DuYGuSaL
Jun 7 2006, 05:53 PM
selamün aleyküm arkadaşlar ben kafam bi konuya çok takılıyo oda cariye konusu yni islamiyette yeri varmıdır ya aslında bazı peygamberlerin cariyerlerden çocuğu varmıdır nikahlanıyorlarmı eğer müslüman değilse nasıl nikahlanıyor ve nur suresinde haram ları sayarken eşleriniz ve cariyeleriniz başka diyor.....
allah rızası için yardımlarınızı bekliyorum
islam ve kulluk
Jun 7 2006, 06:01 PM
ve aleyküm selam ...
Enam suresi yani ganimetler suresinde savaş sonucu ele geçen kişiler artık köle veya cariye olarak fıkhına göre taksim edilir evet cariyeler ile ilişkiye ruhsat vardır mamaarif çokta uygun bir beis değildir ve bu konun tafsilatı için fıkh kitaplarını öneririm...
Kısaca şöyle diyelim : cariye yani hizmetçi olarak kendi malın olduğu için sen ona efendisindir ama şu hadisi unutmamak gerek!:onlara yediğinizden yedirin giydiğinizden giydirin! yani onları adeta aileden gibi bakmak sureti ile alabilirsin öyle insanlık dışı davranış olursa artık ne hesap vereceğini sen düşün!
kısaca böyle dıyelim Allah-u alem ...
Allah'a emanet olun
mumythan
Jun 7 2006, 09:47 PM
selamun aleyküm. ilk olarak atrık cariye hükmünün dinde kalmadığını belirtmek isterim. cariye yukarıda anlatıldığı gibi hizmetçi demekten öte kişinin satın aldığı kadın köledir. hizmetçi için geçen bahisler ve onların çalışma sistemleri yada onların mahremiyeti ile ilgili olarak ayrıntılı hükümler bulunmaktadır. daha öncede belirttiğim gibi artık cariye hükmü kalmamıştır ama birisinin aldığı köleyle birliktelik yaşaması ve bundan bir çocuk dünyaya getirmek sureti ile özgürlüğünü elde etmesi gibi hükümler dinde mevcuttur. ayrıntılı olarak bakmak istersen ihtiyar yada ellubab kitaplarından bulabilirsin.
DuYGuSaL
Jun 8 2006, 01:54 PM
ALLAH RAZI OLSUN ARKADAŞLAR İLGİLERİNİZDEN DOLAYI....
samyeli
Jun 8 2006, 03:05 PM
ALINTI(duygusal_kiz @ Jun 7 2006, 06:53 PM)

selamün aleyküm arkadaşlar ben kafam bi konuya çok takılıyo oda cariye konusu yni islamiyette yeri varmıdır ya aslında bazı peygamberlerin cariyerlerden çocuğu varmıdır nikahlanıyorlarmı eğer müslüman değilse nasıl nikahlanıyor ve nur suresinde haram ları sayarken eşleriniz ve cariyeleriniz başka diyor.....
allah rızası için yardımlarınızı bekliyorum
Değerli kardeşim; İslamda Köle:Erkek savaş esiri, Cariye. ise kadın savaş esiridir. Kölelik ve cariyelik İslamın aslında olmayıp, karşı tarafta olduğundan dolayı İslamın mecburen uyguladığı bir hüküm olmuştur. Şu anda öyle bir sorun olmadığı için İslamda kölelik yok denebilir. Ama savaşlarda esir düşen müslümanları kafirler köle yaparlar ise yeniden gündeme gelebilir. Yani karşı tarafa bağlı bir olay. Ayrıntıları araştırabilirsiniz kısaca böyle.
legend42
Jun 9 2006, 10:37 AM
Soru : İslamın esirler ve köleler konusuna bakışı nasıldır?
Cevap:
Tarih boyunca savaşın olduğu yerde, genelde esir de olmuştur. Kur’an-ı Kerim Bedir savaşından bahsederken esirler konusuna da temas eder:
Bedir savaşında Müslümanlar karşı taraftan 70 esir alırlar. Hz. Peygamber, bu esirlere nasıl muamele edileceği konusunda meşveret eder.
-Esirlerin fidye karşılığı serbest bırakılması,
-Hepsinin öldürülmesi,
şeklinde iki görüş ortaya çıkar. Resulullah da fidyeye taraftardır. Esirlerin ekonomik durumlarıyla orantılı olarak fidye alınır ve serbest bırakılırlar. (1) Bedir esirleriyle ilgili şu ayetler nazil olur:
" Yeryüzünde ağır basıp küfrün belini iyice kırıncaya kadar hiçbir peygambere esirler sahibi olmak yakışmaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz. Halbuki Allah, ( sizin için) ahireti diliyor, Allah Aziz'dir, Hakimdir.
Şayet Allah'tan bir yazı geçmiş olmasaydı, aldığınızdan dolayı mutlaka size büyük bir azab dokunurdu." (Enfal Sûresi, 67-68)
"Yeryüzünde ağır basmak" ifadesi, tam bir galibiyet halini belirtir. Bir Peygamber için, karşı tarafı çökertmeden ve küfrün belini kırmadan esirlerle uğraşmasının uygun olmadığı anlatılmıştır. Çünkü, daha sistemini tam kuramadan, hakimiyeti tam sağlayamadan esirlerle meşgul olmak, büyük bir vakit kaybı olacaktır. (2)
"Allah'tan bir yazı" ifadesi hakkında şu gibi açıklamalara yer verilmiştir:
-Cenab-ı Hakk'ın, "içtihat sonucu yapılan amelden dolayı kimseyi azablandırmayacağı" şeklindeki teminatı,
-Cenab-ı Hakk'ın, Levh-i Mahfuz'da belirlemiş olduğu "ehl-i Bedr'e azap etmeyeceği" garantisi,.. (3)
İşte bu gibi sebeplerden dolayı Resulullah'ın uygulaması yürürlükten kaldırılmamış ve şöyle denilmiştir:
"Artık elde ettiğiniz ganimetten helal ve hoş olarak yiyin ve Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, Gafur'dur, Rahim'dir." (Enfal Sûresi, 69)
Daha sonra, Hz. Peygamber'e hitap edilerek, şu talimat verilir:
"Ey Peygamber ! Elinizdeki esirlere de ki: Eğer Allah sizin kalblerinizde bir hayır (imana bir liyakat) görürse, sizden alınandan daha hayırlısını size verir ve sizi bağışlar. Allah Gafur'dur, Rahim'dir.
Eğer sana hainlik etmek isterlerse, bilsinler ki, bundan önce Allah'a hıyanet ettiler de, Allah onların cezalandırılması için sana imkan verdi (Hıyanet ederlerse, yine verir). Allah Alim'dir, Hakim'dir." (Enfal Sûresi, 70-71)
Hz. Abbas, Resulullah'ın amcalarından olup, Bedir esirlerindendi. Fidye karşılığı serbest bırakılır. O da İslam'ı din olarak seçer. Yıllar sonra, Bahreyn'den hayli yüklü bir miktar ganimet gelir. Hz. Abbas, kendine düşen hisseyi alınca, üstteki ayeti hatırlatıp der: "Bu benden alınandan daha fazla bir mal. Cenab-ı Hakk'ın ikinci va'dini (yani, ‘sizi bağışlar’ müjdesini) de ümit etmekteyim." (4)
Esirlerle ilgili bir başka bahis, Muhammed Sûresinde geçer:
"Kafirlerle savaşta karşılaştığınızda boyunlarını vurun. Onlara tam galip geldiğinizde, bağı sağlam bağlayın (esir alın). Sonra da, ya onları karşılıksız salıverin, ya da fidyeyle bırakın. Harb, ağırlıklarını bırakıncaya kadar (savaş bitip durum netleşinceye kadar) yapılacak olan budur." (Muhammed Sûresi, 4)
Esirlerle ilgili burada bildirilen hükümlerle, Enfal Sûresindeki ayetler arasında bir zıtlık söz konusu değildir. Önce İshan (karşı tarafı tam mağlup ve perişan etmek), sonra esir almak şeklinde bir tertib söz konusudur. (7) Esirler ise,
1- Ya karşılıksız (meccanen),
2- Ya da fidye karşılığında serbest bırakılacaklardır.
Ayette, karşılıksız serbest bırakılmasının önce zikredilmesi, bu şekilde salıverilmelerinin daha evla olduğuna işaret sayılabilir. (8) Fakat idareci olanlar, bulundukları duruma en uygun tercihi yaparlar.
Ayette, "savaş ağırlıklarını bırakıncaya kadar" kaydı ise, savaş bitmeden esirleri bırakmanın mahzuruna dikkat çeker. Ortalık yatışmadan, durum netleşmeden onları salıvermek, düşmana yardım olur. Salınan esirler, tekrar düşman saflarına geçecek, müslümanlara karşı savaşacaklardır. (9)
Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için şu esaslara dikkat çekmekte yarar görüyoruz:
1- İslamiyet, esirleri köle yapmayı emretmez. Bu konuda, Kur'an'da ve hadiste bir emir, asla söz konusu değildir. Asıl olan hürriyettir. (10)
2- Uygulamada, zaman zaman müslümanların esirleri köleleştirmesi, günün savaş şartlarından kaynaklanan bir durumdur(11). Karşı taraf müslüman esirleri köleleştirirken, onlardan alınan esirleri serbest bırakmak, iyi bir siyaset olmasa gerektir.
3- İslamiyet, köleliği birden kaldırmak yerine, kadeeeeemmeli olarak kaldırmayı esas kabul etmiştir. Zira, insanlık aleminde yerleşmiş köklü bir adeti birden kaldırmak, mümkün değildir. Hata ile öldürme ve yemin kefaretlerinde köle azat edilmesi esası vardır(12). Köle azat etmek, Allah'a yaklaştırıcı bir ibadet olarak takdim edilmiştir(13). Zekatın verilme yerlerinden biri de, kölelerdir. (Tevbe Sûresi, 60)
Hz. Peygamber (a.s.m), kölelerle ilgili şöyle der:
"Onlara, "kölem, cariyem" demeyiniz. "Oğlum, kızım" deyiniz".(14)
"Onlara yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin..." (15).
Görüldüğü gibi, İslamiyet kölelik sistemini kademeli olakrak kalrırmayı esas almış, mevcut uygulamayı da en insani bir şekilde yapmıştır.
Kaynaklar:
1-Nesefi, II, 111
2-Bkz. Ateş, V, 2444
3- Nesefi, II, 111
4- Nesefi, II, 112
7-Kutub, VI, 3282
8-Ateş, V, 2444
9-Ay.
10-Zuhayli, Alakat, s., 81; Servet Armağan, İslam Hukukunda Temel Hak ve Hürriyetler, Diyanet Yay.
11- Kutub, VI, 3285; Özel, TDV. İslam Ansiklobedisi, Esir md. XI, 385,Hatip, s., 152-153
12-Bkz. Nisa, 92; Maide, 89; Mücadele, 3
13-Mesela, bkz. Bakara, 177; Beled, 13
14-Buhari, Itk, 50-51; Müslim, Elfaz, 13-15
15-Buhari, Itk, 15; Müslim, Eyman, 38
birkartanesi
Jun 13 2006, 02:28 PM
benim de İslam'da çok düşündüğüm konulardan birisi cariyelerdi ne zaman sorsam diye düşünüyordum kısmet duygusal kız'a imiş..Şimdi açıklamalarınıza göre oğlu yada kızı gibi davranılması doğru..Peki çocuk sahibi olma gibi bir durum söz konusu olduğunda da eşi hükmünde mi diyoruz..anlayamıyorum ya..
mumythan
Jun 13 2006, 05:14 PM
ALINTI(birkartanesi @ Jun 13 2006, 03:28 PM)

benim de İslam'da çok düşündüğüm konulardan birisi cariyelerdi ne zaman sorsam diye düşünüyordum kısmet duygusal kız'a imiş..Şimdi açıklamalarınıza göre oğlu yada kızı gibi davranılması doğru..Peki çocuk sahibi olma gibi bir durum söz konusu olduğunda da eşi hükmünde mi diyoruz..anlayamıyorum ya..
sevgili arkadaşım daha önce bunu anlatmıştım artık hükmü bitmiştir diye. ancak sırf merakını gidermek açısından söyleyeyim. bir kadın çocuk doğurduğunda artık özgür bir kadın olur ve onunla birlikte olmak için özgür kadının hükmü uygulanır. kısacası bir erkek çocuk doğurduktan sonra cariyesi olmadığı için o kadına özgür kadın gibi davranarak nkah kıyması yada onu salıvermesi gerekmektedir.
hamzayurekli
Sep 9 2007, 04:59 PM
Selamun Aleyküm Arkadaslar...
Kafama Takılan Bu Cariyelik Olayı Arkadaslara İstişare edelim dedik kşmsenin dogru duzgun bır bılgısı yok bu hususuda....
Bende konuyu dostlarıma'da açayım dedim.....
1-) Cariyelik Nedir..?
2-) Cariye Bir Erkeğin Helali Olabilirmi..?
3-) Cariyenin Sınırlaması varmı (sayı olarak)..?
4-) Cariye Alabilmek için Şartlar Nelerdir.....
5-) Günümüzde Cariye Olayı Gecerlimidir..?
6-) Cariye Hakkında Ne biliyorsanız yazabilirmisiniz..?
DİP NOT : ARKADAŞLAR TEK İSTEĞİM KONUNUN SUYUNU ÇIKARTMAYIN..
EDEP VE ADAP ÜZERE BİLGİLERİNİZİ PAYLŞIN....
Şimdiden Teşekkürler.....
EsLeMNa
Sep 9 2007, 07:09 PM
Öncelikle bir ayetle başlamak istiyorum..
“Aranizdaki bekarlari, erkek kölelerinizden ve cariyelerinizden durumu musait olanlari evlendiriniz.”
Kuranı Kerimde alınan tabirle cariye,kölenin bayanına denilmiştir..
Cariye bir erkeğin helali olur ancak bunun bu şekilde istismar edilmemesi daha eftaldir..
Bir sınır yoktur,çünkü kişi kölelerini evine bir sınırla almaz..
Cariyelik,islamın ortaya çıktığı dönemde yaygın olan(zaten bir nevi kölelik) bir durumdur.O zamanın
şartlarında olmuş,yaşanmıştır.Günümüzde köleliğin olmaması gibi cariyelik diye bir durumda kalmamıştır.
Hatam varsa affola bildiğim kadarını aktarmaya çalıştım..
Selametle..
hamzayurekli
Sep 9 2007, 11:09 PM
S.a...
Eslemna Kardesım tesekkur ederım ....
amma suan fakır bırılerını evımıze alsak olmazmı...,?
ozamanın köleleri bence bugunun sahıpsızlerı gıbı bı durum ıcındeler...
ve kımsesız bırılerın sahıp cıkarsak ve bu yasını almıs bır bayansa bızler bunu carıye olrak alabılırmıyız....
EsLeMNa
Sep 9 2007, 11:20 PM
Elbette alınabilir..
Sonuç itibariyle cariye evde hizmet eden hükmündedir..
Alimlerden yanına bu şekilde yardımcı alanlaın bulunduğunu biliyorum..
Selametle..
hamzayurekli
Sep 9 2007, 11:45 PM
ama normal karısı gıbımı oluyor benım anlamadıgım konu bu....
Nıkah kıymana gerek sınır yok 4 tane gıbı yanı tuhaf acıklama bulamadım...
ünlü dusunurlerımız tesrıf ederlerse bakalım belkı sonuc cıkabılır....
hamzayurekli
Sep 10 2007, 12:33 AM
S.a...
Ya Kadından Cocuk yapılmaz ise..
Veya Cariye Hanım Kısır ise......
Yani Biri Cıkıp demıyor ....
Cariye Eşiniz nasıl ise cariyenizde bu şekildir ...
Veyaaa Cariye Cocugunuz gıbıdır onun ıcın sıze haramdır denılse yaa...
yok cocuk dogurursa hurrıyet olur egerkı dogurmaz ıse mıllıyet olur.....
Cevaplar Net Olmaı Cevaplar Kesın Ve Kararlı Olmalı.....
Selametle....
sakyol
Sep 10 2007, 12:56 AM
Cariyeler ile ilgili konuyu aynen aktarıyorum.
Hukuki ehliyet, hürriyet ve esaret meselesi
Mektubunuzda "Üniversite öğrencileri arasında; Müslüman olduğunu söyleyen, fakat İslam hukukunu tenkit eden kimseler vardır. Bazı solcu arkadaşlar; köle ve cariye statüsünde olan insanların durumunu öne çıkarıyor ve İslam fıkhını bu açıdan eleştiriyorlar. (...) Fakat köle ve cariye hukukunu; ne onlar. ne biz tam olarak bilemiyoruz. Bizim iddiamız şudur: "İslamdan önce, yani cahiliye döneminde, kölelik ve cariyelik yaygındır. İlk Müslümanlardan bazıları, köle ve cariye statüsündedir. İslam'ın dini, bunu savaş hukuku ile sınırlı hale getirmiştir."(...) Erkeklerin köle, kadınların cariye olmasının, sebebi nedir?(...) İslam toplumunda hür bir erkeğin, herhangi bir cariye ile evlenmesi mümkün değil midir? Bunlar arasında nikah kıyılamaz mı? diyorsunuz.
CEVAP: Mektubunuzu özetlemeye gayret ettim. Önce bir hususa işaret edelim. Allahu Teala (cc) bütün insanlardan, ruhlar aleminde iken misak almıştır. Bu bir anlamda Allahu Teala (cc) ile insanlar arasında tahakkuk eden manevi bir mukaveledir.(1)
Emaneti yüklenmesi sebebiyle insan yeryüzünde Allahu Teala (cc)'nın halifesidir ve eşref-i mahlukattır. Dolayısıyle hürriyetin kaynağı fıtridir. Herhangi bir insan; Allahu Teala (cc)'nın indirdiği hükümleri inkar eder, Müslümanlara karşı savaşırken ele geçirilirse "Kölelik Hukuku" gündeme girer. Usul uleması ehliyet arızalarını tasnif ederken köleliği, "Mükteseb (insanın kendi kazandığı) arıza" olarak vasıflandırmıştır. Nitekim İbn-i Abidin: "Bulunan çocuk (lakit) bütün hükümlerde hürdür. Hatta zina mahsulü olduğunu iddia edene hadd cezası (kazf) tatbik edilir. Çünkü ademoğlunda asıl olan hürriyettir. Zira insanlar Müslümanların en hayırlıları olan Hz. Adem (as) ile Hz.Havva'nın çocuklarıdır. Bazı insanlardaki kölelik hali ise, daha sonra ortaya çıkan küfür sebebiyle meydana gelmiştir"(2) diyerek, bu inceliğe işaret etmiştir.
Molla Hüsrev ise "Kölelik, tevhid akıdesinden yüz çevirmenin ve Müslümanlara karşı savaşmanın cezası olarak, Allahu Teala (cc)'nın koyduğu bir hakirliktir"(3) şeklinde tarif etmiştir.
Hürriyetin teminatı; ruhlar alemindeki misak ve tevhid inancıdır. İnsanlar zorbalıkla veya diğer bahanelerle köleleştirilemez. Resul-i Ekrem (sav)'in "hür bir insanı, kaba kuvvet kullanarak köleleştiren kimsenin namazının asla kabul olmayacağını" beyan buyurduğu sabittir.(4) Bir İslam beldesi; (Allahu Teala muhafaza buyursun) kafirlerin istilasına uğrar ise, o beldedeki mü'minler için "Esaret hayatı" sözkonusu olur. Ancak bu esirlere köle veya cariye vasfı verilemez. Bu noktada "Müstevli kafirlere (İslam'a karşı savaştıkları için) bu vasıf verilebilir mi?" suali karşımıza çıkabilir. Müstevli kafirler "Harbi" durumundadırlar. Müslümanlar onlara karşı galip geldikleri zaman, işledikleri fiillerin misliyle mukabele etme hakları vardır.
Ancak bunun gerçekleşmesi için, Müslümanların onlara hakim olmaları şarttır. Mü'minlerin hakim ve İslam fıkhının uygulandığı beldede (ülke); insanların hukuku, nass ile teminat altındadır.
İslam'a karşı savaşan ve bu esnada ele geçirilen bir kimse; mü'minlerin emiri tarafından, teserri akdi ile bir Müslüman'a teslim edilir. Bu kimse erkek ise "Köle", kadın ise "cariye" olur.
Bu hadiseden sonra; o kimse (köle veya cariye) Müslüman olduğu takdirde, Allahu Teala (cc)'nın hukukuna riayeti gerçekleştirmiş olur.
Ancak mü'minlere karşı savaştığı ve onların can emniyetini tehlikeye soktuğu için, kul hukuku devam etmektedir. Resul-i Ekrem (sav); Müslüman olan köleye veya cariyeye (hiçbir bedel talep etmeden) hürriyetini iade etmeye teşvik etmiştir. Nitekim bir Hadis-i Şerif'te: "Herhangi bir Müslüman ki, mü'min olan bir köleyi azad eder!.. Allahu Teala (cc) o azad edilen kölenin her uzvu mukabilinde, azad eden kimsenin bir uzvunu cehennem ateşinden kurtarır"(5) müjdesi verilmiştir. Bilindiği gibi keffaretlerde ilk sırada "köle azad etmek" fiili sözkonusudur. İslami bilgisi olmayan bazı kimseler; cariye ile nikahsız olarak cinsi ilişki kurulabileceğini zannetmektedirler.
Halbuki bu müsteşriklerin bir iftirasıdır. Feteva-ı Hindiyye'de: "Hür erkeklerin; hür kadınlardan veya cariyelerden dördü ile nikah kıyma (evlenebilme) hakları vardır. Hidaye'de de böyledir. Bir köle; hür veya cariyelerden iki kadınla evlenebilir ."(6) hükmü kayıtlıdır. İslam toplumunda Müslüman bir kölenin, evlenme ve boşanma hakkı vardır. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:
Kölelik ve cariyelik üzerinde fazla durulmaması, ehliyet arızası ile ilgilidir. Ayrıca bu hadise daru'l İslam'da gündeme gelebilir. İçinde bulunduğumuz şartlarda gündeme girmesi imkansızdır. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.
(1) Abdülaziz El Buhari-Keşfu'l Esrar-İst.: 1308 C: 4 Sh:238, Ayrıca Molla Hüsrev-Mir'at el Usul fi şerhi'l Mirkat el vüsul-İst.: 1307 C: 1 Sh: 591.
(2) İbn-i Abidin-Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar-İst.: 1983 C: 9 Sh:111.
(3) Molla Hüsrev-Düreri'l Hükkam-İst.: 1307 C:2 Sh: 6.
(4) Sünen-i İbn-i Mace-İst.: 1401 C: 1 Sh: 311 Had. N0: 970.
(5) İbn-i Hümam-Fethu'l Kadir-Beyrut: 1316 C: 3 Sh: 346.
(6) Şeyh Nizamüddin ve Heyet-Feteva-ı Hindiye-Beyrut: 1400 C: 1 Sh: 277
HAREMDEKİ MAHREMİYET
Prof. Dr. Ahmet Akgündüz,yapmış olduğu geniş araştırma ve tesbitlerinde Harem,Köle,Câriye,Sultan gibi konularda:”Padişahın haremine dahil kadınlar,çok sıkı bir disiplin altında yaşarlardı. Dairelerinde böyle yaşadıkları gibi,gezinti ve göçlerde de bu hususlara çok dikkat ederlerdi.
Durum böyle iken;bazı romanlarda,bilhassa son zamanlarda çevrilen filimlerde,kadın efendi ve sultanların hayatlarını ifade etmek için onları açık saçık göstermek,tarihi hakikata uyar mı? Bu hakikaten yaşanan bir tarihin akisleri veya uydurma şekillerimidir? Bunun üzerinde insafla ve iz’anla durmak ve düşünmek icab eder.
Biz var olan bir tarihi milletimize yaşatmıyor,onu yıkıyor,tahrif ediyoruz. Bu bakımdan kitleler üzerinde büyük tesirler yapan roman yazanlara ve film çevirenlere biraz insaflı ve bilgili olmalarını tavsiye etmeyi,yerinde yapılmış bir ikaz sayıyoruz.
Yerli eserlerin noksan ve çok kere yanlış izahları,ne Harem teşkilatını,ne de Haremde mevcut olan kadın efendi,ikbal,usta,kalfa ve cariyelerin hususiyetlerini,vazife ve hayatlarını anlatacak durumda değildir.”[1]
Prof. Akgündüz,özellikle en çok ithama maruz olan Padişah III. Murad hakkında böyle bir iftiraya cevaben:”Halbuki III. Muradın sofi meşreb ve Farsça bir divanı bulunacak kadar ve hele hele kendisine caiz olsalar bile,cariyelerin birbirine haram olacaklarını bilecek kadar İslâmi ilimlere vukufu vardır. Ve bu rezaletleri “Hünkar sofrasında” yaptıkları safsatasında bulunmak yani oralar ki:” Duvarları Kur’an ayetleri ve Hadislerle dolu olan bir salondur. Burada bu tür eğlencelerin yapıldığını iddia etmek,tamamen meseleyi bilmemek ve çarpıtmak demektir.”[2]
Böyle kutsal yerlerde en adi ve şahsiyetsizler dahi cesaret eder mi? Vicdan ve akıl sahiplerine sorulur?
Bununla da kalmayan Haremin”Hususi imamı var ve harem de bir de hususi mescid var. Mescidin imamı var ve haremde beş vakit namazlar bu mescidde usulüne uygun bir biçimde kadınlar ve erkeklerle beraber kılınıyor. Üçüncüsü terbiye ve eğitim merkezi hüviyetidir. Her İslâmi aile gibi padişahın ailesinde de İslâmi bir terbiye söz konusu.[3]
Yani özetle:”Sarayda (Haremde) terbiye olmayanın terbiyesi olmaz.” Yani bu imkanlar içerisinde olunmazsa daha nasıl olunsun? Oradakinin ki olmazsa,başkasının ki nasıl olsun ve olabilsin?
Son Sultan Sultan Reşad,Harem hocasına emrinde:”İbadetlerini tam olarak yerine getirmeyen,İslâmi adaba aykırı hareket edene ekmeğim haram olsun”[4]diyenden ve emsalinden sefâhet beklemek ancak sefihliktir.
İdris-i Bitlisi III. Murada hitaben:” Padişahım,normal bir müslüman zina yapar,başkasının namusuna bakarsa İslam hukukuna göre sabit olan cezası verilir,zararı da kendisine olur. Ama senin durumun öyle değil. Eğer sen zina işler,başkasının namusuna göz dikersen bütün memleket berbad olur. Bu sebeble Kur’an-ı Kerim dört tane hür kadını nikahlı olarak aldıktan sonra sırf bu haram işe girmeyesiniz diye ayrıca ilaveten cariye imkanını tanımıştır."[5]
En fazla cariyenin olduğu söylenilen dönem olan I. Mahmud döneminde 468 tane bulunmaktadır. Bu konuda Akgündüz’e:”Rahmetli Özal’ın özellikle merak edip bana sorduğu konuların başında Harem geliyor. Zaten rahmetlinin teşvikiyle başladım bu kitaba.
Bana Harem mevzuunu sormuştu. Ben de cevaben:”Cumhurbaşkanım,önümüzde yediğimiz çay ve pasta çok güzel olmuş,hanımefendinin eline sağlık”dedim,güldü,”Bizim aşçılar iyidir.”dedi,”Hanımefendi temizliği de iyi yapmış”dedim. Bunun üzerine sayın Özal,”Bunları hanımefendi yapmıyor. Köşkte kadın ve erkek hizmetçiler var.”dedi. “Kaç tane”dedim,”Yüze yakındır”dedi.
“Çok özür dileyerek soruyorum. Siz yüze yakın hizmetçinizle karı koca hayatı yaşıyor musunuz?”dedim,rahmetli acı bir tebessümden sonra,”Hiç anlatma anladım harem mevzuunu”demişti.
Harem iki bölümden müteşekkildir. Haremin birinci grubu sadece erkek personelin girebildiği yer,daha sonra üç dört kapı daha var,kızlar ağasının girebildiği bölüm. İlk bölümdekiler sarayın dışarıdan yapılacak hizmetlerini görüyorlar. Ondan sonra asıl Haremin kapısı var. Kapının üzerine:”Ey iman edenler,birisinden izin almadıkça evinden içeriye girmeyiniz.”[6] ayetinin yazıldığı levha var. Bu kapıdan ancak mahrem olan erkek girebiliyor. Yani bizim kendi evimiz,yatak odamız gibi. Ve burada cariyeler var. Bu cariyeler iki kısım;infitah hakkı bulunan yani yalnızca emeğinden yararlanılanlar ve Padişah eşleri. Mesela Yavuz Sultan Selimin üç tane hanımı var.[7]
Menfi manaya çekilen:”İç oğlan” konusunda da Akgündüz bunun yani”Oğlan kelimesinin evlat anlamında kullanıldığını”[8] Yine:” İç sarayda çalışan genç görevlilere denmektedir.”[9]
Normal bir insan bile evlenmek üzere evine alacağı kimseyi gözü kapalı olarak almazken,geniş incelemeden sonra kabul etmezken,Sultan olan birisinin ailesi konusunda tam bir sorumsuzluk içerisinde olup ve bunun umumuna teşmilini ifade etmek büyük bir yanlışlık,hata ve bunun da ötesinde bir hıyanettir.
Hadımlık konusu da aslı olmayıp,saptırılan bir meseledir. Dayak atan bir kimsenin,dayak yedim diye bağırması,kendisini öyle göstermesine benzemektedir.
Akgündüz-ün başarı ve bu konuda verdiği eserler konusunda Y. Öztuna şöyle der:”Osmanlıya,bilhassa padişahlarımıza yapılan iftiraların milli vicdandaki üzüntü ve tepkisine tercüman oluyor.”[10]
Yirminci asrın kustuğu bu kir ve lekesini,yirminci asrın tüm teknik ve teknolojisi de dahil,yirmi asır çalışılsa ve uğraşılsa ancak temizlenebilir.
Ortada belgelerin olmayışı veya az oluşu,bilindiği üzere bunların ya kağıt fiyatına satılıp tamamen elden çıkarılması veya şu anda bile açılmasına müsaade edilmeyip kapalı tutulması,bazı ehliyetsiz ve kasıtlı insanların sorumsuzca savurmalarına sebep olup,onlara bu cesareti verirken,karşı tarafa sadece iyi niyetin suskunluğu düşüp,bilinen nisbetince veya mantiki ifadelerle savunmak düşmektedir. Ancak zamanın en büyük müfessir oluşu gerçekleri açıkça ortaya koymaktadır.
İ. Bozdağ ilk düzenli Harem konusunda:” İlk haremi hümayun düzenlemesi de Fatih Sultan Mehmed-in koyduğu kurallarla oluşturulmuştur.”der.[11]
Ve Bozdağ padişahla kalfalar arasında herhangi özel bir durumun olmadığını belirterek:”Haremdeki bütün kalfalar,harem tarihi boyunca Padişaha sadakatle hizmet etmişlerdir. Tek ihanet örneği,Arzuniyaz adlı bir kalfanın,Sultan Abdulazize ihanet ederek,onu tahttan indiren,Hüseyin Avni Paşanın casusu olması ,ona haberler taşımasıdır.. Bu suçu ortaya çıkmış Arzuniyaz kalfaya ne ceza verildi bilir misiniz..?” Haremden ayrılmasına mezuniyet..”[12]
Harem,bu kalfalar tarafından idare edilirler.
Bir din ki kölelerle olan yazışmayı yani mükâtebeyi[13] belirlemiştir. Bununla beraber Câriyelerin nikahı,[14]câriyelerin iddeti [15] konusunu işlemiş,tam bir adaletle meseleleri çözmüş iken,bunları menfi göstermeye çalışmak,Padişahların şahsında İslâmiyete tam bir ihanetin neticesidir. Kur’an-ın adaleti gereği,bir gemide dokuz masum bir cani bulunsa batırılamıyacağı gibi,dokuz cani bir masum dahi olsa,o masumun izni olmadıkça batırılamaz. İslâmiyet buna müsaade etmemektedir.[16]
Ayrıca Hareme”Kadı efendiler ve ikballer,ancak hatırını kıramadıkları devlet büyüklerinin kızlarını kabul edebiliyorlardı. (Ta ki haremde yetişmeleri için) Bunların haremde kalma süresi 3 yıl idi. Süre sonunda haremi terk edip evlerine dönerlerdi. Bir ev kadını üniversitesi idi saray haremi. Buradan geçmiş kadınlar,bir konağa da gitse,bir fakir kulübesine de gitse,baş tacı edilirlerdi...”[17]
Özetle;Adını mahremden alıp,mahremiyetine bürünen harem,öyle bir hale getirilmiş ve getirilmeye çalışılmaktadır ki;tüm sefâhetlerin,açık saçıklıkların,mahremiyetsizliklerin yeri olarak gösterilmektedir. Mesele üzüm yemek değil,bağcı dövmektir.
Aile mahremiyetlerini faş etmekle başarmaya çalıştıklarını az görenlerin,saraydaki aile mahremiyetlerini faş etmekle bir aile olan İslam alemi ile olan aileliklere de böylece yara açmak hedeflenmektedir.
İnsaflı ve vicdanlı tarihçilere arz edilir ki;bin sahifelik bir kitabın bir sahifesindeki binlerce meseleden bir meseleyi mesele yapmayıp,araştırma konusu yapmak gerekirken;,sırf kusur bulmak amacıyla,diğerleriyle olan bağlantısını görmeden,bir tarihçi ve araştırmacıya yakışmayan üsluplarla hareket etmek akli ve ilmi üsluptan uzak,hissi ve düşmanca bir tavırdır.
Hatayı örtmek marifet olmadığı gibi,600 küsür yıllık muhteşem bir devletin ve yaptıklarının üstünü örtmek için cılız ve kısır örtülerle örtmeye çalışmak,koca denizdeki belirli noktalarda olabilecek veya olmasına çabalayarak bulanıklıklar oluşturmak,olsa olsa cehaletin ve hamâkatin bir eseridir.
MEHMET ÖZÇELİK
---------------------------------------------------------------------------
-----
[1] M.Çağatay Uluçay. Haremden Mektuplar. 1 / 6-10, Yeni şafak Gaz. 25-9-1995.
[2] Agg.25-9-1995,bak. Osmanlı Saraylarında Harem hayatının İç yüzü. M. Ç. uluçay. sh.13-14,zaman gaz.26-11-1995.Pazar konuşmaları.
[3] Zaman.26-12-1995.
[4] Agg.26-12-1995.
[5] Agg. 26-11-1995.
[6] Ahzab.53.
[7] Yeni Şafak gaz.26-11-1995.
[8] Zaman gaz.26-11-1995.
[9] Aksiyon derg.23-29-Eylül-1995.sh.28.
[10] Türkiye gazt.3-12-1995.
[11] Zaman gaz.29-11-1995.
[12] Agg.29-11-1995.
[13] Nur. 33.
[14] Nisa.24-25,Kütüb-ü Sitte. Prof. İ. Canan. 11 / 442,545-546.
[15] Zad-ul Mead. İbni Kayyım el-Cevzi,terc.heyet. 6 / 235.
[16] En’am.164,İsra.15,Fatır.18,Zümer.7,Necm.38.
[17] Zaman gaz.30-11-1995.
hamzayurekli
Sep 10 2007, 01:10 AM
S.a..
Kardesım tesekkur ederım yorumlarından dolayı....
Anladıgıma göre nikahsız yapılan her olay zina cariyede olsa normalde olsa fark etmez...
Eywallah ben alacagımı aldım... teşekkürler ...Türkiye Her nerede yaşıyor veya yaşatılıyorsanız....
ayred
Sep 12 2007, 10:22 AM
lütfen yetkili biriris yada bukaonuda biligisi olan bir arkadaş bu forum sitesini nasıl kullanıcagımı anlatırsa sevinirim konuşarı alıntımı yapıyorıuz kendimizmi yzıyoruz nerey yazıyoruz valla kafam karıştıyardım ederseniz sevinirim selamaetle