Atabeyler”, “Sauna”, “Şemdinli” gibi sofistike olaylarda rol alanlar da onlar; duyguları tahrik edilerek piyasaya sürülmüş yeni yetme gençlerin arkasında duranlar da.
Ulusalcı denen güruhun bir olumlu projesine, çalışmasına, müspet hareketine şahit olan var mı? Bütün yaptıkları tahrikten, ayrıştırmadan, toplumun farklı kesimlerini germekten ibaret.
Provakatif eylemlerin, sosyal çatışmaları ateşleyecek “kurgu”ların bir tarafından mutlaka onlar çıkar. Mersinde çocuklara 3-5 lira vererek bayrakları yere çaldıran, sonra da bayrak sevgisini kullanarak milleti ayağa kaldıran onlardır…. Diyarbakır’da, Batman’da sokak çocuklarına, korucu çocuklarına polis araçlarını taşlattıran, dükkânları kundaklatan yine onlardır. Atatürk büstlerini kırarak infial oluşturan meczupların arkasında da bunlar vardır.
Güya milliyetçidirler, ihtiyaç duyduklarında milli söylemleri öfkeyle haykırırlar. Ancak Ermeni kökenli bir rektörün tarihi eser kaçakçılığını, bulunduğu bölgede Ermeni varlığını ihya çalışmalarını görmezden gelirler, hatta destek verirler. Müslüman adı taşıyan, Atatürkçülüğün arkasına saklanarak milletin değerlerine sürekli küfreden bir başka rektörün Ermeni olduğu itirafını duymazlar bile. Ama, Ermeni diasporasının rahatsızlık duyduğu, uzlaşmaya açık bir Ermeni aydının öldürülmesinin altından bunlar çıkar. Zira bu cinayetin ülkeyi dışarıda sıkıntıya sokma ve içeride germe potansiyelinin farkındadırlar.
Memleketin sinirlerini ele geçirmiş kripto ecnebiler gündemlerinde yoktur. Kürtleri aşağılayıp ırkçılık duygularını kabartırken, G. Doğudaki toz, silah, mazot kaçakçılığının kimlerin himayesinde ve nasıl yapılabildiğini sorgulamazlar. Onların derdi “ulusun bütünlüğü”, “milli müdafaa” filan değildir. Amaçları ulusalcılık değneğini her yere sokarak ortalığı bulandırmak, milletin huzurunu kaçırmak, ulusu müdafaa edilemez hale getirmektir. Sosyal barışı tehdit eden, tahrik ve tezgah kokan her eylemin arkasından bunlar çıkmaktadır.
Kimdir bu Ulusalcılar?
Ulusalcılık bir parti değildir. Zira siyaseten birbirine rakip olması gereken (marjinal) pek çok parti ve lideri bu kimlik altında barınabilmektedir. Milli duygularla safça hareket eden kimseler de değildirler. Çünkü; içlerinde bütün siyasi yelpazeleri dolaşmış, her “İP” te oynayan kimseler vardır. Dün terör örgütü liderine çiçek verdiği halde bu gün devletçi kesilenler vardır. Dün rejimin başına bela görülen Maocu, milli nizamcı, tarikat şeyhi; bir kısım emeklilerle “devlet adına!” cephe oluşturabilmektedir.
Birisi dokunulmazlık garantisi almış! gibi, ana muhalefet lideri havasında meydanlarda haykırmakta, tahrik dolu konuşmalar yapmakta, TV’sini silah olarak kullanmaktadır. Caminin önünden geçmemiş, hayatı dindarlara küfürle dolu bazıları Müslümanlığın hamisi kesilebilmektedir. Bir başkası katedralde büyümesine, iki evliliğini de ecnebi kadınlarla yapmasına ve çocuklarına ecnebi isimleri vermesine rağmen “İslam’ın yılmaz savunucusu”, “misyonerlik düşmanı” olarak ekranlarda boy göstermektedir.
İçlerinden tetikçi de çıkıyor, asker de… emekli de çıkıyor, provokatör de, siyasi parti lideri de… Tarikatçı, Maocu, ülkücü, milli görüşçü, emekli asker; nasıl oluyor da çok farklı kulvarda ki bu adamlar aynı çizgide buluşabiliyor?
Ülke sevgisi mi?
Asla… Zira ulusu-devleti koruma adına yaptıkları bütün eylemler toplumu bölmeyi, devlete itibar kaybettirmeyi netice vermektedir. Ortalığı karıştıran her hadisenin arkasından, “suçlularla aynı fotoğraf karelerinden” hep bunlar çıkmaktadır. Ulusalcılık adına ulusun canına okuyan, devleti koruma adına devlet çarkına habire çomak sokan bunlardır.
Niye Trabzon? Sorusunun cevabı Trabzon’da konuşlanmış şeyhin ulusalcı tarikatında, tahrik edici yayınlarında ve derin bağlantılarında saklı olabilir.
Bu kesimin son iki yılda uyguladıkları bütün senaryolar sonuçsuz kalmıştır. Ülkeyi germe, toplumun farklı kesimlerini birbiriyle vuruşturma, kaos ve kargaşa oluşturma amacına ulaşamamışlardır. Ne Kürt vatandaşları harekete geçirebilmişler, nede ülkücü gençliği kendilerine taban yapabilmişlerdir. Bahçeli’nin sağlam duruşu MHP’lilerin kullanılmasını engellemiştir. Kandırılmış Kürt çocuklarının ve kadrolu piyonların dışında kendilerine malzeme bulamamışlardır. Başarısızlıklarına ve çuvallamalarına rağmen “Ulusal Karıştırıcılar”ın ve arkasındakilerin rahat durmayacaklarından emin olabilirsiniz. Yeni yöntemlerle karıştırma denemelerine devam edeceklerdir.
MHP’nin, kargaşa ortamına çekilememiş olması bu kesim için “Radikal Türkçü” yeni bir parti ihtiyacı doğurmuştur. Böyle bir parti ne kadar oy alabilir demeyin. Maksat oy almak değil. Bu parti bir mikser görevi görecek. Kürtleri tahrik edecek, aşağılayacak, Türkleri “memleket elinizden gidiyor” diye provoke edecek, toplumu gerecek. Zira “ulusalcıları kontrol edenler” hedefledikleri şeyi tam gerçekleştiremediler. Kürt-Türk Çatışmasına, ayrışmaya neden olacak ortam hazırlanamadı. Mücadele PKK ile devlet arasında kaldı. Oysa Türklerin Kürtleri ezdiği, dışladığı, varlıklarına kastettiği konusunda dünya kamuoyunu ikna edecek malzemelere ihtiyaç vardı. Bu malzeme elde edildikten sonra BOP çerçevesinde hedeflenen bölünme gerçekleşecekti. Ancak feleğin çemberinden defalarca geçmiş millet basiretiyle tezgâhları çözdü ve zokayı yutmadı.
Bu ortamın hazırlanması için en uygun manivale ulusalcılar, Türk ve Kürt kafatasçılardır. Vatanın bütünlüğünden, devletçilikten, Türkçülükten bahsedenler nasıl vatanı bölmek için kullanılabilir diyorsanız; 1980 öncesinde ABD’ye, burjuvaziye küfredenlerin (ülkeyi kaosa sürükleyip bir müdahale zemini oluşturabilmek için) bizzat ABD tarafından desteklendiğini, silahlandırıldığını hatırlayın.
Daha önceki yazılarımda da ifade ettiğim ABD- PKK- ULUSALCI üçgeni ve ilişkileri bazılarınca yadırganmıştı. 3. Dünya ülkelerinde, Afrika’da çıkarılan iç savaşları, çatışmaları biraz inceleyenler, “tarafları silahlandırıp çatıştırarak ülkeyi zaafa uğratma”, “kucağına düşürme” taktiğini Batı’nın sıkça uyguladığını bilirler. ABD ve onların “derin yapılara hükmeden kripto ortakları” açısından PKK’nın ve ulusalcıların aynı hedef doğrultusunda kullanılması gayet verimli, temiz bir iştir. Mumcu ve Hablemitoğlu’nun öldürülmesinin nedeni bu girift ilişkileri aralamaya çalışmalarıdır.
Başbakan ülkede derin devletin olduğunu deklere etti. Ancak Türkiye’deki derin devletin “gayrı milli”, “kripto ecnebilere dayalı” bir yapı olduğunu ifade ed-e-medi. Ulusalcı denen kesimin de bunların kullandığı malzemelerden birisi olduğunu söyleyemedi. Belki de böyle olduğunu bilmiyor ve böyle düşünmüyordur.
Yusuf GEZGİN