koşar
Oct 11 2006, 08:25 AM
Çapraşık Aile İlişkileri : Son zamanlarda üretilen yerli dizilerde bile çapraşık aile ilişkileri dikkat çekmektedir. Bilmem sizler de bu gözleme katılır mısınız? Toplumun temeli ailedir. Bir toplumda aile yıpranır ve yozlaşırsa toplumu ayakta tutan dinamikler ciddi yaralar alıyor demektir.
Dizilerle sıradanlaşan çapraşık ilişkiler, günlük toplum hayatına da taşınabilir hale gelmektedir . “Modelleme/örnekleme” dediğimiz eğitim gerçeği ekran vasıtasıyla da zihinlere kazınabilmektedir. Çok dikkatli olunmalıdır. Dizileri kültürel değerler açısından değerlendirecek uzmanlara ve onları seçerek izleyecek bilinçli kişilere ihtiyaç vardır.
Dedikodunun Ekrandaki adı: Magazin. Her kanal artık bir şekilde magazin programı yapar hale geldi. Neler var bu magazinlerde; hangi sanatçı nerde nasıl eğlenmiş? Kim kiminle kırıtıyor? Vs. Sanatçı(!)nın yaptığı gayr-i meşruluklar, sanki meşrumuş gibi gösterilmeye çalışılmakta. Bu şekilde, aslında ciddi bir bozulmaya doğru gidilmektedir.
Rock Festivalinde sahah sabah 150 prezervatif satılmış, acaba 2 gün boyunca neler yaşandı. Nerde oldu bu? Fatih’in fethettiği İstanbul’da. Rock ne? Bizim müzik değer ve kültürümüzle ne ilgisi var? Oraya kimlerin çocukları gitti? Bu soruların cevaplarını düşünün, nelerin olup bittiğini fark edin…
Haber Programları : Haber saatlerinde insanımız sinir krizi geçirme noktasına gelmektedir. Ya bir zam haberi, ya bir trafik kazası, ya bir kapkaç ya da eski evlerin yanması haberi, çoğu defa her gün gördüğümüz sıradan manzaralar haline gelmiş durumda.
Haber anlayışı sorgulanmalıdır. Güzelliklerin yaygınlaşmasını istiyorsak, olumlu ve örnek alınacak hususları da ön plana çıkarmak durumundayız. “Marifet iltifata tabidir, Müşterisiz meta zayidir.” Kültürel programlar yapılmadan önce de duyurulmalıdır ki, ilgilenenler o programı canlı olarak takip edebilsin.
Çizgi Filmler: Çocuklarımız için çizgi filmler vazgeçilmez unsurlar haline geldi. Mutlaka onlara taşımak durumunda olduğumuz değerlerimizi program haline getirmeliyiz. Çocuklarımızı hangi değer üzere yetiştirmek istiyorsak onları ekran yoluyla çocuklarımızın önüne koymak durumundayız. Sihir vs. gibi çizgi filmler, çocukları hayatın gerçeklerinden uzaklaştırmaktadır.
Toplumun Nabzını Tutacak Programlar: Toplumun derdi ile dertlenecek, tarafları bir araya getirip çözüm yollarını araştıracak programlara ihtiyaç var. Kurumlar arası koordinasyonsuzluk toplumumuzun ve sistemin işlemesinin en ciddi problemlerindendir. Kâğıt üzerindeki işbirliği pratik hayata yansımamaktadır.
Günlük hayata bunun yansıması farklı kurumlar tarafından yapılan sokak kazıları şeklindedir. İski ayrı kazar, PTT ayrı, doğalgaz ayrı, Karayolları ayrı… İşaretlendirme de yeterli ve uygun olmayınca, insanlar ve arabalar o çukurlara düşer, 7 kişi can verir, bizler sadece seyrederiz.
Gezi Programları : Gezi programları aslında ilgi ile izlenmekte ama şu “prime time” hastalığı, kaliteli televizyon izleyicilerini de eğlence programlarına mahkûm etmektedir.
Sağlıklı ve güzel bir gelecek için, hayatımızın akışını yönetmeye çalışmalı, ne izlediğimizi iyi seçmeliyiz. Gerekirse tepkimizi ortaya koyabilmeliyiz. İzlemek pasifliktir. Aktiflik tepkilerimizi gerekli noktalara ulaştırmakla mümkün olabilir.
link
Oct 19 2006, 08:17 AM
Çocuk kanalında porno skandalı
Okul öncesi çocuklara yönelik Jojo TV'de önceki gün çizgi film kesilip tam 20 dakika porno yayın gösterildi.
Okul öncesi çocukların zihinsel gelişimine katkı sağlamak için Digiturk'ten yayın yapan Jojo TV'de önceki sabah yayınlar karıştı. Sabah saat 06.38'de gösterimde olan çizgi film bir anda kesildi ve araya porno yayını girdi. 20 dakika seks yayını izleyen çocuklar ne olduğunu anlamazken aileler şok geçirdi. Digiturk olaydan üzüntü duyduğunu açıkladı.
Pislik herifler sizmi üzüleceksiniz?
Cleopatra
Oct 20 2006, 12:16 PM
Digiturk'ün çocuk kanalı Jojo TV'de yaşanan porno skandalının, üç kurum çalışanınca 'sabotaj amaçlı' yapıldığı belirlendi. Digiturk Genel Müdür Yardımcısı Berna Kürekçi, olayın sabotaj olduğunu, Digiturk'e zarar vermek isteyen kişilerce, "uzun süredir devam eden kaliteli yayınlarının zarar görmesi için" maksatlı ve art niyetli olarak yapıldığını öne sürerek, kuruluştan üç kişinin savcılığa şikâyet edildiğini ifade etti.
Yaptığımız araştırma sonunda bu kişilerin Jojo TV yayınının fişini çekip değiştirdiğini tespit ettik" diye konuştu.
lalehan
Oct 20 2006, 01:16 PM
ALINTI(Cleopatra @ Oct 20 2006, 12:16 PM)

Yaptığımız araştırma sonunda bu kişilerin Jojo TV yayınının fişini çekip değiştirdiğini tespit ettik" diye konuştu.
hadi be, su yalana bak...
Koca digiturk'te o kadar kolay mi bir fisi çekmek, hiçde inandirici gelmedi...
link
Oct 20 2006, 05:49 PM
Kişinin fikri neyse zikride o olurmuş, çizgi filmlemi uğraşacaklar, bastırmışlar pornoyu.
Leader
Oct 22 2006, 06:53 AM
Peki sizin düşünceniz nedir? Digitürk'ün müdürü yönetim kurulunu toplayıp "gelin millet bir şerefsizlik yapalım çizgi film kanalına porno filmini koyalım hem böyle yaparsak kullanıcılarımız aboneliklerini iptal ettirecekleri gibi imajımızı da çok güzel bir biçim de mahfetmiş oluruz sizce de çok müthiş değil mi?" dediğini mi düşünüyorsunuz?
koşar
Oct 22 2006, 11:18 AM
Mehmet ali erbil, iç donu giydirmediği saf birinin pantolonunu canlı yayında indirip, iş kazası süsü verdi ve günlerce gündemen düşmedi. Akabinde yüksek bir fiatla başka kanala transfer oldu. Gündeme oturmak istiyorsanız ahlaksızlık yapıp iş kazası süsü vereceksiniz. Bu olayda dijitürkün gündeme gelme isteğiyle ilgili bir olay ve kesinlikle danışıklı döğüş. Görevlileri bir araştırın, parası önceden verilmiş geçici elemandır ve kimse onları arayıp bulamaz.
Ayrıca, DigiTürkün çocuk kanallarının bir bakın, hepside Siyonist propagandası yapıyor. Yayınlanan çizgi filmlerin çoğu şiddet içeriyor..çoğunda çocukların taze beyinlerini yıkayacak saçma sapan slogan ve uygunsuz kelimeler var..Çocukların ruh sağlığına tamamen ters.. Ar damarı çatlamış, dinine yabancı çocukların devletine milletine saygısı olurmu?
Televizyonlarda, özellikle reklamlarda , filmlerde , çizgi filmlerde cinsellik kanalize ediliyor körpe beyinlere. Necicede son günlerde ortaokulda hamile kalan kızlar, öğretmeninden hamile kalan kızlar, arakadaşının hamile bırakıp, öldürüp gömdüğü kızlar gazetelere manşet oluyor. Tüm bunlar ahlak terörüdür.
sunshine
Oct 25 2006, 11:48 AM
RAMAZANDA HRİSTİYANLAR BİLE İZLEDİ
Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı Doç. Dr. Nihat Hatipoğlu (51), ramazan boyunca Star TV’de sunduğu İftar ve Sahur programıyla Primtime’da, en çok izlenen ilk 10 arasına girdi, iddialı dizi ve magazin programlarını geride bıraktı. Nedeni Hatipoğlu’nun dini bilgileri asık yüzle sıralamak yerine, can-ı gönülden doğaçlama anlatması.
"Seyirciye değil, kendime anlatırım. Seyirciye İslam’ı sevdirmeliyim, diye düşünmedim hiç. Ben Mevlana’yı sevdiğimde, anladığımda; kitle de anlayacaktır" diyor. Hatipoğlu, Hz. Ömer soyundan. Ailesi Medine’den 200 yıl önce Diyarbakır-Hazro’ya gelmiş.
Hayranlarınız ramazanın bitmesini istemiyor, nereden geliyor söz ustalığınız?
- İlahiyat kökenli bir aileden geliyorum, birçok yakınım din hizmeti yapmıştır. Babam Haydar Hatipoğlu Din İşleri Yüksek Kurulu Fetva Komisyonu üyesiyken 1995’te Medine’de vefat etti. Çok eserleri var, tanınmış İslam alimlerindendi. İki dedem de müftüydü. 1985-87 arasında Diyanet ve Milli Eğitim Bakanlığı işbirliğiyle Mısır’a Arapça ve tefsir çalışmak üzere gönderildim. 20 yıldır Diyanet’teyim, 33 yıllık geçmişimde imamlık, Kur’an kursu müdürlüğüm var. Ankara’da yerel radyo ve TV’lerde program yaptım. Bu birikimin yanı sıra çocuklukta kazanılan şeyler de var.
İmamlık yaptığınız yerlerde de cemaat vaazlarınıza ilgi gösterir miydi?
- Uşak’ta, Ankara’da imamlık ve murakıplık yaptım. Başbakanlık’ın değişik birimlerinde ve Emniyet sarayında cuma günleri vaaz ederdim. Ankara’da hatırı sayılır dinleyici kitlem vardı. Siyasiler de tabii. Ama politik hayattan uzak durdum. Geçmişte milletvekilliği teklifleri aldım ama reddettim, yine reddederim. Dini sohbetimle hizmeti daha kutsal buluyorum.
İslam’ı korku değil sevgiyle yayan bir üslubunuz var. Kendinizle konuşuyor gibisiniz.
- Metin okumakta çok başarılı değilim. Çünkü duygularımı katamıyorum. Doğaçlama okşuyor beni. Stüdyoda kaset kaydetme teklifini bu yüzden reddettim. Televizyonda, radyoda söylediklerimi kaydedin, dedim. Stüdyoya girersem iş şova dönüşür, iç alemim rahat etmez, kendimi veremem. Konuşmamın ana konusunu, mesela Mevlana’yı bir saat tefekkür ederim.
Programınızda hangi konuları anlatıyorsunuz?
- İftar Hz. Peygamber ağırlıklı. Ehli Beyt; Hasan, Hüseyin ve Hz. Ali üzerinde hayli duruyorum. Ehli Beyt sohbetleriniz Aleviler’in büyük ilgisini çeker. Ramazan denince Sünnilik gelir akla, bütünlük olsun istiyorum. Alevi, Sünni, değişik grup ve cemaatleri birleştiren Hz. Peygamber, hiç kimsenin itiraz etmeyeceği bir şahsiyettir. Türkiye’de dini yaşayan-yaşamayan herkes arıyor beni. Her gece içen bir sarhoşumuz bile var. Her gün gönderdiği altı mesajında peygamber yazdıktan sonra "S.A.V" yazmayı ihmal etmiyor. Bütün mezhep ve dinleri kucaklayan ortak bir mesaj yakalamaya çalışırım. Kur’an bütünleştiricidir. Peygamber İslamı’na dönmeliyiz.
Çocuklarınız ilahiyatçı olarak mı yetişiyor?
- Üç oğlum var. Büyüğü tıpta, diğeri lisede. İlahiyatçı olmak istediler, fen bilimlerine yönlendirdim. İmam Hatip’e gitmediler. İkisi de fen lisesinde okudu. En küçük oğlum ilahiyat okusun isterim. Her sülalede güvenilir bir doktor, hukukçu gibi iyi bir ilahiyatçı olmalı. O zaman sokağa düşmez bu iş.
Oğlunuz arkadaşlarıyla bir şişe bira içse ne yaparsınız?
- Zannetmiyorum. Günün birinde böyle bir hata yapabilir diye oğlum bu günahtır, Allah yasaklamıştır, diyorum. Döverek, tehditle değil, gönlüne girerek yol göstermeye çalışırım.
Eşiniz türbanlı mı? Denize tesettürlü mayoyla mı giriyor?
- Türban kelimesini sevmiyorum. Anadolu’daki başörtüsü neyse onu takıyor. Tatillerde hanımlara ayrılan kısımda yüzer. Merak etmediğim için, ne giydiğini hiç sormadım.
Diyanet’ten izinli, resmi görevle Star TV’deyim. Star yönetimi bu iletişimin sürmesini istiyor, haftada bir ekranda olacağım. İyi bir yardım programı yapmak isterim. Her hafta bir ev hediye edilebilecek, Anadolu’dan gelen bir çocuğa eğitim bursu verilecek, bağışçının açıklandığı, sunucunun aracı olduğu bir hizmet. Manevi duygusallığın ön planda olduğu, magazinleşmeyen dini program yapmayı da isterim.
CÜPPELİ AHMET İÇİN NE DEDİ?
Siyasi yorum yapmam. Kur’an, peygamberimizin hadisleri, büyük alimlerinin İslam’a bakışı ortada. Bu elbiseye, teraziye uymayana itibar etmeyiz. Dini anlatanın da günah işleme hakkı vardır ama özel hayatlarına çok dikkat etmeli. Müslüman güzel arabaya binmeli, güzel evde oturmalı elbet. Ama sözlerimiz hayatımızla mutlaka örtüşmeli. İslam’ı doğru anlatırsak kişiler yerine, temelden kaynaklanan dine dönüş yapılır.
- Ankara’da yanıma okumuş bir delikanlı yaklaştı. "Elinizi öpmek istiyorum. Ehli Beyt’i, Kerbela’yı anlatırken ilk kez bir Sünni’nin gözyaşlarını içine akıttığını gördüm, evde hüngür hüngür ağladım, Alevi olmamanıza rağmen Ehli Beyt’i nasıl bu kadar sevebildiniz" dedi. Ben Müslümanım. Peygamber’in sevdiği ve yanaklarını okşadığı Hasan ile Hüseyin’i tabii seveceğim, nasıl duygulanmam.
- Beyinden dayak yiyen hanımlardan çok mesaj geliyor. Boşanmak isteyen hanım telefon ediyor. Hemen soruyorum, ekonomik bağımsızlığın var mı, diye. Yok hocam, hiçbir şeyim yok, diyor. Gidecek bir yeri, anne baba desteği yoksa cevap veremiyorum. Kadının ekonomik bağımsızlığı olmalı, İslam bundan yana. Bu nedenle kızlar okumalı, çalışmalı, etkin olmalı.
- 8-15 yaş arasındaki çocuklardan "Nihat Amca, Nihat Baba, Nihat Dede" diye başlayan çok mesaj alıyorum. Ağlama ne olur, diyorlar. Gözüm yaşardığında yakın çekim yapmamalarını istiyorum oysa. Kız çocukları, Peygamberimizin kızları diri gömülmekten kurtarmasından çok etkileniyor.
- Bir Hıristiyan’a, ateistten daha yakınım, demiştim. Türkiye’deki Hıristiyanlardan, kiliseden teşekkür mesajları geldi.
link
Oct 31 2006, 09:16 PM
Pinokyo ve şirinlerdaki kahramanlarda masonmuş.
koşar
Nov 1 2006, 08:38 AM
Türkiye, günde dört saat televizyon seyretme ortalamasıyla dünya birinciliğini zorluyor. Biz yetişkinler için bile zararları sürekli tartışılan bu alışkanlığın, çocuklarımıza neler yapabileceğini hiç düşündünüz mü?
Bazılarımız artık yavaş yavaş televizyonun zararlı etkileri konusunda bilinçlenmeye başlasak da, tüm dünyada 26-30 Nisan arasında, "Televizyon Kapatma Haftası" adı altında insanlara bu zararlar anlatılmaya çalışılsa da, alışkanlıklar yakamızı kolay kolay bırakmıyor. Araştırmalara göre, ülkemizde her 100 aileden 98'inin oturma odasında bir televizyon var.
Yetişkinler, günlerinin en az 2-3 saatini televizyon karşısında geçiriyor. Bu oran gençler ve çocuklarda daha da artıyor. Bir çocuğun günde ortalama 3 saat televizyon izlediğini düşünürsek, bu yılda 1.100 saat eder. Bu zaman dilimi, insan ömrüne göre hesaplanacak olursa, 70 yaşına ulaşmış bir kimse, ömrünün 7-10 yılını televizyon başında geçiriyor demektir. Davranış Bilimleri Enstitüsü, çocuk ve gençlik biriminden klinik psikolog Şeniz Pamuk'un bize aktardığı bilgilerle hazırladığımız özel dosyamızı açıyoruz.
"Sabah okula gitmesi için yataktan zar zor kaldırıyoruz. Daha elini yüzünü yıkamadan doğru televizyona gidiyor, sanki televizyonu açmadan güne başlayamıyor."
"Okuldan gelince daha ayakkabısını çıkarmadan hemen televizyonun başına gidiyor ve akşam ben bağırana, zorla kapattırana kadar seyrediyor"
"Hafta sonları erkenden uyanıp televizyonun karşısına geçiyor."
"Tatil günleri bütün gün televizyonun başında, onu oradan almak imkansız. Arkadaşlarıyla dışarıda oynamak bile istemiyor."
"Yemeğini sadece televizyonla yedirebiliyoruz, başka türlü ağzını açmaz."
"Yemeğini tepsiyle televizyonun önünde yer."
"Reklamların sesini duyunca, içeride işi olsa bile koşarak gelir, ekrana yapışır."
"Bütün gün elinde kumanda, o kanaldan bu kanala gezinir durur."
Anne iş yaparken çocuk televizyona emanet
Televizyonu, girdiği tüm toplumlar gibi Türk toplumu da çok sevdi. Sadece çocuklar değil, her yaştan insan kendisine televizyonda seyredecek bir şeyler buldu. Zamanla bu seçimler vazgeçilmez bir konum kazandı.Öyle ki anneler evlerinde kendi işleriyle meşgulken, çocukların sorun çıkarmadan oyalanmaları için, televizyon bir araç olarak kullanıyor. Üstelik çoğu anne baba, televizyonun çocukları için çok zararlı olduğunu bilse bile, çocuklarını bu alışkanlıktan uzak tutmayı başaramayıp sadece çocuğun seyrettiği programları kısıtlamaya gitmekle yetiniyor.. Oysa çocuğunuzun televizyon seyrettiği zamanlarda neler kaçırdığını ve bu görevine sadık dadının altında nasıl bir canavar yarattığını bilseniz, acaba bu kadar rahat davranabilir misiniz?
Rahmetli
Nov 3 2006, 07:54 AM
Sizde seyretmeyin bu yobazin kanallarini olsun bitsin
ben yaklasik iki yildir tv bile seyretmiyorum eksikliginide hic hissetmedim
cok nadiren Hilal TV yi seyrederim
Hele hele o yobazin kanllarini vede Mehmet ali giiblerini hayatta seyretmem
Allah nasip ederse ömrüm boyunca da seyretmememye kararliyim
Siz baktikca onlar azitirlar ne zaman bakmazsiniz o zaman unutulur giderler
koşar
Nov 4 2006, 12:20 PM
Uzmanlara göre, televizyonun zararlarını yaş aralıklarına bölerek anlatmak gerekirse aşağıdaki tablo sorumluluk sahibi ebeveynleri ürkütebilecek kadar önemli gerçekleri taşıyor.
0-3 yaş arası çocuklar
Küçük çocukların, özellikle iki yaşından önceki dönemlerde, dikkat süreleri oldukça kısadır. Zihinsel gelişimleri de televizyondaki bir çok programı anlama açısından yetersizdir. Bu nedenle, çocukları 2 yaşından önce televizyonla tanıştırmanın pek bir anlamı yoktur. Bu yaşta çocuk televizyona ancak anlık bakar. 2 yaşından sonra çocuğun görsel dikkati artmaya ve zihinsel olarak gördükleri arasında bağlantı kurmaya başlar.
Televizyonun zararlı etkilerinden en çok nasibini alanlar 0-3 yaş arası çocuklar. Çünkü bu yaş aralığı, çocukların psikososyal ve psikomotor becerilerinin temelinin atıldığı dönemdir. Bu yaşlarda gelişimde meydana gelebilecek bir aksama, gelişimin ileriki evrelerinde telafisi zor zararlar verir. Bu dönemde çocuğun ebeveynlerinden sevgi ve ilgi görmeye her şeyden çok ihtiyacı var. Böylece olumlu bir psikolojik temel geliştirmesine zemin hazırlanabilir. Çocuk televizyon gibi cansız bir uyaran karşısında sevgiden, ilgiden ve iletişim kurma olanağından yoksun bırakıldığında bu gelişme eksik ve yetersiz kalır.
Ayrıca televizyon karşısında çok fazla vakit geçiren (bir iki saatten fazla) çocuklarda bazı psikiyatrik tabloların gelişme riski daha fazladır. Çevreye karşı ilgisizlik, çevreyle duygusal ve sosyal iletişime geçememe, kendi etrafında dönme, sallanma, cansız nesnelerle aşırı ilgilenme, konuşma ve karar vermede zorlanma gibi bir tablo ortaya çıkabilir. Bunun önüne geçmek için, ebeveynlerin çocukların televizyon seyretme saatini kısıtlamaları ve çocuklarını sosyal iletişime geçmeleri için teşvik etmeleri gerekir.
Cleopatra
Nov 4 2006, 08:07 PM
SEMRA HANIM BIKTIRDI
RTÜK İletişim Merkezi'ne ilk gün 712 başvuru yapıldı.
En çok şikayet kadınlara yönelik sabah saatlerinde yayınlanan programlar hakkında gelirken, vatandaşlar tepkilerini, ''Kadın programları ev kadınlarına boşa zaman geçirtiyor'' sözleriyle dile getirdi.
-ŞİKAYETLER VE ÖNERİLER-
İlk gün yapılan başvurularda, televizyonlarda gündüz kuşağında yayınlanan, kadın izleyicilere yönelik programlar en fazla şikayeti alan programlar oldu. Başvuruların bazıları şöyle:
-''... reklamında küçük bir yaratık çıkıyor. Torunlarım ondan korkuyorlar ve uyuyamıyorlar. Lütfen bu reklamı kaldırın.''
-''Semra Hanım hala programa çıkıyor. Lütfen engelleyin.''
-''İzmir'de küçük çocuğa yapılanlar insanlık dışı. Çocuklarım haberlerde görmüşler ve soruyorlar. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Lütfen bu haberleri yayınlarken çocukların da izleyebileceğini göz önünde bulundursunlar.''
-''Klipler çok açık saçık. Lütfen buna bir çözüm bulun.''
-''Reklamların sesi çok yüksek.''
-''Daha çok çizgi film istiyoruz.''
-''Sabahları yayınlanan, Aydın'ın, Seda Sayan'ın, Hülya Avşar'ın, Ahu Tuğba'nın olduğu programları hangi kitle seyrediyor, merak ediyorum.''
-''İnci Ertuğrul ve Serap Ezgü insanların özel hayatlarını yansıtıyorlar, yanlış buluyorum.''
-''Daha az reklam istiyoruz.''
-''Sürekli dizi izliyoruz ama dizilerde çiftçilerin sorunları, ekonomik sorunlar hiç dile getirilmiyor. Bunlara da değinilsin.''
-''Eğitici içerikli programlar daha erken yayınlansın.''
-''Kadın programları ev kadınlarına boşa zaman geçirtiyor.''
-''Çocuk kanalında şiddet içerikli çizgi filmler var. Buna müdahale edilsin.''
-''Dizilerin daha fazla tekrarı yapılsın.''
-''Komedi adı altında çocuklara sahtekarlık aşılanıyor.''
-''Reklamlar çocukların uyku saatlerine göre düzenlensin. Reklam yüzünden yayın uzuyor.''
-''Haber programlarında RTÜK İletişim Merkezinin telefonu verilsin.''
-''Hava tahminleri tutmuyor. Şikayetçiyim.''
RTÜK İletişim Merkezine gelen beğeni, şikayet ve talepler RTÜK tarafından yayıncı kuruluşlara da gönderilecek ve radyo ve televizyon kuruluşlarının oto kontrol mekanizmalarının daha sağlıklı çalışmasına katkıda bulunacak.
haber 7
koşar
Nov 12 2006, 11:54 AM
4-7 yaş arası çocuklar
Bu dönemde çocuk, gerek dil gelişimi, gerekse hareket gelişimi açısından çok önemli aşamalar kaydetmiştir. Bunun pareleli olarak arkadaş ve aile gibi sosyal çevreleri de genişler ve daha işlevsel bir hal alır. Çocuğun çok fazla televizyon seyretmesi, gelişimini olumsuz yönde etkilediği gibi, öngörülmesi zor olan bazı tehlikeleri de birlikte getirir.
İzledikleri çizgi film kahramanı gibi uçmaya çalışan, yine bu kahramanlar gibi kendisine zarar vereceğini bilmediği nesnelerle kendisini ya da arkadaşını yaralayan çocuklar olduğunu duyuyoruz. Bu olayların sebebi, bu dönemdeki çocukların seyrettikleri görüntüleri soyut olarak algılama yeteneklerinin henüz gelişmemiş olmasındadır.
Ekrandaki görüntüler çizgi film bile olsa, çocuklar tarafından somut gerçeklermiş gibi algılanır. Bu yaşlardaki çocukların şiddet ve aşırı fantastik ögeler içeren programları seyretmesi engellenmelidir. Bu engelleme çocukta şiddet duygusunun gelişimini önlemek açısından da kritik önem taşır.
Bunun yanı sıra çocuğun korku, şiddet ve gerilim öğeleri barındıran görüntülerden korunmasına da özen gösterilmeli. Muhakeme yeteneği 16 yaşına kadar gelişmeye devam eder. Bu yaşlarda izlenen korku görüntüleri travmatik etki bırakır. Ebeveynlerin, çocuklarının bazı programları seyretmelerini engellerken, bu konuya özellikle hassasiyet göstermeleri gerekir.
koşar
Nov 17 2006, 04:22 PM
Kadınlar ve erkekler neyi izliyor?
RTÜK'ün hazırladığı kamuoyu araştırmaları, evlilerin dini programları daha çok izlediğini, bekarların ise gözdesinin talk show programları olduğunu ortaya koydu. Aynı araştırmaya göre, Akdeniz Bölgesi açık oturum ve benzeri programları izliyor, Güneydoğu Anadolu Bölgesi dini programlarda daha çok televizyon başında kalıyor.
Araştırmada kadınlar yerli dizi meraklısı, erkekler belgesel. RTÜK'ün son yaptığı kamuoyu yoklamalarına göre haber programları yüzde 74,8'le ilk sırada. Bunu yüzde 56,8 ile yerli diziler, yüzde 42,2 ile talk showlar, yüzde 40,8 ile belgeseller, yüzde 40,8 ile yabancı sinemalar, yüzde 40,5 ile dini programlar izliyor. Çocuk programları yüzde 11,2, kadın programları yüzde 10,8, evlilik yarışmaları ise yüzde 6,8 ile son sıralarda yer alıyor.
Açık oturum ve tartışma programları, belgeseller, ekonomi programları, kültür-sanat, magazin, evlilik yarışmaları, Türk filmleri, yarışma ve çocuk programlarıyla müzik programlarını en çok Akdeniz Bölgesi'nde yaşayanlar izliyor. Güneydoğu Anadolu'da ise izleme düzeyi en yüksek programlar dini programlar. Egelilerin favori programları ise Türk sanat müziği, yabancı müzik, yabancı sinema, yerli dizi ve haber programları. Doğu Anadolu Bölgesi'nde en çok izlenen programlar ise 'sır'lı programlar. Karadeniz Bölgesi'nde ise en çok izlenen programlar spor ve kadın programları olurken, Marmara bölgesi en çok yabancı dizi izliyor.
Araştırmaya göre yerli diziler, kadın programları, eğlence-güldürü-talk show, magazin, Türk pop müziği, sır, evlilik yarışmaları, müzik programları ve Türk filmlerini kadınlar erkeklere oranla daha çok izliyor. Erkeklerin favori televizyon programları ise yabancı sinemalar, haberler, ekonomi programları, belgeseller, açık oturum ve tartışmalar. Yaş ilerledikçe televizyon programlarındaki seçicilik değişiyor.
Buna göre açık oturum ve tartışma, dini, ekonomi, haber, Türk halk müziği, Türk sanat müziği ve kadın programları yaş ilerledikçe izleme oranı artan programlar. Yaş ilerledikçe eğlence-güldürü-talk show, magazin, spor, Türk pop müziği, yabancı diziler, yabancı müzik, yabancı sinema, çocuk programları ve müzik programlarının izleme oranı düşüyor. Evliler dini, haber, Türk halk müziği, Türk sanat müziği, sır ve kadın programları ile ekonomi programlarını daha çok izliyor. Bekarların favorisi ise yabancı diziler, spor programları, magazin, yabancı sinemalar, eğlence-güldürü-talk-show, Türk pop müziği ve müzik programları.
MEMURLAR KÜLTÜR-SANAT MERAKLISI
Memurlar en çok açık oturum ve tartışma programlarıyla kültür sanat programlarını izliyorlar. Buna karşılık belgeseller, yabancı diziler profesyonellerce izleniyor. Dini programlar ve evlilik yarışmaları en çok ev hanımlarınca, ekonomi programları, Türk halk müziği ve Türk sanat müziği programları en çok emeklilik, eğlence-güldürü-talk show, haber programları, Türk filmleri, yabancı sinema ve yerli diziler en çok orta ve üst düzey yönetici ile şirket sahipleri ve ortağı olanlarca izleniyor. Sır programları ve yarışma programları en çok çiftçi ve balıkçılar tarafından, magazin, Türk pop müziği, yabancı müzik ve müzik programları öğrenciler, spor programları ise en çok esnaf ve sanatkarlarca izleniyor.
Televizyonlarda en çok yayınlanması istenen program türleri ise şöyle: Haber programları yüzde 34,8, yerli diziler yüzde 32,9, müzik eğlence programları yüzde 31,1, açık oturum ve tartışma programları yüzde 27,1, yabancı sinemalar yüzde 25,7, dini programlar yüzde 25,5, yarışma programları yüzde 25,1, Türk filmleri yüzde 23,2, spor programları yüzde 17,9, yardım programları yüzde 12, magazin programları yüzde 11,5, eğitici programlar yüzde 6,9, çizgi filmler yüzde 6,7, beldeleri tanıtmaya yönelik programlar yüzde 4,9, aktüalite programları yüzde 1,2, anadilde yayın yapan programlar yüzde 0,4, kadın programları yüzde 0,4, kültür sanat programları yüzde 0,3 ve yabancı diziler yüzde 0,1.
AyDe
Nov 20 2006, 06:25 AM
Ekranların başbelası, tülin- caner-semra kaynana-ahu tuba-paparaziler.
koşar
Nov 22 2006, 09:14 AM
7-12 yaş arası çocuklar
Bu yaşlardaki çocukların televizyon seyretmeleri daha küçük yaşlardaki çocuklar kadar tehlikeli olabilir ve denetim altında tutulması çok önemlidir. Okul grubu denilen bu yaş aralığındaki çocuklar, televizyonun eğitici yönlerinden, daha küçük yaşlardaki çocuklara göre daha fazla yararlanabilirler.
En önemli fark, bu yaşlarda soyut düşüncenin yerleşmeye başlamasıdır. Buna rağmen bu yaşlardaki çocuklar, televizyonun zararlı etkilerinden korunamazlar. Şiddet, korku ve gerilim içeren görüntüler, bu yaşlardaki çocukların gelişimine azımsanmayacak ölçüde zarar verir.
Bunun dışında, günün çoğunu okulda geçiren çocukların, geri kalan kısıtlı saatlerini televizyonun karşısında geçirmeleri gelişimsel açıdan sağlıklı bir durum değildir. Henüz gelişme döneminde olan bu çocuklar, mümkün olduğunca fiziksel ve sosyal aktivitelerle yönlendirilmeli, okuma alışkanlığı kazanmaları için teşvik edilmelidirler. Çocuğun ailesi ve arkadaşları ile geçireceği zaman da, ilerideki sosyal ilişkileri açısından özel bir önem taşır.
asır
Dec 3 2006, 07:25 AM
Binbir Gece Nasıl Binbir Heceye Bölünür? 'Ahlaksız Teklif' Neyimiz Olur?
BBG programlarıyla gözetleme ve gözetlenme hak olarak tanındı. Gözetlenmek isteyenler her tarafı kameralarla kaplı bir mekanda yaşamayı kabul ederken, gözetlemek isteyenler ekran başında yerlerini aldılar. Yaptıkları kurgular ve öne çıkardıkları olaylarla içerde yaşayanlara müdahale ederken, taraf olmak durumunda bırakarak izleyicilere de müdahale etmeye başladılar. Sadece izlemek yetmiyordu. Israrla kim haklı sorusuyla manüpüle edilen izleyici taraf olmaya davet ediliyordu. Taraftar olma üzerinden kimlik sahibi olmaya çağrılıyordu.
Özel televizyonların günlük hayatı istila etmesiyle erkekler futbol maçlarıyla ekrana bağlanırken kadın izleyiciler için pembe diziler uygun bulunmuştu. Yaşantısını bu dizilere göre programlayan, çay saatlerinde dizi kahramanlarına ne olacağı üzerinden yapılan sohbetlerle ısınma turu yaşandı.
Pembe diziler miyadını doldurup ekranlar yerli dizilere kalınca 'özel hayat ticareti' yapan magazin programları tavan yaptı. Mankenler, dizi oyuncuları derken 'sansasyon' sıkıntısı yaşanınca, BBG tarzı programlar kendi starlarını üretmeye başladı. BBG ve türevleri magazin programlarına malzeme olurken sabah programlarının ana yemeği haline geldi.
Ard arda yapılan BBG'ler, peşinden gelen evlenme, gelin kaynana programları... Özneler değişti ama taraf olan seyirciler değişmedi.Erkeklerin tuttuğu takımla var olduğu bir devirde, ağızlarını açtıklarında eşleri tarafından dırdır yapmakla suçlanan kadınlara ilaç gibi geldi 'taraf' olmak. Birini tutarken diğerini suçlamak, eleştirmek.Nitekim amaca ulaşıldı ve zincirleme taraftarlık dönemi başladı.
Son günlerde gözetleme olayı yeni bir boyut kazandı. Ekran özel hayatını projelendirenlerin çöplüğüne döndü. Bir zamanlar gazete köşelerinde başlayan 'proje' hayatlar artık ekranlarda. Özel hayatını anlatmak değil bilakis ekranlar önünde yaşamak revaçta. Kadrolu konuklar çıplak gözle, ekran başındakiler kadrolu konukların bakış açısıyla katılıyorlar bu komediye.
Bu tür programları sadece nefret/sevgi düzleminde izlemek mümkün oluyor. Birini sevmeden ya da nefret etmeden saatler boyu gözü ekrandan ayırmamak mümkün değil. Yapımcıların keşfettiği de buydu işte. Sevmek ve nefret reytingi olan iki duygu. Her ikisi de şiddet içeriyor. Sevdiği birini savunurken de nefret ettiği birini eleştirirken de aynı şiddet dilini kullanıyor izleyici.
Son dönemde düşünce polisi yapımcılar diziler içinde aynı yöntemi kullanmayı keşfetti. Kurtlar Vadisi yayınlanırken Alaaddin Çakıcı dizideki Çakır benim beni de Çakır gibi öldürecekler açıklamasını yaptıktan sonra bir anda bütün dikkatler diziye çevrilmişti. O ana kadar ortalama bir reytingle yoluna devam eden dizi, hakkında yapılan konuşmalarla reytingine reyting katmaya başladı. Ekranların fenomeni diye adlandırılan Aliye için de benzer bir süreç yaşandı. Bir anda magazin basınına düşen şöhretler gerçek Aliye benim şeklinde açıklamalar yapınca dikkatler dizide yoğunlaştı.Sadece hikaye anlatmak değil aynı zamanda magazin basınına malzeme vermek gerekiyordu.
Bu keşif son olarak yayına giren Binbir Gece adlı dizi için sahneye kondu. Binbir Gece malzeme olmayı değil gündem yaratmayı tercih etti. Hem de ilk bölümden matematik hesapları yapılmış oldukça stratejik bir yöntemle. Çocuğu lösemi hastası olan dul bir genç kadının çocuğunu yaşatma sınavıydı konusu. İlik nakli için gerekli olan ikiyüzbin dolar parayı bulmak için önce kayınpederine sonra bankaya giden genç kadının çaresizliği.Buraya kadar herşey normal. Çünkü Binbir Gece sadece bir dizi.Fakat ilk bölümün finalinde patronundan genç kadına yapılan ahlaksız teklif magazin basını tarafından manüpüle edilmeye başlandı. Aliye'de olduğu gibi magazin şöhretleri bana da ahlaksız teklif yapılmıştı diye patır patır döküldü.
Filmdeki çarpıklık 'mutlaka yapılması gereken oymuş' gibi gösteriliyor. Gazete manşetleri aracılığıyla gerçek hayata taşınıyor. Filmin başrol oyuncusu anne olsam bende yapardım diyor. Kadın şöhretlere böyle bir durumda siz olsaydınız kabul eder miydiniz diye soruluyor. İşin içinde çocuk olunca akan sular durur modunda evet cevabı veriliyor. Alkışlar eşliğinde ahlaksızlık yüceltiliyor. 'Ahlaksız Teklif'e evet diyen biri ideal anne ilan edilip, rol model oluyor. Yabancı bir filmin aynı zamanda ismi de olan 'Ahlaksız Teklif' ahlak boyutundan hızla uzaklaştırıyor.
Roman okurken, masal dinlerken ne kadar içine girilirse girilsin mesafe konabilir ve korunabilir. Bittikten sonra kişi iyisiyle kötüsüyle kendi değerlendirmesini yapar. Aslında her masal her roman farklı bir yolculuğa farklı bir sonuca taşır okuyucusunu. Okuyan okuduklarının kendine kattıklarıyla birey olmayı sürdürür.
Eskiden yeşilçam filmlerini izlerken sürekli o sadece bir film açıklamasıyla karşı karşıya kalan seyirci son yıllarda ne dizileri ne programları sadece seyirci olarak izleyemiyor. Belli bir mesafeden izlemesine izin verilmediği gibi bir şekilde olayın içine dahil ediliyor.Sanal bir dünyada, gerçeklerden uzak sanki gerçek oymuş gibi.
Sema Karabıyık
blacksun
Dec 5 2006, 09:15 AM
Satılık bedenler ve ruhlar ülkesi
"Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin refahı ve huzuru ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulamasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar."
Anayasa'nın 41'inci maddesi aileye bakışı böyle anlatıyor ve devlete özellikle ana ve çocuğun korunması görevi veriyor.
Aynı anayasa, basın özgürlüğünün kamu ahlakını koruma adına kısıtlanabileceğini söylüyor.
Bu satırların yazarı, kimsenin özel yaşamına müdahale hakkını kendinde bulmaz.
İnsanların yaşam tarzlarını dilediğince seçmekte özgür olduğuna inanır ama ahlaksızlığın yüceltilmesinin karşısında durur.
Türkiye'de uzunca bir süredir üç-beş erkek arasında turnike misali dolaşan ve kendilerine manken diyen bir grup genç hanımın yaşam tarzı, genç kızlara örnek olarak sunuluyor.
Genç delikanlılara da aynı mekanda bulunduğu, arkadaş olduğu insanların eski sevgilileriyle birlikte olmanın normal olduğu anlatılıyor. Bu yetmiyor, bunu haftada bir yapanlar övülüp göklere çıkarılıyor. Fahişeliğin gazete sayfalarında prim yaptığı nadir ülkelerden biriyiz herhalde.
Üstelik bunu yüzde 99'u (yoksa 95'i miydi) Müslüman olan ve çoğunluğun kendini giderek daha fazla dindar hissettiği bir ülkede yapıyoruz.
Bununla da kalmıyoruz, anneleri fahişeliğe teşvik ediyoruz.
Bir annenin hasta çocuğunu kurtarma adına 150 bin dolar karşılığı patronuyla yatmasını yüceltiyoruz.
Fahişe annenin kutsallaştırılmasına tanıklık ediyoruz. Şimdi sırada 300 bin dolar var. "300 bine verir mi" gündemin en önemli sorusu.
Bu diziyi hasta çocuğu ve eşiyle izleyen bir annenin neler hissedeceğini gözlerimin önüne getirmeye çalışıyorum veya annesi yaşlı ve çirkin olduğu için bir gecede ameliyat parası çıkaramayacak anneleri.
Ya da yavrusunun sağlığı için bile olsa fahişeliği kabul edemeyecek olan anneleri.
Türkiye en önemli sermayesi olan sosyal yapısını 3-5 reyting uğruna bozuk para gibi harcıyor.
Oysa başta AB olmak üzere herkese karşı ortaya koyduğumuz en önemli kozumuz genç ve dinamik nüfusumuz.
Ahlaken özürlü bir nüfusun kimseye yararı olmayacağını kimse düşünmüyor, düşünmek istemiyor.
Ekran önünde hep birlikte kirlenip fahişeleşiyoruz.
Satılık ruhlar ülkesi haline geliyoruz.
Ergun Babahan / Sabah
diyar-ı ebrar
Dec 6 2006, 02:32 PM
seçici davranarak bütünolumsuz proğramlardan
kendimizi uzak tutmuş oluruz kanaatindeyim
lütfen arz talep bahanelarini boşa çıkaralım
ümmet bilinci şart artık uyutulmaya birson verelim
haydi boykota
EL MUHYİ
Dec 8 2006, 04:46 PM
Ahlaksız teklifler aldı başını gidiyor.
AyDe
Dec 15 2006, 04:02 PM
ŞİMDİ EKRANA ÇIKAN HERKES GEÇMİŞTE AHLAKSIZ TEKLİF ALDIĞINDAN BAHSEDEREK REKLAMINI YAPIYOR, MODA OLDU.
alâ
Dec 17 2006, 09:05 AM
Gözlerime inanamadım önce; ülkemizin öndegelen şovmenlerinden biri, kendi televizyon programında, bir başka kanalın programını yeriyor, hem de ne sözlerle… İlk 4 içine girmiyormuş yerdiği programın yayınlandığı kanal, ama yüksek reyting alıyormuş… Tiradının sonu şöyle geldi: “AGB reyting âleti koyduğu aileleri değiştirsin…”
Ne güzel, değil mi?
Türkiye'de de Batı'da olduğu gibi televizyon programlarının izlenilirliği belli bir sistemle ölçülüyor. Toplumu yansıttığına inanılan ikibinden biraz fazla sayıda ailenin evlerindeki cihazlara birer âlet takılıyor; uzaktan kumandanın her hareketi âlet tarafından kayda geçiriliyor. En çok izlenen programlar, değişik tasnif kodları uygulanarak, böyle tespit ediliyor.
Reklâmverenler kanallara reklâm verirken de, reklâmın birim fiyatını belirlerken de genellikle ölçüme itibar ediyorlar. Sonuçta olan şu: Daha çok izlendiği anlaşılan programlar daha yüksek birim fiyattan daha fazla reklâm alıyor...
Şovmenin yakındığı kadar var; son zamanlarda izleyicinin seyir alışkanlığında ciddi bir farklılaşma görülüyor çünkü. İki şaklabanlıkla, birkaç argo espiriyle, don indirerek izlenmeyi başaranlar artık fazla ilgi görmüyor. Toplum iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı, güzel ile çirkini biraz daha hassas değerlendirmeye başladı; izlediği programları da ona göre seçiyor.
TESEV'in son araştırmasındaki bulgular hatırlandığında bu duruma şaşırmamak gerekiyor. Toplumun ortak payda teşkil eden değerlerini benimsemeyenlerin oranı yalnızca yüzde 20; geri kalan geniş kitle ortalama Türk insanını oluşturuyor. O insanların benzer beğenilere sahip olmalarında şaşılacak ne yön olabilir ki? Aynı sevinç ve kederi paylaşan insanlar o hisleri yansıtan programlara da ilgi göstereceklerdir.
Televizyonların reyting ve izlenilirlik oranlarına bakıldığında, Türk toplumunun nabzını tutabilen yapımlara ciddi bir ilgi yükselişi yaşandığı hemen fark ediliyor. Eğlenceyse eğlence, dramaysa drama, haberse haber, hepsini mümkün olduğu kadar dengeli bir biçimde talep ediyor izleyici, ilgisini o dengeyi bulduğu yere çeviriyor. Kanal-7'inin 'Haber Saati' sürekli yükselişte; izleyici dizi ve eğlence ihtiyacını daha çok muhafazakâr kanallardan karşılama eğilimine girdi.
Kendini yenileyemeyen, toplumdan kopuk tiplerin anlayamadığı ve uyum sağlamaya çalışacak yerde “Kurallar değişsin” diye bağırmalarını getiren, işte bu yeni gelişme.
Siyasette de benzer bir durum yaşanmıyor mu? Türkiye'deki seçim sistemi 1983'den beri ana hatlarıyla aynı; o sistemle kâh tek parti hükümeti çıktı ortaya, kâh koalisyonlar… Yüzde 10 barajı yüzünden Meclis'te temsil edilemeyen nice parti oldu. 'Temsilde adalet' ilkesi yerine gelmedi, 'yönetimde istikrar' tercih edildi; istikrarı bozan koalisyonlara da yol açabildi aynı sistem… Kör-topal bugünlere gelindi.
Bugün ne oluyor, görüyorsunuz; “Kural değişsin” talepleri seslendiriliyor. Geçmişte belli görüşleri Meclis dışı tutmaya yaramış sistem şimdi o sistemi icat edenleri zor duruma düşürüyor da, ondan… Tıpkı, yakın zamana kadar reyting sistemi sayesinde ne yapsalar izlenen tiplerin, aynı sistemde izlenmez duruma düştüğünü görünce, “Kurallar değişsin” diye patırtı kopardıkları gibi…
Seçim sisteminde yanlışlık yok mu, var elbette… Reyting sisteminde de hatalı değerlendirmelere yol açan yanlışlıklar olabilir… Ancak, vaktiyle o yanlışlara ses çıkarmayan, hatalı değerlendirmeler sayesinde haketmedikleri kazançlar elde edenlerin bugün şikâyete hakları yok. Nalıncı keseri mi bu, hep kendine hep kendine yontsun?
Doğru davranış biçimi, halka hitap eden politikacılar ve programcıların, şikâyet etmek yerine, halkın beklentileri istikametinde tavır almalarıdır.
FEHMİ KORU
koşar
Dec 17 2006, 02:46 PM
Televizyon programları neden zararlı?
Reklamlar
Reklam seyretmek çocuğun spontan dikkatini ve görsel hafızasını geliştirmesine yararlı olabilir. Ancak uzun vadede, çok fazla seyredildiğinde, çocuğun dikkat süresinin kısa kalmasına, bir konuyu uzun süre takip edememesine neden olabilir.
Ayrıca, çocuğun tüketim alışkanlıklarını, reklamverenlerin menfaatleri doğrultusunda şekillendirir. Reklamlar, çocuklara, şu veya bu ürüne sahip olarak mutlu olacakları mesajını verir. Yetişkinleri bile etkileyen bu mesajların, çocuklar üzerindeki etkisi çok daha fazladır. Çocuklar reklamlarda gördükleri ürünleri ısrarla isteyerek ebeveynleriyle sürtüşebilirler.
Yanlış rol modelleri
Çocuklara özellikle diziler ve bazı televizyon programları aracılığı ile bazı rol modelleri dayatılır. Çocukların seyrettiği programlarda sunulan cinsiyet rolleri son derece basmakalıptır. Çocuklar bu klişeleri zihinlerine yerleştirip onlarla özdeşleşirler. Bu nedenle bir dönem Türkiye'de değişik yaş gruplarından erkekler "Polat Alemdar" olmak istemişlerdi. Kız çocukların da 0 beden olmak için sürekli rejim yapmaları bu yüzdendir. Bu tür programlar genellikle erkek çocuklara daha çok şiddet kullanan baskın kişiler olmaları, kız çocuklara da daha pasif ve sessiz olmaları gerektiğini belirten mesajlar vermektedir. Toplumumuzun beklentileri ile büyük ölçüde örtüşen bu mesajlar, çocuklara yanlış ve cinsiyetçi rol modelleri sunmaktadır.
"Sihirli" programlar tehlikeli
Çocuklar programlardaki kahramanlar gibi yaşamaya çalışıp, onların olaylar karşısında yaptıklarını örnek alarak kendi düşünce ve kimliklerini oluşturmada zorluk yaşayabilirler.
Televizyonda çocuklar açısından tehlike yaratabilecek yeni bir program türü de sihirle ilgili programlardır. Bu dizilerde tüm sorunlar sihirle çözülmekte, insanlar işlerini kolaylıkla halledebilmekte ve imrenilecek bir güce sahip olmaktadırlar. Çocuklar Spider Man gibi camdan aşağıya atlamak istemekte, sihirli değnekle isteklerine bir an önce ulaşmaya çalışmaktadırlar.
Aileden beklentiler
Çocuk; dizi, reklam gibi programlardaki aile profilliyle kendi ailesini kıyaslamaya girerek karşılaştırmalar yapmakta, televizyondaki ailelere benzemedikleri noktalarda ailesini suçlamakta ve memnuniyetsiz olma eğilimine girmektedir. Bunun dışında üvey anne ve babanın olumsuz resmedilmesi de, üvey anne ve babalarla çocukların ilişkilerini olumsuz etkilemektedir.
Şiddet eğilimi
Çocuk duygusal alanda televizyondan neler öğrenir? En başta şiddeti öğrenir. Bu konuda Amerika'da yapılmış araştımalar, çocukların bir saat içinde ortalama 20 şiddet içeren görüntüye maruz kaldıklarını, prime time'da televizyonda yaklaşık 350 karakter göründüğünü ve bunların 7'sinin öldüğünü ortaya koymuştur. Amerikalı çocuklar 13 yaşına geldiklerinde televizyonda ortalama 8000 cinayete tanık olmaktadırlar. Bu rakamların Türkiye için daha düşük ölçeklerde geçerli olduğunu kabul etsek bile, durum çok iç açıcı gözükmemektedir.
Yapılan diğer araştırmalar, küçük yaşta çok televizyon seyredip, şiddetten ve saldırganlıktan etkilenen çocukların, ileri yaşlarda daha çok şiddet sergilediklerini, kanuna karşı geldiklerini, daha çok ceza ödediklerini göstermektedir. Saldırgan tutumda, en belirleyici ögenin televizyon seyretmek olduğu ortaya çıkmıştır.
Dişi figürlerin kahraman ve saldırgan olarak gösterildiği programları seyrederek büyüyen kız çocukların da, diğer yaşıtlarına göre daha saldırgan oldukları saptanmıştır. Şiddet uygulayan karakterler haklı, sempatik, sihirli, doğaüstü güçlere sahip ve aslında iyi kalpli karakterler olarak yansıtılmaktadır. Yapılan araştırmalarda, televizyon seyreden çocukların seyretmeyenlere oranla daha saldırgan davranışlar gösterdiği tespit edilmiştir. Şiddet programı seyretmek çocuklarda gerginlik, endişe, uyuma zorlukları ve kabuslara da sebep olabilir.
link
Dec 23 2006, 05:51 AM
Binbir Gece (Kanal D)…
Hayatım Sana Feda (atv)…
Hemen ardından: Bebeğim (atv).
Yeni diziler, yine film konularını çalarak ekrana geliyor.
Binbir Gece: Ahlâksız Teklif filminin konusundan yola çıkarak dizi haline dönüştürüldü. Hoş, yapımcılar bunu gizlemiyor. Hatta övünüyor. Hatta dizi filmden bir kaç adım öne çıkıyor ve ahlâksız teklifte fiyat oranı neredeyse her bölüm arttırılıyor. Reytinglerde bir numara olduğu söyleniyor.
Hayatım Sana Feda: Öldüren Cazibe filminin birebir kopyası.
Bebeğim: Bebeği düşen bir kadının bunalıma girmesi ve onun en yakın arkadaşının “taşıyıcı anne” olduğunu anlatan bir dizi.
Televizyon izleyicisi her halükârda bunlara prim vermemeli. Tepkisini “izleme-yerek” gösterebilmeli.
VİZYONUN SONU
“Defne Samyeli ile Vizyon” adlı program reyting alamayınca, sessiz sedasız yayından kaldırıldı.
Kendi adını taşıyan bu haber programında çok iddialıydı Samyeli. Ama samyeli gibi geldi, gitti ekrandan.
Uzun çabalar sonunda kanal yönetimini razı ettiği söyleniyordu. En nihayetinde Show TV Haber Genel Yayın Yönetmeni Alican Değer’in de büyük desteğiyle programı hazırlamaya başladı.
Ancak program istediği gibi gitmedi. Reytinglerde ilk program totalde 73’üncü, AB’de ise 24’üncü oldu. İkinci program ise, totalde ve AB’de ilk yüze giremedi... .
Sonuç acıydı... Üçüncü hafta program yayınlanmadı. Yönetim sessiz sedasız programı kaldırmıştı.
Her program reyting getirecek diye bir kaide yok. İzlenir, izlenmez. Ama belli bir rakam tutturamadığı zaman “reyting yok” diye programı kaldırmak yanlış.
davud şahin
koşar
Dec 25 2006, 05:23 AM
Çok televizyon seyreden çocuklar okumaya vakit ayıramadığı için; televizyonun olumsuz etkisinin ikiye katlandığını söylemek mümkündür.
Dilde yozlaşma
Fazla televizyon seyreden çocukların, kendilerini ifade etmekte zorlandıkları; dil gelişimi ve iletişim kurma açısından yaşıtlarının gerisine kaldıkları bilinmektedir.
Televizyonun çocuk üzerindeki yararlı etkileri:
Televizyonun çocuk üzerinde genel olarak zararlı etkilerinden bahsedilse de, yararlı etkilerinin olduğu da bir gerçektir. Bunları şu şekilde özetlemek mümkündür:
*Yaşa uygun programlar, çocuğun dil gelişimini, özellikle anlama ile ilgili olan bölümünü olumlu olarak etkiler.
*Çocuğun görsel muhakemesi, yani gördüklerinden doğru anlamlar çıkarma becerisi gelişir.
*Doğru örnekler, çocuğun sosyal becerilerini pekiştirir; yardım etmek, kendini kontrol etmek, paylaşmak, işbirliği yapmak gibi.
*Çocuk, kendi yaşam şartları içinde karşılaşmayacağı durumlar, değişik yaşam tarzları, doğa olayları, vb. hakkında bilgi edinebilir.
*Çocuk, değişik düşünme biçimleri ile tanışır.
Ne yapmalı?
Televizyon, günümüz toplumunda yok sayabileceğimiz bir araç değil. Evinde televizyon olmayan anne-babaların çocukları bile televizyondan haberdar ve buldukları yerde seyrediyor. Dolayısıyla, esas sorulması gereken soru, televizyonun çocuklar açısından en yararlı hale nasıl getirilebileceği.
Bugünlerde çocukların televizyonda gerek çocuk programları adı altında seyrettikleri, gerekse yetişkinler için hazırlanmış programlar, fazla özenilmeden hazırlanmış, insanların en temel dürtülerine hitap eden, yüzeysel programlar. Bu da çocukların televizyondan edinecekleri kazanımları en aza indiren bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Öte yandan, çok emek harcanarak hazırlanmış, örneğin "Susam Sokağı" tipinde bir programın da çok popüler olabileceğini biliyoruz. "Seyirci bunu istiyor" mantığını bir an önce bir kenara bırakıp, "Ben yapımcı olarak toplumun genel kalitesini nasıl yükseltebilirim?" sorusunu sormanın tam zamanı.
*Önce kendinizi televizyon esaretinden kurtarın. Çalışmaya ara verdiğinizde veya yorulup koltuğa oturduğunuzda kumandaya sarılmaktan vazgeçin. Bunun için en iyi yol, olanağınız varsa televizyonunuzu evin en çok kullanılan salon veya oturma odası gibi yerlerine yerleştirmek yerine, kapısı sadece bu iş için açılacak bir oda ayırmak. Küçük çocuğunuzun odasında ise televizyon asla olmamalı.
*Çocukların televizyon izleme zamanlarını sınırlandırın. Bu sürenin, günde bir veya iki saati geçmemesini sağlayın.
*İzlediği programları denetleyin. Çocuğunuz televizyon karşısında savunmasız kalmasın. Ayrıca programları beraber izleyerek, program üzerinde konuşmak, anlatmak, açıklamalarda bulunmak da faydalı olabilir.
* Şiddet konusunda konuşarak doğuracağı sonuçları ve gerçek hayatta vereceği acıları belirtin.
*Televizyondaki şiddet programları, reality şovları izlemesinin kesinlikle önüne geçmelisiniz.
*Örnek alınabilecek çocuk oyunları içeren programları seyretmesini sağlayabilirsiniz.
Güzel duyguları pekiştiren, yorumlayabileceğiniz ve sentez yapabileceğiniz programları beraber seyredebilirsiniz.
* Televizyon çocuğunuzun dadısı değildir; kendinize zaman ayırmak için kesinlikle televizyon karşısında çocuğunuzu yalnız bırakmayın.
*Televizyona alternatif olarak aile katılımı gerektiren oyunlar ve diğer etkinlikler düzenleyin.
*Çocuğunuzun hangi programları seyredeceğine yönelik planı önceden yapın.
asiLDuA
Dec 25 2006, 09:20 AM
Hem TV de hemde NET ortamında sınırlamalar getirmeli aileler.Kendilerine dahi getirmeliler bu sınırlamayı.günümüz de artık AHLAKİ savaş var bilimsel şu bu savaşı değil.AHLAK yoksunluğundan herşey olmakta.
Resulullah s.a.v buyurduki Allahü teala bir kuluna afet vermek isterse onun hayasını alır,Artık ondan hertürlü kötülük beklenir.
Milletide bu hale koydular.MEDYA nın sayesinde.Allah hidayet versin.4.MURAT gelmeli tek tek kapatmalı hepsi başka çare çok bit gibi çoğalıyorlar birde azaldıklarıda yok uslandıklarıda yok
ileney
Dec 25 2006, 04:30 PM
Televizyon seyrederken "gözlerim kızarıyor" diyen birisine Diger birisi "Benim de yüzüm kızarıyor" demiş.
Türk toplumunun aile yapısını, ahlâkî değerlerini bozmaya çalışan sütü bozuk ifsat şebekesi, uydu vasıtası ile çok önemli ve de bir o kadar tehlikeli çalışmalar yapıyorlar.
Eskiden mü'minler bir dostunu ziyaret etmek için akşam oturmasına gittiklerinde güzel sohbetler yapılır, gelmiş ve geçmişten bahsedilirdi. Şimdi bunun yerini televizyon aldı. Dostluk, muhabbet ve kardeşane sohbetlerin yerini; cılız, abes, dedikodu ve cinselliğe dayalı müptezel kokteyl türü toplantılar aldı. Kıraathaneler (okuma salonları) kumarhaneye dönüştü. Aynı çatı altında müstehcen bir programı izlemekten haya etmeyen ailelerin sayısı arttı. Savrulma, dönüşme ve kaymanın dozajı o kadar arttı ki, toplumda ensest ilişki normal görülmeye başlandı.
Ne tuhaf! Yüzü kızarması gerekenlerin gözü kızarıyormuş.. Yazdıklarım, muhafazakâr, dindar insanları ve başta şahsımı bağlar. Ar damarı çatlamamış, kalbinde iman, dizinde derman bulunanlara, kasırgalar karşısında dikkatli olmalarını tavsiye ederim.
AyDe
Dec 26 2006, 06:26 PM
Dizileri bir de bu gözle seyredin
Yeni Asya'dan Davut Şahin, bir okuyucusunun TV dizileriyle ilgili yazısına köşesinde yer verdi. Yazıda geçen dizilerdeki karakterler için tercih edilen isimler şaşırtıcı:
Bir okuyucumuz, ilginç bir mail göndermiş.
Bunu sizinle paylaşmak istiyorum:
“Sayın yetkili;
“% 99’u Müslüman olan memleketimizde Müslüman kesimin zihninde dinî bir anlam ifade eden kutsal isimlerin tüm Türkiye’nin seyrettiği dizilerde küçük büyük herkesin beynine kötü imajlar kullanılarak gerçek mânâları dışında kötü bir biçimde yerleştirilmektedir. Bunun tesadüf olduğunu söylemek saflık olur. Bu dizilerin yapımcıları ve arkalarındaki güçler yetkililerce incelenmelidir. Bu şekildeki farklı dizilerin birçoğunun yayınlandığı kanalın ortak adresinin ATV oluşu da dikkate değerdir.
“Gafur: Kelime anlamı olarak, bağışlamada, merhamette sınır tanımayan anlamına gelmekte olup Allah’ın 99 isminden biridir. Çarşamba günleri ATV’de yayınlanan Avrupa Yakası dizisinde psikopat, elinde bıçakla dolaşan, kendisinden her türlü kötülük beklenebilen, cinsel sapkınlıklar sergileyen, özürlü giyinen, komşunun karısına göz dikmiş tipleme.
“Burhan: Sağlam delil mânâsına gelmekte olup Kur’ân-ı Kerim’in isimlerinden biridir. Avrupa Yakası dizisinde ise psikopat, aptal, cinsel sapkınlıklar sergileyen, dedikoducu, salak tiplerden birinin adı.
“Tacettin: Dinin tacı anlamına gelmekte olup Avrupa Yakası dizisinde en şapşal, salak, beyinsiz, herkesin arkasından dalga geçtiği, kolay işletilebilen cahil karakterin adı.
“Aziz: En yüce, en üstün anlamına gelmekte olup Allah’ın 99 isminden biridir. Aziz isimli karakter ise ATV’de yayınlanan Beyaz Gelincik dizisinde kadın pazarlayan, psikopat, katil, başkasının karısına göz dikmiş, aşağılık dizi karakterinin adı…
“Kadir: Her şeye gücü yeten mânâsına gelmekte olup Allah’ın 99 isminden biridir. ATV’de yayınlanan En Son Babalar Duyar adlı dizide sahtekâr, yalancı, para için her türlü dalavereyi çevirebilen başrol oyuncusu…
“Amil: Amel eden, ibadet eden, iş ve aksiyon sahibi anlamına gelmekte olup Peygamberimiz’in isimleri arasında yer almaktadır. Hayat Bilgisi adlı dizide ise aklı fikri para, sahtekâr, yalancı bir okul müdürünü canlandırmaktadır.
“Mennan: Çok ihsan eden, lütufta bulunan anlamına gelmekte olup Allah’ın 99 isminden biridir. Hayat Bilgisi adlı dizide ise üçkâğıtçı, düzenbaz, uyanık, yalancı, ikiyüzlü okul hizmetlisinin adıdır. Dizide, müdür, “Mennan gel lan buraya hayvan” demekte, Allah’ın bu güzel isminin böyle aşağılayıcı bir cümlede kullanılması kesinlikle kabul edilebilir değildir.
“Bu isimler toplumumuzda “Allah’ın kulu” mânâsına gelen Abdülkadir, Abdülmennan, Abdülaziz şeklinde kullanılırken veya kullanılması gerekirken bu dizilerde Abdül kısmının çıkarılıp direkt olarak Allah’ın 99 isminden biri olarak kullanılmaktadır. Dizilerde öne çıkarılan, imrendirilen isimlerin neden yukarıda bahsedilen isimler gibi olmadığı da bir başka soru işaretini aklımıza getirmektedir.
“Bu milletin başına ne geldi ise, bananecilikten geldi. Dilerim sizler milletine ve değerlerine sahip çıkanlardan olursunuz. Saygılar.”
Bu yazıyı gönderen okuyucumuz sadece bize değil, RTÜK’e de göndererek bilgilendirmiş.
Hassasiyeti için teşekkür.
Yeni Asya
koşar
Jan 4 2007, 05:37 AM
İsimler ve diziler
“% 99’u Müslüman olan memleketimizde Müslüman kesimin zihninde dinî bir anlam ifade eden kutsal isimlerin tüm Türkiye’nin seyrettiği dizilerde küçük büyük herkesin beynine kötü imajlar kullanılarak gerçek mânâları dışında kötü bir biçimde yerleştirilmektedir. Bunun tesadüf olduğunu söylemek saflık olur. Bu dizilerin yapımcıları ve arkalarındaki güçler yetkililerce incelenmelidir. Bu şekildeki farklı dizilerin birçoğunun yayınlandığı kanalın ortak adresinin ATV oluşu da dikkate değerdir.
“Gafur: Kelime anlamı olarak, bağışlamada, merhamette sınır tanımayan anlamına gelmekte olup Allah’ın 99 isminden biridir. Çarşamba günleri ATV’de yayınlanan Avrupa Yakası dizisinde psikopat, elinde bıçakla dolaşan, kendisinden her türlü kötülük beklenebilen, cinsel sapkınlıklar sergileyen, özürlü giyinen, komşunun karısına göz dikmiş tipleme.
“Burhan: Sağlam delil mânâsına gelmekte olup Kur’ân-ı Kerim’in isimlerinden biridir. Avrupa Yakası dizisinde ise psikopat, aptal, cinsel sapkınlıklar sergileyen, dedikoducu, salak tiplerden birinin adı.
“Tacettin: Dinin tacı anlamına gelmekte olup Avrupa Yakası dizisinde en şapşal, salak, beyinsiz, herkesin arkasından dalga geçtiği, kolay işletilebilen cahil karakterin adı.
“Aziz: En yüce, en üstün anlamına gelmekte olup Allah’ın 99 isminden biridir. Aziz isimli karakter ise ATV’de yayınlanan Beyaz Gelincik dizisinde kadın pazarlayan, psikopat, katil, başkasının karısına göz dikmiş, aşağılık dizi karakterinin adı…
“Kadir: Her şeye gücü yeten mânâsına gelmekte olup Allah’ın 99 isminden biridir. ATV’de yayınlanan En Son Babalar Duyar adlı dizide sahtekâr, yalancı, para için her türlü dalavereyi çevirebilen başrol oyuncusu…
“Amil: Amel eden, ibadet eden, iş ve aksiyon sahibi anlamına gelmekte olup Peygamberimiz’in isimleri arasında yer almaktadır. Hayat Bilgisi adlı dizide ise aklı fikri para, sahtekâr, yalancı bir okul müdürünü canlandırmaktadır.
“Mennan: Çok ihsan eden, lütufta bulunan anlamına gelmekte olup Allah’ın 99 isminden biridir. Hayat Bilgisi adlı dizide ise üçkâğıtçı, düzenbaz, uyanık, yalancı, ikiyüzlü okul hizmetlisinin adıdır. Dizide, müdür, “Mennan gel lan buraya hayvan” demekte, Allah’ın bu güzel isminin böyle aşağılayıcı bir cümlede kullanılması kesinlikle kabul edilebilir değildir.
“Bu isimler toplumumuzda “Allah’ın kulu” mânâsına gelen Abdülkadir, Abdülmennan, Abdülaziz şeklinde kullanılırken veya kullanılması gerekirken bu dizilerde Abdül kısmının çıkarılıp direkt olarak Allah’ın 99 isminden biri olarak kullanılmaktadır. Dizilerde öne çıkarılan, imrendirilen isimlerin neden yukarıda bahsedilen isimler gibi olmadığı da bir başka soru işaretini aklımıza getirmektedir.
“Bu milletin başına ne geldi ise, bananecilikten geldi. Dilerim sizler milletine ve değerlerine sahip çıkanlardan olursunuz. Saygılar
davut şahin
blacksun
Jan 10 2007, 09:02 AM
RTÜK'e sihir başvurusu!
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından çocuklarda medya okuryazarlığının geliştirilmesi amacıyla www.rtukcocuk.org.tr adresinde yayımlanmaya başlanan RTÜK Çocuk Web Sitesini çocuklar dilek mesajı bombardımanına tuttu.
İşte o dileklerden bir bölüm;
“Dileğim büyüyünce okumuş olarak zengin olmak ve hayatı iyi yönlerde kullanmak istiyorum…/ Büyüyünce Edison gibi büyük bir icatçı profesör olmak istiyorum…/Ben büyüyünce bilim adamı olunca suyu soğutan bir bardak istiyorum”
Bir çocuk da okula gönderilmesi için babasının ikna edilmesini istiyor ve “Babamı ikna ederseniz size çok dua ederim, teşekkür ederim” sözünü veriyor.
RTÜK'e gönderilen minik mesajlarda okulla ilgili bölümler de var;
“Okulda her katta 1 kantin olsun sıkışmayız herkes kendi katından alışveriş yapar…/ Bu sene tayini çıkan öğretmenimi görmek isterdim…/Ah şu okul bir bitse neler istiyorum ama.../Okulumuzda sınıflar 2'li olarak kullanılıyor bundan hem 6-b hem 2-a rahatsız. Aynı zamanda sabahları çok erken ve karanlıkta gidiyoruz, buna bir çare bulunmasını en içten dileklerimle arz ederim…/Okulumuzda erkekler giyinme odası olsun istiyorum.”
Temizlik ve ders notları üzerine çalışmış bazı minikler;
“Temiz bir dünya istiyorum…/ Allahım deneme sınavını başarı ile geçeyim…/Çarşamba günündeki genel değerlendirme sınavında 5/a sınıfını geçmemiz ve iyi bir not almam”
Aileyle ilgili dilekler de yabana atılır cinsten değil...
“Babam sağlığına kavuşup işe girsin…/En çok istediğim şey annem, babam, abim, ablam, ailem hep yanımda olsun, hiç ayrılmayalım./ Keşke kardeşim olsa…/Bizim ve herkesin bir evi olsun…/Ablamın istediği yeri üniversitede kazanmasını diliyorum…/Teyzem evlensin ve yılbaşında Mersin'e gelsin…/Anneannemin hep bizimle yaşamasını istiyorum.”
Sihir yapıp, peri olmak isteyenler de var çocuklardan RTÜK'e gönderilen dilek mesajlarında...
“Çocuk istismarcılarının çocuk pornocularının bu yaptıklarından dolayı biz çocuklar olarak çok üzülüyoruz. /Ben de babamın abime verdiği gibi bir notebook istiyorum. Eski bilgisayarların bana kalmasından nefret ediyorum…/Bir dağın yamacında evim olması, tek başıma yaşamak ve camın önünde hem bilgisayarımla chat yapmak sörf yapmak hem de camdan müthiş manzarayı izlemek ne harika olurdu, bir de büyüyünce yönetmen olmak/Peri olmak…/Sihir yapmak…/Sihirli olmak isterim…/Artık yaz olsun…/”
Bekir Hazar
link
Jan 11 2007, 06:18 AM
ALLAH’IN İSİMLERİNİ, AŞAĞILIK TİPLEMELERDE KULLANAN DİZİLER BAŞTACI EDİLİYOR
Her fırsatta İslâm’a ve değerlerine saldıran kartel yayın organları, şimdi de Allah’ın isimlerini kişiliksiz karakterlerle özdeşleştiren dizileri ekranlara getirerek yeni bir hakaret dalgası başlattı. Özellikle ATV’de yayınlanan yerli dizilerde Allah’ın 99 isminden bazılarının bilinçli olarak kullanılmasına tepki gösteren vatandaşlar, RTÜK’ün konuyu ele almasını istediler.
Başörtülü avına çıkan kartel gazetelerinden sonra kartel televizyonları da yayınladıkları yerli dizilerde İslâmi değerlere hakareti baş sıraya oturttu. Çoğunluğu ATV’de yayınlanan Avrupa Yakası, Beyaz Gelincik, Hayat Bilgisi gibi dizilerde, kötü, psikopat, aşağılık tiplere kasten Allah’ın 99 isminden birinin verildiği gözleniyor. Dizilerde yer alan bu hakaretlere sert tepki gösteren vatandaşlar, RTÜK’ün harekete geçmesini istiyorlar.
ATV BAŞ SIRADA
RTÜK’e de gönderilen şikâyet mektuplarında, Allah’ın Gaffur, Aziz, Burhan, Tacettin, Mennan, Amil gibi en güzel isimlerinin bilinçli olarak dizilerdeki kötü karakterlere verildiğine dikkat çekilirken, kutsal isimlerin tüm Türkiye’nin seyrettiği dizilerde küçük büyük herkesin beynine kötü imajlar kullanılarak gerçek manaları dışında kötü bir biçimde yerleştirildiği vurgulandı.
‘NEFRETLE KINIYORUZ’
Kartel medyasının bu isimleri kasıtlı ve bilinçli olarak alaya almaya çalıştığını belirten Türkiye İmam Hatipliler Vakfı Genel Başkanı Mehmet Emin Parlaktürk, Vakit’e yaptığı açıklamada, “Bunları hem nefretle kınıyoruz, hem de dindar halkın bu konuda duyarlı olmasını bekliyoruz” dedi. “Bu hadise çok eskilere dayanan, çok planlı bir stratejinin uygulanmasıdır” diyen Parlaktürk, “Siyonistlerin Türkiye üzerindeki oyunları yeni değil. Bunlar oyunlarını en etkili olarak basın yayın organları ile yapar. Özellikle yazılı ve görsel basın da bunlara alet oluyor. Halkımız da bu tür dizileri izleyerek farkında olmadan gayri İslâmi bir hareketin içinde görünebiliyorlar.
“ÇOK TEHLİKELİ BİR YOL”
Kur’an-ı Kerim’de sadece Allah’a has olan sıfatların tek başlarına kullanılamayacağına vurgu yapan Parlaktürk, “Bunların mutlaka Allah’a nispet edilerek kullanılması lazım. Allah’ın isimlerini tek başına kullandığınız zaman yozlaşmayı daha da korkunç hale getirirsiniz. Daha tehlikeli hale getirirsiniz. Adeta Allah’ın yaratıcı sıfatını, gücünü insanileştirmiş olursunuz. Yaratılmışlarla eşdeğer hale getirmiş olursunuz ki bu da çok tehlikeli bir yoldur” diye konuştu. Parlaktürk şunları söyledi: “Bu noktada hem basın organlarının uyarılması gerekir, hem de insanlarımızın aydınlatılması gerekir. Bu tür hareketlere karşı tepkilerin etkili olması gerekiyor. Halkımızı etkili bir tepki vermeye, bu dizilere karşı mesafeli davranmaya hatta izlememeye, protesto etmeye davet ediyorum.”
‘PSİKOPAT KARAKTER’E GAFFUR ADINI YAKIŞTIRDILAR
Bağışlamada, merhamette sınır tanımayan anlamında Allah’ın 99 isminden biri olan Gaffur, ATV’de yayınlanan Avrupa Yakası dizisinde psikopat bir karakterle canlandırılıyor.
Dizide Nişantaşı gibi ‘elit’ bir muhitte yaşayan ‘kültürlü’ üst sınıfa hizmet veren, kapıcı ailesinin psikopat oğlu Gaffur, günlük hayatta pijamasıyla özdeşleşen, elinde bıçakla gezen ve kendinden her türlü kötülük beklenen bir ruh haline büründürülüyor. Dizide Gaffur isminin, özürlü olarak lanse edilmesi, apartman sakinlerinden evli bir kadına göz diken, cinsel saplantısı olan bir tipleme olarak sergilenmesine izleyiciler tepki göstererek, RTÜK’ün harekete geçmesini istiyorlar.
“KENDİLERİNE GÖRE İSİM BULSUNLAR”
“Bunlar Allah’ın sıfatlarından habersiz mi yoksa kasıtlı mı yapıyorlar?” diye soran AK Parti Van Milletvekili Hacı Biner de, “Her iki halde de uyarmak lazım. Tanju var, Tunç var, Seçil var, Nisan var. Kendilerine göre bir sürü isim var. Ancak, özellikle bu isimler seçiliyor. Mesela Şaban mübarek ayımızdır. Ancak, maalesef “İnek Şaban” tiplemesi yüzünden neredeyse, hâşâ hakaret için kullanılan bir kelime oldu”
NEREDEYSE HER DİZİ HAKARET TAŞIYOR
Televizyon ekranlarında yer alan dizilerin birçoğunda İslâmi değerlere karakterler üzerinden hakaret ediliyor. Dizide rol alan oyuncular, isimleriyle bağdaşmayacak davranışlar sergiliyorlar.
Aziz: En yüce, en üstün anlamında Allah’ın 99 isminden biri. ATV’de yayınlanan Beyaz Gelincik dizisinde kadın pazarlayan, psikopat, katil, başkasının karısına göz dikmiş, aşağılık dizi karakterinin adı.
Kadir: Her şeye gücü yeten mânâsında Allah’ın 99 isminden biri. ATV’deki En Son Babalar Duyar adlı dizide sahtekâr, yalancı, para için her türlü dalavereyi çevirebilen başrol oyuncusu.
‘En Son Babalar Duyar’ dizisinin ‘uyanık’ ancak hiçbir işi düzgün yapamayan karakteri: Hallederiz Kadir.
DİYANET: ALLAH İSMİYLE ALAY DİNDEN ÇIKARTIR
Allah’ın isimlerinin kullanılması konusunda herkesin hassas davranması konusunda uyarıda bulunan Diyanet’in bu konudaki görüşü şöyle: “Allah’ın isimleriyle alay edilmesi dinden çıkmaya sebebiyet veren çok tehlikeli bir durumdur. Yalnızca alay etmek değil alay edilmesine gülmek bile tehlikelidir. Böyle durumdaki bir kişinin imanı gider ve Amentü’yü okuyup tekrar şahadet getirmesi gerekir.
Amil: Amel eden, ibadet eden, iş ve aksiyon sahibi. Hayat Bilgisi adlı dizide aklı fikri para, sahtekâr, yalancı bir okul müdürü. Mennan: Çok ihsan eden, lütufta bulunan anlamında Allah’ın 99 isminden biri. Hayat Bilgisi adlı dizide üçkâğıtçı, düzenbaz, uyanık, yalancı, ikiyüzlü okul hizmetlisinin adı.
Avrupa Yakası adlı dizide Burhan, Tacettin, Gaffur gibi isimlerin sorunlu kişiliklerle özdeşleştirilmesi, islâmi değerlere saldırının farklı bir boyutu olarak değerlendiriliyor.
PROF. TARHAN: PSİKOLOJİK SAVAŞ YÖNTEMİ
Psikolog Prof. Dr. Nevzat Tarhan “Bazı sembolleri yıpratarak o sembolün ifade ettiği kavramı kirletmek psikolojik savaşın yöntemlerinden biridir” diyerek dizilerde islâmi değerlere saldırının altında yatan maksada işaret etti. Bu yöntemin yeni uygulanan bir durum olmadığını belirten Prof. Tarhan konuyla ilgili olarak şunları söyledi: “Psikolojik savaş yöntemlerinden birisidir bu. Gaffur, Mennan gibi tiplemeler tesadüfen mi seçildi, yoksa bir bilinçsizlik mi var bunun sorgulanması lazım. Kasten bu tarz isimlerin seçilmesi, o ismin anlamına uymayan bir karakterin ön plana çıkarılması büyük bir hatadır. Bu yöntem, dini duyarlılığı olan kesimleri rencide eder.”
“NEME LAZIM DENMEMELİ”
Dizilerde seçilen ismin, anlamına uymayan bir karakterde ön plana çıkarılmasının büyük bir hata olduğuna değinen Prof. Tarhan, “Son dönemdeki dizilere baktığımız zaman da hangi ismi tutturmak istiyorlarsa onu kullandıklarını görüyoruz” dedi. Sözkonusu yaklaşımlara karşı dini duyarlılığı olan kesimlerin tepki vermesi durumunda bu karakter seçimlerini yapanların geri adım atmasını sağlayacağına işaret eden Prof. Tarhan, “Binlerce telefon telgraf gelirse yapımcılar başka arayışlara girerler. Bunu bilenlerin neme lazım dememesi lazım. Neme lazım dendiği zaman sonucuna katlanılmalı. Bu konudan rahatsız olan herkes iki satır yazacak ve tepkisini dile getirecek” dedi.
vakit
ayna
Jan 12 2007, 02:48 PM
günah olan herşeyi hayatımızda ve ahlakımızda o kadar normal hale getirdilerki.içki fuhuş ahlaksızlık hepsi normalmiş gibi.tvde gösterilen çoğu programları izlediğimizde hangisinde osmanlı torunu yada peygamber ümmetine yakışır programlar o9lduğunu görüyoruz.ne yazık artık biz de uyuştuk.o renkli hayatları içimize aldık.merak eder olduk.komşumuzun ne yaptığını bilmezken onlara günlük ve haftalık periodlarla en değerli hazinemiz olan zamanı ayırdık.
aklımızı başımıza almazsak Allahta bizi rezil eder.helak olan toplumlara bakalımm.hepsi mi kötülük yapmışlar yokk.ama şahit olmanın ve tembelliklerinin cezasını çekmişler haksızmıyım ama?
dergibi
Feb 5 2007, 03:51 PM
Çocuklar, televizyondaki sihirli-perili dizilere tepki gösteriyor.
RTÜK'ün çocuklar için oluşturduğu web sitesine mail gönderen bazı küçükler, "Selena, Acemi Cadı, Sihirli Annem, En İyi Arkadaşım gibi psikolojimizi bozan dizilerin veya programların kaldırılmasını istiyorum" diyor.
RTÜK'ün, çocuklar için oluşturduğu, www.rtukcocuk.org.tr sitesinde, küçükler kanallarda görmek istedikleri programları anlatıyor. Çok sayıda mailin geldiği sitede, çocuklar fazla televizyon seyretmenin zararını anlatıyor, içerisinde sihir - büyü olan dizilerin psikolojilerini bozduğunu aktarıyor. Bazıları ise, belli programların ahlaklarını bozduğunu aktarıyor. Siteye gelen mail örneklerinden bazıları şöyle:
-Türkçe seslendirilmiş belgesellerin daha sık yayınlanması gerektiğini düşünüyorum.
-Bazı kanallarda çıkan programlar çocuklara(bize) kötü örnek oluyor. Çocukların ahlakını bozuyor. Bunların düzenlenmesini istiyoruz.
-Televizyon çok faydalı ama Sihirli Annem gibi filmler de çocukların psikolojisini olumsuz şekilde etkiler. Bunların televizyonda yayınlanmamasını istiyorum. Teşekkür ederim.
-En sevdiğim dizi, Candan Öte ve Yalancı Yarim.
-Ben Selena, Acemi Cadı, Sihirli Annem, En İyi Arkadaşım gibi birçok psikolojimizi bozan dizilerin veya programların kaldırılmasını istiyorum. Bize uygun programların olmasını istiyorum. Bize bu imkanı verdiğiniz için cok teşekkür ederim.
-Bazı diziler insanların aklını çeliyor. Hem o Sihirli Annem dizisi insanları çok aşağılıyor. Bir insanı köpeğe çeviriyorlar. Normal insanları aşağı düzeyde, perileri, ölümsüzleri üstün gösteriyorlar.
-Ben de sihirli perili dizileri saçma buluyorum. Gerçekten özel efektlerle kurulu, olmayacak şeyleri gösteriyorlar ve bizlerden küçük olan çocuklar böyle şeylerin olabileceğini sanıyor. Tabi ailelerin de bu konuda duyarlı olmaları gerekir. Böyle saçma seyleri çocuklara izletmemeleri gerektiğine inanıyorum.
Cihan
koşar
Feb 11 2007, 09:39 AM
Şiddetin sembolü Polat şiddeti bitirebilir mi?
Şiddet güzellemeleri yayınlandığı döneme damgasını vuran Deli Yürek ile başladı. Efsanenin önde giden dizisi; devlet, mafya, medya, aşk temalarıyla gençler arasındaki mafyavari hareketleri hortlattı. Ekran önünde tek başına diziyle başbaşa bırakılan üç yaşındaki çocukların dahi idolü haline gelmişti Yusuf Miroğlu. Dizi 1998-2001 yılları arasında Show tv'de sonraki bir yıl atv'de yayınlandığı halde, tekrar tekrar tekrarlanan bölümleri özellikle de haber öncesi küçük çocukların ekran başında olduğu saatteki tekrarları sebebiyle bir kuşağın yetişmesinde etken bir rol oynadı. Tekrarlayan şekilde ve sürekli hale gelen şiddet, işkence sahneleri sebebiyle Kurtlar Vadisi gençliğine de zemin hazırladı. Yani iddia edildiği gibi şiddetin tek sorumlusu değildir Polat Alemdar. Onun kucağına şiddete meyilli gençler bırakılmıştır sadece.
Bu iki diziyle derin devlet vardır ya da olmalıdır diye düşünmeye sevk edilmiştir izleyici.Bizi yönetenler tarafından yönetilmediğimiz aslında gizli güçler ve gizli eller ABD ve İsrail güdümlü örgütler tarafından yönetildiğimiz fikri empoze edilen gençler, ciddi bir güven bunalımı yaşamaya başlamıştır.
İyiyi temsil eden başrol oyuncularının uyguladığı şiddet meşru olarak sunulmuştur. Bu durum şiddetin bazı koşullar altında kabul edilebilir olduğu mesajını zihinlere yerleştirerek aynı zamanda duyarsızlaşmaya da sebep olmuştur. Bir amaç uğruna şiddet rahatlıkla kullanılabilir hale gelmiştir.
Seyirci tv'de bakmak zorunda bırakıldığı şiddet gösterisi ile arasına mesafe koyamıyor. Zaten o mesafeyi koymasına ve korumasına asla izin verilmiyor. Tam aksi özdeşleştirme ve empati kurma 'bende olsaydım aynısını yapardım' düşüncesi fena halde yerleştiriliyor.
Deli Yürek, Kurtlar Vadisi dizileri ile başrole çıkan şiddet güzellemeleri şu an ekranlarda başka dizilerle yoluna devam ediyor. Bunlardan en ilginci yine aynı ekip tarafından kotarılan 1960'lı yıllarda Metin Erksan tarafından çekilen Acı Hayat filminin dizi versiyonu. Deli Yürek sonrası kahraman değil oyuncu olmak istiyorum diyerek Alacakaranlık adlı dizide farklı bir karakteri canlandıran Kenan İmirzalıoğlu, seyirci tarafından yadırganınca tekrar başlangıç noktasına dönerek Miroğlu'nun bir bakıma devamı olan Mehmet Kosovalı karakterine büründü. Bu sefer devlet-medya- mafya üçlüsünün değişik bir versiyonu ile mücadele etmek için. Sevdiği kızı para zafiyeti yüzünden zengin bir playboya kaptıran tersane işçisi Kosovalı'nın, hırsız işadamı ve kişisel mafyasıyla onların yöntemlerini kullanarak girdiği mücadeleyi anlatıyor dizi.
Önce çalarak servet sahibi olduğuna inandığı zenginden hayli yüklü bir miktar para çalar Kosovalı. Parası çalınan kişinin hırsız olması çalanın hırsız olması gerçeğini değiştirmez. Ama buna da çare bulunur. Roben Hood vari paranın bir kısmını ihtiyacı olanlara dağıtırken -ki aralarında kendisini öldü bilen ailesi de vardır- bir kısmıyla dizilerin başrol oyuncularının olmazsa olmazı jip almış bir kısmıyla da neredeyse on beş dakikayı bulan bir sahnede en ince ayrıntısına kadar anlatarak pahalı bir tabanca. Silah seçme sahnesi vurdulu kırdılı şiddet sahnelerinden daha etkileyici ve özendiricidir. Ama her ne hikmetse kimse üzerinde durmaz böyle ayrıntıların. Sonra kalan parayı toprağa gömerek yeni kiraladağı sobası dahi olmayan bir evde yere serdiği paltonun üzerinde yatıp kalkarak eşya almayı aklından dahi geçirmez. Bu da seyirciye verilen mesajın açıklığının yanında karakteri kahramana dönüştürme yolunda ciddi bir eylemdir. Ekran başındakilere kare kare ben de olsam aynısını yapardım hatta üstüne lüks bir evde yaşardım cümlesini sessiz çığlıklar eşliğinde söyletebilmek için. Seyirci ekrana kilitlenmiştir artık. Karşılıklı şiddet, işkence sahneleri eşliğinde bir başrolün bir işadamının itlerinin öne geçtiği mücadele başlar.
Aynı şekilde Kaybolan Yıllar adlı dizide yetimhanede büyüyen iki çocuk derin devlet tarafından yetiştirilerek biri mafyanın diğeri polis teşkilatının içine yerleştirilip yıllar sonra şiddetli bir şekilde düşman olarak karşı karşıya getirilir. Derin devlet, ajan, yahudi altınları etrafında dönen hikayesiyle Kurtlar Vadisi'nin ekranlarda bıraktığı boşluğu doldurmaya niyetli Sağır Oda reytinglerde aradığı yeri bulamayınca işkence-şiddet sahnelerinden medet ummaya başlar.
Polat Alemdar'ı günah keçisi belleyip ekranlardan uzaklaştırmak sonra yeni bir tipmiş gibi okul yollarına düşürmek ekranda yoluna devam eden şiddeti engellemez. TV'de tekrar tekrar yayınlanan görüntülerin çocukların ve gençlerin üzerinde özendirici ve etkileyici olduğunun kanıtı olarak Saddam'ın idamını taklit eden altı çocuk hayatını kaybetti.
Sembollere kafayı takmak yerine 'şiddet nedir'in içi dürüstçe doldurulup ona göre hareket edilmek zorunda. Şiddete yönelmiş olan gençlerin duygu dünyasındaki boşluklara odaklanmak gerekiyor. Şiddete duyarsızlaşan ve normal bulan, acı çeken insanlarla empati kuramayan, kaybedilen acıma duygusu ve aşırı özgürlük anlayışı nedeniyle yitirilen utanma duygusu ile yeniden tanıştırılmak zorunda genç kuşaklar.
sema karabıyık
koşar
Jul 25 2007, 03:48 PM
Çocukları TV'den uzak tutun
Saatlerce televizyon karşısında oturan çocuklar haliyle gördüğü karakterleri de , taklit etmeye, hayran olduğu kahramanlar gibi davranmaya başlıyor. Tehlikelere dikkat !
Sürekli Yüzüklerin Efendisi ya da Harry Potter tarzı filmleri izleyen çocuk, elinde kılıç, bütün aileye kök söktürüyor.
Son zamanlarda yeni nesilden sıkça şi-reder durumdayız. Daha kavgacı, daha 'daha "çok bilmiş" çocuklarımız var artık. Oysa anne baba olarak bizler, elimizden geldiğince huzur dolu bir ortamda yasamaları için çabalıyor, hatta onların yanında tartışmıyoruz bile... Peki ama neden olmuyor?
Onların iyi yetişmeleri için bu kadar hassas davranırken, nerede hata yabiyoruz?
Çocuğumuzla beraber geçirdiğimiz süreyi, onun televizyon basında harcadığı zamanla kıyaslayarak başlayabiliriz bu sorunun çözümünü aramaya. Bir düşünelim, çocuğumuz kimleri ve neleri izleyerek, örnek alarak yetişiyor?
Televizyon ne diyorsa doğrudur!?
Çocuklar, televizyondan gördükleri şeyleri ailelerinin uyarılarından daha cok ciddiye alıyorlar. Okul öncesi dönem çocuğu, kendisine daha önce pek cok kez arabanın arka koltuğunda oturması söylendiğinde bunu kabul etmezken, çocukların arabadaki yerinin arka koltuk olduğuna işaret eden reklamı izledikten sonra "Baba benim yerim burası" diyebiliyor. Annesinin türlü çeşit oyunlar yaparak içirmeye çalıştığı süt, izlediği süt reklamının ardından çocuğun gözde gıdası haline gelebiliyor.
Çocuklar; sevgiyi, saygıyı, kısaca erdemli olmayı anlatan yayınları izleyip, bu yönde motive olabildikleri gibi; şiddet içerikli filmlerle de olumsuz bir yönlendirmeye maruz kalabiliyorlar, izlediği televizyon kahramanına özenip aile ve arkadaşlarına saldırgan davranışlar sergileyen çocuklar, ileriye dönük umutlarımızın buğulanmasına neden olabiliyor.
O_Nur
Jul 25 2007, 11:43 PM
Birşeye ne kadar gözümüz aşina olursa bize o kadar normalmiş gibi geliyor bu yüzden TV gerçekten zararlı ancak bu da bışak gibi iyi kullanıldı mı Kurban kesebilir, kötü kullanıldı mı cana kıyabilir.
ALLAH korusun.
Alperenx
Jul 25 2007, 11:48 PM
ALINTI(Rahmetli @ Nov 3 2006, 07:54 AM)

Sizde seyretmeyin bu yobazin kanallarini olsun bitsin
ben yaklasik iki yildir tv bile seyretmiyorum eksikliginide hic hissetmedim
cok nadiren Hilal TV yi seyrederim
Hele hele o yobazin kanllarini vede Mehmet ali giiblerini hayatta seyretmem
Allah nasip ederse ömrüm boyunca da seyretmememye kararliyim
Siz baktikca onlar azitirlar ne zaman bakmazsiniz o zaman unutulur giderler
en azindan tepkimizi böyle gösterebiliriz... maalesef ülkemiz hala 3. dünya ülkesi oldugu icin televizyon bagimliligi hat safa da .. diger gelismis ülkelerde bu kadar degil.. selametle..
islambuli
Jul 26 2007, 12:21 AM
Güzel bir konuya değinmişsin kardeş Allah razı olsun sistemimiz islama göre düzenlenmediği için neremiz doğruki bu doğru olsun.doğru kullanıldığı takdirde çok faydası olurdu bence
hamusan
Jul 26 2007, 03:08 AM
Alperenx
Jul 26 2007, 03:27 AM
ALINTI(hamusan @ Jul 26 2007, 03:08 AM)

sadece damar meselesi degil .. bunlarim miyonlari geregi, ne kadar ahlaki tahripat yaparsak o kadar iyi diyorlar
Manâ_
Jul 26 2007, 09:55 AM
güzel ve dahi diye bir yarışma başlamış, nerede aptal kız varsa orada toplanmış.
hamusan
Jul 26 2007, 11:03 PM
ALINTI
sadece damar meselesi degil .. bunlarim miyonlari geregi, ne kadar ahlaki tahripat yaparsak o kadar iyi diyorlar
evet doğru dediğin.. yapılan herşey rayting uğruna.. neremi daha fazla açsam da acaba raytingleri alt üst etsem mantığıyla böyle olduk işte...
ALINTI
güzel ve dahi diye bir yarışma başlamış, nerede aptal kız varsa orada toplanmış.
taklit bunlar.. özentilik......!
-BeRcEsTe-
May 6 2008, 12:35 AM
SAYIN KOŞAR
ÇOK GÜZEL BİR NOKTAYA PARMAK BASMIŞSINIZ PAYLAŞIMINIZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM