Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: Mürşide Tabiiyet Farzdır
Islami Forum - Popüler Forum > İSLAMİ KONULAR > .·[ SORU-CEVAP ]·.
evvab_takva
Bismillahirrahmanirrahim:

Maide suresinin 35. âyet-i kerimesinde “Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler)! Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki; siz felâha erersiniz.” İşte Allah’a ulaştıracak vesileyi Allah’tan istemimiz gerekiyor. Bu vesilenin ne olduğu, bunun mürşidi mi ifade ettiği hakkında ise;

Nahl 9: “Ve sebîllerin (dergâhlardan Sıratı Mustakîm’e ulaşan bütün yolların yani mürşidlerin) tayini, Allah’ın üzerinedir. Ve ondan sapanlar vardır. Ve eğer O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.

Allahû Tealâ; mürşide tâbiiyetin bir hidayet vesilesi olduğunu, hidayetin onsuz gerçekleşemeyeceğini ifade ediyor. Yani hidayete ermek mürşidsiz gerçekleşemez. İnsan Allah’a ulaşmayı dilediği zaman hidayet üzere olur. Gideceği yer Allah’ın cennetidir. Ama böyle bir insanın (Allah’a ulaşmayı dileyen bir insanın) ulaşmaması mümkün değildir. Çünkü o Allah’a ulaşmayı dilediği için Allah ona mutlaka mürşid sevgisini verecektir. O mutlaka kendisinden razı olacağı bir mürşide Allahû Tealâ tarafından ulaştırılır. Mürşidini mutlaka sevecektir. Bu ise hidayetin 2. kesimidir.

Mürşide tâbiiyetle beraber ruh vücuttan ayrılarak o mürşidin dergâhına ulaşır. Yetmez, arkasından devrin imamının dergâhına ulaşır. Bu, o ruhun seyr-i sülûku için, yani Allah’a doğru diğer ruhlarla yapacağı yolculuk için, başlangıç noktasıdır. Sonuçta ruhumuz 7 tane gök katını aşarak Allah’ın Zatına ölmeden önce ulaşıyor. Bu ruhumuzun hidayetidir. Ve 3. kat cennet söz konusudur. Kişinin ruhu Allah’a ulaştığında 3. kat cennet…

Ayrıca her zaman okuduğumuz Fatiha suresinde bile Mürşide ulaşmamız gerektiği ifade ediliyor. Yıllardır okuruz ama neyi ifade ettiğini bilmeden okuruz hep. Ve iyyâke nestaîn(nestaînu). “Ve yalnız senden istiane isteriz.” Yani mürşidimizin kim olduğunu, yalnız Sana sorabiliriz. Ve yalnız Sen bize gösterirsin. “İstiane”yi istediğimiz makam sadece Allah. Ve istiane kelimesi burada Mürşidi ifade ediyor. Bu “istiane”nin gerçekten bu olduğunu nerden biliyoruz. “İstianeyi” senden isteriz ki bizi Sıratı Mustakîm’e ulaştırasın. O Sıratı Mustekîm ki, başlarının üzerinde nimet olanların yoludur.

1/FATİHA-6: İhdinas sırâtel mustakîm(mustakîme). (Bu istiane’n ile) bizi, SIRATI MUSTAKÎM’e (Allah’a ulaştıran yola) hidayet et (ulaştır).”

Sıratı Mustakîm; Allah’a ulaştıran yol. Başlarının üzerlerinde nimet olanların yoludur.

1/FATİHA-7: Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn(dâllîne).
O (SIRATI MUSTAKÎM) ki; (başlarının) üzerlerine (Devrin İmamı’nın ruhunu) ni’met olarak verdiklerinin yoludur. Üzerlerine gadap duyulmuşların ve dalâlette kalmışların (Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin) yolu değil.

İşte “istiane” kelimesi ile insanın başının üzerindeki nimetin oluşması birbirinin arkasından gelen iki tane husus birbiri arkasından gerçekleşir. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse Allah ona mutlaka, hacet namazı kılıp da Allah’tan sorduğu takdirde, mürşidini gösterir. O kişinin kalbinde mürşidine ulaşma arzusu bütün boyutlarıyla teşekkül eder. Ve gider tâbî olur. Hangi mürşide tâbî olursa olsun onun tâbiiyeti ile beraber başının üzerine devrin imamının ruhu ulaşır ve yerleşir.

Öyleyse mürşide tâbiiyet Allahû Tealâ tarafından burada kişisel bir talebin tabiî neticesi olarak gözüküyor. “İyyâke nestaîn - yalnız sana kul oluruz” ifadesinin devamıdır. Allah’a kul olabilmek için önce Allahû Tealâ’ya ulaşmak dilenir. Allah’a ulaşmayı dileyen kişiye mutlaka mürşid sevgisini Allahû Tealâ oluşturacaktır. Allahû Tealâ tarafından o kişinin kalbine mürşidi Allah’tan talep etme, talebi gerçekleştirme isteği verilir. Kim Allah’a kul olmayı dilerse Allah onun kalbine mürşide ulaşma konusunda bir istek koyar. Bunun üzerine kişi hacet namazını kılarak Allah’tan “istiane”yi ister.

Bu “istiane”nin istenmesi nasıl bir şey? Bunu bir namazla istememizin gerektiğini söylüyor Allahû Tealâ. Bakara Suresinin 45 ve 46. âyetlerinde:

2/BAKARA-45: Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne).
(Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah’a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.
2/BAKARA-46: Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).
O (huşû sahipleri) ki; onlar, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.

Allahû Tealâ buyuruyor ki: “Sabırla ve namazla” bu namazın adı hacet namazıdır.

Ayrıca mürşidsiz Allah’a ulaşılamayacağını da Rahman Suresinin 33. âyet-i kerimesinde “Ey insan ve cin topluluğu! İçinizden hanginiz, şu göklerin çapını aşabilir (de Allah'a ulaşabilir?) Hiçbiriniz yapamazsınız; ancak bir sultanla. “ Sadece bir sultan ile bir vasıta ile Allah’a ulaşabiliyoruz. Mürşide tâbiiyetin farz oluşu ile ilgili diğer âyetlere geçiyorum:

Kehf 17 : “..…. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah’a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.”

Bu âyetin arapçasında, Arapça metninde “veliyyen mürşidâ” olarak geçiyor. Yani veli mürşid demek anlamı.

TAHA 123 : “(Allahû Tealâ şöyle) dedi: "İkiniz oradan (aşağı) inin! Hepiniz (şeytan ve siz), birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetçime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz."

Tüm devirlerde yaşayaşan insanların hidayeti Allah’ın tayin ettiği hidayetçi vasıtasıyla gerçekleşiyor. İnsanlar yaşadığı devirde mutlaka Allah’ın hidayetçileri ile muhatab olurlar bu hidayetçiye (mürşid, resul, imam, nezir, sultan, hepsi aynı kapıya çıkar) tâbi olmak farz kılınmış. Bu âyet gereğince. Ayetin sonunda “O zaman kim hidayetçime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz." Tâbi olmak için mutlaka Allah’a ulaşmayı dilemek gerekiyor. Zaten hidayetçi mürşid kendisine değil, Allah’a ulaşmaya davet eder. Allah’a ulaşmayı dilemesini söyler herkese.

Ayrıca bu hidayetçi mürşid, ne devletin verdiği bir yetkiye ne önceden kalan vekalete, ne de kendi ilmi bilgisi tahtında o makama gelir. Tayin işi tamamen Allah’ın üzerinedir. Nahl 9’ a tekrar bakarsak :

Nahl 9: “Ve sebîllerin (dergâhlardan Sıratı Mustakîm’e ulaşan bütün yolların yani mürşidlerin) tayini, Allah’ın üzerinedir. Ve ondan sapanlar vardır. Ve eğer O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.”

Demek ki sebillerin tayini ve tespiti Allah’ın üzerinedir. O sebiller (yollar) vasıtasıyla Allah insanları hidayete erdiriyor. Ancak o yoldan sapanlar da var. Yani mürşide tabiiyetten sapanlar da var.

32/SECDE-24:”Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık ve sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk’ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için.”

Demeki hidayete erdirme görevi Allah’ın tayin ettiği imamlara verilmiş. Bu imamların bu âyete göre 3 özelliği var:

1- Allahû Tealâ ona emir vererek oraya gelmiştir, Allah’tan emir almıştır.
2- Görevi insanları hidayete erdirmek,
3- Sabır sahibidir ve âyetleri en üst seviyede bilir.

Ayetleri bilmeleri için Arapça bilmeleri gerekmiyor. Arapça bilmeyen kişiyi de Allahû Tealâ vazifelendirip irşad makamına getiriyor. Zaten bütün kavimlerde şu an Allah’ın resulleri yaşıyor. Onlar arap değil ve kendi ülkelerinin lisanını konuşuyor. Âyetleri Allahû Tealâ onlara öğretiyor. Onlar da insanların hidayeti için etrafındaki insanlara öğretiyor.

Cin Suresinin 14. âyetinde: “ Muhakkak ki; bizlerden Allah’a teslim olanlar da var, (kalpleri) kasiyet (bağlamış) olanlar da var. Kim (Allah’a) teslim olmayı dilerse, mürşidini arar.” Evet Allah’a teslim olmak (ruhu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmak) için mürşidin aranması gerekiyor. Nasıl? Hacet namazı ile inş.

Mürşide tâbiiyet ile ilgili hadîsler de var elbette. Peygamber Efendimiz (S.A.V) diyor ki : “Benden sonra peygamber gelmeyecek, benden sonra imamlar (halifeler) gelecektir. Kim onlara tâbi olursa bana tâbî olmuştur. Kim onlara asi olursa bana asi olmuştur.” Başka bir hadisinde ise “Kim kendi yaşadığı devirdeki hidayetçisine (imama) tâbî olmazsa onun ölümü cehalet ölümüdür.” Yine Sahabe soruyor: “Ey Allah’ın Resûlü Biz dinimizi senden öğrendik bizden sonraki nesil dinini kimden öğrenecek? O da diyor ki s.a.v efendimiz; Benim sahabem gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine tabi olurlarsa hidayete ererler.”

Bu arada yeri gelmişken söyleyelim bütün sahâbe mürşid olmuş. İrşad makamına kadar gelmişler. Ensara da muhacirine da tabi olunduğunu Tevbe Suresinin 100. âyet-i kerimesi söylüyor. Konuları biz özellikle hadislerle değil de âyetlerle anlatıyoruz ki tartışmaya mahal vermeyelim. Yani bazı hadisler var uydurma hadis bazıları sahih hadis. O yüzden biz özellikle âyetlerle konularımızı ispat etmeye çalışıyoruz.

Konuları toparlayacak olursam, Allahû Tealâ her insanın hidayete ermesini istiyor. Ve insanların hidayetini, Allah’a davet etme yetkisi ve görevini her kavme gönderdiği resullerine, hidayetçilerine veriyor. İşte bu resuller insanları şeytanın hegemonyasından kurtarıp Allah’a kul olmalarının vasıtalarıdır.

NAHL 36 : “Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah’a ulaşmayı dileyerek) Allah’a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye, Onlardan bir kısmını, (Resûlün daveti üzerine Allah’a ulaşmayı dileyenleri) Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).

Sonuç olarak, kişi gerçekten Allah’a ulaşmayı dilemişse Allahû Tealâ onu mutlaka mürşide ulaştıracağının garantisini de veriyor. Allah’a ulaşmayı dileyen kişi mutlaka Allah’a ulaşır. Kendisi ulaşmaz. Allah onu Kendisine ulaştırır.

Allah razı olsun.


Zemahşeri
İnandığınız şeyleri ne güzelde kılıfına uyduruyorsunuz.Kılıf olarak da kuranı kullanmanız ne kadar hüzün verici.Tevil yapa yapa mürşidi olmayanı dinden çıkartınız nerdeyse.Malesef bu tip aşırılıklar bizim tasavvuf konusunda iyiniyetli düşünmemize engel oluyor.Bunun müsebibleride siz ve size bu tip şeyleri öğreten hocalarınızdır.Ne kadar anlatsakda sizin için farketmicektir ama susmadan da edemiyorum.Hani fuzuli demiş ya "anlatsam faydası yok, sussam gönül razı değil" işte o hesap!!
evvab_takva
Zemahşeri kardeşim Allah'ın selamı üzerinize olsun. Allah'a gönül vermiş kişiler olarak siz de öyle olmanız nedeniyle sevgi ve muhabbetlerimi gönderiyorum. Allah sizden razı olsun.

Allah Teala bize bir emanet vermiş. Bu emanet biliyoruz ki ruhumuz. Ruhumuzu Allaha hayatta ike ulaştırmak bir çok ayette üzerimize farz kılınmıştır. Örneğin; ircii ilâ rabbike (Rabbine geri dön - Fecr 27,28,29) ayeti bunlardan sadece bir tanesi. Bu sebeple Allah teala, Allah'a ruhumuzu hayatta iken ulaştırabilmemiz için mutlaka mürşide tabi olmayı emrediyor. Ve mürşidlerin bulunduğu yerlere sebil adını vermiş. Ve bu sebillerin tayini Allah'a aittir buyuruyor (bkz. Nahl 9). Allah Teala bu vesileyi Allahtan istememizi de maide 35'de (vebteğu ileyhil vesilete) emrediyor. Mürşidsiz Allah'a ulaşılamayacağını da rahman 33'de ifade ediyor: “Ey insan ve cin topluluğu! İçinizden hanginiz, şu göklerin çapını aşabilir (de Allah'a ulaşabilir?) Hiçbiriniz yapamazsınız; ancak bir sultanla. “

Peygamber efendimiz de bütün peygamberler de mutlaka mürşidlerine tabi olmuştur. Onların mürşidi cebrail a.s'dır. Peygamber efemdimiz s.a.v: "Eğer mürebbim olmasaydı Rabbime arif olamazdım" buyuruyor.

Bütün sahabe fetih suresinin 10. âyeti gereği mürşidleri olan peygamber efendimize tabi olmuştur. Sahabeden sonraki nesil de ensara ve muhacirine tabi olduğunu Tevbe Suresinin 100. âyeti söylüyor. Bütün sahabe mürşid olmuş ve onlara tabi olunmuştur.

Öyleyse mürşide tabiiyetin farz olmasının sebebi Allah'a ruhumuzu ulaştırabilmemizde vesile olması nedeniyledir. Tüm insanlar Allah'a ulaşmayı dilemedikçe asla ve asla cennete giremiyor. Yunus suresi 7 ve 8. âyetleri bunu çok net olarak söylüyor. Mürşidsiz hidayete eremeyeceğimizi de kehf suresinin 17. Ayeti bizlere söylüyor. Ayetin sonundaki "veliyyen mürşida" ifadesi de çok açık. Zemahşeri kardeşim bunlar yorum değil ayetlerin bizatihi kendisi.

Bir insan mürşide tabi olmadığı için değil Allah'a ulaşmayı dilemediği için cehenneme giriyor. Mürşide tabiiyet Allah'ın yolunda 2. safhadır. Allah'a ulaşmayı dilemeden kişi hangi mürşide tabi olursa olsun onların da gireceği yer cehennemdir. Çünkü Cehennme gitmenin tek bir sebebi var. O da Allah'a ulaşmayı dilememek. Yunus Suresinin 7 ve 8. ayetlerine tekrar bakınız inşallah.

Allah sizden razı olsun. Sevgi ve hürmetlerimle...
al_ghaasheyah
es-selâmu aleyküm

bilmeyene ve bilmediğine hücüm eden'e ne denilebilir ki !
daha neler duyduk okuduk . kutb-u medar'a (rahmetullah-i tealâ ecmain ) homoseksuellikle bile ithamda bulunan LAR gördük bu en değerli sermayemizi heder eden İNTERNETTE ......
ism-i Şehid c.c. şahiddir .......

es-selâmu alâ meni't tebea'l huda

sure-i et Taha 47

ves-selâm
MoqavemaT
Ya Hu daha bıkmadınızmı.....


Birileri mürşide tabi olmanın farz bazıları ise şirk olduğu söylemekte her iki tarfta kendisin kuran ve sünnetle kanıtlamaktadır.


Bu tür meselleri neden ahirete bırakmıyorsunuz. İnsanları aşırılıktan sakındırmak terine neden doğru bildiklerin ve sözde kurana sünnete göre kanıtladıklarını szöde kurana ve sünnete göre yalancı çıkarmaya çalışıyorsunuz.


Bu bence ufak bir ihtilaf, her işimzi böyle olursa,daha neler neler var. O farz bu şirk obidat bu bdar, her iki tarafta birbirini bidatle suçluyor, kafirlikle bile itham edneler var..


rabbim her iki tarafada hidayet nasip etsin inş...

Ve en güzel örnek, Hz Musanın mucizlerini, halkına getirdiklerinide değilde, asasının hangi ağaçtan yapıldığını tartışan alimciklerden, Ruslar afganistana girdiğinde, namazda oturup ettehiyati okurken şehadet parmağı kalkarmı kalkmazmı diye tartışan alimciklerden bir farkınız yok.

Bir kaç ayeti hadisi kendinize göre tevil edip, bir kaç aliminizin lafını alıp gelip burada fetvalar yayınlamak ne kadar doğru acaba. Demekki İmamız Azam bile yanlış yapmış ne ugraşıyorsun baksana milelt zaten kendi dinini kendisi çözmüş sen niye oturupta ictihad yaptın, asrın ictihadcıalrı burda...


O şirk bu bidat, o bilmemne....


elbette islamda temel şeyler var, kruan-ı Kerimde herkezin anlayıp yorumlayabileceği ayetler var peki ya hepsimi, yani meal okumayı bilen herkez kendi dini yorumunu yapıp fetvasını çıakraiblirmi, o zaman mezhepler nerden çıktı, neden uyuyoruz, imamalrımız boşunamı yaşadıalr o zaman. Şu rezalete bak.........


Herkezmi ulema oldu yoksa ulem yok diye boşluktanmı faydalanıyoruz.
müzdelife
mürşide tabi olmak farz da deil şirk de deiL

Siz bu konularla oyalana durun ben kahvemi içiyim smile.gif
nasreddinhoca
Mürşide uymak, farz değil, vacip değil, sünnet değil amma matlubdur...
İmam Rabbani öyle diyor, matlub...
Bu basit görünüm sadece metinlerden oluşur. Resim ve Daha Fazla Bilgi Görmek İçin Forumun Normal Haline Geçmeniz GerekmektedirBuraya Tıklayın.
Invision Power Board © 2001-2009 Invision Power Services, Inc.