ALINTI
erkan oğur/bülbülüm altın kafeste
bülbülüm altın kafeste
öter aheste aheste
ötme bülbül yarim hasta
ah neyleyim şu gönlüme
hasret kaldım sevdiğime
ben sana aldanamam yarim ben sana dayanamam..
bülbülleri har ağlatır
aşıkları yar ağlatır
ben feleğe neylemişim
beni her bahar ağlatır
ben sana aldanamam yarim ben sana dayanamam
bu eseri bende çok severim
bende siyahal dan ;
ne feryad edersin divane bülbül
senin bu feryadın
gülşene kalsın ,,, adlı eseri dinliyorum
Bulbul ne bülbülmüş ki
divan edebiyatında adı sıkça (bulbul i şeyda) şeklinde kullanlmıştır
bulbul kasidesi
pervâz olup uçar mısın,
deniz deryâ geçer misin?
bencileyin nâ-çâr mısın?
sen de hâlin söyle bülbül.
buna ilaveten;
mehmet akif ersoy üstadımızın suallerine mazhar olmuştur.
eşin var aşiyanın var baharın var ki beklerdin
kıyametler koparmak neydi ey bülbül, nedir derdin
Neden öyleyse mâtemlerle eyyâmın perişandır,
Niçin bir katrecik göğsünde bir umman huruşândır?
Hayır mâtem senin hakkın değil... Mâtem benim hakkım;
Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım.
Tesellîden nasîbim yok, hazan ağlar bahârımda;
Bugün bir hânumansız serserîyim öz diyârımda.
Ne hüsrandır ki: Şark'ın ben vefâsız, kansız evlâdı,
Serapa Garb'a çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı!
Hayalimden geçerken şimdi, fikrim hercümerc oldu,
Salâhaddîn-i Eyyûbî'lerin, Fâtih'lerin yurdu.