Yardım - Ara - Üyeler - Takvim
Normal Forum Görünümü: RİSALELERİ ANLAMA TEKNİKLERİ :
Islami Forum - Popüler Forum > İSLAMİ KONULAR > .·[ NURDAN DAMLALAR ]·.
Hakikat
ANLAMA TEKNİKLERİ

Elinizdeki yazıda, Külliyatı (1) kavramaya yönelik birkaç teknikle tanıştırılacaksınız. Öğrenmek için, önemsemek değişmez bir şarttır.

1) Mâna ve Öz

Kâinatta anlam sancakları dalgalanıyor. Biliyorsunuz ki her şeyin –cüz'î olsun, küllî olsun- mutlaka mânası var. Fakat eseflidir ki mânasını çözemediğimiz hiçbir bilgiyi zihin sayfalarına yazamadık. Kitaplar ve bu eserler de böyledir. Belki sayfalarını ve kelimelerini okuduk, şairane hisler hazzettik; ama eğer anlamını çözemediysek, kesinlikle öğrenemiyoruz.

Öyle ise, ilk ve değişmez gayeniz, okunan kelime ve anlamlara odaklanmaktır, kilitlenmektir.

Örnek: Okurken, Sahil-i Selâmet gibi bir tümce gördünüz. Bunun anlamı nedir?

Anlamı: Sahil-i Selâmet, Selâmet Sahili demektir. Yani ayaklar sahile basıyor, selamete ulaşıyoruz. Öyle ise, deniz tarafı küfürdür; sahil tarafı ise, imandır. Öyle ise, küfür tarafında boğulmak ihtimali var. Dikkat edin: Külliyatta küfürdekiler için sıklıkla boğulmak kelimesi kullanılmıyor mu?

Öneri: Çırpınışımız budur: Mânaları anlayacağız ve netleştireceğiz; çünkü eserlerin müellifi hayatını âdeta mânalara adamıştır. Şu söz müellife aittir: 'Özü bulamayan, kabukla meşgul olur.'

2) Cisim ve Hareketleşme:

Eserlerin önemli bir özelliği akla seslenmeleridir. Akıl planında, anlamaya hız veren yol, okunanı hayalde resme ve filme çevirmektir. Kısaca, okunanı hayal etmektir.

Örnek: Şualar ve Yedinci Şua'dan alıntı: ‘Sonra dağlar ve sahralar, seyahat -ı fikr iyede bulunan o yolcu yu çağır ıyorlar: ‘ Sahife lerimizi de oku!' diyorlar.'

Örneğin açıklaması: Takip edersek: 1. Fikrî düşünüş, bir seyahate benzetilmiş. 2. Öyle ise, fikren düşünen o kişiye yolcu denilir. 3. Dağlar ve sahralar, dile gelmişler, o yolcuyu çağırıyorlar, konuşuyorlar. 4. Dağ ve ovalar, ‘Sahifelerimizi de oku!' demekle, bir kitabın sayfaları olduklarını ima ediyorlar. 5. Öyle ise, dağlar ve sahralar kâinat kitabının sayfaları olarak konuşuyorlar. 6. Hem de dost olduklarını gösteriyorlar.

Kısacık yerde çok anlamlar var.

Öneri: Bilgileri arttırmak (2) ve hayal kurmakla (3), derin anlamlara ulaşacağı açıkça görülüyor. Eğer okunanları cisim ve hareket içinde düşünürsek, birçok zor konudan perde kalkacağını ve anlayıvereceğimizi bizzat görürüz.

Uyarı: Bu ikinci maddedeki esası, her harfin işareti ve her kelimenin hayali ve her cümlenin filmi ve her paragrafın amacı ve paragraf ilişkileri ve temsilî hikayeler ve daha büyük parçalar için uygulamaya çalışın. Okudukça, hayal dünyanızda gerçekleri keşfetmeye başlayacaksınız. Neticede, okuma isteğiniz artar, okuduklarınız hafızanızda kalırlar, hakikatlere hayal yolculuğuyla daha çabuk ulaşılır.

İkinci uyarı: Her hayalde, gerçeğin çekirdeği yerleştirilmiştir. Eserler, hayal kitabı değiller; fakat insanın her letâifinin olduğu gibi hayalin dahi kitaplardan nasibi var.

Öneri: Alışkanlığa dönüşmeyen eylem, git gide unutulur ve terk edilir. Bu başlık altına alınan esası, bir alışkanlık olarak kazanmalısınız.

Temenni: Şu başlık ve bu yazıdaki esasları daha açmak ve hem de önemini göstermek için, ayrı makaleler şeklinde ve hem de geniş örneklerle arz etmeyi içtenlikle istiyoruz ve düşünüyoruz.

Sevgilerimizle..
Hakikat.

(1) Risale-i Nur Külliyatı; Bediüzzaman Said Nursî.

..: Devam edecek :..
Hakikat
3) Müellifin Üslubu

Bir kitabın üslubuna alışmak, onu anlamanın ilk yollarındandır. Üslub, kalıptır. Örneklerle açıklayalım:

‘Hiç mümkün müdür ki,' ‘Öyle ise,' ‘Hem mesela,' ‘Demek,' gibi tekrarlanan tümceler , üslubun işaretidirler. ‘Kitab-ı kebîr-i kâinat,' ‘Sahil-i Selâmet,' ‘Hâlık-ı Zülcelâl,' gibi devrik tümceler dahi üslubu oluşturuyorlar.

Öneri: Kitapta geçen kalıp yapılar, üslubu oluştururlar. Örnekler, saymakla bitmez. Bizim meselemiz, bu üsluba alışmaktır. Ve meselemiz her kitap için geçerlidir. Üslubu kabullenin ve alışın, hattâ mümkün oldukça kullanın.

İşaret: Üsluba alışan, müellifinki gibi cümleler kurabilir.

Ek: Üç çeşit üslub var: 1. Âlî üslub. 2. Soyut üslub. 3. Ziynetli Üslub.

4) Derin Anlam ve Muhkemlik

Yüzeysel anlamdan derin anlama geçebilenler, yazılanlar arasında kopmaz bir bağ keşfedecekler. Eserlerin muhkem ve sarsılmaz yanı, kayıtların birbirine cevap ve destek vermeleridir. Bu önemli sebebe binaen, bizlere tekrarla diyorlar: ‘Eserlerin hepsini okuyun, bütün halinde anlamaya çalışın.' Haklılar; çünkü eserlerde bir iç ve derin anlam var, her nokta diğerleriyle ilgilidir, destek verir.

Örnek: Yukarıdaki Sahil-i Selâmet örneği güzeldir. İç bütünlük açısından, selâmettekiler için sahil kelimesi kullanılmıştır, tehlikedekiler için ise, boğulmak fiili kullanılmıştır.

Öneri: Okunan her metnin, önce ve sonra okunanlar ile bağlantısı kurulmalı.

İşaret: Eserleri hakkıyla okuyan, ikna yeteneğini de geliştiriyor.

Sevgilerimle..
Hakikat.

..: Devam edecek :..
Hakikat
5) Servet ve Genişlik

Bir kitabı değer minaresine çıkaran, kazandırdığı derinlik ve ufuktur.

Yöntem: Bir meselenin parçalarına sadece kısa işaretlerde bulunmak, o meselenin servetini dağıtmamaya büyük bir esastır. Hem kolay anlaşılmaya nedendir.

Örnek: Sözler ve Sekinci Söz 'den bir parça: ‘Eski zamanda iki kardeş uzun bir seyahate gidiyorlar. Git gide tâ yol ikileşti. O iki yol başında, ciddî bir adamı gördüler.'

Örneğin incelemesi: Sorular soralım: 1. Hangi eski zaman; herhangi eski bir zaman olur mu? 2. Hangi iki kardeş; herhangi iki kardeş uygun mudur? 3. Neden uzun ve neden seyahat? 4. Neden yol ikileşiyor? 5. Neden adam ciddidir; bu adam kimdir?

Cevaplar: 1. Herhangi bir zaman uygundur; çünkü tabir bunu gerektiriyor. Yani, Hz. Adem veya Hz. Nuh veya Hazreti İbrahim veya Hz. Muhammed (ams) devirleri ve şimdi ve gelecek devirler bile uygundur. 2. Bu devirlerdeki ve her devirdeki iki kardeş olabilir, uygundur. 3. Anlaşılan, insan yolculuğuna işaret var ve bu yolculuk elbette uzundur. Nitekim, amaçlı olduğu için, bir seyahattır denilebilir. 4. Yol ikileşiyor, demek seçim zamanı geldi. Demek, her insan bu seçim zamanını yaşayacak. 5. Adeta, yol başındaki insan bir Peygamberdir; o sebeple, ciddîdir denilmiş.

Öneri: Bu kısacık alıntı, tâ kıyamete kadar uzanan insanlık tarihini içine alıyor. Yazıdaki genişlik ve serveti görebiliyor musunuz? Bu genişliği her okunanda ve her zaman ve mutlaka aramanızı öneriyorum.

İşaret: Eserlerdeki serveti ve genişliği hissedebilmek için, bu küçük örnek yeterli gelmiştir.

Yöntem: Eserler, sorular tabanlı cevaplardır. Her noktada ve mutlaka sorular sorun.

6) Meyveler; Değişik Tabakalardaki Anlamlar

Derin ve geniş ve yüksek konuları ele alan eserler, değişik tabakalarda farklı meyveler, yani farklı sonuçlar verirler.

Mertebeler: İşte birkaç mertebe anlam: 1. Harfin işaret ettiği anlamlar, 2. Kelimenin açtığı kapılar, yani verdiği anlamlar, 3. Cümlede vurgulanan anlamlar, 4. Paragrafta oluşan anlamlar, 5. Paragraflar arasında oluşan kıyaslar ve anlamlar, 6. Risalede oluşan derin anlamlar, 7. Risaleler arasında oluşan anlam ilişkileri, 8. Bütün risalelerden çıkan derin ve geniş ve yüksek ve parlak anlamlar gibi.

Özetle: Harf ve kelime ve cümle ve paragraf ve paragraflar arası ve risale ve risaleler arası ve bütün risaleler gibi ayrı ayrı mertebelerden değişik değişik anlamlar çıkarılmalıdır.

Yöntem: Dikkat hangi mertebeye yönelse, o mertebedeki anlamları çıkarır. Bir mertebe belirleyip o mertebede araştırma yapın. Aynı anda birkaç mertebedeki anlamları da keşfedebilirsiniz.

İşaret: Eserlerde, seçilen mertebeden başka tabakalardaki anlamlar, arkadan başlarını hayal meyal çıkarırlar; bunlara dikkat ve ilgi lazımdır.

Öneri: Seçilen mertebenin farkında olun.

Örnek: Sözler, Onuncu Söz'den bir alıntı:

Birinci Suret: Hiç mümkün müdür ki: Bir saltanat, bahusus böyle muhteşem bir saltanat, hüsn-ü hizmet eden mutîlere mükâfatı ve isyan edenlere mücâzatı bulunmasın. Burada yok hükmündedir. Demek başka yerde bir mahkeme-i kübra vardır.'

Örneğin açılımı:

Harf mertebesinde: Hüsn-ü hizmet kelimesindeki ü harfi, hizmeti güzelliğe bağlamış. Hizmetin tarzını vurgulamış. Mümkün olan her harfe uygulayın.

Kelime mertebesinde: Örneğin, Bahusus kelimesini ele alalım. Bu kelime, saltanatlar içinde özel bir saltanatı vurguluyor. Yani, saltanatlar içinde, özellikle Yaratıcının saltanatında mükâfat ve cezâ vardır, deniliyor. Yani, bu kural her saltanat için, mesela Nemrut'un, Karun'un veya Süleyman (as) Peygamberin saltanatında geçerlidir; onlar gibi, ve özel olarak, Yaratıcının saltanatında dahi geçerlidir. Bir kelime ile böylesine derin bir anlam verilmiştir. Tek kelime ile, tarihte geçen bütün saltanatlar akla hatırlatılmıştır; genişliği keşfedebildiniz mi? Şimdi, bu bilgiyi her kelimeye uygulamaya çalışın.

Cümle mertebesinde: Örneğin, ‘Demek başka yerde bir mahkeme-i kübra vardır.' cümlesini irdeleyelim. İlk kelimesi ile, bir sonuç cümlesi olduğunu anlıyoruz. Çıkan anlam: ‘Bir mahkemenin, velev başka yerde olsa bile, vücudunun bulunması şarttır.' Bu hüküm cümlesi, hesap gününün ispatıdır. Okurken, her cümleye yoğunlaşın.

Paragraf mertebesinde: Bütün paragrafta kısaca şu anlam çıkıyor: ‘Bir mahkeme gerektir, fakat burada görünmüyor. Demek başka yerdedir, ama kesinlikle vardır.' Paragraftan mertebesinde kısaca anlam çıkarın.

İşaret ve Öneri: Dikkatle okunan mertebeyi fark edin ve düzenli şekilde değiştirin.

Uyarı: Bu madde, uzun çalışmalar istiyor. Fakat, sonunda anlama varsa; bu fedakarlığa katlanılır ve değer.

Sevgilerimle..
Hakikat.

..: Devam edecek :..

Hakikat
7) Düğüm Noktaları

Sonuç veren her eserde, düğüm noktaları vardır. Kaldı ki, okuduğumuz eserler, sonuçları hayattan önemli olan eserlerdir. Düğüm noktaları, konuyu çözen kritik anlardır. Birkaç düğüm noktasını zikredelim:

Örnekler: ‘Meselâ ' kelimesi bir düğüm noktasıdır. ‘Meselâ' ile anlatılanı çözen, düğümü çözer, konuyu anlar.

Demek ' ve ‘ Öyle ise ' kelimeleri önceki cümleleri bir hükme bağlayan birer düğümdür; böylesi cümlelere dikkat lazımdır. Çözen, anlar, hisseder.

Hiç mümkün müdür ki: ' cümlesi de bir düğümdür; genellikle kıyas içerir ve içeriğinden birinin diğerini istediğini belirtir; yani bir ispat cümlesi hükmündedir. Bu düğümün geldiği noktalara dikkat edilmeli.

Bu örneklere benzer düğüm noktaları çoktur.

İşaret: Anlamlar birbirine bağlıdırlar; birbirini doğuruyorlar veya birbirine değişiyorlar.

Öneri: Bir düğüm noktasına geldiğinizi hissedin; anlamı çözmeye çalışın.

8) Selâmet ve Sıhhat

Belâgatta mühim bir esas, hükümlerin ispatıdır. İspat, hükmün canlı ve sıhhatli kalması için elzemdir.

İşaret: Eserler, birer meyvedar ağaç gibidirler; kökleri ve dalları ve yaprakları ve meyveleri olduğu gibi; selametli ve sıhhatli kalmaları için, dikenleri ve süngüleri de vardır. Güya, o sözler, birçok kıyas ve hükmün sonucu ve özüdür. İşte koruyucu süngü ve dikenler, ispatlardır.

Öneri: İspatları tespit edin; ispat okuğunuzu fark edin; hatta ezberleme çabasıyla, anlatırken kullanın. İkna yeteneğini geliştirmek isteyen, bu maddeden gaflet etmemeli.

9) Empati

Empati, kendini karşındakinin yerinde bilmektir.

İşaret ve Yöntem ve Öneri: Birçok kez, değişik his ve hal ve görüntüler size anlatılacaktır. Kitaplar, özellikle bu kitaplar, mahkiyyun anh, yani empati yöntemini her yere serpiştirmiş. Anlama ve hissetme için, kendinizi anlatılanın yerinde farz edeceksiniz. Bu yöntemi kullanmayı sıklaştırın ve alışın ve terk etmeyin.

Örnekler: Bir konuşma geçiyor. Kendinizi konuşanın yerine alın ve sanki siz konuşuyorsunuz şeklinde hayal edin. Hatta dağ veya yağmur kelimeleri geçti. Kendinizi dağ gibi heybetli veya yağmur gibi aşağılara süzülüyor hayal edin.

Deneyin: ‘Sonra arkadaşı ona cevaben: Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz; sahipsiz olamaz. Bir harf kâtipsiz olamaz, biliyorsun…'

Fark: Bu dokuzuncu esas, ikinci esasla bütünleşmeli. Onda olayın dışındasınız; bunda ise, içinde olacaksınız. Bu her ikisi esas, konuyu kolayca kavratıyor.

Uyarı: İnsanın en gerekli özelliklerinden biri, hayaldir. Gerçeği göremiyorsak, bırakalım, gösterilsin. Tahayyül yeteneği geliştirilip kullanılmalıdır. Hayal, anlamayı hızlandıran bir unsurdur, bizlere verilmiş.

Sevgilerimizle..
Hakikat.

..: Devam edecek :..
Hakikat
GELİŞTİRİCİ ALTI ALAN:

Eserler külliyatını kolayca kavramak istiyorsunuz. Şimdi sizi içlerinde uyarı ve öneri ve yöntemler olan altı adet alana davet ediyorum. Her birinde yeterince bulunun, üzerlerinde sıkça düşünün ve Eserleri okurken bu alanları keşfetmeye çalışın.

Birinci Alan: Olmayana Ergi

Olmayana ergi, bir konunun olması mümkün olmayan şekline işaret ve itiraz edilerek, asıl mahiyetinin anlatılmasıdır. Kısaca: ‘Nefy-i nefy ispattır.' Yani: ‘Yokun yokluğunu gösteren, varın varlığını ispatlar.' Matematikteki: Bir sayının tersinin tersi kendisidir, gibi.

İşaret: Çok kuvvetli bir ispat yöntemidir.

Örnekler:

‘ Cennet ucuz değil ; cehennem dahi lüzumsuz değil. '
‘ Bir köy muhtarsız olmaz. '
‘ Bir iğne usta sız olmaz ; sahipsiz olamaz. '
‘ Hiç mümkün müdür ki: Şu şöyle olsun, bu böyle olmasın . '
‘ Demek bu meydan-ı imtihanda olanlar, başı boş değil ler; … '

Özetle: Bu alan geniştir, istediğiniz kadar ve mutlaka gezin. Çok örnekler var.

İkinci Alan: Tabiatına Uygun Anlatım

Bu alanı niyet ederek gezinirken, göreceksiniz ki: Eserler, en ağır konuları bile, en uygun ve tabii şekilde anlatıyorlar. Yani, fotoğraftan asla geçer gibi rahatlıkla temsilden hakikate geçebilirsiniz.

Öneri: Öyle ise, ciddi meseleler okunduğu hatırda tutulmalı. Bize doğal gelen satırlar, birer hakikatin uçlarıdırlar.

İşaret: Eserlerdeki temsiller, iyi bilinen bilgilerden seçilmişler; bundan anlaşılmaları kolaydır.

Öneri: Alışkanlık perdesini yırtan, altındaki gerçeği görecektir. Hızlı kavramak istemiyor muydunuz: Şimdi ülfet perdesini yırtmalısınız.

Üçüncü Alan: İki yol ve kıyas

Gerçeği açığa çıkarmak isteyen, ölçü ve kıyaslar kullanmalıdır. Gezineceğiniz bir diğer alan, ölçüler ve kıyaslarla ilgilidir.

Örnek: Sözler'deki ilk sekiz sözü hatırlayın. Hepsinde de iki kişi var; ve karşılaştırılmışlar. Başka çok yerde bu özelliği görebilirsiniz.

İşaret: Gerçekleri keşfettirirken, kullanılacak en aydınlatıcı yöntemlerden biri, elbette kıyaslardır. Şunu biliyor musunuz: Aklın en önemli bir özelliği, kıyas etmektir.

Öneri: Kıyasların farkında olun; zihninizin bu yanını iyice keskinleştirin. Göreceksiniz ki hızla anlayıveriyorsunuz.

Yöntem: 1. Masraf ve Netice ilişkisini dikkate alın. Ne kadar masrafla, ne kadar sonuç elde ediliyor? 2. Özellikleri karşılaştırın, kıyaslayın. Hangi özellikleriyle, hangi taraf daha ağırdır; hüküm verin.

İşaret: Eserlerde kerratla, iki yol veya iki tarz kıyaslanmıştır, sonra bunlardan birine hüküm verilmiştir.

Bu alan da çok geniştir; genişçe gezinin, örnekler fark edin, not edin.

Sevgilerimle..
Hakikat.

..: Devam edecek :..
Hakikat
Dördüncü Alan: İcmal ve Tafsil

Anlayıp anlatmada ustalık ve uzmanlık için, bu başlığa özel dikkat veriniz.

İşaret: Bir mesele anlaşılmak için, derinden derine tafsil edilmelidir: Aynı konunun detay ve ispatlarını bulduğunuz yerler, tafsillerdir; anlama ve hüküm verme için, o yerlere bakabilirsiniz. Amma, büyük meselelerin ispatlandığı noktalarda, daha alt mertebedeki konular icmalen anlatılırlar.

Bir benzetme: İcmal, bir mevzuun çekirdeği ile yetinmektir; tafsil ise, o mevzuu kök ve dal ve yaprak ve çiçek ve meyvelerine varana dek tasvir etmektir.

Öneri: Bu meydana da mutlaka uğrayın, geniştir; örnekler incelemekle, bu icmal ve tafsili meselesini iyice fark ve keşfedin.

Beşinci Alan: Zihinsel Meclis

İnsan, her konuda profesyonel olamaz. Dâhî bile olsa; en çok üç beş konunun ihtisasını yapabilir. Yine de, zihinsel gelişimde en önemli araçlardan biri, genel kültürdür.

İşaret: Her fenden bir şeyler bilmeli; bir fenden her şeyi bilmeli.

Öneri: Her konuda her şeyi bilmeye imkan yoktur. Size bunu önermiyorum. Size, her konuda az da olsa bir şeyler not etmenizi öneriyorum.

Yöntem: Zihninizde –veya defterinizde- bir meclis kurun ve meclisteki her kişiye bir görev verin. Coğrafyacı, Matematikçi, Kimyacı, Edebiyatçı, hattâ Kelime Bilgini, Mantıkçı gibi zihinsel kütüphaneler oluşturmaya çalışın. Bir kimya problemine bir kimyacı gözüyle bakmayı başarın. Bir kelimeye, Kelime Bilgini tavrıyla bakarsanız; bir süre sonra kelimelerle oynaşırsınız; onları zorlanmadan rahatça kullanmaya başlarsınız.

Bu alan da diğerleri gibi çok geniştir; fakat ilginizi kendi uzmanlık konunuzdan uzaklaştırması ihtimali var. Her konuda bir şeyler bileceğiz; ama her konuda her şeyi öğrenmek zorunda değiliz ve imkan yok.

Sevgilerimizle Efendim..
Hakikat.

..: Devam edecek :..
Hakikat
Altıncı Alan: Kelime Bilgisi

Kelime, anlam kapısının anahtarıdır. Anlamlar, kelimelerle açılırlar. Elimizde ne kadar çok anahtar varsa; o kadar çok kapı bize açılacaktır.

Bazı diyorlar: ‘Kelimeler çok ağır; anlayamıyorum.'

Cevaben: ‘Şu altı nokta dikkatten kaçmamalı:

İlk nokta: Bir kelime bir kitapta, belki yüz yerde geçiyor. Bir insan o kelimeyi bilmese ve anlamasa; o yüz yerdeki o tek anlamı açamaz; kitaptan elbette bir şey anlamaz.

İkincisi: İnsan, kelimelerle düşünür. Ne kadar çok kelime biliyorsa; o kadar derin düşünebilir. Keza, kelime ilmini elde eden, düşünme boyutlarını arttırmış oluyor.

Üçüncüsü: Biri kelime öğrenmek istese, otursa çalışsa, 3 ayda 3000 kelimeyi öğrenebilir.

Dördüncüsü: Bir kelimeyi öğrenmek için gereken masraf, birkaç kere okumaktan ibarettir. Sözlüğü açarsınız, onu üç beş kere okursunuz, hayal edersiniz, biter; o kelimeyi öğrendiniz. Masraf, işte bu kadar azdır.

Beşincisi: Bir kelimeyi öğrenmek az masraftır; fakat kullanılacak zaman ve zemin ömrün günleri kadar ve insanın birçok yetenekleri kadar geniştir.

Var sayalım ki: 3 ay masrafla 3000 kelime kazanıldı. Öğrenilen bu kelimeler kaç yıl kullanılır? Ömür verilse; 30 sene sonra bile hâlâ kullanılmaz mı? Peki, 3 ay masraf nerede, 30 sene kullanmak nerede?

Ayrıca: Beyin kelimelerle düşünür. Kişi kelimelerle konuşur, yazar. Kalpte hisler, kelimelerle uyarılır. Şu durumda, düşünürken ve hissederken ve konuşurken ve yazarken hep öğrendiğiniz kelimeleri kullanacaksınız; değmez mi?

Altıncısı: İnci ve elmaslar kadar değerli olan mânâ ve hakikatlere erişmenin âdeta yegâne yolu, kelimelerdir.

Öyle ise: Kelimeler ağır değiller. Tek sorun şudur: Biz, lügat ve kelimelerle tanış değiliz.'

Öneri: IQ'su 213 olan -ki normal insan IQ'su 120'dir- bir bayan yazara ait Beyin Geliştirme isimli bir kitap okumuştum. Kitap boyunca en sık vurgulanan beyin geliştirme yöntemi budur: Öyle geniş bir sözlük alın; açtığınızda kapanmasın. Ve masanızda açık bırakın; sık sık karıştırın ve bol bol kelime ezberlemeye çalışın. Evet, kelime eksiği olan, belki de beynini sınırlıyor. İmdi, büyük bir lügat edinin; kelime ezberlemeye başlayın ve bunu bir yazar ciddiyetiyle sürdürün.

Öz ve son söz olarak: Son asrın insanına, en önce kelimeler öğretilmeli. Hattâ bebecikler sözlüklerle büyümeli. Evet, gerçekten bu derece önemli. Evet, açılan meydanlar çok geniştir; ve genişlemeye müsaittir. Sizin çabalarınızı bekliyor. Kolay gelsin.

İTİZAR:

Yazıda size sunulan birçok yöntemler, müellifin Muhâkemat isimli eserinden alınmıştır. Ayrıca: Maalesef ki bu yazıdaki esaslar çekirdek halinde kalmışlar. Hem de birçok daha başka teknik ve yöntemleri de paylaşmak isterdik; fakat ne çare, zaman ve zemin ancak bu kadarına müsaade etmiştir.

Müellif şöyle der: ‘ Yırtık libasına değil, elindeki elmasa bakılsın. '

(2) Bir ayeti mealen hatırlatalım: ‘Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?'

(3) Tefekkürü ibadet bilenler, kulak ardı etmesinler ki: Tefekkürün kıymetli ve değişmez bir dayanağı, elbette hayaldir. Ezelî Rahmet, bu yeteneği her insana bahşetmiş.

Risaleleri anlama tekniklerine dair ilk yazımız sona ermiştir. Sonraki yazılarımızda buluşmak dileğiyle. Lütfen katkılarınızı esirgemeyiniz..

Sevgi ve selâmlarımızla..
Hakikat.
Hakikat
ANLAMA TEKNİKLERİ – 2 | Mânâ ve Öz

Giriş

Bir önceki yazımızda anlama tekniklerine minik bir giriş yapılmıştı ve öne alınan bazı tekniklerin tanımları ile yetinilmişti.

Elinizdeki bu çalışma ile, o yazıdaki ilk tanımı açacağız. Konumuz mânâ ve öz olacaktır.

Lütfen okurken usanma. Çünkü, bolca örnek kullanacağım. Çünkü, elimde değil; konunun anlaşılması için mutlaka cümlenin içinde gösterilmesi gerekiyor. Her bir yöntem için bir tanım ve birkaç örnek paylaşacağım. İşte başlıyoruz:

Özet

Eserler içinde tespit edildiği kadarıyla kelimelere, cümlelere ve paragraflara anlam ekleyen, anlam sayılarını yükselten birkaç açı ve metod var. Eserlerde nazara ilk çarpan, yakalanan anlam arttırıcı bakış açıları ve yöntemler şunlardır:

• Dört unsur
• Temsil ve hakikat
• Anlamların toplamı
• Parça parça anlamlar
• Sual-i mukadder
• İki ayrı nazar
• En son en önemli
• Dış çarpan
• Özneyi terket

Bu yöntemleri örneklerle beraber tek tek ele alıp açalım:

1) Dört Unsur

Eski anlayışa yeni bakış eklendi; bu dört unsurla Kur'ân daha bilindi, Hadis daha bilindi, Eserler daha bilindi.

Tanım: Tutarlı bir eserde, her cümle dört unsura göre şekil alacaktır. Bunlar: Mütekellim (konuşan), Muhatap (hitabı dinleyen), Maksad (konuşmada amaçlanan), Makam (konuşanın hissiyat ve amacı).

Öyle ise, cümle ve paragrafları okurken ilk soracağınız sorular: Kim söylemiş, kime söylemiş, ne için söylemiş, ne içinde söylemiş?
Hakikat
2) Temsil ve Hakikat

Risale-i Nur'a ait en parlak bir özellik, temsillerdir. Aslında, bu özellik Kur'ân-ı Hakîm'den Nurlara damlamıştır.

Örnek: Bu başlığa verilecek örnekler, saymakla bitmez. Hangi sayfayı çevirseniz, birkaç temsil bulacaksınız. Yine de birkaçını zikredelim:

Meselâ, Kâinat denince, bu kavram bir kitap ile, bir ağaç ile, bir saray ile, bir gül goncası ile, iki mutî asker ile, insan ile, bir fabrika ile, bir sergi salonu (teşhirgâh) ile ve daha temsilllerle temsil edilmiştir.

Şimdi size bir püf noktası vermeye hazırlanıyorum. Lütfen dikkat edilsin:

Püf Noktası: Bir temsili ele alalım. Sözgelimi, kitabı ele alıyoruz.

Bir kitabın;
• Yazarı vardır,
• Üslubu vardır,
• Mürekkebi vardır,
• Kağıt ve sayfaları vardır,
• Harf, kelime ve paragrafları vardır;
• Ve bunların anlamları vardır.

Öyle değil mi? Şimdi eşleştirin:

Kâinat bir kitap ise;
• Müellif'i; Hazreti Allah'tır,
• Üslubu; Yaratıcının ‘Ol!' emri ve İradesindeki üslubudur, yâni şu andaki kâinatın deveran ve gidişatıdır,
• Mürekkebi; Nur-u Ahmediyedir,
• Kâğıt ve sayfaları; esir, atomlar ve unsurlardır,
• Harf, kelime ve paragrafları; vücutlar, nebatat, hayvanat, insan ve bunların kafileleridir,
• Bunların anlamları ise; mevcudatın zikirleri ve Yaratıcının Esmâsıdır ve Yaratıcıdan şuurlulara mektuplardır.

Yöntem: Evet, bu püf noktasını şöyle kullanacaksınız: Meselâ, Kâinat bir ağaçtır denildi. Siz, kâinatı değil; ağacı hayal edeceksiniz ve kâinattaki karşılığını bulmaya çalışacaksınız. Meselâ, ağacın dallarına karşılık, kâinatta unsurlar var. Yaprak, çiçek ve meyvelerine karşılık, kâinatta nebatat, hayvanat ve insan var. Müthiş bir temsil değil mi? İşte semâları ve arzı kuşatan İlahî Hikmet!

Temenni: Bu temsiller yöntemiyle okurken, bahsi geçen bir temsilin hemen parça ve unsurlarını düşüneceksiniz; yukarıdaki gibi... Sonra hemen hakikate uygulayacaksınız. Anlaşılmaması için hiç sebep kalmıyor... Temennim, bu yöntemi bir gözlük takar gibi nazarınıza takmanız.

İşaret: Bu püf noktasını ve kullanılışını anlatabilmişsem, kendimi bahtiyar sayacağım. Çünkü, çok önemli. Her bir kavram için birçok temsil var. Nasıl ki, kâinat kavramı için sekiz temsil yukarıda saydık. Ve, bu temsiller, hakikatin hem farkını, hem önemini, hem de anlamını anlatacaklardır.

Kısa bir işaret: Bir tefekkür sahası yakaladınız. Yani biz bu temsilleri düşünüp, hakikate uygulayıp hem ispatlar tefekkür etmiş, hem de ikna yeteneği kazanmış olacağız. Evet, bu kadar iddialı. Fakat, bir şart ki: Geniş çapta düşünmeye azimli olacağız.

Önemli Fark: Aziz okuyucu! Her kavramı her temsille temsil edemezsin. Çünkü, o temsilin cüz' ve parçaları da kavramdaki yerine oturmalıdır. Meselâ, Yaratıcı için Güneş temsili kullanılmış. Bak ne güzel her şey yerli yerine oturmuş. Sözgelimi, Güneş Işığı, Yaratıcının isimlerini temsil eder. Ama sözgelimi, kâinat bir tavus kuşudur dersen, temsilde kusur bulunur.

Bir cevap: Bu temsil yöntemi, eserlerde zaten anlatılmış olabilir; ancak orda amaç değil, yan bilgi halinde verilmiştir; o yüzden fark edilmeyebiliyor. Bu yüzden bu başlık bu tekniği daire içine almıştır.

Öneri: Yaratıcı için, Kâinat için, Peygamber Efendimiz için, İnsan için, Cennet ve Cehennem için hangi temsiller kullanılmış diye Eserlerde keşfedin. Sonra, Esbab için, Kudret için, Dünya hayatı için... Başka kavramlara da geçin, keşfedin, parçalara tatbik edin. Meselâ, Esbab için perde temsili kullanılmış, gibi...

Temsil denince, o hakikati gösteren ve söyleyen sırlı ve sihirli bir fotoğraftır .

Bir fark: Temsiller çeşitli boyutlardadır. Çok büyük ve hikâye çapında temsiller var olduğu gibi, minik ve cümle fiili şeklinde kullanılan boyutları da bulunuyor. Meselâ, sembolik haşir hikâyesi büyük çaplı bir temsildir. Şu cümledeki ise küçük çaplı: ‘Küfrün beli kırılmıştır.'

Sevgilerimle..
Hakikat.

..: Devam edecek :..
Hakikat
3) Anlamların Toplamı

Bu başlık altında amaçlanan, bir kelime veya bir cümle içinde toplanmış birden fazla manayı sezmektir.

Şimdi sıralanan tanım ve çok çeşitli örnekleri inceleyelim:
Tespit edildiği kadarıyla, kelimelerin yedi değişik mâna yönü var. Bunlar:

• Mâna-i hakikî; kelimenin gerçek anlamıdır.
• Mâna-i mecazî; bir başka kavramı hatırlatan mânadır.
• Mâna-i işarî; bir başka kavram ile göbek bağı bulunan mânadır.
• Mâna-i örfî; söylendiği an örfümüzden bir motifi akla getiren mânadır.
• Mâna-i ismî; kendisini anlatan mânadır.
• Mâna-i harfî; üzerinde işlenen fiili hatırlatan mânadır.
• Mâna-i muallaka; belli bir yeri olmayıp herhangi bir şeye yapışabilecek bir mânadır.

Örnekler: 3.1) Mevkuf kelimesinin üç mânası var: Örfî anlamı ile: Devlet tarafından tutuklanmış. Hakikî anlamı ile: Kendini vakfetmiş. Mecazî anlamı ile: İlâhî kader tarafından tutuklanmış. Pekalâ, ‘Mevkuf Said Nursî' imzası ile biten mektupları hatırladınız mı?

3.2) Bildiğiniz gibi, kâinattaki mevcudat için iki anlam söz konusudur: İsmî anlamı ile: Her bir şey kendini anlatır. Harfî anlamı ile: Her bir şey Yaratıcının Kudretli ve Sanatkâr gibi isimlerini anımsatır, anlatır.

3.3) Güzel, şirin, tatlı gibi kelimeler mâna-i muallakadır. Bunların belli şekli yoktur, belli yeri de yoktur. Yani, her şekle ve her yere girebilirler. Şirin gençlik, şirin çiçek gibi...

3.4) Cennet fikriyle der: ‘Benim küçük kardeşim veya arkadaşım öldü, Cennet'in bir kuşu oldu.' Bu cümledeki der kelimesi için iki anlam söz konusudur: a) Söylemek, yani demek fiilinin geniş zaman hali, b) dermek fiilinin emir hali. Bu ince anlamı keşfetti iseniz, cümlenin iki ayrı şeklini hissedin.

Bir tereddüde cevap: Bu bahsedilen yan anlamlar, elbette asıl amaç değillerdir; ancak gizli gelen yanlardır; dolayısıyla bunlar da hazineye dahildir. Amacımız da anlamlar hazinesini tamam elde etmek değil midir?

3.5) O sersem döndü dedi: ‘Haydi Padişah var; fakat... ' cümlesindeki döndü kelimesi için: a) Sırtı dönüktü, yüzünü döndü ve dedi... b) Fikren dönüş yaptı, yani fikrinden, sözünden caydı ve dedi... Tatlı bir nükte!

3.6) Dünyaca kelimesi için: a) Dünya çapında, b) Ahiret yönüyle değil; sadece dünya yönüyle.

3.7) Aynen öyle de tümcesi için: a) Tıpkı onun gibi, anlamındadır. b) Tasdik et ve ‘Aynen öyle' de. Çok yerde geçiyor.

3.8) Birinci Söz'deki Arap çölleri için: İşarî anlamı ile: Yaratıcıya ait olan Dünya'mıza, belki ahirete de işarettir.

3.9) Birinci Söz'ü inceleyelim: Biliyorsunuz, Bir kelimesinin işarî manası: Bir, yani Yaratıcı demektir. Şimdi bu sözdeki şu parçayı ele alın: ‘Evet, O Mün'im-i Hakikînin bizden o kıymetdar nîmetlere, mallara bedel istediği fiat ise, üç şeydir: Biri zikir, biri şükür, biri fikirdir.' Hakikî anlamı açılmaya gerek yok.

İşarî anlamıyla: ‘Bir'i (Yaratıcıyı) zikir, Bir'i şükür, Bir'i fikirdir.' İşte bu yanında gelen anlamdır. Bu bir kelimesi de çok geçiyor.

3.10) Yirmibeşinci Söz Birinci Şu'le İkinci Şua İkinci Lem'ada (Kur'an Mucizeleri Risalesinde) geçen şu cümlede kaç anlam vardır: ‘Kur'an'ın mânâsındaki câmiiyet - i harikadır.' İlk anlam: ‘Kur'an'ın mânasındaki harika câmiiyettir.' şeklinde. Şimdi, İkinci anlam: Dikkat ederseniz, dinleyici bu ‘ - ' tire işaretini farkedemez; ve bu bilgi cümlesi, bir övgü cümlesine dönüşüverir. Şöyle: ‘mânâsındaki câmiiyeti harikadır.' Tire kayboldu; ama anlamsız kalmadı!

3.11) Aynı türden bir örnek cümle daha: ‘Kur'ân'ın câmiiyet-i hârikulâdesidir.' a) ‘hârikulade câmiiyetidir,' b) ‘câmiiyeti onun hârikulâdesidir.'

İşte şıklık... İşte incelik... İşte letâfet üstüne letâfet!

Örnekler 2:

* Eserlerde geçen olmak fiillerinin üç anlamı var:

Örfî anlamı ile: Meydana gelmek.
İşarî anlamı ile: Yaratıcı'nın ‘Ol!' emri anlamı ile göbek bağı var.
Mecazî anlamı ile: imkan veya ihtimal manasınadır.

Meselâ, ‘Bir hane ustasız olmaz ' cümlesinde olduğu gibi... Her bir anlam için uygulayalım: a) Bir hane ustasız meydana gelmez. b) Bir hane ustasız mümkün değildir. c) İşarî anlamı ile de ‘Ol' emrine işaret vardır.

* bulunmak fiilinin üç anlamı var:

Örfî olarak: Yer kaplamak.
Hakikî olarak: Arayanlar ve gözlemciler tarafından orda olduğu tespit edilmek.
Mecazî olarak: Süreklilik ifade eder.

Meselâ, ‘Bir kitap bulunsa ki,' cümlesinde olduğu gibi...

* istemek fiilinin anlamları:

Örfî olarak: Arzu etmek,
Hakikî olarak: Konuşup istek bildirmek,
Mecazî olarak: Biri diğerini gerektirmek, gibi üç anlamı var.

Meselâ, ‘Tevhid ve ehadiyet isterler ki, esbab ellerini çeksinler, te'sir-i hakikiden.' cümlesinde olduğu gibi...

* ise bağlacının anlamları:

Örfî ve hakikî anlam: O şey kendisi ise.
Mecazî anlam: Sıra o şeye gelince.

Meselâ, ‘Ve o arslan ise , ölüm ve eceldir.' cümlesine yukarıdaki anlamları tatbik edin.

İşte bu üç dört kelime ve bunlar gibi ise, Eserlerde çokça bulunuyor.

İşaret: Anlam sayısı arttıkça, hem o cümlenin kalite çıtası yükseliyor, hem de onu anlayanlar sayısı artıyor. Bir tek kelâm ile çok muhataba seslenmek mümkün oluveriyor. Öteki başlıklar da bu gayeye hizmet ederler. Belâgat meraklılar ve âşıklarının kulakları çınlasın!

Neden bu kadar örnek: Zannediyorum örnekler belli bakış açısına uyarmıştır. Bu konu üzerinde daha detaylı olarak yine durmak istiyorum. Örnekler saymakla bitmez; burada sadece işaretler edilmiş, okuyucuya açı verilmiştir.

Sevgilerimizle..
Hakikat.

..: Devam edecek :..
Hakikat
4) Parça parça anlamlar; makas ve silgi

Bu bölümde dikkatinizi cümle kuruluşlarına vereceksiniz.

Yöntem: Öyle cümle kuracaksınız ki, mıknatısın özelliği gibi, veya Musa'nın (as) Asası gibi parçalansa da yine işe yaracak şekilde kurgulayacaksınız.

Örnek: ‘Zevâl-i elem lezzet olduğu gibi, zevâl-i lezzet dahi elemdir. ' Bu cümleyi ikiye bölseniz, her parçası yine işe yarar: Zeval-i elem lezzettir, zeval-i lezzet elemdir, gibi...

Örnek: ‘Biz Risale-i Nur Şakirdleri, her birimizin yüz derece aklımız ziyade olsa da ancak bu vazifeye sarfetmek lazımdır diye kanaatımız var.' Bu cümlenin bazı parçalarını siliverseniz, yine doğru anlam ifade edecektir. Cümleyi parçalara makaslasanız, yine işe yarar cümleler oluşacaktır.

Bir püf noktası ve önemli uyarı: Bu örnek cümlenin başı makaslansa, sonu bozulmaması için cümle dengeye getirilmiş. Meselâ, tüm cümle kesilse ve sadece şu kısım olsa idi: ‘Aklımız ziyade olsa da ancak bu vazifeye sarfetmek lazımdır.' cümle yine de anlamsız olmayacaktı. Dikkat ettiniz mi, cümle şöyle değil: ‘... her birimizin yüz derece aklı ziyade olsa da....' Dememiş: ‘Aklı' , Demiş: ‘Aklımız.' Çünkü; böyle yapınca, hem bir anlamı iptal etmek hem de makaslanınca da işe yarasın hikmeti geçerli oldu. Bu uyarı bir püf noktasıdır.

Örnek: ‘Demek ecel ve kabir insanı beklediği gibi, Cennet ve Cehennem de insanı bekliyor ve gözlüyor.' Bu cümleyi de bölündüğü kadar bölün, minik cümleler elde edin. Ya da kelime silip yeniden okuyun. Sözgelimi, bir minik cümlesi: ‘Ecel insanı bekler.' Siz deneyin...

İşaret: Böyle parçalardan oluşmuş bir bütün, parçalardan gelen anlamlarla hazinesini dolduracaktır.

Yöntem: Çok kolay: Cümlelerdeki derin anlam ve telkinlere ulaşmak istiyorsanız, parçalara ayırıp yeniden değerlendirin. Ya da kelimeler silin, tekrar okuyun.

Öneri: Kendiniz de böyle parça parça cümleleri birleştirin, hem kendi üslubunuzu da elde etmiş olursunuz. Zaten denebilir ki: Anlama teknikleri aynen anlatma metotlarıdır.

5) Sual-i Mukadder: Her halde sorulacak soru

Bazen oluyor ki, bir cümle söyleniyor, hemen sonra bir cevap cümlesi geliyor. Bu ikisi arasındaki ilişki şu: Konuşan ilk cümleyi söyledi, dinleyen işitti, dinleyenin zihninde bu cümleden dolayı bir soru oluştu, konuşan bu oluşan mukadder soruyu tahmin etti, bir sonraki cümlesinde cevabını verdi.

Örnek: Kolay olsun. Sözler kitabının girişindeki bu cümlelere soruyu da ekledim:

‘Sen bir asker olduğun için, askerlik temsilâtiyle, sekiz hikâyecikler ile birkaç hakikati nefsimle beraber dinle. (Sual-i mukadder: Neden nefsinizle beraber?) Çünkü; ben nefsimi herkesten ziyade nasihate muhtaç görüyorum.'

Ne müthiş değil mi? Eserlerin her yerinde böyle hikmetli yapılar var mıdır; ne dersiniz?

Örnek 2: Yine Sözler kitabından: ‘Ekser ilhamât bu kısımdandır. Fakat derecâtı mütefavittir. (Mukadder soru: Misâli nedir?) Meselâ; en cüz'îsi ve basiti, hayvanatın ilhamatıdır.'

İşaret: Bu yöntem, anlayışa keskinlik veriyor.

Öneri: Okuduğunuz satırların sizinle konuştuğunu farkettiniz mi? Adeta zihninizi okuyorlar. Okunan cümleden sonra soru sorun.

İşaret: Bu başlık içinde anlatıcılar ve öğretmenlerin kulakları çınlamalı!

Selâmlarımızla..
Hakikat.

..: Devam edecek :..
Hakikat
6) İki Ayrı Nazar

İki farklı gözlük derecesi kullanacağız: Birisi mikroskop gibi, diğeri teleskop; veya birisi büyülten mercek, diğeri küçülten; veya mebde ve münteha, yani birisi baş hal ve diğeri son.

Örnek: Onbirinci Şuâ'dan alıntı: ‘bütün masnuatta, .... mikroptan gergedana, sinekten simurga kuşuna, bir çiçekli nebattan milyarlar, trilyonlarla çiçekler açan bahar çiçeğine kadar...

Örneğin açılımı: Mikrop gibi mini bir hayvandan, gergedan gibi en büyük bir hayvana, sinek gibi cılız bir kuş sayılabilecek şeyden, simurga gibi efsanevi bir kuşa, bir çiçekten çok çiçekli koca bahara...

Dikkat ettiyseniz, küçük ve sonra büyük, cüz'î ve sonra küllî, baş ve sonra son konumdaki şeyler zikredilmişler. Bunun hikmeti şudur: İki ucunu gösterdiğiniz şeyler için, zihin zamanla o iki şey arasını tamamlayacaktır; kısa şekilde koca konu anlatılmış olacaktır. İşte Kur'ân'a ait mühim bir hikmet...!

Örnek 2: Onuncu Söz'den bir parça: ‘İkinci kısım gaye-i vücut ve netice-i hayat: Zîşuura bakar.'

Örneğin açılımı: Cümle içinde: a) Gaye-i vücut; daha gelmemiş bir şeyin vücuda geliş gayesi... b) Netice-i hayat; vücuda gelmiş, hayatı üflenmiş bir şeyin neticesi... İşte bu iki tümceden; birincisi, en baştaki hal, ikincisi en son haldir. İşte baş ve sonu birleştiren, ikisi arasını aydınlatan güzel bir cümle daha... Bu konuya gelecek örnekler de bolca bulunabilir.

Öneri: Mümkün olduğu kadar bu bakış tarzıyla kitaplara yaklaşın. Her sayfa ve risalede sözünü ettiğimiz hikmeti siz de göreceksiniz diye tahmin ediyorum.

Bu hikmeti kullanan başka yazarlar da bulunuyor.

O yazarlardan bir örnek: ‘İlim ve mârifet' : İlim baş nokta, mârifet son ve zirve nokta.

Örnek 3: ‘Zerreden seyyarata, seradan süreyyaya...'

Fark: Bazen zaman açısından, bazen de mekân açısından baş-son birleşimi yapılıyor. Bu yöntemin faydasına gelince, çok manalı, mücmel, özlü, esaslı, hızlı cümleler kurdurmasıdır.

7) En Son, En Önemli

Siz çalışıyorsunuz, karşınızdaki şahsa bir konu anlatıyorsunuz. Asıl amacınız, yani zirve noktanız belli. Zirveye ulaştıran yardımcı bilgileri sona değil, başa ekleyeceksiniz; böylece muhatabın zihni dağılmayacaktır.

Örnek: Eserlerde teknik açıdan, önce yardımcı olarak bir temsil öne alınıyor, sonra amaçlanan zirve, yani hakikat sona alınıyor. Buna yüzlerce örnek eserlerde var.

Örnek 2: Yirmiikinci Söz'den bir parça: ‘Biz çalışmalıyız, onu tanımalıyız. Çünkü, anlaşılıyor ki, bizi buraya getiren Odur. '

Örneğin açılımı: Şimdi bu hikmeti kullanmadan kurduğum yakın anlamlı şu cümle ne kadar da zihin karıştırıyor ve hedefsiz duruyor: ‘Biz onu tanımaya çalışmalıyız. Çünkü, Onun bizi buraya getirdiği anlaşılıyor.'

Örnek 3: ‘Ben de sana On İki Bürhan ile göstereceğim ki: Bir saray gibi şu âlemin, bir şehir gibi şu memleketin, tek bir ustası vardır.'

Örneğin açılımı: Şöyle denilse : ‘Ben de sana bir saray gibi şu âlemin, bir şehir gibi şu memleketin, bir tek ustası olduğunu On İki Bürhan ile göstereceğim.' Bakın, hedefimiz, muhataba Ustanın varlığını anlatmaktı; ama sonra gelen Bürhan zihne girdi, cümlenin tesiri düştü.

Ek: Bu son örnekte gelen ‘tek bir' tümcesi kaç letâfetli anlam getiriyor; keşfettiniz mi? Dinleyici açısından: a) Bir tek, anlamındadır. b) Tekbir: ‘Allahu Ekber', anlamındadır. Şimdi yeniden cümleyi değerlendirin. Zannediyorum, belâgata has bir lezzet almaya başlamışsınızdır. Ek bitti.

İşte hedeflenen bu keskin farkı keşfettiyseniz, bu hikmeti her yerde aramalısınız, bulmalısınız.

Öneri: Bu yanıyla da eserleri nazara alın; mümkünse kendiniz de muhatabınızı rahatlatacak bu hikmeti kullanın: Hedefinizi sona alın.

Selâmlarımla..
Hakikat.

..: Devam edecek :..
Hakikat
8) Dış Çarpan

Bilirsiniz; matematikte bir yöntem var: Toplama içindeki aynı çarpanlar, parantez dışına alınırlar. Yeni anlamları keşfetmek için bunun tersini yapacağız: Dışarıdan içeriye... Şu örnekleri inceleyelim:

Örnek: Meyve Risalesi, Beşinci Mes'ele'den alıntı: ‘Elbette gençlik nimetine bir şükür olarak, o tatlı nimeti, iffette, istikamette sarfetmek lâzım ve elzemdir.'

Örneğin açılımı: Çarpanımız elbette kelimesidir. Şimdi parantez dışındaki bu kelimeyi içeriye dağıtıp tekrar okuyalım: ‘Elbette gençlik nimetine bir şükür olarak, o elbette tatlı nimeti, elbette iffette, istikamette sarfetmek, elbette lâzım ve elzemdir.'

Örnek 2: Yirmibirinci Lem'âdan bir parça: ‘Bu lem'â lâakal her on beş günde bir defa okunmalı.'

Örneğin açılımı: Çarpanımız lâakal kelimesidir. Cümle içine dağıtırsak: ‘Bu lem'â lâakal her on beş günde, lâakal bir defa lâakal okunmalı.' (Lâakal: Hiç değilse)

İşaret: Biz hissetmesek de, bu özellik hükmünü icra ediyor.

Evet, bunun gibi çok hikmetli noktalar, çok anlamlı nükteler var ki, keşfedilmeyi bekliyorlar.

9) Özneyi Terket

Bu başlığa gelince, anlamları birden bine çıkaran bir yöntemdir.

Yöntem: Cümlelere külliyet ve umumiyet ve birden gizli çok anlam gelmesi isteniyorsa, özne terkedilmelidir.

Örnek: Haşir Bahsinden alıntı: ‘Ey bizleri nimetleriyle perverde eden Sultanımız! ... Bizi bu çöllerde mahvettirme.'

Örneğin açılımı: Ele alacağımız kelime: mahvettirme . Bu fiilin öznesi terkedilmiş. Böylece, mahveden şey, her şey olabilir. Cümle çok ciddi bir umumiyet ve külliyet kesbetmiş. Yani, mahvedici şeyler esbab dairesi kadar genişlemiş. Şöyle ki: Bizi bu çöllerde hastalıklara, ayrılıklara, açlıklara, gök taşı ve meteorlara ve her bir şeye mahvettirme anlamı cümleye gelmiştir.

İşaret: Bu tek örnekle, bu başlık tamam açıklanmış.

Örnek 2: Yine aynı yerden alıntı: ‘Çünkü, her musibetzedenin imdadına koşturuyor.'

Örneğin açılımı: Ele alacağımız kelime: koşturuyor . Yine özne terkedilmiş. Yani, sebepler bir bir ismi anılmak yerine terkedilmiş, fiile edilgenlik hali verilmiş; böylece sonsuz özne olabilecekken, hiç birisi söylenmemiş; böylece cümle umumi anlam kazanmış. Yani, ay, güneş yıldızlar imdada koşuyor, hava, su, toprak imdada koşuyor denilmemiş.

Not: Bu kelimenin diğer anlamı açıklanmadı; sadece umumilik yönü ele alındı.

İşaret: Dikkat edilse görünecektir; Eserlerde çok ama pek çok cümle edilgen yapıdadır. Böylece anlaşılıyor; bu cümle yapısı bir hazinedir.

Sevgi ve selâmlarımla..
Hakikat.

..: Devam edecek :..
Hakikat
BU İKİNCİ MAKALEYE SON SÖZ OLARAK wub.gif

Okuyucuyu temin ederim, saydığımız bu her bir yöntem uygulama ve alışkanlık kazandıkça pek çok anlam kapısı fikrimize açılacaktır. Fakat, bir önemli aşama daha var: Eserlerdeki çok cümlelerin ardında remzen, işareten, anlam uygunluğu ile pek çok hadis ve âyet bulunduğunu bilmek. Dileyelim, mânâ kapıları bize de açıverilsin.

Müellif şöyle der: ‘ Yırtık libasına değil; elindeki elmasa bakılsın. '

Bir Ek: Üç önemli nokta:

• Eserlerde küllî (holistik) bir bakış ve düşünüş tarzı var. Bunun ispat ve örneklerini başka bir yazıya bırakıyoruz.

• Eserlerde hedeflenen, en evvel avam halk tabakasının meseleleri anlamalarıdır. Bunun için, cümlelerde ilk anlaşılan anlam, örfî anlamdır. Bu çok önemli. Ancak, okuyucu diğer anlam ve tekniklere çalıştıkça yeni yeni mana ve muhtevalara da ulaşacaktır. Bu yazı buna delildir.

• Son olarak belirtmek istiyorum; cümleleri, paragrafları ve mevzuları ele alırken, sondan başa ve baştan sona doğru hâkim bir bakışla bütüncül olarak okursanız, ele alırsanız, mevzu ve muhtevaların aslında birbirine çok sağlam şekilde bağlı olduğunu keşfedeceksiniz. Yeni mânâ kapıları açılacaktır diyebilirim. Kolay gelsin.

Selâmlarımla..
Hakikat. happy.gif
Hakikat
BİRKAÇ TEFEKKÜR AÇISI

Merhabalar..

Nurları anlama üzerine birkaç noktayı daha kendimce eklemek istiyorum:

Evet.. Mübarek Nurlara bir yandan bakıyorum bir türlü, diğer bir yandan başka türlü, başka yönden yaklaşıyorum bir başka geliyor. Hep üslubuna mı takılıyorum; hakikatlerini derketmek arka planda mı kalıyor; bilemiyorum. Belki hakikatlerini anlatan çok; tefekkür yöntemini, anlama şeklini anlatan az da o yüzden mi?

Bir yanıyla onlarda herşey sanki bir temsil-hakikat ikilisiyle arz-ı didar ediyor. Diğer yanıyla umumen bir cüz'iyet-külliyet farkında anlatım var. Başka yönden bakınca sanki çoğunlukla bir asliyet-tebaiyet ilişkisi nazarda tutuluyor. Aslında bunlarından birkaçını listelesek:

1. Temsil - hakikat
2. Cüz - küll; cüz'i - küllî
3. Hususi - Umumi
4. Soru - cevap
5. Tabi olan - aslolan
6. Beyan - ispat
7. Soyut - somut
8. İcmal - tafsil
9. İşaret - izah
10. Fezleke - silsile
10. Örfi anlam - hakiki anlam
11. Olmayana ergi - doğrudan beyan
12. Çürük görüş - asıl nükte veya hakikat

Demek istediğim: Nurlara bir yandan bakınca sanki baştan aşağı temsiller ve hakikatlerle dolu. Yahut diğer bir yandan bakınca, sanki başından sonuna kadar hep ya icmal edip kısa kesiyor; veya tafsil edip uzunca açmaya başlıyor. Veya sayısız sorular ve cevaplar var, gizli ve açık.

Bu tespit edilen birkaç maddeyi bilmenin pratik faydası şu: Okuduğunuz şeyin temsil mi, hakikat mi; tafsil mi, icmal mi; beyan mı yoksa ispat mı olduğunu keşfediyorsunuz. Üstelik bu açıdaki görüşünüz keskinleşiyor; anlama kabiliyetiniz arttığı gibi, ikna gücü de fazlalaşıyor. Bu nedenle listedekiler gibi noktalar net bilinmeli. Ve kanımca risalelere bu tutumla da bakılmalı.

Bir de Risaleleri çokça okumanın neden gerekli olduğunu kavrıyorsunuz. Zira bir yerdeki fidan boyundaki bir mesele, diğer bir yerde dağ gibi büyük ve meyvelerine varıncaya kadar uzunca anlatılmış oluyor: İcmaller tafsil ediliyor yerine göre.

O halde, Risaleleri ilk okuyuşta tamam anlamak çok zor. O halde Risalelerin ondan damladığı Kur'an-ı Hakîm'i ilk okuyuşta tamamen anlamak da muhal gibi. Çokça okumak gerektiği gayet açık.

Bir örnek vermek lazım: Hani 30. Lem'ada Hayy isminde geçer: Bir nehir üzerindeki güneş, ona mukabil sayısız katreyi, damlayı, akarsunun yüzeyini aydınlatır. O damlalar bu güneşten ışık alıyorlar. Üstelik 29 ayrı yaklaşımla hayat sıfatının verilişindeki Sübhani, Rabbani, Rahmani mucizelikler dile getirilir.

Biraz bunun gibi: Bakınca Nurlarda pek çok sayfada geçen hayat kelimesi önce zihne sönük geliyor. Oysa hayat'ın hakikatının fihristevarı olarak anlatıldığı 30. Lem'a'daki Hayy ismine bakınca ve biraz anlamaya çalışınca, birdenbire bütün risalelerdeki hayat kelimeleri adeta 30. Lem'adan bir şule almış gibi parlamaya başlıyorlar. Yani o hayat kelimelerinin geçtiği yerleri okuyunca daha bir ciddiye almaya başlıyorsunuz o kelimeyi. Zira 29 çeşit yaklaşımla onun hakikatini o lem'adan okuyunca, adeta o 30. Lem'a o kelimenin üzerinde parıldıyor. Her yerde gizliden gizliye o Risaleden kuvvet alıyor.

İşte bu noktadan anlıyoruz ki: Her bir meselesini ve risalesini çok iyi anlamak lazım. Ve üstelik hafızayı kuvvetli tutup her okuduğumuz konuda geçen kavramları diğer risalelerdeki asıl yeri ve izahları açısından nazara alarak, her kavramdaki kuvveti, derinliği, ehemmiyeti hissetmek lazım.

Bu da her gün ilgilenmeye, pek çok okumaya ve tefekkür etmeye bağlı oluyor. Örneğin ihlâs kavramı geçiyorsa, bunu ihlâs risalesindeki derinliğiyle, safiyetiyle birleştirmek lazım. Veya kanaat kavramı geçerken, iktisat ve kanaatın anlatıldığı yerlerin ciddiyetiyle beraber düşünmek gerek.

Sevgi ve selâmlarımızla.. user posted image
Hakikat.
silvershadow
Allah senden razı olsun inşallah....
Hakikat
NURLARI OKUMADA ASIL BAŞARI
Nasıl ve ne kadar okumalıyız?

Merhabalar Düşünceli Arkadaşlar..

Bizler çoğu zaman, eserleri az okuduğumuzdan dert yanıyoruz. Anlayamamaktan şikayetçiyiz. Bu önemli konuyu halletmek için.. Şöyle düşünmemiz gerekmez mi: Arabesk takılmak değil; kendimizi sorgulamak lazım.

Kendim için müellifin yaptığı gibi araştırma ve ikna yolunu deneyeyim. Umarım size de faydası olur bu notların.. Ve umarım bilindik gelmez.

Ketmeden Engellerden Çıkış

Sanırım bizim okumamıza ket vuran en az şu engeller var:

1. İhtiyacı hissetmiyoruz; çünkü ya dünya cazibesi unutturuyor; veya olduk, piştik zannediyoruz. İşte aç olsak bu mutfağa koşardık.
2. Eserlerin gücünü farketmemişiz; çünkü ya anlamamışız ne anlatıyorlar; veya tanık olmamışız nasıl muzaffer oluyorlar. İşte biz kaynaklarımızın gücünden yana hayli gafiliz. Elimiz altında elmaslar hazinesi var.
3. Veya tam dava edinmemişiz; çünkü ya davayı idrak etmemişiz; veya nefis boğazımıza basıyor, başımıza vuruyor. İşte içinde evladımız yanan konağa koşmamak nasıl mümkün değilse, öyle de dava edindiği halde aksi davranmak mümkün olmazdı. Buna da dikkat..

Bunlarda birbirini doğuran döngü var bir bakıma: İhtiyacı hissetmek okumayı sağlıyor, okumak ihtiyaç hissini tahrik ediyor. Okudukça eserlerin gücünü farkediyoruz; farkettikçe mütalaaya devam ediyoruz. Davayı benimsedikçe sarılıyoruz kitaplara; sarıldıkça da dava netleşiyor zihnimizde..

Bu eserler ki Kur'an'dan nebean etmişler. Bu eserler ki tecdid yapıyor. Bu eserler ki Said Nursi gibi bir şahsiyet bunlara kapak olmuş.. Bu eserler ki -tahminim- yeryüzünde en az 4 milyon seveni ve yüzbinlerce okuyanı var. Ve sayısız şahsiyetlere imanda hizmet ve vesile olmuşlar.

Bu asır ki sağ salim içinde ömür noktalamak için Nurlar kadar bilmek gerekiyor. Bu çağ ki Risale kadar sebat ve marifet istiyor. Ben madem oturup yeniden Nurları yazamam. Madem hazır yazılmışlar; madem bu hakikatlar olmadan devrileceğim; bu köklerden beslenmem hayati bir mesele...

Yirminci mektuptaki kişi, nasıl istatistikli bir nevi coğrafya yazmak için: ya beş paralık tel ile telefon makinesini Sultanın telefon ve telgraf merkezine bağlar, her yerle görüşür, bilgi alır. Veyahut tüm yerleri gezmek veya yeni bir telefon-telgraf santralini her yere çekip Sultan kadar masraf etmek gerekecek.

Aynen onun gibi bütün bu hakikatları anlamak için, ya beş paralık akıl telimi Nurlar merkezine bağlayacağım; veya tüm bu hakikatları keşfeden ikinci bir Bediüzzaman olacağım. İkinci şık pek şık gelmiyor bana ve çok zor olduğu için mantıken makul olan birinci yolda ilerlemeliyim.. Okumalıyım. Bana bundan başka yol yok.

Risale-i Nur Ne Kazandırır

60 yaşlarında muhterem bir büyüğüm hayalen Nurlardan sormuş.. Nurlar ne kazandırdığını hakikat lisanıyla söylemiş. Söylenirken not ettim, Risale-i Nur ne kazandırır:

1. Huzur-u Daimî
2. Sağlam bir tahkikî îmân
3. İyi bir uhuvvet
4. Muhkem bir ihlâs
5. Eneye tokat
6. İsrafsız iktisat
7. Maişette bereket
8. Derin bir şefkat
9. İkna gücü
10. Geniş tefekkür
11. Devamlı faaliyet
12. Örnek bir edeb
13. Şuurlu itaat
14. Metotlu hayat
15. Toplumda güven

Daha ne olsun, Allah aşkına?


Ne Kadar Okumalı

Bir arkadaşım var, Serkan. Risaleleri 5 defa tekrarlamış. Bazılarını duydum 27 kere Sözleri bitirmiş. Bazı kişiler tüm külliyatı 80 defa, hatta 120 defa bitirmiş. Fethullah Gülen Hocaefendi'nin en az 600 kere bitirmiş olduğunu duydum. Belki tahdis-i nimet olarak kendisi söylemiştir. Zaten günde 200 sayfa okumakla en az 40 yıl tutar. Demek ki okundukça okunuyor. Cezbe incizaba inkılab ediyor. Bir de meselenin ömürlük olduğu anlaşılıyor.

Her zaman duyduğumuz bu klasik istatistiki bilgiden sonra, şunu sorgulayayım: Neden önce perdeli, sonradan inkişaf ediyor bu eserler; neden armut piş ağzıma düş değil?

Şöyle: Bugün yirminci mektup denilen şaheser bahçesinden elim yetiştiği meyveleri koparmaya çalışıyordum. "Ve huve ala kulli şey'in Kadir ve ileyhil masir" sırlarını okuyordum.

İşte ordan aklıma geldiğine göre.. Nasıl ki her bir asker bütün ordu gücünü ardına alır ve alabilir. Her bir parça risale de bütün Risale-i Nur ordusunu ardına alıyor. Bu yüzden bütün Risaleleri (külliyatı) bütüncül bilmek ve fakat iyi bilmek gerekiyor ki derin anlamak mümkün olsun.

İşte bu birlik ve bütüncüllük içinde okumadığımız için perdeli gidiyor, anlamayınca kaçmak geliyor. Perdenin aralanması yine okumakla ve mütalaa ile olur.

Asıl mesele: Süreklilik

Yukarıda bahsettiğim arkadaşım Serkan hayli ilginçtir. Diyelim sabah uyandı, daha eserleri okuyamadan bir işi çıktı. Dışarı çıkmadan önce mutlaka şunu yapar: İlla eline eseri alır, yarım sayfa dahi olsa okur. Okumadan gitmez. Çünkü marifet çok okumakta değil, süreklilik sırrına mazhar olmakta, anlamış.

İşte bu süreklilik sırrını yakalamak için her gün -miktar çok önemli değil, ne kadar olsa kârdır- elden geldiğince okumak gerektiği kanısındayım. Her gün biraz okumak.. Bir iki paragraf bile olsa.. Yeter ki sayfa ipi her defasında yeni yeri işaret etsin. Mesele süreklilik sırrına mazhariyet.. Süreklilik sırrı.. Süreklilik..

Zaten kemmiyetten ziyade, keyfiyet önemli değil miydi? Teknik ve miktardan ziyade, ihlâs önce gelmeli değil miydi? Süreklilikten daha güzel ihlâs mı olur?

Yahu ey tenbel nefsim! İmtihan dünyasındasın; bırak arabesk takılmayı.. İnsaf et.. Herşeyin de pişip ağzına düşmesini bekleme! Bırak bu inadı.. Kolay gelsin.

Okuyucuya selamlarımla..
Hakikat
ZİHNE YETENEK VERMEK

Sevgili Dostlar..

Dün sabah saatleri.. Bir sınavım var. Şemalar, formüller, çözüm aşamaları, soru tarzları zihnimin köşelerine doluşmuş. Fırsat bulan başını çıkarıyor, simasına baktırıyor. Birazdan bir diğeri hatırımda canlanıyor. Bir nevi konuları icmalen zihnimde tekrar ediyorum.

Bu arada kendimi izlemeyi de ihmal etmiyorum. Bir hedefe kilitlenmek demek insanın zihnini bu kadar meşgul etmeli: her kenarında bir bilgi canlanmayı beklemeli; nazarın karşısında sırayla bir "bilinmesi gereken" hazır kıt'a bulunmalı, nazardan geçirilmeli. Kendi kendime yeni tesbit etmiş gibi söyleniyorum: "Demek ki neymiş! Risale-i Nur talebesi işte böyle zihninin her yanı Nurlarla dopdolu olmalı ki münevver, aydın bir istidat yakalasın."

Bugün sınav açıklandı, geçmişim çok şükür. Lakin bana kazandırdığı bakış açısı daha güzel bir meyve oldu. Zihinsel yetenek kazanmanın çaresi, amacın zihni kendiyle meşgul etmesi imiş, farkettim. Neyse, sadede geçmeliyim.

Zihinsel Kabiliyet

Nur Müellifi Hazretlerinin, Profesörlerin el kitabı o meşhur Muhakemat'ında belirttiği gibi, aklın büyük meseleleri anlaması için zihinsel istidat kazanması gerekiyor: Akla basamaklar verilerek, olduğu yerden daha yüksek ve geniş hedeflere, hakikatlere ulaşmak mümkün kılınmalı. Bu bir bakış açısı. Bu bir yaklaşım.

İşte bu yaklaşım açısından, sanki her bir Risale zihne yüksek düşünme yeteneğini kazandıracak basamaklar, destekler, yükselticiler, ufuk açıcılar, anahtarlarla, hikmetlerle örgülenmiş ve tahkim edilmiş. Bu yapılırken bilinçli bir destekleme ve yükseltme takip edilmiş.

Konuyu bir yanıyla ele alayım: Meşhur Haşir Risalesi mukaddimesinde önce "Bir harf kâtipsiz olmaz." der. Sonra: "İnce harflerle yazılmış tutarlı bir kitap yazarsız olamaz." der. Sonra da, "Şu kâinat öyle bir kitaptır ki..." der, kâinatın yazarsız, ustasız, sanatkârsız, sahipsiz olamayacağını ispatlayıp ikna eder.

Dikkat edilirse, doğrudan "kâinat büyük bir kitaptır" demiyor. Önce açık fakat minik bir gerçeği imliyor: "Harf yazarsız olmaz." Olmaz; çünkü anlam var. Sonra ufku açıp kitaba geçiyor. Sonra ufku açıp kâinata geçiyor. Harf, kitap, kâinat kitabı.. Kısaca, muhatabının zihnini asıl konuya hazırlıyor. Diğer deyişle, -avamca- konuya balıklama dalmıyor, muhatabına zihinsel yetenek kazandırıyor, onu da yanına alıp öyle konuya giriyor.

Bunu şuradan da anlıyoruz: Önce bir temsil ile hitap ettiği zihne istidat veriyor. Sonra o olgunlaşan zihnin üzerine yeni ve asıl konuyu yüklüyor. Böylece güç kazanan zihin için, asıl konu ağır gelmiyor, yüklenebiliyor. Önce temsil, sonra hakikat.

Temsiller, mukaddimeler, esaslar, hikmetler bu amaca da hizmet etmiş oluyor: Muhataba zihinsel yetenek vermek. O aklı olgunlaştırmak. Hakim isminin bir tezahürü de bu olsa gerek.

Hatta bir cümlede ard arda dizilen kelimeler bile bu "yükseltme, erdirme" emeline yardım ediyor. Örneğin, konunun girişleri hafif ve kolay kelime ve hikmetler taşıyorsa, git gide konu daha detaylı ve daha çarpıcı ve daha geniş olan asıl meseleye çekiliyor.

Bize Faydası: Kuşkusuz Kur'an'a ait hiçbir hikmet küçümsenecek gibi değildir. Sonsuza hizmet eden küçük değildir. Bence bahsettiğim yaklaşım çok önemli. Bizler birer anlatıcı veya olması gereken şekliyle "irşad ve tebliğ kahramanı" olarak bu kabil hikmetlerden, bu nevi tekniklerden, bu tarz yaklaşımlardan, bu gibi Kur'ani üsluplardan mahrum kalmamak lazımdır. Belki bunlar bizim fıtratımızın en rahat bir yanı haline gelmelidir ki kudsi görevi yaparken bir kafiyenin fonksiyonunu eda edebilelim; muhataba vesile olabilelim.

Yapılması gereken: Evet, konuya balıklama dalmamak, karşıdakinin zihnini olgunlaştırmak lazım. Yalnız "aman muhatabı zihnen olgunlaştırayım" derken sözü fazlaca dolandırıp "gereksiz geyikler" yapılmaması gerektiğini de izah etmeye lüzum yok. Yani irşad: ızdırap..

Evet, mütakkilerin önderi olmayı dileyen Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselâmın ümmeti olmak lillahilhamd nasip edilmiş. Mütakki önderi olmak için müttaki yetiştirmek gerek. Bu da onları kalben -ihlasla- olduğu gibi, aklen de -teknik ve yaklaşım olarak da- olgunlaştırmayı gerektiriyor. Elbette müttaki önderi, önce kendi nefsine kabul ve tasdik ettirmesi lazım.

Öneri: Anlatıldığı gibi, Risale-i Nur'u "zihne keşfetme yeteneği kazandırması" açısından da değerlendirmeye alalım.

Bu konuda bolca örnek var. Zaten her Risale pek çok hikmete dikkat etmenin yanında, bu hikmete de hassasiyet gösterilerek vücuda getirilmiş kanısındayım. Konuyu bu açıdan örneklerle derinleştirmeleri için değerli Büyüklerimden ve Kardeşlerimden yazılar bekleyeceğim.

Keşke icmalen hisettiğim bu kat'i gerçeği daha güzel ifade edebilseydim.. Arzu ettiğim gibi düzenli ve bol örnekli bir yazı ortaya koymak.. Umarım o bahar başka bir sayfada illa açar. Hayırlısı.

Sevgi ve selâmlarımla..
Hakikat
Yüzeysel de olsa bir ara eklediğim birkaç nâkıs yazı...
Ayn-ı Visal
Allah razı olsun.Hakkıyla istifade edebiliriz inşallah.
Hakikat
ALINTI(ressamdemet @ Jan 19 2008, 06:18 PM) *

Allah razı olsun.Hakkıyla istifade edebiliriz inşallah.

Hepimizden. İnşaallah...
aleksx
Risaleyi daha iyi anlamanın yolları



Risale-i Nuru daha iyi anlamanın, biri teknik, diğeri manevi olmak üzere 2 yolu vardır.
BİRİNCİ KISIM:
1- Lügat Bilgisi :
Risaleleri okurken hiç bir kelimeyi anlamadan geçmemek.
Bir çoklarının Risale-i Nur için “okudum anlamadım, dili çok ağır ” dediklerini görüyoruz. Dilinin ağırlığının Risale-i Nurun anlaşılmasını güçleştirdiği doğrudur. Çünki Risale-i Nur bundan seksen sene öncesinin diliyle yazılmıştır. Risale-i Nur yazıldığı yıllarda anlaşılıyor ve bu cihette bir güçlükte hissedilmiyordu. Zaten müellif sözler kitabının başında “avam lisanıyla” yani halk lisanıyla, yazıldığını ifade eder. Aradan geçen seksen sene içerisinde, dilde yapılan muazzam tahribatın neticesinde bu eserler nisbeten anlaşılmaz bir hale gelmiştir. Fakat bu hal yalnızca Risale-i Nurun değil, bundan yüz sene önce yazılmış bütün kitapların bir kaderidir.
Dil alanında yapılan tahribatlar neticesinde, bizler kendi tarih ve kültüründen koparılmış bir millet haline getirildik. Maalesef bu bir vakıadır.
Böyle bir durumda, Risale-i Nurları öğrenmek isteyen kimseler olarak bize düşen vazife nedir?. Ya Risaleleri anlamak için sadeleştireceğiz, ki bu hal eserin orijinaliğini bozacağından ve bir çok manaların da değişmesini ve yokolmasını netice vereceğinden pek isabetli bir yol değildir. Veyahutta biz risalelerde geçen ve bizim kültürümüzün, bizim tarihimizin bir yadigarı olan o kelimeleri öğreneceğiz.
Bir çok insanın hem para hemde vakit harcayarak yabancı dil öğrenmesini yadırgamayan, hatta tasvib ve teşvik edenlerin, dünya ve ahiret saadetleri için risalelerde geçen kelimelerin öğrenilmesini yadırgamamaları gerekir.

http://www.risalem.com/?p=38
Bu basit görünüm sadece metinlerden oluşur. Resim ve Daha Fazla Bilgi Görmek İçin Forumun Normal Haline Geçmeniz GerekmektedirBuraya Tıklayın.
Invision Power Board © 2001-2008 Invision Power Services, Inc.