci diye yutturulan ilk basamak meditasyondur.Bu oltaya takılan Türkiyede
ve Dünyada çok insan vardır.
Üniversiteleri, Televizyon kanalları mevcuttur.Sinema Endüstrisi
filmlerinde işleyerek toplum özendirilir.Sanskritçe büyü lisanında
kullanılan kelimeler genelde MU veya OHM dur. Ohm ayrıca
Uzakdoğu çok tanrılı paganist inançlarda en meşhur üç tanrının
baş harfleridir.Bu kelimeleri zikreden kişiler önce geçici bir rahatlamaya
kavuşur.Beyin o kelimeye konsantre olduğu için günlük streslerden
bir an için uzaklaşır.Meditasyonu bıraktığı an kalbi karanlıklar işgal
eder Meditasyon yapanlara sorduğumuzda gözünüzü kapadığınızda ne görüyorsunuz dediğimizde karanlık cevabını aldık.Peki daha sonrası
daha çok karanlık ve sonunda zifiri karanlık.Bu geçici rahatlama
durumu meditasyonu bıraktığı an kaybolur.Zulmani tesirlere maruz kalır,sıkıntıları artar
Nitekim Iowa üniversitesinde bu eğitimi alan birçok kişi mahkemeye vermişlerdir.Stres ve sıkıntıları artmışdır.Manevi
boşluğa düşen her insan bunlar için potansiyel müşteridir.Türkiye
medyasını okuduğumuz zaman occült kültüre kendini kaptırmış Holding
sahipleri,Jeo‘lar,sanatçılar,politikacıları görüyoruz.Bu probaganda
haberlerini TV deki dizilerde işlemeyi ihmal etmiyorlar.Psikolojik
harp tekniklerinden sadece birisidir.Sonraki aşama bir uzakdoğu
felsefesi olarak yaldızlı ambalajla sunulan bu öğretiye kalbini
açanları başka yönlere çekmek, istedikleri gibi şekillendirmek
Bir felsefe ile yola çıkan bu insanlar adeta zamanla onu din haline
getirirler. Meditasyona inanan bir insan reankarnasyona balıklama
atlar.Aradığı dini bulmuşdur.Ona empoze edilen doğrular onun
hayatını şekillendirir.O artık aydınlanmışdır.Dinler Peygamberler
ona basit gelmeye başlar o üstün bir öğretiyle donanımlandığını
zanneder.Dinlere karşı kibirlenir
1-1 DECCAL’İN ÖĞRETİSİ MEDİTASYON
fani olanı istemem
Aug 2 2008, 06:49 AM
MEHDİ HAKKINDA OLUMSUZ PROPAGANDA YAPILMASI
Mümin şahıs (Mehdi RESUL) Deccal'ı görünce: "Ey insanlar! Resulullah'ın zikrettiği Deccal işte budur" der. Deccal hemen onunla ilgili emrini verir de o zat karnı üzerine uzatılır ve arkasından: "Onu alın da yaralayın!" der. Artık o zatın sırtı ve karnı döve döve genişletilir. Bu sefer onu iki eli ve iki ayağı ile yakalar da fırlatır atar. İnsanlar Deccal'ın onu bir ateş içine attığını sanırlar. Halbuki o bir cennet içine atılmıştır.
Hadiste Mehdi RESUL un "sırtı ve karnından dövüle dövüle genişletilmesi" müteşabih olarak (benzetme yapılarak) söylenmiştir. Mehdilik ve İmamiye kitabının yazarı bu bölüm için "Mehdi'nin ünü, "durmadan etrafa ilan edilip yayılmaktadır" demektedir. Fakat bunu Deccal taraftarları yapacağı için bu propagandanın Mehdi RESUL u kötüleme şeklinde olacağını söyleyebiliriz.
Peygamberimiz devrinde İslam düşmanları, onu kötülemek için o devrin yayın organı sayılan şairleri kullanıyorlardı. Şairler, panayırlarda, çarşılarda Peygambere çeşitli hakaretler ediyor, Ona deli, büyücü, kahin şeklinde iftiralar atıyorlardı. Şimdi de İslam düşmanı olan Deccal yanlıları yazılı ve sözlü yayın organlarıyla Mehdi'yi kötüleyecekler, halkın nazarında itibarını sarsmaya çalışacaklardır
SON 12 ASIRDIR MÜSLÜMANLAR İMAN VE MEZHEP KAVGALARI VERMEKTE KURAN MESAJLARINI UNUTMUŞ
Bu gün Hidayet unutulmuş,Peygamberimiz S.A.V ve sahabenin yaşadığı hayat yaşanmamaktadır
İslam olduğunu söyleyen bu milletlerin içinde bulundukları sefil,geri kalmış ve mutsuz durum,aslında onların gerçekte islam ı yaşamadıklarının kanıtıdır.
Bunun En büyük sebeblerinden bi tanesi Şuan Her millette kendi lisanlarıyla konuşan ,Allah a çağıran,Allah ın tahin ettiği,(nebi varisleri)İmamlara tabii olunmaması,ve zamanın diplomalılarına inanılmasından kaynaklanmaktadır.Nefs teskiyesi yapmamış,insanlar kapkara nefsleriyle diplomalarına güvenerek kendilerini din adamı ilan etmiş, birde Allahın imamlarına iftira atarak halkı yanlış yönlendirmekteler.
O zavallılar bu ayete meal verirken parantez içinde yahudiler yazarak Kuranın tüm zamanlara hitab eden bir kitap olduğunu ve bu imamları örtüyorlar
SECDE-24: Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû, ve kânû bi âyâtinâ yûkınûn
Onlardan (insanlardan) imamlar kıldık, emrimizle insanları hidayete erdirsinler diye, sabırlarından dolayı ve âyetlerimize yakîn hasıl ettikleri için.
MULK-8: Tekâdu temeyyezu minel gayz, kullemâ ulkıye fîhâ fevcun seelehum hazenetuhâ e lem ye’tikum nezîr.
(Cehennem) nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. Herbir grup oraya (cehenneme) atıldığında, cehennem bekçileri onlara: “Size nezir (ikaz edici, uyarıcı) gelmedi mi?” diye sorarlar.
dikkatli bakarsanın ayette uyarıcı diyor çünkü her kavme nebi(peygamber) gelmemiştir ve bu zamandada gelemez.Ama bir nezir mutlaka gelmiştir ve kıyamete kadarda gelecektir.
MULK-9: Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fe kezzebnâ ve kulnâ mâ nezzelallâhu min şey'in entum illâ fî dalâlin kebîr(kebîrin).
(Cehenneme atılanlar) derler ki: "Evet, andolsun ki bize nezir geldi. Ama biz, onu yalanladık ve Allah, hiçbir şey indirmemiştir, dedik ve siz, büyük bir sapıklık içindesiniz, dedik.”
ve yine dikkat edersek göreceğizki
Allah a inanan bu kişilerin Allah ın imamlarını delalette gördüğü açıkça belirtilmiş
bu zamandada Allah ın bu imamları unutulan hidayeti anlatıp hurafeleri yıktığı için bu insanlar bu nezirleri delalette görüyorlar
MULK-10: Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na'kılu mâ kunnâ fî ashâbis saîr(saîri).
Ve derler ki: "Eğer biz işitmiş ve akletmiş (idrak etmiş) olsaydık burada, ateş ehlinin içinde mi olurduk?"
ve diyorlarki eğer biz kibirlenmeyip neziri dinleyip tabi olsaydık buradamı olurduk
Bu gün Diplomalı din adamlarına inanıp Allah ın tahin ettiği imamları inkar eden ler bilsinlerki Allah a TESLİM olmayı dilemedikleri için gidecekleri yer cehennemdir
ve bunun vebali Ateşe çağıran bu diplomalı imamlarındır
33/AHZAB-67: Ve kâlû rabbenâ innâ ata’nâ sâdetenâ ve kuberâenâ fe edallûnes sebîl(sebîlâ).
Cehennemde olanlar derler ki: “Yarabbi, muhakkak ki; biz, sâdatlarımıza (dînde ileri gidenlerimize) ve küberamıza (büyüklerimize) itaat ettik. Ve böylece Senin yolundan (Sıratı Mustakîm’inden) saptık.
25/FURKAN-27-28-29-30:Zalimlerin herbiri iki elini ısırdığı o günde şöyle diyecekler: Ne olurdu, O RESUL ile beraber, sebili (Allaha ulaştıran yolu) tutsaydım.Yazıklar olsun bana, ne olurdu filanı dost edinmeseydim. Andolsun ki; bana Kuran gelmişken o, beni zikirden saptırdı. Şeytan, insanı yalnız bırakır. Resul dedi ki:Yarab, kavmim Kuranı terkettiler.
44/DUHAN-10-11-12-13-14: Göklerin açık bir dumanla kaplanacağı günü gözetle.
(Öyle bir duman ki;) bütün insanları saracak elim bir azaptır.
ki biz müminleriz .Onlar Rabbimiz diyecekler.Bu azabı bizden kaldır, çünkü muhakkak Onlar öğüt almazlar. Onlara, andolsun ki apaçık bir RESUL geldi. Sonra ondan yüz çevirdiler ve ona öğretilmiş deli dediler.
Ayrıca Allah Kuranda Al-i İmran Suresi 81. ayetinde yer alan nebilerden (peygamberlerden) sonra gelecek olan bir Resulden bahsediyor.
3/AL-İ İMRAN-81: Hani o zaman ki; Allah, peygamberlerin (nebilerin) MİSAKini (yeminini) almıştı: Andolsun ki; size Kitap ve hikmet verdim, sizlerden sonra sizinle beraber bulunanı (Allahın sizlere verdiği kitapları) tasdik eden RESUL gelince, Ona mutlaka iman edecek ve Ona mutlaka yardım edeceksiniz. Bunu ikrar ettiniz mi ve bu ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?İkrar ettik dediler.Öyle ise şahit olun. Ben de sizinle beraber şahitlerdenim buyurdu.
Al-i İmran-81de Allah nebilere Kitap ve hikmet verdiğini söylüyor. Bu nebilerin arasında Peygamber Efendimiz (S.A.V)in de bulunduğu, Ahzab Suresinin 7. ayetiyle kesinlik kazanıyor.
33/AHZAB-7: Ve iz ehazna minen nebiyyiyne misakahum ve minke ve min nuhın ve ibrahime ve musa ve isebni meryeme ve ehazna minhum misakan galiza(galizen).
Ve nebilerden misaklerini almıştık. Senden de almıştık. (Ayrıca) Nuh (A.S)dan, İbrahim (A.S)dan ve Meryemoğlu İsadan da (almıştık). Ve onlardan galiz (ağır, çok kuvvetli) bir misak almıştık.
Bu ayette oradaki nebilere: Sizlerden sonra gelecek olan Resule iman ve yardım etmek ifadesi yer alıyor. Bu durumda nebilerden sonra gelecek olan bu Resulün, Peygamber Efendimiz (S.A.V) olması mümkün değildir.
22/HAC-52: Ve ma erselna min kablike min resulin ve la nebiyyin illa iza temmenna elkaş şeytanu fi umniyyetih(umniyyetihi), fe yensehullahu ma yulkış şeytanu summe yuhkimullahu ayatih(ayatihi), vallahu alimun hakim(hakimun).
(Habibim) senden önce gönderdiğimiz hiçbir nebi ve resul yoktur ki; bir şey dilediği zaman, şeytan onun arzusuna karıştırmamış olsun. Bununla beraber Allah, şeytanın bıraktığı şeyi giderir. Sonra Allah, ayetlerini sabit kılar (sağlamlaştırır). Allah, herşeyi bilir ve hikmet sahibidir.
Hac-52de Allah:Senden evvel ne nebilerden ne de resullerden kimse göndermedik ki? buyuruyor. Nebi ve resul kavramları, kesinlikle birbirinden ayrılıyor.
Furkan Suresinin 27, 28, 29, 30. ayetlerinde de kavminin Kuranı terk ettiğini söyleyen ve Peygamberimiz (S.A.V)den sonra gelecek bir Resulden bahsediyor. (Hiç kimse Peygamberimiz (S.A.V) zamanında Kuranın terk edildiğini iddia edemez.)
Mehdi Kavramı Kur'ân-ı Kerim'de vardır.
Mehdi kelimesi Kur'ân-ı Kerim'de “muhdet” kelimesiyle tarif edilmektedir. “Mehdi” veya “muhdet” kelimesi Arapça'da “hidayete ermiş”, “hidayete vesile olan” ve “hidayete erdiren” anlamında kullanılan bir kelimedir. Ve Rabbimiz tarafından Kur'ân-ı Kerim'de bu anlamda kullanılmıştır.
Bakalım Kur'ân-ı Kerim bu konuda neler söylemektedir:
Allah'ın Kendisine ulaştırdığı kişi mehdidir (muhteddir), hidayete ermiştir.
18/KEHF-17: Ve tereş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minh(minhu), zâlike min âyâtillâh(âyâtillâhi), men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden).
Ve güneşin, doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allah'ın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah'a teslim olmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.
şemme
Aug 4 2008, 01:44 PM
.....
Muhabbetle
şemme
Aug 4 2008, 01:46 PM
İlimsel bir yazıya ilimle cevap verilir. Lakin, yukarda yazılan yazının ne ilimle ne Kur'an ölçüleri ile bir alakası yoktur.
Bakınız, Kur'an ile mücadele etmek vazifemizdir. Kur'an namına kendi cebimizden çıkan ölçüler ile mücadele mağlubiyetle neticelenmektedir. Yani, Kur'ani mücadele Kur'an'da bildirilen hak ölçüler ile olmalıdır. Zira, Kur'an'ı koruyacak Kur'andır. Bizler ancak vesile hükmündeyiz. Kur'an namına Kur'andan uzak metod, tarz, uslub, prensip, umdeler ile yapılan mücadele, Kur'anın kendisi korumasının sağlamadığından, ayete münafi olması sebebi ile Kur'an red edecektir.
İşte bunlardan tek biri yukarda yazılan yazıdır.
Bunu yazan zat, Kur'an namına bir endişe içindedir. Saygı ile karşılıyoruz. Lakin, metodu tamamen dalalet fırkalarına aittir. Hak metod olan Kur'ani metod ise hakkı tasvir ve tavsiyedir. Dalaleti fazla izhar ve tarif Kur'anın asla kullanmadığı bir metodtur.
Hal böyle olunca bu zat ehl-i dalalete layık olan inkar mesleğinde sülük etmekte ve iddiasını ispat edemediği için hırs ve tarafgirliğe girmektedir. Bu durum onun iki dünyası için bir hasarettir. Zarar tek kendisine ve onun mesleğinde sülük eden safdilleredir. Zira, bu kişiler sadece dalaleti öğrenmekte ve hakkı öğrenmemektedir. Oysa Kur'an'da aslolan Asr Suresi mucibince hakkı bilmektir, "onlar hakkı ve sabrı tavsiye ederler" sıfatı ile hemhal olmaktır. Bu tür inkar ve dalaleti fazla tarif yolunda gidenler ile yapmış olduğumuz münazaralarda mağlup oldukları vakit görülmüştür ki nefs ve enaniyetine mağlup olup -malesef- iftira ve hakarete dönmüş ve gümleyip gitmiştir.
Yazıyı dikkatlice okursanız göreceksiniz ki, yanlız ve yanlız şu söz batıldır, şu tavır batıldır, yanlıştır, dalalettir ve hakeza söz, işaret ve imalarını göreceksiniz. Oysa bunu yaparken hak budur dememiş, çoğu kez hakkı tasvir dahi etmemiştir.
Aşağıda bir kaç cevap vereceğim, dileyan oksun.
Muhabbetle
şemme
Aug 4 2008, 01:47 PM
Özür dilerim yanlış yere yazmışım
fani olanı istemem
Aug 8 2008, 07:37 PM
hangi konuya cevap yazdınız anlayamadım
fani olanı istemem
Oct 11 2008, 06:50 PM
Kadir-i Zülcelal Hz. Mehdi ile de, alem-i İslam'ın zulümatını dağıtabilir. Ve vaadetmiştir, vaadini elbette yapacaktır. Kudret-i İlahiye noktasında gayet kolaydır. Eğer daire-i esbab ve hikmet-i Rabbaniye noktasında düşünülse, yine o kadar makul ve vukua layıktır ki; Eğer muhbir-i Sadık'tan rivayet olmazsa dahi, herhalde öyle olmak lazım gelir. Ve olacaktır diye ehl-i tefekkür hükmeder." (Mektubat, 411-412)
"Gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat herbiri üç vazifeden birisini bir cihette yapması itibariyle, ahir zamanın Büyük Mehdi ünvanını alamamışlar." (Emirdağ Lahikası, 260)
Bir nur zuhur edecek (ortaya çıkacak), bid'atlar zulümatını (dine sonradan girmiş hurafeleri) dağıtacak. Ben böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim (gözledim) ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lazım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz (hazırlıyoruz)".(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 189)
"Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri, yani Hz. Mehdi ve şakirtleri (talebeleri), Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sünbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 138- Kastamonu Lahikası, 72)
"Ümmetin beklediği, ahir zamanda gelecek zatın üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymetdarı olan iman-ı tahkikiyi neşr ve ehl-i imanı delaletten kurtarmak" (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sf. 9)
"...Risale-i Nur'un şahs-ı manevisini haklı olarak Hz. Mehdi telakki ediyorlar. O şahs-ı manevinin de bir mümessili, Nur şakirdlerinin tesanüdünden gelen bir şahs-ı manevisi ve o şahs-ı maneviden bir nevi mümessili olan biçare tercümanını zannettiklerinden, bazen o ismi O'na veriyorlar. Gerçi bu, bir iltibas ve bir sehivdir, fakat onda mes'ul değiller." (Tılsımlar Mecmuası, 201)
"Hz. İsa (AS) geldiği vakit, herkesin onun İsa olduğunu bilmesi gerekmez. O'nun yakınları ve ileri gelen kişiler, imanın nuru ile onu tanırlar. Yoksa açıkça herkes onu tanımayacaktır." (Mektubat, s. 54)
"Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir, Hz. Mehdi'ye namazda iktida eder, tâbi olur." diye rivâyeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kurâniye'nin matbuiyetine ve hakimiyetine işaret eder." (Şualar, 493)
"O zatın üçüncü vazifesi, Hilafet-i İslamiyeyi İttihad-ı İslam'a bina ederek, İsevi ruhanileriyle ittifak edip din-i İslam'a hizmet etmektir. Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakarlarla tatbik edilebilir. Birinci vazife, o vazifeden üç dört derece daha ziyade kıymetdardır, fakat o ikinci, üçüncü vazifeler pek parlak ve çok geniş bir dairede ve şa'şaalı bir tarzda olduğundan umumun ve avamın nazarında daha ehemmiyetli görünüyorlar." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s9
"Şimdi, Hz. Mehdi gibi eşhasın hakkındaki rivayatın ihtilafatı ve sırrı şudur ki: Ehadisi tefsir edenler, metn-i ehadisi tefsirlerine ve istinbatlarına tatbik etmişler. Mesela: Merkez-i saltanat o vakit Şam'da veya Medine'de olduğundan, vukuat-ı Hz. Mehdiyye veya Süfyaniyye'yi merkez-i saltanat civarında olan Basra, Kufe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler." (Sözler, 359)
"Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor." 9/TEVBE32 ayeti hakkında Bediüzzaman şöyle demektedir:
"Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli "lamlar" ve "mimler" ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi'nin Şakirtleri olabilir." (Şualar / 605)
Bu ayetin ebced değeri ise "1424-Miladi: 2004" tür. Mehdi önderliğinde İslam'ın hakimiyeti devrelerine işaret etmektedir.