|
||||||||||
![]() ![]() |
| serkanasm |
Jan 6 2007, 10:38 PM
Mesaj
#1
|
|
Grup: Üyeler Mesajlar: 489 Kayıt: 3-March 06 Üye No: 5,352 |
Evet arkadaşlar
Başlangıcı olan herşeyin bir de sonu var. Başlangıcı olan her hayalin bir de çöküşü var. Ömer Öngüt meselesinde Allahın izni ile gösterdiğimiz sabır bizi nerdeyse sonuca ulaştırdı. Ve bir fırka daha elveda demeye hazırlanıyor. İsterseniz konuyu toparlayalım. Açıkçası bizlerin de haberi yoktu. İşlerin böyle olduğundan, bizler de öğrendik inşallah sizlere de gösterdik. Öncelikle Öngüt Kendisini Hatemu'l-evlİya Zannetmekteymiş konusunda bahsettikleri hadisin bulunmadığını Değerli Hoca Ebubekir Sifil'in yazıları ile gösterildi. Gene aynı linkte ben nacizane bir yazı kaleme aldım müslümanları tekfir ederken izlediği yolun ne kadar yanlış olduğunu sırf kendi yazılarından gösterdim Allahın izni ile. Daha sonra hicretonline'nın yazısını koyduk. Daha sonra da gene aynı linkte MJ'nin hazırladığı Öngütün nasıl fikirsel bunlaımda olduğunu gene kendi yazılarından alıntılarla gösterdik. Daha sonra ( olmayan) hadisten ve öngütün yazılarında bir sonuca ulaşamayacağını anlayan bir öngütçü bize her tülü hakareti ederek bir konu açtı ve başladı Değerli İslam Alimlerinin yazılarını koymaya. İnanılır gibi değildi. Hatemu'l Velİ Kİmdİr ? Ve Nasil Taninir ? Neredeyse Alimlerimizin her yazısını resmen katletmişler. Kimisinde yarım yamalak vererek demagoji yapmışlar kimisnde ise doğrudan yanlış bilgiler vermişler. İnanılır gibi değildi nerdeyse tüm İslam alimlerinin Ömer Öngütten bahsettiğini belirtmekteydiler. Biz de hemen bütün yazıların orjinallerini bulup, bütün gerçekleri ortaya çıkardık Allahın izni ile. Ve yolun sonuna yaklaşıldı. en baştan beri söylenen Hatemul veli Aslında Muhyiddini Arabinin bir sözü çıktı: Kaynak : http://www.kuranislami.com/save/ibnarabi2.rtf (indirebilirsiniz) ALINTI Fütuhat, 2/B- S. 404, 438 441, 462; Fusûs, S. 37-41; İslâm Felsefesi, Ord. Prof. Hilmi Zira Ülken, S. 248; Uç Müslüman Bilge, S. 124; İşarî Tefsir Okulu, S. 287, 288. "Allah, insan-ı kamil'in dış suretini âlem'in hakikatleriyle suretinden, bâtınî çehresini de kendi sureti üzere inşa kıldı... Bu ilim, ancak Peygamberlerin ve Velîlerin sonuncusuna verilmiştir. Bu ilmi, Nebî ve Resullerden görebilenler ancak Hâtem-i nübüvvet olan Hazret-i Muhammed'in ışığıyla görürler. Velîlerden görebilenler de ancak (onun mirasçısı olan) son Veli'nin kandilinden müşahede ederler, hattâ Peygamber, o ilmi ne zaman müşahede etseler ancak Hatemi Velayet kandilinin ışığıyla görürler. Çünkü Resüllük ve Nebi'lik yani şeriat kurmak keyfiyeti sona ermiştir. Velîlik ise asla nihayete ermez. Kitap ile gönderilen peygamberler aynı zamanda Velîlerden olduklarından bahsettiğimiz ilmi ancak Hâtem-i evliya ışığından alırlar... Âdem çağından son Nebî'ye varıncaya kadar tıyneti bakımından olan varlığı gecikse de nebilerden hiçbir ferd yoktur ki ilmini sonuncu Peygamber olan Hazret-i Muhammed'in ışığından almış olmasın. Çünkü O hakikati ile mevcuttur ve bu da peygamberin "Adem henüz su ile toprak arasında iken ben Peygamber idim" mealindeki sözü ile sabittir. Başka peygamberler ancak ümmetlerine gönderildikleri zaman Nebî olmuşlardır. Keza Velîlerin sonuncusu Hâtem-i Evliya da böylece Velî iken Âdem su ile toprak arasında idi... (Fusûs, 23, 37, 40, 41), Ben Hâtem'ül Evliya Muhammed (İbnü'l-Arabî)'yim." (Fütuhat, 2/B-462) ve gene aynı kaynak söylemektedir ki: ALINTI "Gazalî açıkça şunu ifâde etmektedir: "Velîlik rütbesinin, nübüvvet rütbesinden daha yüce olduğunu kim iddia ederse, onu öldürmek bence yüz kâfiri öldürmekten daha sevimli bir iştir. Çünkü onun dine vereceği zarar daha büyüktür." (İbn Teymiye Külliyatı, 4. cild S.162) Ne yazık ki her başlangıcın bir de sonu var Ömer Bey. O son geldi ne yazık ki senin için. Peşine takılanlar bize günlerdir hakaret etmeye çalışıyorlar ve biz gene söylüyoruz ki: "Tövbe edin biz hakkımızı helal edicez". Derdimiz Öngüt falan değil. Derdimiz aldatılan insanlardı. Yaşlı başlı adam bırakın kendini hatemul bilmemne zannetmeye devam etsin. Ama siz tövbe edin. Aşağıdaki ayeti hatırlayın ve tövbe edin: ------------------------------------------------------------ Bakara 7. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir ve gözlerinin üzerinde de bir perde (7) vardır; dehşet verici bir azap beklemektedir onları. 7 - Bâtıl inançlara inatla sarılan ve hakikatin sesini dinlemeyi reddeden kişinin zamanla hakikati kavrama yeteneğini kaybedeceği ve "böylece, sonunda kalbinin mühürlenmiş olacağı" (Râğı ----------------------------------------------------------- NOT: Bu konuya mudahil olmak isteyen arkadaşlar mutlaka yukardaki 2 konuyu baştan sona okumasını kesinlikle tavsiye ediyoruz. |
| serkanasm |
Jan 7 2007, 10:33 PM
Mesaj
#2
|
|
Grup: Üyeler Mesajlar: 489 Kayıt: 3-March 06 Üye No: 5,352 |
Bu olaya şahit olan Kadîri kardeşlerimiz çok kızmış olacaklar ki.
Şu yazıyı hazırlamışlar. Allah razı olsun onlardan. ALINTI İbnu'l Arabî'ye göre, (Hz. Muhammed(s.a.v) dahil) bütün peygamber ve veliler, Muhammed'in Ruhu'nun tezahürleridir. Ruhi silsilenin başı ve sonu odur. İbnu'l Arabî'nin velilerin mührü dediği şey, sadece onun sayısız tezahürlerinden biridir. Velilerin Mührünü diğer veli ve peygamberlerden ayırt aden, sadece onda Muhammed'in Ruhu'nun tamamıyla tezahür etmiş olmasıdır. Bu Akli İlke'nin en hakiki manevi varisi ve Muhammed'in Ruhu batıni öğretisinin doğrudan doğruya nakledildiği silsilenin son üyesi odur. Birçok yazarların görünüşte aksini görünüşte aksini süşünmelerine rağmen, İbnu'l-Arabî, Velilerin Mühründen (sonuncusundan) sonra herhangi bir (Müslüman veya başka bir inançta) velinin gelmesi ihtimalini reddetmek istemez. "Mühürlü olan, İslami verasetten (irs Muhammedi) doğan veliliktir.'' Diğer veliler Mühürden sonra gelebilirse de, artık bunlar Muhammed'in doğrudan doğruya varisleri değildir. Bunlar Mühür vasıtasıyla diğer peygamber ve velilerin varislerisir. İbnu'l-Arabî Muhammed'in (Muhammed'in Ruhunun) ezeliliği ve öncesizliği hakkında söylediklerini Velilerin Mührü (Mührün Ruhu) hakkında da tekrar eder. "Muhammed olsun, Velilerin Mührü olsun, her iki si de adem su ile balçık arsında bir şey iken mevcuttular''. Fakat Velilerin Mührünün Ruhu, Muhammed'in Ruhu değilse nedir? Biz ona Peygamber'in suretinde Muhammed ve Mühür suretinde Velilerin Mührü deriz."Bunlar arasındaki tek fark, Velilerin Mührü varis olduğu halde, Muhammed'in bir Resul, bir nebi ve bir veli olmasıdır. İbnu'l-arabi, öyle görünüyor ki, Ruhu, Muhammed'in Ruhu ile aynı olduğu içini onu "marifet",ilahi ilimler ve hakikatlerin bilgisinde faal (etkin) ilke ile aynı sayarken Mührün kendisi değil, Ruhunu kastetmektedir. İbnu'l-Arabi diyor ki: ''Onun batını (iç yönü) Peygamber'inki aynıdır.'' Onun meşalesinden bütün Peygamberler tebliğ ettiklerini (yani vahiyleri vb.) görürler. ''O, bilgisini doğrudan doğruya Allah'tan alan ve diğer bütün ruhları bilgi ile besleyen varistir''. Şimdi geriye Velilerin Mührünün kim olduğunu anlamak kalmaktadır. İbnu'l-Arabî iki çeşit Veilik ve iki Mühürden söz eder. Birincisine (Peygamber olduğu kadar bir veli de olan) Hz. Adem'le başlayıp (İslam geleneğin bildirdiğine göre, bu âlemdeki ikinci hayat sırasında) Hz. İsa ile sona eren umumi ya da mutlak velilik (el-velayet el-amme veya el-mutlaka); ikincisi ise el-Hilafet el-Muhammedi veya el-Velayet el-Muhammediye (İslami hilafet ya da velilik) adını verir. Birincisinin Mührü İsa'dır; ikincisininki ise, öyle görünüyor ki İbnu'l-Arabi'nin en-nübüvvet el-amme mührüdür; çünkü müslüman halkın geleneğine uyan İbnu'l-Arabi, İsa'nın bu aleme tekrar gelerek, asli şeklini vereceği ve hakiki şeriatını açıklayacağı İslam dinine uyacağına inanmaktadır. Fakat İbnu'l-Arabi'ye göre, her Peygamber aynı zamanda bir veli olduğundan İsa da bütün velilerin sonuncusu olacaktır.İslam veliliğinin mührü, öte yandan, hakiki mühürdür, çünkü onunla birlikte İslam'ın mirası(el-irs el-Muhammedi) sona erer. Onu takip eden hiçbir veli, Muhammed'in Ruhunun vasıtasız bir varisi olduğunu iddia edemez. İbnu'l-Arabi, Velilerin Mühründen, kelimeyi nitelendirmeksizin kullandığı zaman, genellikle onu kastetmektedir. İbnu'l-Arabi'nin, Velilerin Mührünü muhtelif tasvir şekillerine bakarak , hüküm verirsek, açıkça görülmektedir ki, Mühürden kendisini kastetmektedir. Kendisine açıkça Velilerin Mührü adını verdiği bir parça vardır ki orada "Ben veliliğin Mührü, şüphesiz, Haşimi ve İsevi mirasın (Mührü)'yüm." demektedir. Daha birçok yerlerde de buna sadece kapalı bir şekilde dokunmaktadır. Mesela, şu sözleri söylerken: "İslam veliliğinin Mührü soylu bir Arap ailesindendir; zamanımızda yaşamaktadır; H. 595 / M. 1198 yılında ona rastladım ve Allah'ın başkalarından saklayıp bana açtığı gizli işaretini gördüm." İbnu'l Arabi, Mehdi'yi İslam veliliğinin Mührü şeklinde tasvir ederek, aynı şekilde şunları söylüyor: "Zamanımızda dünyaya gelmiştir. Onunla karşılaştım ve üzerinde ki Mühür işaretini gördüm... O, meşhur beklenen Mehdi (el-Mehdi el-Muntazar) değildir, çünkü el-Mehdi el-Muntazar Peygamber ailesinin bir üyesi ve (Peygamberin) hakiki soyundandır; halbuki Velilerin Mührü sadece manevi bir varistir." H. 599 / M. 1202 yılında Mekke'deki rüyalarından birini anlatırken de İbnu'l-Arabi şunları söylüyor: "Rüya gibi bir durumda sanki Kabe'nin altın ve gümüş tuğlalardan yapılmış olduğunu gördüm. Bina, eksik olan iki tuğla dışında tamamdı; bunlardan biri altın, diğeri ise gümüştü. Nefsimin kendisini bu iki tuğla yerine yerleştirdiğini gördüm ve anladım ki, ben onların ta kendileri (aynları) idim. İşte o zaman bina tamamlandı. Uyanıp Allah'a şükrettim ve kendi kendime, "benim gibi velilerin yolundan gidenler arasında ben Peygamberler arasındaki Allah'ın resulü (Muhammed) gibiyim.", yani Velilerin Mührüyüm. İbnu'l-Arabi'nin rüyasındaki bina, öyle görünüyor ki, ruhi mertebeler silsilesi yerine kullanılmıştır; gümüş tuğlalar velilerin, altınlar da Peygamberlerin yerini tutmaktadır. (Biri altın diğeri gümüş olan) iki tuğlanın boşluğunu doldurmakla, öyle görünüyor ki, Velilerin Mührü'nün hem (gümüş tuğla, yani Peygamberin dış yönüyle temsil edilen) Peygamber'in bir saliki hem de (altın tuğla, yani onun içi yönü ile temsil edilen) bir veli olduğuna değinmektedir. Buna ek olarak, İbnu'l-Arabi'nin yazılarında İslam veliliğinin Mührüyle kendisini kastettiğini şüphe bırakmayacak şekilde kanıtlayan başka işaretler de bulunmaktadır. Velhasıl-ı Kelam; biz daha nice Öngütler ve **** göreceğiz, Allahualem.. Kaynakça: "Futuhat 2. cilt, sayfa 64" "Fusus sayfa 30" |
| _samanyolu_ |
Jan 8 2007, 12:08 PM
Mesaj
#3
|
![]() Grup: Üyeler Mesajlar: 418 Kayıt: 7-August 06 Üye No: 9,621 |
Okudum ama anlayamadım serkan, kısaca söylermisiniz, arabi ve öngütün ne ilgisi var? Yani arabi öngütü onaylıyormu, ne oluyor hiç anlayamadım?
|
![]() ![]() |
| Basit Görünüm | Tarih: 4th July 2009 - 05:16 AM |
|
İnternetin En Çok Tıklanan İslami Forum sitesine reklam vermek için ; iletişim : bilgi@islamiforum.com |
|||
|
|||
![]() |
|||
![]() |
|||
![]() |
|||