Zafer Üskül ile Nuriye Akman'ın röportajının ilgili bölümü:
Genelkurmay başkanlarının siyasilerle polemiğe girmesi nasıl önlenir?
Genelkurmay başkanlarının Türkiye'de siyasal konularda açıklama yapması Askerî Ceza Kanunu'na göre suçtur. Ama bu önlenemiyor. Bunu sadece hukuk kurallarını, kurumların yapısını yeniden düzenleyerek başarmak mümkün değil. Ama onun da yapılması lazım. Bunu yapmadan da o zihinsel dönüşümü gerçekleştiremezsiniz.
MGK'nın yapısında epeyce bir değişiklik oldu. Uygulamada ne değişti?
Görünürde bir değişiklik yok. Zaten TSK'yı temsil eden kişiler de bu tür değişikliklerin özde bir şey değiştirmeyeceğini söylediler. Fakat burada askerleri eleştirirken, sivilleri çok da masummuş gibi görmek yanlış. Bizim geçmiş dönemlerde siyasal iktidarlarımız askerle iyi geçinme adı altında sahip oldukları iktidarın bir bölümünden kolaylıkla vazgeçebilmişlerdir. İktidar bölünmüştür Türkiye'de. Bir bölümünü seçilmişler, bir bölümünü atanmışlar kullanır. Ben çok şaşırmışımdır, neden bu kadar uğraşırlar siyaset yapmak için, iktidar olmak için?
Değil mi, nasıl olsa kullanmayacaksın!
Nasıl olsa kullanmayacaksın! Ha o zaman iş neye geliyor: Kullanabildiğim alanda çevremle birlikte rahat yaşamanın yoluna bakayım! İktidarın yarattığı gücün tadına varayım. Devlet rantını yandaşlarımla bölüşeyim! Bunu aşmak zor. Çünkü siyasetçi korkuyor. Korkmakta haksız da değil. Kaç darbe oldu, Türkiye ne yazık ki darbecileri yargılayamadı.
Bir öneriniz daha var: Genelkurmay, Milli Savunma Bakanlığı'na bağlansın.
Hükümetlerin hizmet alanı geniş. Bakanlıklara bölünmüş. Onun altında da bürokrasi var. Milli savunma hizmetinin milli eğitimden, bayındırlıktan, enerjiden farklı bir yanı yok. Niye orada farklı bu örgütlenme olsun? Bütün bakanlıklarda bürokrasi bakana bağlı iken askerî bürokrasi başbakana bağlı, Milli Savunma bakanına değil. Gelişmiş demokrasilere bakıyorsunuz, hiçbirinde böyle bir şey yok.
Anayasa'ya göre Genelkurmay, başbakana karşı sorumludur; ama ona bağlı değildir.
Anayasa Mahkemesi'nin bir yorumu var: Genelkurmay başkanı başbakana karşı sorumludur. Ama kararlarını kendi adına, kendisi alır, diyor. Siyasi iktidarın yapmadığı bir siyasi tercihe dayalı olarak bürokrasi karar alabilir mi? Bu, demokratik sisteme aykırı. İşte Milli Savunma Bakanlığı'na bağlandığı zaman hükümetin genel politikası hükümet içinde belirlenecek. Milli güvenlik politikası, milli savunma politikası, milli eğitim politikası, sağlık politikası. Her bakan kendi alanı ile ilgili politikaları kendisi de politika geliştirerek bakanlığına bağlı bürokrasi eliyle bunu hizmete dönüştürecek. Bunu yapabilmek için Milli Savunma Bakanlığı'nın da öbür bakanlıklar gibi örgütlenmesi lazım. Dolayısıyla Genelkurmay başkanının da Milli Savunma bakanına bağlı olması lazım.
Ya MGK?
Milli Güvenlik Kurulu da doğru bir yapı değil. Milli güvenlik politikasının oluşturulmasında yani Anayasa'nın sözüne bakarsanız yardımcı bir kuruluş. Görüş belirtiyor. Görüş her zaman alır hükümet çalıştırdığı insanlardan, bürokratlardan. Şimdi sağlık bakanının Sağlık Bakanlığı'nda çalışan personelden tamamen bağımsız, tek başına politika geliştirdiğini söylemek mümkün olabilir mi? Milli güvenlikte nasıl oluyor? Üstelik milli güvenlik, milli savunmadan farklı bir kavramdır. Milli güvenlik sadece dış saldırılara karşı savunmadan ibaret değildir. Su, yarın milli güvenliğin önemli bir unsuru haline gelecektir. Enerji öyledir. Çevre meseleleri öyledir. Dolayısıyla hükümet istediği danışma kurullarını kendisi kurar. Anayasayla olmaz bu. Dolayısıyla MGK'yı anayasal olmaktan çıkartmak lazım. Siyasi iktidar bir kanun çıkartır. Bu politikaları oluşturmak için kimden nasıl görüş alacak, bunu belirler. Mesele biter.
Şimdi biraz durum hafifletilmedi mi?
Ama asla kabul edilmesi mümkün olmayan bir yapı var hâlâ. MGK bir karar alıyor, bunu hükümete bildiriyor. Ama MGK Genel Sekreterliği bunların uygulamasını takip ediyor. Ki MGK Genel Sekreterliği tamamen askerî bir yapılanmaya sahip.
Ama MGK'da bakanlar da var, o kararlara imza atıyorlar.
Var tabii. Yani bazı şeyleri siyaseten de anlamak mümkün değil. Necmettin Erbakan belki bu kuruma karşı olan siyasetçilerden birisiydi. Türkiye'de gelmiş geçmiş bütün hükümetler içerisinde Türk Silahlı Kuvvetleri'ne en fazla yetkiyi veren de onun hükümetidir.
Kendi ölüm fermanını kendisi imzaladı.
Evet. Bunu niye yaptı, ona sormak lazım. O da ayakta kalabilmenin yollarını böyle arıyor. Hep askerle uzlaşarak yönetmek gibi bir anlayış var. Halkla uzlaşarak değil. Halktan aldığım yetkiyi kullanırım, demiyor siyasetçi.
Seçime kadar bu konuda AKP'nin bir atak yapmasını bekleyemeyiz. Değil mi?
Valla ne yaparlar bilmiyorum. Siyasetçiler kendileri gibi düşünmeyen bir iki danışman bulundurmalıdır yanında. Bundan çok yarar elde edebilirler. Çünkü kendileri gibi düşünen danışmanların eğilimi genelde her şey çok iyi gidiyor demektir. Hayır, diyebilen danışmana ihtiyaçları var diye düşünürüm. Ama siyasetçiler böyle danışmanları sevmiyor.
Hayır, diyen danışmanı bulmak kolay da, 'hayır' demeye devam etmesi zor.
Eğer akıllı bir siyasetçiyseniz, birisi hep 'evet' demeye başlamışsa sen biraz kenara çekil, ben 'hayır' diyecek başkasını bulacağım, diyebilirsiniz.
On yıl sonraki raporun bugünkünden farkı ne olurdu?
Burada yer alan sorunların önemli bir bölümünün çözülmüş olduğunu tespit ederdik, diye düşünüyorum.